ELMALILI - ORİJİNAL
Nisâ Sûresi — ELMALILI - ORİJİNAL — Sayfa 4
164. Âyetin Tefsiri
Hem gerek sana evvelce naklettiğimiz Resulleri, ve gerek nakletmediğimiz Resulleri gönderdiğimiz gibi, hem de Allah’ın Musâya kelâm söylemesi gibi
(........) sana bundan evvel haber verdiğimiz bir takım Resuller (........) ve sana haber vermediğimiz daha nice Resuller de gönderdik»- Binaenaleyh Allah’ın vahy ettiği enbiya', gönderdiği Resuller gerek burada ve gerek bundan evvel isimleri, kıssaları bildirilmiş olan ma'lûm ve meşhur zevata munhasır zannedilmemelidir. İnsanlara daha bir çok Peygamberler gönderilmiştir ki, bunların adedlerini, isimlerini, mahallerini, kavmlerini, kıssalarını ancak Allah bilir. Cenâb-ı Allah bu izah ile de kâfirlerin ta'kıb ettikleri ba'zı teşkikâtı kat'etmiştir. Zamanımızda ba'zı kimselere tesadüf olunuyor ki, bunlar gûya Enbiya hakkında bir şek uyandırmak için mütemadiyen şu suali dermiyan ediyorlar: «Allah Rabbül'âlemîn değil mi? Acaba Peygamberlerini niçin mahdud yerlerden ve mahdud akvamdan intihab etmiş? Neden hep Peygamberler Arzı mukaddesten ve civarından zuhur eylemiş? Arzın diğer kıta'atındaki insanlar Allah’ın mahlûkları değilmidirler? Çinden, Japondan, Avrupadan, Amerikandan Peygamber niçin gönderilmemiş?» diyorlar ve bununla felsefe namına edyana bir i'tiraz ettikleri fikrinde bulunuyorlar. Halbuki böyle bir sual esas i'tibarile hılkatte ıstıfayı mahsûsı bilmemekten neş'et eden ve hiç bir kıymeti fikriyye ve ilmiyyesi olmıyan vâhi bir sözden ibarettir. Böyle olduğunu göstermek için buna mukabil şunları sormak kâfidir: «bütün Dünyadaki insanlar Allah’ın mahlûkları değil midir? Niçin hepsini alesseviyye yaratmamış, ya niçin akl-ü dehada, kudret-ü kiyasette müsavi kılmamış, niçin tarihte mazbut olan büyük hukema bir kaç kavme mahsus eşhası kalile olmuştur? Niçin her kavmde eazım mahdud-u ma'dud kimselerden ibaret bulunuyor? Niçin her kıt'ada, her memlekette, her kavmde kâşifler, fatihler mebzul olmıyor? Niçin her zamanda Dünyanın zimamı
siyasetini bir kıt'a, bir millet tutuyor? Niçin meselâ bu günkü Avrupa her yerden ziyade ulûm-ü fünunun, medeniyyet ve siyaset avamilinin merkezi oluyor? Niçin ve niçin... İlh». Şu halde emsilesi pek çok olan bu gibi hususiyetler diğerleri hakkında garib görülmiyor da en büyük bir ıhtısası İlâhî olan nübüvvet-ü risalet hakkında niçin istiğrab ediliyor?
Kur’ân daha evvel bu gibi hatıraları (........) âyetinde iradei ilâhiyyeyi ve ıstıfa' kanununu göstererek hal ve def' eylemiş idi. Bundan başka burada (........) fıkrasile Peygamberlerin ma'lûm olan zevata munhasır olmadığını anlatarak Enbiyanın Arzı mukaddes ve civarına mahsus zevatı kalileden ibaret olması hakkındaki faraziyyenin de kizbi mahz olduğunu anlatmış ve bununla mes'eleyi kökünden kal' etmiştir. Cemi Enbiyanın adedi yüz yirmi dört bin veya bir milyon dört yüz yirmi dört bin olduğu hakkında bazı rivayetler varsa da doğrusu Enbiya ve rüsülün adedi gayri ma'lûmdur. Zira (........) buyurulmuştur. Şüphe yok ki, dini islâmda cemi'i Enbiyaya îman erkânı iymandan bulunduğu cihetle bütün Enbiya bildirilmiş olsa idi müslimanlar bunlara her tefsıl îman ile mükellef olmak lâzım gelecek, bu da dinde bir harci azîm olacaktı. Binaenaleyh ıstıfayi ilâhînin en yüksek meratibinde bulunan eazımı Enbiyanın beyaniyle iktifa edilmesinde îman icmalînin kifayeti gibi büyük bir lûtfi mahsus vardır.
