ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ

Mâide Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 3

“Evet, o bize böyle bir şeyi emretti" diyecekler. Bunun üzerine İsa'nın saçı uzayacak ve her bir melek başının ve bedeninin saçlarından bir saç alarak (Hıristiyanları bağlayacak ve) bin yıl kadar Allah'ın huzurunda diz çökmüş olarak kalacaklardır. Sonra yalan söylediklerine dair delil gelecektir. Önlerinde haç kaldırılacak ve beraber Cehenneme gideceklerdir."

İbn Ebî Hâtim, Ebû Bekr b. Ayyâş vasıtasıyla İbn Vehb'den o da babasından bildiriyor: Ehl-i Kitâb'dan bir kişi Yemen'e gelmişti. Babam bana:

“Git ve onun sohbetini dinle" deyince:

“Beni Hıristiyan birinin ayağına mı gönderiyorsun?" dedim. Babam:

“Evet, git ve onun sohbetini dinle" karşılığını verdi. Bunun üzerine ben de onu dinlemeye gittim. O şöyle diyordu:

“Allah, İsa'yı (aleyhisselam) kendi katına yükselttiği zaman Cibril'in ve Mikâil'in elleri arasında arasında yükseltmişti. Allah ona:

“Sana ve annene olan nimetimi an. Ben sana şöyle şöyle ettim. Sonra seni annenin karnından çıkardım ve sana şöyle şöyle ettim. Senden sonra sana bazı şeyler isnâd edecek, Rab olduğunu söyleyecek ve öldüğüne dair şahitlik edecek bir ümmet olacaktır. Oysa Rab nasıl olur da ölür? İzzetime yemin ettim ki, kıyamet gününde onları hesaba çekeceğim. Hasmın hasmı karşısında durdurduğu gibi durduracağım. Dediklerini ispat edene kadar öyle bırakacağım ve ebedi olarak ispat edemeyeceklerdir" diyordu. Sonra bu kişi Müslüman oldu ve daha önce hiç işitmemiş olduğum şeyler anlattı.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, «Bu apaçık bir büyüdür» demişlerdi..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Burada İsa'ya (aleyhisselam) verilen mucizeler kastedilmektedir. Yani ölüleri diriltmesi, çamurdan kuş yapıp ona üflemesiyle Allah'ın izniyle canlanması, alacalıları iyileştirmesi, gaybı ve evde insanların saklamış oldukları şeyleri bilmesi, Tevrat'ta tahrif edilmiş şeylerin İncil'le beraber düzeltilmiş olarak gelmesidir. Sonra Yüce Allah onların bütün bunları inkar ettiklerini zikretti."

111

"Hani bîr de, «Bana ve Peygamberime îman edin» dîye havarilere ilham etmıştîm. Onlar da «İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol» demişlerdi."

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Süddî:

“Hani bir de, «Bana ve Peygamberime iman edin» diye havarilere ilham etmiştim..."âyetini açıklarken:

“Kalplerine bir duygu atmıştım, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:

“Hani bir de, «Bana ve Peygamberime iman edin» diye havarilere ilham etmiştim..." âyetini açıklarken:

“Bu, peygamberlere gelen vahiy gibi bir vahiy değil de kalplerine atılmış bir vahiydir. Zaten vahiy iki çeşittir. Biri meleklerle gelir, diğeri de kulun kalbine atılır" dedi.

112

Bkz. Ayet:115

113

Bkz. Ayet:115

114

Bkz. Ayet:115

115

"Hanı havariler de, «Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mî?» demişlerdi. İsa da, «Eğer mü'minler iseniz, Allah'a karşı gelmekten sakının» demişti. Onlar, «İstiyoruz kî ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, görmüş şahitlerden olalım» demişlerdi. Meryem oğlu İsa, «Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen den bir delil olarak gökten bîr sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın» dedi. Allah da, «Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim» demişti."

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Havariler, Allah'ı:

“Rabbin güç yetirebilir mi?" demeyecek kadar bilen kimseler idiler. Fakat onlar:

“Sen Rabbinden dua edip isteyebilir misin?" demişlerdi.

Hâkim, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Abdurrahman b. Ğanm der ki: Muâz b. Cebel'e, Havarilerin: (.....) veya: (.....) deyişini sorduğumda:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bana bunu: (.....) şeklinde okudu" dedi.

Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: (.....) şeklinde (.....) harfi ile (.....) ifadesini de nasb (fetha) ile okudu.

