162. Âyetin Tefsiri
Ancak onlardan sağlam ilme sahip olanlarla mü'minler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah’a ve ahiret gününe iman ederler. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
"Ancak sağlam ilme sahip olanlar":
İbn Abbâs: Bu, kitap ehlinin mü’minleri için bir istisnadır, demiştir. Rasihun ise: İlimleri sağlam olanlardır.
Ebû Süleyman da: Onlar Abdullah b. Selam, onunla beraber iman edenler ve Cafer b. Ebû Talip’le Habeşistan’dan dönen İncil ehlinden iman edenlerdir. Mü’minler de: Resûlüllah’ın ashabıdır, demiştir.
"Namaz kılanlar": İse onu emredildikleri gibi yerine getirenlerdir.
"El - mukîmîne"nin mensûb olmasında ise dört görüş vardır:
Birincisi: O, katibin hatasıdır. Bu da Hazret-i Âişe’nin görüşüdür. Osman b. Affan’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Mushafta dilbilgisi hatası vardır, Araplar onu dilleriyle doğrultacaktır. İbn Mes’ûd, Übey, Said b. Cübeyr, İkrime ve Cuhderi ise vav ile: el - Mukimunessalate” okumuşlardır.
Zeccâc da şöyle demiştir: Bu hatadır diyenin sözü cidden akıldan uzaktır, çünkü Kur’ân’ı toplayanlar dil ehli ve önder kimseler idiler. Onlar nasıl başkalarının doğrultacağı bir şeyi Allah'ın kitabında bırakırlar? Bunun onlara nispet edilmesi uygun değildir.
İbn Enbari de şöyle demiştir: Osman hadisi sahih değildir, çünkü senedinde kopukluk vardır. Osman’ın kendinden sonrakilerin düzeltecekleri bir şeyi Kur’ân’da bırakması imkansızdır.
İkincisi: O,
"Ma"nın üzerine atıftır,
Mana da şöyle olur: Sana indirilene ve namaz kılanlara iman ederler. Bunların da melekler olduğu, bir görüşte de peygamberler olduğu söylenmiştir.
Üçüncüsü: O
"minhüm"deki hüm zamirinin üzerine ma’tûftur,
Mana da şöyledir: onlardan ve namaz kılanlardan ilimleri sağlam olanlar, sana indirilene iman ederler.
Zeccâc şöyle demiştir: Bu nahiv Âlimlerince kötü bir görüştür, zahir mecrur şiir dışında zamir mecrura atfedilmez.
Dördüncüsü: O, medh üzere mensubtur,
Mana da şöyledir: Namaz kılanları yad et, onlar zekât verenlerdir! Şöyle bir misal getirdiler:
Kavmim uzak olmasın; onlar
Düşmanların zehiri, kesilecek develerin afetidir.
Bütün savaş meydanlarına menleri yad et,
Onlar harama uçkur çözmemişlerdir.
Buna göre: Savaş meydanlarına inenleri yad et kavlinin manası: Onlar temizdirler, olur. Merertü bizeydin el kerim sözün de bu kabildendir ki: Eğer onu başkasından ayırmak istersen, elkerimi dersin ki, sözün akışı da öyledir. Eğer onu methetmek istersen nasb edersin: Biziyedin eklerime dersin. Sanki: Kerem sahibi Zeyd’i yad et demiş gibi olursun. Eğer istersen merfu okur ve: Huvel kerimi demiş gibi olursun. Caeni kavmükel mutimine filmahli velmuğisune fişşedadid (kıtlıkta yemek yediren kavmin geldi, onlar zorluklarda imdat edenlerdir) demek olur. Bu, Halil ile Sibeveyh’in görüşüdür. Bu görüşleri Zeccâc nakletmiş ve bu (son) görüşü tercih etmiştir.
163. Âyetin Tefsiri
Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettîğimiz gibi sana da vahyettîk. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a Yûnus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettîk. Dâvud’a da Zebur’u verdik.
