ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ

Bakara Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 8

“Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Kıyamet gününde faiz yiyenlere:

“Savaş için silahını kuşan" denilecektir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyeti hakkında:

“Kesin olarak savaşa girdiğinizi bilin" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken:

“Yüce Allah onları öldürmeyi vadetti" demiştir.

Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Sünen'de Amr b. el-Ahvas'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Veda haccında bulunmuştum. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) :

“Kesinlikle Cahiliye dönemindeki bütün faiz kaldırılmıştır. Ancak ana mallarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur. İlk kaldırılan faiz de Abbâs'ın faizidir" buyurdu.

İbn Mende'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur" âyeti, Rabîa b. Amr ve arkadaşları hakkında inmiştir" dedi.

Müslim ve Beyhakî, Câbir b. Abdillah'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini ve faiz akdini yazanı lanetleyip:

“Hepsi eşittir" buyurdu.

Abdurrezzâk ve Beyhakî, Şuabu'l-İmân' da Hazret-i Ali'den bildiriyor:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şu on kişiyi lanetledi: Faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini, faiz akdini yazanı, dövme yapanı ve yaptıranı, sadakaya engel olanı, hülle yapanı ve yaptıranı."

Beyhakî'nin, Ümmü'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Mûsa b. İmrân (aleyhisselam):

“Ey Rabbim! Yarın Cennette kim kalacak ve hiçbir gölgenin olmadığı gün senin Arş'ın gölgesi altında kim gölgelenecek?" deyince, Yüce Allah:

“Ey Mûsaî Gözleriyle zinaya bakmayanlar, mallarına faiz karıştırmayanlar, hüküm verirken rüşvet almayanlardır. Ne mutlu onlara ki onları ne güzel bir gelecek beklemektedir" buyurdu.

Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Hibbân ve Beyhakî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini ve faiz akdini yazanı lanetlemiştir."

Buhârî ve Ebû Dâvud, Ebû Cuhayfe'den bildiriyor:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dövme yapanı, yaptıranı, faiz yiyeni, yedireni lanetleyip, köpek satışı ve fuhuşla para kazanmayı yasakladı. Ayrıca ressamları da lanetledi."

Ahmed, Ebû Ya'lâ, İbn Huzeyme ve İbn Hibbân, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

“Faiz yiyen, yediren, ona şahitlik eden, bilerek faiz akdini yapan, güzellik için dövme yapan ve yaptıran, zekatı geciktiren, hicret ettikten sonra özürsüz olarak tekrar yurduna dönen kişiler kıyamet gününde Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) diliyle lanetlenmişlerdir."

Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Dört kişiyi Cennete sokmamak ve nimetlerinden tattırmamak Yüce Allah'ın baklandandır. Bunlar sürekli içki içen, faiz yiyen, haksız yere yetim malı yiyen ve ana babasına asi olanlardır. "

Taberânî'nin, Abdullah b. Selâm'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kişinin faizle bir dirhem kazanmasının günahı, Allah katında Müslüman olduktan sonra otuzüç defa zina işlemenin günahından daha büyüktür. "

Ahmed ve Taberânî'nin, melekler tarafından gasledilen Abdullah b. Hanzala'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Faiz olduğunu bilerek bir dirhem yiyen kişinin günahı, otuzaltı defa zina işlemenin günahından daha büyüktür."

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta Berâ b. Âzib'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Faiz yetmiş kapıdır. Bunların en hafifi, kişinin annesiyle ilişkiye girmesi gibidir. Faizin en ağırı, kişinin Müslüman kardeşinin namusuna dil uzatmasıdır. "

Hâkim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) meyveleri olgunlaşmadan satın almayı yasakladı ve:

“Eğer bir beldede zina ve faiz zuhur ederse o belde halkı mutlaka kendi nefislerine Allah'ın azabını helal kılmıştır" buyurdu.

Ebû Ya'lâ'nın, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Eğer bir kavimde zina ve faiz zuhur ederse, o kavim mutlaka kendi nefislerine Allah'ın azabını helal kılmıştır,"

Ahmed'in Amr b. el-Âs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Kendisinde faiz zuhur eden hiç bir kavim yoktur ki mutlaka kıtlığa maruz kalır. Kendisinde rüşvet zuhur eden hiç bir kavim yoktur ki mutlaka korkuya kapılır."

Taberânî, Kâsım b. Abdilvâhid el-Vezzân'dan bildiriyor: Abdullah b. Ebî Evfâ'yı çarşıda gördüm. "Ey sarraflar topluluğu! Müjdeler olsun size" diyordu. Sarraflar:

“Allah seni Cennetle müjdelesin, bizi ne ile müjdeliyor sun?" diye sorduklarında:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sarraflara: «Cehennemle müjdelenin» buyurdu" karşılığını verdi.

Ebû Dâvud, İbn Mâce ve Beyhakî'nin, Sünen'de Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar faiz yiyecekler, yemeyen kişilere de tozundan bulaşacaktır" buyurmuştur.

Mâlik, Şâfiî, Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî, Mâlik b. Evs b. el-Hadesân'dan bildiriyor: Talha b. Ubeydillah'ta altın karşılığı gümüş bozdurdum. Talha b. Ubeydillah:

“Altınları göster de bekçimiz Ğâbe'den geldiğinde sana karşılığını verelim" dedi. Bunu duyan Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi:

“Vallâhi olmaz! Bozukluğunu alana kadar ondan ayrılma. Çünkü Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Peşin olmadıktan sonra altını gümüşle, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla hurmayı hurmayla veresiye olarak değiştirmek faizli alışveriştir" buyurduğunu işittim."

Abd b. Humeyd, Müslim, Nesâî ve Beyhakî'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Peşin olarak altın altınla misli misline, gümüş gümüşle misli misline, hurma hurmayla misli misline, buğday buğdayla misli misline, arpa arpayla misli misline, tuz tuzla misli misline değiştirilir. Fazla alan ve fazla veren faiz vermiş veya almış olur. Bu konuda alan ile veren arasında fark yoktur."

Mâlik, Şâfiî, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve Beyhakî'nin Ebû Saîd el- Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Altını altınla, gümüşü gümüşle ancak misli misline biri diğerinden eksik veya fazla olmadan değiştirebilirsiniz. Mevcut olanı mevcut olmayanla değiştirmeyin. "

Şâfiî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî'nin Ubâde b. es- Sâmit'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Altını altınla, gümüşü gümüşle, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla, hurmayı hurmayla, tuzu tuzla aynı miktarda, aynı kalitede ve peşin olmadıktan sonra değiştirmeyin. Fakat altını gümüşle, gümüşü altınla, buğdayı arpayla, arpayı buğdayla hurmayı tuzla ve tuzu hurmayla peşin olduktan sonra istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Fazla alan veya fazla veren faiz almış veya vermiş olur,"

Mâlik, Müslim ve Beyhakî'nin, Osmân b. Affân'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bir dinarı iki dinarla, bir dirhemi de iki dirhemle değiştirmeyin" buyurmuştur.

Mâlik, Şâfiî, Müslim, Nesâî ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Dinar dinarla, dirhem dirhemle bozdurulur. Biri diğerinden (değer olarak) fazla olmaz."

Müslim ve Beyhakî'nin, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bir dinar bir dinar karşılığı, bir dirhem de bir dirhem karşılığı aynı tartıda değiştirilir ve fazla bir ödeme yapılmaz. Mevcut olan da mevcut olmayanla değiştirilmez."

Buhârî, Müslim, Nesâî ve Beyhakî, Ebû Minhâl'dan bildiriyor: Berâ b. Âzib ve Zeyd b. Erkam'a sarraflığı sorduğumda şöyle dediler:

“Biz Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında iki tüccar idik. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sarraflığı sorduğumuzda:

“Peşin olarak bozdurulan malda bir beis yoktur. Ancak veresiye ile bozdurulan caiz değildir" buyurdu.

Mâlik, Şâfiî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî, Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) yaş hurma ile kuru hurmayı değiştirmeyi sorduklarında:

“Yaş hurma kuruduğunda azalır mı?" diye sordu. "Evet" dediklerinde bunu yapmalarını yasakladı.

Bezzâr'ın Ebû Bekr es-Sıddîk'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Altın altınla, gümüş gümüşle misli mislince değiştirilir. Fazla alan da veren de cehennemdedir. "

Bezzâr, Ebû Bekre'den bildiriyor:

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat etmeden iki ay önce sarraflığı (altınla gümüşü değiştirmeyi) yasakladı."

279

Eğer böyle yapmazsanız (haram kılınan fâizi almaya devam ederseniz), Allah ve Resûlü ile bir savaş(a girmiş olduğunuzu) bilin. Eğer (fâiz alıp vermekden) tevbe ederseniz, ana malınız sizindir. Böylece (fâiz alarak) ne haksızlık etmiş, (asıl malınızı isteyerek) ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

280

"Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır."

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin..." âyeti, faiz hakkında inmiştir, dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Avf vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ... mühlet verin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu âyet faiz alacaklılarına verilen emirdir. Ancak emanet verilen şeyi iade etmek için mühlet verilmesi gerekmez. Emanetler ehline (zamanında) geri verilmelidir."

