NİSÂ SÛRESİ
İbnu'd-Durays, Fedâil'de, Nehhâs, Nâsih'de, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Delâil'de değişik tariklerle bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Nisâ Sûresi, Medine'de nazil oldu" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:
“Nisâ Sûresi, Medine'de nazil oldu" demiştir.
Buhârî'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:
“Bakara ile Nisâ sûreleri nazil olduğunda ben Resûlullah'la (sallallahü aleyhi ve sellem) evliydim" demiştir.
Ahmed, İbnu'd-Durays, Fedâilu'l-Kur'ân'da, Muhammed b. Nasr, Salât'ta, Hâkim ve Beyhakî'nin Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yedi uzun sûreyi (Sebu't-Tivâl) ezberleyen kişi alim biri sayılır" buyurmuştur.
Beyhakî, Şuab'da Vâsile b. el-Eska'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Tevrat yerine bana yedi uzun sûre (Sebu't-Tivâl) verildi" buyurdu. Muîn olan sûreler, âyet sayısı 100 ve üstü olan sûrelerdir. Mesânî olan sûreler ise âyet sayısı 100'den az ancak kısa sûrelerden daha uzun olan sûrelerdir.
Ebû Ya'lâ, İbn Huzeyme, ibn Hibbân, Hâkim ve Beyhakî, Şuab'da Enes'den bildirir: Bir gece Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) rahatsızlandı. Sabah vakti kendisine:
“Yâ Resûlallah! Acının izleri hâlâ üzerinde görünüyor" denilince:
“Allah'a hamdolsun ki bende gördüğünüz bu durum, yedi uzun sûreyi okumamdan dolayıdır" buyurdu.
Ahmed, Huzeyfe'den bildirir:
“Bir gece Resûlullah'la (sallallahü aleyhi ve sellem) birlikte gece namazına kalktım. Yedi uzun sûreyi yedi rekatta okudu."
Abdurrezzâk, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ailesinden birinden bildirir:
“Hazret-i Peygamber'le (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gece kaldım. Gece yarısı kalkıp ihtiyacını gördükten sonra su kabına geldi. Kaptan su dökerek ellerini üç defa yıkadı. Sonra da abdest alıp namaza durdu. Bir rekatta yedi uzun sûreyi okudu."
Hâkim, İbn Ebî Müleyke'den bildirir: İbn Abbâs'ın:
“Nisâ Sûresi'ni bana sorun! Ben ki Kur'ân'ı okumaya henüz küçükken başladım" dediğini işittim.
İbn Ebî Şeybe, Musannef’te bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Nisâ Sûresi'ni okuyup da mirasta akrabalardan hacbeden ile hacbetmeyeni bilen kişi, miras ilmini öğrenmiş demektir" demiştir.
1
"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini var eden ve ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir."
Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini var eden..." âyetini açıklarken:
“Tek bir nefisten kasıt Âdem'dir. Ondan var edilen eşi de Havvâ'dır ki, onu da Âdem'in kaburga kemiğinden yaratmıştır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini var eden..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Tek bir nefisten kasıt Âdem'dir. Ondan var edilen eşi de Havvâ'dır ki uyuyan Âdem'in kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Uyandığında onu görüp Nebâtice'de kadın anlamına gelen "Esâ!" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Yüce Allah, Havvâ'yı Adem'in sol arka tarafından yarattı. İblis'in karısını da sol arka tarafından yarattı" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Ondan da eşini var eden..." âyetini açıklarken:
“Yüce Allah, Havvâ'yı Adem'in arka ve en alt kaburgasından yarattı" demiştir.
İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Şuab'da İbn Abbâs'tan bildirir:
“Kadın erkekten yaratıldı. Bunun için kadın erkeğe bağlı kılınmıştır. Bu yüzden kadınlarınızı gözetin. Erkek ise topraktan yaratıldı ve toprağa bağlı kılındı."
İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Adem'in yirmisi erkek, yirmisi de kız olmak üzere kırk çocuğu olmuştur" demiştir.
İbn Asâkir, Ertea b. el-Münzir'den bildirir:
“Bana bildirilene göre Havvâ, Şit'i dişleri çıkana kadar karnında taşıdı. Karnının beyazlığından dolayı annesi onun yüzünü dahi görebiliyordu. Şît, Adem'in üçüncü çocuğudur. Doğum sırasında Havvâ büyük bir acı çekti. Onu doğurmasıyla birlikte de melekler Şît'i aldılar. Yanlarında kırk gün kaldı. Yürümeyi ona öğrettikten sonra da geri annesine verdiler."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini:
“Onun adına birbirinize bir şeyler verdiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının" şeklinde açıklamıştır.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî' bu âyeti açıklarken:
“Adına anlaşmalar yapıp sözler verdiğiniz Allah'tan korkun" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini:
“Onun ve akrabalığınızın adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Rabbinize karşı gelmekten sakının" şeklinde açıklamış ve şöyle demiştir: Bundan kasıt kişinin birine:
“Allah adına ve aramızdaki akrabalığın hürmetine senden şunu istiyorum" demesidir.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti "akrabalık" kelimesinin sonu esreli olacak şekilde (.....) lafzıyla okumuş ve açıklarken şöyle demiştir: Bundan kasıt kişinin birine:
“Allah adına ve aramızdaki akrabalığın hürmetine senden şunu istiyorum" demesidir.
Câfer de bu âyeti açıklarken şöyle der: Bundan kasıt kişinin birine:
“Allah adına ve aramızdaki akrabalığın hürmetine senden şunu istiyorum" demesidir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan (-ı Basrî) bu âyeti açıklarken şöyle der: Bundan kasıt kişinin birine:
“Allah adına ve aramızdaki akrabalığın hürmetine senden şunu istiyorum" demesidir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan (-ı Basrî) bu âyeti okumuş ve:
“Biri senden Allah adına bir şey istediği zaman isteğini ona ver. Aynı şekilde aradaki akrabalığın hürmetine biri senden bir şey istediği zaman onun da isteğini karşıla" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini şöyle açıklamıştır:
“Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten sakının. Aynı şekilde akrabalık bağlarını koparmaktan sakının, akrabalarınızla bağınızı koparmayın."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime:
“...Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“İbn Abbâs, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) naklen der ki: Yüce Allah şöyle buyurur: «Akrabalık bağlarını koparmayın! Zira böylesi, dünya hayatında bekanız için daha iyi, ahiretiniz konusunda da daha hayırlıdır.»"
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Bize bildirdiğine göre bu konuda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyururdu:
“Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarınızı koparmaktan sakının! Zira böylesi, dünya hayatında bekanız için daha iyi, ahiretiniz konusunda da daha hayırlıdır. "
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr'in Katâde'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarınızı kesmeyin, canlı tutun" buyurmuştur.
İbn Cerîr'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla okur ve:
“Allah'tan korkun ve akrabalık bağınızı kesmeyin" şeklinde açıklardı.
İbn Cerîr'in İbn Cüreyc vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken:
“Akrabalık bağlarınız kesmekten sakının, anlamındadır" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti: (.....) lafzıyla okur ve:
“Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının" şeklinde açıklardı.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime bu âyeti: (.....) lafzıyla okur ve:
“Akrabalık bağlarını kesmekten sakının" şeklinde açıklardı.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir" âyetini açıklarken:
“Sizi gözetip korumaktadır" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken:
“Yüce Allah sizin yaptıklarınızı gözetlemekte ve ne yapıp ettiğinizi bilmektedir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, İbn Mes'ûd'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hem namaz hem de ihtiyaç duasını bizlere öğretti. Namazdaki dua teşehhüddür. İhtiyaç /Hâcet duasına gelince, kişi önce:
“Hamd ancak Allah'ındır. Ancak O'na hamdeder, O'ndan yardım ister ve O'ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidâyete erdirdiğini kimse saptıramaz, saptırdığını da kimseler hidâyete erdiremez. Allah'tan başka ilah olmadığına, tek ve ortaksız olduğuna, Muhammed'in de O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ederim" der. Sonrasında şu üç âyeti:
“Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.'" "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini var eden ve ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir." "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlü'ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur" okur, ardından da ihtiyacı olan şeyi dile getirir.
2
"Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır."
İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Ğatafân kabilesinden bir adamın yanında yetim olan yeğenine ait çok miktarda mal vardı. Yetim olan çocuk büyüyünce amcasından bu malı istedi, ancak amcası bu malları vermek istemedi. Çocuk adamı Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) şikâyet edince:
“Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla değişmeyin..." âyeti nazil oldu. Burada muhatap olanlar, yetimlerin mallarına bakan vasilerdir ki Yüce Allah onlara şöyle seslenmektedir:
“Ellerinizde bulunan ve yetimlere ait olan malları zamanı gelince onlara geri verin. Başkalarına ait olan ve sizin için haram olan malları kendi mallarınızla değiştirmeyin. Helal olan kendi mallarınızı harcayıp size haram olan başkasının mallarını yemeye kalkmayın!"
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Temizi pis olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Temizden kasıt helal, pisten kasıt ise haram maldır. Kişinin kendisine takdir edilen helal rızık eline geçmeden acele davranıp kendisi için haram olan rızkı yemeye kalkışmaması emredilmektedir. Ellerinde bulunan ve yetimlere ait olan malları da yemek için kendi mallarına katmamaları gerektiği, bunu yapmanın büyük bir günah olduğu ifade edilmiştir."
İbn Cerîr, İbnu'l-Mürızir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Temizi pis olanla değişmeyin..." âyetini açıklarken:
“Sizin olan zayıf hayvanı yetimin olan semiz hayvanla değiştirmeyin" demiştir.
İbn Cerîr, Zührî'den bu yorumun benzerini zikreder.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti açıklarken:
“Sizin olan eksik parayı yetimin olan iyi parayla değiştirmeyin" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Önceleri kişi gözetiminde olan yetimin sürüsü içinden semiz olan koyunu alıp, kendi sürüsünden olan zayıf koyunu onun yerine koyar ve:
“Bir koyuna karşılık bir koyun" derdi. Aynı şekilde yetimin mallan içinden iyi olan dirhemleri alıp yerine elindeki eksik dirhemleri koyar ve:
“Bir dirheme karşılık bir dirhem" derdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Cahiliye insanları mirastan kadınlara ve küçük çocuklara bir şey vermezlerdi. Bunun içindir ki ölüden geriye kalanları büyükler alırdı. İşte âyetle kişinin mirastan kendi payı olan kısmın kendisi için temiz, çocuk ve kadının payı olan kısmının ise pis olduğu ifade edilmiştir."
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini:
“Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr, Hasan (-i Basrî)'den bildirir: Yetimlerin mallan konusunda bu âyet nazil olunca, elinde yetimlere ait mal olanlar bunları kendi mallarından ayırmaya başladılar. Ancak bu konuda sıkıntı yaşayıp durumdan Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) şikâyette bulunduklarında:
“Sana yetimleri sorarlar, de ki: «Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır». Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizde..." âyeti nazil oldu. Bu âyetin ardından da malları karıştırdılar, ancak onların mallarını yemekten de sakındılar.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini:
“Büyük bir günah" olarak açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abâs: (.....) ifadesini "Zulüm, haksızlık" olarak açıklamıştır.
Tastî, Mesâil'de, İbnu'l-Enbârî, el-Vakf ve'l-İbtidâ'da ve Taberânî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) ifadesinin anlamını sorunca, İbn Abbâs:
“Habeşlilerin dilinde günah anlamındadır" dedi. Nâfi':
“Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Evet, bilirler. A'şâ'nın:
"Benden yapmamı beklediğiniz şey
Akşamı bulan herkes bilmeli ki isyan ve günahtır" dediğini İşitmedin mi?"
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde bu ifadeyi (.....) şeklinde, (.....) harfini dammeli okurdu.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan (-ı Basrî) bu ifadeyi (.....) şeklinde, (.....) harfini fethali okurdu.
3
"Eğer yetimlerin haklarım gözetemeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için en uygunu budur."
Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Sünen'de Urve b. ez-Zübeyr'den bildirir: Hazret-i Âişe'ye:
“Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız..." âyetinin açıklamasını sorduğumda şöyle dedi:
“Yeğenim! Bu kız, velisinin himayesinde ve malında da ortak iken kızın malı ve güzelliği velisinin hoşuna gider. Ancak onunla evlenirken mehrinde adil davranmaz ve başkasının kıza verebileceği mehrin aynısını vermekten kaçınır. İşte bu âyetle mehirlerini en yüksek düzeyde vermek suretiyle adaleti sağlamaları haricinde onlarla evlenmeleri yasaklanmış, ancak başka kadınlardan istedikleriyle evlenebilecekleri buyrulmuştur. Bu âyetin nüzulünden sonra insanlar bu konuda Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) fetva istediklerinde "Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: «Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermeyip kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap'ta size okunandır.» Ne iyilik yaparsanız Allah onu şüphesiz bilir'" âyeti nazil oldu. Burada Yüce Allah'ın, "Kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız" âyeti, içinizden birinin himayesi altında bulunan, güzelliği ve malı az olan yetim kızla evlenme arzusudur. Onun içindir ki malı ve güzelliğine rağbet ettikleri yetim kadınlarla evlenmeye ancak adalet kaydıyla cevaz verilmiştir. Bu da güzelliği ve malı az olan yetim kızlarla evlenmeye rağbet göstermedikleri içindir."
Buhârî, Hazret-i Aişe'den bildirir: Adamın birinin yanında yetim bir kız vardı ve onunla evlendi. Adamın kızda gönlü yoktu, ancak kızın bir hurmalığı olduğu için onu yanında tutuyordu. Bunun üzerine:
“Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız..." âyeti nazil oldu.
Ravi der ki:
“Ravi bunu bize aktarırken sanırım kızın o hurmalık ile diğer mallarda adamın ortağı olduğunu söyledi."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Hazret-i Aişe'den bildirir:
“Bu âyet bir adamın himayesinde bulunan ve malı olan yetim kız hakkında nazil olmuştur. Adam, himayesinde olan bu kızı beğenmese de sırf malı için onunla evlenebilir, sonradan ona kötü davranıp zarar verebilir. Böylesi bir durum için bu âyet uyarı mahiyetindedir."
İbn Ebî Şeybe, Musannef’te, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İkrime'den bildirir: Bazen Kureyşlilerden birinin yanında hem eş olarak birkaç kadın, hem de yetim kızlar bulunurdu. Bu kişinin malı bitince de himayesinde bulunan yetimlerin malına yönelirdi. Bu konu hakkında da:
“Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız..." âyeti nazil oldu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Önceleri kişi:
“Neden ben de filan kişi gibi birçok kadınla evlenmeyeyim ki?" der ve dört, beş, altı veya on kadınla birden evlenirdi. Bu şekilde himayesinde bulunan yetimin malını kullanarak bu evlilikleri yapardı. Bu âyetle de dört kadından fazlasıyla evlenmeleri yasaklandı.
İbn Cerîr'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Önceleri kişi himayesinde bulunan yetimlerin malını kullanarak dilediği kadar kadınla evlenirdi. Yüce Allah bu âyetle böylesi evlilikleri yasakladı."
Firyâbî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir:
“Yetimlerin mallarının korunması dolayısıyla erkeklerin evlenebilecekleri kadın sayısı dörtle sınırlandırıldı."
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Yüce Allah, Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) peygamberlikle gönderdiğinde verdiği emirler ile getirdiği yasaklar haricinde insanlar Cahiliye âdetlerine göre yaşıyorlardı. İnsanlar da sık sık gelip yetimler konusunu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) sorarlardı. Ancak evlenilecek kadın sayısı ile kadınlar konusunda herhangi bir soru sorma gereği duymuyorlardı. Erkek de dilediği sayıda kadınla evlenebiliyordu. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için en uygunu budur" âyetini indirdi. Âyetle Yüce Allah insanların, yetimler konusunda adaletsiz davranmaktan korktukları gibi diğer kadınlar konusunda da adaletsiz davranmaktan korkmaları gerektiğini ifade etti ve evlenilecek kadın sayısını dörtle sınırlandırdı.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Cahiliye döneminde kişi dul kadınlardan on tanesini nikahı altında tutabilirdi. Yetimlerin hakları konusunda da çok titiz davranırlardı. Yetimler konusunu dini açıdan çokça sorgular, ama bu kadar kadınla evlenme konusuna hiç girmezlerdi."
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Bu âyetle Yüce Allah insanların, yetimler konusunda adaletsiz davranmaktan korktukları gibi nikahları altında tuttukları diğer kadınlar konusunda da adaletsiz davranmaktan korkmaları gerektiğini ifade etmiştir."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Cahiliye döneminde kimse yetimin malına dokunmazdı. Ancak on kadınla aynı anda evli bulunabilir, hatta babalarının ölümünden sonra analıkları ile bile evlenirlerdi. Bu âyetten sonra da kadınlar konusundaki uygulamalarını gözden geçirdiler."
İbn Ebî Hâtim'in Muhammed b. Ebî Mûsa el-Eş'arî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Eğer zinaya düşmekten korkarsanız başka kadınlarla evlenebilirsiniz. Yani yetimlerin mallan konusunda adaletsiz olmaktan korktuğunuz kadar evlenmemeniz halinde zinaya düşmekten de korkmalısınız."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“İnanarak ve tasdik ederek yetimlere veli olmaktan ve onların mallarını yemekten çekindiğiniz gibi aynı şekilde zinaya bulaşmaktan da çekinmelisiniz. Böylesi bir durumda da size helal olan kadınlardan iki veya üç veya dört tanesiyle evlenebilirsiniz."
Abd b. Humeyd, İbn İdrîs'ten bildirir: Esved b. Abdirrahman b. el-Esved bana Alkame'nin mushafını verdi. Bu mushafta, "...Size helal olan diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz..." âyetinin, (.....) lafzıyla yazıldığını gördüm. Bundan A'meş'e bahsettiğimde bunu beğendi. Zira A'meş de bazı mushaflarda olduğu gibi bu âyeti (.....) lafzıyla okumazdı.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik: (.....) âyetini:
“Size helal kılınanlardan" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan (-ı Basrî) ile Saîd b. Cübeyr: (.....) âyetini:
“Size helal kılınanlardan" şeklinde açıklamışlardır.
İbn Ebî Şeybe ile İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe: (.....) âyetini açıklarken:
“Size helal kıldıklarımdan, anlamındadır" demiştir.
Şafiî, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, Nehhâs, Nâsih'de, Dârakutnî ve Beyhakî, İbn Ömer'den bildirir: Ğaylân b. Seleme es-Sekafî Müslüman olduğu zaman on tane hanımı vardı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona:
“Bunlardan (dört tanesini) seç" buyurdu. Başka bir lafızda:
“Dördünü yanında bırak geriye kalanlardan ayrıl" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe ve Nehhâs, Nâsih'de Kays b. Hâris el-Esedî'den bildirir: Müslüman olduğumda sekiz tane hanımım vardı. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip durumu haber verdiğimde:
“İçlerinden dört tanesini seç, gerisini bırak" buyurdu. Ben de böyle yaptım.
İbn Ebî Şeybe, Muhammed b. Sîrîn'den bildirir: İbn Ömer:
“Kölenin en fazla kaç kadın alabileceğini bilen var mı?" diye sorunca, adamın biri kalkıp:
“Ben biliyorum, iki kadın alabilir" dedi. Adamın bu cevabı üzerine İbn Ömer sustu.
İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî, Sünen'de Hakem'den bildirir:
“Kölenin aynı anda ikiden daha fazla kadınla evlenemeyeceği konusunda Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabl icma etmişlerdir."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde "...Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Dört kadın arasında adaleti sağlayamamaktan korkarsanız üç kadınla evlenin. Üçü arasında adaleti sağlayamamaktan korkarsanız iki, iki tane arasında adaleti sağlayamamaktan korkarsanız bir tane ile evlenin. Bir tane için de adaleti sağlayamamaktan korkarsanız o zaman elinizin altında bulunan cariyeyle yetinin."
İbn Cerîr, Rabî'den yorumun benzerini zikreder.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız..."' âyetini açıklarken:
“Cinsel ilişki ile sevgi konusunda adaletin sağlanamamasıdır" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Elinizin altındakiyle..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt cariyelerdir" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Elinizin altındakiyle..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Önceleri kişi sahip olabildiği bütün kadınlarla evlenebilirdi. Daha sonra Yüce Allah bir kadın ile kızıyla aynı anda evlenmeyi, babanın veya oğlun karısıyla evlenmeyi, sütkardeş olan iki kızla aynı anda evlenmeyi, sütanneyle evlenmeyi, kocası olan kadınla evlenmeyi yasakladı. Yüce Allah, hür de olsalar cariye de olsalar böylesi bir konumda olan kadınlarla evlenmeyi haram kıldı."
İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Hibbân, Sahîh'de Hazret-i Âişe'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), (.....) âyetini:
“Bu zulmetmemeniz için en uygun olanıdır" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim der ki: Babam:
“Hatalı bir hadistir, doğrusu da Hazret-i Âişe'den mevkuf olarak rivâyet edilendir" demiştir.
Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Musannef’te, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini:
“(Adaletten) kaymamanız için" şeklinde açıklamıştır.
Tastî, Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a (.....) ifadesinin anlamını sorunca, İbn Abbâs:
“Adaletten sapmamanız için en uygunu budur, anlamındadır" dedi. Nâfi':
“Araplar öylesi bir ifadeyi birli mi ki?" diye sorunca, İbn Abbâs şöyle karşılık verdi:
“Tabi ki bilirler. Şâirin:
Biz Allah Resûlü'ne tâbi olduk,
Ancak onlar Peygamherin sözünü dinlemeyip, adaletle tartmadılar" dediğini işitmedin mi?"
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime: (.....) âyetini:
“Adaletten sapmamanız için" şeklinde açıklamış ve şöyle demiştir:
“Ebû Tâlib'in:
"Adaletli olan tartıda bir arpa tanesi dahi kaybolmaz
Doğru tartan kişinin tartmasında adaletsizlik olmaz" demesini işitmedin mi?"
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Ebû İshâk el-Kûfî'den bildirir: Osmân b. Affân, bir konuda kendisine sitem eden Küfe ahalisine:
“Terazi değilim ki bir tarafa meyletmeyeyim!" şeklinde bir cevap yazmıştır.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini:
“(Adaletten) sapmamanız için" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Şeybe de Ebû Rezîn, Ebû Mâlik ve Dahhâk'tan yorumun benzerini zikreder.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem bu âyeti açıklarken:
“Zulmettikleriniz daha fazla olmasın diye en uygunu budur" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Harcamalarının daha az olması için en uygunu budur. Zira bir kadının masrafı, daha fazla kadının masrafından azdır. Cariyeyi idare etmek de hür olan kadını idare etmekten daha kolaydır. Çocuklar için de aynı durum söz konusudur."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân b. Uyeyne: (.....) âyetini:
“Fakir düşmemeniz için" şeklinde açıklamıştır.
4
"Kadınlara mchîrlerîni gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin."
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Sâlih'ten bildirir: Önceleri erkekler kızlarını veya kız kardeşlerini evlendirdikleri zaman ona verilen mehri kendileri alır, evlenen kadına vermezlerdi. Yüce Allah bu şekilde mehri almalarını yasakladı ve:
“Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin..." âyetini indirdi.
İbn Cerîr, Hadramî'den bildirir: Bazıları kız kardeşlerini birine verir, bunun karşılığında da onun kız kardeşini alırdı. Bu şekilde de karşılıklı olarak birbirlerinin kız kardeşleriyle evlendikleri için kadınlara mehir verilmemiş olurdu. Bu konuda Yüce Allah:
“Kadınlara (nehirlerini gönül hoşluğuyla verin...'" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil: (.....) âyetini:
“Kadınlara mehirlerini verin" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Bundan kasıt, kadının mehridir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe: (.....) ifadesini:
“Bir görev ve gereklilik olarak" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: (.....) âyetini:
“Adı konulmuş, belirtilmiş bir farz olarak kadınlara mehirlerini verin" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: ifadesini Araplar "vecibe, yükümlülük" anlamında kullanırlar. Yüce Allah da burada:
“Kadınlarla evlenebilmek için onlara bir şeyler verme yükümlülüğünüz vardır" buyurmuştur. Hazret-i Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra da hiç kimse dini bir vecibe olarak mehri vermeden bir kadınla evlenemez.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) ifadesini:
“Farz" olarak açıklamıştır.
Ahmed'in Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişi mehir olarak kadına bir avuç hurma dahi verse onu kendine helal kılmış olur" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, İbn Ebî Lebîbe'den o da dedesinden naklen bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişi mehir olarak vereceği tek bir dirhem ile kadını kendine helal kılabilir" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe'nin Âmir b. Rabîa'dan bildirdiğine göre adamın biri bir kadınla mehir olarak bir çift terlik karşılığında evlenince Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu evliliği geçerli saydı.
İbn Ebî Şeybe'in Zeyd b. Eslem'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Bir kadınla, mehrini yemek niyetiyle evlenen kişi Allah katında kıyamet gününe kadar zinakar olarak sayılır" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe ile Ümmü Seleme:
“Bir kadının mehri ile bir işçinin ücretini yemek kadar vebali ağır bir şey yoktur" demişlerdir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Bir kısmını size bağışlarlarsa..." âyetini açıklarken:
“Kendilerine bağışlanacak kişiler kocalardır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: (.....) âyetini:
“Eğer kendi istekleriyle mehirlerinin bir kısmını size bağışlarlarsa" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre ibn Abbâs:
“...Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin'" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Şâyet herhangi bir hile ve zarar olmadan kadın mehrinin bir kısmını size bağışlarsa Yüce Allah'ın da ifade ettiği gibi bunu afiyetle yiyebilirsiniz."
İbn Cerîr, Hadramî'den bildirir: Bazıları kadınlarına mehir olarak verdikleri bir şeyi geri almaktan sakınır ve bunu günah sayarlardı. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ali b. Ebî Tâlib'den bildirir:
“Biriniz rahatsızlandığı zaman karısından üç dirhem veya buna yakın bir miktar istesin ve bununla bal alsın. Aldığı balı yağmur suyuyla karıştırıp şifa ve bereket niyetine afiyetle içsin."
İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre Alkame, âyette verilen bu ruhsata atıfta bulunarak karısına:
“Bana afiyetle yiyebileceğim o kısımdan biraz ver" derdi.
5
"Allah'ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin."
İbn Cerîr, Hadramî'den bildirir: Adamın biri malını karısına verince karısı da bu malı hak olmayan bir yerde harcadı. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Allah'ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." buyurdu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah'ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Allah'ın lütfedip sana verdiği ve senin için geçim kaynağı kıldığı malı karına veya kızına verip daha sonra onların mallarına muhtaç duruma düşme. Bunun yerine malına sahip çıkıp onu kendin çalıştır ve ıslah et. Giyimlerinden yiyeceklerine kadar ihtiyaçlarını sen karşıla."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Çocuklarından aklı yetmeyen kişileri malının başına getirme. Onun yiyecek ve giyeceğini kendin karşıla."
İbn Ebî Hâtim'in Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." âyetini açıklarken:
“Bunlardan kasıt, çocuklar ile kadınlardır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'în Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Burada kastedilen, akılsız kadınlar, kendisinden sorumlu olana itaat etmeyen kadınlardır" buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre:
“...Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." âyetini açıklarken:
“Bunlar insan şeytanlardan olan kişilerdir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“...Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." âyetini açıklarken:
“Bunlar kadın ve çocuklardır" demiştir.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan (-ı Basrî) bu âyeti açıklarken:
“Burada akılsız kimselerden kasıt, kadınlarla çocuklardır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Yüce Allah burada erkeklerin mallarını bu konularda aklı yetmeyen kadınlara vermemeleri gerektiğini söylemiştir ki bu kadınlar da kişinin karısı, kızı veya annesidir. Bunun yanında bu kadınların geçimlerini sağlamaları ve onlara güzel söz söylemeleri istenmiştir."
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." âyetini açıklarken:
“Bunlar yetimler ve kadınlardır" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime:
“...Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bu mallardan kasıt, kişinin sorumluluğunda bulunan yetim malıdır. Burada Yüce Allah:
“Aklı baliğ olana kadar bu malı ona teslim etme ve onun harcamalarını bizzat kendin yap" buyurmuştur.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Burada aklı ermezlerden kasıt yetimlerdir. Mallardan kasıt da yetimlerin mallarıdır. Yüce Allah'ın "mallarınız" ifadesini kullanması:
“...Ve kendinizi (ve birbirinizi) öldürmeyin..." âyetindeki kullanım gibidir.
İbn Cerîr, Muvarrik'ten bildirir: Güzel giyimli, güzel görünümlü bir kadın Abdullah b. Ömer'e uğradı. Bunun üzerine İbn Ömer ona:
“Allah'ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin...'" dedi.
Hâkim ve Beyhakî'nin Şuab'da Ebû Mûsa'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah üç kişinin dualarına icabet etmez. Biri, ahlâkı kötü olan bir karısı olduğu halde onu boşamayandır. İkincisi, birinden bir alacağı olmasına rağmen bu yönde şahit tutmayan kişidir. Diğeri de Yüce Allah: «...Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin...» buyurduğu halde malını aklı ermeyen birine veren kişidir,
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Ebû Mûsa'dan aynısını mevkûf olarak zikretmiştir.
Abd b. Humeyd, Katâde'den bildirir:
“Yüce Allah bu âyetle malın (paranın) en iyi şekilde korunup muhafaza edilmesini ve aklı ermeyen kadın ile çocuğa teslim edilmemesini emretmiştir."
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): (.....) lafzını:
“Geçim kaynağı" olarak açıklamıştır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti: (.....) lafzıyla, geçim kaynağı anlamına gelecek şekilde okumuştur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetini:
“Günahlardan korunmak ve geçiminizi sağlamak" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) lafzını:
“Onların harcamalarını karşılayın" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Onlara güzel söz söyleyin" âyetini açıklarken:
“Âyetle, böylesi kişilere iyi ve gönül alıcı güzel sözler söylenmesi emredilmiştir" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre ibn Cüreyc:
“...Onlara güzel söz söyleyin" âyetini açıklarken:
“Onlara vaadlerde bulunup gönüllerini almaktır" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“...Onlara güzel söz söyleyin" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Aklı ermeyen kişi şâyet çocuğun veya nafakasından sorumlu olduğun biri değilse ona:
“Allah size de, bize de afiyetler versin! Allah seni mübarek kılsın" şeklinde güzel sözler söyle.
6
"Yetimleri deneyin. Evlenme çağma erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. Zengin olan iffetli davransın. Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Yetimleri deneyin. Evlenme çağına erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Yetimleri, ergenliğe erdikleri zaman malları konusunda deneyin. Akıllarının oturmuş ve mallarını idare edebilecek bir durumda olduklarını görürseniz mallarını kendilerine teslim edin. Ancak henüz ergenliğe ermeden önce onların mallarını yemeye kalkışmayın."
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Yetimleri deneyin. Evlenme çağına erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Ergenlik çağına geldikleri zaman akli yönden onları deneyip sınayın. Eğer akıllı olduklarını görürseniz mallarını kendilerine teslim edin."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:
“Yetimleri deneyin. Evlenme çağına erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin..." âyetini açıklarken:
“Akli yönden onları deneyin. Akıllı olduklarına ve mallarını idare edebileceklerine kanaat getirdiğiniz zaman mallarını onlara verin" demiştir.
İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mükâtil:
“Yetimleri deneyin..." âyetini açıklarken:
“Burada deneyecek olan kişiler yetimlerin velileri ile vasilerdir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Kays:
“...Evlenme çağına erdiklerinde..." âyetini açıklarken:
“Onbeş yaşına geldiklerinde" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Eğer reşid olduklarını görürseniz..." âyetini açıklarken:
“Reşid olmaktan kasıt, dini yönden salih olması ve mallarının idaresini yapabilmesidir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Eğer reşid olduklarını görürseniz..." âyetini açıklarken:
“Reşid olmaktan kasıt, dini yönden salih olması ve mallarının idaresini yapabilmesidir" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir:
“Yetim kişi hilim, akıl ve vakar sahibi olduğu zaman malı ona teslim edilir."
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Mücâhid'den bildirir:
“Saçları ağaracak kadar büyüse dahi aklının erdiği görülmedikten sonra yetim birine malı teslim edilmez."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Büyüyecekler diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin..." âyetini açıklarken:
“Ergenliğe ulaşmadan önce acele edip mallarını helal olmayan bir şekilde harcamayın" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Büyüyecekler diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin..." âyetini açıklarken:
“Ergenliğe erer de mallarını alırlar korkusuyla büyümeden önce mallarını haksız yere yemeye kalkışmayın" demiştir.
Buhârî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Sünen'de Hazret-i Âişe'den bildirir: Bu âyet yetimin velisi hakkında nazil olmuştur. "...Zengin olan iffetli davransın. Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin..." buyruğunda fakir olan velinin yetimin malından yeme ölçüsü, yetimin ve malının hizmetini gördüğü kadarıyladır.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Nehhâs, Nâsih'de ve Hâkim'in Miksam vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Zengin olan iffetli davransın. Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Zengin olan ve yetimin malına ihtiyacı olmayan kişi onun malına dokunmasın. Fakir olan veli ise yetimin malından yiyebilir. Ancak bunun ölçüsü de bu mala ihtiyaç duymayacak ve kendi açılığını giderebilecek kadarıyla olmalıdır."
İbnu'l-Münzir'în Ebû Yahyâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Zengin olan iffetli davransın..." âyetini açıklarken:
“Yetimin malına el uzatmamak için kendi malıyla yetinmelidir" demiştir.
İbn Cerîr'in Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin..." âyetini açıklarken:
“Sonradan ödemek şartıyla ödünç olarak alıp yiyebilir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin..." âyetini açıklarken:
“Sonradan ödemek şartıyla ödünç olarak alıp yiyebilir" demiştir.
Âdem, Abd b. Humeyd ve Beyhakî'nin Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Yetimin velisi şâyet varlıklı biri ise yetimin malına dokunmasın, ondan yemesin. Ancak fakir biri ise açlığını giderebilecek kadar sütün fazlasından içebilir ve bu ölçüden ileriye gidemez. Yine giyecek konusunda avretini örtecek kadar alıp giyebilir. İlerde durumu iyi olursa bu maldan aldıklarını yetime öder. Durumu iyi olmaması durumunda da aldıkları kendisine helal olur."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Yetimin velisi şâyet varlıklı biri ise onun malından herhangi bir şey yemesi helal değildir. Ancak fakir ise ödünç olmak şartı ile bu maldan ihtiyacı kadarını kullanabilir. İlerde durumunun iyi olması durumunda ödünç aldıklarını yetime öder. Uygun ve maruf ölçüde yemekten kasıt da budur."
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Cerîr, Nehhâs, Nâsih'de, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Sünen'de değişik kanallardan bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb şöyle demiştir:
“Allah'ın malına karşı (beytulmal'a) kendimi yetimin malına bakan veli gibi görüyorum. İhtiyacım yoksa bu mala dokunmam. İhtiyacım olduğu zaman da maruf ölçülerde ondan yerim. Ancak durumum düzelince de aldığımı yerine geri koyarım."
Firyâbî, Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Yetimin velisi muhtaç biri ise onların yemeklerinden yiyebilir. Ancak onların malından ne bir giysi giyebilir, ne de bir sarık edinebilir."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Uygun bir şekilde yesin..." âyetini açıklarken:
“Aşırıya kaçmadan üç parmağının ucuyla yemeklerinden yiyebilir" demiştir.
Mâlik, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Nehhâs, Nâsih'de Kâsım b. Muhammed'den bildirir: Bedevinin biri İbn Abbâs'a geldi ve:
“Himayemde yetimler ve bu yetimlerin develeri var. Bunların sütünden ne kadarı bana helal olur?" diye sordu. İbn Abbâs:
“Şâyet o develerden kaybolanı arıyorsan, uyuz olanlarını tedavi ediyorsan, su havuzlarını sıvıyorsan ve beslemek için çalışıyorsan yavrularına zarar vermeyecek ve sağmada aşırıya kaçmayacak şekilde sütlerinden içebilirsin" karşılığını verdi.
Ahmed, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs, Nâsih'de İbn Amr'dan bildirir: Adamın biri Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Benim malım yok, ama himayemde olan bir yetimin malı var" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Aşırıya ve israfa kaçmadan, kendin için mal biriktirmeye kalkışmadan ve kendi malını onun malıyla korumaya çalışmadan malından yiyebilirsin" buyurdu.
İbn Hibbân, Câbir'den bildirir: Adamın biri:
“Yâ Resûlallah! Himayemde olan yetimi hangi durumlarda dövebilirim?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kendi çocuğunu hangi durumlarda dövüyorsan onu da, ancak onun için dövebilirsin. Bunun yanında kendi malını onun malıyla korumaya çalışma ve onun malından servet edinmeye kalkışma" buyurdu.
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Nehhâs, Nâsih'de Hasan el-Urenî'den bildirir: Adamın biri:
“Yâ Resûlallah! Himayemde olan yetimi hangi durumlarda dövebilirim?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kendi çocuğunu hangi durumlarda dövüyorsan onu da ancak onun için dövebilirsin" karşılığını verdi. Adam:
“Bu yetimin malından alabilir miyim?" diye sorunca, Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Aşırıya kaçıp onun malından kendine servet edinmeden ve kendi malını onun malıyla korumaya kalkışmadan alabilirsin" buyurdu.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Bize bildirdiğine göre Ensâr'dan biri olan Sâbit b. Rifâa amcasının himayesinde olan bir yetimdi. Bir defasında amcası Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gitti ve:
“Kardeşimin oğlu himayemde olan bir yetimdir. Onun malından bana helal olan nedir?" diye sordu. Allah Resûlü:
“Kendi malını onun malıyla korumadan ve onun malından kendine servet edinmeden maruf ölçüde malından yiyebilirsin" buyurdu. Hurmalığı bulunan yetimler de olurdu. Yetimin velisi bu hurmalıkların bakımını yapar, sular ve meyvelerinden yerdi. Aynı şekilde sürüsü bulunan yetimler de olurdu. Yetimin velisi bu sürünün bakımını, beslenmesini ve hastalıklarının tedavisini yapar buna karşılık hayvanların yününden, tüyünden ve sürü içindeki sakat hayvanlardan faydalanırdı. Ancak anamal olan sürüden yeme ve harcama hakkına sahip değildi.
İbnu'l-Münzir, Atâ'dan bildirir: Yüce Allah'ın Kitab'ında beş şey azimete değil ruhsata yöneliktir. Bunlardan biri:
“...Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin..." buyruğudur. Burada kişi dilerse yer, dilerse de yemez.
Ebû Dâvud, Nâsih'de, Nehhâs, Nâsih'de ve İbnu'l-Münzir, Atâ vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir:
“...Fakir olan ise uygun bir şekilde yesin..." buyruğundaki hükmü:
“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar..." âyeti neshetmiştir.
Ebû Dâvud, Nâsih'de Dahhâk'tan bu yorumun benzerini zikreder.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ebi'z-Zinâd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Bu konuda Ebu'z-Zinâd:
“Bu, bedevi ve onlar gibi bir hayat tarzı sürenler için geçerlidir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, Nâfi' b. Ebî Nuaym el-Kâri'den bildirir: Yahyâ b. Saîd ile Rabîa'ya:
“...Uygun bir şekilde yesin..." âyetini sorduğumda şöyle dediler:
“Burada söz konusu kişi yetim olan kişidir. Bu yetim fakir biri ise onu himayesine alan kişi fakirliği oranınca ona harcama yapar. Ancak malı varsa bu malda velinin bir hakkı yoktur."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kişi yetimin malını kendisine teslim edeceği zaman Yüce Allah'ın emrettiği gibi şahitler huzurunda teslim etsin."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Ergenliğe eren yetimlerin mallarını kendilerine teslim edeceğiniz zaman şahitler huzurunda teslim edin. Ancak her ikiniz arasında en iyi şahit de Yüce Allah'tır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) âyetini:
“Şahit olarak Allah yeter" şeklinde açıklamıştır.
7
"Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bîr hissedir."