"Sana da vahyettik":
İbn Abbâs şöyle demiştir: Adiy b. Zeyd ile Sükeyn: Ya Muhammed, Allah’ın Mûsa’dan sonra bir beşere bir şey indirdiğini bilmiyoruz, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Al-i İmran’da vahyin manasını zikretmiştik. Bunlar orada zikredilmişti.
İshak: Yabancı bir isimdir, Arapça’ya uygun gibi görünse de öyledir. Eshakahullahu ishakan denir ki, Allah onu kahretsin, demektir. Yakub da yabancı bir isimdir. Arapça'daki yakub ise erkek keklik kuşudur, onun asıl Arapça’sı kabec’tir. Şeyhimiz dilci Ebû Mansur’dan böyle okudum. Eyyub: Yabancı isimdir. Yûnus da yabancı isimdir.
Ebû Ubeyde şöyle demiştir: Nunun zammı ve kesri ile Yûnus, Yunis, denir. Ebû Zeyd el - Ensari, Araplardan kesre, zamme ve fetha ile hemzeli şeklini rivayet etmiştir.
Ferrâ’ da şöyle demiştir: Yûnus, nunun zammesiyle ve hemzesiz olarak Hicazlıların lügatidir. Esed oğullarından bazıları, hemze ile: Yu’nus, derler. Akil oğullarının bazıları da hemzesiz olarak nunun fethası ile Yunes, derler. Meşhur kıraat, hemzesiz olarak nunun refi ile Yûnus’tur.
İbn Mes’ûd, Katâde, Yahya b. Ya’mur ve Talha: Nunun kesri ile hemzeli olarak: Yu’nis okumuşlardır. Ebû’l - Cevza, Ebû İmran ve Cuhderi, nunun fethi ile hemzesiz olarak Yunes okumuşlardır. Ebû’l - Mütevekkil de nun fethi le hemzeli olarak: Yu’nes okumuştur.
Ebû Semmak el - Adevi de nunun kesri ile hemzesiz olarak Yunis okumuştur.
Amr b. Dinar, nunun refi ile hemzesiz okumuştur. Harun da yabancı isimdir. Diğer peygamber isimleri ise yukarıda geçmiştir. Zebur’a gelince: Kurraların çoğu zenin fethi Zebur okurlar. Ebû Rezin, Ebû Recâ’, A’meş ve Hamze zenin zammı ile Zubur okumuşlardır.
Zeccâc şöyle demiştir: Kim zeyi fetha ile okursa, bir kitabı kasdeder. Kim de zamme ile Zubur okursa, kitaplan kasdeder. Dâvud’u zikretmenin manası: Muhammed’in Kur’ân’lâ üstün kılındığını unutmayın, gerçi Allah Dâvud’a Zebur’u vermişse de bunu unutmayın, demektir.
Ebû Ali şöyle demiştir: Hamze sanki Dâvud'un kitabını belli bölümlere ayırmış, her bölüme zübür demiştir. Sonra onu çoğul yaparak Zübur, demiştir.
İbn Kuteybe de şöyle demiştir: Zebur feul veznindedir, mef'ul manasınadır, meselâ halub, rekub deyip de mahlub ve merkub manasını kasdettiğin gibi. Bu da: Zebertül kitaba ezburuhu zebren kavlinden gelir ki, kitabı yazmak demektir. Bunda Zübur şeklinde bir lügat daha vardır ki, sanki cemi’dir, demiştir.
164. Âyetin Tefsiri
Sana daha önce anlattığımız peygamberler ve sana anlatmadığımız peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile gerçekten konuştu.