Ebû Ubeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr bu âyeti: (.....) şeklinde okudu ve:

“Sen Rabbinden isteyebilir misin, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Âmir eş-Şa'bî'den bildiriyor: Hazret-i Ali bu âyeti: (.....) şeklinde okurdu ve:

“Rabbin senin isteğini kabul eder mi, mânâsındadır" derdi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Yahya b. Vessâb ve Ebû Recâ bu âyeti: (.....) şeklinde ile ötre ile okumuşlardır.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“«Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi..." âyetini açıklarken:

“Onlar: «Sen Rabbinden istersen Rabbin senin isteğini kabul eder mi?» dediler Bunun üzerine Allah onlara gökten bir sofra indirdi. O sofrada et hariç bütün yemekler mevcuttu" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: (.....) ifadesiyle:

“Sofra", (.....) ifadesiyle de:

“Yakînen kavramak kastedilmektedir" demiştir.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır..." âyetini açıklarken:

“Sofranın indiği günü bayram edinelim, biz ve bizden sonrakiler bu güne saygı duysunlar mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır..." âyetini açıklarken:

“Kendilerinden sonra gelenler için bir bayram günü olmasını istemişlerdi" dedi.

Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'da, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, el- Azame'de ve Ebû Bekr eş-Şâfiî, "el-Ğaylâniyât" isimli Fevâid'inde bildirdiğine göre Selmân el-Fârisî der ki: Havariler, İsa b. Meryem'den sofra istedikleri zaman, Hazret-i İsa bu istekten hiç hoşlanmamış ve:

“Allah'ın size yeryüzünde vermiş olduğu şeylerle kanaat edin. Gökten bir sofra istemeyin. Eğer öyle bir sofra inecek olursa bu, Rabbinizden sizin aleyhinizde bir delil olacaktır. Semûd kavmi peygamberlerinden mucize istedikleri zaman helak olmuşlardı. Semud kavmi o mucize ile imtihan olmuş ve bu mucize helaklarına sebep olmuştu" dedi. Fakat onlar yine de kabul etmeyerek mucize istedikleri için:

“...İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, görmüş şahitlerden olalım..." dediler. İsa (aleyhisselam), Havarilerin bunu kabul etmediğini ve sofrayı istemekte ısrar ettiklerini görünce, kalkıp üstündeki yün elbiseyi atarak siyah kıldan bir cübbe ve bir hırka giyindi.

Sonra abdest alıp gusletti ve namazgâha girip bir müddet namaz kıldı. Namazını bitirdiğinde kalkıp kıbleye dönerek ayaklarını bir hizaya getirdi. Topuklarını birleştirip parmaklarını da bir hizaya getirdi. Sağ elini sol elinin üzerine koyarak göğsüne götürdü. Sonra gözlerini yumup Allah korkusuyla başını eğdi ve gözyaşı dökerek ağlamaya başladı. Sürekli gözyaşı akıyor ve sakalının etrafından dökülüyordu. Başını eğmiş olduğu için yüzünün altı gözyaşlarıyla ıslanmıştı. Bunu görünce Allah'a:

“Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir." Bu, senden bize bir öğüt veya seninle bizim aramızda bir işaret olsun. Onun üzerinde bize yiyecekler ver; zira «Sen rızık verenlerin en hayırlısısın»" diye dua etmeye başladı. Bunun üzerine Yüce Allah onlara iki bulut arasından kırmızı bir sofra indirdi. Bir bulut sofranın üstünde, bir bulut ta altındaydı. Havariler de gökyüzü boşluğundan sofranın kendilerine gelişini seyrediyordu. İsa (aleyhisselam), Allah'ın sofrayı indirmek için koştuğu şarttan dolayı korkarak ağlıyordu. Çünkü sofra indikten sonra onu inkar edecek kişilere âlemlerden hiç kimseye azap vermediği bir şekilde azap verecekti.