İbnu'l-Münzir'in, Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin..." âyetini açıklarken:

“Bu, faiz muamelesini kastetmektedir" dedi. "...(Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız..." âyeti hakkında ise:

“Alacağını zor durumda olan borçluya bağışlamak mânâsındadır" dedi.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Nehhâs, Nâsih'te ve İbn Cerîr, İbn Sîrîn'den bildiriyor: İki kişi alacak verecek konusunda Şureyh'in yanında davalaştılar. Şureyh vereceklinin hapse atılmasına hüküm kılınca yanındakilerden biri:

“Bu kişi zor durumdadır. Yüce Allah: «Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin...» buyurmaktadır" dedi. Şureyh:

“Bu âyet, faiz muamelesi hakkındadır. Ensar arasında faiz muamelesi yapılmaktaydı ve Yüce Allah:

“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin..." âyetini indirdi. Yine yüce Allah:

“Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder..."' buyurmaktadır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:

“Burada verecekli kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“Eğer borçlu darlık içindeyse... mühlet verin..." âyetini açıklarken:

“Burada anamal kastedilmektedir" dedi. "...eli genişleyinceye kadar..." âyeti hakkında ise:

“Burada da vereceklinin maddi durumu düzelene kadar alacaklının beklemesi kastedilmektedir. Eğer anamalınızı da fakire bağışlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır. Abbâs bu bağışta bulunmuştur" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyet hakkında şöyle demiştir:

“Eğer borçlu darlık içindeyse eli genişleyinceye kadar beklenir. Bu, Müslümanın her türlü borcu için geçerlidir. Kişinin Müslüman kardeşinde alacağı olup da onun darda olduğunu bildiği halde hapsettirmesi helal değildir. Yüce Allah onun elini genişletinceye kadar kişi alacağını ondan istemesin. Eli dar olan kişiye anamalınızı bağışlamanız onu beklemenizden daha hayırlıdır. Yüce Allah sadakayı, beklemeye tercih etmiştir."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır"' âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kim zor durumda olan verecekliye borcu bağışlarsa kendisi için en güzel ecirdir. Bağışlamayan kişiye de bir günah yoktur. Borçtan dolayı birini hapsettiren kişi:

“...Eli genişleyinceye kadar mühlet verin ..." âyetine göre günah işlemiş olur. Borcu ödeme gücü olup da ödemeyen kişi zalim olarak yazılır."

Ahmed, Abd b. Humeyd, Müsned'de, Müslim ve İbn Mâce'nin, Ebu'l- Yeser'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kim darda olan borçluya zaman tanırsa veya alacağının bir miktarını düşerse Yüce Allah hiç bir gölgenin olmadığı günde onu (Arş'ın) gölgesinde gölgelendirir. "

Ahmed, Buhârî ve Müslim, Huzeyfe'den bildiriyor: Bir adam Allah'ın huzuruna götürüldü ve Yüce Allah ona:

“Dünyada ne amel ettin?" dedi. Adam:

“Zerre kadar bir hayırda bulunmadım" karşılığını verdi. Allah bunu üç defa tekrarlayınca adam üçüncüsünde:

“Bana dünyada, malından ihsandan bulunmuştun. Ben insanlara satış yapar ve darda olanlara eli genişleyinceye kadar mühlet verirdim" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Biz buna senden daha layığız, onu affedin" buyurdu ve adam bağışlandı.

Ahmed'in, İmrân b. Husayn'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir borçluya mühlet verirse her gün için bir sadaka sevabı kazanır. "

Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünyâ'nın, İstinâu'l-Ma'rüfta, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim duasının kabul olunmasını ve sıkıntısının giderilmesini isterse darda olan borçlunun sıkıntısını gidersin."

Taberânî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim darda olan borçluya eli genişleyinceye kadar mühlet verirse Allah bu kişiye günahından tövbe edinceye kadar mühlet verir. "

Ahmed, İbn Mâce, Hâkim, Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân'da, Bureyde'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir borçluya mühlet verirse her gün için borç miktarı kadar sadaka sevabı kazanır." Sonra da şöyle buyurduğunu işittim:

“Kim bir borçluya mühlet verirse her gün için borç miktarının iki katı kadar sadaka sevabı kazanır." Bunun üzerine:

“Ey Allah'ın Resûlü! Daha önce:

“Her gün için borç miktarı kadar sadaka sevabı kazanır" dediğini işitmiştim. Şimdi de:

“«Her gün için borç miktarının iki katı kadar sadaka sevabı kazanır» buyurdunuz" dediğimde:

“Borç ödeme zamanı gelmeden önce her gün için borç miktarı kadar sadaka sevabı kazanır. Ancak ödeme zamanı gelir de borçluya mühlet verirse her gün için borç miktarının iki katı kadar sadaka sevabı kazanır" karşılığını verdi.

Ebu'ş-Şeyh, Sevâb'da, Ebû Nuaym, Hilye'de, Beyhakî, Şuab'da, Tastî, et- Terğîb'te ve İbn Lâl'in, Mekârimu'l-Ahlâk'ta, Ebû Bekr es-Sıddîk'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah'ın duasını kabul etmesini, dünya ve âhirette sıkıntısının giderilmesini isteyen kişi darda olan borçluya mühlet versin veya borcundan bir miktar düşsün. Kıyamet gününde, Yüce Allah'ın kendisini Cehennem alevinden korumasını ve kendi gölgesinde gölgelendirmesini isteyen kişi de Müslümanlara karşı katı olmasın, onlara karşı şefkatli davransın. "

Müslim'in bildirdiğine göre Katâde, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Kim Yüce Allah'ın, kendisini kıyamet günü sıkıntılardan kurtarmasını isterse darda olan borçluyu rahatlatsın veya alacağından bir miktar düşsün. "

Ahmed, Dârimi ve Beyhakî'nin, Şuab'da bildirdiğine göre Katâde, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Kim borçlusunu rahatlatır veya borcunu silerse kıyamet gününde Arş'ın gölgesi altında olur S

Tirmizî ve Beyhakî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya alacağından bir miktar düşerse, Yüce Allah onu kıyamet gününde hiçbir gölgenin olmadığı günde Arş'ı gölgesinde gölgelendirir. "

Abdullah b. Ahmed'in, Müsned'in zevâidi olarak bildirdiğine göre Osmân b. Affân, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Darda olan borçlusuna mühlet veren veya alacağını ona bağışta bulunan kişiyi, Yüce Allah hiçbir gölgenin olmadığı günde Arş'ı gölgesinde gölgelendirdi. "

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta bildirdiğine göre Şeddâd b. Evs, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya alacağını bağışta bulunursa, Yüce Allah onu kıyamet gününde (arşı) gölgesinde gölgelendirir.

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Ebî Katâde'den ve Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim Yüce Allah'ın, kendisini kıyamet günü sıkıntılardan kurtarmasını ve Arş'ı altında gölgelendirmesini isterse darda olan borçlusuna mühlet versin."

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Darda olan borçlusuna mühlet veren kişiyi, Yüce Allah kıyamet gününde (Arş'ı) gölgesinde gölgelendirir."

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Ka'b b. Ucre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya ona kolaylık sağlarsa Yüce Allah onu kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı günde (Arş'ı) gölgesinde gölgelendirir."'

Taberânî'nin, M. el-Kebîr'de, Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Darda olan borçlusuna mühlet veren veya alacağından bir miktar düşen kişiyi Yüce Allah kıyamet gününde (Arş'ı) gölgesinde gölgelendirir."

Taberânî'nin, Es'ad b. Zürâre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah'ın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah'ın gölgesinde olmak isteyen kişi, darda olan borçlusuna kolaylık sağlasın veya alacağından bir miktar düşsün. "

Taberânî'nin, Ebu'l-Yeser'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde Allah'ın gölgesinde gölgelenecek ilk kişiler, darda olan borçluya bir şey bulana kadar mühlet veren veya ona alacağını bağışta bulunup: «Allah rızasını gözeterek malımı sana bağışta bulundum» deyip borç kağıdını yırtanlardır. "

Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünyâ'nın, Îstinâu'l-Ma'rüfta, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya alacağından bir miktar düşerse Yüce Allah onu Cehennem alevinden korur."

Abdurrezzâk, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Yüce Allah ondan kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim darda olan bir borçluya dünyada kolaylık sağlarsa, Yüce Allah ona dünyada ve âhirette kolaylık sağlar. Kim dünyada bir Müslümanın ayıbını örterse, Yüce Allah onun dünyada ve âhirette ayıbını örter. Kul kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah o kulun yardımındadır. "

Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Adamın biri asla hayır işlemezdi. Ancak insanlara borç verir ve kölesine: «Darda olan birine gidersen onu affet. Umulur ki Yüce Allah da bizi affeder» derdi. Bu kişi vefat ettiğinde Allah onu affetti. "

Müslim ve Tirmizî'nin, Ebû Mes'ûd el-Bedrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Sizden öncekilerden bir adam hesaba çekildi ve hiçbir hayır işlemediği görüldü. Ancak o, insanların içine karışan zengin biriydi. Kölelerine darda olanları affetmelerini söylerdi. Bu sebeple Yüce Allah: «Biz bu konuda öyle bir şey yapmaya ondan daha layığız, onu affedin» buyurdu."