"Ve kellemellahu Mûsa teklima": Kelleme fı’linin teklim masdan ile tekit edilmesi, Mûsa’nın Allah’ın kelâmını gerçekten işittiğini gösterir. Ebû Süleyman Dımeşki rivayet etmiş, demiştir ki: İsmail b. Muhammed es - Saffar'dan işittim:
Sa’leb'ten şöyle dediğini işittim: Eğer Allahü teâlâ fi’li masdar ile tekit etmese idi, birimizin birine: Kad kellemtü leke fülanen sözünü ona pusula yazdığı veya bir elçi gönderdiği manasına alması câiz olurdu. Ama teklimen deyince, bunun sadece Allah’ın kelâmım işitme olduğu meydana çıkar.
165. Âyetin Tefsiri
Müjdeci ve uyarıcı peygamberler (gönderdik) ki, insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir delilleri (diyecekleri) olmasın. Allah mutlak galiptir, ince hikmet sahibidir.
"İnsanların Allah’a karşı bir diyecekleri olmasın": Yani peygamberler gelmedi diye tevhidi ve taati terk etmede, mazeretleri olmasın. Çünkü bu gibi şeyler ancak peygamberlerle vacip olur.
166. Âyetin Tefsiri
Ancak Allah sana indirdiğini bilerek indirdiğine şahitlik eder. Buna melekler de şahitlik ederler. Allah’ın şahitliği de yeter.
"Ancak Allah şahitlik eder":
Bunun iniş sebebi için iki görüş vardır:
Birincisi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir Yahudi cemaatinin yanına girdi, onlara: Allah'a yemin ederim ki, benim Allah’ın Resul'ü olduğumu biliyorsunuz, dedi. Onlar da: Bunu bilmiyoruz, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Bu, İbn Abbâs’ın görüşüdür.
İkincisi: Mekke’nin ileri gelenleri Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiler: Seni Yahudilerden sorduk, bilmediklerini iddia ettiler; seni Allah’ın gönderdiğine şahitlik edecek birini getir, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Bu da İbn Saib’in görüşüdür.
Zeccâc şöyle demiştir: Şahit: Tanıklık ettiği şeyi açıklayan kimsedir. Allahü teâlâ da bunu açıkladı, bunu açıklamakla beraber bunun hak olduğunu da bilir.
"Onu bilerek indirdi": Kavlinin manasında da üç görüş vardır:
Birincisi: Onu indirdi, o hususta bilgisi vardır, bunu Zeccâc, demiştir.
İkincisi: Onu ilminden indirdi, bunu da Ebû Süleyman Dımeşki zikretmiştir.
Üçüncüsü: Onu, senin en hayırlı yarattığı kulu olduğunu bilerek indirdi, bunu da İbn Cerir Taberî, demiştir.
"Melekler de şahitlik ederler": Bunda da iki görüş vardır:
Birincisi: Onu Allah’ın indirdiğine şahitlik ederler.
İkincisi: Senin doğruluğuna şahitlik ederler.
"Ve kefa billahi şehida (Allah’ın şahitliği de yeter)":
Zeccâc,
"be” tekit için gelmiştir, demiştir.
Mana da: Allah’ın şahitliği ile yetinin, demektir.
167. Âyetin Tefsiri
Şüphesiz inkâr edip insanları Allah’ın yolundan çevirenler, haktan uzak bir şekilde sapmışlardır.
"Şüphesiz inkâr edip insanları Allah'ın yolundan çevirenler":
Mukâtil ve diğerleri: Bunlar, Muhammed’i inkâr edip insanları İslâm’dan çevirenlerdir, demişlerdir.
Ebû Süleyman da şöyle demiştir: Onların İslâm’dan çevirmeleri, müşriklere ve onlara tabi olanlara: Kitabımızda Muhammed’in sıfatını görmüyoruz, demeleridir.
168. Âyetin Tefsiri
Şüphesiz (Allah’ı) inkâr edip zulmedenleri Allah bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.
"Şüphesiz inkâr edip zulmedenler":
Mukâtil ve diğerleri şöyle demişlerdir: Bunlar da Muhammed’i ve Kur’ân’ı inkâr eden Yahudilerdir.