Ebu'ş-Şeyh, İbn Abbâs'tan bildirir: Cahiliye döneminde mirastan kızlara ve büyüyene kadar da erkeklere pay vermezlerdi. Ensâr'dan Evs b. Sâbit adında biri öldü ve geriye iki kız ile küçük bir erkek çocuğu bıraktı. Ölümünden sonra asabesinden olan amcaoğullarından iki tanesi gelip adamdan geriye kalan tüm terekeyi aldılar. Adamın karısı onlara:
“Bu iki kızımla evlenin" dedi, ama kızlar çirkin oldukları için onlarla evlenmeyi kabul etmediler. Bunun üzerine kadın Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Yâ Resûlallah! Kocam Evs öldü ve geriye iki kız ile küçük bir erkek çocuğu bıraktı. Kocamın amcaoğullarından Hâlid ile Urfata da gelip terekenin tümünü aldılar. Kızlarımla evlenmelerini istedim, ama bunu da kabul etmediler" dedi. Allah Resûlü de (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Bu konuda ne diyeceğimi bilmiyorum" karşılığını verdi.
Bunun üzerine:
“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir'" âyeti nazil oldu. Bu âyetin nüzulünden sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hâlid ile Urfata'ya:
“Mirasa sakın dokunmayın! Bu konuda bana vahiy nazil oldu ve ölüden geriye kalan erkek ile kadınlara da mirastan bir pay olduğu bildirildi" diye haber gönderdi. Daha sonra da:
“Kadınlar hakkında senden fetva isterler..." âyeti nazil oldu. Ardından:
“Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder... Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir..." âyetleri nazil oldu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ölen adamdan geri kalan malı getirdi, kadına malın sekizdebirini verdikten sonra geriye kalanı erkeğe kızın iki katı olacak şekilde paylaştırdı.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Âyet Ensâr'dan olan Ümmü Kucce (veya Ümmü Kuhle), Sa'lebe b. Evs ve Süveyd hakkında nazil olmuştur. Bunlardan biri Ümmü Kucce'nin kocası, biri de çocuğunun amcasıydı. Ümmü Kucce, Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Yâ Resûlallah! Kocam vefat etti, geride de beni ve bir kızını bıraktı. Terekesinden de bize bir şey vermediler" dedi. Çocuğunun amcası da:
“Yâ Resûlallah! Bu kız ne bir ata binebilir, ne de düşmanı bizden savabilir. Para kazanamadığı gibi kendisine harcama yapılır" deyince:
“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir" âyeti nazil oldu.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Önceden kadınlara mirastan pay vermezlerdi. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Cahiliye döneminde kadınlar ile küçük çocuklara mirastan pay vermezler, mirasın tümünü yaşlı olan erkekler alırdı. Bunun üzerine:
“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir" âyeti nazil oldu ve az da olsa çok da olsa mirastan kadınlara da bir payın farz kılındığı bildirildi.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetini:
“Farz kılınmış bir pay" şeklinde açıklamıştır.
8
"Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara güzel sözler söyleyin."
İbn Ebî Şeybe, Buhârî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa..." âyetini açıklarken:
“Muhkem âyetlerdendir ve neshedilmemiştir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Miksam vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa..." âyetini açıklarken:
“Bu âyetin hükmü devam etmektedir ve bununla amel edilmektedir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hittân b. Abdillah bu âyeti açıklarken:
“Ebû Mûsa bu şekilde fetva verirdi" demiştir.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Yahya b. Ya'mer'den bildirir: Üç Medenî ve muhkem âyet var ki çoğu kişi bunlarla amel etmeyip bırakmış, bunları heba etmiştir. Biri miras paylaşımında bulunan ve mirastan payı olmayanlara da bir şeyler vermeyi söyleyen:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin..." âyetidir. Diğeri, henüz büluğa ermemiş olanların eve girerken izin istemelerini söyleyen:
“Ey Mü’minler! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler..."' âyetidir. Diğeri de:
“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık..." âyetidir.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs, Nâsih'de bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken:
“Gönüllerinden koptuğu kadar mirasçıların böylesi kişilere bir şeyler vermeleri vaciptir" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve Nehhâs'ın bildirdiğine göre Hasan (-ı Basrî) ile Zührî bu âyeti açıklarken:
“Gönüllerinden koptuğu kadar mirasçıların böylesi kişilere bir şeyler vermeleri vaciptir" demiştir.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Buhârî, Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Saîd b. Cüveyr vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir: Bazıları:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa..." âyetinin neshedildiğini söylüyorlar. Oysa insanlar bu âyete yönelik gevşek davranmışlardır. Ölüden geriye kalan tereke konusunda iki veli vardır. Biri mala varis olan kişidir ki taksimatta hazır bulunan ihtiyaç sahiplerine para, mal veya giyecek verir. Diğeri de mala varis olmayan velidir. Bu tür kimselere güzel sözler söyleyecek olan da budur. Bu kişi de taksimatta bulunan, ancak payı olmayan kişilere:
“Bu yetim malıdır" der ve kendilerine bir şey düşmeyeceğini ifade eder.
Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbn Cerîr ve Hâkim'in İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara güzel sözler söyleyin'" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Taksimatta bulunan böylesi kişilere az da olsa bir şeyler verilir. Ancak tereke verilemeyecek kadar az ise güzel sözlerle gönülleri alınır."
İbnu'l-Münzir, Abdurrahman'ın kızı Amre'den bildirir: Abdullah b. Abdirrahman b. Ebî Bekr, babasının mirasını taksim ederken bir koyun satın alınmasını istedi. Bu koyun da kesilip taksimatta hazır bulunanlara yemek verildi. Bunu Hazret-i Âişe'ye zikrettiğimde:
“Kur'ân'a göre amel etmiştir, zira bu âyetin hükmü neshedilmiş değildir" dedi.
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs, Nâsih'de Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Yüce Allah miras taksimatı sırasında varislerin, ölen kişi bu yönde vasiyette bulunmuşsa yakınlarını, yetimlerini ve yoksullarını gözetmelerini emretmiştir. Ancak bu yönde ölenin bir vasiyeti yoksa mirastaki paylarından onlara bir şeyler verilir."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Bu uygulama, mirasla ilgili âyetler nazil olmadan önceydi. Miras âyetleri inince herkese hakkı olanı belirlendi. Sadaka da ölen kişinin vasiyetinde belirttiği yerlere verilir."
Ebû Dâvud, Nâsih'de ve İbn Ebî Hâtim'in Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa..." âyetini açıklarken:
“Miras âyetiyle bu âyetin hükmü neshedilmiş ve her bir kişinin az veya çok mirastaki payı belirlenmiştir" demiştir.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, İbn Ebî Müleyke'den bildirir: Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Sıddîk'ın kızı Esmâ ile Kâsım b. Muhammed b. Ebî Bekr'in bana bildirdiğine göre Abdullah b. Abdirrahman b. Ebî Bekr, babası Abdurrahman'ın mirasını paylaştırırken çevresinde bulunan (ve mirastan payı olmayan) tüm yoksul ve yakınlarına babasının mirasından bir şeyler vermiş ve:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara güzel sözler söyleyin'" âyetini okumuştur. Kâsım'ın dediğine göre kendisi bunu İbn Abbâs'a zikredince, İbn Abbâs:
“Doğru bir şey yapmamıştır ve öyle bir hakkı yoktur. Şâyet bunu yapacaksa ancak ölenin vasiyetinden yapabilir. Bu âyette söz konusu olan vasiyettir ve âyette ölenin bu tür kişilere vasiyette bulunması tavsiye edilmiştir" demiştir.
Nehhâs, Nâsih'de Mücâhid vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir:
“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin..." âyetini:
“Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder..." âyeti neshetmiştir.
Abdurrezzâk, Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Nehhâs ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Bu âyet neshedilmiştir zira miras âyetleri nazil olmadan önceki döneme aittir. Miras âyetleri inmeden önce mirasçılar ölen kişiden geriye kalan maldan taksimatta hazır bulunan yetim, fakir, miskin ve mirasta payı olmayan akrabalara bir şeyler verirlerdi. Miras âyetleri nazil olunca da bu uygulama neshedildi ve herkese hakkı olan pay belirlendi. Kişi de mirastan payı olmayan yakınlarına ölmeden önce vasiyet ederek dilediği şeyi verebilir."
İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Mirastan payı olmayan ve taksimatta hazır bulunan kişiler büyük ise kendilerine bir şeyler verilir. Ancak henüz küçük iseler güzel sözlerle gönülleri alınır. "...Onlara güzel sözler söyleyin" âyeti da bu anlama gelmektedir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Sâlih bu âyeti açıklarken:
“Önceleri taksimatta bulunan, ancak mirastan payı olmayan akrabalara bir şeyler verirlerdi. Miras âyetlerinin nazil olmasıyla bu uygulama bırakıldı" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ebû Mâlik:
“Miras âyeti, bu âyetin hükmünü neshetti" demiştir.
9
"Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, ürperip korksunlar. Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, ürperip korksunlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Ayet, vefat etmek üzere olan birinin yanında bulunan ve ettiği vasiyetle varislerine haksızlık ettiğini ve zarar verdiğini işiten kişiye seslenmektedir. Yüce Allah bu kişinin, vasiyetiyle varislerine zarar veren kişiye Allah'tan korkmasını söylemesini, vasiyetini düzeltme ve doğru bir şekilde yapma konusunda onu uyarmasını istemiştir. Vasiyette bulunan adamın varislerini kendi varisleri gibi düşünsün ve nasıl kendi varislerinin zor durumda kalmasını istemezse onun da varislerinin zor durumda kalmalarına izin vermesin."
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Âyet, vefat anı gelen kişiye orada bulunan kişilerin:
“Malından sadaka ver! Köle azat edip Allah yolunda infak bulun" demelerinden bahsediyor ve onları bu tür şeyler söylemekten sakındırıyor. Yani hasta olan birinize ölüm gelip çattığı zaman yanında bulunan kişi, malını köle azat etmede veya sadaka vermede veya Allah yolunda infakta etmede harcaması yönünde telkinlerde bulunmasın. Bunun yerine ölmek üzere olan kişiye varsa borcu bunu hatırlatıp ödenmesi, kendisine varis olamayan yakınlarına malının beşte birini veya dörtte birini vasiyet etmesi konusunda ona uyarı ve tavsiyelerde bulunsun. Maddi durumu zayıf çocuklarınız olsa ve onlara mal olarak bir şey bırakmadan ölseniz onların sizden sonra sıkıntıya düşmesine ve diğer insanlara muhtaç olmasına razı olur muydunuz? O halde siz de ölmek üzere olan birine kendiniz ve çocuklarınız için razı olamayacağınız şeyleri söylemeyin. Bunun yerine ona hakkı ve doğru olanı söyleyin.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Kişi ölürken geriye küçük ve bakıma muhtaç çocuklar bırakmaktan ve onların fakir düşüp heba olmalarından nasıl korkar endişe ederse aynı şekilde zayıf, güçsüz ve bakıma muhtaç yetim çocuklara veli olduğu zaman onlara iyi davransın. Büyürler de mallarını teslim alırlar korkusuyla acele edip onların bu mallarını tüketip harcamasın."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Ölmek üzere olan birinin, vasiyetini yazacağı sırada yanında bulunulduğu zaman ona:
“Tüm malını vasiyet et! Çocuklarına rızıklarını Yüce Allah verecektir!" denilmesin. Bunun yerine:
“Ahiretin için bir şeyler vasiyet et ve çocukların için de bir şeyler bırak" denilmelidir. Doğru olan da budur. Vasiyetini yazmak üzere olan birine yanlış telkinde bulunan kişinin kendisi çocuklarının fakir düşmesinden korkarken başkasına nasıl böyle bir şeyi söyler.
Saîd b. Mansûr, Âdem ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Önceleri kişi vefat etmek üzereyken yanında bulunanlar:
“Filana vasiyette bulun! Falana da vasiyette bulun! Malını şöyle yap, böyle yap" gibi telkinlerde bulunup onu yönlendirirler ve bu şekilde varislerine zarar verirlerdi. Bunun üzerine:
“Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, ürperip korksunlar..." âyeti nazil oldu. Âyete göre kişi, kendi varislerini gözetip koruduğu gibi başkalarının da varislerini düşünmeli ve vasiyetini yazmak üzere olan birine adaleti ve hakkı gözetmesini söylemelidir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, ürperip korksunlar. Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kendilerinden sonra zayıf güçsüz ve bakıma muhtaç çocuk bırakmaktan korkan kişiler, ölmek üzere olan başka birinin çocukları için de aynı endişe ve korkuyu taşısınlar. Bunun için ölmek üzere olan birinin yanında bulundukları zaman Allah'tan koksunlar ve vasiyeti konusunda ölmek üzere olana hak ve adaleti gözetmesini, kimseye haksızlık etmemesini söylesinler."
İbn Cerîr, Şeybânî'den bildirir: Mesleme b. Abdilmelik zamanında İstanbul'da bulunuyorduk. Aramızda İbn Muhayrîz, İbnu'd-Deylemî ve Hâni b. Külsûm gibileri de vardı. Ahir zamanda olacak şeyleri kendi aramızda müzakere edince bu konuda duyduğum şeylerden dolayı içime bir sıkıntı düştü. İbnu'd-Deylemî'ye:
“Ey Ebû Bişr! Hiç çocuğumun olmamasını isterdim" dediğimde omzuma vurdu ve şöyle karşılık verdi:
“Yeğenim! Böyle bir şeyi yapmaya kalkışma. Yüce Allah birinin sulbünden bir canın çıkmasını takdir etmişse kişi bunu istese de istemese de mutlaka çıkacaktır. Yapman halinde Yüce Allah'ın seni fitnelerden koruyacağı ve çocuklarını gözeteceği iki şeyi söyleyeyim mi?" "Tabi ki, söyle!" dediğimde de bana:
“Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, ürperip korksunlar. Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler" âyetini okudu.
Abd b. Humeyd, Katâde'den bildirir: Bizi bildirilene göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyrmuştur:
“iki zayıf konusunda Allah'tan korkun. Bunlardan biri yetim, diğeri de kadındır. Yüce Allah çocuğu yetim bırakmış ama kendisine vasiyette bulunulmasını emretmiştir. Yüce Allah hem yetimi bu durumuyla sınamış, başkasını da onunla denemiştir" buyurmuştur.
10
"Yetimlerin mallarını haksız şekilde yiyenler, karınlarına ateş dolduruyorlar. Sonra da onlar alevli bir ateşe gireceklerdir."
İbn Ebî Şeybe, Müsned'de, Ebû Ya'lâ, Taberânî, İbn Hibbân, Sahîh'de ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Berze'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kıyamet gününde bazı kimsler ağızlarında çılgınca yanan bir ateşle kabirlerinden çıkarlar" buyurdu. "Yâ Resûlallah! Bunlar kim?" diye sorulunca, Allah Resûlü şöyle buyurdu:
“Yüce Allah'ın: «Yetimlerin mallarını haksız şekilde yiyenler, karınlarına ateş dolduruyorlar. Sonra da onlar alevli bir ateşe gireceklerdir» buyurduğunu görmez misin?"
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) İsrâ gecesi götürülüşünü anlatırken şöyle buyurdu: Bir yere gelip baktığımda dudakları deve dudaklarını andıran insanlar gördüm. Yanlarında da dudaklarından tutup ağızlarının içine ateşten taşlar atan kişiler görevlendirilmişti. Ağızlarından inen taş alt taraftan çıkıyordu. Hırıltılar içinde de feryat ediyorlardı. «Ey Cebrâîl! Bunlar kim?» dediğimde: «Bunlar haksız yere yetimlerin mallarını yiyenlerdir. Aslında bunlar midelerini ateşle dolduruyorlardı ve sonunda gidecekleri yer de çılgınca yanan bir ateş (Cehennem) olacaktır» karşılığını verdi."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Dünyada iken haksız yere yetim malı yiyen kişi, kıyamet günü ağzından, kulaklarından, burnundan ve gözlerinden ateşler fışkırır bir şekilde haşredilecektir. Onu görenler yetim malı yediğini anlayacaklardır."
İbn Ebî Hâtim, Ubeydullah b. Ebî Câfer'den bildirir: Yetim malı yiyen kişinin kıyamet gününde dudaklarından tutulup ağzına kor ateşler doludurulur ve kendisine:
“Dünyada iken (yetim malı) yediğin gibi şimdi de bunları ye!" denilir. Daha sonra asıl büyük ateşe (Cehenneme) girer.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem bu âyeti açıklarken:
“Âyet, yetimlere mirastan pay vermeyen ve mallarını yiyen müşrikler hakkında nazil oldu" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik: (.....) ifadesini:
“Alevli ateş" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Şeybe ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Âyette geçen Saîr, Cehennemde ateşten bir vadidir" demiştir.
Beyhakî'nin Şuab'da Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah dört kişiye cennetin yüzünü göstermez ve hiçbir nimeti tattırmaz. Bunlar alkolik olan, faiz yiyen, haksız yere yetim malı yiyen ve anne babasına asi olan kişilerdir. "
11
"Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe İM dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar İkinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bîr düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir,- babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu sîz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır."
Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de değişik kanallardan bildirdiğine göre Câbir b. Abdillah şöyle demiştir: Seleme oğullarının yanında hastalandığım zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Ebû Bekr yürüyerek ziyaretime geldiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) benim kendimden geçtiğimi görünce su istedi. Getirilen suyla abdest aldı ve üzerime serpti. Kendime geldiğimde:
“Yâ Resûlallah! Malım konusunda ne yapmamı emredersin?" dedim. Bunun üzerine:
“Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır"' âyeti nazil oldu.
Abd b. Humeyd ve Hâkim, Câbir'den bildirir: Hasta olduğum zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyaretime gelirdi. Ona:
“Malımı çocuklarım arasında nasıl paylaştırayım?" diye sorduğumda bana herhangi bir cevap vermedi. Sonra:
“Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder..." âyeti nazil oldu.
Tayâlisî, Müsedded, İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, ibn Ebî Ömer, İbn Manî', Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, İbn Ebî Usâme, Ebû Ya'lâ, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Câbir'den bildirir: Sa'd b. er-Rabî'nin hanımı Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Yâ Resûlallah! Şunlar Sa'd b. er- Rabî'nin iki kızı. Babaları Uhud savaşında seninle birlikteyken şehit düştü. Ancak amcaları babalarından geriye kalan tüm malları aldı ve onlara bir şey bırakmadı. Malları olmadan da onlarla kimseler evlenmez" dedi. Allah Resulü:
“Yüce Allah bu konuda hükmünü verecektir" buyurdu. Sonrasında miras âyeti olan:
“Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder..." âyeti nazil oldu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kızların amcasına haber gönderdi ve:
“Sa'd'ın kızlarına malın üçte ikisini, annelerine sekizde birini ver. Kalanını da sen al" buyurdu.
Abd b. Humeyd, Buhârî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Sünen'de İbn Abbâs'tan bildirir:
“Eskiden ölüden geriye kalan mal çocuğun, vasiyet de anne baba ile diğer akrabaların hakkıydı. Yüce Allah bu uygulamadan dilediğini neshedip kaldırdı ve mirasta erkeğe iki kadının payı kadarını verdi. Anne babadan her birine ölenin çocuğu varsa malın altıda birini, (ölen kocadan geriye kalan) hanıma duruma göre malın sekizde bir veya dörtte birini, (ölen hanımdan geriye kalan) kocaya da duruma göre malın yarısını veya dörtte birini pay olarak verdi."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Erkek çocuk ile kız çocuğu ve anne babanın mirastaki paylarını belirleyen miras âyeti nazil olunca bu taksimat insanların veya bazılarının hoşuna gitmedi ve:
“Hiç biri düşmanla savaşmadığı ve ganimet elde etmediği halde ölenin geriye bıraktığı maldan kadına dörtte bir veya sekizde bir, kız çocuğuna da malın yarısını nasıl verir, küçük çocuğu nasıl varislerden biri kılarız?" demeye başladılar. Zira Cahiliye döneminde düşmanla savaşmayanlara mirastan pay vermezler ve en büyükten başlamak üzere yaşa göre mirası paylaşırlardı.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder..." âyetini açıklarken:
“Çocuklar küçük olsun büyük olsun hüküm aynıdır" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildirir: Cahiliye döneminde kız çocuklarına ve henüz küçük olan erkek çocuklarına mirastan pay vermezlerdi. Henüz eli silah tutmayan erkek çocuklar da babalarının malından bir şey alamazlardı. Şâir olan Hassân'ın erkek kardeşi öldü ve geride Ümmü Kucce adındaki hanımı ile beş kız çocuğu bıraktı. Ölenin varisleri gelip malın tümünü aldılar. Ümmü Kucce durumu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) anlatıp şikâyette bulununca:
“...Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur..." âyeti nazil oldu. Ümmü Kucce'nin durumu için de:
“...Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır..." âyeti nazil oldu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Ölen kişinin kız çocukları şâyet iki veya daha fazla ise ve beraberlerinde erkek çocuğu (kardeş) yoksa terekenin üçte ikisini alırlar. Geriye kalan da erkeğin asebesine (baba tarafından akrabalarına) verilir. Ölenin geride sadece bir kız çocuğu varsa terekenin yarısını alır. Ölenin şâyet erkek çocuğu varsa veya iki ve daha fazla kız çocuğu varsa, ve yanlarında erkek kardeş yoksa anne ile babasının her birine terekenin altıda biri verilir. Ölen kişiden geriye çocuk olarak sadece bir kız çocuğu varsa bu kız çocuğu malın yarısını yani altıda üçünü alır. Bu durumda baba ile annenin her birine altıda bir verilir. Kalan altıda birlik kısım ise ölenin asabesi olduğu için yine babaya verilir. Ölenin erkek veya kız çocuğu yoksa bu durumda anne terekenin üçte birini, kalanı da baba alır. Şâyet ölenin iki veya daha fazla erkek kardeşi veya iki kız kardeşi veya bir erkek bir de kız kardeşi varsa bu durumda anne altıda bir, kalanı da baba alır. Ölenin babası durduktan sonra kardeşlerine bir şey düşmez; ancak annenin mirastaki üçte birlik payını düşürürler. Her durumda da miras taksiminden önce ölenin vasiyeti yerine getirilir ve varsa borcu ödenir. Bu şekildeki miras paylaşımı Yüce Allah'ın farz kıldığı bir taksimattır ve bu taksimat hikmetli bir taksimattır."
Hâkim, Zeyd b. Sâbit'ten bildirir:
“Ölen baba veya anneden geriye bir kız çocuğu kalmışsa malın yarısını alır. İki ve daha fazla kız çocuğu kalmış ise de malın üçte ikisini alırlar. Ancak yanlarında erkek mirasçı varsa öncelikle kendilerine bir şey verilmez ve taksimata erkekten başlanır. Sonrasında erkeğe kızın iki katı olacak şekilde taksimat yapılır."
Saîd b. Mansûr, Hâkim ve Beyhakî, İbn Mes'ûd'dan bildirir: Ömer b. el- Hattâb herhangi bir konuda bir yol (görüş) tutar da biz de ona tâbi olduğumuzda tuttuğu bu yolun çok kolay ve açık olduğunu görürdük. Ölen adamdan geriye kalan bir hanım ile anne babanın mirastaki durumları kendisine sorulduğunda:
“Adamın karısına malın dörtte biri, annesine kalanın üçte biri verilir. Bunlardan sonra kalan da adamın babasınındır" demiştir.
Abdurrezzâk ve Beyhakî, İkrime'den bildirir: İbn Abbâs, ölen kadından geriye kalan koca ile anne babanın mirastaki paylarını sormak üzere beni Zeyd b. Sâbit'e gönderdi. Gidip sorduğumda, Zeyd:
“Kocaya malın yarısı, anneye kalanın üçte biri verilir. İkisinden geriye kalan da babaya verilir" dedi. İbn Abbâs bu cevap karşısında ona haber gönderip:
“Öylesi bir taksimatı Allah'ın Kitab'ında mı buluyorsun?" diye sorunca, Zeyd:
“Hayır, ancak ölenin annesini babasından daha üstün tutmayı çok da hoş görmüyorum" karşılığını verdi. İbn Abbâs ise böylesi bir durumda anneye üçte birlik payı tüm mal üzerinden verirdi.
İbn Cerîr, Hâkim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs, Hazret-iOsmân'ın yanına girdi ve:
“Ölenin iki erkek kardeşi, annesinin mirastaki üçte birlik payını düşürmez. Zira Yüce Allah:
“...Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir..." buyurur. İki kardeş de sizin dilinizde kardeşler (çoğul) anlamını vermez" dedi. Osman da:
“Benden önce bu yönde verilen hükümler ile değişik kentlerde uygulanan ve bu şekilde yapılan taksimatı reddedip senin dediğini yapamam" karşılığını verdi.
Hâkim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Zeyd b. Sâbit, ölenin iki erkek kardeşi bulunması durumunda annesinin mirastaki payını düşürürdü. Kendisine:
“Ey Ebû Saîd! Yüce Allah:
“...Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir..." buyurur. Sense iki erkek kardeş ile annenin payını düşürüyorsun" denildiğinde:
“Araplar iki kardeşi de kardeşler (çoğul) olarak isimlendirirdi" karşılığını verdi.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Kardeşler mirastan pay almamalarına rağmen ölenin annesinin mirastaki payını düşürürler. Ancak bir erkek kardeş annenin mirastaki üçte birlik payını düşürmez. Birden fazlası ise düşürür. Alimler erkek kardeşlerin annenin üçtebirlik payını düşürmelerinin sebebi olarak, nikahta velilerinin ve nafakalarının annenin değil, babanın yükümlülüğünde olmasını görürlerdi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve Beyhakî, Sünen'de İbn Abbâs'tan bildirir:
“Kardeşlerin, annenin üçte birlik payını altıda bire düşürmelerinin sebebi, düşen oranın babalarına değil kendilerine kalması içindir."
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbnu'l-Cârüd, Dârakutnî ve Beyhakî, Sünen'de Hazret-iAli'den bildirir: Hepiniz:
“...Ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra..." âyetini okumaktasınız. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de vasiyetten önce varsa borcun ödenmesine, bunun yanında anne baba bir olan kardeşlerin birbirlerine mirasçı olabileceklerine, bunlar varken sadece baba bir kardeşlerin mirastan pay alamayacaklarına hükmetti.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra..." âyetini açıklarken:
“Vasiyet yerine getirilmeden önce ölenin borcu ödenir" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz..." âyetini açıklarken:
“Babalarınız ve oğullarınızdan Allah'a en fazla itaat edeni kıyamet gününde Yüce Allah'ın katındaki derecenizi en fazla yükseltecek olanıdır. Zira Yüce Allah müminleri birbirlerine şefaatçi kılmıştır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz..." âyetini açıklarken:
“Dünyada iken hangisinin menfaatçe size daha yakın olduğunu bilemezsiniz" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz..." âyetini açıklarken:
“Bazıları söz konusu menfaatin âhiretteki menfaat, bazıları da dünyadaki menfaat olduğunu söylemişlerdir" demiştir.
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Miras asıl çocuğundur; ancak Yüce Allah bundan eşe ve anne babaya da pay vermiştir" demiştir.
12
"Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte bîri sîzindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır. Çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, ana-babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. Bu da vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın yapılacaktır. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır. Çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, ana- babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. Bu da vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın yapılacaktır...'" âyetini açıklarken şöyle demiştir. "Bir erkek, karısı öldüğü zaman şâyet kendisinden veya başka bir kocasından çocukları yoksa terekenin yarısını alır. Ancak kendisinden veya başka bir kocadan erkek veya kız çocukları varsa bu durumda terekenin dörtte birini alır. Bu taksimat da kadının ettiği vasiyet yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonra yapılır. Borç da vasiyetten önce ifa edilir. Aynı şekilde bir kadın, kocası öldüğü zaman şâyet kendisinden veya başka bir kadından çocukları yoksa terekenin dörtte birini alır. Ancak kendisinden veya başka bir kadından erkek veya kız çocukları varsa bu durumda terekenin sekizde birini alır. Erkek veya kadına kelâle yoluyla varis olunması da bunlardan birinin geride anne-baba veya çocuk bırakmadan ölmesidir. Kelâle durumunda erkek veya kadına varis olacak erkek ve kızın fazla olmasından kasıt, birden daha fazla yani iki ve daha üzeri olmasıdır."
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Dârimî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs bu âyeti:
“(=Eğer bir erkek veya kadının, ana- babası ve çocukları bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve annebir bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa)" lafzıyla okumuştur.
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Şa'bî:
“Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabından hiç kimse ölenin dedesi varken ölenin anne bir kardeşlerine mirastan pay vermemiştir" dedi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Bunlar anne bir kardeşlerdir ve üçte birlik payda ortaktırlar. Bu kardeşlerin kız veya erkek olmaları durumu değiştirmez."
İbn Ebî Hâtim, İbn Şihâb'dan bildirir: Ömer b. el-Hattâb, anne bir kardeşlerin mirastaki paylarını verirken erkek ile kızı eşit tuttu. Gördüğüm kadarıyla Ömer b. el-Hattâb'ın bu şekilde hüküm vermesi Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) bu konuda öğrendikleri ile:
“...Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar..." âyetinden dolayıdır.
Hâkim'in bildirdiğine göre Hazret-iÖmer, Hazret-iAli, İbn Mes'ûd ve Zeyd ölen kişiden geriye kalan anne, koca, anne-baba bir kardeşler ile anne bir kardeşlerin mirastaki payları konusunda şöyle demişlerdir:
“Anne baba bir kardeşler mirastaki üçte birlik payda anne bir kardeşleriyle ortaktırlar. Zira hepsi de anne bir kardeştir. Diğerlerinin babalarının da aynı olması onların yakınlıklarını arttırmaktan başka bir şey değildir. Onun için üçte birlik payda hepsi de ortaktır."
Hâkim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Sâbit, müştereke konusunda:
“Babalarını bir eşek saysak dahi bu onların yakınlıklarını arttırmaktan başka bir şey yapmamıştır" demiş ve anne-baba bir kardeş ile anne bir kardeşleri üçte birlik paya ortak kılmıştır.
FERÂİZ (MİRAS) KONUSUNDA GELEN RİVAYETLER
Hâkim ve Beyhakî'nin Sünen'de Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ferâiz (miras) ilmini öğrenin ve insanlara öğretin. Zira zamanla unutulacak ve ümmetimden ilk alınacak olan ilim olacaktır" buyurmuştur.
Hâkim ve Beyhakî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ferâiz (miras) ilmini öğrenin ve insanlara öğretin. Zira ben ölüp aranızdan ayrılacağım. İlim de kaldırılacak ve fitneler ortaya çıkacaktır. İki kişi bir miras konusunda ihtilafa düştüğü zaman bu konuda hüküm verecek birini bulamayacak duruma geleceklerdir."
Hâkim, İbnu'l-Müseyyeb'den bildirir: Hazret-iÖmer, Ebû Mûsa'ya:
“Şâyet vakit geçirecekseniz ok talimi yaparak vakit geçirin. Konuşacaksanız da ferâiz konusunu konuşun" diye bir mektup yazdı.
Saîd b. Mansûr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb:
“Kur'ân'ı öğrendiğiniz gibi ferâzi ilmini, Arap dilini ve sünneti öğrenin" demiştir.
Saîd b. Mansûr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ömer:
“Ferâiz ilmini öğrenin; zira bu ilim de dininizin bir bölümüdür" demiştir.
Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd şöyle demiştir: İçinizden Kur'ân okumayı öğrenen kişi ferâiz ilmini de öğrensin. Olabilir ki bir bedevi kendisiyle karşılaştığı ve:
“Ey muhacir! Kur'ân'ı okuyor musun?" diye sorduğunda, kendisi:
“Evet" karşılığını verir. Bedevi:
“Ben de okuyorum. Peki, ferâiz ilmini biliyor musun?" diye sorduğunda:
“Evet!" derse, bedevi:
“Daha fazla hayır içindesin" karşılığını verir. Ama:
“Hayır, bilmiyorum" derse, o zaman bedevi kendisine:
“Ey muhacir! Bu durumda benden ne üstünlüğün var?" diyecektir.
Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Ferâiz, hac ve talak ilmini öğrenin; zira bu ilimler dininizin bir bölümüdür" demiştir.
Hâkim ve Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ümmetim içinde ferâiz ilmini en iyi bilen Zeyd b. Sabit'tir" buyurmuştur.
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Zührî:
“Zeyd b. Sâbit ferâiz ilmini kayda geçmeseydi bu ilmin insanların arasında kaybolup gideceğini düşünürdüm" demiştir.
Saîd b. Mansûr, Ebû Dâvud, Merâsil'de ve Beyhakî, Atâ b. Yesâr'dan bildirir:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ölen kişiden geri kalan hala ile teyzenin mirastaki payını öğrenmek için Kubâ'ya gitti. Orada Yüce Allah kendisine bunlara mirastan pay düşmediğini bildirdi."
Hâkim de bunu mevsûl olarak Atâ vasıtasıyla Ebû Saîd el-Hudrî'den nakletmiştir.
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb:
“Halanın durumuna şaşıyorum. Kendisine mirasçı olunmasına rağmen kendisi (hala olarak) mirasçı olamıyor" derdi.
Hâkim, Kabîsa b. Züeyb'den bildirir: Ninenin biri Hazret-iEbû Bekr'e geldi ve:
“Oğlumun oğlu (veya kızımın oğlu) öldü. Bıraktığı maldan olan hakkımı istiyorum" dedi. Ebû Bekr:
“Yüce Allah'ın Kitab'ında bu durumda bir hakkının olduğunu göremiyorum. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) de bu yönde bir şey dediğini işitmedim. Anca bunu başkalarına soracağım" karşılığını verdi. Sorduğunda Muğîre b. Şu'be böylesi durumu olan bir kadına Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) altıda bir verdiğine şehadet etti. Ebu Bekr:
“Seninle birlikte bunu kim duydu?" diye sorunca, Muhammed b. Mesleme de bunu Allah Resûlünden işittiğine dair şehadet etti. Bunun üzerine Ebû Bekr nineye torununun malından altıda bir verdi.
Hâkim, Zeyd b. Sâbit'ten bildirir:
“Hazret-iÖmer, dede ile kardeşlerin mirası konusunda bizlere danıştığında ben böylesi bir durumda kardeşlerin mirasta dededen daha fazla hak sahibi olduğunu düşünüyordum. Ömer ise dedenin mirasta kardeşlerden daha fazla hak sahibi olduğunu düşünüyordu. Bu konuda onunla müzakere edip konuştuk ve ona bir örnek verdim. Ali ile İbn Abbâs da ona örnekler verip benim yaptığım yönde açıklamalar getirdiler, taksimatta bulundular."
Hâkim'in bildirdiğine göre Ubâde b. es-Sâmit:
“Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) miras konusundaki hükümlerinden biri de dede ile nineye altıda biri eşit bir şekilde paylaştırmasıydı" demiştir.
Hâkim ve Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre mirasta avil (avliyye) ile hüküm veren ilk kişi Hazret-iÖmer'dir. Kendisine getirilen bir miras davası konusunda zorlanınca ve hisselerin birbirine uyum sağlamadığını görünce, varislere:
“Vallahi bu konuda nasıl bir hüküm vereceğimi bilemiyorum. Zira Yüce Allah'ın hanginizi önceleyip hanginizi geriye attığını da bilmiyorum. Onun için terekeyi hisselerinize göre taksim etmekten başka bir yol bulamıyorum" demiştir. İbn Abbâs da bu konuda:
“Vallahi şâyet Ömer, Yüce Allah'ın öncelediğini ileri alıp geride bıraktığını da geriye atsaydı hiçbir miras davasında avil ortaya çıkmazdı" dedi. Kendisine:
“Yüce Allah kimleri öncelemiştir?" diye sorulunca da İbn Abbâs şöyle demiştir:
“Payı duruma göre azalıp çoğalsa da her halükarda terekede payı oları kişiler, Yüce Allah'ın öncelik tanıdığı kişilerdir. Ancak bazı durumlarda payı düşen ve taksimatta geriye kalan üzerinden pay alan kişiler, Yüce Allah'ın geriye attığı kişilerdir. Yüce Allah'ın öncelik tanıdığı kişiler, ölenden geriye kalan karı-koca veya anne gibi pay sahipleridir. Geriye atılan kişiler de ölen kişinin kızkardeşleri veya kızları gibi kişilerdir. Öncelikli olan kişiler ile geriye atılan kişiler, aynı miras davasında bir arada bulundukları zaman Yüce Allah'ın öncelik tanıdığı kişilere payları tam olarak verilir. Bunlar payını aldıktan sonra geriye bir şey kalırsa diğerlerine yani Yüce Allah'ın geriye attığı kişilere hisseleri verilir. Öncelikli olan kişilere payları verildikten sonra bir şey kalmazsa geriye atılan kişilerin de bir alacağı olmaz."
Saîd b. Mansûr, İbn Abbâs'tan bildirir:
“Âlic sahrasındaki kumların sayısını bile bilen (Yüce Allah), sizce malı yarım, üçte bir ve dörtte bir şeklinde mi ayırmıştır? Aksine iki yarım, üç üçte bir ve dört dörtte bir şeklinde ayırmıştır."
Saîd b. Mansûr, Atâ'dan bildirir: İbn Abbâs'a:
“İnsanlar miras konusunda ne benim ne de senin sözüne itibar ediyorlar. Her ikimiz de ölecek olsak hiç kimse bizim görüşümüze göre miras taksimi yapmaz" dediğimde, İbn Abbâs:
“O zaman diğer görüş sahipleri toplansınlar, ellerimizi Rükn'e koyalım. Ardından Allah'ın laneti bu konuda yalan söyleyenlerin üzerine olsun diye lanetleşelim. Zira Yüce Allah, onların dediği gibi hüküm vermemiştir" karşılığını verdi.
Saîd b. Mansûr ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre miras konusunda avil (avliyye) ile hüküm veren ilk kişi Zeyd b. Sâbit'tir. Avil durumunda kişinin payı en fazla ana payının üçtekisine kadar düşürülebilir.
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Dileyen kişilerle Hacer-i Esved'in yanında Allah'ın, Kur'ân'da dede ile nineyi zikretmediğine dair lanetleşebilirim. Zikredilenler babalar (atalar)dır" dedi ve:
“Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum...'" âyetini okudu.'
Saîd b. Mansûr'un Saîd b. el-Müseyyeb'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Dedeye mirastaki payı hakkında hüküm vermede en cesur olanınız, Cehenneme girme konusunda da en cesur olanınızdır" buyurmuştur.
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Hazret-iÖmer:
“Cehennemin dibine girmede en cesur olanınız, dedenin mirastaki payı hakkında hüküm vermede en cesur olanınızdır" demiştir.
Abdurrezzâk ve Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Hazret-i Ali:
“Kim Cehennemin diplerine atılmayı istiyorsa (mirastaki payları konusunda) dede ile erkek kardeşler arasında hüküm versin" demiştir.
Mâlik, Buhârî ve Müslim'in Usâme b. Zeyd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kafir hiri Müslüman birine, Müslüman biri de kafir birine mirasçı olamaz" buyurmuştur.
Saîd b. Mansûr, Abdullah b. Ma'kil'den bildirir:
“Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabının hükümlerinden sonra Muâviye'nin verdiği hükümler kadar ilginç olanları yoktur. Zira ona göre biz Müslüman olmayanlara varis olabiliyorken, onlar bize varis olamaz. Yine biz onlardan kız alabiliyorken onlar bizden kız alamaz."
Ebû Dâvud ve Beyhakî'nin İbn Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Katil kişi (öldürdüğü kişinin bıraktığı) maldan bir şey alamaz" buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Bu da vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın yapılacaktır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kişi vasiyette bulunurken üzerinde olan bir hakkı iddia etmemeli ve varislere zarar verecek bir şekilde malının üçte birinden daha fazla vasiyette bulunmamalıdır."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Kimse zarara uğramaksızın..." âyetini açıklarken:
“Varislerden herhangi birine zarar vermeden" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Musannef’te, Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Vasiyette varislere zarar vermek büyük günahlardandır" dedi ve:
“...Bu da vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın yapılacaktır.âyetini okudu.
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Vasiyette varislere zarar vermek büyük günahlardandır" buyurmuştur.