Hasılı isimleri, kıssaları bildirilen veya bildirilmeyen daha bir çok Peygamberler gönderildi (........) bütün bunlar arasında (........) Allahü teâlâ Mûsaya -verai hicabdan, ya'ni (........) müeddası üzere kendini göstermeden- hakıkaten kelâm ile söyledir» -ki, böyle bilâ vasıta tekellümi İlâhî meratibi vahyin müntehasıdır. Musâya verilen kitabda da bundan daha yüksek bir sureti vahy olmamışdır.
İşte ya Muhammed! Nuhtan sana gelinceye kadar gönderilen Peygamberlerin hepsine biz böyle meratibi muhtelifede vahy ettik, sana da onların mecmuuna yapdığımız gibi envai vahyin hepsile vahyettik. İmdi diğer Enbiya miyanında Musânın müntehayi meratibi vahy olan teklîmi İlâhîye ihtisası obirlerinin sıhhati nübüvvetlerinde ne bir şübheyi istilzam etmiş, ne de iymanda ve mahiyyeti nübüvvette tefrıklerini ıktıza eylemiştir. Binaenaleyh Tevratın ona bir def'ada nâzil olması, her Peygamber için de böyle olmasını neden icab etsin? Ve ona öyle oldu diye ehli kitab her Peygamberden o suretle nâzil olmuş bir kitab taleb etmek hakkını nereden almış? Sana böyle enva'ı vahy ile nübüvvet ve risalet verilmiş iken hıkem-ü mesaliha göre peyderpey Kur’ân inzâl olunub dururken bu kitabı İlâhîyi tanımayıb Semadan kitab isteyenler ve seni diğer Peygamberlerden ayırmağa kalkışanlar artık küfür-ü dalâtetten başka bir şey yapmış olmazlar. Ve bu babda şayanı kabul hiç bir ma'zeret de serd edemezler. Çünkü
165. Âyetin Tefsiri
Hep rahmet müjdecileri azab habercileri olarak gönderilmiş Peygamberler ki, artık insanlar için Allah’a karşı Peygamberlerden sonra bir i'tizar behanesi olamasın, Allah azîz, hakîm bulunuyor
(........) biz bütün insanlara böyle mübeşşir ve münzir olarak, ya'ni îman ve itaat edenlere âhırette ecr-ü sevâb ile müjde vermek, küfr-ü ısyan edenlere azabı narı haber verib tahzir etmek üzere Resuller gönderdik ki, (........) bu Resullerden sonra Allah’a karşı insanların i'tizara vesile olacak hiç bir hucceti, bir tutamağı olmasın»- Azabı gördükleri zaman «yarabbi vaktile bize bunları bildirse idin, ahkâmını, şeriatını, kanunlarını bildiren bir Resul gönderse idin de bilmediklerimizi öğrenib onlara tâbi' olsa idik ve bu felâketler başlarımıza gelmese idi ne olurdu? (........)
hakları kalmasın (........) Allah ezelden böyle bir azîz ve hakîmdir. Hukmüne karşı gelinmez, yaptığını hikmetiyle muhkem yapar.» - Binaenaleyh böye mertebe mertebe müteaddid Peygamberler göndermiş ve o kitabların keyfiyyeti nüzulde ve ba'zı şerai' ve ahkâmda birbirlerinin aynı olmaması mahza hikmetinden ve ümmetlerin ahvali tabakatı muhtelife üzere bulunmasındandır. Çünkü tekâlifi İlâhiyyenin medarı ahval ve mesalihi ıbaddır. Allahü teâlâ hikmeti tekvîni muktezasınca ümmetleri muhtelif ve mütegayir etvar ve hasail ile yaratmış olduğu gibi hıkmeti teşrii muktezasiyle de bunlara maaş ve maadlarında hal-ü şanlarına lâyık muhtelif ve müteğayir olan isti'dadlarile mütenasib şerayi' ve ahkâm emr-ü teklif eylemiş ve arzı i'tiraz etmelerine vecih bırakmamıştır. Buna karşı kâffei nâsa meb'us olan bir Peygambere Semadan top yekûn bir kitab indirmesini teklif etmek hem ızzeti İlâhiyyeye bir tecavüz ve hem hikmeti İlâhiyyeye muhalif bir talebi fasiddir.