Burada zikredilen zulüm hakkında da iki görüş vardır:
Birincisi: O, şirktir, bunu Mukâtil, demiştir.
İkincisi: O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kitaplarındaki sıfatını inkâr etmeleridir.
"Allah onları bağışlayacak değildir": Onlardan küfür üzere ölenleri demek istiyor.
Ebû Süleyman şöyle demiştir: Allah onların çirkin fiillerini kapatacak değildir, bilakis onları dünyada rezil edecek, sürgün ve esaretle onları cezalandıracak, ahirette de ateşle azap edecektir.
"Doğru yola iletecek de değildir": Kurtulacakları yola.
Mukâtil de: Hidayete giden yola, demiştir.
169. Âyetin Tefsiri
Ancak içinde ebedi kalacakları cehennem yoluna iletir. Bu da Allah’a göre çok kolaydır.
"Bu da Allah’a göre çok kolaydır": Yani onlara azap etmek Allah için basittir.
170. Âyetin Tefsiri
Ey insanlar, Peygamberler size gerçeği getirmiştir; kendi hayrınıza olarak (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır. Allah hakkıyle bilen, hikmet sahibidir.
"Ey insanlar": Genel bir ifadedir.
İbn Abbâs’tan ise: Müşrikleri kasdetti, dediği rivayet edilmiştir.
"Peygamber size gerçeği getirmiştir": Yani hidayet ve doğruluğu.
"Hayrınıza olarak iman edin": Zeccâc; Halil’den ve bütün Basralılardan şöyle nakletmiştir: Hayran mef’ûl-i leh olarak mensubtur, çünkü sen birine: Hayrına olarak vaz geç desen ve onu bir işten men edip başka bir işe itsen mana şöyle olur: O işe son ver ve senin için hayırlı olana gel, senin için hayırlı olan şeye gir. Halil ile Sibeveyh, Ömer b. Rebia’nın şu beytini delil olarak getirmişlerdir:
Ey kadın, ona Malik’in iki büyük ağacın randevu ver
Veya aralarındaki tepeyi, ova için.
Sanki: Ovaya gel, demiştir.
"Eğer inkâr ederseniz şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır": Yani O’nun size de sizin imanınıza da ihtiyacı yoktur.
"Allah hakkıyle bilir” meydana gelecek iman veya küfrü.
"Hikmet sahibidir": Sizin ne yapacağınızı bildiği halde bunu size teklif etmede.
171. Âyetin Tefsiri
Ey kitap ehli, dininizde haddi aşmayın. Allah’a karşı haktan başka bir şey söylemeyin. Ancak Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın elçisidir, Meryem’e attığı (ulaştırdığı) bir söz ve kendisinden bir ruhtur. Artık Allah’a ve Peygamberlerine iman edin; İlâhlar "üçtür” demeyin. Kendi hayrınıza olarak buna son verin. Ancak Allah bir tek İlâhtır. Çocuğu olmaktan O’nu tenzih ederiz. Göklerde ve yerde ne varsa, O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.
"Ey kitap ehli, dininizde haddi aşmayın":
Mukâtil şöyle demiştir. Bu âyet, Necran Hıristiyanları, Seyyid, Akıb ve bu ikisinin yanındakiler hakkında inmiştir.
Cumhûr ise: Bu Âyetten Hıristiyanların kasdedildiği hususunda müttefiktir. Hasen Basri de: Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında, indi, demiştir. Guluv: İfrat ve haddi aşmadır. Galassa’ru de: Fiyatların yükselmesidir.
Zeccâc da şöyle demiştir: Guluv: Haksızlıkta ileri gitmektir. Hıristiyanların İsa hakkında aşırı gitmeleri, bazılarının: O Allah’tır, bazılarının da o: Üçün üçüncüsüdür, demeleridir. Hasen’e göre de, Yahudilerin aşırı gitmeleri: O (İsa) veled-i zinadır, demeleridir. Bazı Âlimler de: Dininizde ilaveler zorluklarla haddi aşmayın, demişlerdir.