Mâlik, Tayâlisî, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Huzeyme, İbnu'l-Cârûd ve İbn Hibbân'ın bildirdiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs ağır bir hastalığa yakalandı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyaretine geldiğinde, ona:
“Yâ Resûlallah! Çok malım var ve bir kızımdan başka varisim yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak verebilir miyim?" dedi. Allah Resûlü:
“Hayır, verme" buyurdu. Sa'd:
“Yarısını verebilir miyim?" diye sorunca, Allah Resûlü yine:
“Hayır, verme" buyurdu. Sa'd:
“Üçte birini vereyim mi?" diye sorunca da Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Üçte bir mi? O da çok! Varislerini varlıklı bırakman, fakir ve başkalarına yük olarak bırakmandan daha hayırlıdır. "
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Muâz b. Cebel:
“Yüce Allah, yaşarken yaptığınız amellere ek olarak malınızın üçte birini sadaka (vasiyet) olarak vermenizi ister" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim, İbn Abbâs'tan bildirir: İnsanların vasiyeti üçte bir yerine dörtte bir olarak yapmalarını isterdim. Zira Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Üçte bir de çoktur" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, İbn Ömer'den bildirir: Ömer'in yanında vasiyetin üçte bir olmasından bahsedilince:
“Üçte birlik bir oran normaldir. Ne az ne de çoktur" dedi.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib şöyle demiştir:
“Malımın beşte birini vasiyet etmem, benim için dörtte birini vasiyet etmemden daha iyidir. Dörtte birini vasiyet etmem, benim için üçte birini vasiyet etmemden daha iyidir. Malının üçte birini vasiyet eden kişi de hiç bir şey vasiyet etmeyen kişi gibi değildir."
İbn Ebî Şeybe, İbrâhîm(-i Nehaî)'den bildirir:
“Denilirdi ki, malının beşte birini vasiyet edenler, dörtte birini vasiyet edenlerden daha üstündür. Dörtte birini vasiyet edenler de üçte birini vasiyet edenlerden üstündür."
İbn Ebî Şeybe, İbrâhîm(-i Nehaî)'den bildirir:
“Malın altıda birini vasiyet etmenin üçte birini vasiyet etmekten daha hayırlı olduğu söylenirdi."
İbn Ebî Şeybe, Âmir eş-Şa'bî'den bildirir:
“Her kim haksızlık etmeyecek ve birilerine zarar vermeyecek şekilde bir vasiyette bulunursa bunun karşılığında, hayattayken ve sağlıklıyken bunu bağışlamış gibi sevap alır."
İbn Ebî Şeybe, İbrâhîm(-i Nehaî)'den bildirir:
“Öncekiler, henüz miras âyetleri nazil olmadan önce, kişinin vasiyet bırakmadan ölmesini hoş görmezlerdi."
13
Bkz. Ayet:14
14
"Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur. Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve O'nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bîr azap vardır."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Bunlar Allah'ın yasalarıdır..." âyetini açıklarken:
“Yüce Allah'ın belirttiği şekilde taksimatı yapmak, Allah'a itaat etmek demektir" demiştir. "...Kim de... O'nun koyduğu sınırları aşarsa..." âyetini açıklarken de:
“Bu sınırları aşmak, Allah'ın miras konusunda yaptığı taksimatı kabul etmemektir" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“ ait (.....) âyetini:
“Bunlar Allah'ı zikrettiği şartlardır" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır... Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve O'nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar..." âyetlerini açıklarken şöyle demiştir:
“Allah'ın yasalarından kasıt, miras taksimindeki takdiri ve emirleridir. Yüce Allah'ın emrettiği şekilde miras taksimini yapan kişi, Allah'a ve Resûlü'ne itaat etmiş olur. Allah'a ve Resûlü'ne isyan etmek de, miras taksiminde Allah'ın koyduğu emirlere uymamaktır. Miras taksiminde Allah'ın emirlerine karşı gelip kabul etmeyenlerin de Cehenemde ebedi kalacakları bildirilmiştir. Bunlar da münafıklardır; zira kadınlar ile küçük çocuklara mirastan pay verilmeyeceğini düşünüyorlardı."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse..." âyetini açıklarken:
“İtaatten kasıt, daha önce zikredilen şekilde miras taksiminin yapılmasıdır" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“Bunlar Allah'ın yasalarıdır..." âyetini açıklarken:
“Bunlar Yüce Allah'ın, kullarına takdir ettiği yasalar ve miras taksimi konusunda farz kıldığı emirlerdir. Bu emirlere uyun ve sakın bunları bırakıp başka yollara başvurmayın" demiştir.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre ibn Cüreyc:
“...Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse..." âyetini açıklarken:
“Kim, Yüce Allah'ın miras konusunda yaptığı bu taksimata iman ederse, anlamındadır" demiştir. "...Kim de... O'nun koyduğu sınırları aşarsa..." âyetini açıklarken de:
“Kim, Yüce Allah'ın miras konusunda yaptığı bu taksimata iman etmezse, anlamındadır" demiştir.
Abdurrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Bazen kişi yetmiş yıl boyunca hayırlı kişilerin amellerini işler de vasiyetinde başkasına zarar vermesinden dolayı amel defteri kötü bir şekilde kapanır. Bu şekilde de Cehenneme girer. Bazen de kişi yetmiş yıl boyunca kötü kişilerden olan birinin amellerini yapar da ettiği vasiyette adaletli olmasından dolayı amel defteri hayırla kapanır. Bu şekilde de Cennete girer." İsterseniz bu yönde:
“Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur. Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve O'nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır" âyetlerini okuyun.
İbn Ebî Şeybe, Musannef’te ve Saîd b. Mansûr'un Süleymân b. Mûsa'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah'ın farz kıldığı bir mirası (alacağı) yok sayan kişinin Allah da Cennetteki alacağını yok sayar" buyurmuştur.
İbn Mâce'nin başka bir vecihle Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Varisten miras olarak alacağını yok sayan kişinin Allah da kıyamet gününde Cennetteki alacağını yok sayar" buyurmuştur.
Beyhakî'nin Şuab'da Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah'ın ve Resülünün farz kıldığı bir mirası (alacağı) yok sayan kişinin Allah da Cennetteki alacağını yok sayar" buyurmuştur.
Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Miras taksiminin yapılması bırakılmadıkça ve düşmandan gelen ve sevindiren ganimetler tamamen kesilmedikçe kıyamet kopmaz" demiştir.
15
"Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin."
Firyâbî, Bezzâr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Nehhâs, Nâsih'de ve Taberânî'nin Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Önceleri bir kadın zina yaptığı zaman onu eve hapsederlerdi. Ölürse ölür, yaşarsa da yaşardı. Bu uygulama:
“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun..." âyeti nazil olana kadar devam etti. Bu âyetle de Yüce Allah, bu durumda olan kadınlara bir çıkış yolu gösterdi. Bu âyetin nüzulünden sonra bu yönde bir şey yapana yüz sopa vurulup salınmaya başlandı.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Nehhâs, Nâsih'de ve Beyhakî'nin Sünen'de Ali'den bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Önceleri kadın zina ettiği zaman ölene kadar bir evde kapalı tutulurdu. Daha sonra:
“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun..." âyeti nazil olunca zina edenlerden evli olanlar recmedilmeye, bekar olanlara da yüz sopa atılmaya başlandı.
Ebû Dâvud, Nâsih'de ve İbn Ebî Hâtim'in Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin" âyetini, "...Onlar zina gibi açık bir hayâsızlık irtikâb etmedikçe siz onları evlerinizden çıkarmayın. Kendileri de çıkıp gitmesinler..." âyeti ve:
“...Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın..."âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bu âyetlerde zina anlamına gelen edepsizlik ifadeleri Nûr Sûresi'nin recm ile sopa atma hükmünü içeren âyetinin nüzulünden önceydi. Bu gün artık açıkça zina ettiği ortaya çıkan bir kadın olursa çıkarılıp recmedilir. Zira önceki âyetlerin hükmünü:
“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun..." âyeti neshetmiştir.
Ebû Dâvud, Sünen'de ve Beyhakî'nin İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Burada Yüce Allah erkeği kadından sonra zikretmiştir. Daha sonra ikisini bir arada zikredip:
“içinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin..." buyurdu. Yüce Allah bu âyeti de celd âyeti ile neshedip:
“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun..." buyurdu."
Âdem ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Mücâhid:
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin"' âyetini açıklarken şöyle demiştir: Burada fuhuştan kasıt zinadır. Bu âyetle önceleri böylesi bir şeyi yapanların hapsedilmesi emredilmişti. Ancak bu hüküm:
“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun..." âyetiyle neshedildi.
Âdem, Ebû Dâvud, Sünen'de ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“Bu âyette bahsedilen yol'dan kasıt cezadır" demiştir.
Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Zina eden kişinin cezalandırılması ilk olarak bu şekilde başladı. Zina eden kadın evde hapis tutulurdu. Daha sonra zina edenlerin her ikisine de ceza olarak eziyet edilmeye, sözle azarlanıp kınanmaya başlandı. Daha sonra ise Yüce Allah Nûr Sûresi'ndeki söz konusu âyeti indirdi ve ceza olarak bir çıkış yolu gösterdi. Zina konusunda evli olanların taşla recmedilmesi, bekar olanların ise yüz sopa ile bir yıl sürgün edilmesi uygulanır oldu."
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve Nehhâs'ın bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken:
“Had âyetlerinin nazil olmasıyla bu âyetin hükmü neshedildi" demiştir.
Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Zina eden kadınlara yönelik ilk ceza, evlerinde hapsedilmeleri olarak başladı. Nûr Sûresi'ndeki had âyeti nazil olunca da bu uygulama bırakıldı."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Bir kadın zina ettiği ve hür olan dört kişi onun zina ettiğine dair şahitlik ettikleri zaman onu hapishanede hapsedin. Bu uygulama da İslam'ın ilk dönemlerine aitti. Dürüst olan dört kişi bir kadının zina ettiğine dair şahitlik ettiği zaman böylesi bir kadın hapsedilirdi. Şâyet kocası varsa ondan mehri geri alır, ancak nafakasını temin ederdi. Hapis sürecinde kadına herhangi bir had (ceza) uygulanmaz, kocası da onunla ilişkiye giremezdi. Bu şekilde de kadın ya ölene kadar ya da Yüce Allah bu konuda bir çıkış yolu gösterene kadar hapis tutulurdu. Çıkış yolu da sonradan nazil olan had âyetleridir."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Âyette kastedilen kadınlar, evli olan kadınlardır. İlk dönemlerde evli olan bir kadın zina ettiği zaman hapsedilirdi. Bunun yanında kocası da ona verdiği mehri geri alırdı. "...Kadınlara verdiklerinizden bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna..." âyeti ile:
“...Onlar açık bir hayâsızlık irtikâb etmedikçe..." âyetinde ifade edilen de budur ve kastedilen istisnai durum zinadır. Bu uygulama bu konuda had âyetleri nazil olana kadar devam etti. Had âyetlerinin nazil olmasıyla da bu uygulama neshedildi. Artık zina eden bir kadın durumuna göre ya recmedilir ya da celd (kırbaç) cezası uygulanır. Mehri de miras malı olur. Yüce Allah'ın âyette bahsettiği yol da budur.
Şâfiî, Tayâlisî, Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Dârimî, Nesâî, İbn Mâce, İbnu'l-Cârûd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Tahâvî, Nehhâs ve İbn Hibbân, Ubâde b. es- Sâmit'ten bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) vahiy indiği sırada durumun ağırlığından dolayı sıkılır ve yüzünün rengi bembeyaz olurdu. (İbn Cerîr'de lafız:
“Kendinden geçerdi" şeklindedir.) Yine bir gün kendisine vahiy indi. Kendine geldiğinde:
“Yüce Allah size bir yol gösterdi! Bunu benden alıp öğrenin. Evlinin zina yapması durumunda cezası yüz değnek ile recmdir. Bekarın zina etmesi durumunda cezası ise yüz değnek ile bir yıl sürgündür" buyurdu.
Ahmed'in Seleme b. el-Muhabbik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Benden öğrenin! Yüce Allah zina eden kadınlar hakkında bir yol gösterdi! Bunu benden alıp öğrenin! Bekarın bekarla zinasında ceza olarak yüz değnek ve bir yıl sürgün, evlinin evli ile zinasında ceza yüz değnek ile recmdir" buyurmuştur.
Taberânî ve Beyhakî, Sünen'de İbn Abbâs'tan bildirir: Nisâ Sûresi'ndeki mirasla ilgili âyetler nazil olduğu zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Nisâ Sûresi nazil olduktan sonra artık (zina eden kadınlara) hapis cezası yoktur" buyurdu.
16
"İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin. Eğer tövbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Önceleri bir erkek zina ettiği zaman sözle kınanır, terlikle dövülürdü. Daha sonra Yüce Allah bu konuda:
“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun..."âyetini indirdi. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetinde eğer zina eden kişiler evli ise recmedilirler.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt, birbiriyle ilişkiye giren iki erkektir" demiştir.
Âdem ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Ceza verin..." âyetini:
“Sözle azarlayın" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin. Eğer tövbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Müslümanlardan bekar olan iki kişi zina ettikleri zaman onları sözle kınayın, bu yaptıklarına karşılık kaba sözlerle onları azarlayın. Bekar oldukları için hapsedilmezler, ancak pişman olup tövbe etmeleri için sözle kınanıp azarlanırlar. Eğer bu yaptıklarından dolayı pişman olup tövbe eder ve hal ile amellerini düzeltirlerse artık kaba ve azarlayıcı sözler söylemeyi bırakın. Zira Yüce Allah tövbeleri kabul eder ve esirger. İslam'ın ilk dönemlerinde zina eden bekar ve evli erkeklerin cezası bu şekildeydi. Zinaya yönelik Nûr Sûresi'ndeki:
“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun...'" âyeti nazil olunca zina edenlere verilen kınama ve hapis cezalarını neshetti.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Atâ:
“İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt, erkek ile kadının zina etmesidir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildirir: Daha sonra Yüce Allah:
“İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin..." buyurarak henüz evli olmayan kızlar ile erkeklerin zina etmesi durumunu zikretmiştir. Buna göre zina eden bekar kız ile bekar erkek pişman olup bu tür şeyleri bırakana kadar dışlanıp azarlanırlar.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Eğer tövbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin..." âyetini açıklarken:
“Onları kınayıp azarlamaktan vazgeçin" demiştir.
17
Bkz. Ayet:18
18
"Allah katında makbul tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa makbul tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır."
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l- Âliye:
“Allah katında makbul tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir...'" âyetini açıklarken:
“Bu şekilde kabul gören tövbe, müminlerin tövbesidir" demiştir. "Yoksa makbul tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler..." âyetini açıklarken:
“Bunlar da münafıklardır" demiştir. "...Kâfir olarak ölenlerinki değildir..." âyetini açıklarken de:
“Bu da müşrikler hakkındadır" demiştir.
İbn Cerîr, Rabî'den bildirir:
“Tövbe hakkındaki ilk ifade müminler hakkında, ikinci ifade münafıklar hakkında, son ifade de kafirler hakkında nazil olmuştur."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in başka bir vecihle Ebu'l- Âliye'den bildirdiğine göre Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabı:
“Kulun işlediği her bir günah, cehalet kapsamındadır" derlerdi.
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, Katâde'den bildirir:
“Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabı, kasıtlı veya kasıtsız, kişi herhangi bir şekilde günah işlediği zaman bunun söz konusu cehalet kapsamında sayılacağı üzerinde ittifak etmişlerdir."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuab'da bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini açıklarken:
“Rabbine asi olan her bir kişi bundan vazgeçinceye kadar bir cehalet içindedir" demiştir.
İbn Cerîr, Kelbî'den, o da Ebû Sâlih'den bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah katında makbul tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Günah işleyen kişi, cahil kişidir ve bunu cehaletinden dolayı işlemiştir. Ancak henüz hayatta ve sağlıklı iken işlediği günaha tövbe etmelidir."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Çok geçmeden tövbe edenler..." âyetini açıklarken:
“Çok geçmeden ifadesinden kasıt, kişinin günah işlediği andan ölüm meleğiyle karşılaştığı ana kadar olan süredir" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebû Miclez:
“Kişinin, ölüm meleğiyle karşılaşana kadar tövbe etme hakkı olur" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Kays:
“Âyette çok geçmeden ifadesinden kasıt, kişinin bizzat kendisi hakkında âyet nazil olana veya ölüm anı gelene kadardır" demiştir.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Beyhakî'nin Şuab'da bildirdiğine göre Dahhâk bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Âyette bahsedilen çok geçmeden ifadesi, ölüm anı gelene kadar olan süreyi kapsar. Ölüm meleğini görene kadar kişi tövbe etme hakkına sahiptir. Ancak ölüm meleğiyle karşı karşıya kaldığı zaman artık edeceği tövbenin bir anlamı kalmaz."
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Kişi hayatta olduğu sürece tövbe için henüz geç değildir. Günahların da tümü cehaletten dolayı işlenir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Çok geçmeden tövbe edenler..." âyetini açıklarken:
“Kişi can çekişmeye başlamadıkça tövbe için geç değildir" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Ömer bu âyeti açıklarken:
“Müşrik olan kişi can çekişirken Müslüman olduğunu dile getirse onun hakkında bunun hayırlı olacağını umarım" demiştir.
İbn Cerîr, Hasan (-ı Basrî)'den bildirir: Bana bildirilene göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“iblis, Adem'in içinin boş olduğunu görünce: «İzzetime andolsun ruhu çıkmadıkça ben de onun içinden çıkmayacağım!» dedi. Buna karşılık Yüce Allah da: «İzzetime andolsun ki canı çıkmadığı sürece edeceği tövbeyi kabul edeceğim» buyurdu."
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve Beyhakî, Şuab'da Katâde'den bildirir: Enes b. Mâlik'in yanındaydık. Ebû Kılâbe de oradaydı. Bir ara Ebû Kılâbe şöyle dedi:
“Yüce Allah, İblis'e lanet edince İblis kendisine mühlet tanınmasını istedi. Yüce Allah da kıyamet kopana kadar ona mühlet tanıdı. İblis: «İzzetine yemin olsun ki ruhu çıkmadığı sürece Ademoğlunun kalbinden çıkmayacağım!» deyince, Yüce Allah: «İzzetime andolsun ki canı çıkmadığı sürece edeceği tövbeyi kabul edeceğim» karşılığını verdi."
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Müslim, Ebû Ya'lâ ve İbn Hibbân, Ebû Saîd el- Hudrî'den bildirir: Bizzat Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ağzından şu kulaklarımla işittiğim ve aklımda tuttuğum bir şeyi anlatacağım. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Adamın biri doksan dokuz kişiyi öldürdü ve tövbe etmek istedi. Yeryüzünün en alim adamını sorunca onu bir adama gönderdiler. Yanına gidip: «Doksan dokuz kişiyi öldürdüm. Tövbe etme hakkım var mı?» diye sorunca, alim olan kişi: «Doksan dokuz kişiyi öldürdükten sonra mı?» karşılığını verdi. Bunun üzerine adam kılıcını çekip onu da öldürdü ve öldürdüğü kişi sayısını yüze tamamladı. Bir daha tövbe etmek istedi ve yeryüzünün en alim adamının kim olduğunu sordu. Ona başka bir adama gönderdiler. Âlime gidip: «Yüz kişiyi öldürdüm. Tövbe etme hakkım var mı?» diye sorunca, alim olan kişi: «Tövbe etmene ne engel olabilir ki? Ancak içinde bulunduğun kötü kasabadan salih ve iyi olan filan kasabaya git. Orada da Rabbine ibadet et» dedi. Adam denildiği gibi kendi kasabasından çıkıp iyi olan kasabaya giderken yolda eceli geldi ve öldü. Öldükten sonra azap melekleri ile rahmet melekleri adam konusunda çekişmeye başladılar. İblis: «Ben onda daha fazla hak sahibiyim; zira hiçbir konuda bana karşı çıkmadı» derken, rahmet melekleri: «Ancak kasabasından tövbe etmiş bir şekilde çıktı» karşılığını verdiler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara başka bir melek gönderdi ve onun huzurunda davalaştılar. Melek: «Hangi kasabaya daha yakın olduğuna bakın. Hangisine yakınsa o taraftan sayılır» dedi. Yüce Allah kötü olan kasabayı uzaklaştırıp salih olan kasabayı yakınlaştırınca onu salih kasabanın insanlarından saydılar. "
Ahmed, Tirmizî, İbn Mâce, Hâkim ve Beyhakî'nin, Şuab'da İbn Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah, kulun tövbesini can boğaza dayanmadıkça kabul eder" buyurmuştur.
Beyhakî'nin Şuab'da ashâbdan birinden bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişinin, can boğaza dayanmadıktan sonra ettiği tövbeleri Yüce Allah kabul eder" buyurmuştur.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Can boğaza dayanmadıkça tövbe kapısı kişiye daima açıktır" dedi ve:
“Yoksa makbul tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir" âyetini okudu. Âyeti okuduktan sonra da:
“Ölümün gelip çatması canın boğaza dayanmasından başka bir şey midir?" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre ibn Mes'ûd:
“...Kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler..."' âyetini açıklarken:
“Bu kimselerin tövbesi kabul edilmez" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler..." âyetini açıklarken:
“Bunlar müşrik olanlardır" demiştir.
İbn Cerîr, Kelbî'den o da Ebû Sâlih'den bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler..." âyetini açıklarken:
“Yüce Allah bunların böylesi tövbelerini kabul etmez" demiştir. "...Kâfir olarak ölenlerinki değildir..." âyetini açıklarken de:
“Bunlar ise kabul görecek bir tövbeye daha da uzaktırlar" demiştir.
Ebû Dâvud, Nâsih'de , İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Yoksa makbul tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Yüce Allah daha sonra:
“Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder..." âyetini indirdi. Bu âyetle Yüce Allah kafir olarak ölenlere mağfireti haram kılmıştır. Tevhîd ehlinden olanların bağışlanmasını kendi iradesine bağlamış ve bağışlanma konusunda ümitsiz bırakmamıştır.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Ömer şöyle demiştir:
“Kişi, hayatta iken işleyebileceği herhangi bir günahı için ölmeden önce tövbe ederse Yüce Allah bu tövbesini kabul eder."
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbrahim en-Nehaî'den bildirir:
“Denilirdi ki, can boğaza dayanmadıkça tövbe kapısı kişiye her zaman açıktır."
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî'nin Şuab'da bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Ölümden iki sağım arası kadarlık bir süre önce tövbe eden kişinin bu tövbesi kabul görür" dedi. Kendisine:
“Ama Yüce Allah:
“Yoksa makbul tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, «İşte ben şimdi tövbe ettim» diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir" buyurmuyor mu?" denilince de:
“Ben size Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) işittiğim şeyi söylüyorum" karşılığını vermiştir.
Ahmed, Buhârî, Târih'de, Hâkim ve İbn Merdûye, Ebû Zer'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Perde inmedikçe Yüce Allah kişinin edeceği tövbeyi kabul eder" veya:
“Kişiyi bağışlar" buyurdu. Kendisine:
“Perdenin inmesi ne demek?" diye sorulunca da:
“Canın müşrik olarak çıkmasıdır" karşılığını verdi.
19
"Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız sîze helâl değildir. Açık bîr hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bîr şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur."
Buhârî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de İkrime'den bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Cahiliye döneminde erkek öldüğü zaman velileri karısı üzerinde kadının ailesinden daha fazla hak sahibi olurlardı. Ölenin velileri dilerlerse kendileri onunla evlenir, dilerlerse başkasıyla evlendirir, dilerlerse de öyle bırakırlardı. Daha sonra Yüce Allah bu konuda bu âyeti indirdi."
Ebû Dâvud'un başka bir vecihle İkrime'den bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Cahiliye döneminde kişi yakını olan bir kadına kocasının ölümünden sonra varis olurdu. Ölünceye veya ölen kocasından aldığı mehri kendisine verinceye kadar da evlenmesine izin vermezdi. Yüce Allah bu âyetle böylesi bir uygulamayı yasakladı."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Cahiliye döneminde bir adam öldüğü zaman akrabalarından biri gelip dul kalan karısının üzerine giysisini atar ve bu şekilde başkalarının onu almasına engel olurdu. Şâyet bu kadın güzel ise onunla evlenir, çirkin ise de ölüp de mirasını alana kadar eve kapatırdı. "Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın...'" buyruğuyla, kişinin, sevmediği, ayrılmak istediği karısını, ona verdiği mehri veya bir kısmını almak düşüncesiyle baskı yapmak ve eziyet etmek yasaklanmıştır.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir:
“Cahiliye döneminde kişi, babası veya akrabası öldüğü zaman dul kalan karısının üzerinde herkesten daha fazla hak sahibi olurdu. Ölen kocasından aldığı mehri almak için dilerse onu tutar ve başkasıyla evlenmesine izin vermezdi. Dilerse de bir yere ölene kadar hapseder öldükten sonra da mirasına konardı. "
Atâ b. Ebî Rebâh der ki: Cahiliye döneminde bir adam öldüğü zaman akrabaları onun karısını (mirasını almak için) aralarından bir çocukla sonradan evlendirmek üzere bekletirlerdi. Bunun üzerine:
“...Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir..." âyeti nazil oldu.
Nesâî, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Umâme b. Sehl b. Huneyf'ten bildirir: Ebû Kays b. el-Eslet vefat ettiği zaman oğlu, babasından sonra dul kalan analığıyla evlenmek istedi. Cahiliye döneminde de böylesi evlilikler yapılabiliyordu. Bunun üzerine:
“...Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir..." âyeti nazil oldu.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İkrime'den bildirir: Bu âyet Evs'ten Ma'n b. Âsım'ın kızı Kubeyşe hakkında nazil oldu. Kubeyşe, Ebû Kays b. el-Eslet ile evliydi. Ebû Kays ölünce (üvey) oğlu onu kendi velayetine aldı. Kubeyşe, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ne kocama varis olabildim, ne de başkasıyla evlenmeme izin verildi" deyince bu âyet nazil oldu.
İbn Cerîr, Avfî kanalıyla İbn Abbâs'tan bildirir: Medine ahalisinden bazıları, akrabalarından biri öldüğü zaman içlerinden biri ölen adamın dul kalan karısının üzerine giysisini atar ve kadının evlenme hakkını elinde tutmuş olurdu. Bu durumda artık kadın kendisinden başka kimseyle evlenemezdi. Ölen kocasından aldığı mehri ona verene kadar da adam onu bırakmaz öylece tutardı. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir...'" âyetini indirdi."
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hatim, Ebû Mâlik'ten bildirir: Cahiliye döneminde kadının kocası öldüğü zaman kocasının velilerinden biri gelip üzerine giysisini atar, bu şekilde evlenme hakkını elinde tutardı. Şâyet küçük bir çocuğu veya kardeşi varsa büyüyüp de onunla evlendirene kadar ya da ölüp mirasına konana kadar kadını bekletirdi. Ancak kadın, üzerine henüz giysi atılmadan kaçıp ailesine gelirse böylesi bir uygulamadan kurtulmuş olurdu. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir..." âyetini indirdi.
Abdurrezzâk, İbn Sa'd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Zührî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Ensâr'dan bazıları, biri öldüğü zaman dul kalan karısını ölenin velilerinin tasarrufuna bırakırlardı. Kadın üzerine bu şekilde tasarruf hakkını elde eden kişi de kadını ölene kadar öylece tutar ve mirasına konardı. Bu âyet de bunlar hakkında nazil olmuştur."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Cahiliye döneminde Yesrib (Medine) ahalisi, içlerinden biri öldüğü zaman ölen kişinin varisleri dul kalan kadına da varis olurlardı. Bu kadına varis olan kişi de ya kendisi onunla evlenmek ya da istediği biriyle evlenmek için kadını sıkıştırır, zorlardı. Tihâme ahalisinde de erkek boşamak istediği karısına kötü davranır ve mehir olarak verdiğinin bir kısmını ondan geri almak için boşanma karşılığında ancak kendisinin istediği biriyle evlenebilmesini şart koşardı. Yüce Allah da bu âyetle müminlere böylesi bir uygulamayı yasakladı."
Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Abdurrahman b. el-Beylemânî:
“Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir...
Kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Âyetin bir bölümü cahiliye dönemindeki uygulama, diğer bir bölümü ise İslam dönemindeki durum hakkında nazil olmuştur."
İbnu'l-Mubârek der ki:
“Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir..." âyeti Cahiliye dönemindeki uygulama, "...Kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın..." âyeti da İslam dönemindeki durum hakkında nazil olmuştur.
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik:
“...Onları sıkıştırmayın..." âyetini açıklarken:
“Sana bir bedel ve karşılık verip ayrılması için karını sıkıştırıp ona eziyet etme" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Onları sıkıştırmayın..." âyetini açıklarken:
“Bakara Sûresi'nde de geçtiği gibi kadının evlenmesine engel olmayın, anlamındadır" demiştir.
İbn Cerîr, İbn Zeyd'den bildirir:
“Kadınlara yönelik böylesi bir sıkıştırma Mekke'de Kureyşliler arasında görülen bir uygulamaydı. Kişi saygın bir kadınla evlenip de anlaşamadıkları zaman ancak kendi izniyle başkasıyla evlenme şartını koşarak kadından ayrılıyordu. Boşanma sırasında da şahitler huzurunda bu şart üzerinden kadından yazılı bir belge alınıyordu. Başkası kadına talip olduğu zaman da şâyet kadın eski kocasına bir şeyler verirse evlenmesine razı oluyor, vermediği taktirde ise evlenme iznini vermeyebiliyordu."
İbn Cerîr'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında...'" âyetini açıklarken:
“Burada hayasızlıktan kasıt, kocaya karşı nefret ve isyandır. Bunu yapması halinde kocasının boşama karşılığında bir bedel alması helal olur" demiştir.
İbn Cerîr, Miksam'dan bildirir: İbn Mes'ûd'un kıraatinde bu âyet: (.....) lafzıyladır. Kadın sana eziyet verdiği zaman da ona mehir olarak verdiğini geri alman sana helal olur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Hayasızlıktan kasıt, kocaya itaat etmemeleridir. İbn Mes'ûd ile Ubey b. Ka'b'ın kıraatinde ise bu âyet: (.....) lafzıyladır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“Burada hayasızlıktan kasıt kocaya itaatsizliktir" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Atâ el- Horasânî, karısı hayasızlık eden koca konusunda:
“Böylesi bir durumda koca, kadına verdiği mehri geri alır ve onu boşar. Ancak bu konuda had âyetleri böylesi bir uygulamayı da neshetmiştir" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında..." âyetini açıklarken:
“Hayasızlıktan kasıt zinadır. Kadın zina yapması halinde, kocasının bir bedel karşılığında ondan ayrılması helal olur" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Kılâbe ile İbn Şîrîn şöyle demişlerdir:
“Kişi, karısının üzerinde başka bir erkeği görmediği müddetçe bir bedel karşılığında (hul' yoluyla) kadından boşanamaz. Zira Yüce Allah:
“...Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında..." buyurmuştur.
İbn Cerîr'in Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyrmuştur:
“Kadınlar konusunda Allah'tan korkun! Siz ki onları Yüce Allah'ın bir emaneti olarak aldınız. Allah'ın ismiyle cinsel organlarını kendinize helal kıldınız. Sizin onlar üzerindeki haklarınız sevmediğiniz birilerini evinize almalarıdır. Bunu yapmaları halinde ağır olmayacak şekilde onlara vurun. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları da uygun bir şekilde yiyecek ve giyeceklerini karşılamanızdır. "
İbn Cerîr'in İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar! Kadınlar yanınızda bir esir gibidirler. Siz ki onları Yüce Allah'ın bir emaneti olarak aldınız. Allah'ın ismiyle cinsel organlarını kendinize helal kıldınız. Sizin onların üzerinde haklarınız vardır ki bunlardan bazıları kimseyi yatağınıza almamaları ve iyi olan hususlarda size karşı gelmemeleridir. Böyle yapmaları halinde maruf ölçülerde yiyecek ve giyeceklerini temin etmekle yükümlüsünüz. "
İbn Cerîr ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) ifadesini:
“Onlarla kaynaşın" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr der ki:
“Ancak bazı raviler Süddî'nin bu açıklamasının yanlış yazıldığını ve "Hâlitûhunne (onlarla kaynaşın)" değil de onlarla iyi geçinin anlamına gelen "Hâlikûhunne" olduğunu söylemişlerdir."
İbnu'l-Münzir, İkrime'den bildirir:
“Kadının senin üzerindeki hakları ona iyi bir muamele, onunla iyi geçinme ve maruf ölçülerde yiyecek ile giyeceğini karşılamandır."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil:
“...Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Onlara güzel muamelede bulunun. Onlardan hoşlanmayıp boşamanız halinde kadın başkasıyla evlenebilir. Evlendiği kişiden hayırlı evlatları olabilir. Yüce Allah da bu ikinci evliliğinde kendisi için pek çok hayır takdir etmiş olabilir."
İbn Cerîr ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Allah onda pek çok hayır yaratmış olur" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Burada pek çok hayırdan kasıt, Yüce Allah'ın kadına şefkat göstermesi ve ondan güzel bir çocuk ihsan etmesidir. Yüce Allah bu çocukla beraber onlara pek çok hayırlar da getirebilir."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken:
“Olabilir ki Yüce Allah bu hoşnutsuzluğun ardından taraflara pek çok hayırlar ihsan edebilir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Allah onda pek çok hayır yaratmış olur" âyetini açıklarken:
“Pek çok hayırdan kasıt çocuktur" demiştir.
İbnu'l-Münzir, Dahhâk'tan bildirir:
“Karı koca arasında bir tartışma çıktığı zaman erkek acele edip de kadını boşamaya kalkmasın. Bunun yerine ağırdan alıp sabretsin. Belki de Yüce Allah o kadın sebebiyle kendisine seveceği pek çok şey gösterecektir."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken:
“Belki de hoşlanmasa dahi yanında tutması halinde Yüce Allah kadından yana ona bir çok hayırlar ihsan eder" demiştir. Hasan da:
“Belki de adam onu boşar, kadın da evlendiği başka biriyle Yüce Allah'ın inâyetiyle pek çok hayırlar görür" derdi.
20
Bkz. Ayet:21
21
"Eğer bîr eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız? Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl alırsınız?"
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kişi, şâyet karısını sevmez olur da onu boşar ve beğendiği başka bir kadınla evlenirse boşadığı kadına yüklerle mal vermiş olsa dahi mehrini vermeli, ondan bir şey almamalıdır."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kişi bir kadını boşayıp başkasıyla evlendiği zaman ilk karısına mehir olarak ne kadar mal vermiş olursa olsun bir şey alması helal değildir."
İbn Cerîr'in Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): (.....) ifadesini:
“İkibin" olarak açıklamıştır.
Saîd b. Mansûr ve Ebû Ya'lâ ceyyid bir senedle Mesrûk'tan bildirir: Ömer b. el-Hattâb minbere çıktı ve şöyle dedi:
“İnsanlar! Kadınların mehirlerini neden öyle yükseltiyorsunuz? Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ashabı arasında mehir dört yüz dirhem ve daha az olurdu. Şâyet mehri yüksek tutmanın Allah katında bir değeri olsaydı onlar sizden daha fazla verirlerdi. Ancak içlerinden dört yüz dirhemden daha fazlasını veren birini tanımıyorum." Minberden indikten sonra Kureyşli bir kadın karşısına çıktı ve:
“Ey müminlerin emiri! Kadınlara mehir olarak dört yüz dirhemden daha fazla verilmesini yasakladın mı?" diye sordu. Ömer:
“Evet" karşılığını verdi. Kadın:
“Peki, Yüce Allah'ın:
“...Yüklerle mal vermiş olsanız dahi..." buyurduğunu işitmedin mi?" diye sorunca, Ömer:
“Allahım! Beni bağışla! Bütün insanlar Ömer'den daha bilgili imiş" dedi. Sonra dönüp tekrar minbere çıktı ve şöyle dedi:
“İnsanlar! Kadınlara mehir olarak dört yüz dirhemden daha fazla vermenizi size yasaklamıştım. Şimdi diyorum ki kişi mehir olarak malından istediği kadar verebilir."
Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir, Ebû Abdirrahman es-Sülemî'den bildirir: Ömer b. el-Hattâb:
“Kadınların mehirlerini yüksek tutmayın" deyince, kadının biri:
“Ey Ömer! Bunu yapma hakkın yok! Zira Yüce Allah:
“(=Onlara yüklerle altın vermiş olsanız dahi onlardan bir şey almanız helal değildir)" buyurur" diyerek karşı çıktı. Bunun üzerine Ömer:
“Kadın Ömer'in hasmı oldu ve onu yendi" dedi.
Zübeyr b. Bekkâr, Ahbâru'l-Muvaffakiyyât'da Abdullah b. Mus'ab'dan bildirir: Hazret-iÖmer:
“Kadınların mehirlerini kırk ûkiyyeden fazla tutmayın. Bundan daha fazlasını veren kişinin fazla olarak verdiğini de beytülmala katarım" dedi. Kadının biri:
“Böyle bir şeyi yapma hakkın yok!" diye karşı çıkınca, Ömer:
“Neden?" diye sordu. Kadın:
“Çünkü Yüce Allah: «...Yüklerle mal vermiş olsanız dahi...» buyurur" karşılığını verince, Ömer:
“Kadın doğru, erkek ise yanlış yaptı" dedi.
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd, Bekr b. Abdillah el-Müzenî'den bildirir: Hazret-iÖmer şöyle dedi:
“Mehri yüksek tutmayı yasaklamak üzere çıktım, ama Yüce Allah'ın Kitab'ında: «...Yüklerle mal vermiş olsanız dahi...» âyeti beni bundan alıkoydu."
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini:
“Günaha girerek" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: (.....) ifadesini:
“Açık bir şekilde" olarak açıklamıştır.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir:
“(Birleşme)" ifadesi, cinsel ilişki anlamındadır; ancak Yüce Allah bunu kinayeli bir şekilde dile getirmiştir."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Siz eşlerinizle birleşmiş..." âyetini açıklarken:
“Birleşmeden kasıt, kadınlarla cinsel ilişkiye girmektir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Sizden sağlam bir söz almış iken..." âyetini açıklarken:
“Sağlam söz kasıt, kadını ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir" demiştir."
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Sağlam bir söz ..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Yüce Allah'ın kadınlar konusunda erkeklerden aldığı sözdür. Bu da onları iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Bu söz de önceleri henüz nikahın kıyılma aşamasında erkekten:
“Allah adına ya onu iyilikle yanında tutar ya da güzellikle salıverirsin" şeklinde alınırdı.
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Müleyke'den bildirir: İbn Ömer evleneceği zaman müstakbel eşine:
“Allah'ın emrettiği şekilde ya iyilikle yanımda tutmak ya da güzellikle salıvermek üzere seninle evleniyorum" derdi.
İbn Ebî Şeybe, Avf'tan bildirir: Enes b. Mâlik kızlarından veya akrabalarından bir kadını evlendireceği zaman, müstakbel kocasına:
“Kızı, ya iyilikle yanında tutmak ya da güzellikle salıvermek üzere seninle evlendiriyorum" derdi.
İbn Ebî Şeybe, Habîb b. Ebî Sâbit'ten bildirir:
“İbn Abbâs birini evlendireceği zaman erkeğe, kadını ya iyilikle tutma ya da güzellikle salıverme şartını koşardı."