281

"Öyle bîr günden sakının kî, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır."

Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbnu'l-Enbârî, Mesâhifte, Taberânî, İbn Merdûye ve Delâil'de Beyhakî değişik kanallarla İbn Abbâs'tan bildiriyor:

“Kur'ân'dan Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) inen en son âyet "Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz...'" âyetidir."

İbn Ebî Şeybe, Süddî ve Atiyye el-Avfî'den aynısını rivayet etti.

İbnu'l-Enbârî, Ebû Sâlih ve Saîd b. Cübeyr'den aynısını rivayet etti.

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî, Delâil'de, Kelbî vasıtasıyla Ebî Sâlih ve İbn Abbâs'tan bildiriyor: (Kur'ân'ın) inen son âyet(i):

“öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz...'" âyetidir. Bu âyet Mina'da indi. Bu âyetin inişiyle Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatı arasında seksen bir gün vardır."

İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor:

“Kur'ân'ın inen son âyeti:

“Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz..." âyetidir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyet indikten sonra dokuz gece yaşadı. Sonra Rabîu'l-Evvel ayından iki gece geçmişti ki pazartesi günü vefat etti."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Burada kişinin yapmış olduğu iyilikler ve kötülükler kastedilmektedir. Kimsenin iyilikleri bir şey eksiltilmeyecek ve kötülüklerine bir şey eklenmeyecektir."

282

"Ey îman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Kâtip, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bîr günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."

İbn Cerîr, sahîh bir isnâdla Saîd b. el-Müseyyeb'den bildiriyor:

“Bana söylendiğine göre Kur'ân'ın Arş'tan inen son âyeti borç âyetidir."

Ebû Ubeyd, Fedâil'de, İbn Şihâb'dan bildiriyor:

“Kur'ân'ın Arş'tan inen en son âyeti faiz âyeti ile borç âyetidir."

Tayâlisî, Ebû Ya'lâ, İbn Sa'd, Ahmed, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de ve Sünen'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Borç âyeti indiği zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“İlk inkâr eden kişi Hazret-i Âdem'dir. Yüce Allah, Âdem'i yarattığında onun sırtını sıvazladı ve kıyamet gününe kadar onun zürriyetinden yaratacağı her insan onun sırtından düştü. Sonra ona zürriyetini göstermeye başladı. Hazret-i Âdem yüzü parlayan birini görüp: «Ey Rabbim! Bu kimdir?» diye sorunca, Yüce Allah: «Bu, oğlun Dâvud'dur» buyurdu. «Ey Rabbim! Ömrü ne kadardır?» diye sorduğunda ise Yüce Allah: «Altmış yıl» cevabını verdi. Hazret-i Âdem: «Rabbim onun ömrünü uzat» deyince: «Hayır, ömrünü ancak senin ömrümden ona vererek uzatırım» buyurdu. Hazret-i Âdem'in ömrü bin yıl idi ve bunun kırk yılını Dâvûd'a verdi. Bu konuda bir yazı yazıldı ve melekler buna şahit tutuldu. Hazret-i Âdem'in ömrü dolup ölüm meleği gelince: «Daha ömrümün bitmesine kırk yıl var» dedi. Melekler: «Sen bunu oğluna verdin» deyince: «Hayır vermedim» karşılığını verdi. O zaman Yüce Allah kitabı çıkardı ve melekler şahitlik etti. Yüce Allah Hazret-i Âdem'in ömrünü bin yıla tamamladı ve Dâvud'u yüz yıl yaşattı."

Şâfiî, Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Şehadet ederim ki belli bir zaman ödenmek üzere yapılan selef (parayı peşin verip, malı sonra alma) satışını Yüce Allah helal kılıp buna izin vermiştir" deyip:

“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın...'" âyetini okudu.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman ..." âyetini açıklarken:

“Bu, belli bir ölçüde ve belli zamanda teslim etmek üzere yapılan (parayı peşin verip, malı sonra alma) selem satışı hakkında inmiştir" dedi.

Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî İbn Abbâs'tan bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye geldiği zaman Medine'liler iki üç yıllık meyvelerini selef satışıyla satıyordu. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kim selef (vadeli satış) yaparsa belli bir ölçü, belli bir ağırlık ve belli bir selef (vade) ile satış yapsın" buyurdu.

Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor:

“Devletin veya birinin (mal veya paraya) vereceği zamana, hasada, harman zamanına ve (üzüm ve zeytin ) sıkma zamanına bağlı olarak selef (vade) olmaz. Ona belli bir müddet koyarak ödeme zamanının bildirilmesi gerekir."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle dedi:

“Borçlanmada inkar etme ve unutma olmasın diye şahitlik emredildi. Borçta şahit tutmayan kişi asi olmuş olur. "...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyeti hakkında ise:

“Müslüman kişi bir şeye şahitlik etmesi için çağrıldığı zaman veya şahit olduğu bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrıldığı vakit kabul etmeyip gelmemesi caiz değildir. "...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..."âyeti hakkında ise:

“Zarar vermek, kişinin şahide ihtiyacı olmadığı ve başka birinin bulunması yettiği halde ona:

“Allah sana şahitliğe çağrıldığın zaman gelmekten kaçınma diye emretti" deyip eziyet etmesi şeklindedir. Yüce Allah:

“...Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur..." buyurarak, bunun ma'siyet olduğunu belirtmiş ve yasaklamıştır. Şahitliği gizlemek büyük günahlardandır. Çünkü Yüce Allah:

“...Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır..." buyurmaktadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Aranızda bir kâtip adaletle yazsın..." âyetini açıklarken:

“Akdi yazarken alıcı ve satıcı arasında adil davranıp ne borçluya çok, ne de alacaklıya az yazsın, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:

“Kâtibin akdi yazması vaciptir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:

“Borcu yazmak için çağırılan kâtibin işi olmadığı takdirde akdi yazması vaciptir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil:

“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:

“Bunun sebebi, o zaman kâtiplerin sayıca az olmasındandır" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:

“O zaman kâtipler az idi" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:

“Bu (emri yerine getirmek) farzdı, ancak:

“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyeti bunu neshetti" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde..." âyetini açıklarken:

“Allah'ın emrettiği şekilde (yazsın) mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Kâtip, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kâtibin, Allah'ın kendisine öğretmiş olduğu gibi yazıp başka şeyleri bırakmasıdır. Borçlu kişi de üzerinde ne hak olduğunu yazdırsın ve borçtan hiçbir şeyi eksik yazdırmasın. Borçlu aciz, dilsiz veya aklı kıt biri ise ve yazdıramıyorsa velisi bunu adaletle, borca bir ekleme yapmadan yazdırsın. Bu akde, hür olan iki Müslüman erkeği şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, bir erkek ve iki kadın şahit tutulur. Eğer kadının biri şahitliği unutacak olursa unutmayan diğer kadın ona hatırlatmada bulunur. Şahitler çağrıldıkları zaman tembellik edip gelmemezlik etmesin. Borcun azlığına ve çokluğuna bakılmaksızın vâdesi ile birlikte yazılmaktan kaçınılmasın, çünkü yazmak gelecekte malı korumak için daha uygun bir davranıştır. Akdi yazmak adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam olan bir harekettir. Borç, ödeme zamanı ve şahitler yazılmışsa hiç bir şüpheye düşmezsiniz. Peşin yapılan alışveriş bunun dışındadır. Peşin olarak yaptığınız alışverişte vade olmadığı için yazmamanızda bir sorun yoktur. Alışveriş vadeli veya peşin olsun her halükârda hakkınızı korumak için şahit tutun. Kâtibe ve şahide eziyet etmek konusunda yasaklama vardır. Öylesi bir durumda günahkâr olursunuz. Allah'a karşı gelmekten sakının, zira o bütün amellerinizi hakkıyla bilendir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Eğer borçlu, aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise..." âyetini açıklarken:

“Burada yazmayı bilmeyen aklı kıt biri kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî ve Dahhâk:

“...Aklı ermeyen..."âyetini açıklarken:

“Burada küçük çocuk kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Velisi adaletle yazdırsın..." âyetini açıklarken:

“Burada borçlu kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Velisi adaletle yazdırsın..." âyetini açıklarken:

“Burada yetim çocuğun velisi kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Velisi adaletle yazdırsın..."âyetini açıklarken:

“Burada aklı kıt veya zayıf bir kişinin velisi kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in, Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Ömer:

“(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki... şahit tutun" âyetini açıklarken:

“(Alıcı) eğer satış peşin olursa, şahit tutar ve akit yazmazdı" dedi. Mücâhid:

“Vadeli satış yapıldığında şahit tutar ve akit yazardı" dedi.

Süfyân, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid:

“(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği... şahit tutun" âyetini açıklarken:

“Burada hür olanlar kastedilmiştir" dedi.