Hakıkat böyle iken o zalimler, o matbuul'kulüb kâfirler buna şehadet etmezler de hâlâ Semadan kitab isterler
166. Âyetin Tefsiri
Lâkin Allah bilhassa sana indirdiğiyle şehadet ediyor ki, onu kendi ilmi sübhanîsiyle indirdi, melekler de şehadet ediyorlar, maa hazâ Allah’ın şâhid olması kâfidir
(........) lâkin Allah sana inzal ettiğiyle kendi şehadet ediyor ki, (........) o sana onu kendine mahsus olan ilmiyle inzâl buyurdu.» - Bu öyle bir te'lifi bedi, ve kelâmı İlâhîdir ki, buna Allahdan başka hiç kimsenin ilm-ü kudreti yetişemez, evvelîn-ü âhırîn muarazasından âcizdir. Allah bunu öyle bir sun'ı ı'caz ile inzal buyurdu ki, nazmı beliğindeki esrarı belâğat, mazmunundaki envarı kudsiyye, meânii gaybiyyesindeki hakaikı âliyye, ahkâmındaki hıkem-ü mesalih, gayesindeki saadeti mutlaka ilmi İlâhîden başkasının kudreti ihatasından haricdir. Bu ne keyfe mettefak vakı' oluvermiş bir tesadüf ne de cahil bir tabiatın lâ şuurî bir feveranıdır, her şeyi bilen ve her yaptığını bilerek yapan Allahü teâlânın ilmi ezelîsiyle inzâl buyurduğu bir fermanı hak, bir mu'cizei bâhiredir. Buna Allah böyle şehadet ettiği gibi (........) Melâike de şehadet eder. Çünkü Melâike şehadeti İlâhiyyenin hâmilleridir. Bunun inzâli Cibrili emînin risaleti ve onun maıyyetindeki bütün Melâikenin tebcilâtı içinde vakı' olmuşdur. Ve onlar (........) dirler. Maahaza başka şâhide ihtiyac da yoktur (........) şâhid olmak üzere Allah yeter. Allah senin sıdkı nübüvvetine öyle beyyinatı bâhire ve huceci zâhire nasb-ü ikame etmişdir ki, bunlar diğer şâhidlerle istişhaddan muğnidir. Muhammed ve Kur’ân: Bunlarda zuhur eden tecelliyatı hak diğer şâhidlerden müsteğnidir. Hakkın kendine kendi tecelliyatiyle şehadetinden daha beliğ hangi şehadet olabilir? (........) buna karşı
167. Âyetin Tefsiri
Şübhesiz ki, küfredib Allah yolundan men'edenler haktan sapdılar uzak sapdılar
(........) Allah’ın şehadet ettiği her hangi bir hakıkate küfr edenler (........) ve Allah yolundan, ya'ni tarikı hakk olan dini islâmdan men' eyleyenler (........) dırlar.
168. Âyetin Tefsiri
Şübhesiz küfredib haksızlık edenleri Allah mağfiret edecek değil,
(........) böyle küfedib (........) zulm eyleyenler, ya'ni nübüvvet ve risaleti Muhammediyyeyi inkâr etmek gibi haksızlıkta bulunanlar muhakkak ki, (........) Allah’ın bunları ne bir vechile mağfiret (........)
169. Âyetin Tefsiri
Cehennem yolundan başka bir yola çıkaracakda değil, onlar ebediyyen onda muhalled, bu da Allah’a nazaran kolay bulunuyor
(........) ne de Cehennem yolundan başka bir tarika hidayet etmesi ihtimali yokdur.
Ya'ni bunlar (........) hukmüne tâbi'dirler. (........)
Cehennemde müebbeden kalacaklardır. Bu kadar azgın kâfirler nasıl mağlûb edilirler de Cehenneme tıkılırlar? Diye istib'ade de mahal yokdur. Çünkü (.......) bunu yapmak Allah’a pek kolaydır. Zaten kurmuş olduğu nizamın hukmü budur. Onlar ona kendi ayaklarile koşa koşa gideceklerdir. Duydunuz ya: (........)
170. Âyetin Tefsiri
Ey insanlar! hakıkat size Rabbınızdan hakk ile Resul geldi, hakkınızda hayr olmak için hemen ona îman edin ve eğer küfr edecek olursanız şüphe yok ki, Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ın ve Allah alîm, hakîm bulunuyor.