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Sizden sağlam bir söz almış iken..." âyetini açıklarken:
“Sözden kasıt, kadını iyilikte tutmak ya da güzellikle salıvermektir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den bu yorumun benzerini zikreder.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Sizden sağlam bir söz almış iken..." âyetini açıklarken:
“Bu söz nikah akdinde söylenen: «Seninle evlendiriyorum» sözüdür" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İkrime ile Mücâhid:
“...Sizden sağlam bir söz almış iken..." âyetini açıklarken:
“Onları Allah'ın bir emaneti olarak ve cinsel organlarını Allah'ın ismiyle kendinize helal kılarak aldınız, anlamındadır" demişlerdir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Sizden sağlam bir söz almış iken..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bundan kasıt, erkeğin nikah aşamasında:
“Kabul edip aldım" demesidir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Sağlam bir söz ..." âyetini açıklarken:
“Kadının organını erkeğe helal kılan nikah akdidir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik: (.....) ifadesini:
“Ağır bir söz" olarak açıklamıştır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Bekr'e hul' yoluyla ayrılan kadının mehrinden bir şey alınıp alınmayacağı sorulunca:
“Hayır, alınamaz. Zira Yüce Allah: «...Sizden sağlam bir söz almış iken...» buyurmuştur" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Daha sonra:
“... Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna..." âyeti nazil oldu ve boşanma esnasında kadından bir şeyler almaya ruhsat vererek bu âyetin hükmünü neshetti."
22
"Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bîr yoldur"
Firyâbî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve Beyhakî, Sünen'de Adiy b. Sabit el-Ensârî'den bildirir: Ensâr'ın salih adamlarından biri olan Ebû Kays b. el-Eslet vefat edince oğlu Kays dul kalan analığına talip oldu. Kadın ona:
“Ben seni oğlum gibi görüyorum, ancak Ensâr'ın en iyi adamlarından birisin. Bunu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) danışacağım" karşılığını verdi. Kadın Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ebû Kays vefat etti" dedi. Allah Resûlü kadına teselli babından güzel sözler söyledi. Kadın:
“Oğlu Kays da bana talip oldu. Onu oğlum gibi görüyordum. Kavminin de en iyi adamlarından birisi. Ne dersin?" deyince, Allah Resûlü:
“Evine geri dön" buyurdu. Bunun üzerine:
“Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..." âyeti nazil oldu.
Beyhakî:
“Mürsel hadistir" demiştir.
Derim ki:
“İbn Ebî Hâtim'in rivâyetinde bu hadis Adiy b. Sâbit vasıtasıyla Ensâr'dan bir adamdan rivâyet edilmiştir."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime:
“Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Ebû Kays b. el-Eslet hakkında nazil olmuştur. Ebû Kays, babası el- Eslet'in ölümünden sonra onun karısı ve analığı olan Ümmü Ubeyd binti Damra ile evlenmişti. Aynı şekilde Esved b. Halef hakkında nazil olmuştur. Esved babasının ölümünden sonra analığı olan Ebû Talha b. Abdiluzza b. Osmân b. Abdiddâr'ın kızı ile evlenmişti. Aynı şekilde Safvân b. Umeyye hakkında nazil olmuştur. O da babası Ümeyye b. Halefin ölümünden sonra karısı ve analığı olan Esved b. el-Muttalib b. Esed'in kızı Fâhite ile evlenmişti. Aynı şekilde Manzûr b. Zebbân hakkında nazil olmuştur. Manzûr da babası Zebbân b. Seyyâr'ın ölümünden sonra analığı olan Müleyke binti Hârice ile evlenmişti."
Beyhakî, Sünen'de Mukâtil b. Hayyân'dan bildirir: Cahiliye döneminde biri öldüğü zaman akrabalarından biri gelip dul kalan karısının üzerine giysisini atar ve bu şekilde kadının evlenme hakkını elinde tutardı. Ebû Kays b. el-Eslet vefat edince oğlu Kays babasının karısıyla evlendi; ancak onunla gerdeğe girmedi. Kadın Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip durumu anlatınca, Yüce Allah, Kays hakkında:
“Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..."" âyetini indirdi ve geçmişte olanlar hariç böylesi bir evliliği yasakladı. Aynı şekilde anne ile kızıyla aynı anda evlenmeyi yasakladı. Yine:
“...İki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir..." buyurarak geçmişte olanlar hariç iki kızkardeşi aynı nikah altında tutmayı da yasakladı. Bu yasaklardan önce yapılan bu tür evlilikler içinde:
“...Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" buyurmuştur.
Saîd b. Mansûr, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den bildirir: Önceleri biri öldüğü zaman dul kalan karısı üzerinde ölenin oğlu herkesten daha fazla hak sahibiydi. Eğer öz annesi değilse dilerse onunla evlenir, dilerse de başkasıyla evlendirirdi. Ebû Kays b. el-Eslet vefat edince oğlu Muhsin, babasının karısı olan analığının evlenme hakkını eline aldı. Ancak ne nafakasını temin etti, ne de babasının malından miras olarak ona bir şey verdi. Kadın Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip durumunu anlatınca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evine geri dön! Belki Yüce Allah hakkında bir şeyler indirir" buyurdu. Bunun üzerine:
“Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..."' âyeti ile:
“Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir..." âyeti nazil oldu.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Abbâs'tan bildirir: Cahiliye döneminde insanlar analıkla evlenme ile iki kızkardeşi aynı nikah altında tutma dışında Yüce Allah'ın haram kıldıklarını haram sayarlardı. Bu iki konu hakkında da Yüce Allah:
“Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin... İki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir..." buyurdu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..." âyetini açıklarken:
“Gerdeğe girsin veya girmesin baban ya da oğlunun evlendiği kadın artık sana haramdır" demiştir.
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, İbn Cüreyc'den bildirir: Atâ b. Ebî Rebâh'a:
“Kişi bir kadınla evlense ancak yüzünü görmeden onu boşasa oğluna helal olur mu?" diye sorduğumda şu karşılığı verdi:
“Hayır, evlenemez. Kadın da tamamen serbest kalır. Zira Yüce Allah:
“...Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..." buyurur. Ona:
“Geçmişte olanlar hariç..."âyeti ne anlama geliyor?" diye sorduğumda da:
“Cahiliye döneminde oğullar babalarının ölümünden sonra analıklarıyla evlenirlerdi" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasa(-ı Basrî):
“...Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin...'" âyetini açıklarken:
“Yasak için gerdeğe girme olmasa da nikahın kıyılmış olması yeterlidir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, Ebû Bekr b. Ebî Meryem'den, o da hocalarından bildirir: Kişi annesinin babası olan dedesinin karısıyla evlenemez. Zira o da babası gibi sayılır. Yüce Allah da:
“...Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..." buyurur.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“Geçmişte olanlar hariç..."âyetini açıklarken:
“Cahiliye döneminde yapılan bu tür evliliklerdir" demiştir.
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Katâde:
“Geçmişte olanlar hariç..."âyetini açıklarken:
“Cahiliye döneminde kişi babasının ölümünden sonra analığıyla evlenebilirdi" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b bu âyeti:
“(=Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin; ancak ölmüşlerse hariç)" lafzıyla okurdu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ b. Ebî Rebâh:
“...Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur" âyetini açıklarken:
“Böylesi evlilikler Yüce Allah'ın öfkesine sebep olur ve bunu yapanlar pek kötü bir yola girmiş olurlar" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Berâ'dan bildirir: Dayımı elinde sancakla gördüm. Ona:
“Nereye gidiyorsun?" diye sorduğumda:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), babasının ölümünden sonra analığıyia evlenen birine gönderdi ve boynunu vurup malını almamı emretti" dedi.
23
"Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir"
Abdurrezzâk, Firyâbî, Abd b. Humeyd, Buhârî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî'nin Sünen'de değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir: Yüce Allah kişinin soydan yedi, hısımlıktan da yedi kadınla evliliğini haram kılmıştır. Soydan haram kıldığı kadınları:
“Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları..." buyurarak belirtmiştir. Hısımlıktan dolayı evlenmeyi haram kıldığı kadınlarından altısını belirtirken:
“...Sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı..."' buyurmuştur. Yedincisi de:
“...Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin..." âyetiyle belirtilmiştir.
Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildirir:
“Soydan yedi, hısımlıktan da yedi kadınla evlenmek haram kılınmıştır. Soydan dolayı haram olan süt emmeden dolayı da haram olur."
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim'in Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Doğumdan (soydan) dolayı haram olan süt emmeden dolayı da haram olur" buyurmuştur.
Mâlik ve Abdurrezzâk, Hazret-i Âişe'den bildirir: İlk başlarda:
“On defa emzirmek haramlığı ortaya çıkarır" şeklinde vahiy inmişti. Daha sonra beş defa emzirme on defa emzirmeyi neshetti. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde on defa emzirme Kur'ân'dan bir bölüm olarak okunuyordu.
Abdurrezzâk, Hazret-i Âişe'den bildirir: Allah'ın Kitab'ında önceleri on defa emzirmenin haramlığı doğuracağı hükmü vardı. Daha sonra bu beş defa emzirmeye indirildi. Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) de ruhuyla birlikte alınan bir âyettir.
İbn Mâce ve İbnu'd-Durays, Hazret-i Âişe'den bildirir: Kur'ân'da başlarda:
“Ancak bilinen on defa veya beş defa süt emme haramlığı ortaya çıkarır" âyeti vardı, ancak sonradan kaldırıldı.
İbn Mâce, Hazret-i Âişe'den bildirir:
“Recm âyeti ile yetişkinin on defa emmesi (ile ortaya haramlığın çıkması) âyeti nazil olmuştu ve yatağımın altına koyduğum bir sahifede yazılıydı. Ancak Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatındaki meşguliyetimizde odaya giren bir keçi (veya koyun) onu yedi."
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre İbn Ömer, İbnu'z-Zübeyr'in Hazret-i Âişe'ye dayanarak yedi defadan az olan süt emmenin haramlığı ortaya çıkaramayacağı yönünde hüküm verdiğini işitince şöyle demiştir:
“Yüce Allah, Âişe'den daha hayırlıdır. Allah bu konuda:
“...Süt bacılarınız..." buyurmuş ve bir ya da iki defa süt emmeden bahsetmemiştir."
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Tâvus'a:
“Bazıları yedi defadan az olan süt emmenin haramlığı ortaya çıkaramayacağını, sonradan bunun beş defa emmeye indirildiğini söylüyorlar" denildiğinde:
“Daha önce öyle bir şey vardı. Ancak daha sonra bunu yasaklayan âyet nazil oldu ve bir defa emmeden dolayı haramlığın ortaya çıkacağı bildirildi" karşılığını verdi.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Bir defa süt emmeyle haramlık ortaya çıkar" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Tek bir yudumluk süt emme bile haramlığı ortaya çıkarır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî)'ye süt emme meselesi sorulunca şöyle demiştir: Hazret-iAli ile Abdullah b. Mes'ûd:
“Süt emmenin azı da, çoğu da haramlığı ortaya çıkarır" derlerdi.
İbn Ebî Şeybe, Tâvus'tan bildirir:
“Önceleri haramlığın ortaya çıkması için on defa süt emmenin olması şartı koşulurdu. Daha sonra tek bir emmeyle dahi haramlığın ortaya çıkacağı söylendi."
İbn Ebî Şeybe, Hazret-i Ali'den bildirir:
“Süt emmeden haramlığın ortaya çıkması için emen çocuğun iki yaşından büyük olmaması lazımdır."
İbn Ebî Şeybe de İbn Mes'ûd, İbn Abbâs, İbn Ömer ve Ebû Hureyre'den aynısını zikreder.
İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim'in Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Haramlığı ortaya çıkacarak süt emmenin doyana kadar olması lazımdır" buyurmuştur.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Amr b. Şuayb'dan, onun babasından, onun da dedesinden naklen bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kişi bir kadınla evlendiği zaman onunla gerdeğe girsin veya girmesin artık onun annesiyle evlenemez. Ancak evlendiği kadınla henüz gerdeğe girmeden boşanmışsa onun kızıyla evlenebilir. "
Mâlik'in bildirdiğine göre Zeyd b. Sâbit'e, bir kadınla evlenen ancak ona dokunmadan boşanan kişinin, boşadığı kadının annesiyle evlenip evlenemeyeceği sorulunca:
“Hayır, evlenemez! Böylesi bir annenin durumu âyete göre mübhemdir ve hakkında herhangi bir şart yoktur. Âyette koşulan şart da üvey kızlar hakkındadır" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr, İbn Cüreyc'den bildirir: Atâ'ya:
“Bir kadınla evlenen, ancak ona dokunmadan boşanan kişi, boşadığı kadının annesiyle evlenebilir mi?" diye sorduğumda:
“Hayır! Evlenemez. Çünkü âyette evlenilen kadının annesi kayıtsız ve şartsız bir şekilde haram kılmıştır" karşılığını verdi. Ona:
“İbn Abbâs bu âyeti: «...Ve kendileriyle ilişkiye girdiğiniz eşlerinizin anneleri...» lafzıyla mı okurdu?" diye sorduğumda da:
“Hayır!" dedi.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Eşlerinizin anaları...'" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Böylesi durumda olan annenin durumu âyete göre mübhemdir. Onun için kişi bir kadınla evlendiği zaman onunla ilişkiye girmeden boşasa veya kadın ölse onun annesiyle evlenmesi helal olmaz."
Abd b. Humeyd, İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İmrân b. Husayn:
“... Eşlerinizin anaları..." âyetini açıklarken:
“Böylesi konumda olan annenin durumu mübhemdir, belli değildir" demiştir.
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî, Sünen'de Ebû Amr eş-Şeybânî'den bildirir: Şemh oğullarından bir adam bir kadınla evlendi. Bu kadınla henüz ilişkiye girmeden annesini gördü ve onu çok beğendi. Onunla evlenmek konusunda İbn Mes'ûd'dan fetva isteyince, İbn Mes'ûd karısından ayrılıp annesiyle öyle evlenmesini söyledi. Bunun üzerine adam karısını boşadı. Boşadığı kadının annesiyle evlendi ve ondan birkaç çocuğu oldu. Daha sonraları İbn Mes'ûd, Medine'ye geldiğinde bu konuyu Ömer'e (ve Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabına) sordu. Onlar da:
“Böylesi bir evlilik caiz değildir" dediler. İbn Mes'ûd, Kûfe'ye geri döndüğünde adama:
“Evlendiğin kadın (eski karının annesi) sana haramdır. Onun için ondan ayrıl" dedi.
Mâlik'in bildirdiğine göre Kûfe'de bulunan İbn Mes'ûd'a, kişinin bir kızla evlenmesi, ancak onunla henüz ilişkiye girmeden boşayıp annesiyle evlenmesi konusu sorulunca buna ruhsat vermiştir. Daha sonra İbn Mes'ûd, Medine'ye gelip bunu sorunca verdiği fetvanın yanlış olduğu, âyette koşulan şartın üvey kızlarla alakalı bir durum olduğu söylenmiştir. Bunun üzerine İbn Mes'ûd, Kûfe'ye dönünce henüz evine gitmeden evlenmesine ruhsat verdiği adamın yanına gidip yeni fetvayı vermiş ve kadından ayrılmasını istemiştir.
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mesrûk'a:
“...Eşlerinizin anaları..."' âyeti sorulunca:
“Burada annenin durumu açık değildir. Onun için Yüce Allah'ın şarta bağlamadığı konularda sizler şartlar aramayın. Açıkladığı şeylerin peşinden gidin" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib, kişinin evlendiği kadınla henüz ilişkiye girmeden onu boşaması veya kadının ölmesi durumunda onun annesiyle evlenmesinin helal olup olamayacağı konusunda:
“Kadın adamın üvey kızı konumundadır" demiştir.
ibn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Zeyd b. Sâbit şöyle derdi:
“Kişinin karısı ölüp de mirasını da aldıktan sonra ölen karısının annesiyle evlenmesi kerih görülmüştür. Ancak kadınla evlenip henüz onunla ilişkiye girmeden boşarsa bu durumda annesiyle evlenebilir."
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı..." âyetini açıklarken:
“Her ikisiyle de gerdeğe girmek kastedilmektedir" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir, Müslim b. Uveymir'den bildirir: Bir kadınla evlendim; ancak henüz onunla gerdeğe girmeden babası öldü ve annesi dul kaldı. Onunla evlenip evlenemeyceğimi İbn Abbâs'a sorduğumda:
“Evlenebilirsin" dedi. İbn Ömer'e sorduğumda ise:
“Onunla evlenme" karşılığını verdi. Bu konuda babam, Muâviye'ye bir mektup yazınca olumlu veya olumsuz herhangi bir şey söylemedi.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abdullah b. ez-Zübeyr:
“Üvey kız ile annesi aynıdır. Biriyle evli olan kişi, henüz gerdeğe girmemişse boşayıp diğeriyle evlenebilir."
İbn Ebî Şeybe'nin Ebû Hâni'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişi, cinsel organına baktığı kadının artık kızı veya annesiyle evlenemez" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dâvud, İbn Mes'ûd'un mushafında bu âyeti:
“(=Analarıyla birlikte olduğunuz üvey kızlarınız)" lafzıyla okumuştur.
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Hâtim sahih bir senedle Mâlik b. Evs b. el- Hadesân'dan bildirir: Bir kadınla evliydim ve ondan çocuklarım vardı. Ölünce de çok üzüldüm. Ali b. Ebî Tâlib beni görünce:
“Neyin var?" diye sordu. "Karım öldü" karşılığını verdim. Ali:
“Kızı var mı?" diye sorunca:
“Evet, var" karşılığını verdim. Bana:
“Senin himayende miydi?" diye sorunca:
“Hayır" karşılığını verdim. Bana:
“O zaman onunla evlen" dedi. Ona:
“Ama Yüce Allah:
“...Kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı..." buyuruyor" dediğimde de:
“Şâyet himayende olsaydı haram olurdu" karşılığını verdi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Âyetteki (.....) ifadesinden kasıt, cinsel ilişkidir" demiştir.
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Tâvus:
“Âyetteki (.....) ifadesinden kasıt, cinsel ilişkidir" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye:
“Kişinin üvey kızının kızı ve onun da kızı yetmiş batın aşağıdan da olsa kendisine helal değildir" demiştir.
Abdurrezzâk, Musannef’te, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ:
“...Oğullarınızın eşleri..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), Zeyd'in karısıyla evlendiği zaman Mekke müşrikleri bunu dillerine doladılar. Bunun üzerine:
“...Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri... size haram kılındı..." âyeti nazil oldu. Bunun yanında:
“...Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı..." âyeti ile "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir..." âyeti nazil oldu.
İbnu'l-Münzir başka bir vecihle İbn Cüreyc'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Zeyd'in karısı ile evlenince Kureyşliler:
“Oğlunun karısıyla evlendi" demeye başladılar. Bunun üzerine:
“...Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri... size haram kılındı..." âyeti nazil oldu.
İbn Ebî Şeybe ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasa(-ı Basrî) ile Muhammed b. Şîrîn şöyle demişlerdir:
“...Eşlerinizin anaları...", "...Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri..." ve:
“...Babalarınızın evlendiği kadınlar..." buyruklarında zikredilenlerin durumu mübhemdir, açık değildir.
Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den bildirir: Atâ'ya:
“Kişinin evlendiği ancak henüz onu görmeden boşadığı karısı oğluna helal olur mu?" diye sorduğumda şöyle dedi:
“Âyette böylesi bir kadın, kişiye kayıtsız ve şartsız bir şekilde haram kılmıştır. Zira Yüce Allah:
“... Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri... size haram kılındı...'" buyurmuştur.
Ahmed, Ebû Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce'nin bildirdiğine göre Feyrûz ed- Deylemî Müslüman olduğunda iki kızkardeş nikahının altındaydı. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona:
“İkisinden dilediğini boşa" buyurdu.
Ahmed, Kays'tan bildirir: İbn Abbâs'a:
“Kişi cariyeleri olan bir kız ve annesiyle aynı anda birlikte olabilir mi?" diye sorduğumda:
“Bir âyet böylesi bir şeyi haram kılmışken, bir âyet de helal kılmıştır. Ancak ben böylesi bir şeyi yapmam" dedi.
İbnu'l-Münzir'in İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“... iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı..." âyetini açıklarken:
“İki kızkardeşle aynı anda evli olmaktır" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Amr b. Dînâr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs, cariye olmaları halinde iki kız kardeşle aynı anda evli olmakta bir sakınca görmezdi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“... İki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı..." âyetini açıklarken:
“Bu, hür olan kadınlar için geçerlidir. Cariye olmaları halinde bir sakıncası olmaz" demiştir.
Mâlik, Şâfiî, Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Sünen'de İbn Şihâb vasıtasıyla Kabîsa b. Züeyb'den bildirir: Adamın biri Osmân b. Affân'a, kişinin cariyesi olan iki kızkardeşle aynı anda evlenip evlenemeyeceğini sorunca:
“Bir âyet böylesi bir şeyi haram kılmışken bir âyet de helal kılmıştır. Ancak ben böylesi bir şeyi yapmam" dedi. Adam Osmân'ın yanından çıktıktan sonra Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından biriyle, sanırım Ali b. Ebî Tâlib'le karşılaştı. Aynı şeyi ona sorunca, Ali:
“Bu konuda yaptırım gücü bende olsaydı ve bunu yapan birini görseydim onu cezalandırırdım" dedi.
İbn Abdilber, İstizkâr'da İyâs b. Âmir'den bildirir: Ali b. Ebî Tâlib'e:
“Yanımda cariyem olan iki kız kardeş var. Bunlardan biriyle birlikte oluyorum ve ondan çocuklarım oldu. Ancak diğer kardeşiyle de birlikte olmak istiyorum. Ne yapayım?" diye sorduğumda:
“Birlikte olduğun kardeşi, azat edersin sonra da diğeriyle birlikte olursun" dedi. Daha sonra da şöyle dedi:
“Yüce Allah'ın Kitab'ında dört tanesinden daha fazla evlenme durumu hariç hür kadınlar konusunda haram olan şeyler cariyeler için de haramdır. Yüce Allah'ın Kitab'ında kan bağıyla sana haram olan şeyler, süt emme dolayısıyla da haram olur."
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib'e, cariyesi olan iki kızkardeşten biriyle birlikte olan ve diğeriyle de birlikte olmak isteyen kişinin durumu sorulduğunda:
“Birlikte olduğu kardeşi azat etmeden diğeriyle birlikte olamaz" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'a, cariye olan iki kız kardeşi nikahı altında tutan adamın durumu sorulunca bunu kerih gördü. Kendisine:
“Ancak Yüce Allah: «...Sahip olduklarınız hariç...» buyurur" denildiğinde ise:
“Deven de senin sahip olduğun şeylerden biridir" karşılığını verdi.
İbnu'l-Münzir ve Beyhakî, Sünen'de İbn Mes'ûd'dan bildirir:
“Dört tanesinden daha fazla evlenme durumu hariç hür kadınlar konusunda haram olan şeyler cariyeler için de haramdır."
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ammâr b. Yâsir:
“Yüce Allah, dört tanesinden daha fazla evlenme durumu hariç hür kadınlar konusunda haram kıldığı şeyleri cariyeler için de haram kıldı" demiştir.
İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî'nin Ebû Sâlih vasıtasıyla bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib cariye olan iki kız kardeşi aynı nikah altında bulundurma konusunda:
“Bunu bir âyet helal kılmışken, bir âyet de haram kılmıştır. Ancak ben ne yapılmasını, ne de yapılmamasını söylerim. Ne helal, ne de haram kılarım. Ne ben ne de ailemden biri öyle bir şeyi yapmayız" demiştir.
Abdurrezzâk ve Beyhakî, İkrime'den bildirir: İbn Abbâs'ın yanında Ali b. Ebî Tâlib'in, cariye iki kızkardeşi aynı nikah altında bulundurma konusunda:
“Bunu bir âyet helal kılmışken, bir âyet de haram kılmıştır" dediği zikredilince İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Bir âyet helal kılmışken, bir âyet haram mı kılmış! Oysa onları bana haram kılacak olan şey bana olan yakınlıklarıdır. Yoksa birbirlerine olan yakınlıkları onları bana haram kılmaz. Zira Yüce Allah:
“...Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı..."buyurmuştur."
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve Beyhakî, İbn Ömer'den bildirir:
“Birinin yanında kızkardeş olan iki cariye varsa ve biriyle ilişkiye girmişse onu azat etmeden diğeriyle ilişkiye giremez."
İbnu'l-Münzir, Kâsım b. Muhammed'den bildirir: Bir kabile, kişinin yanında bulunan ve kızkardeş olan iki cariyeyle ilişkiye girip giremeyeceğini Muâviye'ye sorduklarında:
“Bir sakıncası olmaz" karşılığını verdi. Nu'mân b. Beşîr bunu duyunca Muâviye'ye:
“Sen şöyle şöyle bir fetva verdin mi?" diye sordu. Muâviye:
“Evet, verdim" dedi. Nu'mân:
“Sence, kişinin yanında cariye olarak kendi kız kardeşi bulunsa onunla ilişkiye girebilir miydi?" diye sorunca, Muâviye:
“Vallahi bu konuda beni ikna ettin ama, fetvayı soranların yanına git ve bundan uzak durmalarını, böyle bir şeyi yapamayacaklarını söyle" karşılığını verdi. Nu'mân da:
“Çünkü azat edilse de edilmese de kardeştir" dedi.
Mâlik, İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bir kadınla halası ve bir kadınla teyzesi aynı nikah altında tutulamaz" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, Amr b. Şuayb'dan, o babasından, o da dedesinden naklen bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethedildiği gün:
"Bir kadınla halasının veya teyzesinin üzerine evlenilenıez" buyurmuştur.
Beyhakî, Mukâtil b. Süleymân'dan bildirir: Yüce Allah, kişinin babasının karısıyla (analığıyla) evlenmesi konusunda:
“Geçmişte olanlar hariç..."buyurmuştur. Çünkü daha önce Araplar babalarının eşleriyle evlenirlerdi. Daha sonra Yüce Allah soydan ve hısımlıktan dolayı yakın akrabalarla evlenmeyi yasakladı. Ancak yasaklarken:
“Geçmişte olanlar hariç..."istisnası getirmedi. Zira önceden Araplar öylesi evlilikler yapmazlardı. Aynı anda iki kız kardeşi nikah altında tutmayı yasaklarken de:
“Geçmişte olanlar hariç..." buyurmuştur. Çünkü daha önce Araplar iki kızkardeşle aynı anda evli bulunurlardı. Yüce Allah daha önce yapılan bu tür evlilikler konusunda:
“Alhh çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih'e cariye olan iki kızkardeşle ilişkiye girme konusu sorulunca şöyle demiştir:
“Şehadet ederim ki Yüce Allah'ın Mûsa'ya (aleyhisselam) indirdiği vahiyler arasında iki kızkardeşi bir nikah altında tutan kişinin lanetlenmiş olduğu da vardır.
Yüce Allah hür ya da köle iki kızkardeşi aynı nikah altında tutmamıza izin vermedi."
Mâlik, Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb'a, kişi cariye olarak bir anne ile kızına sahip olduğu zaman biriyle birlikte olduktan sonra diğeriyle de beraber olup olamayacağı sorulunca:
“İkisi için böylesi bir şeye cevaz vermek istemem" dedi ve böyle bir şeyi yasakladı.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs'a, kişinin yanında cariye olarak bulunan anne ile kızıyla ilişkiye girmesi konusu sorulunca:
“Böylesi bir ilişkiyi bir âyet helal kılmışken bir âyet de haram kılmıştır. Ancak ben böylesi bir şeyi yapmam" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hazret-iAli'ye bu konu sorulunca:
“Şâyet bir âyet böylesi bir şeyi sana helal kıldıysa başka bir âyet de haram kılmıştır. Ancak en iyisi haram kılan âyete uymaktır" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve İbnu'd-Durays'ın bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih şöyle demiştir:
“Tevrat'ta, bir kadın ile annesinin cinsel organına bakan (ikisiyle birlikte olan) kişi lanetlenmiştir. Yüce Allah hür ya da köle anne ile kızıyla olan birlikteliği yasaklamıştır."
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre İbrâhim en-Nehaî:
“Bir anne ile kızının fercine bakan (ikisiyle birlikte olan) kişiye Yüce Allah kıyamet gününde nazar etmez" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Bir anne ile kızının fercine bakan (ikisiyle birlikte olan) kişiye Yüce Allah nazar etmez" demiştir.
24
"Sahip olduklarınız hariç evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın sîze emri budur. Bunlardan başkasını, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra karşılıklı anlaşmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir."
Tayâlisî, Abdurrezzâk, Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Tahâvî, İbn Hibbân ve Beyhakî, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Huneyn savaşı sırasında Evtâs'a bir birlik gönderdi. Orada düşmanla karşılaştıklarında onlarla savaşıp yendiler. Savaş sonrası onlardan esir aldılar. Ancak ashâbdan bazıları esir kadınlarla müşrik kocaları yüzünden birlikte olmaktan kaçındılar. Bunun üzerine:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı...'" âyeti nazil oldu. Âyetle ganimet olarak ele geçirilen evli kadınlarla birlikte olmakta bir sakınca olmadığı bildirildi. Bu âyetin ardından da böylesi kadınlarla ilişkiyi helal saydık.
Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Bu âyet Huneyn savaşı sırasında nazil oldu. Huneyn fethedildiği zaman Müslümanlar esir olarak kocaları bulunan kadınlar elde ettiler. Ancak biri bu kadınlardan biriyle birlikte olmak istediğin zaman kadın:
“Benim kocam var" diyordu. Konu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorulduğunda:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı...'" âyeti nazil oldu. Âyetle müşriklerden esir olarak elde edilen kadınlarla birlikte olmanın (evlenmenin) bir sakıncası olmadığı ifade edildi.
İbn Ebî Şeybe'nin Musannef’te bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Bu âyet Huneyn savaşında esir alınan Huneynli kadınlar hakkında nazil olmuştur. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Huneyn'i fethettiği zaman Müslümanlar esir kadınlar elde ettiler. Ancak biri bu kadınlardan biriyle birlikte olmak istediğin zaman kadın:
“Benim kocam var" diyordu. Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip bunu sorduklarında:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." âyeti nazil oldu. Burada sahip olunanlardan kasıt, kocası bulunan esir kadınlardır.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." âyetini açıklarken:
“Esir olanları hariç evli olan kadınlarla her türlü ilişki zinadır" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Burada Yüce Allah:
“Kocası olan her kadın sana haramdır. Ancak kocası kendileriyle savaş halinde olan bir bölgede bulunan ve kendisini esir olarak aldığın kadınla iddeti bittikten sonra evlenebilirsin" demiştir.
Firyâbî, İbn Ebî Şeybe ve Taberânî'nin bildirdiğine göre:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." âyetini açıklarken Hazret-iAli:
“Kişi müşrik bir kadını esir aldığı zaman kendisine helal olur" demiştir. İbn Mes'ûd ise:
“Âyet, hem müşrik, hem de Müslüman kadınları kapsar" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." âyetini açıklarken:
“Malınla satın aldıkların dışında evli olan her bir kadın sana haramdır" demiştir. Ayrıca:
“Cariyeyi satmak onu boşamak anlamına gelir" demiştir.
İbn Cerîr, Katâde'den bildirir: Ubey b. Ka'b, Câbir b. Abdillah ve Enes b. Mâlik:
“Cariyeyi satmak, onu boşamak anlamındadır" demişlerdir.
İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan bildirir:
“Cariye altı şekilde boşanır. Onu satmak onu boşamak anlamına gelir. Onu azat etmek onu boşamak anlamına gelir. Onu hibe etmek onu boşamak anlamına gelir. Ondan beri olmak onu boşamak anlamına gelir. Kocasının onu boşamasıyla da boşanmış olur..."
İbn Cerîr, İbn Mes'ûd'dan bildirir:
“Cariye kocası varken satıldığı zaman onu alan efendisi onunla evlenmede daha fazla hak sahibi olur."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini:
“Kocası olan kadınlar" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Şeybe, Musannef te ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ense b. Mâlik: (.....) âyetini açıklarken:
“Bunlar kocası olan evli hür kadınlardır ve bunlarla evlenmek haramdır. Ancak cariye veya esir olarak alınan kadınlar bunun dışındadır."
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: (.....) âyetini:
“Kocası olan kadınlar" şeklinde açıklamıştır.
Mâlik, Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Bunlar kocası olan evli kadınlardır. Bunlarla ilişkiye girmek zinaya girmektedir ve Yüce Allah zinayı haram kılmıştır."
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Evli kadınlar da size haram kılındı..." âyetini açıklarken:
“Zina etmemiz yasaklanmıştır" dedi.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Şa'bî bu âyeti açıklarken:
“Evtâs savaşı sırasında nazil oldu" demiştir.
İbn Cerîr, Ebû Sâîd el-Hudrî'den bildirir: Önceleri kadınlar yanımıza gelir, sonra da kocaları hicret ederdi. "...Evli kadınlar da size haram kılındı..." buyruğuyla Yüce Allah bu kadınları bize haram kıldı.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bunlar evli ve kocaları bulunan kadınlardır. Bunlarla evlenmek bize haram kılındı. Âyetle, evli olan kadının aklını çelip kocasına asi olmasına sebep olunmaması da ifade edilmiştir. Evliliği açık bir şekilde ve bir mehirle olan her kadın bu âyetle kendisiyle evlenmenin haram kılındığı kadiridir. Sahip olduklarınızdan kasıt, Yüce Allah'ın kişiye helal kıldığı hür olan ikinci, üçüncü ve dördüncü eşidir."
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Kişinin dört kadından fazlasıyla evlenmesi helal değildir. Dörtten fazlası annesi ve kız kardeşi gibi kendisine haramdır" demiştir.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Ebu'l-Âliye'den bildirir: Yüce Allah önce kişinin iki, üç ve dört kadınla evlenebileceğini bildirdikten sonra soy ve hısımlıktan dolayı kendisine haram olan kadınları zikretti. Daha sonra:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." buyurarak mehir, nikah akdi ve şahit ile olmadıktan sonra bu dördünün de haram olduğunu bildirdi.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr, Abîde'den bildirir:
“Sûrenin başında Yüce Allah kişiye dört kadınla evlenmesini helal kıldı. Bu dört kadından sonra sahip olunanlar dışında evli kadınlarla evlenmeyi haram kıldı."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Atâ'ya:
“...Evli kadınlar da size haram kılındı..." âyeti sorulunca:
“Yüce Allah dört kadından fazlasıyla evlenmeyi haram kıldı" demiştir.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken:
“Müslümanlardan veya Ehl-i Kitab'dan iffetli ve akıllı kadınlar" demiştir.
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sahip olduklarınız...'" âyetini açıklarken:
“Açıkça ve mehir karşılığında kendileriyle evlenilen dört kadındır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sahip olduklarınız..." âyetini açıklarken:
“Kişi, kölesinin karısını ondan ayırdıktan sonra alabilir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kişinin cariyeleridir ve kendisine helaldir. Ancak kölesiyle evli olan cariyeler kendisine helal olmaz."
İbn Cerîr, Amr b. Murra'dan bildirir: Saîd b. Cübeyr'e:
“İbn Abbâs'a, (.....) âyeti sorulunca bu konuda bir şey demediğini biliyorsun değil mi?" denilince:
“Çünkü bunu bilmiyordu" karşılığını verdi.
İbn Cerîr, Mücâhid'den bildirir: (.....) âyetinin ne anlama geldiğini bilen birinin var olduğunu bilsem deveme biner yanına giderdim.
İbn Ebî Şeybe, Ebu's-Sevdâ'dan bildirir: İkrime'ye (.....) âyetinin ne anlama geldiğini sorduğumda:
“Bilmiyorum" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in Zührî vasıtasıyla İbnu'l-Müseyyeb'den o da Ebû Hureyre'den naklen bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Muhsanlık, nikahlanıp evlenerek ve iffetli kalarak olmak üzere iki şekilde olur" buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim der ki:
“Babam bunun münker bir hadis olduğunu söylemiştir."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Şihâb'a: (.....) âyetinin anlamı sorulunca şöyle demiştir:
“Bu âyetle evli olan kadınlarla kocaları henüz mevcutken ve kendileriyle evli iken evlenmek haram kılmıştır. İffetli olan hür veya cariye kadınlar da âyette zikredilen muhsan kavramı içinde yer alır. Bunlar da kendileriyle bir nikah akdi yapılmadan veya cariye olarak elde edilmeden kimseye helal olmazlar. Muhsanlık evlenmekle ve iffetli kalmakla olmak üzere iki şekilde olur. Bir nikah akdi yapılmadan veya cariye olarak elde edilmeden hür olsun cariye olsun bu kadınlar kimseye helal olmazlar."
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid, Kur'ân'da geçen muhsan ifadelerinin tümünü, sâd harfini esre ile (.....) şeklinde okumuştur. Sadece Nisâ Sûresi'ndeki bu ifadeyi sâd harfini fetha/üstün ile, (.....) şeklinde okumuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti, sâd harfini fetha/üstün ile, (.....) şeklinde okumuştur. Yahya b. Vessâb ise, sâd harfini esre ile, (.....) şeklinde okumuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Esved bu ifadeyi bazen (.....) şeklinde sâd harfini fetha ile, bazen de (.....) şeklinde sâd harfini esre okumuştur.
Abd b. Humeyd, ikrime'den bildirir:
“Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı..." âyeti Muâze adında bir kadın hakkında nazil olmuştur. Muâze, Sedûs oğullarından Şucâ' b. el-Hâris adında bir ihtiyarla evliydi ve kuması da vardı. Muâze'nin bu yaşlı kocadan erkek çocukları da olmuştu. Şuca' bir ara ailesine erzak getirmek üzere Hecer'e gittiğinde Muâze'nin yanına amcaoğullarından biri uğradı. Muâze:
“Beni ailemin yanına götür; zira bu ihtiyardan bana bir hayır yok" deyince amcasıoğlu onu alıp yola koyuldu. Ancak yola çıkışları Şucâ'nın geri dönüşüne denk geldi. Şucâ' durumu görünce Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Ey Allah'ın Resûlü ve Arapların en hayırlısı! Recep ayında eşime erzak almak için çıktım. Gittiğimde beni kendisine yaklaştırmıyordu. Kadınlar da en güçlü kişiyi bile yenecek güçtedirler. Benim gibi sırtı kambur birinden sonra genç birini buldu ve birbirlerini arzuladılar" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Onları bana getirin! Eğer adamla ilişkiye girmişse onu recmedin. Aralarında bir ilişki olmamışsa da onu yaşlı kocasına döndürün" buyurdu. Bunun üzerine Mâlik b. Şucâ' ile Muâze'nin kumasının oğlu peşinden çıkıp kendisini aradılar. Onu bulduklarında da geri evine getirdiler.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abîde es-Selmânî:
“...Allah'ın size emri budur..." âyetini açıklarken:
“Dört kadına kadar evlenmenizin helal kılınmasıdır" demiştir.
İbn Cerîr, Abîde vasıtasıyla Ömer b. el-Hattâb'tan bu benzerini zikreder.
İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Allah'ın size emri budur..." âyetini açıklarken:
“Birden dörde kadar kadınla evlenebilmedir" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbrâhim:
“...Allah'ın size emri budur..." âyetini açıklarken:
“Yüce Allah'ın size haram kıldığı kadınlardır" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla, elif harfini dammeli/ötreli, hâ harfini de esreli bir şekilde okumuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) lafzıyla, elif ile hâ harflerini fethalı/üstünlü bir şekilde okumuştur.