"Allah’a karşı haktan başka bir şey söylemeyin": Yani: Allah’ın ortağı veya oğlu veyahut eşi (zevcesi) vardır, demeyin.
"Mesih’in, "kelime"nin manasını da Al-i Imran suresinde anlatmış bulunuyoruz.
"O’nun ruhudur” ifadesinde de yedi görüş vardır:
Birincisi: O, beden ruhlarından bir ruhtur. Übey b.
Ka’b şöyle demiştir: Allahü teâlâ Âdemoğullarından söz alınca İsa da o ruhlardan biri idi, onu Meryem'e gönderdi, ondan da hamile kaldı.
İkincisi: Ruh, üfürmedir, ona ruh demesi, Cebrâil’in Meryem’in iç çamaşırına üfürmesindendir. Şair Zürrimme’nin beyti de bu manayadır:
Onu (ateşi) ağzına yaklaştır ve ona ruhun (nefesin)le üfür,
Onu iyice harlandır, dedim.
Üçüncüsü: (Kendisinden bir ruhtur) sözünün manası, Allah’ın diriltmesiyle bir diridir, demektir.
Dördüncüsü: Ruh, rahmettir, mana da: Ondan bir rahmettir, olur.
"Kendisinden bir ruhla destekledi” (Mücadele: 22) kavli de böyledir.
Beşincisi: Burada ruh Cebrâil’dir, mana da. Onu Meryem’e Allah attı, atan da onun ruhu (Cebrâil) dir. Bu üç görüş Ebû Süleyman Dımeşki’ye aittir.
Altıncısı: Kur’ân’a ruh denilmiştir. Bunu da Kadı Ebû Ya’lâ zikretmiştir.
Yedincisi: Ruh vahiy demektir, Allahü teâlâ Meryem’e onunla müjde vermek için vahyetti, Cebaril’i de onu gömleğine üfürmekle görevlendirdi, Bunu da İsa’nın zatına: Ol, demekle vahyetti ve oldu.
"Melekleri emrinden ruhla indirir” (Nahl: 2) âyeti de böyledir ki, vahiyle indirir, demektir. Bunu da Sa’lebî, demiştir.
"O'ndan” ifadesi de şereflendirmek için bir izafettir, meselâ: Beytullah (Allah'ın Ev)i denmesi gibi. Şu da buna yakındır:
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden size müsahhar etti". (Casiye: 13)
"Vela tekulu selasetün":
Zeccâc: Selasetün gizli mübtedanın haberi olarak merfudur: Alihetüna salasetün demek olur, demiştir.
"Ancak Allah bir tek İlâhtır": Yani İlâh sadece birdir.
"Sübhaneh": Bunun manası da, O’nu evlat edinmekten tenzih etmektir.
Ebû Süleyman şöyle demiştir:
"Allah vekil olarak yeter": Halkının kayyumu ve işlerinin idarecisi olarak yeter.
172. Âyetin Tefsiri
Ne Mesih (İsa) ne de Allah’a yakın melekler, Allah’a kul olmaktan çekinmezler. Kim O’na itâat etmekten çekinir ve kibir taslarsa, Allah onların hepsini yakında kendi huzurunda toplayacaktır.
"Mesih İsa Allah’a kul olmaktan çekinmez":
İniş sebebi şöyledir: Necran heyeti Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip: Ya Muhammed, arkadaşımızdan bahsetmiyorsun, dediler. O da:
"Arkadaşınız kim?” dedi. Onlar da: İsa, dediler. O da:
"Onun hakkında ne diyeyim? O, Allah'ın kuludur, dedi. Onlar da: Hayır, O, Allah’tır, dediler. O da. Allah'ın kulu olması onun için utanç vesilesi değildir, dedi. Onlar da: Hayır, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu Ebû Salih, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.