Bilhassa bu insanlar içinde:
(........)
(........)
171. Âyetin Tefsiri
Ey Ehli kitab! dininizde gulüvvetmeyin, Allah’a karşı hakk olmıyanı söylemeyin, Mesih Isâ İbn-i Meryem sade Allah’ın Resulü ve Meryeme ilka eylediği gelimesi ve ondan bir ruhtur, başka bir şey değil, gelin Allah’a ve Resullerine îman getirin "üç" demeyin, vaz geçin hakkınızda hayırlı olur, Allah ancak bir tek ilâhtır, o sübhan bir veledi olmaktan münezzehtir, Göklerde ve yerde ne varsa onun vekil de Allah yeter
(........) Mefhumi âmm olmakla beraber yukarıda daha ziyade Yehud istihdaf edildiği gibi burada da bilhassa Nesârâ istihdaf olunmuştur.
Ya'ni ey umum insanlardan ve insanlar içinde Ehli kitabdan bir kısm olan Nesârâ (........) dininizde gulüvv etmeyiniz, Isâ aleyhisselâmın şanı rıf'atini balâda beyan olduğunu üzere inkâr ve tenzil etmeğe, veledi gayri meşru' Mechul «incannu» diye kazf eylemeğe kalkışan Yehudîlerin tefrıtlarına mukabil siz de onun hakkında ulûhiyyet iddiası ile ifrata gitmeyiniz (........) ve Allah’a karşı haktan başka hiç bir şey söylemeyiniz. Allahü teâlâyı hulûl, inkılâb-ü ittihad, arkadaş ve veled ittihazı ve saire gibi muhal ve bâtıl olan evsaf ile tavsıf etmeyiniz de böyle şaibelerden tenzih eyleyiniz ve her hususta hakkı takıb ediniz, hak söyleyiniz. Çünkü (........) Mesih Isâ İbn-i Meryem başka bir şey değil ancak (........) Allah’ın bir Resulüdür (........) ve bir kelimei tekviniyye veya tebliğiyesidir ki, (........) onu Meryeme ilka etmiş (........) medlûlü üzere Melekleriyle Meryeme bildirib tebşir etmiş, nefhı Cibril ile rahimi meryeme bırakıb (........) emriyle tekvîn eylemiştir (........) ve Allah tarafından bir ruhtur, ki,
Allah bununla bir çok ölü kalblere hayat vermiştir.»- Risalet, kelime, ruh, işte Mesih Isâ İbn-i Meryemin son hakıkati bunlardan ıbarettir. Isâ katl-ü salb olunmadı veya henüz ölmedi, Semaya ref' olundu denildiği zaman bu hakıkatten başka bir şey anlamamalıdır. Binaenaleyh (........) Allah’a ve bütün Resullerine îman ediniz, Allah’ı Allah, Resulleri Resul tanıyınız (........) ve üç demeyiniz, ne «ilâhlar üçtür: Allah, Mesih, Meryemdir» diye şirki sarih ile ne de «Allah üçtür: Eb, ibin, ruhulkudus, ekanimi selâse, eşhası selâse olarak cevheri vahiddir» gibi bir şirki müevvel ile teslise kail olmayınız (........) teslisten vaz geçiniz ki, (........) sizin için hayırlı olur. Zira (........) Allah ancak bir ilâhdır, hiç bir vechile şirki kabul etmez, zatinde her türlü taaddüdden münezzeh ve ülûhiyyetde münferiddir (........) haşa onun için bir veled olmak ihtimali yoktur. Onu böyle bir şaibeden tesbih ve tenzih ederim, çünkü (........) Semavatta ve Arzda, yukarılarda ve aşağıda her ne varsa hepsi onundur. Halk onun, mülk onun, hukm-ü tasarruf onundur. Isâ da dahil olduğu halde eşyadan hiç bir şey onun mülk-ü melekütünden haric değildir. (........) Allah vekil olarak da kâfidir.
Ya'ni bütün bunları halk-u tedbir ve kendi namına zabt-u idare de Allah’ın hiç bir kimseyi vekil tutmağa ihtiyacı yoktur. O bizzat ve bilesale hukm-ü tasarrufa kadir gani anilâlemîndir.