İbn Ebî Hâtim, Ebû Mâlik'ten bildirir: Kur'ân'da ifadelerinin tümü iki âyet dışında hep (.....) yani ötesine gitme, ötesini arama, haddi aşma anlamında kullanılmıştır. Bu iki âyet de:
“...Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz size helâl kılındı..." âyeti ile:
“Bunun başka bir şey isteyenlerse, onlardır haddi aşanlar" âyetidir. Bu âyetlerde de (.....) ifadeleri "bunun dışında, bundan başka" anlamlarındadır.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Bunlardan başkası... size helal kılındı..." âyetini açıklarken:
“Beşten aşağısı size helal kılındı, anlamındadır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkası... size helal kılındı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Allah'ın emrettiğinden kasıt (bir önceki âyette) haram kılınan akrabalardır. Bunlardan başkası ifadesinden kasıt da bu akrabalar dışındaki kadınlardır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Atâ:
“... Bunlardan başkası... size helal kılındı..." âyetini açıklarken:
“Bunlardan başkası ifadesinden kasıt (bir önceki âyette) zikredilen akrabalar dışında kalanlardır" demiştir.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Bunlardan başkası... size helal kılındı...'" âyetini açıklarken:
“Bunlardan başkası ifadesinden kasıt, kişinin eşleri dışında sahip olduğu kadınlardır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abîde es-Selmânî:
“...Bunlardan başkası... size helal kılındı..." âyetini açıklarken:
“Bunlardan başkası ifadesinden kasıt, kişinin odalık olarak edindiği cariyeleridir" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:
“Nikah kıymak ve iffetli olup zina etmemek, anlamındadır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs'a âyette geçen "Sifâh" ifadesinin anlamı sorulunca:
“Zina, anlamındadır" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs, Nâsih'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Kişi bir kadınla evlendiği zaman onunla bir defa ilişkiye girdikten sonra mehrinin tümünü ona vermesi gerekir. Burada faydalanmadan kasıt, kadınla ilişkiye girmektir. "Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin..." âyeti da bunu ifade etmektedir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“İslam'ın ilk dönemlerinde kadınlarla muta nikahı yapılırdı. Kişi bazen uzak bir bölgeye gittiği zaman ihtiyaçlarını görecek ve eşyalarına bakacak birine ihtiyaç duyardı. Gittiği yerde işini bitirene kadar da bir kadınla evlenir, bu kadın onun ihtiyaçlarını görür ve eşyalarına göz kulak olurdu" demiştir. Ayrıca İbn Abbâs bu âyeti: (=Belirlenen süre zarfında onlardan faydalanmanıza karşılık...)" lafzıyla okumuş ve şöyle demiştir: Bu âyeti:
“...İffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla..." âyeti neshetmiştir. Nikah (ihsân) da erkeğin elindedir. Kadını dilediği zaman yanında tutar dilediği zaman da boşar.
Taberânî ve Beyhakî, Sünen'de İbn Abbâs'tan bildirir:
“İslam'ın ilk dönemlerinde kadınlarla muta nikahı yapılırdı. Bu âyet de:
“(=Belirlenen süre zarfında onlardan faydalanmanıza karşılık...)" lafzıyla okunurdu. Kişi uzak bir beldeye gittiği ve tanıdığı olmadığı zaman ihtiyaçlarını görüp eşyalarına bakması için orada kalacağı süre zarfında bir kadınla evlenirdi. "Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları... size haram kılındı..."âyetiyle de muta türü evlilik yasaklandı. "Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır..." âyeti de bunu doğrulamaktadır. Bunlar dışında kalan kadınlar ve evlilikler de haram kılındı.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Enbârî, Mesâhif de ve Hâkîm'in değişik kanallardan bildirdiğine göre Ebû Nadra şöyle demiştir: İbn Abbâs'a:
“...Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin..." âyetini okuduğumda kendisi bunu:
“(=Belirlenen süre zarfında onlardan faydalanmanıza karşılık...)" lafzıyla okudu. Ona:
“Ama biz böyle okumuyoruz!" dediğimde:
“Vallahi Yüce Allah âyeti bu şekilde indirdi" karşılığını verdi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den bildirir: Ubey b. Ka'b'ın kıraatinde bu âyet:
“(=Belirlenen süre zarfında onlardan faydalanmanıza karşılık...)" şeklindedir.
İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Ubey b. Ka'b'ın kıraatinde bu âyet:
“(Belirlenen süre zarfında onlardan faydalanmanıza karşılık...)" şeklindedir.
Abdurrezzâk, Atâ'dan bildirir: İbn Abbâs'ın bu âyeti: (.....) şeklinde okuduğunu işittim. Ayrıca İbn Abbâs şöyle demiştir: Ubey b. Ka'b'ın kıraatinde ise bu âyet:
“(=Belirlenen süre zarfında onlardan faydalanmanıza karşılık...)" şeklindedir.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt muta nikahıdır" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Burada kasıt muta nikahıdır. Kişi belirli bir süreyi şart koşarak bir kadınla evlenir. Süre bitiminde kadın üzerinde hiçbir hakkı kalmaz ve kadının onunla ilişkisi biter. Ancak kadının hamile olup olmadığı belli olana kadar beklemesi gerekmektedir. Bu şekilde evlenenler birbirlerine mirasçı olamazlar."
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Resûlullah'la (sallallahü aleyhi ve sellem) savaşa çıkar, ancak kadınlarımız yanımızda olmazdı. Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kendimizi hadım edelim mi?" diye sorduğumuzda bizi bundan alıkoydu ve bir giysi karşılığında olsa dahi belirli bir süreye kadar kadınlarla evlenmemize ruhsat verdi" dedi ve:
“Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın..." âyetini okudu.
Abdurrezzâk, Ahmed ve Müslim, Sebre el-Cühenî'den bildirir: Mekke'nin fethedildiği yıl Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) muta nikahı yapmamıza izin verdi. Kabilemden bir adamla birlikte dışarıya çıktık. Ben arkadaşımdan daha yakışıklıydım. Arkadaşım da çirkin biriydi. Herbirimizde de birer giysi vardı.
Benim giysi eski, arkadaşımın giysisi ise yeni ve yumuşacıktı. Mekke'nin üst taraflarına ulaştığımızda deve yavrusuna benzeyen bir kız gördük. "Birimizle muta yapmaya ne dersin?" dediğimizde:
“Karşılığında bana ne vereceksiniz?" diye sordu. Bunun üzerine her birimiz elindeki giysiyi göstermek üzere serdik. Sonrasında her ikimize bakmaya başladı. Kadın bana bakınca, arkadaşım:
“Bunun giysisi eski ve yırtıktır. Benim ise giysim yeni ve yumuşacıktır" dedi. Kadın:
“Bunun da giysisi fena değil" karşılığını verdi. Sonrasında onunla muta nikahı yaptım. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu yasaklayıncaya kadar da onunla evli kaldım.
İbn Ebî Şeybe, Ahmed ve Müslim, Sebre'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) iki Rükn ile (Kâbe) kapısının arasında durup şöyle dediğini işittim:
“Ey insanlar! Size muta nikahı yapmanız konusunda izin vermiştim. Bilin ki Yüce Allah böylesi bir nikahı kıyamet gününe kadar haram kılmıştır. Onun için yanında böylesi bir evlilikten kadın olan kişi onu bıraksın ve ona verdiğinden bir şey almasın."
İbn Ebî Şeybe, Ahmed ve Müslim, Seleme b. el-Ekva'dan bildirir:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Evtâs savaşının olduğu yıl üç gün muta nikahının yapılmasına izin verdi. Daha sonra ise bunu yasakladı."
Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbnu'l-Münzir ve Nehhâs'ın Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre ibn Abbâs:
“...Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bu âyet, "Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın...", "Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler...", ve:
“Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır..." âyetiyle neshedilmiştir.
Ebû Dâvud, Nâsih'de, İbnu'l-Münzir, Nehhâs ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb:
“Miras âyeti muta nikahını neshetti" demiştir.
Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Talak, sadaka, iddet ve miras ile ilgili âyetler muta nikahını neshetti" demiştir.
Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir, Hazret-iAli'den bildirir:
“Ramazan orucunu farz kılan âyet, diğer tüm oruçların hükmünü neshetti. Zekatı farz kılan âyet sadaka namına verilecek tüm şeyleri neshetti. Talak, iddet ve miras âyetleri de muta nikahını neshetti. Kurban kesme hükmü de kurban namına yapılan diğer tüm kesimlerin hükmünü neshetti."
Abdurrezzâk, Ebû Dâvud, Nâsih'de ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hakem'e, (muta nikahıyla ilgili) bu buyruğun neshedilip edilmediği sorulunca:
“Hayır, neshedilmedi" dedi. Hazret-i Ali ise:
“Şâyet Ömer muta nikahını yasaklamasaydı, hain kişilerden başka zina eden olmazdı" demiştir.
Buhârî, Ebû Cemre'den bildirir: İbn Abbâs'a muta nikahı konusu sorulunca bu yönde ruhsat verdi. Bir azatlısı:
“Buna ruhsat verildiği zamanlarda kadınların sayısı azdı ve sıkıntılı bir durum vardı" deyince, İbn Abbâs:
“Evet, öyleydi" karşılığını verdi.
Beyhakî, Hazret-i Ali'den bildirir:
“Muta nikahı evlenme imkanı bulamayanlar içindi. Nikah, talak, iddet ve karı koca arasında miras âyetleri nazil olunca muta nikahı neshedildi."
Nehhâs'ın bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib, İbn Abbâs'a:
“Sen ne dediğini bilmiyorsun! Zira Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) muta nikahını yasakladı" demiştir.
Beyhakî, Ebü Zer'den bildirir:
“Muta nikahı Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabına üç gün için helal kılındı. Daha sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu yasakladı."
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hazret-iÖmer bir hutbe verip şöyle dedi:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yasaklamışken bazılarına ne oluyor da hâlâ öylesi bir nikahla evleniyorlar? Böylesi bir nikahla evlenen biri bana getirilirse bilin ki onu recmederim!"
Mâlik, Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin Ali b. Ebî Tâlib'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hayber savaşında muta nikahı ile ehli eşeklerin etini yasaklamıştır.
Mâlik ve Abdurrezzâk, Urve b. ez-Zübeyr'den bildirir: Havle binti Hakîm, Ömer b. el-Hattâb'ın yanına girip:
“Rabîa b. Ümeyye bir kadınla muta nikahıyla evlendi ve ondan çocuğu oldu" deyince, Ömer ridasmı peşinde sürüyerek endişeli bir şekilde çıktı ve:
“Bu muta konusunda bana bir dava gelirse bunu yapanı recmedeceğim!" dedi.
Abdurrezzâk, Hâlid b. el-Muhâcir'den bildirir: İbn Abbâs insanlara muta nikahı yapma yönünde ruhsat verince, İbn Ebî Amre el-Ensârî:
“Ey İbn Abbâs! Ne yapıyorsun öyle?" diye sordu. İbn Abbâs:
“Muttakilerin imamı hayatteyken böylesi bir nikah yapılıyordu" karşılığını verdi. Bunun üzerine İbn Ebî Amre:
“Allahım bizi bağışla! Leşin, kanın ve domuz etinin zorunlu durumlarda yenilmesi gibi muta nikahı da zorunlu bir durum için helal kılınmış bir şeydi. Ancak Yüce Allah bu konuda son hükmünü verdi" dedi.
İbn Ebî Şeybe, Hasan (-ı Basrî)'den bildirir:
“Vallahi muta nikahına sadece üç gün ruhsat verilmiş daha sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yasaklamıştı. Böyle bir şey daha sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatta iken yapılmadı, daha önce de yapılmış değildi."
İbn Ebî Şeybe, Saîd b. el-Müseyyeb'den bildirir:
“Ömer, muta nikahı ile hacdaki muta olmak üzere iki mutayı yasakladı."
İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr, Tehzîb'de Nâfi'den bildirir: İbn Ömer'e muta nikahı sorulunca:
“Haramdır" karşılığını verdi. Kendisine:
“Ama İbn Abbâs yapılabileceği yönünde fetva veriyor" denilince de:
“Ömer, zamanında açıkça bunu dile getirseydi ya!" karşılığını verdi.
Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Ömer şöyle demiştir:
“Kişi ancak İslam'ın emrettiği bir şekilde evlilik yapabilir ve evleneceği kadına mehrini verir. Karı koca da birbirlerine mirasçı olurlar. Oysa muta nikahında erkek belirli bir süre için kadınla evlenir ve ikisinden biri öldüğü zaman birbirlerine mirasçı olmazlar."
İbn Cerîr, Tehzîb'de, İbnu'l-Münzir, Taberânî ve Beyhakî, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: İbn Abbâs'a:
“Sen ne yaptın öyle? Muta nikahı yönündeki fetvan dört bir yana ulaştı ve şairler bunu dillerine doladı!" dediğimde:
“Şairler ne diyorlar ki?" diye sordu. "Şairler:
İhtiyarın oturması uzaymca dedim ki:
Ayaktayken İbn Abbâs'ın fetvasını kullanmak ister misin?
Sabah olup insanlar dışarıya dökülene kadar
Seni hoşnut edecek genç bir kıza ne dersin?" diyorlar" karşılığını verdiğimde şöyle dedi:
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn! Vallahi ben ne bu şekilde fetva verdim, ne de fetvamla böyle bir şeyi kasdettim. Ben zorda kalan kişi için bu yönde fetva verdim." Başka bir lafızda:
“Mutayı helal kılmam, Yüce Allah'ın leşi, kanı ve domuz etini (zorunluluk halinde) helal kılması gibidir" şeklinde geçer.
Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir:
“Allah, Ömer'e rahmet etsin! Muta Yüce Allah'ın, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetine ihsan ettiği bir rahmetten başka değildi. Şâyet Ömer bunu yasaklamasaydı hain olanlardan başka kimse zinaya başvurmazdı. Muta nikahı Nisâ Sûresi'ndeki:
“...Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin...'" buyruğuyla sabittir ve erkeğin kadınla belirlenen zamana kadar evli kalmasıdır. Böylesi bir evlilikte karı koca birbirine varis olmaz. Süre bitiminden sonra evliliğe devam etmek isterlerse bir sakıncası olmaz. Süre bitiminde ayrılmalarında da bir sakınca yoktur. Süre bittiği zaman aradaki nikah da düşer." Atâ der ki:
“İbn Abbâs'ın muta nikahını hâlâ helal saydığını işittim."
İbnu'l-Münzir, eş-Şerîd'in azatlısı Ammâr'dan bildirir: İbn Abbâs'a:
“Muta bir zina mıdır, yok da bir evlilik midir?" diye sorduğumda:
“Ne zina, ne de bir evliliktir" karşılığını verdi. "O zaman nedir?" diye sorduğumda:
“Yüce Allah'ın ifade ettiği gibi mutadır, faydalanmadır" dedi. Ona:
“Bunda kadının beklemesi gereken bir iddet var mıdır?" diye sorduğumda:
“Bir hayızlık dönemi iddet bekler" dedi. "Böylesi bir birliktelikte karı koca birbirine mirasçı olur mu?" diye sorduğumda:
“Hayır, olmazlar" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“... Kararlaştırılmış olan mehirlerini verin..." âyetini açıklarken:
“Az olsun, çok olsun bir mehir üzerinde anlaşın ve buna razı olun" demiştir.
İbn Cerîr, Hadramî'den bildirir: Önceleri bazıları mehrin tamamının verilmesini şart olarak görürlerdi. Ancak bazen kişi zor bir duruma veya sıkıntıya düşebiliyordu. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Mehir belirlendikten sonra karşılıklı anlaşmanızda size bir günah yoktur..." buyurdu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs, Nâsih'de Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Mehir belirlendikten sonra karşılıklı anlaşmanızda size bir günah yoktur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Erkek kadına mehrin tamamını verir, sonra ayrılıp devam etme konusunda kadını muhayyer bırakır."
Ebû Dâvud, Nâsih'de bildirdiğine göre İbn Şihâb bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Nikah hakkında nazil olmuştur. Nikahta mehir belirlendikten sonra bunun arttırılması veya düşürülmesi konusunda karşılıklı anlaşmada bir sakınca olmaz."
Ebû Dâvud, Nâsih'de ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabîa bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Burada bahsedilen şey mehrin belirlenmesinden sonra kadının bu mehiri düşürmesi veya bir kısmını kocasına vermesidir."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken:
“Kadının bu mehirden bir kısmını düşürmesinin mahzuru yoktur" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Kişi muta nikahıyla evlendiği kadına mehrini verdikten sonra süre bitiminde iddeti bitmeden:
“Şu süreye kadar şu kadar mehirle yine seninle evli kalalım" deyip karşılıklı anlaşmalarında bir sakınca olmaz.
25
"Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Allah sizin İmanınızı çok iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz ise sîzin için daha hayırlıdır. Allah bağışlar ve merhamet eder."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır..."' âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Hür olan bir kadınla evlenme imkanı olmayan kişi iffetli olan gizli ve açık bir şekilde zinaya bulaşmamış, kendine dost edinmemiş olan müminlerin ellerinin altında bulunan cariyelerle evlensin. Cariye hür olan biriyle evlendikten sonra zina edecek olursa hür kadına verilen celd (kırbaç) cezasının yarısı kendisine uygulanır. Böylesi bir izin de zinaya bulaşma korkusu taşıyanlar içindir. Hür bir kadınla evlenme imkanı olan kişinin bunun yerine cariye ile evlenme hakkı yoktur. Yine de imkansızlıktan dolayı cariye ile evlenmek yerine sabretmek daha hayırlıdır."
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr, Hasan (-ı Basrî)'den bildirir:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hür kadının üzerine cariyeyle evlenmeyi, cariyenin üzerine de hür kadınla evlenmeyi yasakladı. Hür bir kadınla evlenme imkanı olan kişinin cariyeyle evlenmemesi gerektiğini söyledi."
Abd b. Humeyd, Ahmed, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî, Mücâhid'den bildirir: Yüce Allah:
“Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın...'" buyruğunda hür kadınla evlenmek için maddi imkanı olmayan kişinin mümin bir cariyeyle evlenmesini söylemiştir. Devamında:
“...Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır..." buyurarak kişinin, cariye ile evlenmekten kaçınıp içinde bulunduğu duruma sabretmesinin de helal ve caiz olduğunu bildirmiştir.
İbn Cerîr ile İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Câbir b. Abdillah'a, hür olan birinin cariye bir kızla evlenmesi konusu sorulunca:
“Şâyet hür bir kadınla evlenme imkanı varsa cariye ile evlenemez" dedi. Kendisine:
“Peki, ya cariyeye aşık olup onu sevmişse?" diye sorulunca:
“Şâyet zinaya bulaşma endişesi taşıyorsa o zaman onunla evlenebilir" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Yüce Allah cariye ile evlenmeyi, hür kadın ile evlenme imkanı olmayan ve zinaya bulaşmaktan korkan kişiler için helal kıldı" demiştir.
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Yüce Allah'ın bu ümmete ihsan ettiği kolaylıklardan biri de kişinin durumu iyi olsa da cariye, Hıristiyan ve Yahudi kadınlar ile evlenebilmesidir" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) âyetini:
“Cariyelerinizden" şeklinde açıklamıştır.
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî, Mücâhid'den bildirir: Müslüman erkeğin, Ehli kitab'ın cariyeleriyle evlenmesi doğru değildir. Zira Yüce Allah:
“...Ellerinizdeki mümin cariyelerinizden...'" buyurur.
İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Müslüman cariyeyle evlenme izni hür bir Müslüman kadınla evlenmeye gücü yetmeyenler içindir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“Bu ümmetin erkeklerine Ehl-i Kitab'dan olan kadınlarla evlenmelerine ruhsat verilmiş, ancak cariyeleriyle evlenmelerine izin verilmemiştir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Hür olan erkek, ancak bir tane cariyeyle evlenebilir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Katâde:
“Yüce Allah hür bir kadınla evlenmeye gücü yetmeyen ve zinaya düşme endişesi taşıyan kişiye bir cariyeyle evlenmeyi helal kıldı" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, Mükâtil b. Hayyân'dan bildirir: Yüce Allah giriş olarak:
“...Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz..." buyurmuş, müslümanların birbirlerinden ve kardeş olduklarını belirtmiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) âyetini:
“Bu cariyelerle efendilerinin izniyle ve mehirlerini vererek evlenin" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan bildirir: İffetli olmayan cariyelerden kasıt, zinayı açıkça yapan cariyelerdir. Dost edinenler de gizlice kendileriyle ilişkiye girdikleri dostlar edinenlerdir. Cahiliye döneminde insanlar zinanın açıkça yapılmasını haram, gizliden yapılmasını ise helal sayarlar ve:
“Açıkça işlenen zina rezilce bir şeydir ancak gizlice yapılanda bir sakınca yoktur" derlerdi. Bunun hakkında Yüce Allah:
“...Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın..." buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim, Hazret-iAli'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
"Yüce Allah: (.....) buyurur ki burada muhsan olmaktan kasıt kadının Müslüman olmasıdır." Ali der ki:
“Böylesi bir kadın zina etmesi halinde celd (kırbaç) cezası alır."
İbn Ebî Hâtim bu hadisin münker olduğunu söylemiştir.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'a kocası olmayan bir cariyenin zina etmesi sorulunca:
“Ceza olarak elli değnek atarım" dedi. Kendisine:
“Ancak henüz (evlenip) muhsan olmamış" denilince de:
“Müslüman olması onun muhsan olmasıdır" karşılığını vermiştir.
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre İbn Ömer, evli olmayan cariyenin zina etmesi konusunda:
“Zina eden evli kadına verilen cezanın yarısı kadar değnek atılır" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti: (.....) lafzıyla elif harfini fethalı bir şekilde okumuş ve:
“Müslüman olması muhsan olması demektir" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti:
“ (.....) lafzıyla okumuş ve:
“Müslüman oldukları zaman" şeklinde açıklamıştır.
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuş ve:
“Müslüman oldukları zaman" şeklinde açıklamıştır. Mücâhid ise: (.....) lafzıyla okumuş ve:
“Muhsan olmasından kasıt evlenmesidir. Zira evli değilse ona had de yoktur" demiştir.
İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye ve Diyâ, el-Muhtâre'de bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuş ve:
“Cariye evlendiği zaman muhsan olur. Zira evli olmayan cariyeye zina halinde değnek atılmaz" demiştir.
Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir, İbn Abbâs'tan bildirir: Yüce Allah:
“...Evlendiklerinde fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı uygulanır..." buyurmuştur. O halde evlenmedikçe kendisine had uygulanmaz.
Saîd b. Mansûr, İbn Huzeyme ve Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Biriyle evlenmedikten sonra zina eden cariyeye had yoktur. Evlendikten sonra ise evli hür kadına verilen cezanın yarısıyla cezalandırılır" buyurmuştur. İbn Huzeyme ile Beyhakî:
“Rivâyetin merfû olarak rivâyeti yanlıştır, doğrusu mevkûf (sahabi sözü) olanıdır" demişlerdir.
İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla okur ve:
“Evlendikleri zaman..." şeklinde açıklardı.
Abdurrezzâk ve Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre İbn Abbâs hür olan bir erkekle evlenmediği sürece cariye için herhangi bir cezanın olmadığını düşünürdü.
Abdurrezzâk, Buhârî ve Müslim, Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den bildirir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) evli olmayan cariyenin zina etmesinin cezası sorulunca:
“Ona değnek atın. Bir daha zina ederse bir daha değnek atın. Bir daha zina ederse yine değnek atın. Bir daha zina etmesi halinde ise kıldan bir ip karşılığında olsa dahi onu satın" buyurdu.
Saîd b. Mansur ile İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Enes b. Mâlik, zina etmesi halinde evli veya bekar olsun cariyelerine haddi uygulardı.
Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildirir: Bazı kıraatlerde bu âyet:
“(=köle veya cariyeler zina ettikleri zaman)" şeklindedir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“...Evlendiklerinde fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı uygulanır..." âyetini açıklarken:
“Elli değnek atılır, ancak sürgün ya da recm cezası almazlar" demiştir.
Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Hür olan birine zina iftirası atan kölenin cezası kırk değnektir" demiştir.
İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan bildirir:
“Âyetteki (.....) ifadesi zina anlamındadır."
Tastî'nin Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a, (.....) ifadesini sorunca, İbn Abbâs:
“Günah anlamındadır" demiştir. Nâfi':
“Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı vermiştir:
“Evet, bilirler. Şâirin:
Bakıyorum da günaha girmenin eşiğindesin
Hakkın olmadığı halde diğerleriyle üzerime gelmektesin " dediğini İşitmedin mi?"
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır..."' âyetini açıklarken:
“Cariyeyle de evlenmeyip sabretmedir" demiştir.
İbnu'l-Münzir, İkrime'den bildirir:
“Evlenmeniz helal olmasına rağmen cariyeyle evlenmeyip sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır; zira ondan olacak çocuklar da köle edinilebilirler."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken:
“Cariyeyle de evlenmeyip sabretmen çocuklarının da köle olmaması bakımından daha hayırlıdır" demiştir.
Saîd b. Mansûr ve İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Cariyeyle evlenen ile zina eden arasında çok az bir fark vardır" demiştir.
Abdurrezzâk da Ebû Hureyre ile Saîd b. Cübeyr'den benzerini zikreder.
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe, Ömer b. el-Hattâb'tan bildirir:
“Köle biri hür bir kadınla evlendiği zaman yarısını azat etmiş olur. Hür erkek ise bir cariyeyle evlendiği zaman yarısını köleleştirmiş olur."
İbn Ebî Şeybe, Amir(-i Şa'bi)'den bildirir:
“Cariye ile evlenmenin hükmü, leş, kan ve domuz etinin hükmü gibidir. Sadece zaruri durumlarda yapılabilir."
26
Bkz. Ayet:28
28
"Allah sîze açıklamak, sîzden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbenizi kabul etmek ister. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar. Allah sizden hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır."
İbn Ebi'd-Dünyâ, Tevbe'de, İbn Cerîr ve Beyhakî, Şuab'da İbn Abbâs'tan bildirir: Nisâ Sûresi'nde sekiz âyet var ki hepsi de bu ümmet için hayırdır ve dünya üzerinde bulunan her şeyden daha değerlidir. Bunlardan biri:
“Allah size açıklamak, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbenizi kabul etmek ister. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetidir. İkincisi:
“Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar..." âyetidir. Üçüncüsü:
“Allah sizden hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır" âyetidir. Dördüncüsü:
“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız" âyetidir. Beşincisi:
“Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." âyetidir. Altıncısı:
“Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlama dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur" âyetidir. Yedincisi:
“Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar..." âyetidir. Sekizincisi de:
“Allah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükâfatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir"' âyetidir. Son âyette Yüce Allah günah işleyenlere karşı bağışlayıcı ve merhametli olduğunu belirtmiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil b. Hayyân:
“Allah size açıklamak, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbenizi kabul etmek ister..." âyetini açıklarken:
“Açıklamaktan kasıt, evlilik konusunda anne ile kız çocukları yönündeki yasaklardır. Zira bu yasaklar daha öncekilerin de uyduğu yasaklardı" demiştir. "...Sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar..." âyetini açıklarken de şöyle demiştir:
“Yahudiler kişinin, baba bir kız kardeşi ile evlenmesini Allah'ın helal kıldığı bir şey olduğunu söylerlerdi. Büyük sapıklıktan kasıt da budur."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Şehvetlerine uyanlar ise..." âyetini açıklarken:
“Bunlar Yahudi ile Hıristiyanlardır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Şehvetten kasıt zinadır. Zina edenler kendileri gibi sizin de şehvetinize uyup zina etmenizi istiyorlar."
İbnu'l-Münzir'in başka bir vecihle Mücâhid'den bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Şehvetlerine uyanlar..." âyetini açıklarken:
“Şehvetten kasıt zinadır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Allah sizden hafifletmek ister...'" âyetini açıklarken:
“Cariyeyle evlenme konusunda olduğu gibi her türlü konuda yükünüzü hafifletmek ve size kolaylıklar sağlamak ister" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Tâvus:
“...Çünkü insan zayıf yaratılmıştır" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Zayıf olduğu nokta kadınlar konusudur. Zira kişi kadınlar konusunda olduğu kadar hiçbir konuda zayıflık göstermez." Vekî' der ki:
“Kadınlar konusunda kişinin aklı gider."
Harâitî, Î'tilâlu'l-Kulûb'de bildirdiğine göre Tâvus:
“...Çünkü insan zayıf yaratılmıştır" âyetini açıklarken:
“Erkek kadınlara baktığı zaman dayanamaz" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“Allah sizden hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Zor durumda kaldığınız zaman cariyelerle evlenmenize ruhsat tanınmıştır. Şâyet böylesi bir ruhsatı vermeseydi hür bir kadın alma gücü olmayan kişi evlenemezdi."
29
Bkz. Ayet:30
30
"Ey îman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza fle yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi de öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sîze karşı çok merhametlidir. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah'a pek kolaydır."
İbn Ebî Hâtirn ve Taberânî'nin sahîh bir senedle bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin..." âyetini açıklarken:
“Muhkem bir âyettir. Ne neshedilmiştir, ne de kıyamete kadar neshedilecektir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Malları aralarında yemek; faiz, kumar, hile gibi yollarla haksız yere malı yemektir. Ancak ticaret yoluyla olduktan sonra bir dirhemin bin dirhem getirmesinin bir sakıncası olmaz."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime ile Hasan (-ı Basrî) bu âyeti açıklarken şöyle demişlerdir: Bu âyetin nüzûlünden sonra kişi başka birinin yanında bir şeyler yemekten çekinir oldu. Ancak Nûr Sûresi'ndeki:
“...Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur..." âyetiyle bu âyet neshedildi.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka..." âyetini açıklarken:
“Ticaret, alışveriş veya birinin birine bağış vermesi gibi karşılıklı rızaya dayalı durumlar bunun dışındadır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Ticaret Yüce Allah'ın ihsan ettiği rızık kapılarından biridir. Doğruluk ve dürüstlükle uğraşan kişi için de helal bir şeydir. Temiz, dürüst ve güvenilir tüccarın kıyamet gününde Arş'ın altında gölgelenecek yedi kişiden biri olduğu bize anlatılırdı."
Tirmizî ve Hâkim'in Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Dürüst ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddîkler ve şehitlerle beraber olur" buyurmuştur.
İbn Mâce, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Dürüst ve güvenilir Müslüman tüccar, kıyamet gününde şehitlerle beraber olur" buyurmuştur.
Hâkim, Râfi' b. Hadîc'ten bildirir: Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yâ Resûlallah! Hangi kazanç daha temiz ve helaldir?" diye sorulunca:
“Kişinin kendi eliyle kazandığı ve temiz bir ticaretle elde ettiğidir" buyurdu.
Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Ebû Burde'den bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Hangi kazanç daha temiz ve helaldir?" diye sorulunca:
“Kişinin kendi eliyle kazandığı ve temiz bir ticaretle elde ettiğidir" karşılığını verdi.
Saîd b. Mansûr'un Nuaym b. Abdirrahman el-Ezdî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Rızkın onda dokuzu ticarette, kalan onda birlik kısmı ise hayvancılıktadır" buyurmuştur.
İsbehânî, Terğîb'de Safvân b. Ümeyye'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bilin ki Allah'ın yardımı dürüst tüccarlarla beraberdir" buyurmuştur.
İsbehânî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Dürüst tüccar, kıyamet gününde Arş'ın gölgesi altında olacaktır" buyurmuştur.
İsbehânî'nin Muâz b. Cebel'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“En temiz ve helal kazanç, konuşurken yalan söylemeyen, verdiği sözde duran, emanete ihanet etmeyen, satın alırken malı kötülemeyen, satarken de övmeyen, aldıkları borcun ödemesini geciktirmeyen, alacakları konusunda da karşı tarafı sıkıştırmayan tüccarların kazancıdır."
İsbehânî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir tüccarda dört haslet varsa kazancı temiz ve helal demektir. Bunlar satın alacağı malı kötülememesi, satacağı malı övmemesi, satışta hile yapmaması ve alıp satarken yemin etmemesidir. "
Hâkim'in Rifâa b. Râfi'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Tüccarlar, Allah'tan korkan ve doğru, dürüst olanları hariç kıyamet gününde günahkar olarak haşredilirler" buyurmuştur.
Ahmed ile Hâkim, Abdurrahman b. Şibl'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Asıl günahkarlar tüccarlardır" buyurduğunu işittim. Bazıları:
“Yâ Resûlallah! Yüce Allah ticareti helal kılmadı mı ki?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kıldı, ancak tüccarlar yemin ederek günaha girerler, konuşurken de yalan söylerler" karşılığını verdi.
Hâkim'in Amr b. Tağlib'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyametin alâmetlerinden bazıları da malın çoğalması, cehaletin artması, fitnelerin ortaya çıkması ve herkesin ticaretle uğraşmasıdır."
İbn Mâce ve İbnu'l-Münzir'in Saîd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Alışveriş karşılıklı rızaya dayalıdır" buyurmuştur.
İbn Cerîr'in Meymûn b. Mihrân'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Alışveriş karşılıklı rızaya dayalıdır. Satışta muhayyerlik de satış sonrasında olur. Bir müslümanın bir müslümanı ticarette aldatması helal değildir" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Zur'a bir atını sattı ve sattığı adama üç defa:
“Ya paranı ya da atı almayı seç" dedi. Daha sonra atı satın alan adama:
“Sen de beni muhayyer kıl" deyince alıcı da onu üç defa muhayyer bıraktı. Bunun üzerine Ebû Zur'a şöyle dedi: Ebû Hureyre'nin:
“Alışveriş tarafların rızasına dayalıdır" dediğini işittim.
İbn Mâce, Câbir b. Abdillah'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir bedeviden bir yük hayvan yemi satın aldı. Satış bittikten sonra bedeviye:
“Ya paranı ya da yemi almayı seç" buyurdu. Bunun üzerine bedevi:
“Allah senin gibi müşteriye uzun ömürler versin" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebû Zur'a birine bir şey sattığı zaman ona:
“Beni muhayyer bırak" derdi. Sonra da Ebû Hureyre'den naklen Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bir alışverişte her iki taraf razı olmadan ayrılmasınlar" buyurduğunu söylerdi.
İbn Cerîr'in Ebû Kılâbe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ey Bakî' ahalisi! Satışta her iki taraf razı olmadıkça birbirinden ayrılmasınlar" buyurmuştur.
Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Satışta alıcı ile satıcı birbirlerinden ayrılmadıkça veya biri diğerine: «Malı ya da parayı seç» demedikçe satışı iptal etmede muhayyerdirler" buyurmuştur.
İbnu'l-Münzir ile İbn Ebî Hâtim'in Ebû Sâlih'ten bildirdiğine göre İkrime:
“...Kendinizi de öldürmeyin..." âyetini açıklarken:
“Yüce Allah Müslümanların birbirlerini öldürmelerini yasaklamıştır" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Kendinizi de öldürmeyin..." âyetini:
“Birbirinizi öldürmeyin" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr, Atâ b. Ebî Rebâh'tan yorumun aynısını zikreder.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Kendinizi de öldürmeyin..." âyetini açıklarken:
“Sizinle aynı dinden olanları öldürmeyin" demiştir.
Ahmed, Ebû Dâvud, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim, Amr b. el- Âs'tan bildirir: Zatu's-Selâsil savaşının yapıldığı yıl Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir birliğin başında beni göndermişti. Soğuk bir gecede ihtilam oldum. Yıkanmam halinde ölmekten çekindiğim için de teyemmüm alıp arkadaşlarıma sabah namazını kıldırdım. Dönüşte Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiğimde bunu ona aktardım. Bana:
“Cünüp iken arkadaşlarına sabah namazını mı kıldırdın?" buyurunca şöyle dedim:
“Evet, yâ Resûlallah! Soğuk bir gecede ihtilam oldum. Yıkanmam halinde o soğukta ölmekten çekindim. Ayrıca Yüce Allah'ın: «Kendinizi de öldürmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir» âyetini hatırladım. Sonrasında teyemmüm alıp namazı kıldırdım." Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu duyunca güldü ve bir şey demedi.
Taberânî, İbn Abbâs'tan bildirir: Bir yolculuk sırasında Amr b. el-Âs yanındakilere cünüp bir şekilde namazı kıldırdı. Döndüklerinde Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bu yaptığını anlattılar. Allah Resûlü bunu Amr'a sorunca da şöyle dedi:
“Yâ Resûlallah! Soğuktan dolayı yıkanmam halinde ölmekten korktum. Yüce Allah da: «Kendinizi de öldürmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir» buyurur." Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sustu ve bir şey demedi.
Saîd b. Mansûr, İbn Sa'd ve İbnu'l-Münzir, Âsim b. Behdele'den bildirir: Sıffîn savaşı sırasında Mesrûk, savaşmaya hazır iki topluluğun arasından durdu ve şöyle seslendi:
“Ey insanlar! Beni dinleyin! Gökten sesini duyduğunuz ve kendisini gördüğünüz biri:
“Yüce Allah bu yapmakta olduğunuz şeyi yasaklıyor!" dese bu savaştan vazgeçer misiniz?" Onu duyanlar:
“Sübhânallah!" demeye başladılar. Bunun üzerine Mesrûk:
“Vallahi Yüce Allah, Cebrâil vasıtasıyla bunu çok açık bir şekilde Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indirdi ve: «Kendinizi de öldürmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir» buyurdu" dedi. Sonrasında savaş alanını terk edip Kûfe'ye gitti.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah'a pek kolaydır" âyetini açıklarken:
“Birbirlerinin mallarını düşmanca ve haksız yere yiyenler ve birbirlerinin kanlarını akıtanları cezalandırmak Allah için pek kolaydır" demiştir.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den bildirir: Atâ'ya:
“Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah'a pek kolaydır" âyeti haksız yere birbirlerinin mallarını yiyen ile birbirlerini öldürenler için mi, yoksa sadece:
“...Kendinizi de öldürmeyin..."buyruğundaki kişiler için mi?" diye sorduğumda:
“Sadece: «Kendinizi de öldürmeyin» buyruğundaki kişiler içindir" dedi.
31
"Sîze yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz."
Ebû Ubeyd, Fedâil'de, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî, Şuab'da İbn Mes'ûd'dan bildirir: Nisâ Sûresi'nde beş âyet vardır ki benim için dünya ve içindekilerden daha değerlidirler. Bana bildirilene göre de alimler bu âyetleri okudukları zaman bilirler. Bu âyetlerden birincisi:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetidir. İkincisi:
“Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." âyetidir. Üçüncüsü:
“Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar..." âyetidir. Dördüncüsü:
“...Onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tövbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi" âyetidir. Beşincisi de:
“Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlama dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur" âyetidir.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Bezzâr ve İbn Cerîr, Enes'den bildirir: Rabbimizden bize gelen gibisini görmüş değiliz. Onun yolunda malımız ile ailemizin hepsini feda etmememize rağmen büyük günahlar dışındaki günahlarımızı görmezden gelmiş, bağışlamıştır. Bundan daha iyisi olabilir mi? Zira Yüce Allah:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd, Enes b. Mâlik'ten bildirir: Rabbinizin sizden istediği pek kolaydır. Zira:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz..." buyurmuştur.
Abdullah b. Ahmed, Zühd'ün Zevâidi olarak Enes'ten bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler için olacaktır" buyurdu ve:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetini okudu.
Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Ebû Hureyre ile Ebû Saîd'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) minbere oturdu ve:
“Nefsim elinde olana yemin olsun ki beş vakit namazını kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınan kişiye kıyamet gününde Cennetin sekiz kapısı da açılır ve kapı kanatları birbirine çarpmaya başlar" buyurdu. Sonra:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetini okudu.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Enes:
“Küçük günahlarınızın bağışlanacağı sözü verilmişken büyük günahlardan neden uzak durmazsınız?" demiştir.
İbn Cerîr hasen bir senedle Hasan (-ı Basrî)'den bildirir: Bazıları Mısır'da Abdullah b. Amr ile karşılaşınca ona:
“Yüce Allah'ın Kitab'ında bazı şeylerin emredildiğini, ancak bunlarla amel edilmediğini görüyoruz. Bu konuda da müminlerin emiri ile görüşmek istiyoruz" dediler. Daha sonra onunla bilikte Medine'ye geldiler. Abdullah b. Amr, Ömer ile karşılaşınca:
“Mısır'da bazılarıyla karşılaştım. Yüce Allah'ın Kitab'ında bazı şeylerin emredildiğini, ancak bunlarla amel edilmediğini söylüyorlar. Bu konuda da seninle görüşmek istiyorlar" dedi. Ömer de:
“Onları yanımda topla" karşılığını verdi. Geldiklerinde Ömer onlardan en yakınında duranı tutarak:
“Allah ve İslam hakkı için söyle! Kur'ân'ın hepsini okudun mu?" diye sordu. Adam:
“Evet, okudum" dedi. Ömer:
“Hepsini kendin tatbik ettin mi?" diye sorunca, adam:
“Hayır" dedi. Ömer:
“Kur'ân'ı gözlerinde, bakışlarında, sözlerinde, tüm işlerinde tatbik ettin mi?" diye sordu. Aynı şeyleri onların hepsine teker teker sordu. Daha sonra:
“Annesi Ömer'siz kala! İnsanların Allah'ın Kitab'ını tamamıyla uygulamalarını mı istiyorsunuz? Oysa Yüce Allah günah işleyeceğimizi biliyor ve:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" buyuruyor" dedi. Sonra:
“Peki, Medine ahalisi neden buraya geldiğinizi biliyor mu?" diye sordu. "Hayır!" karşılığını verdiklerinde:
“Şâyet bilselerdi sizi iyi davranmaları için onları öğütlerdim" dedi.