Zeccâc şöyle demiştir: Yestenkifü: Çekinmektir, aslı nekeftüddem’a’dan gelir ki, gözyaşını parmağı ile yanaktan uzaklaştırmaktır.
Şair de şöyle demiştir:
Ayrıldılar; eğer onların yeminini hatırlamasa idi,
Gözünün yaşları durmazdı.
"Ne de Allah’a yakın melekler":
İbn Abbâs: Bunların Arş'i taşıyan melekler olduğunu söylemiştir.
173. Âyetin Tefsiri
İman edip iyi işler yapanlara gelince, Allah onlara mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfünden onlara fazla verecektir. İbadetten çekinip büyüklük taslayanlara gelince, onlara da pek acıklı azap edecektir. Onlar kendileri için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.
"Onlara mükafatlarını eksiksiz verecektir": Yani amellerinin sevabını.
"Lütfünden de artıracaktır": İyiliklerini kat kat artıracaktır. İbn Mes’ûd, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den:
"Mükafatlarını eksiksiz verecektir” kavlinde şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cennete girerler, lütfünden de dünyada iyilik edenlerden kendilerine cehennem hak olanlara fazla olarak şefaat verecektir.
174. Âyetin Tefsiri
Ey insanlar, size Rabbinizden bir delil gelmiştir ve size apaçık bir nûr indirilmiştir.
"Size Rabbinizden bir delil gelmiştir":
Delil hakkında üç görüş vardır.
Birincisi: O, kanıttır, bunu Mücâhid ile Süddi, demişlerdir.
İkincisi: Kur’ân’dır, bunu da Katâde, demiştir.
Üçüncüsü: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’dir, bunu da Süfyan Sevri, demiştir. Apaçık nûr ise: Kur’ân’dır, bunu da Katâde, demiştir. Ona nûr ismi verilmesi, hükümlerin onunla ışıkla meydana çıkmış gibi açıklanmasındandır.
175. Âyetin Tefsiri
Allah'a iman edip O'na sımsıkı saçılanlara gelince, Allah onları rahmet ve lütfüne girdirecek ve onları kendi doğru yoluna iletecektir.
"İ’tesamu bihi": O’na sımsıkı sarılanlar, demektir.
"Bihi"deki he’ zamirinde iki görüş vardır:
Birincisi: O, nûra râcîdir ki, o da Kur’ân’dır. Bunu da İbn Cüreye, demiştir.
İkincisi: Allahü teâlâ ya râcîdir, bunu da Mukâtil, demiştir.
"Rahmet"te de iki görüş vardır:
Birincisi: O, cennettir, bunu da İbn Abbâs ile Mukâtil, demişlerdir.
İkincisi: O, bizzat rahmettir.
Mana da: Allah onlara rahmet edecektir, şeklindedir, bunu da Ebû Süleyman, demiştir.
"Lütuf” hakkında da iki görüş vardır:
Birincisi: O, cennetteki rızıktır, bunu da Mukâtil, demiştir.
İkincisi: O, iyiliktir, bunu da Ebû Süleyman, demiştir.
"Onları kendi doğru yoluna iletecektir": Yani onları doğru yolu bulmaya muvaffak kılacaktır. İbn el - Hanefıyye de: Doğru yol, Allah'ın dinidir, demiştir.
176. Âyetin Tefsiri
Senden fetva isterler. De ki: Allah size "kelale” hakkında şöyle fetva veriyor: Bir kimse ölür de onun çocuğu olmaz; kız kardeşi olursa, onun için bıraktığının yarısı vardır. O da (kelale de) onun (kadının) çocuğu yoksa ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşler iki olurlarsa, onlar için bıraktığı şeyin üçte ikisi vardır. Eğer erkekli kadınlı kardeş olurlarsa, erkek için iki dişi hissesi vardır. Allah size, şaşırırsınız diye bunları açıklıyor. Allah her şeyi iyi bilmektedir.