Yine İsa (aleyhisselam) yerinde durmuş:

“Allahım! Onu bize rahmet kıl. Allahım! Onu bize azap kılma! Allahım! senden ne acaip şeyler istedim bana hep verdin. Allahım! Bizi sana şükredenlerden kıl. Allahım! Bunu bize gazap ve ceza olarak indirmiş olmandan sana sığınıyorum. Allahım! Onu bize selamet ve afiyet kıl, fitne ve ibret eyleme" dedi. Sofra önüne ininceye kadar İsa (aleyhisselam) durmadan böyle dua ediyordu. Havariler ve arkadaşları etrafında güzel kokular alıyorlardı. Daha önce öylesi bir kokuyu asla almamışlardı. İsa (aleyhisselam) ve Havariler, Yüce Allah kendilerini hesap etmedikleri bir yerden rızıklandırdığı ve kendilerine büyük, ibret verici, acayip bir mucize gösterdi diye şükür secdesine kapandılar. Yahudiler de gelip sofrayı seyretti. Acayip şeyler gördüklerinde şiddetli bir üzüntü ve kedere kapıldılar. Yine şiddetli bir öfkeyle oradan ayrıldılar. İsa (aleyhisselam), Havariler ve arkadaşları sofranın etrafına oturunca sofranın bir bezle kapanmış olduğunu gördüler. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Sofranın üstünden bu bezi kaldırmaya hangimiz daha cesaretli, kendine daha fazla güvenir ve Rabbi katında imtihan edilmeye en uygun olandır? Bu kişi sofranın üzerini açsın ki, onu görelim. Rabbimize hamd edip ismini zikrederek bize verdiği rızıktan yiyelim" deyince, Havariler:

“Ey Allah'ın Ruhu ve kelimesi! Sen içimizde en öncelikli ve onu açmakta en fazla hak sahibi olansın" dediler. İsa (aleyhisselam) bir daha abdest alarak namazgaha girdi ve bir kaç rekat namaz kıldı. Uzun bir süre ağlayarak, sofrayı açması için izin istedi, onu kendisi ve kavmine bereket ve rızık kılması için Allah'a dua etti.

Sonra sofranın yanına gelip oturdu ve bezi tutarak:

“Rızık verenlerin en hayırlısı Allah'ın ismiyle" deyip sofranın üzerinden örtüyü kaldırdı. Sofrada pişmiş iri bir balık gördüler. Üzerinde pul, içinde de kılçık yoktu. Ondan yağ sızıp akıyordu. Etrafında pırasa dışında bütün yeşilliklerden vardı. Başının yanında sirke, kuyruğunun yanında da tuz bulunmaktaydı. Yeşilliklerin etrafında beş ekmek vardı. Birinin üzerinde zeytin, birinin üzerinde hurma, diğerlerinin üzerinde beş tane nar vardı. Havarilerin başı Şemûn, İsa'ya (aleyhisselam):

“Ey Allah'ın ruhu ve kelimesi! Bu dünya yiyeceğinden midi, yoksa Cennet yiyeceğinden mi?" diye sorunca:

“Delillerden gördüklerinizden dolayı ibret alma ve soru sormaktan sakınma zamanı gelmedi mi? Bu mucize'den dolayı cezalandırılmanızdan ne kadar korkuyorum" karşılığını verdi. Şem'ûn:

“Hayır, İsrail'in ilahına yemin olsun ki, ben bu soru ile kötü bir şey kastetmedim ey doğru kadının oğlu!" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Bu gördüğünüz ne Cennet, ne de dünya yemeğidir. Bu Yüce Allah'ın galip ve kahir kudretiyle havada icad ettiği şeydir. Ona: «Ol!» dedi ve göz kapatıp açmaktan daha hızlı bir şekilde oluverdi. Allah'ın ismiyle istediğiniz şeyden yiyin ve bundan dolayı Rabbinize hamd edin. Allah size ondan daha da verecek ve arttıracaktır. Zira Allah yoktan var eden kudret sahibi ve nimet verendir" dedi. Havariler:

“Ey Allah'ın ruhu ve kelimesi! Bize bu mucizenin içinde de bir mucize gösterilmesini isteriz" deyince, İsa (aleyhisselam):

“Sübhanallah! Gördüğünüz bu mucize size yetmiyor mu ki başka bir mucize istiyorsunuz?" diyerek balığa döndü ve:

“Ey balık! Allah'ın izniyle önceden olduğun gibi tekrar diril" dedi. Balık Allah'ın kudretiyle taze ve diri bir balık oldu. Aslanın ağzının etrafını yalaması gibi ağzının etrafını yalıyor ve beyaz gözlerini açıp kapıyordu. Pulları da üzerine geri gelmişti.