İbn Cerîr, Katâde'den bildirir: Yüce Allah büyük günahlardan kaçınanlara bağışlama sözü verdi. Bize bildirilene göre de Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Büyük günahlardan kaçının, amellerinize devam edin ve (bağışlanmaya) sevinin" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî ve Beyhakî, Şuab'da İbn Abbâs'tan bildirir:
“Yüce Allah'ın yasakladığı her şey büyük günahlardandır. Bahsedilen küçük günahlar göz kaymalarıdır."
İbn Cerîr, Ebu'l-Velîd'den bildirir: İbn Abbâs'a büyük günahları sorduğumda:
“Allah'a isyan olan her türlü şey büyük günahlardandır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Yüce Allah'ın karşılığında Cehennem ateşini vaad ettiği her türlü günah büyük günahlardandır" demiştir.
İbn Cerîr ve Beyhakî'nin Şuab'da bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Büyük günahlar Yüce Allah'ın sonunu Cehennem ateşi veya azap veya lanet kıldığı her türlü günahtır" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Yüce Allah'ın Cehennem ateşiyle ilişkilendirdiği her türlü günah büyük günahlardandır" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“Yüce Allah'ın, yapana Cehennemi reva gördüğü her türlü günah büyük günahlardandır. Aynı şekilde haddi gerektiren her türlü amel de büyük günahlardandır" demiştir.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Abbâs'a:
“Büyük günahlar yedi tane midir?" diye sorulunca:
“Yetmiş kadardır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre adamın biri İbn Abbâs'a:
“Büyük günahlar kaç tanedir?" diye sorunca:
“Yediden ziyade yediyüz kadardır, ancak bağışlanma varsa büyük günah yoktur. Günahta ısrar varsa da küçük günah yoktur" demiştir.
Beyhakî'nin Şuab'da Kays b. Sa'd'dan bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kulun ısrarla işlediği her türlü günah büyük günahtır. Kişi tövbesini yaptıktan sonra da büyük günah yoktur" demiştir.
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cehennemi gerektiren yedi günahtan sakının!" buyurdu. "Yâ Resûlallah! Bunlar hangileridir?" diye sorulunca da şöyle buyurdu:
“Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymak, sihirle uğraşmak, faiz yemek, yetim malını yemek, savaş anında kaçmak ve haberi olmayan evli kadınlara zina iftirasında bulunmaktır. "
Bezzâr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Büyük günahlar yedi tanedir. İlki Allah'a şirk koşmaktır. Diğeri haksız yere cana kıymaktır. Diğeri faiz yemektir. Diğeri henüz büyümeden yetimin malını yemektir. Diğeri savaş anında kaçmaktır. Diğeri evli kadınlara zina iftirasında bulunmaktır. Bir diğeri de hicretten sonra bedeviler gibi çöle yerleşmektir. "
Ali b. el-Ca'd, Ca'diyyât'ta Taylasa'dan bildirir: İbn Ömer'e büyük günahları sorduğumda dedi ki: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim:
"Büyük günahlar dokuz tanedir. Bunlar: Allah'a şirk koşmak, evli kadınlara zina iftirasında bulunmak, haksız yere mümin cana kıymak, savaş anında kaçmak, sihirle uğraşmak, faiz yemek, yetimin malını yemek, anne babaya asi olmak, dirilerinizin ve ölülerinizin kıblesi olan Beytu'l-Haram'ı inkar etmektir
İbn Râhuyeh, Abd b. Humeyd, Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Kâdi İsmâil, Ahkâmu'l-Kur'ân'da sahih bir senedle Taylasa vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Ömer şöyle demiştir:
“Büyük günahlar dokuz tanedir. Bunlar: Allah'a şirk koşmak, haksız yere cana kıymak, evli kadınlara zina iftirasında bulunmak, savaş anında kaçmak, faiz yemek, yetimin malını yemek, sihirle uğraşmak, dirilerinizin ve ölülerinizin kıblesi olan Mescid-i Haram'ı inkar etmek ve anne babaya kötü davranmaktır."
Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve İbn Merdûye, Umeyr el-Leysî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'ın dostları, kendilerine farz kılınan beş vakit namazları eda edenler, gönül hoşluğuyla malının zekatını verenler, karşılığını Allah'tan bekleyerek oruç tutanlar ve büyük günahlardan sakınanlardır" buyurdu. Ashaptan biri:
“Yâ Resûlallah! Büyüh günahlar hangileridir?" diye sorunca, Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle karşılık verdi:
“Bunlar dokuz tanedir. En büyükleri Allah'a şirk koşmaktır. Diğerleri haksız yere mümin bir cana kıymak, savaş zamanı meydandan kaçmak, evli ve iffetli kadına zina iftirası atmak, sihirle uğraşmak, yetim malı yemek, faiz yemek, Müslüman anne babaya asi olmak, ölüyken ve diriyken de kıbleniz olan Beytu'l-Haram'ın haramlığını helal kılmaktır."
İbnu'l-Münzir, Taberânî ve İbn Merdûye, İbn Amr'dan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Beş vakit namazını kılan ve yedi büyük günahtan sakınan kişiye, kıyamet gününde Cennet kapılarından: «Selametle içeri gir!» diye seslenilir" buyurdu.
İbn Amr'a:
“Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu yedi büyük günahı zikrettiğini işittin mi?" diye sorulunca şu karşılığı verdi:
“Evet, işittim. Bunlar: Anne babaya asi olmak, Allah'a şirk koşmak, haksız yere cana kıymak, evli kadınlara zina iftirasında bulunmak, yetim malı yemek, savaş alanından kaçmak ve faiz yemektir."
Ahmed, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Hibbân ve Hâkim, Ebû Eyyûb'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'a şirk koşmadan kulluk eden, namazlarını kılan, zekatını veren, Ramazan orucunu tutan ve büyük günahlardan sakınan kişiye Cennet vardır" buyurdu. Adamın biri:
“Büyük günahlar hangileridir?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'a şirk koşmak, haksız yere Müslüman cana kıymak ve savaş alanından kaçmaktır" karşılığını verdi.
İbn Hibbân ve İbn Merdûye, Ebû Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm'dan, o babasından, o da dedesinden bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Yemen ahalisine farzları, sünnetleri ve diyetleri içeren bir mektup yazdı ve mektubu Amr b. Hazm ile birlikte onlara gönderdi. Yazdığı bu mektubun içinde şu ifadeler de vardı:
“Kıyamet gününde Allah katında en büyük günahlardan sayılan günahlar; Allah'a şirk koşmak, haksız yere mümin bir cana kıymak, savaş alanından kaçmak, anne babaya asi olmak, evli kadına zina iftirasında bulunmak, sihir öğrenmek, faiz yemek ile yetim malı yemektir."
Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Enes'ten bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) büyük günahlardan bahsederken:
“Bunlar Allah'a şirk koşmak, haksız yere cana kıymak ve anne babaya asi olmaktır" buyurdu. Sonra:
“Ama en büyük günahın hangisi olduğunu söyleyeyim mi?" diye sordu ve şöyle devam etti:
“Yalan söylemektir" veya:
“Yalancı şahitliktir."
Buhârî, Müslim, Tirmizî ve İbnu'l-Münzir, Ebû Bekre'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“En büyük günahın hangisi olduğunu söyleyeyim mi?" diye sorunca:
“Tabi ki söyle yâ Resûlallah!" dedik. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Allah'a şirk koşmak ve anne babaya asi olmaktır" buyurdu. Sonra yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve:
“Bilin ki en büyüklerinden biri de yalan söylemektir! Bir diğeri de yalancı şahitliktir" demeye başladı. Bunları o kadar tekrar etti ki içimizden:
“Keşke sussa artık!" demeye başladık.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Amr'a içki içme konusu sorulunca şöyle demiştir: Ben de bunu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğumda bana:
"En büyük günahlardan biri ve bütün kötülüklerin anasıdır. Zira bunu içen kişi namazı bırakır, annesi, teyzesi ve halası hakkında çirkin laflar etmeye başlar" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs içki içmeyi en büyük günahlardan sayardı.
Abd b. Humeyd ve Rüşte, îmân'da İbn Abbâs'ın azatlısı Şu'be'den bildirir: İbn Abbâs'a:
“Hasan'a içki içmenin en büyük günahlardan biri olup olmadığı sorulunca bunun büyük günahlardan olmadığını söyledi" dediğimde, İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Hayır, öyle değil! Zira Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): «Kişi içki içtiği zaman sarhoş olur, zina eder ve namazı bırakır» buyurdu. Onun için büyük günahlardandır."
Ahmed, Buhârî, Tirmizî, Nesâî ve İbn Cerîr'in İbn Amr'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Büyük günahlar anne babaya asi olmak" veya (tereddüt Şu'be'nindir):
“Haksız yere cana kıymak ve yalan yere yemin etmektir" buyurdu.
Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Taberânî, M. el-Evsat'ta ve Beyhakî'nin Abdullah b. Uneys el-Cühenî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“En büyük günahlar; Allah'a şirk koşmak, anne babaya asi olmak, yalan yere yemin etmektir ki kişi gerektiği zaman yenim ettiği zaman bunun içine sinek kanadı kadar yalan bulaştırırsa bu yaptığı kıyamet gününe kadar kalbinde bir leke olarak kalır. "
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Amr'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“En büyük günahlardan biri de kişinin anne babasına lanet etmesidir" buyurdu. Kendisine:
“Kişi anne babasına nasıl lanet eder?" diye sorulunca da:
“Birinin babasına söver, o da onun babasına söverek karşılık verir. Birinin annesine söver, o da onun annesine söverek karşılık verir" karşılığını verdi.
Ebû Dâvud, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Haksız yere Müslüman birinin namusuna dil uzatmak ve bir sövmeye karşılık iki sövmeyle karşılık vermek en büyük günahlardandır" buyurmuştur.
Tirmizî, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Herhangi bir mazereti olmadan iki namazı cemederek kılan kişi en büyük günahlardan birinin kapısına gelmiş demektir" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ebû Mûsa:
“Herhangi bir mazeret olmadan iki namazı cemederek kılmak büyük günahlardandır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hazret-iÖmer:
“Herhangi bir mazeret olmadan iki namazı cemederek kılmak büyük günanlardandır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, Ebû Katâde el-Adevî'den bildirir: Hazret-iÖmer'in bize gönderdiği mektubu okundu. İçinde:
“Herhangi bir mazeret olmadan iki namazı cemederek kılmak, savaş alanından kaçmak ve dedikodu yapmak büyük günahlardandır" yazıyordu.'
Bezzâr, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî, M. el-Evsat'ta hasen bir senedle İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) büyük günahların hangileri olduğu sorulunca:
“Allah'a şirk koşmak, Allah'ın rahmetinden ümit kesip azabından yana kendini emîn düşünmektir" buyurdu.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Ebi'd-Dünyâ, Tevbe'de, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, Taberânî ve Beyhakî, Şuab'da İbn Mes'ûd'dan bildirir:
“En büyük günahlar Allah'a şirk koşmak, Allah'ın lutuf ve rahmetinden ümit kesmek ve azabından yana kendini emîn görmektir."
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hazret-iAli'ye:
“En büyük günahlar hangileridir?" diye sorulunca:
“Allah'ın azabından yana kendini emin düşünmek ve Allah'ın lütuf ile rahmetinden ümit kesmektir" dedi.
İbn Cerîr hasen bir senedle Ebû Umâme'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yere yaslanmış otururken ashabı büyük günahlardan söz açtılar ve bunlar:
“Allah'a şirk koşmak, yetim malı yemek, savaş alanından kaçmak, evli kadına zina iftirasında bulunmak, anne babaya asi olmak, yalan konuşmak, ganimet malına ihanet etmek, sihirle uğraşmak ve faiz yemektir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Peki: «Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır»' âyetini nereye koyarsınız!" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Edilecek vasiyette birilerine zarar vermek büyük günahlardandır" buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hazret-iAli şöyle demiştir:
“Büyük günahlar Allah'a şirk koşmak, haksız yere cana kıymak, yetim malı yemek, evli kadına zina iftirasında bulunmak, savaş alanından kaçmak, hicret sonrası tekrar bedevileşmek, sihirle uğraşmak, anne babaya asi olmak, faiz yemek, cemaatten ayrılmak ve bitmiş satıştan dönmektir."
Bezzâr ve İbnu'l-Münzir'in zayıf bir senedle Büreyde'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“En büyük günahlar Allah'a şirk koşmak, anne babaya asi olmak, suyun fazlasını başkasından esirgemek ve damızlık hayvanı başkasına vermemektir" buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim, Büreyde'den bildirir:
“En büyük günahlar; Allah'a şirk koşmak, anne babaya asi olmak, suyun fazlasını başkasından esirgemek ve damızlık hayvanı cimri davranarak başkasına vermemektir."
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Hazret-i Âişe'den bildirir:
“Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, kendi çocuklarından başkasını eşlerine, ben doğurdum diye tanıtıp iftira etmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et..." âyetinde belirtilen ve kadınlardan alınan sözler büyük günahlardandır.
Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de, Taberânî ve Beyhakî, İmrân b. Husayn'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Zina eden, hırsızlık yapan ve içki içen kişi hakkında ne dersiniz?" diye sorunca, ashâb:
“Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Bunlar çirkin şeylerdir ve bunları yapan kişi cezalandırılır. Peki, en büyük günahların ne olduğunu size söyleyeyim mi? Bunlar Allah'a şirk koşmaktır ki Yüce Allah: «...Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur» buyurmuştur. Bir diğeri de anne babaya asi olmaktır. Yüce Allah bu konuda da: «...Hem bana, hem de anne ve babana şükret, dönüş yalnız banadır» buyurur." Daha sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dayandığı yerden doğruldu ve:
“Bir diğeri de yalan söylemektir" buyurdu.
Abd b. Humeyd, İbn Mes'ûd'dan bildirir: Yüce Allah'ın katında en büyük günahlardan biri kişinin, kendisine:
“Allah'tan kork" diyen birine:
“Sen kendine bakî Kimsin ki bana böyle bir şey diyorsun!" karşılığını vermesidir.
İbnu'l-Münzir, Sâlim b. Abdillah et-Temmâr'den, o da babasından naklen şöyle der: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatından sonra Ebû Bekr, Ömer ve ashâbdan bazıları büyük günahlardan bahsettiler, ancak bu konuda bilgileri olmadığı için bir sonuca varamadılar. Bunun üzerine beni Abdullah b. Amr b. el-Âs'a yolladılar ve bunu sormamı istediler. Gidip sorduğumda en büyük günahın içki içmek olduğunu söyledi. Dönüp bunu dediğimde bunu kabule yanaşmadılar ve her birlikte Abdullah'ın evine gittiler. Abdullah da onlara şöyle dedi:
“Bir defasında Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında İsrail oğullarından olan bir kraldan bahsettik. Bu kral bir adamı tuttu ve içki içmek ile bir adamı öldürmek veya zina etmek veya domuz eti yemek arasında bir tercihte bulunmasını istedi. Bunu yapmaması halinde de onu öldüreceğini söyledi. Adam da içki içmeyi seçti. Ancak içkiyi içitikten sonra sarhoş da olduğu için kendisine denilen bütün diğer şeyleri de yaptı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de bu konuda şöyle buyurmuştur:
“İçki içen kişinin Yüce Allah kırk gün boyunca ibadetini kabul etmez. Mesanasinde az da olsa içkiden bir şey bulunan kişinin ölmesi halinde Cennet ona haram olur. İçtikten sonraki kırk gün içinde ölmesi halinde de Cahiliye ölümü üzerine ölür. "
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Büyük günahlardan biri, Allah'a şirk koşmaktır. Çünkü Yüce Allah:
“...Kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar...'" buyurur. Bir diğeri de Yüce Allah'ın rahmetinden ümit kesmektir. Çünkü Yüce Allah:
“...Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez" buyurur. Bir diğeri Allah'ın azabından yana emîn olmaktır. Çünkü Yüce Allah:
“...Allah azabından emin olanlar, ancak zarara uğramış topluluklardır" buyurur. Bir diğeri anne babaya asi olmaktır. Çünkü Yüce Allah, bu şekilde asi olanı zorba bir asi olarak nitelendirmiştir. Bir diğeri Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymaktır. Çünkü Yüce Allah:
“Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır" buyurur. Bir diğeri evli kadınlara zina iftirasında bulunmaktır. Çünkü Yüce Allah:
“İffetli ve mü'min kadınlara iftira atanlar; dünyada da ahirette de lanetlenmişlerdir. Üstelik onlar için büyük bir azab vardır" buyurur. Bir diğeri yetim malı yemektir. Çünkü Yüce Allah:
“Yetimlerin mallarını haksız şekilde yiyenler, karınlarına ateş dolduruyorlar. Sonra da onlar alevli bir ateşe gireceklerdir" buyurur.
Bir diğeri savaş alanından kaçmaktır. Çünkü Yüce Allah:
“Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse, Allah'dan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!" buyurur. Bir diğeri faiz yemektir. Çünkü Yüce Allah:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar..." buyurur. Bir diğeri sihirle uğraşmaktır. Çünkü Yüce Allah:
“Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler..." buyurur. Bir diğeri zinadır. Çünkü Yüce Allah:
“Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar'" buyurur. Bir diğeri yalan ve günah yere yemin edenlerdir. Çünkü Yüce Allah:
“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır" buyurur. Bir diğeri ganimet malında ihanettir. Çünkü Yüce Allah:
“...Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir..." buyurur.
Bir diğeri farz olan zekatı vermemektir. Çünkü Yüce Allah:
“O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve: «İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!» denilecek" buyurur. Bir diğeri yalan yere şahitlik etmektir. Bir diğeri şahitliği gizlemektir. Çünkü Yüce Allah:
“...Şahitliği de gizlemeyin. Ve kim onu (şahit olduğu şeyi) gizlerse o taktirde muhakkak ki onun kalbi günahkârdır..." buyurur. Bir diğeri içki içmektir. Zira Yüce Allah içki içmeyi putlara tapmakla bir saymıştır. Bir diğeri kasıtlı bir şekilde namazı terk etmektir. Çünkü Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Namazı bilerek terk eden kişi, Yüce Allah ve Resûlünün zimmetinden çıkmış Allah'a verdiği sözü bozmuş demektir" buyurmuştur. Bir diğeri de akrabalarla bağı koparmaktır. Çünkü Yüce Allah:
“...Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir ve kötü yurt (cehennem) onlarındır" buyurur.
Abd b. Humeyd, Bezzâr ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'a büyük günahlar sorulunca:
“Nisâ Sûresi'nin başlarından otuzuncu âyete kadar zikredilenlerdir" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Mes'ûd'dan bildirir: Büyük günahlar Nisâ Sûresi'nin başlarından, "Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetine kadar zikredilenlerdir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'a büyük günahlar sorulunca:
“Nisâ Sûresi'ni baştan itibaren okuyun. Otuzuncu âyete ulaşıncaya kadar yasaklanan her şey büyük günahlardandır" dedi ve:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz'" âyetini okudu.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, Nisâ Sûresi'ni baştan itibaren otuzuncu âyete ulaşıncaya kadar okudu. Sonra:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetini okudu ve:
“Söz konusu yasaklar sûrenin başından buraya kadar zikredilenlerdir" dedi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, İbrâhîm(-i Nehaî)'den bildirir: Öncekiler (Sahabe/Tâbiûn) büyük günahların, Nisâ Sûresi'nin başından, "Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetine kadar zikredilen yasaklar olduğunu söylerlerdi.
İbn Cerîr, İbn Sîrîn'den bildirir: Abîde'ye büyük günahları sorduğumda şöyle dedi:
“Bunlar; Allah'a şirk koşmak, haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymak, savaş alanından kaçmak, haksız yere yetim malı yemek, faiz yemek ve yalan söylemektir. Ayrıca hicret ettikten sonra tekrar bedevilerin arasına katılmanın da büyük günahlardan biri olduğu söylenirdi."
İbn Sîrîn'e:
“Peki, ya sihir?" diye sorulunca, bühtan (yalan) pek çok kötülüğü barındırır" dedi.
İbn Ebî Hâtim, Muğîre'den bildirir:
“Ebû Bekr ile Ömer'e dil uzatmanın da büyük günahlardan olduğu söylenirdi."
İbn Ebi'd-Dünyâ, Tevbe'de ve Beyhakî, Şuab'da Evzaî'den bildirir:
“Kişinin bir günahı işleyip onu küçük görmesinin de büyük günahlardan olduğu söylenirdi."
Beyhakî, Şuab'da İbn Abbâs'tan bildirir:
“Bağışlanma diledikten sonra büyük günah, ısrarla işledikten sonra küçük günah olmaz."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla (.....) harfini fetha ile okumuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetini açıklarken:
“Yüce Allah büyük günahlardan sakınanları bağışlayacağını vaad etmiştir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" âyetini açıklarken:
“Küçük günahlarınızı bağışlar ve Cennette güzel bir yere yerleştiririz" demiştir.
İbnu'l-Münzir ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“Şerefli yerden kasıt Cennettir" derdi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre ibn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla (.....) harfini dammeli/ötreli bir şekilde okumuştur.
32
" Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Mücâhid'den bildirir: Ümmü Seleme:
“Yâ Resûlallah! Erkekler savaşa katılırken biz katılamıyoruz. Katılamadığımız için de savaşıp şehit olamıyoruz. Mirastan da yarım hisse alıyoruz" deyince, Yüce Allah:
“Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri arzu edip durmayın..." âyetini indirdi. Aynı konuda:
“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a derinden saygı duyan erkekler, Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" âyetini de indirdi.
İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir: Kadının biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Ey Allah'ın Peygamberi! Mirasta bizlere erkeğin payının yarısı veriliyor. Şahitlikte iki kadın bir erkek gibi sayılıyor. Amel konusunda da durumumuz aynı mı? Bir iyilik yaptığımızda yarım iyilik sevabı mı alacağız?" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri arzu edip durmayın..." âyetini indirdi. Yüce Allah bu üstünlüğün kendi tarafından kılındığını ve bunun adil olduğunu bildirdi.
Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir, İkrime'den bildirir: Kadınlar, cihad konusunu sorup:
“Yüce Allah'ın bize de savaşmayı farz kılmasını, erkekler gibi sevap almayı isterdik" deyince, Yüce Allah:
“Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri arzu edip durmayın..." âyetini indirdi.
İbn Cerîr, İbn Cüreyc vasıtasıyla bildirdiğine göre Mücâhid ve İkrime bu âyeti açıklarken:
“Ebû Umeyye'nin kızı Ümmü Seleme hakkında nazil oldu" demişlerdir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildirir: Erkekler:
“Mirasta nasıl kadınlardan iki kat daha fazla alıyorsak, aynı şekilde amellerimizde de kadınların alacağı sevabın iki katını istiyoruz" dediler. Kadınlar da:
“Erkeklerden şehit düşenlerin alacağı sevabın aynısını biz de istiyoruz. Çünkü biz onlar gibi savaşamıyoruz. Bize de cihada çıkmak yazılsaydı çıkar savaşırdık" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti indirdi ve:
“Yüce Allah'ın lutfunu isteyin ki güzel ameller yapmayı nasip etsin. Bu sizin için daha hayırlıdır" buyurdu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Erkekler:
“Keşke filan kişinin ve ailesinin malı benim olsa" gibi isteklerde bulunmasın. Yüce Allah böylesi istekleri yasaklamış ve lütfundan istenmesini emretmiştir. Erkeklere de ölenlerin mirasından kadının iki katı olacak şekilde pay vardır.
İbn Cerîr, Hasan (-ı Basrî)'den bildirir:
“Falanın filanın malının sizin olmasını temenni etmeyin. Kimbilir belki de o mal o kişinin helakına sebep olacaktır."
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den bildirir: Cahiliye döneminde kadına ve çocuklara mirastan pay vermezlerdi. Ölüden geri kalan mirası zor işleri yapabilen, gelir getiren ve düşmana karşı koyabilen kişiler arasında paylaşırlardı. İslam dini gelip kadına da çocuğa da pay verip, kadının payını erkeğin payının yarısı kılınca, kadınlar:
“Keşke mirastaki payımız erkeklerin payı gibi olsaydı" dediler. Erkekler de:
“Mirasta kadınlardan üstün tutulduğumuz gibi âhiretteki hesapta da onlardan üstün tutulmayı umuyoruz" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır..." âyetini indirdi. Yüce Allah burada erkeklerde olduğu gibi kadınların da yaptıkları iyiliğin karşılığını on katıyla alacaklarını ifade etti.
İbn Cerîr, ibn Harîz'den bildirir:
“...Erkek, kadının iki katı pay alır..." âyeti nazil olduğu zaman kadınlar:
“Mirasta bizim iki katımızı aldıkları gibi günahlardan da onların payına bizim iki katımız kadarı düşmesi lazım" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır..." buyurarak hem erkeklerin, hem de kadınların günahlardan payları olacağını bildirmiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil:
“...Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır..." âyetini açıklarken:
“Paydan kasıt günahlardır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Muhammed b. Şîrîn, dünyalık bir şeyler temenni eden birini işittiği zaman ona şöyle derdi: Yüce Allah:
“Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri arzu edip durmayın..." buyurarak böylesi bir şeyi istemenizi yasakladı. "Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin..." buyurarak da isteme konusunda hayırlı olan şeyi bildirdi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:
“Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin..." âyetini açıklarken:
“Bunlar dünya nimetlerine yönelik istekler değildir" demiştir.
İbn Cerîr ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin..." âyetini açıklarken:
“Bunlar dünya nimetlerine yönelik istekler değil, ibadete yönelik isteklerdir" demiştir.
Tirmizî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah'ın lütfunu isteyin, zira Allah kendisinden bir şeyler istenmesini sever" buyurmuştur.
İbn Cerîr, Hakîm b. Cübeyr vasıtasıyla ismini zikretmediği bir adamdan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah'ın lütfunu isteyin, zira Allah kendisinden bir şeyler istenmesini sever. En güzel ibadet de sıkıntılardan kurtulmayı beklemektir" buyurmuştur.
Ahmed'in Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kişi Yüce Allah'tan üç defa Cenneti istediği zaman Cennet: «Allahım! Onu Cennete sok» der. Kişi üç defa ateşten Allah'a sığındığı zaman, Cehennem: «Allahım! Onu ateşten koru!» der."
33
"Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahittir."
Buhârî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Nehhâs, Hâkim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Âyette geçen Mevâli'den kasıt mirasçılardır. Muhâcirler Medine'ye geldikten sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Muhacir ile Ensar'ı kardeşleştirmişti. Bu kardeşleştirmeden dolayı da Ensâr'dan biri öldüğü zaman ona akrabaları değil de kardeşi olan Muhacirlerden biri mirasçı oluyordu. "Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık..." âyeti nazil olunca bu kardeşlikten dolayı varis olma uygulaması kaldırıldı. Kendileriyle yeminleşen kişilere verilecek pay da onlara yardım, destek ve nasihattir. Âyet bu kardeşlikten dolayı varis olmayı kaldırmıştır, ancak kişi bu kardeşine vasiyette bulunabilir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Nehhâs, Nâsih'de ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Kişi biriyle, önce ölen kişiye diğerinin varis olması üzerine anlaşma yapabiliyordu. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Akraba olanlar, Allah'ın Kitab'ına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır..." âyetini indirdi. Âyette kişinin ahitleştiği birine malının üçtebirinden vasiyette bulunmasının caiz ve uygun olduğu bildirilmiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Âyette geçen Mevâli ifadesi kişinin baba tarafından akrabaları olan asabedir. Cahiliye döneminde mevali bu anlamda kullanılıyordu. Ancak daha sonraları Arap olmayanlar Arapların içine karışınca bu kesime isim bulmakta zorlandılar. Yüce Allah:
“...Babalarını bilmiyorsanız zâten onlar din bakımından kardeşleriniz ve yardımcılarınızdır (=mevâlîkum)..."buyurunca bu kesime mevâli denmeye başlandı.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: İslam öncesinde kişi biriyle:
“Birimizin ölümünden sonra diğeri varisi olsun" şeklinde anlaşma yapardı. Bazen de bu yönde kabileler arası anlaşmalar yapılırdı. Daha sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu konuda:
“Cahiliye döneminde yapılan anlaşmaları İslam dini güçlendirmiş, gereklerinin yerine getirilmesini vurgulamıştır. Ancak artık İslam'da bu tür anlaşmalar yapılamaz" buyurdu. Böylesi bir uygulamayı da:
“...Allah'ın Kitab'ına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundur..." âyeti kaldırdı.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildirir:
“Önceleri iki kişi anlaşma yapar birinin ölümünden sonra diğeri kendisine mirasçı olurdu. Hazret-iEbû Bekr de bu şekilde bir adamla anlaşma yapmış, adamın ölümünden sonra da ona varis olmuştu."
Ebû Dâvud, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Önceleri aralarında hiçbir akrabalık bağı bulunmayan iki kişi birinin ölümünden sonra diğerinin kendisine mirasçı olması yönünde anlaşma yaparlardı. Ancak Enfâl Suresi'nde nazil olan:
“...Allah'ın Kitab'ına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundur..." âyeti böylesi bir uygulamayı kaldırdı.
Abd b. Humeyd, Abdurrezzâk ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Cahiliye döneminde biri bir diğer kişiyle:
“Kanım kanındır. Mezarım da mezarındır. Sen bana varis olur, ben de sana varis olurum. Sen benim adıma bir şey isteyebilir, ben de senin adına bir şeyi isteyebilirim" şeklinde anlaşma yapardı. İslam'dan sonra böylesi anlaşması olan kişiye ölen kişinin tüm malının altıda biri verilmeye, kalan da diğer varisler arasında paylaştırılmaya başlandı. Ancak bu uygulama da:
“...Allah'ın Kitab'ına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundur..." âyetiyle kaldırıldı. Bu âyetle de daha önce anlaşmalar üzerinden varis olma uygulaması kaldırıldı ve sadece akrabaların varis olabileceği ifade edildi.
İbn Cerîr'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Cahiliye döneminde kişi akrabası olmayan birini kendi ailesine katar, onu akrabası yapabilirdi. Kişinin ölmesi halinde terekesi akrabaları arasında paylaştırılır, ancak sonradan anlaşmayla aileye katılan kişiye terekeden bir şey verilmezdi. Yüce Allah:
“...Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini indirince bu kişilere de ölenin terekesinden bir pay verilmeye başlandı. Ancak daha sonra Yüce Allah:
"...Allah'ın Kitab'ına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundur..." âyetiyle bu uygulamayı da kaldırdı.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebû Zeyd:
“...Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kardeş kıldığı kişilerden biri öldüğü zaman şâyet akrabası yoksa mirastan Müslüman kardeşine pay verilmesidir. Şu an için ise geçerli bir uygulama değildir. Çünkü Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kardeş kıldığı kişilerin dönemi bitmiştir. Aynı şekilde insanları bu şekilde kardeş kılma sadece Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ensar ile Mühacirleri kardeş kılmıştı ki şimdi kimsenin böyle bir şeyi yapma yetkisi yoktur."
İbn Cerîr ve Nehhâs, Saîd b. el-Müseyyeb'ten bildirir:
“Bu âyet, kendi çocukları olmayan kişileri evlat edinen ve kendilerine mirasçı kılan kişiler hakkında nazil olmuştur. Yüce Allah bunlar hakkında bu âyeti indirerek vasiyetten onlara da bir pay kılmış, terekeyi paylaşmayı da ölenin anne veya baba tarafından akrabalarına bırakmıştır."
Firyâbî, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Nehhâs'ın bildirdiğine göre Mücâhid:
“Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Âyette Mevâli'den kasıt, ölen kişinin asebesidir. Ahitleşilen kişiler de kendileriyle miras konusunda anlaşma yapılan kimselerdir ki âyette onlara akıl verme, yardım etme ve destek çıkma emredilmiştir."
Ebû Dâvud ve İbn Ebî Hâtim, Dâvud b. el-Husayn'dan bildirir: Rabî'in kızı Ümmü Sa'd'a Kur'ân okurdum. Ümmü Sa'd Ebû Bekr'in himayesinde olan yetim bir kızdı. Bu âyeti: (.....) lafzıyla okuduğumda şöyle dedi:
“Hayır! Âyetin lafzı: (.....) şeklindedir. Bu âyet Ebû Bekr hakkında nazil olmuştur. Zira oğlu Abdurrahman Müslüman olmayı kabul etmeyince Ebû Bekr onu mirastan mahrum edeceğine dair yemin etti. Abdurrahman Müslüman olunca da Yüce Allah bu âyetle ona mirastaki nasibini vermeyi emretti."
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti: (.....) lafzıyla okurdu.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Asım bu âyeti: (.....) ile çekmeden okurdu.
Abd b. Humeyd ile İbn Ebî Hâtim, Ebû Mâlik'ten bildirir: Cahiliye döneminde biri bir kabileye gelir, o kabile de adamla bir anlaşma yaparak kendilerinden biri kılarlardı. Bu anlaşmaya göre iyi günde kötü günde yanında duracaklar ve kan davaları konusunda kendilerinden biri gibi sayacaklar, ona kendilerinden biri gibi davranacaklardı. Kabileler arası bir savaş çıktığı zaman ona:
“Ey filan! Sen de bizdensin, bize yardım et!" derlerdi. Bir şey elde ettiği zaman da ona:
“Sen de bizdensin! Bize bir şeyler verip yardım et!" derlerdi. Ancak kendisi yardım istediği zaman içlerinden birine ettikleri gibi ona yardımda bulunmazlardı. Sıkıntıya düştüğü zaman içlerinden bazıları ona destek çıkarken bazıları da destek çıkmazdı. Ona bir şey verecekleri zaman da aldıkları kadarını değil de daha azını verirlerdi. İslam'dan sonra aynı uygulamayı devam ettirmekten çekinenler Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Cahiliye döneminde böylesi bir anlaşma yapmıştık" dediler ve bu uygulamayı sordular. Bunun üzerine:
“...Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyeti nazil oldu. Âyette Yüce Allah, böylesi kişilerden ne kadar alınmışsa verirken aynısını vermeyi emretmiştir.
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in başka bir vecihle bildirdiğine göre Ebû Mâlik:
“...Kendileriyle ahitleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Ahitleşilen kişiden kasıt, bir toplulukla anlaşması oları kişidir. Âyette topluluğun böylesi kişileri, işlerinde hazır bulundurmaları ve kendisiyle de istişarede bulunmaları istenmiştir."
Abd b. Humeyd ile İbn Cerîr, İbn Amr'dan bildirir: Mekke'nin fethi sırasında Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cahiliye döneminden kalan anlaşmalarınızın gereklerini yerine getirin. Zira İslam eski anlaşmaları daha da sağlamlaştırır. Ancak İslam dininde artık böylesi anlaşmalar yapmayın" buyurdu.
Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim, İbn Cerîr ve Nehhâs'ın Cübeyr b. Mut'im'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İslam'da (Cahiliye döneminde yapılan) bu tür anlaşmalar artık yoktur! Ancak İslam dini yapılmış eski anlaşmaları (feshetmemiş) sağlamlaştırmıştır" buyurdu.
Abdurrezzâk ile Abd b. Humeyd'in Zührî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İslam'da (Cahiliye döneminde yapılan) bu tür anlaşmalar artık yoktur! Ancak daha önce yapmış olduğunuz anlaşmaların gereklerine de uyun" buyurdu.
Abd b. Humeyd'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İslam dini, Cahiliyeden kalma eski anlaşmaları (feshetmemiş) sağlamlaştırıp, kuvvetlendirmiştir" buyurmuştur.
34
"Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bîr de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar. Bunun için iyi kadınlar, İtaatkârdırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar. Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince; önce kendilerine nasihat edin, sonra yataklarında yalnız bırakın, yine dinlemezlerse dövün. İtaat ettikleri halde onları incitmek için bahane aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür."
İbn Ebî Hâtim, Eş'as b. Abdilmelik vasıtasıyla Hasan (-ı Basrî)'den bildirir: Kadının biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve kocasının kendisine tokat attığından yana şikâyette bulundu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de:
“Kısas yapalım" buyurdu. Ancak:
“Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar..." âyeti nazil olunca kadın kısas yapamadan geri döndü.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde vasıtasıyla Hasan (-ı Basrî)'den bildirir: Adamın biri karısına bir tokat attı. Kadın da Peygaberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip şikâyette bulundu. Allah Resûlü kısas yapmak isteyince:
“Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar..." âyeti nazil oldu. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) adamı çağırıp bu âyeti ona okudu ve:
“Ben bir şey yapmak istedim, ancak Yüce Allah başka bir şey diledi" buyurdu.
Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Cerîr b. Hâzım vasıtasıyla Hasan (-ı Basrî)'den bildirir: Ensâr'dan bir adam karısına tokat attı. Kadın da kocasından kısas almak üzere Peygaberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de kısas yapmak istedi. Ancak:
“...Kuran'ın vahyi sana bütünüyle ulaştırılmadan önce onun hakkında (görüş bildirmekte) acele etme..." âyeti nazil olunca sustu. "Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar..." âyeti nazil olunca da:
“Biz bir şey (kısası) düşündük, ancak Yüce Allah başka bir şey diledi" buyurdu.
İbn Merdûye, Hazret-iAli'den bildirir: Ensâr'dan bir adam karısıyla birlikte Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Kadın:
“Yâ Resûlallah! Kocam Ensâr'dan filan oğlu filandır. Bana bir tokat attı ve yüzümde iz bıraktı" dedi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bunu yapma hakkı yokl" buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır..."' âyetini indirdi. Âyette de terbiye konusunda erkeklerin kadınlar üzerinde hakim oldukları ifade edildi. Allah Resûlü de (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ben bir şey istedim, ancak Yüce Allah başka bir şey diledi" buyurdu.
İbn Cerîr, İbn Cüreyc'den bildirir:
“Adamın biri karısına tokat attı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kısas yapmak istedi, ancak bunu uygulamaya henüz geçirmeden bu âyet nazil oldu."
İbn Cerîr, Süddî'den bu yorumun benzerini zikreder.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar..." âyetini açıklarken:
“Terbiye etme ve eğitme bakımından hâkim ve üstündürler" demiştir. "...Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar...'" âyetini açıklarken de:
“Harcamadan kasıt, kadınlara verdikleri mehirdir" demiştir.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Zührî:
“Cana kıyma olmadıkça kocaya karısından dolayı kısas uygulamayız" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süfyân:
“Terbiye etmek için yaptıkları hariç, kocaya karısından dolayı kısas uygularız" demiştir.
İbn Cerîr ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır... Bunun için iyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Erkekler kadınlar üzerinde âmirdirler. Kadınlar da Allah'ın emrettiği şeylerde ona itaat etmelidirler. Bu da kocasının ailesine iyi davranması malını koruyup gözetmesidir. Erkeğin kadına olan üstünlüğü de onun geçimini sağlaması ve çalışmasıdır. Bunun içindir ki iyi kadınlar kocalarına itaat eden ve yokluğunda Allah'ın emrettiği ve korunmasını istediği şeyleri gözetip korurlar. Böyle olan kadınlara da iyi davranmak lazımdır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Erkek kadının üzerinde âmir gibidir ve Allah'a itaat etmeyi ona emreder. Eğer karşı çıkarsa ağır olmamak şartıyla onu dövebilir. Evin geçimini sağlaması ve çalışması bakımından da erkek kadından üstündür."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:
“Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar..." âyetini açıklarken:
“Kadını yönlendirir ve onu terbiye eder" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süfyân:
“...Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar..." âyetini açıklarken:
“Yüce Allah'ın üstün kılması ve kadına mehri vermeleri dolayısıyla erkekler, kadınlar üzerinde hakimdirler" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şa'bî:
“...Erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Bu harcamadan kasıt, kadına verdiği mehirdir. Zira gördüğün gibi erkek kadına zina iftirasında bulununca lanetleşme yapılıyor, ancak kadın erkeğe zina iftirasında bulununca kadına değnek cezası uygulanıyor."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Bunun için iyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar..."' âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kadınlar hem Allah'a, hem de kocalarına itaat ederler. Kocasının yokluğunda Allah'ın emrettiği ve korunmasını istediği şeyleri gözetip korurlar."