"Senden fetva isterler":
Âyetin iniş sebebi için iki görüş vardır:
Birincisi: O, Cabir b. Abdullah hakkında inmiştir. Ebuzzübeyr, Cabir’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hastalandım, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem beni ziyarete geldi, yanında da Ebû Bekir vardı. Beni baygın buldu. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem abdest aldı, sonra abdest suyundan üzerime döktü, ben de ayıldım ve:
"Ya Resûlallah, malımı ne yapacağım, dokuz kız kardeşim vardır. Çocuğum da yoktur?” dedim. Bana bir cevap vermedi, sonra çıktı ve beni yalnız bıraktı. Sonra bana döndü ve: Ey Cabir, senin bu hastalıktan ölmeyeceğini görüyorum, aziz ve celil olan Allah kız kardeşlerin hakkında âyet indirdi ve çınlara üçte iki hisse verdi, dedi ve:
"Senden fetva isterler, Allah size kelale hakkında fetva veriyor” âyetini okudu. Cabir: Bu âyet benim hakkımda indi, derdi. 58
İkincisi: Ashabı, kelale konusu düşündürmüştü, bunu Allah’ın Peygamberine sordular, bunun üzerine bu âyet indi. Bu da Katâde’nin görüşüdür.
Said b. Müseyyeb de şöyle demiştir: Ömer b. Hattab, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e: "Kelale’ye nasıl miras vereceğiz?” diye sordu. O da:
"Allah size bunu açıklamamış mıydı?” dedi ve:
"Eğer bir adama kelale olarak mirasçı olunursa” âyetini okudu, sonra da aziz ve celil olan Allah:
"Senden fetva isterler, de ki: Allah size kelale hakkında fetva veriyor” âyetini indirdi. 59
59- Taberi, Tefsir, 9/431.
"Eğer bir kimse helak olur": Yani ölür de,
"onun çocuğu olmazsa": Yani babası olmazsa, demektir. İkisinden birini zikretmekle yetindi. Konunun kelale hakkında olması da hazfedileni gösterir; o da çocuğu ve babası olmayandır.
"Onun kız kardeşi olursa": Ana baba bir kız kardeşi olursa, demek istiyor.
"Onun için ölünün bıraktığının yarısı vardır": Tek olduğu zaman.
"O da ona mirasçı olur": Yani kadının ne çocuğu ne de babası olmazsa, kız kardeşinin mirasının tamamını alır. Bu da ana baba bir veya baba bir erkek kardeştir.
"Eğer iki dişi olurlarsa": Yani iki kız kardeş olurlarsa, demektir. Ahfeş’e:
"isneteyn (iki) kaydının ne faydası vardır? Halbuki "kaneta’dan bu anlaşılmaktadır?” diye sordular. O da şöyle dedi: Sıfat taşımayan sayıyı ifade etmiştir, çünkü (kaneta) iki küçük kızı yahut iki hür kızı veya iki iyi kimseyi veya iki kötü kimseyi ifade edebilir. Ama
"iki” diye mutlak olarak nitelenince, nasıl olursa olsun, demektir.
"O ikisi için üçte iki vardır": ölü kardeşlerinin terekesinden.
"Eğer olurlarsa": Yani geriye bırakılanlar.
"Allah size şaşırırsınız diye açıklama yapıyor":
İbn Kuteybe: Şaşırmayasınız diye demiştir.
Zeccâc da bunda iki görüş vardır, demiştir:
Birincisi: Şaşırmayasınız diye, olumsuzluk edatı "lâ” gizlenmiştir.
İkincisi: Şaşırmanızı istemediği için diye. Bu da Basralıların görüşüdür. İbn Ciireyc de: Miraslar konusunda şaşırmayasınız, demiştir.