Bununla beraber mahlûkatın umurunu onların hisab ve menfaati en güzel tedbir ve idare eden ve edecek olan da odur. Onlar vazifelerini yapıb kendisine tevekkül ve itimad ederek tefvizı umur ettikleri takdirde işlerini tesviye ve arzû ve emellerini tatmin etmek için kendilerini başka bir vekîle muhtac da etmez. Hasılı o bütün mahlûkatın tedbiri umuruna ve kendine istinad etmesine kâfidir ve işinde bir vekîle muhtac değildir. O her şeyin yerini tutar, hiç bir şey onun yerini tutamaz ve ona istinad etmeden duramaz. Binaenaleyh Allah’ın milki haricinde bir şey, Allah’ın yerini tutacak bir veled, makamına kaim olacak bir vekîl, Allahdan başka tefvizi umur edilecek bir merci', bir ma'bud tasavvuru tasavvurı muhaldir. Bu gibi şeyler ancak fâniler ve âcizler hakkında tasavvur olunur. Resul denildiği zaman da bir vekîl değil ancak nâkılli kelâm bir emr kulu anlamalıdır. Buna karşı ey Nesârâ Mesih, nasıl kul olur? demeyiniz
172. Âyetin Tefsiri
Hiç bir zaman Mesih de Allah’ın bir kulu olmaktan çekinmez, Melâikei mukarrebîn de, ve her kim ona ibadetten çekinir ve kibirlenirse bilsin ki, o yarın hepsini toplayıb huzuruna haşredecek
173. Âyetin Tefsiri
İşte o zaman o îman edib salâh işlemiş olanlara ecirlerini tamamile ödeyecek, hem de fazlından onlara ziyadesini verecek, amma, o kibirlerine yediremeyib çekinenleri elîm bir azab ile ta'zib edecek, ve Allah’a karşı kendilerine ne bir hâmi, ne de bir yardımcı bulamıyacaklar
(........) - Nesârâ Resulullaha gelmişler «bizim sahibimize niçin ayıb isnad ediyorsun?» demişler, «sahibiniz kim?» buyurmuş «Isâ» demişler «ne dedim» buyurmuş «o Allah’ın abdi ve Resulüdür diyorsun» demişler.
«Allah’a abd olmak bir âr değildir» buyurmuş ve bu âyet bunun üzerine nâzil olmuştur diye merviydir.
Gördünüz ya: (........)
174. Âyetin Tefsiri
Ey insanlar! bâkın size rabbınızdan bürhan geldi, size açık bir nur indirdik
Tefsiri için bkz. Âyet:175
175. Âyetin Tefsiri
İmdi kimler Allah’a îman edib buna sarılırlarsa yarın onları tarafı İlâhîsinden mutlak bir rahmet içine koyacak bir de fazl, ve onları doğru kendisine varan bir yolun yolcusu edecek
BÜRHAN, zatı Muhammedî sallallahü aleyhi vesellem, NURI MÜBÎN, Kur’ân.
SIRATI MÜSTAKIM, Din ve şeriati islâmdır ve bundan sonraki sûrelerde bu hidayetin istikmali beyan olunacaktır.
Şimdi sûrenin başındaki (........) hıtabı bu bürhanı rabbanî ile inkişaf ede ede böyle bir nurı mübîne müntehiy olduğu ve sıratı müstakımi tenvir ettiği bu noktada ölüm ile alâkadar olan ve Sûrenin evvelindeki ahkâmı emval ve mirası itmam eden bir âyet ile âhırı evvele irca' etmek üzere buyuruluyor ki,
Ya Muhammed! bu sırati müstakıme hidayet arzusunda bulunanlar: (........)
Kelâlenin ma'nâsı sûrenin baş tarafında (........) geçmiş idi [bak] Bir rivayete göre evvelkisi kışın bu ikinci âyet de yazın nâzil olmuş ve bunun için buna «âyeti sayf» denilmişdir. O yaz (........) âyetin nâzil olmuş, Resulullah Mekkeye gitmek için techizat yapıyordu. Bu sırada, ya'ni hıccetülvedaa gidilirken Medineden çıkılmadan ve ba'zılarının kavlince yolda bu âyet nâzil olmuşdur. Bera İbn-i Azib radıyallahü anh bunun en son nâzil olan âyet, (........) in en son nâzil olan sûre olduğunu ve Sahabeden bir çoğu da son nâzil olan sûre olduğunu ve Sahabeden bir çoğu da son nâzil olan âyetlerden olduğunu söylemişlerdir. Sebeb-i nüzul hakkında da Cabir İbn-i Abdullah radıyallahü anhten merviydir ki, «Resulullah ıyadetime gelmiş idi, hasta idim «ya Resulâllah ben kelâleyim malimi ne yapayım? - Diğer bir rivayette «miras kimindir? Bana ancak kelâle varis olacak»- dedim, bu âyet bu sebeble nâzil oldu.» Hazret-i Sıddîk radıyallahü anh bir hutbesinde demişdir ki, «Allahü teâlânın Sûre-i «nisa» da feraız hakkında inzâl buyurduğu âyetlerden birincisi veled ve valid hakkındadır.