Saîd b. Mansûr, Dâvud b. Ebî Hind'den bildiriyor: Mücâhid'e cariye ile yapılan zıhar'ın hükmünü sorduğumda:

“Bir şey gerekmez" dedi. Ona:

“Yüce Allah:

“Karılarını zıhar yoluyla boşamak isteyip, sonra sözlerinden dönenlerin, ailesiyle temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir..."buyurmaktadır. Onlar kadın değil midir?" deyince:

“Yüce Allah:

“(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği... şahit tutun" buyurmaktadır. Kölelerin şahitliği kabul olunur mu?" karşılığını verdi.

İbnu'l-Münzir, Zührî'den bildiriyor: Ona kadınların şahitliği sorulduğunda:

“Yüce Allah'ın zikretmiş olduğu borç konusunda caizdir ve başka şeylerde caiz değildir" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mekhûl:

“Kadınların şahadeti, sadece borç olayında geçerlidir" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Yezîd b. Abdirrahman b. Ebî Mâlik'ten bildiriyor:

“Hukukta dört kadının şahadeti iki erkeğin yerini tutmaz. Onların şahitliği ancak bir erkekle birlikte olduğu zaman caizdir. Bir erkekle bir kadının şahadeti de caiz değildir. Çünkü Yüce Allah: «Eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun» buyurmaktadır."

İbnu'l-Münzir, İbn Ömer'den bildiriyor:

“Kadınların erkeksiz şahadetleri ancak kendilerinin görebileceği, kadınların avretlerine, gebeliğine ve hayız durumuna bakma şahitliğinde geçerlidir."

Müslim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Akıl sahipleri içinde sizden daha fazla aklı ve dini eksik kimseyi asla görmedim" deyince, kadının biri:

“Ey Allah'ın Resûlü! Akıl ve din eksikliği nedir diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“İki kadın şahitliğinin bir erkek şahitliğine eşit olması aklın eksikliğidir. (Hayızlı halde iken) gecelerce bekleyip namaz kılmaması ve (yine hayızlı iken) Ramazan'da oruç tutmaması dinin eksikliğidir" buyurdu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Rabî:

“...(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz..." âyetini açıklarken:

“Burada şahitlerin dürüst olmaları kastedilmiştir" dedi.

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Sünen'de Beyhakî, İbn Ebî Muleyke'den bildiriyor: İbn Abbâs'a bir mektup yazarak çocuğun şahitliğini sorduğumda, İbn Abbâs cevaben:

“Yüce Allah:

“... (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz...'" buyurmuştur. Onların dürüstlüğüne razı olup güveneceğimiz kişiler olmadıkları için şahitlikleri caiz değildir" diye yazdı.

Şâfiî ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid:

“... (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz..." âyetini açıklarken:

“Bu şahitlerin adil (dürüst), hür ve Müslüman olması mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'nin bu âyeti, (.....) şeklinde şeddesiz olarak okuduğunu bildirir.

Abd b. Humeyd, Mücâhid'in, bu âyeti, (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.

İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte, A'meş'ten bildirdiğine göre bu âyet, İbn Mes'ûd'un kıraatında: (.....) şeklindedir.

Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken:

“Müslüman, bir şeye şahitlik etmesi için çağrıldığı zaman veya şahit olduğu bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrıldığı vakit kabul etmeyip gelmemesi caiz değildir. "...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyeti hakkında ise:

“Zarar vermek, kişinin şahide ihtiyacı olmadığı ve başka birinin bulunması yettiği halde ona: «Allah sana şahitliğe çağrıldığın zaman gelmekten kaçınma diye emretti» deyip eziyet etmesi şeklindedir. Yüce Allah:

“...Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur..." buyurarak bunun ma'siyet olduğunu belirtmiş ve yasaklamıştır.

İbn Ebî Hâtim'in, İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..."' âyetini açıklarken:

“Eğer şahitlik edecekleri bir şey varsa, mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bildiriyor: Kişi şahit tutmak için topluluk içinde çok dolaşırdı ve kimse şahitlik etmek için kendisiyle gitmezdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kişi şahit tutmak için büyük bir mahallede bir çok evi dolaşırdı ve kimse şahitlik etmek için kendisiyle gitmezdi. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti indirdi."

Süfyân, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Daha önce şahit olduğun bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrıldığın zaman git. Ancak seni bir mesele için şahit tutmak isterlerse, ister gidersin ister gitmezsin."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken:

“Burada daha önce şahit tutulduğu bir konu hakkında çağrılan kişi kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Bu âyet iki çeşit şahitliği ifade etmektedir. Eğer daha önce şahit olduğun bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrılırsan şahitlik etmekten kaçınma. Yine bir şey için şahit tutulacaksan o konu hakkında şahit tutulmaktan kaçınma."

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:

“...Bu, Allah katında adalete daha uygun ..." âyetini açıklarken:

“Burada doğruluk kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim ve Ebû Nuaym'ın, Hilye'de bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun..." âyetini:

“...Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın..." âyeti neshetti" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Câbir b. Zeyd, bir kırbaç satın aldı ve şahit tutup, Yüce Allah:

“...Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun..."buyurmaktadır" dedi.

Nehhâs, Nâsih'te bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti açıklarken:

“Bir şeyi sattığın zaman ya da aldığın zaman şahit tut. Bu bir bağ sebze olsa bile" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun..." âyetini açıklarken:

“Bir bağ sebze olsa bile şahit tutun" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kişi iki adama gidip kâtiplik ve şahitlik etmeleri için onları çağırıyor. Adamlar meşgul olduklarını söyleyince, bu kişinin: «Siz böylesi bir şeyi yapmakla emrolundunuz» diyerek onlara eziyet etmeye hakkı yoktur."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Eğer kâtibin ve şahidin mutlak suretle yapılması gereken işleri varsa onları rahat bırakın."

Süfyân, Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve Beyhakî'nin İkrime'den bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb bunun failini meçhul olarak (.....) şeklinde okurdu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti (.....) şeklinde okurdu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti (.....) şeklinde okurdu ve şöyle açıklardı:

“Borçlanacak kişi kâtip ve şahit çağırmak için gider. Ancak onların işleri veya bir hacetleri olabilir."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Tâvus:

“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kâtip kendisine söylenmeyen bir şeyi yazmasın, şahit de olmayan bir şeyi söylemesin."

İbn Cerîr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kâtip bir şeyler eklemesin veya değişik bir şey yazmasın. Şahit ise şahitliği gizlemesin ve sadece hak üzere şahitlik etsin" dedi.

İbn Cerîr, Rabî'den bildiriyor:

“...Kâtip, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın...'" âyeti indiği zaman kişi kâtibe gelip:

“Bana kâtiplik yap" derdi. O da:

“Ben meşgulüm veya bir işim var. Sen başka birine git" deyince:

“Sen bana kâtiplik etmekle emrolundun" diyerek onu bırakmaz ve bu şekilde eziyet ederdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin...'" âyetini indirdi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Eğer Allah'ın emretmiş olduğu şeyin dışında bir şey yaparsanız günahkarca bir davranış yapmış olursunuz. Bu size öğretilen bir şeydir onu alınız."

Ebû Ya'kûb el-Bağdâdî'nin, Rivayâtu'l-Kibâri ani's-Siğâr kitabında bildirdiğine göre Süfyân:

“Bildiğiyle amel eden kişi bilmediği bir şeyde de başarılı kılınır" dedi.

Ebû Nuaym'ın, Hilye'de, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bildiği ile amel eden kişiye Yüce Allah bilmediklerini de öğretir. "

Tirmizî, Yezîd b. Seleme el-Cu'fî'den bildiriyor:

“Ey Allah'ın Resûlü! Ben sizden birçok hadis işittim. Ancak sonra öğrendiklerimin öncekileri unutturmasından korkuyorum. Bana toplu olarak bir şeyler söyleseniz" dediğimde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bildiklerinle Allah'tan kork" buyurdu.

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Takvanınn madeni bildiklerinle bilmediklerini öğrenmektir. Eksiklik ise öğrendiğin şeylerin çoğalmamasıdır. Bilmediklerini öğrenmeyi önemsemeyen kişi bildikleriyle az amel edendir. "

Dârimi, Abdullah b. Ömer'den bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb, Abdullah b. Selâm'a:

“İlim sahipleri kimlerdir?" deyince:

“Bildikleriyle amel edenlerdir" dedi. "Kişinin içinden ilmi ne siler?" deyince de:

“Tamahkârlık siler" karşılığını verdi.

Beyhakî, Şuab'da, Câbir b. Abdillah'tan bildiriyor:

“(Önce) susmayı öğrenin. Sonra sabrı öğrenin, sonra da ilim öğrenip onunla amel etmeyi öğrenin. Sonra da onu yayıp öğretin."

İbn Ebi'd-Dünyâ, Kitâbu't-Takva'da, Ziyâd b. Hudeyr'den bildiriyor:

“Takva sahibi olmayan bir topluluk fakih olamaz."

İbn Ebi'd-Dünyâ, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Yüce Allah:

“Kulumun en çok itaatime tutunduğunu gördüğümde, ona dünyalıkları bıraktırıp benimle meşgul olmasını sağlarım" buyurmaktadır.