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini:
"Kocalarına sahip çıkıp yokluğunda onu muhafaza ederler" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kocaları olmadığı zaman dönene kadar Allah'ın emrettiği şekilde malını ve namusunu korurlar."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyeti açıklarken:
“Yüce Allah'ın kendilerinde korumasını emrettiği şeyleri kocalarının gıyabında da korurlar" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil bu âyeti açıklarken:
“Kocalarının gıyabında Yüce Allah'ın emrettiği şekilde namuslarına sahip çıkarlar ve ihanet etmezler" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Atâ bu âyeti açıklarken:
“Allah'ın onları koruyup muhafaza ettiği gibi, onlar da gıyabında kocalarını korurlar" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:
“Yüce Allah'ın kendisini muhafaza edip koruduğu gibi kocalarının gıyabında malını ve namuslarını korurlar" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“En hayırlı kadınlar baktığında sana neşe veren, bir şey istediğinde söz dinleyen, yanında olmadığın zaman malını ve namusunu koruyan kadınlardır" buyurdu ve:
“Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim dururlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar. Bunun için iyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar..."" âyetini okudu.
İbn Cerîr, Talha b. Musarrif'ten bildirir: Abdullah'ın kıraatinde bu âyet:
“(=İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar. Siz de onlara iyi davranın...)" şeklindedir.
İbn Cerîr, Süddî'den bildirir: Yüce Allah:
“...Bunun için iyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar..." âyetinde böylesi kadınlara iyi davranılmasını söylemiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin Yahya b. Ca'de'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişinin Müslüman olmasından sonra kendisi için en faydalı şey; yüzüne baktığı zaman neşe veren, bir şey istediğinde söz dinleyen, yanında olmadığı zaman malını ve namusunu koruyan güzel bir kadına sahip olmasıdır" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, Hazret-iÖmer'den bildirir:
“Kişinin Allah'a imandan sonra kendisi için en faydalı şey güzel ahlâklı, sevgi dolu ve doğurgan bir kadına sahip olmasıdır. Aynı şekilde kişinin Allah'ı inkardan sonra kendisi için en zararlı şey kötü ahlâklı, keskin dilli bir kadına sahip olmasıdır."
İbn Ebî Şeybe, Abdurrahman b. Ebzâ'dan bildirir:
“Salih bir adamın yanındaki saliha bir kadın, kralın başında duran altından bir tac gibidir. Salih bir adamın yanındaki kötü bir kadın da yaşlı bir adamın sırtındaki ağır bir yük gibidir."
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Amr:
“Size kişinin belini kıran üç musibeti söyleyeyim mi?" deyince, oradakiler:
“Nedir onlar" karşılığını verdiler. Abdullah şöyle dedi:
“Birincisi zorba yöneticidir. Zira buna iyilik yapsan şükretmeyi, kötülük yapsan da affetmeyi bilmez. Diğeri kötü komşudur. Bu da senden gördüğü iyi şeyleri görmezden gelir, senden gördüğü kötü şeyleri de ifşa eder. Bir diğeri de kötü bir hanımdır. Böylesi bir kadının yanında dursan sana surat asar, ondan ayrı dursan sana ihanet eder."
Hâkim'in Sa'd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç şey kişinin mutluluğundandır. Biri gördüğünde hoşuna giden, uzak kaldığında ise malını ve namusunu muhafaza eden hanımdır. Diğeri uysal, ama hızlı bir şekilde seni sevdiklerine ulaştıracak binektir. Bir diğeri de çok odalı geniş evdir. Üç şey de kişinin mutsuzluğuna sebep olur. Biri gördüğünde sana sana eziyet veren, sana dil uzatan, kendisinden uzak kaldığında malırı ve namusun konusunda güvenemeyeceğin bir hanımdır. Bir diğeri yavaş olan binektir ki döverek yol almak istesen seni yorar ve seni arkadaşlarından geri bırakır. Bir diğeri de odaları az olan küçük, dar bir evdir. "
Bezzâr, Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Ebû Hureyre'den bildirir: Kadının biri Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Yâ Resûlallah! Erkeğin karısının üzerindeki hakkı nedir bana söyle" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Erkeğin, karısının üzerinde öyle bir hakkı vardır ki erkeğin burnundan kan, irin ve cerahat aksa ve kadın diliyle bunu yalasa yine de bu hakkını ödemiş olmaz. Bir insanın bir insana secde etmesi gerekseydi Yüce Allah'ın verdiği üstünlükten dolayı kadının, yanına giren kocasına secde etmesini söylerdim. "
İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, Hâkim ve Beyhakî, Husayn b. Mihsan'dan, o da halasından bildirir: Bir iş için Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gitmiştim. Bana:
“Ey kadın! Sen kocana eziyet mi ediyorsun?" diye sorunca:
“Evet!" dedim. "Ona nasıl davranıyorsun?" diye sorunca:
“Ancak aciz kaldığımda yaklaşmasına izin veriyorum" dedim. Bunun üzerine:
“Kocana karşı davranışlarına dikkat et! Zira Cennetin de, Cehennemin de odur" buyurdu.
Hâkim ve Beyhakî'nin Muâz b. Cebel'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah'a inanan hiçbir kadına,kocası istemediği halde evine girmesi veya evinden çıkması helal değildir. Kadın evinde kocasından başkasına itaat etmez, kocasına karşı kin tutmaz, yatağından ayrı yerde yatmaz ve ona zarar vermez. Kocasına haksızlık ettiği zaman gelip onu razı etsin. Razı olursa en iyisini yapmış olur ve Yüce Allah da onun özrünü kabul eder. Ancak yine de kocası razı olmazsa Allah katında özrünü sunmuş olur. "
Bezzâr ve Hâkim'in İbn Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kocasına muhtaç iken ona teşekkür etmeyen bir kadına Yüce Allah nazar etmez" buyurmuştur.
Ahmed, Abdurrahman b. Şibl'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Fasıklar Cehennem ahalisidir" buyurdu. Ashab:
“Yâ Resûlallah! Fasıklar kimlerdir?" diye sorunca, Allah Resûlü:
“Kadınlar" karşılığını verdi. Adamın biri:
“Yâ Resûlallah! Bunlar bizim annelerimiz, kızkardeşlerimiz ve eşlerimiz değil mi ki?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evet! Ancak onlara bir şey verildiği zaman şükretmezler, musibete maruz kaldıkları zaman da sabretmezler" buyurdu.
Buhârî ve Müslim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kadın, kocası yanındayken izni olmadan nafile oruç tutamaz. Yine kocası evdeyken onun izni olmadan kimsenin girmesine izin veremez" buyurmuştur.
Abdurrezzâk, Bezzâr ve Taberânî, İbn Abbâs'tan bildirir: Kadının biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Yâ Resûlallah! Ben diğer kadınların adına sana geldim. Yüce Allah cihadı sadece erkeklere farz kıldı. Zafer elde ederlerse sevabını alıyorlar. Öldürülmeleri halinde de Rableri katında rızıklar içinde diri olarak kalıyorlar. Biz kadınlar ise arkadan onları gözetiyoruz. Buna karşılık bize ne verilecek?" dedi. Allah Resûlü de (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Karşılaştığın her bir kadına, kocasına itaat eden ve hakkını ikrar eden kadınlara da onlar gibi sevabın verileceğini söyle. Zira içinizden çok azı bunu yapıyor" buyurdu.
Bezzâr'ın Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kadın beş vakit namazını kıldığı, Ramazan orucunu tuttuğu, namusunu koruduğu ve kocasına itaat ettiği zaman Cennete girer" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe ve Bezzâr, İbn Abbâs'tan bildirir: Has'em'in karısı Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Yâ Resûlallah! Ben bekar bir kadınım. Kocanın kadın üzerindeki hakları nelerdir? Bu haklan yerine getirebilirsem evlenir, getiremezsem de bekar kalırım" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Kocanın, karısının üzerindeki haklarından birisi kadın devenin üzerinden iken bile kocası onu istediği zaman buna (cinsel isteğine) karşı çıkmamasıdır. Kocanın diğer haklarından birisi de izni olmadan karısının nafile oruç tutmamasıdır. İzni olmadan oruç tutuğu zaman sadece aç susuz kalmış olur ve bu orucu kabul görmez. Diğer bir hakkı da izni olmadan kadının evinden çıkmamasıdır. Çıkması halinde geri dönene kadar rahmet ve azap melekleri olmak üzere gökteki tüm melekler bu kadına lanet ederler. "
Bezzâr ve Taberânî, M. el-Evsat'a Hazret-i Âişe'den bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bir kadının üzerinde en çok kimin hakkı vardır?" diye sorduğumda:
“En çok kocasının hakkı vardır" karşılığını verdi. "Bir erkeğin üzerinde en çok kimin hakkı vardır?" diye sorduğumda ise:
“En çok annesinin hakkı vardır" buyurdu.
Bezzâr'ın Hazret-iAli'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kadınlar! Allah'tan korkun ve kocalarınızın rızasını gözetin. Şayet kadın, kocasının kendi üzerindeki hakkını bilseydi, kahvaltısı ve yemeği anında dahi oturmaz başında dikilirdi. "
Bezzâr'ın Muâz b. Cebel'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Şayet kadın, kocasının kendi üzerindeki hakkını bilseydi, kahvaltısı ve yemeği anında oturmaz bitirene kadar başında dikilirdi" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe ve Ahmed'in Muâz b. Cebel'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Şayet bir insanın diğer bir insana secde etmesini emredecek olsaydım kadının, kocasına secde etmesini emrederdim" buyurmuştur.
Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç kişinin ne kıldığı namaz kabul olur, ne de yaptığı iylikler huzura çıkar. Biri efendisine geri dönene kadar firar eden köledir. Diğeri kocası kendisine kızmış olan kadındır. Bir diğeri de ayılana kadar sarhoş olan kişidir. "
Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İçinizden erkek olanların hangilerinin Cennette olacağını söyleyeyim mi? Peygamber olan erkek cennettedir. Sıddîk olan erkek Cennettedir. Şehit olan erkek Cennettedir. Bebekken ölen erkek çocuk Cennettedir. Kentin bir kenarında bulunan hasta kardeşini Allah rızası için ziyarete giden erkek Cennettedir. Kadınlarınızdan ise kocasına karşı sevgi besleyen ve ona bağlı olanlar Cennettedir. Böylesi bir kadın, kocası kendisine kızdığı zaman gelip elini eline koyar ve: «Benden razı olmazsan bana uyku haram olsun!» der."
Beyhakî'nin Zeyd b. Sâbit'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kızına:
“Sevmediğim şeylerden biri kadının kocasından şikayette bulunmasıdır" buyurmuştur.
Beyhakî'nin Hasan (-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-iOsmân'ın karısına şöyle buyurdu:
“Kızım! Kocası siyah bir dağdaki taşları kırmızı bir dağa veya kırmızı bir dağdaki taşları siyah bir dağa taşımasını emretse bile kocasının bu isteğine yüz vermeyen ve yüzüne karşı ona ağır laflar eden kadın, kadın değildir. Onun için kocana karşı iyi ol. "
Beyhakî'nin Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç çeşit kadın vardır. Biri kap gibidir. Hamile kalıp doğurmaktan başka bir işe yaramaz. Diğeri uyuz bir deve gibidir. Bir diğeri de sevgi dolu ve doğurgan kadındır ki imanında kocasına yardımcı olur. Böylesi bir kadın da kocası için hazineden daha değerlidir. "
İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî, Ömer b. el-Hattâb'tan bildirir:
“Üç çeşit kadın vardır. Biri iffetli, Müslüman, uysal, yumuşak huylu, sevgi dolu ve doğurgandır. Zamanın sıkıntılarına karşı ailesine yardımcı olur. Sıkıntı anında kendisi de sıkıntı çıkarmaz. Böylesi bir kadın da az bulunur. Bir diğeri de kap gibidir. Hamile kalıp doğurmaktan başka bir işe yaramaz. Diğer bir kadın çeşidi de deriden bir boyunduruk gibidir. Yüce Allah bu boyunduruğu dilediği kişilerin boynuna takar, çıkarmak istediği zaman da çıkarır."
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Esmâ binti Yezîd el-Ensâriyye, ashabıyla birlikte oturan Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi ve şöyle dedi:
“Anam babam sana feda olsun! Diğer kadınların adına sana geldim. Batıda veya doğuda buraya geldiğimi duyan ne kadar kadın varsa da hepsi benimle aynı görüşte. Yüce Allah seni hak ile hem erkek, hem de kadınlara gönderdi. Sana da, seni gönderen İlah'a da inandık. Biz kadınlar evlerinizde oturuyor, şehvetlerinizi gideriyor ve çocuklarınızı karnımızda taşıyoruz. Siz erkekler ise bizden bu yönden üstün tutuldunuz. Zira Cuma'ya gidiyor, cemaate katılıyor, hastaları ziyaret ediyor, hac üzerine hac yapabiliyor ve bunların hepsinden de daha değerlisi Allah yolunda cihada çıkıyorsunuz. Biz ise erkeğimiz hac veya umre veya cihad için çıktığı zaman geride malını koruyor, giysilerini hazırlıyor ve çocuklarının bakımını yapıp büyütüyoruz. Yâ Resûlallah! Bu durumda bu konularda size verilecek sevaba ortak olur muyuz?" Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) tüm vücuduyla ashabına doğru döndü ve:
“Dini konusunda bir soruyu bu kadından daha güzel soran birini daha duydunuz mu?" diye sordu. Ashabı:
“Yâ Resûlallah! Bunun gibi soru sorabilen (başka) bir kadının daha olabileceğini düşünmüyoruz" dediler. Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Esma'ya döndü ve şöyle buyrudu:
“Ey kadın! Git ve senden haber bekleyenlere de ki: «Birinizin kocasına iyi davranması, rızasını gözetmesi ve sözünü dinlemesi sevap bakımından bizim bu yaptıklarımıza denktir.»" Bu sözün ardından Esmâ sevinç içinde tehlîl getirerek ve tekbîr ederek oradan ayrıldı.
Beyhakî, Enes'ten bildirir: Kadınlar Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Yâ Resûlallah! Erkekler, Allah yolunca cihad etmekle sevapların tümünü aldılar. Biz kadınlar için, Allah yolunda cihad eden erkeklerin aldığı sevabı getirecek bir amel var mı?" dediler. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Birinizin evinin hizmetini gereği gibi yapması Allah yolunda cihad eden kişinin ameline denk olur" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, Hâkim ve Beyhakî'nin Ümmü Seleme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kocası kendisinden razı bir şekilde geceleyen kadın Cennete girer" buyurmuştur.
Ahmed, Esmâ binti Yezîd'den bildirir: Bir grup kadınla birlikte durmuşken Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza uğradı ve selam verdi. Selam verdikten sonra da:
“Nimete nankörlük etmekten sakının!" buyurdu. Biz:
“Yâ Resûlallah! Nimete nankörlük de ne?" diye sorduğumuz da şöyle buyurdu:
“Olabilir ki bazılarınız babasının evinde yaşı geçene kadar kalır. Sonra Yüce Allah ona bir koca ihsan eder. O kocadan da kendisine mal ve çocuk verir. Buna rağmen kadın kızdığı zaman: «Adamdan bir hayır görmedim!» demeye başlar."
Beyhakî'nin muntakı' bir senedle Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Vah kişiyi gözlerden gizlemeyen, suyu kişiyi temizlemeyen hamamlara! Erkeğin böylesi hamamlara avret yerlerini örtmeden girmesi helal değildir. Erkeklere söyleyin, kadınların ahlâkını bozmasınlar! Erkekler kadınlara hâkimdirler. Kadınları eğitin ve çokça tesbih etmelerini söyleyin."
Ahmed, İbn Mâce ve Beyhakî, Ebû ümâme'den bildirir: Kadının biri yanında küçük oğluyla birlikte Allah Resûlü'ne geldi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları görünce:
“Hamile kalır, çocuk doğurur ve onıı şefkatle yetiştirirler. Kocalarına şu yaptıkları olmasa içlerinde namaz kılanları Cennete girerdi" buyurdu.
Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildirir: Kadının biri:
“Yâ Resûlallah! Kadının Allah yolunda cihada karşılık yapabileceği amel nedir?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kocaya itaat ve onun üzerindeki haklarını itiraftır" karşılığını verdi.
Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de, Nesâî ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den bildirir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) hangi kadınların daha hayırlı olduğu sorulunca:
“Yüzüne bakınca kocasına huzur veren, kocasının emirlerine karşı çıkmayan, malında ve kendinde kocasının istemediği şeyleri yapmayan kadınlardır" karşılığını verdi.
Hâkim, Muâz'dan bildirir: Şam'a gittiğim zaman Hıristiyanların papaz ile rahiplerine, Yahudilerin ise haham ile din adamlarına secde ettiklerini gördüm. Onlara:
“Neden öyle bir şey yapıyorsunuz?" diye sorduğumda:
“Bu peygamberleri selamlama şeklidir" karşılığını verdiler. Ben de içimden:
“Hazret-i Peygamber'i bu şekilde selamlamaya biz daha layıkız!" dedim. Döndüğümde bunu Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) zikrettiğimde şöyle buyurdu:
“Kitaplarını tahrif ettikleri gibi peygamberleri adına yalan söylemişler! Şayet birinin birine secde etmesini emredecek olsaydım üzerindeki hakkından dolayı kadının kocasına secde etmesini emrederdim. Bir kadın kocasının üzerindeki hakkını ifa etmedikçe imanın tadına varamaz. Deve üzerinde iken kocası onu istese bile!"
Hâkim, Büreyde'den bildirir: Adamın biri:
“Yâ Resûlallah! Bana, imanımı arttıracak bir şey öğret" deyince, Allah Resûlü:
“Şu ağacı çağır!" buyurdu. Adam ağacı çağırınca ağaç gelip Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) selam verdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yerine dön!" deyince de ağaç yerine döndü. Sonrasında adam izin isteyip Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) başını ve ayaklarını öptü. Allah Resûlü:
“Şayet birinin birine secde etmesini emredecek olsaydım kadının kocasına secde etmesini emrederdim" buyurdu.
Hâkim'in İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İki kişinin kıldığı namazlar başlarından yukarıya çıkmaz. Biri efendisine geri dönene kadar firar etmiş köle, diğeri de pişman olup af dileyene kadar kocasına karşı gelmiş kadındır. "
İbn Ebî Şeybe, Ahmed ve Tirmizî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç kişinin kıldığı namazlar başlarından yukarıya çıkmaz. Biri efendisine geri dönene kadar firar etmiş köledir. Diğeri kocası kendisine kızgın bir şekilde geceleyen kadındır. Üçüncüsü de istemedikleri halde bir cemaate imamlık yapan kişidir. "
Ahmed, Muâz b. Cebel'den bildirir: Yemen'e geldiğim zaman kadının biri bana:
“Erkeğin eşi üzerindeki hakları nedir? Zira yaşlı kocamı evde bırakıp geldim" dedi. Ben de şu karşılığı verdim:
“Muâz'ın canı elinde olana yemin olsun ki şimdi ona döndüğün zaman bedeninin her tarafını cüzzamın sardığını, bundan dolayı da burnundan kan ve irin aktığını görsen ve bunu ağzınla temizlesen yine senin üzerindeki hakkını ödemiş olmazsın."
Ahmed'in Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Hiçbir insan diğer bir insana secde edemez. Bir insan diğer bir insana secde edebilseydi üzerindeki hakkının büyüklüğünden dolayı kadının kocasına secde etmesi emredilirdi. Nefsim elinde olana yemin olsun ki şâyet erkek başından ayaklarına kadar yara bere içinde olsa ve yaralarından irin aksa, kadın da diliyle bunu yalayıp temizlese yine de kocasının üzerindeki hakkını ödemiş olmaz."
Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de Enes'ten bildirir: Adamın biri savaşa çıkarken karısına evin ikinci katından aşağıya inmemesini öğütledi. Zira kadının babası birinci katta oturuyordu. Adam savaşa çıktıktan sonra kadının babası hastalandı. Kadın da Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) haber gönderip bu konuda fetva istedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'tan kork ve kocana itaat eti" şeklinde cevap gönderdi. Sonrasında kadının babası öldü. Kadın bir daha Allah Resûlü'ne haber gönderip bu konuda fetva istedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir Önceki gibi Cevap verdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) adamın cenaze namazını kıldırdıktan sonra kadına:
“Kocana itaatinden dolayı Yüce Allah babanı bağışladı" şeklinde haber yolladı.
İbn Ebî Şeybe, Amr b. el-Hâris b. el-Mustalik'ten bildirir:
“Denilirdi ki en fazla azabı iki kişi çekecektir. Bunlardan biri kocasına asi olan kadın, diğeri de istemedikleri halde bir cemaate imamlık yapan kişidir."
İbn Ebî Şeybe, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: Adamın biri kızıyla birlikte Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Bu kızım evlenmeyi kabul etmiyor" dedi. Allah Resûlü:
“Babanın sözünü dinle" buyurdu. Kız:
“Kocanın, karısının üzerindeki haklarını bana söylemeden evlenmem" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kocasında bir yara olsa da kadın yaradaki irini diliyle yalasa veya kocanın burnu kan ve irinle dolu olsa da kadın bunu diliyle yalayıp temizlese yine de kocasının üzerindeki hakkını ödemiş sayılmaz" buyurdu. Kız bunu duyunca:
“Seni hakla gönderene yemin olsun ki asla evlenmem!" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de babasına:
“Kızları rızaları olmadan evlendirmeyin" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe'nin Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Hiçkimse başka birine secde edemez. Şayet edebilseydi kadınlar kocalarına secde ederdi" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe ve İbn Mâce'nin Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Birinin birine secde etmesini isteyecek olsaydım kadının kocasına secde etmesini isterdim. Kişi karısından, kırmızı bir dağdan siyah bir dağa veya siyah bir dağdan kırmızı bir dağa bir şey taşımasını istese kadının bunu yapması gerekir.'"
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe şöyle demiştir:
“Ey kadınlar! Kocalarınızın üzerinizdeki haklarını bilseydiniz bizzat kendi yüzünüzle kocanızın yüzündeki tozu silerdiniz."
İbn Ebî Şeybe, İbrâhîm(-i Nehaî)'den bildirir:
“Denilirdi ki kadın, ölüm pahasına da olsa cüzzamlı kocasının burnundaki irini somurup temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş sayılmaz."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince; önce kendilerine nasihat edin, sonra yataklarında yalnız bırakın, yine dinlemezlerse dövün. İtaat ettikleri halde onları incitmek için bahane aramayın..."' âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Kadın, kocasına asi olduğu, hakkına önem vermediği ve emirlerine karşı geldiği zaman Yüce Allah'ın emrettiği gibi kocası ona nasihatta bulunur, Allah'ı hatırlatır ve üzerindeki haklarının önemini anlatır. Kadın razı olursa haklarına riâyet eder. Aynı şekilde devam etmesi halinde erkek yatağını ayırır. Yine dönmemesi halinde kemiklerini kırmayacak, iz bırakmayacak ve yaralamayacak bir şekilde onu döver. Kadın bundan sonra kocasına itaat ederse, artık kocası başka bahanelere tutanarak ona eziyet etmeye çalışmaz."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) ifadesini:
“Nefret etmek" şeklinde açıklamıştır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: (.....) ifadesini açıklarken:
“Kocaya asi olmak ve ona karşı gelmek" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince; önce kendilerine nasihat edin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Kadın kocasının yatağına gelmediği zaman kocası ona:
“Allah'tan kork ve yatağına dön!" der. Kadın buna itaat ederse artık kocası ona başka bir şey yapamaz.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince; önce kendilerine nasihat edin, sonra yataklarında yalnız bırakın, yine dinlemezlerse dövün. İtaat ettikleri halde onları incitmek için bahane aramayın..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Erkek, kendisine asi olan karısına önce dille nasihat eder. Fayda etmediği zaman yatağını ayırır ve onunla konuşmaz. Yine fayda etmezse yaralamayacak bir şekilde onu döver. Bununla kocasına itaat edip yatağına gelirse artık kendisine olan kızgınlığı dolayısıyla onu kınamaz. Zira bu kızgınlığı içine koyan Yüce Allah'tır."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kendilerine nasihat edin..." âyetini açıklarken:
“Dil ile nasihat edin" demiştir.
Beyhakî, Lakît b. Sabire'den bildirir: Allah Resûlü'ne:
“Yâ Resûlallah! Karımın pis bir ağzı var" dediğimde:
“Onu boşa" buyurdu. "Ama ondan çocuğum var ve onunla iyi geçiniyorum" dediğimde, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“O zaman ona bu yönde nasihat et. Onda bir hayır varsa öğüdüne uyacaktır. Ancak cariyeni dövdüğün gibi onu da dövmeye kalkma" buyurdu.
Ahmed, Ebû Dâvud ve Beyhakî'nin Ebû Hurra er-Rekkâşî'den, o da amcasından naklen bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Serkeşlik etmelerinden korktuğunuz zaman yataklarınızı ayırın" buyurmuştur. Hammâd:
“Yatakları ayırmaktan kasıt boşamadır" demiştir.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yataklarında yalnız bırakın..." âyetini açıklarken:
“Onunla ilişkiye girmez" demiştir.
İbn Cerîr'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yataklarında yalnız bırakın..." âyetini açıklarken:
“Onu yatağında yalnız bırakmaktan kasıt, onunla aynı yatakta yatmak, ancak ilişkiye girmemektir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Yataklarında yalnız bırakın..." âyetini açıklarken:
“Kocası kadına yaklaşmaz" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yataklarında yalnız bırakın..." âyetini açıklarken:
“Erkek karısıyla aynı yatakta yatmaz" demiştir.
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr'in Ebû Sâlih vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yataklarında yalnız bırakın..." âyetini açıklarken:
“Erkek kadına iyi sözler söylemez, azarlar ancak onunla ilişkiye girebilir" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime:
“...Yataklarında yalnız bırakın..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt, cinsel ilişki değil, onunla konuşmamaktır" demiştir.
İbn Cerîr, Süddî'den bildirir:
“Erkek, kadının yanında yatar, ancak ona sırtını döner, onunla ilişkiye girer, ancak onunla konuşmaz."
İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr'in Ebu'd-Duhâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yataklarında yalnız bırakın, yine dinlemezlerse dövün..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Erkek denildiği gibi yaptıktan sonra onu döver. Şâyet yatağına gelirse artık ona bir şey yapamaz."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Erkeğin kadını yalnız bırakması, kadının onun yatağına gelmesine kadar devam eder. Kadın yatağına geldikten sonra erkek onu kendisini sevmekle mükellef tutamaz" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Yine dinlemezlerse dövün..." âyetini açıklarken:
“İncitmeyecek şekilde dövülür" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime bu âyet açıklarken şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu konuda:
“Kadınlarınız size asi olduklarında incitmeyecek bir şekilde onlara vurun" buyurmuştur.
İbn Cerîr'in Haccâc'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
"Kadınları sadece yataklarında yalnız bırakın. Dövecekseniz de incitmeden dövün" buyurmuştur.
İbn Cerîr, Atâ'dan bildirir: İbn Abbâs'a:
“İncitmeden dövmek nasıl olur?" diye sorduğumda:
“Misvak ve benzeri şeylerle dövmekle olur" karşılığını verdi.
Abdurrezzâk, İbn Sa'd, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve Beyhakî, İyâs b. Abdillah b. Ebî Ziâb'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'ın kadın kullarını dövmeyin!" buyurdu. Ömer:
“Peki, kocalarına asi olan kadınları?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunların dövülmesine izin verdi. Ancak bir çok kadın Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) eşlerine gelip kocalarından yana şikâyette bulununca Allah Resûlü:
“Böylesi adamlar, hayırlılarınızdan değildir buyurdu.
İbn Sa'd ve Beyhakî, Ebû Bekr'ın kızı Ümmü Gülsüm'den bildirir: Erkeklerin kadınları dövmeleri yasaklanmıştı. Ancak erkekler kadınlarından yana çokça şikâyette bulununca Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dövüp dövmeme konusunu onlara bıraktı, ama:
“Karısını dövenler, hayırlılarınızdan değildirler" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî'nin Abdullah b. Zem'a'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Kadınlarınızı, bir köleyi döver gibi dövüp de gece olunca onunla yatağa mı giriyorsunuz!" buyurdu.
Abdurrezzâk'ın Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişi sabah vakti karısını, bir köleyi döver gibi dövdükten sonra gece vakti onunla aynı yatağa girmekten hiç utanmaz mil" buyurmuştur.
Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, Amr b. el-Ahvas'tan bildirir: Vedâ haccında Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte bulundum. Allah Resûlü, Yüce Allah'a hamdu senâda bulunup, öğüt ve nasihatlerde bulunduktan sonra:
“En mukaddes gün hangisidir? En mukaddes gün hangisidir? En mukaddes gün hangisidir?" diye sordu. Müslümanlar:
“Yâ Resûlallah! Haccı Ekber günüdür!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle devam etti:
“Bu gününüzün, bu beldenizin ve bu ayınızın kutsiyeti gibi canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız kutsaldır, birbirinize haramdır. Bilin ki kişi işlediği cinayetin bedelini yine kendisi ödeyecektir. Bilin ki ne baba çocuğunun işlediği cinayetten, ne de çocuk babasının işlediği cinayetten sorumlu tutulamaz. Bilin ki Müslüman müslümanın kardeşidir. Onun için rızası olmadıktan sonra Müslüman kardeşinin bir şeyi diğer bir müslümana helal olmaz.
Bilmelisiniz ki cahiliye döneminden kalma her türlü faiz kaldırılmıştır. Bunlardan sadece anaparanız sizindir. Bu şekilde ne birilerine haksızlık etmiş, ne de siz haksızlığa uğramış olursunuz. Abbâs b. Abdilmuttalib'in faizine gelince ise o her şeyiyle kaldırılmıştır. Bilin ki cahiliye döneminden kalma tüm kan davaları da kaldırılmıştır. Cahiliye döneminden kalma ilk kaldırdığım kan davası da Leys oğullarında sütannede iken Hüzeyl oğulları tarafindan öldürülen Hâris b. Abdilmuttalib'in kan davasıdır.
Dikkat edin ve kadınlarınıza iyi davranın. Onlar sizin yanınızda bir yardımcıdan öte değildir. Bundan başka da onlar üzerinde bir hakkınız yoktur. Ancak açıkça çirkin bir şey yaptıklarında onlarla yataklarınızı ayırın ve gerekirse incitmeyecek bir şekilde dövün. Şayet size itaat ederlerse artık onların aleyhlerinde olacak başka şeylere kalkışmayın. Bilin ki sizin, kadınlar üzerinde bazı haklarınızın olduğu gibi kadınların da sizlerin üzerinde bazı hakları vardır.
Sevmediğiniz kişileri evinize almamaları, sevmediğiniz kişilerin evinize girmesine izin vermemeleri kadınlar üzerindeki haklarınızdandır. Yiyecek ve giyeceklerini iyi bir şekilde temin etmeniz de onların sizin üzerinizdeki haklarındandır. "
Beyhakî'nin Ömer b. el-Hattâb'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Erkekten, karısını dövmesinin hesabı sorulamaz" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Onları incitmek için bahane aramayın..." âyetini açıklarken:
“Seni sevmemesinden dolayı onu suçlamaya kalkma, zira bu nefreti onun içine yerleştiren Yüce Allah'tır" demiştir.
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süfyân:
“...İtaat ettikleri halde onları incitmek için bahane aramayın..." âyetini açıklarken:
“Kadın kocasını sevmemesine rağmen yatağına geldiği zaman erkek kendisini sevmesini ondan isteyemez. Zira sevgi kişinin elinde olan bir şey değildir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Erkek karısını yatağına davet edip kadın gelmediği ve kocası o geceyi karısına öfkeli bir şekilde geçirdiği zaman sabaha kadar melekler o kadına lanet ederler" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, Tirmizî, Nesâî ve Beyhakî, Talk b. Ali'den bildirir: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Erkek karısını (cinsel) ihtiyacı için çağırdığı zaman kadın tandır başında olsa dahi bu çağrısına cevap versin" buyurduğunu işittim.
İbn Sa'd'ın Talk'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kadın devenin sırtında olsa dahi kocasının ilişki davetine karşı çıkmasın" buyurmuştur.
35
"Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar arayı düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur, şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar arayı düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Karı kocanın arası bozulduğu zaman biri erkek tarafından, biri de kadın tarafından olmak üzere salih olan iki kişi hakem kılınır. Bu iki hakem kusurun kocada olduğunu görürlerse kadını ondan uzaklaştırırlar ve kocayı kadının nafakasını karşılamakla yükümlü tutarlar. Kadını hatalı bulmaları halinde onu kocasıyla yaşamaya mecbur ederler ve nafakasını da keserler. Karı kocanın ayrılması veya birlikte yaşamaları konusunda hakemlerin vereceği karar geçerli olur. Birlikte yaşamalarına karar verilip de eşlerden biri razı olurken diğer razı olmazsa, içlerinden birinin ölmesi halinde birlikte yaşamaya razı olan eş diğerine mirasçı olur. Ancak razı olmayan eş diğerinin ölümü durumunda ona mirasçı olamaz. Hakemler karı kocanın arasını bulmak istedikleri zaman da Yüce Allah ıslahı amaçlayan her bir kimseye yaptığı gibi onları da hak ve doğruyu bulma konusunda muvaffak kılacaktır."
Şâfiî, el-Ümm'de, Abdurrezzâk, Musannef’te, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Sünen de bildirdiğine göre Abîde es-Selmânî bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: Bir karı koca Hazret-i Ali'nin yanına geldiler. Her birinin yanında da kendi ailesinden bir topluluk vardı. Hazret-i Ali, biri kadının ailesinden, biri de erkeğin ailesinden olmak üzere iki hakemin yanına gönderilmesini istedi. Seçilen hakemler yanına geldiklerine onlara:
“Ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi? Şâyet bir arada kalmalarını uygun görürseniz bir araya getirecek, ayrılmalarını uygun görürseniz de onları ayıracaksınız" dedi. Kadın:
“Allah'ın Kitab'ında lehimde veya aleyhimde verilecek hükmü kabul ediyorum!" demesine karşılık, kocası:
“Şâyet ayrılma hükmü çıkacaksa ben kabul etmiyorum!" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Ali, kadının kocasına:
“Yanılıyorsun! Sen de kadının kabul ettiğini kabul edeceksin!" diye çıkıştı.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Karı koca arasında bir sorun çıktığı zaman koca önce kadına nasihatte bulunur. İşe yaramadığı zaman yatağında onu yalnız bırakır. Yine işe yaramadığı zaman onu döver. Bunun da işe yaramaması halinde durumu hâkime iletir. Hâkim de biri erkeğin, biri de kadının ailesinden olmak üzere iki hakemi karı kocanın yanına gönderip durumu öğrenirler. Sonrasında hâkimin yanına gelirler. Kadının ailesinden olan hakem:
“Kocası ona şöyle şöyle yapıyor" der. Erkeğin ailesinin hakemi de:
“Kadın adama şöyle şöyle yapıyor" der. Hâkim de iki hakemin dediklerine göre karı kocadan haksız olan tarafı belirleyip gerekli yaptırımı uygular. Ancak kadın kocasına asi olmuşsa bu durumda hâkim bedel karşılığında onları ayırır.
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Beyhakî, Sünen'de Amr b. Murra'dan bildirir: Saîd b. Cübeyr'e Kur'ân'da geçen bu iki hakemi sorduğumda şöyle dedi:
“Bir erkeğin, biri de kadının ailesinden olmak üzere iki hakem tayin edilir. Bu iki hakem karı kocadan birine gidip onunla konuşup, nasihatte bulunurlar. Eğer bu konuşma bir fayda getirmezse bu sefer diğer eşin yanına gidip konuşur, ona nasihatlerde bulunurlar. Karı kocanın arası bulunursa geri dönerler. Ancak anlaşma olmazsa bu durumda hakemlerin vereceği karar geçerli olur."
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Abbâs'tan bildirir:
“Böylesi bir konuda benle Muâviye hakem olarak gönderildik. Gönderilirken de bize:
“Şâyet bir araya gelmelerini uygun görürseniz bir araya getirin, ayrılmalarını uygun görürseniz de ayırın" denildi." Ravi der ki:
“Onları görevlendirip gönderen Osman'dı."
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Hasan (-ı Basrî)'den bildirir:
“Hakemlerin gönderilmesi arayı bulmak ve haksız olan tarafı belirleyip ortaya koymak içindir. Yoksa karı kocayı ayırma gibi bir yetkileri yoktur."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den benzerini zikreder.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Erkek, serkeşlik edip kendisine asi olan ve:
“Verdiğin yeminlere sadık kalmayacak ve iznin olmasa da istediğim kişileri eve alacağım" diyen karısından, belirlenen iki hakemin de uygun görmesiyle bedel karşılığında (hul' yoluyla) ayrılabilir. Ancak yetkili kişi bunları resmi olarak ayırırken kadının:
“Seninle ilişkiye girmeyecek ve namaz kılmayacağım!" demiş olması şartını da koşar. Kadın bunları demişse o zaman yetkili kişi boşanmayı onaylar.
İbn Cerîr, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den bildirir: Hazret-i Ali böylesi davalarda biri kocanın biri de kadının ailesinden olmak üzere iki hakem görevlendirirdi. Kadının ailesinin hakemi kocaya:
“Karına neden kızgınsın?" diye sorunca, adam:
“Şundan şundan dolayı kızgınım" der. Hakem ona:
“Peki, şâyet hoşlanmadığın tarafını sevebileceğin bir şekilde yapsa ondan yana Allah'tan korkar, geçimi ve giyimi konusunda gerekeni yapıp onunla iyi geçinir misin?" diye sorunca, adam:
“Evet!" derse bu defa erkeğin ailesinin hakemi kadına:
“Sen neden kocana öfkelisin?" diye sorar. Sorular sonunda kadına da anlaşma yönünde aynı teklif yapılınca kadın:
“Evet!" derse anlaşma sağlanır bir araya getirilirler. Hazret-i Ali:
“Yüce Allah bu iki hakemin kararıyla karı kocayı bir araya getirir veya ayırır" demiştir.
Beyhakî, Hazret-i Ali'den bildirir:
“Hakemlerden biri hüküm verirken, diğeri vermediği zaman ikisi aynı hükümde karar kılmadıktan sonra birinin verdiği hükmün herhangi bir değeri yoktur."
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Bunlar arayı düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur..." âyetini açıklarken:
“Burada söz konusu kişiler tayin edilen iki hakemdir" demiştir.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Bunlar arayı düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur..." âyetini açıklarken:
“Burada arayı düzeltecek ve araları bulunacak kişilerden kasıt, karı koca değil iki hakemdir" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Bunlar arayı düzeltmek isterlerse..." âyetini açıklarken:
“Burada kastedilen kişiler karı ile kocayı barıştırmak için onlara nasihatler veren hakemlerdir" demişlerdir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-âliye:
“...Şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır" âyetini açıklarken:
“Yüce Allah onların yerini bilir, yerlerinden haberdardır" demiştir.