İkincisi zevc ve zevce ve ana bir kardeşler hakkındadır.
Üçüncüsü ana baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır. Sûre-i enfalin nihayetindeki âyet de «zevil'erham» hakkındadır. Binaenaleyh:
176. Âyetin Tefsiri
Senden fetvâ istiyorlar, de ki, Allah size kelâle (babası ve çocuğu olmayan) hakkında şöyle fetvâ veriyor; "Bir kişi ölür, çocuğu yok bir kız kardeşi var: buna terikesinin yarısı, o da buna varis olur bunun çocuğu yoksa, eğer iki kız kardeşi varsa bunlara onun terikesinden üçde ikisi, eğer erkekli dişiler kardeşleri varsa o vakıt erkeğe iki dişi payı kadar" şaşırıyorsunuz diye Allah size beyan buyuruyor, Allah her şey'e alîmdir
(........) oğlan veya kız bir çocuğu bulunmayan bir adam ölür ve (........) bur hemşiresi bulunursa, terikesinin nısfı hemşiresinin farz hakkıdır» -diğer nısıf, asabesi varsa ounn, yoksa redden yine hemşiresinindir. Oğlu bulunursa hemşire sakıt olur, kızı bulunursa hemşirenin bir farzı muayyeni olmaz (........) Hadîs-i şerifi mucebince asabe olur.
Amudi nesebin gayrını ifade eden kelâle mefhumunda «veled ve valid olmamak» mu'teber olduğundan dolayı (........) validi olmadığı gibi veledi de olmıyan demek olur.
Ya'ni baba bulunursa alel'umum kardeşler sakıt olur, miras alamazlar. Hazret-i Ömer bu noktada biraz tereddüd etmiş ise de sünnet bu vech üzere takarrür etmiş ve böyle olduğuna icma' hasıl olmuştur. Fakat ana (........) medlûlünden anlaşıldığı üzere kardeşleri iskat etmez. Bu mes'ele İlmi feraızde şöyle ifade olunmuştur: (........) Birader vefat ederse böyle olduğu gibi (........) bil'âkis o, kalır kız kardeşi ölür çocuğu -kezalik babası- bulunmazsa o birader de ona varis olur, ya'ni bütün terikesini alır.» = Fakat oğlu veya babası bulunursa sakıt olur. Kızı bulunursa tamamını alamaz bâkıyi alır. (........) Eğer aynı şeraıt altında kalan hemşireler iki veya daha ziyade iseler (........) farz hakları terikeden sülüsan, ya'ni üçte ikidir.» - Bâkı, asabe varsa ona verilir. Yoksa farzan değil, redden yine onların olur. (........) ve eğer kalanlar
-yine aynı şerait altında- erkekli dişili muhtelıt kardeşler ise, ya'ni hem birader ve hem hemşire varsa o zaman (........) işbu (........) ve emsalini Basriyyun (........) diye, Kûfiyyun da (........) diye takdir ederek tefsir etmişlerdir ki, evvelkisine göre ma'nâ: «Allah şaşırmanızı istemediği için size beyan ediyor» demek olur. Bizim lehcei lisanımıza göre «şaşırırsınız diye Allah size beyan ediyor» demek de aynı ma'nâyı ifade eder. Fakat bu da «beyan etmezse şaşırırsınız» demek olduğundan daha uzun bir takdiri muhtevidir. Halbuki bir harfı nefiy takdiri böyle bir cümle-i şartıyye takdirinden elbette evlâdır. (........) istiftasile bu beyan fıkrası gelecek olan Sûre-i «Maide» beyanatına da bir tavtıedir. (........) dir. Sizin hayat ve mematınıza müteallık ahvalinizi de pek iyi bildiğinden masalih-ü menafiinizi tazammun eden ahkâmını size beyan etmiştir. Binaenaleyh siz de bunları biliniz ve ilm-ü nur ile sıratı müstakımde yürüyünüz ki, mâide İlâhiyyeye konasınız.