Ebu'ş-Şeyh'in, Cüveybir vasıtasıyla Dahhâk ile İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İlim İslam'ın hayatı ve dinin direğidir. İlim öğrenen kişinin sevabını Yüce Allah kıyamete kadar çoğaltır. Kim ilim öğrenir ve onunla amel ederse, Allah onun bilmediklerini de ona öğretmeyi üstüne alır."

Henâd, Dahhâk'tan bildiriyor: Üç kişi vardır ki Yüce Allah bunların duasına kulak vermez. Birincisi, zinakâr karısını boşamayan erkektir. Bu kişi onunla her şehvetini gidermesinde:

“Rabbim! Beni bağışla!" der. Yüce Allah:

“Ancak ondan ayrılırsan seni bağışlarım" buyurur. İkincisi, vadeli satış yapıp da akit yapmayan kişidir. Malı alan kişi aldığı malı inkâr edince:

“Ey Rabbim! Falan kişi benden aldığı malı inkâr ediyor" der. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Sana sevap vermediğim gibi bu durumdan da kurtarmayacağım. Ben sana akit yapıp şahit tutmanı emrettim, sen ise bana asi oldun" buyurur. Üçüncüsü ise, koruması altında olan kavmin malını yiyen kişidir. O:

“Ey Rabbim! Mallarından yediğim için beni bağışla" der. Yüce Allah:

“Onlara mallarını iade etmediğin müddetçe seni bağışlamam" buyurur.

283

"Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir."

Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Mesâhifte İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:

“Bu, kâtip bulup, kalem, divit ya da kâğıt bulamayabilirsiniz, mânâsındadır. Kitap kelimesi ise bunların hepsini kapsamaktadır" dedi. Ubey'in de kıraati bu şekildeydi.

Abd b. Humeyd, Ebu'l-Âliye'den bildiriyor: O bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:

“Kâtibi bulup divit ve kâğıt bulamazsanız" derdi.

İbnu'l-Enbârî, Dahhâk'tan bunun aynısını rivayet etti.

Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İkrime, bu âyeti (.....) şeklinde okudu.

Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:

“Burada mürekkep kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Abbâs'tan bildiriyor: O bu âyeti (.....) şeklinde okurdu ve şöyle derdi:

“Kâtipler çoktur, mahallede toplanmış bedevilerin bitişik evlerinin her birinde mutlaka kâtip vardır. Ancak onlar, kâğıt, divit ve kalem almazlardı.

İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde harfini ötre ile (.....) harfini ise şeddeli olarak okurdu.

Hâkim, Zeyd b. Sâbit'ten bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana bu âyeti (.....) şeklinde (.....) harfi olmadan okudu.

Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Humeyd el-A'rec ve İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti (.....) şeklinde okudular.

Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) ve Ebû Recâ bu âyeti (.....) şeklinde okudular.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kim seferde olup da belli bir zamana vadeli bir şey satıp kâtip bulamazsa (satıcının yapılamayan akdine karşılık) rehin alınmasına ruhsat verildi. Eğer kâtip bulursa rehin alamaz.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid (.....) âyetini açıklarken:

“Rehin alma olayı sadece seferde geçerlidir" dedi.

Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Yahudi birinden vadeli olarak yiyecek aldı ve demir zırhını rehin olarak bıraktı.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Seferde olan kişi vadeli bir satış yaptığı zaman kâtip bulamazsa satıcı müşteriden bir şeyler rehin alır. Müşteri satıcıya göre güvenilir biri ise hakkındaki iyi düşünceden dolayı rehin almaz. Borçlu olan kişi arkadaşına borcunu ödesin. Zira Yüce Allah borçluyu korkutarak:

“Kim bir borca şahit olursa o şahitliği olduğu gibi (bir şey değiştirmeden) yapsın. Şahidin şahitliği gizlemesi, önceden şahit olduğu bir konu hakkında çağrıldığı zaman şahitlik etmeye gitmemesidir. Şahitliği gizleyen ve bu şahitliği yerine getirmeyen kişi günahkâr olur" buyurmuştur.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Rehin edilecek şey mal sahibine teslim edilebilecek bir şey olmalıdır" dedi ve "...Sonra alınmış rehinler yeterlidir..." âyetini okudu.

Târihu'l-Kebîr'de Buhârî, Ebû Dâvud, Nehhâs, Nâsih'te, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hilye'de Ebû Nuaym ve Sünen'de Beyhakî'nin ceyyid isnâdla bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrî:

“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın...'" diye okumaya başladı. "... Eğer birbirinize güvenirseniz..." âyetine gelince:

“Bu âyet bir önceki âyeti neshetti" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Şa'bî'den bildiriyor: Eğer güven varsa yazmamamda ve şahit tutmamamda bir sakınca yoktur. Çünkü Yüce Allah:

“... Eğer birbirinize güvenirseniz..." buyurmaktadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Bir de şahitliği gizlemeyin..."âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kişinin bildiği bir şahitliği kendi aleyhine, anne babasının veya akrabalarının aleyhine olsa bile gizlemesi doğru değildir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Şüphesiz onun kalbi günahkârdır..." âyetini açıklarken:

“Kalbi fâcirdir (fâsıktır)" dedi.

284

"Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizlesenız de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyeti şahitlik hakkında indi" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in, Miksem vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“... İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini açıklarken:

“Bu, şahadeti gizlemek ve açığa çıkması gereken şeyi gizli bırakmamak hakkında inmiştir" dedi.

Ahmed, Müslim, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) "Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman bu, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına ağır geldi ve Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gidip diz üstü çökerek:

“Ey Allah'ın Resûlü! (Daha önce) namaz, oruç, cihad ve sadakayla gücümüzün yeteceği şeylerle mükellef kılındık. Şimdi sana bu âyet indirildi ve biz buna güç yetiremeyiz" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sizden önceki iki Ehli kitâb (Yahudi ve Hıristiyanlar) gibi: «İşittik ve isyan ettik» demek mi istiyorsunuz? Aksine, siz: «İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır»' deyiniz" buyurdu. Ashâb bunu okuyup dilleri de buna alışınca bunun arkasından Yüce Allah:

“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: «Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.» Şöyle de dediler: «İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır»" âyetini indirdi. Ashâb da bu şekilde (âyetteki gibi) söyleyince de, Yüce Allah:

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): «Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et»" âyetini indirdi.

Ahmed, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor:

“... Içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman ashâbın kalplerine bir sıkıntı girdi. Daha önce kalplerine hiçbir şeyden öylesi bir sıkıntı girmemişti. Bu durumu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirdiklerinde:

“«İşittik, itaat ettik ve teslim olduk» deyin" buyurdu. Yüce Allah onların kalplerine imanı yerleştirdi ve:

“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: «Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.» Şöyle de dediler: «İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz.

Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.» (Şöyle diyerek dua ediniz): «Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma»'" âyetlerini indirdi. (Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâb âyette olduğu gibi söyleyince (dua edince) Yüce Allah:

“(Tamam sorumlu) tutmayacağım" buyurdu. Sonra Yüce Allah:

“... Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme..." âyetini indirdi. (Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâb âyette olduğu gibi söyleyince (dua edince) Yüce Allah:

“(Tamam) yüklemeyeceğim" buyurdu. Sonra da Yüce Allah:

“Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et" âyetini indirdi. (Yine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâb âyette olduğu gibi söyleyince (dua edince) Yüce Allah:

“(Tamam size) yardımcı olacağım" buyurdu.

Abdurrezzâk, Ahmed, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Mücâhid'den bildiriyor: İbn Abbâs'ın yanına girip:

“İbn Ömer'in yanında idim, o bu âyeti okuyup ağladı" dedim. İbn Abbâs:

“Bu hangi âyettir?" deyince:

“... İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetidir" cevabını verdim. Bunun üzerine İbn Abbâs dedi ki:

Bu âyet indiği zaman Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbını büyük bir üzüntü ve korku bürümüştü. Onlar:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bizler konuştuğumuz ve işlediğimiz amellerden hesaba çekilecek olursak helak oluruz. Ancak kalplerimiz (vesvesemiz) elimizde değildir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:

“«İşittik ve itaat ettik» deyin" buyurdu. Sonra Yüce Allah:

“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: «Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.» Şöyle de dediler: İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır...'" âyetlerini indirip kalplere gelen vesvesenin günah olmasını neshedip amellerle hesaba çekileceklerini bildirdi.

Abd b. Humeyd, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr, Taberânî ve Şuab'da Beyhakî, Saîd b. Mercâne'den bildiriyor: Abdullah b. Ömer ile beraber otururken o:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini okudu ve:

“Vallahi! Eğer Yüce Allah bizi bu âyete göre hesaba çekecekse helak oluruz" deyip hıçkırığı duyulur bir şekilde ağladı. Sonra kalkıp İbn Abbâs'ın yanına gittim. İbn Ömer'in dediklerini ve dediğinde ne yaptığını ona anlattım. İbn Abbâs dedi ki:

“Allah Ebû Abdirrahman'ı bağışlasın. Bu âyet indiği zaman Müslümanlar da Abdullah b. Ömer'in hissettiklerini hissetmişlerdi" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz):

“Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et" âyetini indirdi. İbn Abbâs:

“Bu vesvese Müslümanların güç yetiremeyeceği bir şeydi. Sonra Yüce Allah kişinin amellerle kazandığı iyiliğin kendi yararına, kötülüğün de kendi zararına olacağını bildirdi" dedi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, Nâsih'te Nehhâs, ve Hâkim'in, Sâlim'den bildirdiğine göre babası:

“... içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder" âyetini okudu ve gözleri yaşardı. Bu durum İbn Abbâs'a bildirilince:

“Allah Ebû Abdirrahman'a merhamet etsin. O, bu âyet indiği zaman Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabının yapmış olduğu gibi yaptı" dedi. Bu âyeti bir sonraki âyet olan:

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyeti neshetti.