Beyhakî, İbn Ömer'den bildirir: Kadının biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Kocanın, karısının üzerindeki hakkı nedir?" diye sordu. Allah Resûlü şöyle cevap verdi:
“Kadın deve üzerinde dahi olsa kocasının davetini geri çevirmez. Kocasının izni olmadan evinden herhangi bir şeyi birine vermez. Şayet böyle yaparsa verdiği şeyin sevabı kocasının, günahı da kendisinin olur. Kocasının izni olmadan kadın nafile oruç tutamaz. İzni olmadan nafile oruç tutması halinde sevap kazanmaz günaha girer. Kocasının izni olmadan kadın evden çıkamaz. İzni olmadan çıkması halinde bunu yaptığı için tövbe edene veya eve geri dönene kadar rahmet ve azap melekleri olmak üzere tüm melekler ona lanet ederler. "
Abdurrezzâk, Taberânî, Hâkim, Ebû Nuaym, Hilye'de, Beyhakî, Sünen'de ve İbn Asâkir, Abdullah b. Abbâs'tan bildirir: Hâriciler müslümanların cemaatinden ayrılınca (onlarla yapılacak savaş öncesi) Hazret-i Ali'ye:
“Ey müminlerin emiri! Namazı biraz geciktir de şu adamların yanına gidip konuşmayı deneyeyim!" dedim. Sonrasında en güzel giysilerimi giyip yanlarına gittim. Beni gördüklerinde:
“Hoş geldin ey İbn Abbâs!" diyerek karşıladılar ve:
“Bu giysiler de ne oluyor?" dediler. "Giysilerimden dolayı beni neden kınayasınız ki? Zira Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) de çok güzel giysiler giydiğini gördüm. Yüce Allah da: «Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?» buyurur" karşılığını verdim.
Bana:
“Ne diye geldin?" dediklerinde:
“Söyleyin bakalım! Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) amcası oğlu, damadı ve ona ilk inanan kişiye, ashabın yanında yer aldığı zata neden düşmansınız?" diye sordum. "Üç nedenden dolayı ona düşmanız!" karşılığını verdiler. "Bunlar nedir?" diye sorduğumda:
“Birincisi Allah'ın dininde insanları hakem tayin etti. Oysa Yüce Allah:
“Hüküm ancak Allah'ındır" buyurur" dediler. "Diğeri ne?" diye sorduğumda:
“Savaştı, ancak esir ve ganimet almayı kabul etmedi. Şâyet savaştığı kişiler kâfir iseler onların malları kendisine helal olur. Ancak savaştığı kişiler mümin iseler o zaman döktüğü kanlar haram olan kanlardı" dediler. "Diğeri ne?" diye sorduğumda da şöyle dediler:
“Bir diğeri de, kendini müminlerin emiri sıfatından silmesidir. Müminlerin emiri değilse o zaman kâfirlerin emiridir!" Onlara:
“Peki, sizlere hak olan Kur'ân âyetlerinden, Peygamberinizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetinden sizin de bilip kabul edeceğiniz bir şeyler söylesem bu fikirlerinizden döner misiniz?" diye sorduğumda:
“Tabi ki döneriz!" karşılığını verdiler. Onlara şöyle dedim:
“Yüce Allah'ın dininde bazı adamları hakem tayin etti, diyorsunuz. Oysa Yüce Allah şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder..." Yine kadın ile kocası konusunda şöyle buyurmuştur:
“Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin..." Şimdi Allah aşkına söyleyin! Müslümanların kanının akmasının önlenmesi ve aralarının düzelmesi konusunda mı hakem tayin etmek daha evladır, yoksa değeri çeyrek dirhem olan bir tavşanın öldürülmemesi konusunda mı?" Bu soru üzerine:
“Tabi ki Müslümanların kanının akıtılmaması ve aralarının düzelmesi için hakem tayin etmek daha evladır" dediler. Bunun üzerine onlara:
“Bu sorunu hallettik mi?" diye sorduğumda:
“Allah için söylemek gerekirse evet, halloldu!" dediler.
Şöyle devam ettim:
“Savaştığı halde karşı taraftan esir ve ganimet almadığı konusuna gelince, esir olarak annenizi mi (Hazret-i Âişe) esir alacaksınız? Diğer esirleri kendinize helal kıldığınız gibi annenizi de mi kendinize helal kılacaksınız? Şâyet onu anneniz olarak görmüyorsanız o zaman küfre girer, İslam dininden çıkmış olursunuz. Zira Yüce Allah:
“Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir..." buyurur. Her halükârda iki sapkınlık içinde olacaksınız. Ya annenizi esir alacaksınız ya da küfre gireceksiniz. İkisinden birini seçin!" Sonra onlara:
“Bu sorunu da hallettik mi?" diye sorduğumda:
“Allah için söylemek gerekirse evet, halloldu!" dediler.
Şöyle devam ettim:
“Yine kendini müminlerin emiri sıfatından sildiğini söylüyorsunuz. Hudeybiye'de Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) anlaşmanın metnini yazmak üzere Kureyşlileri çağırmıştı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yaz: «İşte bu metin, Resûlullah olan Muhammed'in hükümlerini içerir»" buyurdu. Ancak Kureyşliler:
“Vallahi senin Allah'ın Resulü olduğunu kabul etseydik seni Kabe'den alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Onun için bunun yerine "Muhammed b. Abdillah" yaz" diye itiraz ettiler. Resûlullah da (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Beni yalanlasanız da ben Allah'ın Resûlüyüm!" karşılığını verdi ve:
“Ey Ali! Muhammed b. Abdillah yaz" emrini verdi. Resûlullah da (sallallahü aleyhi ve sellem) Ali'den daha üstün birisidir." Ardından:
“Bu sorunu da hallettik mi?" diye sorduğumda:
“Allah için söylemek gerekirse evet, bu da halloldu!" dediler. Bu münazaranın ardından içlerinden yirmi bin kişi eski fikirlerinden geri döndü. Kalan dört bin kişi de savaşta öldürüldü.
36
"Allah'a İbadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez."
Ahmed ve Buhârî, Sehl b. Sa'd'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Benle yetime kefil olan kişi, Cennette bunlar gibi beraber olacağız" buyurdu ve işaret parmağı ile orta parmağını gösterdi.
Ahmed, Ebû Umâme'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sadece Allah rızası için bir yetimin başını okşayan kişiye elinin değdiği her bir kıl için bir iyilik yazılır. Himayesindeki yetim erkek veya kıza iyi davranan kişiyle Cennette bu ikisi gibi beraber olacağız" buyurdu ve işaret parmağı ile orta parmağını yan yana getirip gösterdi.
İbn Sa'd ile Ahmed'in Amr b. Mâlik el-Kuşeyrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Müslüman bir köleyi azat eden kişiye bu köle Cehennemden kurtuluşunun bedeli olur ve kölenin her bir kemiğine karşılık onun bir kemiği Cehennem ateşinden kurtulur. Anne babasından birisi yanında ihtiyarlayıp da yine de bağışlanmayan kişi de Allah'ın rahmetinden uzak olsun. Müslüman bir anne ve babadan olan bir yetimi yemeğine ve içeceğine ortak eden ve başkasına muhtaç etmeyen kişiye Cennet vacip olur."
Hakîm et-Tirmizî, Enes b. Mâlik'ten bildirir:
“Yetim bir erkek veya kız çocuğuna iyi davranan kişiyle Cennette şu ikisi gibi olacağız" buyurdu ve iki parmağını bir araya getirdi.
Hakîm et-Tirmizî, Ümmü Sa'd binti Murra el-Fihriyye'den, o da babasından bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Benle kendisine veya başkasına ait bir yetime kefil olan ve haklarında Allah'tan korkan kişi, Cennette şu ikisi (iki parmağım) gibi beraber olacağız" buyurmuştur.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yakın komşuya, uzak komşuya..." âyetini açıklarken:
“Yakın komşudan kasıt, akrabalardan olan komşulardır. Uzak komşudan kasıt da akraba olmayan komşulardır" demiştir.
İbn Cerîr ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Nevf eş-Şâmî:
“...Yakın komşuya, uzak komşuya..." âyetini açıklarken:
“Yakın komşudan kasıt, müslüman olan komşulardır. Uzak komşudan kasıt da Yahudi veya Hıristiyan olan komşulardır" demiştir.
Ahmed, Buhârî ve Müslim'in Ebû Şureyh el-Huzâî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'a ve ahiret gününe iman eden kişi komşusuna iyi davransın" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Buhârî ve Müslim'in Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cebrail komşu konusunda bana o kadar çok nasihatte bulundu ki neredeyse komşuyu komşuya varis kılacak diye düşündüm" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe ve Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de bildirdiğine göre Abdullah b. Amr bir koyun kesilince:
“Yahudi komşumuza bundan bir şey verdiniz mi? Yahudi komşumuza bundan bir şey verdiniz mi? Zira Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Cebrail komşu konusunda bana o kadar çok nasihatte bulundu ki neredeyse komşuyu komşuya varis kılacak diye düşündüm» buyurduğunu işittim" demeye başlardı.
Buhârî, Edeb'de, Ebû Ya'lâ ve Hâkim, İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Mümin, komşusu aç iken kendisi tok olacak biri değildir" buyurduğunu işittim.
Buhârî, Edeb'de İbn Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Nice komşu kıyamet gününde komşusuna yapışıp: «Rabbim! Bu komşum kapılarını yüzüme kapattı ve iyiliğini benden esirgedi» diyecektir. "
Buhârî, Edeb'de, Hâkim ve Beyhakî, Şuab'da Ebû Hureyre'den bildirir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Filan kadın gecelerini namazla gündüzlerini oruçla geçiriyor. Sadaka verip güzel amellerde bulunuyor. Ancak diliyle komşusuna eziyet ediyor" dediklerinde:
“O kadında bir hayır yoktur ve Cehennemliktir" buyurdu. "Filan kadın da farz namazlarını kılıyor, Ramazan orucunu tutuyor, sadaka olarak peyniri tulumlarla veriyor. Komşusuna da eziyet etmiyor" denilince, Allah Resûlü:
“Bu kadın Cennet ahalisindendir" buyurdu.
Buhârî, Edeb'de ve Hâkim, Hazret-i Âişe'den bildirir:
“Yâ Resûlallah! İki tane komşum var. Hangisine bir şeyler vereyim?" diye sorduğumda:
“Kapısı sana en yakın olana ver" buyurdu.
Buhârî'nin Edeb'de bildirdiğine göre Ebû Hureyre:
“Kişi bir şeyler vermeye uzak komşusundan değil, en yakın komşusundan başlar. Bu şekilde yakından uzağa doğru gider" demiştir.
Buhârî'nin Edeb'de bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî)'ye komşu konusu sorulunca:
“Kişiye önden kırk, arkadan kırk, sağından kırk ve solundan kırk ev komşu sayılır "demiştir.
Buhârî, Edeb'de, Hâkim ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den bildirir: Adamın biri:
“Yâ Resûlallah! Bana eziyet veren bir komşum var" deyince, Allah Resûlü:
“Evine git ve eşyalarını yola koy" buyurdu. Bunun üzerine adam gitti ve evinin eşyalarını yola koydu. İnsanlar da başında toplandı ve:
“Ne oldu?" diye sormaya başladılar. Adam:
“Bana eziyet eden bir komşum var. Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gidip bunu zikrettiğimde:
“Evinin eşyalarını yola çıkar" emrini verdi" dedi. Bunun üzerine insanlar:
“Allah ona (komşuna) lanet etsin! Allah onu rezil rüsvay etsin!" demeye başladılar. İnsanların bu dedikleri, söz konusu komşuya ulaşınca adamın yanına geldi ve:
“Eşyalarını evine geri koy, bundan sonra sana eziyet etmeyeceğim!" dedi.
Buhârî, Edeb'de ve Beyhakî, Ebû Cuhayfe'den bildirir: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip komşusundan şikâyetçi oldu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evinin eşyalarını yola çıkar. Bu şekilde gelip geçen herkes o komşuna lanet edecektir" buyurdu. Adam eşyaları yola çıkarınca gelip geçen herkes o komşusuna lanet okumaya başladı. Bunun üzerine komşusu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İnsanların lanetini nasıl buldun?" diye sorunca, adam:
“Onların lanetinin yanında Allah'ın da laneti üzerime olsun" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü, şikâyette bulunan adama:
“Yeterlidir, eşyalarını eve koy" buyurdu.
Buhârî, Edeb'de Sevbân'dan bildirir:
“Verdiği eziyet ve ettiği haksızlıktan dolayı komşusunun evinden taşınmasına sebep olan kişi mutlaka helak olur."
Hâkim, Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Vallahi iman etmiş sayılmaz! Vallahi iman etmiş sayılmaz! Vallahi iman etmiş sayılmaz!" buyurdu. Ashab:
“Yâ Resûlallah! Kim?" diye sorduklarında:
“Komşusunu felaketinden emin kılamayan komşudur" buyurdu. Ashab:
“Felaketten kasıt nedir?" diye sorduklarında:
“Kötülüğüdür" karşılığını verdi.
İbn Ebî Şeybe ve Hâkim'in Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Komşusu, kötülüğünden emin olmayan kişi mümin değildir" buyurmuştur.
Hâkim'in İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah rızıklarınızı taksim ettiği gibi ahlâkınızı da aranızda taksim etmiştir. Yüce Allah malı sevdiğine de sevmediğine de verir, ancak imanı sadece sevdiği kişilere ihsan eder. Kime imanı vermişse de onu sevmiş demektir. Muhammed'in canı elinde olana yemin olsun ki kalbi temiz ve sağlam olmadıkça kişi Müslüman olamaz. Komşusu, kötülüğünden emin olmadıkça da mümin biri olamaz."
Ahmed ve Hâkim, Hazret-iÖmer'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):
"Kişi, komşusu da doymadan kendisi doyamaz" buyurduğunu işittim.
Ahmed, Ebû Umâme'den bildirir:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) komşu konusunda o kadar çok öğütte bulundu ki komşuyu komşuya varis kılacak sandım."
Ahmed ve Buhârî, Ebû Şurayh el-Ka'bî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Vallahi iman etmiş sayılmaz! Vallahi iman etmiş sayılmaz! Vallahi iman etmiş sayılmaz!" buyurdu. Ashab:
“Yâ Resûlallah! Kim?" diye sorduklarında:
“Komşusunu felaketinden emin kılamayan komşudur" buyurdu.
Ahmed, Ebu'l-Âliye vasıtasıyla Ensâr'dan bir adamdan bildirir: Ailemden ayrılıp Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gittim. Vardığımda yanında bir adamla birlikte duruyordu. Ben özel bir durumlarının olduğunu düşündüm. Adam gidince:
“Yâ Resûlallah! Bu adam seni o kadar ayakta bekletti ki sana acımaya başlamıştım" dedim. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Onu gördün mü ki?" diye sorunca:
“Evet, gördüm" dedim. "Onun kim olduğunu biliyor musun?" diye sorunca:
“Hayır, bilmiyorum" dedim. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“O Cebrail'di. Komşu hakkında bana o kadar çok nasihat etti ki neredeyse komşuyu komşuya varis kılacak sandım" buyurdu ve ekledi:
“Şayet ona selam verseydin selamını alırdı."
İbn Ebî Şeybe'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'a ve ahiret gününe iman eden kişi komşusuna eziyet etmesin" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cebrâil komşu hakkında bana o kadar çok nasihat etti ki, neredeyse komşuyu komşuya varis kılacak sandım" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, Hâkim ve İbn Asâkir'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“ Allahım! Yerleşik bir yerdeki kötü komşudan sana sığınırım. Zira bedevi bir komşu arada bir yer değiştirir" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe'nin Ebû Lubâbe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Komşuya eziyetin küçüğü, önemsizi yoktur" buyurmuştur.
Ahmed, Buhârî, Edeb'de ve Beyhakî, Mikdâd b. el-Esved'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Zina konusunda ne dersiniz?" diye sorunca, ashab:
“Yüce Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığı ve kıyamete kadar da haram kalacak olan bir şeydir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişinin on kadınla zina etmesinin vebali, komşularından bir kadınla zina etmesinin yanında hafif kalır" buyurdu ve:
“Peki, hırsızlık hakkında ne dersiniz?" diye sordu, ashab:
“Yüce Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığı ve haram kalacak olan bir şeydir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişinin on evden hırsızlık yapmasının vebali, komşularından birinin evinden hırsızlık yapmasının yanında hafif kalır" buyurdu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Yanınızdaki arkadaşa..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt yol arkadaşıdır" demiştir.
İbn Cerîr de Saîd b. Cübeyr ile Mücâhid'den bu yorumun benzerini zikreder.
Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem:
“...Yanınızdaki arkadaşa..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt, mukîm iken oturma arkadaşın, yolculukta yol arkadaşın ve evde beraber yattığın eşindir" demiştir.
İbn Cerîr, İbn Ebî Fudeyk vasıtasıyla Filân b. Abdillah'tan, o da güvenilir bulduğu birinden naklen bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabından biriyle bir yolculuktaydı. Her biri de bir bineğe binmişti. Bir ara Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ağaçlık bir yere girdi ve binekleri sürmek için biri eğri biri de düzgün olmak üzere iki dal kesti. Düzgün olanı arkadaşına verip eğri, olanı kendisi aldı. Arkadaşı:
“Yâ Resûlallah! Düzgün olanı almayı sen daha fazla hakediyorsun" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Hayır ey filan! Kişi günün kısa bir zamanında olsa dahi birini kendine yoldaş ettiği zaman onun yoldaşlığından sorumlu olur" buyurdu.
Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de, Tirmizî, İbn Cerîr ve Hâkim'in İbn Amr'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşı için hayırlı olan kişidir. Yine Allah katında komşuların en hayırlısı, komşusu için hayırlı olan kişidir" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hazret-iAli:
“...Yanınızdaki arkadaşa..." âyetini açıklarken:
“Bundan kasıt kişinin karışıdır" demiştir.
Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî, İbn Mes'ûd'dan bu yorumun benzerini zikreder.
İbn Cerîr de İbn Abbâs'tan bu yorumun benzerini zikreder.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Elinizin altındakilere..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Yüce Allah'ın seni yetkili kıldığı kişilere iyi davran ve onlarla iyi geçin. Yüce Allah âyette saydığı tüm kişilere iyi davranılmasını öğütlemiştir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil:
“...Elinizin altındakilere..."âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Bunlardan kasıt, köle ve cariyelerdir. Yüce Allah, bunlara iyi bir şekilde davranılmasını ve emrettiği şekilde haklarının verilmesini öğütlemiştir."
Abdurrezzâk, Ahmed, Buhârî ve Müslim'in Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyrmuştur:
“Köleleriniz de sizin kardeşlerinizdir. Yüce Allah onları sizin elinizin altına vermiştir. Bunun içindir ki kardeşi elinin altında bulunan kişi ona yiyeceğinden yedirsin, giyeceğinden giydirsin. Güçlerini aşacak görevler yüklemeyin. Güçlerini aşan bir iş vereceğiniz zaman da onlara yardımcı olun."
Buhârî, Edeb'de Câbir b. Abdillah'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kölelere iyi davranılmasını emreder ve:
“Onlara yiyeceğinizden yedirin, giyeceğinizden giydirin. Yüce Allah'ın yarattıklarına eziyet vermeyin" buyururdu.
İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ'nın ve kölesinin üzerinde aynı türden beyaz giysiler görülünce bunun sebebini sordular. Ebu'd-Derdâ şu karşılığı verdi:
“Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Kölelerinize giydiklerimden giydirin, yediklerinizden yedirin» buyurduğunu işittim."
Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de, Ebû Dâvud ve Beyhakî, Şuab'da Hazret-i Ali'den bildirir: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) son sözlerinden biri:
“Namaz! Namazlarınıza dikkat edin! Elinizin altındakiler konusunda da Allah'tan korkun!" sözü idi.
Bezzâr, Ebû Râfi'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Elinizin altında bulunanlar konusunda size Allah'ı hatırlatırım! Namazlarınıza da dikkat edin!" diyerek vefat etti. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat öncesi son sözleri de bunlar idi.
Beyhakî, Delâil'de Ümmü Seleme'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat anında nasihetlerinin geneli:
“Namaz! Namazlarınıza dikkat edin! Elinizin altındakiler konusunda dikkatli davranın" yönündeydi. Sonlara doğru bunu içinden geçiriyor, ancak söze dökemiyordu.
Ahmed ve Beyhakî, Şuabu'l-îman'da Enes'ten bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat anında nasihatlerinin geneli:
“Namaz! Namazlarınıza dikkat edin! Elinizin altındakiler konusunda dikkatli davranın" yönündeydi. Sonlara doğru bunu içinden geçiriyor, ancak söze dökemiyordu.
Abdurrezzâk, Müslim ve Beyhakî, Şuab'da Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kölenin yiyecek ile giyeceğinin efendisi tarafından karşılanması lazımdır. İş konusunda da ancak gücünün yetebileceği kadarı kendisinden istenmelidir" buyurmuştur.
Beyhakî'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Fakir kişi zengin için bir imtihandır. Zayıf kişi güçlü kişi için bir imtihandır. Köle kişi de efendi için bir imtihandır. Onun için efendi Allah'tan korksun ve kölesine kaldıramayacağı yükler yüklemesin. Yapamayacağı bir iş söylediği zaman ona yardımcı olsun. Yapamadığı zaman da ona eziyet etmesin."
Ahmed ve Beyhakî'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Hizmetinizi ve işlerinizi gören kölelerinize yediğinizden yedirip giydiğinizden giydirin. İşinize yaramayan ve iş yapamayan kölelerinizi ise satın, Allah'ın yarattıklarına eziyet etmeyin."'
Taberânî ve Beyhakî'nin Râfi' b. Mekîs'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kötü ahlâk kişi için mutsuzluk kaynağıdır. Köleye iyi davranmak berekettir. İyilik yapmak ömrü uzatır. Sadaka da kötü bir ölümden korur" buyurmuştur.
Beyhakî'nin Ebû Bekr es-Sıddîk'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kölelerine kötü davranan kişi Cennete giremez" buyurmuştur.
Ebû Dâvud, Tirmizî ve Beyhakî, İbn Ömer'den bildirir: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Yâ Resûlallah! Kölemizi günde kaç defa affedelim?" diye sordu. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yetmiş defa" karşılığını verdi.
Beyhakî'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Biriniz, kölesini döverken Allah'ı andığı zaman dövmeyi bıraksın" buyurmuştur.
Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de ve Beyhakî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kölelerinizi dövmeyiniz. Zira onu döverken nelere sebep olacağınızı bilemezsiniz" buyurmuştur.
Beyhakî, İbn Ömer'den bildirir: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:
“Karımın üzerimdeki hakları nedir?" diye sordu. Allah Resûlü:
“Yediğinden ona yedirir, giydiğinden de ona giydirirsin" buyurdu. Adam:
“Komşumun üzerimdeki hakları nedir?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ona iyilik yapar, kötülük yapmaktan da sakınırsın" buyurdu. Adam:
“Kölemin üzerimdeki hakları nedir?" diye sorunca da Resûlallah:
“Kıyamet gününde kölenden yana karın ve komşundan daha fazla sorumlu tutulacaksın" buyurdu.
Abdurrezzâk, Musannef te, İbn Sa'd ve Ahmed, Abdurrahman b. Zeyd b. el-Hattâb'tan, o da babasından bildirir: Vedâ haccında Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Kölelerinize dikkat edin! Kölelerinize dikkat edin! Onlara yediklerinizden yedirip giydiklerinizden giydirin. Bir kusur işleyip de onları affetmek istemediğiniz zaman satın, ama Allah'ın yarattıklarına eziyet etmeyin!" İbn Sa'd bunu Abdurrahman b. Zeyd b. el-Hattâb'tan bildirirken, Abdurrezzâk ile Ahmed, Abdurrahman b. Yezîd'den bildirmişlerdir.
Abdurrezzâk, Dâvud b. Ebî Âsım'dan bildirir: Bana ulaşana göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sus! Gök ses çıkarıyor ki böylesi, bir sesi çıkarmakta da haklı. Zira gökte meleklerin secde etmediği bir avuç içi (veya: bir karış) kadarlık bile yer yoktur. Allah'tan korkun ve elinizin altında bulunanlara iyi davranın. Onlara yediklerinizden yedirip giydiklerinizden giydirin. Güçlerini aşan işlere koşmayın. Şayet sizin ahlâkınıza uygun olmayan kötü bir huyları olursa (onları satıp) bu huylarıyla uğraşmayı başkalarına bırakın, ancak Allah'ın kullarına eziyet etmeyin."
Abdurrezzâk, İkrime'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kölesini döven Ebû Mes'ûd el-Ensâri'yle karşılaşınca ona:
“Vallahi Allah sana, bu kölene yaptığından daha fazlasını yapmaya kadirdir" diye çıkıştı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) köleye, gözünün çıkarılması, burnunun kesilmesi gibi müsle yapmayı yasakladı. Köleler konusunda şöyle buyurdu:
“Onları doyurun, aç bırakmayın. Giydirin çıplak bırakmayın. Döverken aşırı gitmeyin, zira onlardan dolayı hesaba çekileceksiniz. Onları ağır işlere koşmayın. Kölenizi sevmediyseniz onu satın ve çalışıp kazanmayı köle için bir eziyete dönüştürmeyin. "
Abdurrezzâk ve Müslim, Zâzân'dan bildirir: İbn Ömer'in yanında oturuyorken bir kölesini çağırdı ve onu azat etti. Sonra yerden bir şey alarak:
“Bu kölenin bana kazandırdığı şundan fazla değil" dedi ve şöyle devam etti:
“Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Haksız yere kölesine had uygulayan veya ona tokat atan kişinin bu yaptığının keffareti köleyi azat etmektir» buyurduğunu işittim."
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî, Süveyd b. Mukarrin'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında biz Süveyd oğulları yedi kişiydik ve tek bir tane kölemiz vardı. İçimizden biri bu köleye tokat atınca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Onu azat edin" buyurdu. "Yâ Resûlallah! Bundan başka hizmetçimiz yok" dediğimizde:
“Ona ihtiyacınız kalmayıncaya kadar size hizmet etsin, sonra da onu özgür bırakın" karşılığını verdi.
Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe ve Buhârî, Edeb'de Ammâr b. Yâsir'den bildirir:
“Biriniz haksız yere kölesine vurduğu zaman kıyamet gününde bunun kısası yapılır."
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Ebû Hureyre:
“Kıyamet gününde kişiye en fazla yüklenecek kişiler köleleridir" demiştir.
Abdurrezzâk ve Tirmizî, Ebû Mes'ûd el-Ensârî'den bildirir: Kölelerimden birini döverken arkamdan bir ses işittim. Dönüp baktığımda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) olduğunu gördüm. Bana:
“Vallahi Allah sana, bu kölene yaptığından daha fazlasını yapmaya kadirdir" buyurdu. Bu sözün ardından hiçbir kölemi dövmemeye yemin ettim.
Abdurrezzâk, Hasan (-ı Basrî)'den bildirir: Adamın biri kölesini döverken kölesi:
“Senden Allah'a sığınırım!" diyordu. Ancak efendisi onu dövmeye devam ediyordu. Köle Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) görünce:
“Senden Allah Resûlü'ne sığınırım" demeye başladı. Bunun üzerine efendisi elindekini atıp köleyi dövmeyi bıraktı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Vallahi Allah, sığınacak yer arayan kişi için sığınmaya benden daha fazla layıktır" buyurdu.
Bunu duyan adam:
“Yâ Resûlallah! Allah rızası için onu azat ediyorum" dedi. Allah Resûlü de (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Vallahi onu azat etmeseydin, bu yaptığından dolayı şu yüzün Cehennem ateşinin içinde olacaktı" karşılığını verdi.
Abdurrezzâk, İbnu't-Teymî'den bildirir: Bir cariyemi dövmek için yemin ettim. Ancak babam bana şöyle dedi:
“Bize bildirilene göre can, bedenin içinde dolanır durur. Karar kılacağı yer başı olabilir, şurası olabilir, burası olabilir. Sen onu döverken karar kıldığı yere denk gelir de onu öldürmüş olursun. Onun için bunu yapma!"
Ahmed, Zühd'de Ebu'l-Mütevekkil en-Nâcî'den bildirir: Ebu'd-Derdâ'nın bir ümmü veledi vardı. Oğullarından biri bir gün bu cariyeye tokat atınca Ebu'd-Derdâ ikisini yan yana getirdi ve cariyeye:
“Sen de ona tokat at!" dedi. Cariye:
“Ben onu affettim" karşılığını verince, Ebu'd-Derdâ:
“Şâyet onu affettiysen o zaman Haram'lılardan bulduğunu getir ve affettiğine dair onları şahit kıl" dedi. Cariye gidip onları getirdi ve affettiğine dair onları şahit kıldı. Bunun üzerine Ebu'd-Derdâ:
“Git! Allah için özgürsün! Ama bu yaptığımızdan keşke Derdâ ailesi günahsız, başabaş çıkabilse" dedi.
Ahmed, Ebû Kılâbe'den bildirir: Selmân'ın yanına girdiğimizde hamur yoğuruyordu. Ona:
“Ne yapıyorsun böyle?" dediğimizde:
“Hizmetçiyi bir iş için gönderdik. Ona iki işi birden yüklemeyi de istemedik" karşılığını verdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez" âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Yüce Allah büyüklenen, yaptığı iyilikleri veya verdiği şeyleri hesaplayıp sayan ve Allah'a şükretmeyenleri sevmez" demiştir.
Ebû Ya'lâ ve Diyâ el-Makdisî, el-Muhtâre'de Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah kıyamet gününde tüm insanları tek bir yerde topladığı zaman Cehennem ateşi cayır cayır yanarak ve alevleri birbirine dolanarak gelir. Bekçileri onu durdurmaya çalışırken kendisi: «Rabbimin izzetine andolsun ki ya beni eşlerimle baş başa bırakır ya da tüm insanların üzerine yönelirim» der. Ateşe: «Eşlerin kimler?» diye sorulunca, ateş: «Kibirlenen her bir zorba!» karşılığını verir. Sonra içinden bir alev uzanıp insanların içinden bu kişileri alıp ateşin içine atar ve geri çekilir. Sonra bir daha cayır cayır yanarak ve alevleri birbirine dolanarak gelir. Bekçileri onu durdurmaya çalışırken kendisi: «Rabbimin izzetine andolsun ki ya beni eşlerimle baş başa bırakır ya da tüm insanların üzerine yönelirim» der. Ateşe: «Eşlerin kimler?» diye sorulunca, ateş: «Nankör olan her bir zorba» karşılığını verir. Sonra içinden bir alev uzanıp insanların içinden bu kişileri alıp ateşin içine atar ve geri çekilir. Daha sonra bir daha cayır cayır yanarak ve alevleri birbirine dolanarak gelir. Bekçileri de onu durdurmaya çalışırken kendisi: «Rabbimin izzetine andolsun ki ya beni eşlerimle baş başa bırakır ya da tüm insanların üzerine yönelirim» der. Ateşe: «Eşlerin kimler?» diye sorulunca, ateş: «Kibirlenen ve övünen her bir kişi!» karşılığını verir. Sonra içinden bir alev uzanıp insanların içinden bu kişileri alıp ateşin içine atar ve geri çekilir. Sonrasında Yüce Allah kullarının hesabını görmeye başlar."'
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Ebû Dâvud, Nesâî ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da Câbir b. Atîk'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah'ın sevdiği kıskançlık vardır, bir de sevmediği kıskançlık vardır. Aynı şekilde Yüce Allah'ın sevdiği büyüklenme vardır, bir de sevmediği büyüklenme vardır. Sevdiği kıskançlık şüpheye dayalı olan kıskançlıktır. Sevmediği kıskançlık ise ortada şüpheli hiçbir durum yokken yapılan kıskançlıktır. Yüce Allah'ın sevdiği büyüklenme de kişinin savaş meydanında düşmana karşı tasladığı büyüklük ve sadaka verirken gösterdiği büyüklüktür. Sevmediği büyüklenme ise kişinin kendi şahsıyla kibirlenerek ve övünerek büyüklük taslamasıdır."
Ahmed ve Hâkim, Câbir b. Süleym el-Hüceymî'den bildirir: Medine'nin yollarından birinde Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile karşılaştım. "Aleyke's-selâm yâ Resûlallah!" dediğimde:
“Aleykes-selâm ölüleri selamlama şeklidir. Bizim ki Selâmün aleyküm şeklindedir. Selâmün aleyküm! Selâmün aleyküm!" karşılığını verdi. İzarın nereye kadar olması gerektiğini sorduğumda doğrulup diz kapaklarını gösterdi ve:
“tzarırı şuraya kadar olsun. Daha uzun olmasını istersen daha aşağıya, daha da uzun olmasını istersen topuklara kadar olsun. Bunu da kabul etmez daha da uzun olmasını istersen bilmelisin ki Yüce Allah kibirlenen ve büyüklenenleri sevmez" buyurdu. Kendisine iyilik konusunu sorduğumda ise şöyle buyurdu:
“Bir ip parçası, bir ayakkabı bağı vermek olsa dahi, kovandan su isteyen birine az bir şey vermek olsa dahi, insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmak olsa dahi, bir kardeşinin yüzüne gülümseyerek bakmak olsa dahi, karşılaştığın kardeşine selam vermek olsa dahi, yalnız kalmış birini teselli etmek olsa dahi hiçbir iyiliği küçük ve değersiz görme. Şayet biri sende bildiği bir şeyden dolayı sana sövse, sen onda bazı kusurları bilsen de ona sövüp dil uzatma. Bu şekilde onun sevabı sana, günahı da ona olur. Duyulması hoşuna gidecek bir şeyi yap, duyulması hoşuna gitmeyecek şeylerden de uzak dur."'
Ahmed, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî, Şuab'da Mutarrif b. Abdillah'tan bildirir: Ebû Zer'e:
“Bana ulaşana göre Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sizlere, Yüce Allah'ın üç şeyi sevdiğini üç şeyi de sevmediğini, bildirdiğini söylüyormuşsun" dediğimde:
“Evet!" karşılığını verdi. "Yüce Allah'ın sevdiği üç şey nedir?" diye sorduğumda:
“Biri, Yüce Allah'ın rızasını umarak ve karşılığını ondan bekleyerek cihad eden, bu uğurda başına gelenlere sabreden kişidir. Bu kişi düşmanla karşılaştığında öldürülene kadar çarpışır. Bunu da Allah'ın Kitab'ında bulabilirsiniz" dedi ve:
“Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever" âyetini okudu. Sonra şöyle devam etti:
“Diğeri de kötü ve kendisine eziyet veren bir komşusu olan, ancak buna sabredip ölüm veya hayatla Allah'ın bunu defetmesini bekleyen kişidir. Üçüncüsü de bir toplulukla birlikte yolculuğa çıkan, akşam vakti konaklayan, gece sonuna doğru herkesin başını koyup uykuya geçtiği bir zamanda Allah'ın rızasını ve katındakileri umarak kalkıp abdest alan ve ibadet eden kişidir." "Peki, Yüce Allah'ın sevmediği üç kişi kim?" diye sorduğumda:
“Biri kibirlenen ve övünen kişidir ki bunu da Allah'ın Kitab'ında bulabilirsiniz" dedi ve:
“...Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez" âyetini okudu. "Diğeri kim?" diye sorduğumda:
“Cimri ve verdiğini başa kakan kişidir" dedi. "Diğeri kim?" diye sorduğumda da:
“Çokça yemin eden satıcıdır" karşılığını verdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebû Recâ el-Herevî:
“Kölelerine kötü davranan kişiyi mutlaka kibirli ve övünen biri olarak görürsün" dedi ve:
“...Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez" âyetini okudu. Sonra:
“Anne babasına asi olan kişiyi de mutlaka zorba ve azgın biri olduğunu görürsün" dedi ve:
“Beni anneme saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı" âyetini okudu.
İbn Ebî Hâtim, Avvâm b. Havşeb'den bunun benzerini zikreder.
Ahmed, Ebû Dâvud, Nesâî, Bağavî, Bâverdî, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî, Belhecîm'den bir adamdan bildirir: Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yâ Resûlallah! Bana öğüt ver" dediğimde:
“îzarını yerde sürümekten sakın! Zira izarı yerde sürümek kibirdendir ve Yüce Allah kibirlenenleri sevmez" buyurdu.
Bağavî, İbn Kâni', Mu'cemu's-Sahâbe'de, Taberânî ve İbn Merdûye, Sâbit b. Kays b. Şemmâs'tan bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanındayken:
“...Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez" âyetini okudu. Sonra kibirden ve ne kadar tehlikeli bir şey olduğundan söz etti. Bunları duyunca ağlamaya başladım. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Neden ağlıyorsun?" diye sorunca:
“Yâ Resûlallah! Ben güzel görünmeyi seven biriyim. Hatta ayakkabımın bağının bile güzel olmasından hoşlanırım" dedim. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Sen Cennet ahalisinden birisin. Bineğini, eşyalarını güzel tutman kibirden değildir. Asıl kibir, kişinin hak karşısında biiyüklenmesi ve insanları küçümsemesidir. "
Ahmed'in Semure b. Fâtik'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Saçlarını az kısaltsa ve izarını da kısa tutsa Semure ne güzel bir genç olur" buyurmuştur.
37
Bkz. Ayet:39
38
Bkz. Ayet:39
39
"Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azab hazırlamışızdır. Mallarım insanlara gösteriş için sarfedip, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır! Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah'ın kendilerine verdiğinden harcasalardı ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyle bilmektedir."
İbn İshâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Kerdem b. Yezîd (Ka'b b. el-Eşref'in müttefiki), Usâme b. Habîb, Nâfi' b. Ebî Nâfi', Bahrî b. Amr, Huyey b. Ahtab ve Rifâa b. Zeyd b. et-Tâbut, Ensâr'dan bazı Müslümanların yanına gelir ve:
“Mallarınızı infak etmeyin zira mallarınızın tükenip yoksul düşmenizden korkuyoruz. Mallarınızı infak etmekte bu kadar acele davranmayın. Yarın ne olacağını bilemezsiniz!" diyerek tavsiyelerde bulunurlardı. Bunlar hakkında da Yüce Allah:
“Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azab hazırlamışızdır. Mallarını insanlara gösteriş için sarfedip, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır! Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah'ın kendilerine verdiğinden harcasalardı ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyle bilmektedir" âyetlerini indirdi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Onlar cimrilik ederler..."âyetini açıklarken:
“Âyet, Ehl-i Kitab'dan olanlar hakkında nazil olmuştur ki bu gerçeği açıklamakta cimri davranıp gizlerler, insanların da bunu gizlemesini isterlerdi" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hadramîbu âyeti açıklarken:
“Âyet, Yahudiler hakkında nazil olmuştur. Zira bildiklerini açıklamada cimri davranmış ve bu bilgileri gizlemişlerdir" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Onlar cimrilik ederler..." âyetini açıklarken:
“Bazı Yahudiler hakkında nazil oldu" demiştir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“Onlar cimrilik ederler..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:
“Bunlar Yahûdilerdir. Yüce Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan yana cimri davranırlar, kendilerine gönderdiği kitaplar konusunda soru sorulduğu zaman bildiklerini gizlerlerdi."
İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: İsrail oğullarının alimleri bildikleri konusunda cimri davranır ve insanlara bir şey öğretmek istemezlerdi. Yüce Allah bu konuda onları kınadı ve:
“Onlar cimrilik ederler...'" âyetini indirdi.'
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar... âyetini açıklarken:
“Bu cimrilik, dünya işleri ve malı konusunda değil ilim konusundadır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:
“Bunlar Ehl-i Kitab'dan Allah düşmanı olanlardır. Yüce Allah'ın üzerilerindeki hakları konusunda cimri davranırken, Tevrat ve İncil'de geçmesine rağmen İslam dini ve Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkındaki bilgileri insanlardan gizlemişlerdir."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Tâvus'tan bildirir:
“Cimrilik kişinin elinde bulunanlar konusunda cimri davranmasıdır. Hırs ise kişinin, başkalarının ellerinde bulunan şeylere tamah etmesidir. Kişi, başkalarının elinde bulunan şeye helal veya haram yoldan tamah eder ve elindekine kanaat etmez."
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Ubeyd b. Umeyr bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Yahya b. Ya'mer bu âyeti: (.....) lafzıyla, (.....) ile (.....) harflerini fetha ile okumuştur.
Abd b. Humeyd, Amr b. Dînâr'dan bildirir: İbnu'z-Zübeyr bu âyeti: (.....) lafzıyla, (.....) ile (.....) harflerini fetha ile okurdu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Mallarını insanlara gösteriş için sarfedip...' âyetini açıklarken:
“Yahudiler hakkında nazil oldu" demiştir.