İbn Ebî Şeybe, Zühd'de Ahmed ve Abd b. Humeyd, Nâfi'den bildiriyor: İbn Ömer:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini her okuyuşunda ağlayıp:

“Bu çok şiddetli bir hesaptır" derdi.

Buhârî, Beyhakî, Şuab'da, Mervân el-Asfar'dan, o da İbn Ömer olduğunu sandığım Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından bir kişiden bildiriyor:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini bir sonraki âyet neshetti.

Abd b. Humeyd ve Tirmizî, Hazret-i Ali'den bildiriyor:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman bizi hüzünlendirdi ve:

“Birimiz içinden bir şeyler geçirdiğinde bundan dolayı sorgulanacak mı? Bunlardan da neyin bağışlanıp neyin bağışlanmadığını bilmeyecek miyiz?" dedik. Sonra:

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyeti indi ve bu âyeti neshetti.

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Kişinin (düşündüğüyle) sorgulanması:

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar...'" âyeti inmeden önceydi. Bu âyet indiğinde de bir önceki âyeti neshetti.

İbn Cerîr'in, Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre müminlerin annesi Hazret-i Âişe bu âyet hakkında:

“Bu âyeti, Yüce Allah'ın:

“Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır" âyeti neshetti" dedi.

Süfyân, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah ümmetimin kalbinden geçirip te söylemediği ve yapmadığı şeyleri bağışlamıştır. "

Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Muhammed b. Ka'b el- Kurazî'den bildiriyor: Yüce Allah kitapla beraber gönderdiği her bir nebî ve resûle mutlaka:

“...içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini de vahyetmiştir. Ümmetler nebîlerine ve resûllerine gelip:

“İçimizden geçirip te yapamadığımız şeylerle sorguya mı çekileceğiz?" deyip inkâr ederek dalalete düşerlerdi. Bu âyet Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indiği zaman kendilerinden önceki ümmetlere ağır geldiği gibi Müslümanlara da ağır gelmişti. Bunun üzerine:

“Ey Allah'ın Resûlü! İçimizden geçirip te yapmadığımız şeylerle sorguya mı çekileceğiz?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet, siz işittik itaat ettik deyin ve Rabbinize dua edin" buyurdu. Yüce Allah:

“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırt etmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler" âyetiyle yaptıkları dışında düşündüklerinden dolayı (Müslümanların) sorguya çekilmelerini kaldırdı. (.....) âyetinden kasıt, kişinin kazandığı hayırların kendi yararına, kazandığı kötülüklerin de kendi zararına olduğudur. "...Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme...'" âyeti(nin anlamı) ise şöyledir:

“Yüce Allah unutarak ve hata ile bir şey yapan kişinin üstünden sorumluluğu kaldırdı ve daha önceki ümmetlere yüklemiş olduğu gibi kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklemedi. Onları affedip bağışlayarak muzaffer kıldı.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu senin gizli ve açık olan hallerindir. Bu âyet neshedilmemiştir. Ancak yüce Allah kıyamet gününde insanları bir araya topladığı zaman onlara:

“Size (amellerinizi yazan) meleklerin de bilmediği içinizde gizlediğiniz şeyleri haber vereceğim" buyurur. Müminlere gizli olarak yalanlamış oldukları şeyleri söyler. "...Kalplerinizde, niyet yüzünden kazandığınız günah dolayısıyla sizi suçlu tutar ..." âyetinden kasıt ta budur.

Abd b. Humeyd, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs'ın bildirdiğine göre Mücâhid:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini açıklarken:

“Burada iman ve şüphe içinde olmak kastedilmiştir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyeti hakkında şöyle dedi:

“Bu, senin gizli ve açık olan hallerindir. Mümin kişi bir iyilik yapmayı içinden geçirip de o iyiliği yaparsa kendisine on sevap yazılır.

Eğer o iyiliği yapması takdir edilmemişse mümin olmasından dolayı kendisine bir sevap yazılır. Yüce Allah müminin içinde gizlediğini de açığa vurduğunu da kabul eder. Ancak bir kötülük yapmayı içinden geçirirse Yüce Allah onu görür ve gizlenenlerin ortaya çıkarılacağı gün ona bunu bildirir. Ancak bu kötülüğü yapmazsa Allah onu (bu düşüncesinden dolayı) sorumlu tutmaz. Şayet bu kötülüğü yaparsa Yüce Allah:

“işte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler..." âyetinde buyurduğu gibi yine onu bağışlar.

Ebû Dâvud, Nâsih'te bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyeti nesholundu dedi ve:

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyetini okudu.

Taberânî ve Beyhakî'nin, Şuab'da bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu âyet indiği zaman Müslümanlara ağır gelmiş ve zorluğa düşmüşlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyetini indirdi.

Taberânî, Müsned eş-Şâmiyyîn'de İbn Abbâs'tan bildiriyor:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman, Ebû Bekr, Ömer, Muâz b. Cebel ve Sa'd b. Zürâre, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gidip:

“Bize bu âyetten daha ağır bir âyet inmedi" dediler.

İbn Cerîr'in, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Yüce Allah kıyamet gününde:

“Kâtip(melek)lerim ancak açık olan amellerinizi yazarlar. Fakat ben bu gün sizi içinizden geçirdiklerinizle sorgulayacağım. Dilediğimi bağışlayıp dilediğimi de azaplandıracağım" buyurur.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî b. Enes bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Bu muhkem bir âyettir ve bunu hiçbir şey neshetmemiştir. Yüce Allah kıyamet gününde kişiye sen kalbinde şunu, şunu gizledin diyecek ve onu bundan dolayı sorumlu tutmayacaktır.

Tayâlisî, Ahmed, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Şuab'da Beyhakî, Umeyye'den bildiriyor: O, Hazret-i Âişe'ye:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini ve:

“...Kim fenalık yaparsa cezasını görür..." âyetini sorunca şöyle dedi:

“(Bu âyetleri) Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğum zamandan beri bana bunu kimse sormadı. O şöyle buyurmuştu:

“Allah, kulunu sıtma hastalığı veya bir musibet vererek veya ona, gömleğinin koluna koymuş olduğu bir miktar malını kaybettirerek üzer ve kaybettiğini koltuğunun altında buldurur. Sonra kul kırmızı altının ateşle temizlenmesi gibi günahlarından temizlenir."

Saîd b. Mansûr ve İbn Cerîr'in, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:

“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kişi bir masiyet yapmaya karar verir ve bu masiyeti yapmazsa, Allah ona yapmayı düşünmüş olduğu masiyet kadar sıkıntı ve üzüntü verir. Böyle düşünmesinin hesabı öyle olur."

İbn Cerîr, Hazret-i Âişe'den bildiriyor:

“Kim bir kötülük işlemeye karar verip içinden bunu geçirirse, Yüce Allah bunun hesabını kendisine korku, hüzün ve keder vererek dünyada ödetir. Bu kötülüğü yapmaya karar verip yapmadığı için kendisine (âhirette) bir ceza gelmez."

Abd b. Humeyd, Asım'ın (.....) şeklinde ötreli olarak okuduğunu söyledi.

A'meş, Âsım'ın (.....) şeklinde cezm ile okuduğunu söyledi.

İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte Â'meş'ten bildiriyor: İbn Mes'ûd'un kıraati (.....) harfi olmaksızın (.....) şeklindedir.

İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'in:

“...Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:

“Büyük günahlardan dolayı dilediğini bağışlar, küçük günahlardan dolayı da dilediğin azap verir" dedi.

285

Bkz. Ayet:286

286

"Peygamber ve inananlar, ona Rabbinden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler. Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et."

Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildiriyor:

“...içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman bu, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına ağır geldi ve:

“Ey Allah'ın Resûlü! İçimizden bir şey geçiririz ve bunu yaratıklardan kimsenin bilmesini istemeyiz. Bu içimizden geçenler için bizlere şu ve şu vardır " dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bu size ağır mı geldi? (Size ağır gelmesi) imanın kuvvetindendir" buyurdu. Sonra Yüce Allah:

“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler. Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et" âyetlerini indirdi.

Hâkim ve Beyhakî, Şuab'da, Yahya b. Ebî Kesîr vasıtasıyla Enes'ten bildiriyor:

“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı..." âyeti, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indiği zaman:

“Ona (Peygamber'e, kendisine indirilene) iman etmek yaraşır" buyurdu.

Zehebî:

“Hadisin rivâyetinde, Yahya ve Enes'in arasında kopukluk vardır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den bildiriyor: Bu âyet indiği zaman Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ona (Peygamber'e, kendisine indirilene) iman etmek yaraşır" buyurduğu söylendi.

Derim ki: Bu rivayet Enes'in hadisini desteklemektedir.

İbn Ebî Dâvud, Mesâhif'te, Ali b. Ebî Tâlib'in bu âyeti (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.

Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde okurdu.

İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Bu âyet indiği zaman müminler:

“Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettik" dediler.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil b. Hayyân:

“...Peygamberleri arasından hiçbirini ayırt etmeyiz işittik ve itaat ettik..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Peygamberlerin getirmiş oldukları arasında ayrımcılık etmeyiz. Yine peygamberler arasında da bir ayrımcılık etmeyiz ve onları yalanlamayız. Allah'tan gelen Kur'ân'a inandık. (Müminler) Allah'ın emir ve yasaklarına itaat edeceklerini söylediler."

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Yahya b. Ya'mer'in bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:

“Hepsi de inandığı gibi ayrımcılık ta yapmazlardı" dedi.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:

“Yüce Allah'ın: «Ben sizi bağışladım» buyurmasıdır" dedi. (.....) âyeti hakkında ise:

“Hesap gününde dönüş sanadır, anlamındadır" dedi.

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Hakîm b. Câbir'den bildiriyor:

“Peygamber ve inananlar, ona Rabbinden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler" âyeti indiği zaman, Cibrîl, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yüce Allah, seni de, ümmetini de güzel bir şekilde övdü. Sen Rabbinden dile, dileğin sana verilir" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“...Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler..." âyetinde ifade edilen şeyleri diledi. Böylece sûrenin bitişi de Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) istemesi ile oldu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Burada "Kişiye"de kelimesinde müminler kastedilmektedir. Yüce Allah müminlerin dini konularını geniş kılmış ve:

“...O, sizi seçmiş, babanız İbrâhîm'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır...", "...Allah size kolaylık ister, zorluk istemez..." ve:

“...Allah'a karşı gelmekten gücünüzün yettiği kadar sakının..." buyurmuştur.

Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, Husayn'dan bildiriyor: Bende basur (hastalığı) vardı. Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) nasıl namaz kılacağımı sorduğumda:

“Ayakta kıl, eğer buna gücün yetmezse oturarak kıl, buna da gücün yetmezse yan tarafına uzanarak kıl" buyurdu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir..." âyetini açıklarken:

“Burada kişinin amelleri kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Zührî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Bu âyet indiği zaman müminler feryad ederek Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Elimizle, ayağımızla ve dilimizle işlediğimiz ameller için tövbe ederiz. Ancak içimizdeki vesvese için nasıl tövbe ederiz ve ondan nasıl imtina edebiliriz?" dediler. Bunun üzerine Cibrîl:

“...Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler..." âyetiyle geldi. Bu da vesvesenin önüne geçilemeyeceği mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: (.....) âyetini açıklarken:

“Burada kasıt, güç ve kudrettir" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetini açıklarken:

“Burada kasıt, güç ve kudrettir" dedi.

Süfyân, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah ümmetimin yapmadıkça ve konuşmadıkça kalbinde geçirdiği şeyleri bağışlamıştır."

İbn Ebî Hâtim, Ebû Bekr el-Huzelî vasıtasıyla Şehr'den ve Ümmü'd- Derdâ'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah şu üç şeyde ümmetimi bağışlamıştır. Bunlar hata, unutma ve zorlama ile yaptıkları şeylerdir." Ebû Bekr şöyle dedi:

“Bunu Hasan'a söylediğimde:

“Evet, bu konuda Kur'ân'da:

“...Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma..." âyetini okumuyor musunuz?" dedi.

İbn Mâce, İbnu'l-Münzir, İbn Hibbân, Taberânî, Dârakutnî, Hâkim ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi:

“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."

İbn Mâce'nin bildirdiğine göre Ebû Zer, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi:

“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."

Taberânî'nin bildirdiğine göre Sevbân, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi:

“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta ve Beyhakî'nin, Ukbe b. Âmir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah, ümmetimin üstünden hata, unutma ve zorlanma ile yaptıkları şeylerden sorumluluğu kaldırmıştır."

İbn Adiy, el-Kâmil'de, Ebû Nuaym, Târih'te, Ebû Bekre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah bu ümmetin üstünden hata, unutma ve zorlanma ile yaptıkları şeylerden sorumluluğu kaldırmıştır,"

Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söylemiştir:

“Allah bu ümmetin üstünden hata, unutma ve zorlanma ile yaptıkları şeylerden sorumluluğu kaldırmıştır."

Abd b. Humeyd'in, Şa'bî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah üç şeyde ümmetimi bağışlamıştır. Bunlar hata, unutma ve zorlama ile yaptıkları şeylerdir."

Saîd b. Mansûr'un, Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah insanoğlunu, hata, unutma ve başkasının zorlamasıyla yaptığını bağışlamıştır."

İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor:

“... Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma..." âyeti indiği zaman Cibril:

“Ey Muhammed! Yüce Allah bunu (sorumluluğu) kaldırmıştır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs (.....) kelimesi hakkında:

“Burada ahit almak kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Bize de ağır yük yükleme..." âyeti hakkında:

“Burada ahit almak kastedilmektedir" dedi.

Tayâlisî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nâfi b. el-Ezrak ona:

“Bana:

“...Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme..." âyetini açıkla" deyince:

“Yahudilere sorumluluklar yükleyip te onları maymunlara ve domuzlara çevirdiğin gibi bizlerden de ahit alıp o duruma düşürme, mânâsındadır" dedi. Araplar bu ifadeyi biliyor mu?" deyince de:

“Evet biliyor, Ebû Tâlib'in:

"Her yıl mı yeni heyet, yeni bir mukavele ile

Anlaşmayı güçlendirip ağırlaştıracağız?" dediğini işitmedin mi?" karşılığını verdi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“...Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahudi ve Hıristiyanlara, belli sorumluluklar yükleyerek, kendilerinden bunları yapacaklarına dair ahit aldığın gibi bize de yapmaktan âciz kalacağımız sorumluluklar yükleyerek onları yapacağımıza dair bizden ahit alma. Onlar, verdikleri ahdi yerine getiremeyince onları cezalandırdın. Bizleri de maymun ve domuzlara çevirme" anlamındadır.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yüklem. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:

“Bizden öncekilere nice ağır şeyler yüklenmişti. Bu ümmete de kolay ve hafifleştirilmiş nice şeyler vardır mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Atâ b. Ebî Rabâh:

“...Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:

“Bizi maymunlara ve domuzlara çevirme, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:

“Bizden önceki Ehli kitab'a yüklemiş olduğu çok ağır sorumluluklar kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce'nin, Abdurrahman b. Hasene'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İsrail oğulları giysilerine idrar bulaştığı zaman, idrarın değdiği yeri makasla keserlerdi. "

İbn Ebî Şeybe, Ebû Mûsa'dan bildiriyor: İsrail oğullarından birinin elbisesine idrar isabet ettiği zaman, idrarın değdiği yeri makasla keserdi.

İbn Ebî Şeybe, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Yahudilerden bir kadın yanıma girip:

“Kabir azabı idrardan (sakınmamaktan) dolayıdır" dedi. Ben ona:

“Yalan söylüyorsun" deyince:

“Hayır, ondan dolayı deri ve giysi kesilir" karşılığını verdi. Bunu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğumda:

“Doğru söylemiş" buyurdu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken:

“Bize tövbesi ve kefâreti olmayan günahlar yükleme, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Fudayl:

“...Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken şöyle dedi: İsrail oğullarından bir kişi günah işlediği zaman kendisine: «Tövben kendini öldürmendir» denilirdi ve bu kişi kendini öldürürdü. Bunun üzerine böylesi bir ağır yük bu ümmetten kaldırıldı."

İbn Cerîr bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:

“Yapmaktan aciz kalacağımız amelleri bize yükleme, mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr bildirdiğine göre Süddî:

“...Gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:

“Onlara yüklemiş olduğun ağır şeyleri bize yükleme ve onlara haram kıldığın şeyleri de bize haram kılma mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr bildirdiğine göre Selâm b. Sâbûr:

“...Gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:

“Burada cinsel şehvetin aşırılığı kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mekhûl:

“...Gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:

“Burada cinsel şehvetin şiddeti ve çok şehvetli cinsel organ kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr, İbn Zeyd'in:

“...Bizi affet, bizi bağışla, bize acı..." âyeti hakkında şöyle dediğini bildirir:

“Bize emretmiş olduğun şeylerde bir noksanlık edersek ve bize yasakladığın şeyler karşısında zayıf kalırsak bizi affet. Ancak senin rahmetinle bize emrettiklerini yerine getirebilir ve yasakladıklarını terk edebiliriz. Kurtulan kişicde ancak senin rahmetin sayesinde kurtulur."

Saîd b. Mansûr ve Şuabu'l-îmân'da Beyhakî, Dahhâk'tan bildiriyor: Cibrîl birçok meleklerle beraber Bakara sûresinin 285 ve 286. âyetlerini getirdi. Ancak:

“Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma" kısmına gelidiğinde:

“Bunu sana (Allah) verdi" dedi. Her kelimeden sonra da aynı şeyi söyledi.

Süfyân b. Uyeyne ve Abd b. Humeyd, Dahhâk'tan bildiriyor: Cibrîl, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara sûresinin sonunu okudu ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu ezberleyince, Cibrîl ona:

“Bunu oku!" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) okuyup bitirene kadar Cibrîl her kelimede:

“Bunu sana (Allah) verdi" diyordu.

Abd b. Humeyd, Atâ (b. Ebî Rebâh)'dan bildiriyor:

“Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma'" âyeti nâzil olduğu zaman, Cibrîl bunu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) her okuyuşunda, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Amin, ey âlemlerin Rabbi!" dedi.

Abd b. Humeyd, Ebû Zer'in:

“Bu, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydir" dediğini bildirir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyet hakkında şöyle dedi: Cibrîl (aleyhisselam) bu âyeti Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) okuduğu zaman, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu Rabbinden diledi ve Rabbi bunu ona verdi. Bu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydi.

Ebû Ubeyd, Ebî Meysere'den bildiriyor: Cibrîl, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara süresinin sonunda:

“Âmin" demeyi öğretti.

Ebû Ubeyd, Musannef’te İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Muâz b. Cebel'den bildiriyor: O, bu sûreyi okumayı bitirip "...Kafirlere karşı bize yardım et" dediği zaman:

“Âmin" derdi.

Ebû Ubeyd, Cübeyr b. Nufeyr'den bildiriyor: O, Bakara sûresinin sonunu okuduğu zaman iki defa:

“Âmin" derdi.

İbnu's-Sünnî ve Beyhakî, Şuab'da Huzeyfe'den bildiriyor: Bakara sûresini okumakta olan Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) arkasında namaz kıldım. Bitirdiğinde de, on veya yedi defa:

“Allahım! Rabbimizl Sana hamd olsun" dedi.

Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, Ahmed, Dârimî, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbnu'd-Durays ve Sünen'de Beyhakî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir gecede Bakara sûresinin son iki âyetini okursa, bu ona kâfi gelir."'

Ebû Ubeyd, Dârimî, Tirmizî, Nesâî, İbnu'd-Durays, Muhammed b. Nasr, İbn Hibbân, Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin Nu'mân b. Beşîr'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yüce Allah gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirerek Bakara sûresini o iki âyetle bitirdi. Bu âyetler bir evde üç gece okunduğu takdirde o eve şeytan yaklaşmaz" buyurmuştur.

Ahmed, Ebû Ubeyd ve Muhammed b. Nasr'ın bildirdiğine göre Ukbe b. Âmir, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Bakara sûresinin son iki âyetini okuyunuz. Zira Rabbim bana onları Arş'ın altından verdi."

Taberânî, Ukbe b. Âmir'den bildiriyor:

“Bakara sûresinin son iki âyetini tekrar tekrar okuyun. Yüce Allah bunları indirmek için Hazret-i Muhammed'i seçti."

Ahmed, Nesâî, Taberânî, İbn Merdûye ve sahîh isnâdla Şuab'da Beyhakî'nin Huzeyfe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle derdi:

“Bakara sûresinin sonundaki iki âyet bana Arş'ın altındaki hazineden verildi. (Bu iki âyet) benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir.'"

İshâk b. Râhûye, Ahmed ve Şuab'da Beyhakî'nin, Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bakara sûresinin sonunu teşkil eden iki âyet bana Arş'ın altındaki hazineden verildi. (Bu iki âyet) benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir. "

Müslim, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mirac'a çıkarıldığında Sidretü'l-Münteha'ya götürüldüğünde kendisine üç şey verilmiştir. Ona beş vakit namaz ve Bakara sûresinin sonundaki iki âyet verilip ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların büyük günahları bağışlanmıştır."

Hâkim ve, Şuab'da Beyhakî'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah bana Bakara sûresinin sonunda yer alan iki âyeti Arş'ın altındaki hazineden verdi. Onları öğrenip kadınlarınıza ve çocuklarınıza öğretiniz. Zira bu iki âyet namaz, Kur'ân ve duadır. "

Ebû Ubeyd, İbnu'd-Durays ve ez-Zikr'de Câfer el-Firyâbî'nin, Muhammed b. el-Münkedir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara sûresinin son iki âyeti için:

“Onlar (bu iki âyet) Kur'ân'dır. Onlar duadır. Onlar Cennete sokan ve Rahmân'ı razı eden âyetlerdir" buyurmuştur.

Deylemî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İki âyet vardır ki bunlar Kur'ân'dır ve şifa verendir. Bu iki âyet, Allah'ın sevdiği Bakara sûresinin son iki âyetidir."

Taberânî'nin ceyyid bir isnâdla, Şeddâd b. Evs'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirerek Bakara sûresini o iki âyetle bitirdi. Bu âyetler bir evde üç gece okunduğu takdirde o eve şeytan yaklaşmaz. "

Müsedded, Hazret-i Ömer'den bildiriyor: Ergenlik çağında olup da Bakara sûresinin son iki âyetini okumadan uyuyanı görmedim. Zira onlar Arş'ın altındaki hazinedendir.

Dârimî, Muhammed b. Nasr, İbnu'd-Durays ve İbn Merdûye, Hazret-i Ali'den bildiriyor: Ergenlik çağında olup da Bakara sûresinin son üç âyetini okumadan uyuyanı görmedim. Zira onlar Arş'ın altındaki hazinedendir.

Firyâbî, Ebû Ubeyd, Taberânî ve Muhammed b. Nasr, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Bakara sûresinin sonundaki bu âyetler, Arş'ın altındaki hazineden indirilmiştir.

Taberânî, İbn Mes'ûd'un:

“Kim bir gece Bakara sûresinin sonunu okursa çok güzel bir şekilde ibadet etmiş olur" dediğini bildirir.

Hatîb, Talhîs el-Muteşâbih'te İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

“Kim Bakara sûresinin son üç âyetini okursa, çok güzel bir şekilde ibadet etmiş olur."

İbn Adiy'in, Ebû Mes'ûd el-Ensârî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah Cennet hazinelerinden iki âyet indirdi. Rahmân onları insanları yaratmadan iki bin yıl önce kendi eliyle yazdı. Kim bu âyetleri yatsıdan sonra okursa, onlar kendisi için gece namazı kılması yerine sayılır. "

İbnu'd-Durays, Ebû Mes'ûd el-Bedrî'den bildiriyor: Kim Bakara sûresinin sonunu okursa, onlar kendisi için gece namazı kılması yerine sayılır.

Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara sûresinin sonunda yer alan iki âyet, Arş'ın altındaki hazineden verilmiştir.

Ebû Ya'lâ, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sabah namazının birinci rekatında:

“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı..."' âyetinden itibaren sûreyi bitirene kadar okurdu. İkinci rekatta ise:

“De ki: «Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin.» Eğer yüz çevirirlerse: «Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun» deyin"' âyetini okurdu.

Abd b. Humeyd, Ka'b'dan bildiriyor: Mûsa'ya (aleyhisselam) verilmeyen dört âyet Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) verildi. Mûsa'ya da, Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) verilmeyen âyetler verildi. Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) verilen âyetler:

“Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır..." âyetinden sûrenin sonuna kadar olan bu üç âyet ve Âyetü'l-Kürsî'dir. Mûsa'ya (aleyhisselam) verilen ise şöyledir:

“Allahım! Şeytanın kalbimize girmesini engelle ve bizi ondan kurtar. Çünkü kâinat seninve güç senindir. Saltanat senin, mülk senin ve hamd senindir. Yer ve sema da senindir. Tüm zamanlar daima senindir. Amin, amin.

Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: O, Bakara sûresinin sonunu okuduğu zaman:

“Sen büyük bir nimetsin! Sen büyük bir nimetsin!" derdi.

İbn Cerîr, Tezhîbu'l-Âsâr'da, Ebû Eyyûb'dan bildiriyor: Ebû Kilâbe kendisine sıkıntı duasını yazdı ve oğluna şunu öğretmesini emretti:

“Azim ve Halim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Arş'ın yüce Rabbi Allah'tan başka ilah yoktur. Arş'ın Kerim Rabbi, yedi kat göklerin ve yerin Rabbi Allah'tan başka ilah yoktur. Seni eksikliklerden tenzih ederim ey Rahmân! Olmasını dilediğin olur, olmasını dilemediğin de olmaz. Güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur. Yedi kat gökyüzünü tutan ve içindekileri yere düşürmeyen sensin. Yarattıklarının ve var ettiklerinin şerrinden sana sığınırım. Zehirli haşere ile zehirli yılanın şerrinden, dünyadaki ve âhiretteki tüm kötülüklerin şerrinden,

Yüce Allah'ın, hiçbir iyi ile kötünün aşamayacağı eksiksiz kelimelerine sığınırım. Sonra Âyetü'l-Kürsi'yi ve Bakara sûresinin sonunu okusun. Allah doğrusunun bilir.