Havariler korkmuş ve geri çekilmişti. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Size ne oluyor mucize istiyorsunuz da Rabbiniz size gösterince ondan hoşlanmıyorsunuz. Yaptığınızdan dolayı cezalandırılırsınız diye ne kadar korkmaktayım. Ey balık! Allah'ın izniyle eski haline dön!" dedi. Balık yine Allah'ın izniyle ilk olduğu gibi eski haline döndü. Havariler, İsa'ya (aleyhisselam):

“Ey Allah'ın ruhu! Ondan ilk yiyen kişi sen ol, sonra da biz yeriz" deyince:

“Bunu yapmaktan Allah'a sığınırım. Yemeğe onu isteyenler önce başlar" karşılığını verdi. Havariler ve arkadaşları peygamberlerinin yemediğini görünce onun inişinin bir gazap olmasından ve kendilerinin ibretlik olmalarından korktular. İsa (aleyhisselam) bu durumlarını görünce fakirleri ve kötürümleri çağırarak:

“Rabbinizin rızkından ve Peygamberinizin duasından yiyin. Bunu size indiren Allah'a hamd edin. O sizin için afiyet başkası içinde ceza olacaktır. Allah'ın ismiyle yemeğe başlayıp hamd ile bitirin" dedi. Onlar da öyle yaptılar. Ondan erkek ve kadın olmak üzere bin üç yüz kişi yemek yedi. Her kişi sofradan karnı doymuş ve geğirir bir şekilde kalkıyordu. İsa (aleyhisselam) ve Havariler sofraya baktıklarında gökten indiği gibi duruyordu. Ondan hiçbir şey eksilmemişti. Sonra sofra herkesin gözü önünde göklere geri çekildi. Ondan yiyen her fakir zenginleşti, her kötürüm de iyileşti. Ölene kadar da zengin ve sağlıklı kaldılar. Havariler ve arkadaşları ondan yemedikleri için ölene kadar dudakları akarak ve o yemekler kalplerinde hasret kalarak pişman olmuşlardı.

Bundan sonra da sofra indiği zaman bütün İsrâil oğulları her yerden sofraya geliyor izdiham yaşanıyordu. Zengin fakir, kadın, büyük, küçük, sağlıklı olanlar, hasta olanlar birbirlerini sırtına binercesine akın ediyorlardı. İsa (aleyhisselam) bu durumu görünce aralarında bunu nöbetleşe yaptı. Sofra bir gün iniyor, bir gün inmiyordu. Bu şekilde kırk gün devam ettiler. Sofra güneş biraz yükseldiği zaman iniyor, öğle istirahatı zamanı gelene kadar ondan yiyorlardı. Öğle istirahatı zamanı da herkesin gözü önünde tekrar gökyüzüne çekiliyordu. Onlar da kayboluncaya kadar yerdeki gölgesine bakardı. Yüce Allah, İsa'ya (aleyhisselam):

“Sofradaki bu rızkımı yetimlere, fakirlere ve kötürümlere ver, zenginlere verme" diye vahiy indirdi. Allah böyle yapınca zenginler şüpheye düşerek kendilerini hakir gördüler. Bunun üzerine sofra hakkında şüpheye düştükleri gibi başka insanları da onun hakkında şüpheye düşürdüler. Sonra da sofra hakkında çirkin ve kötü şeyler çıkardılar. Böylece şeytan onlardan ihtiyacını karşılamış oldu. Vesveselerini şüphe edenlerin kalplerine bıraktılar. Onlar da İsa'ya (aleyhisselam):

“Bize sofranın gökten inişinin hak olup olmadığını haber ver. Bizden çok kişi bu konuda şüpheye düştü" dediler. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Mesih'in ilahına yemin olsun ki, helak oldunuz. Rabbinizden istemesi için siz Peygamberinizden ısrarla sofra istediniz. Bunu yaptığı zaman da Allah sofrayı size rahmet ve rızık olarak gönderdi. Aynı zamanda ibret alacağınız mucizeler gösterdi. Siz onu yalanladınız ve hakkında şüpheye düştünüz. Azapla müjdelenin, sizden, Allah'ın rahmet ettiği kişiler dışında üzerinize azap inecektir. Yüce Allah, İsa'ya (aleyhisselam):

“Şartlarımı yalanlayanlara ve sofra indikten sonra onu inkar edenlere daha önce hiç kimseye azap vermediğim bir şekilde azap vereceğim" diye vahiy indirdi. Şüphe edenler akşamladıkları vakit en güzel bir şekilde eşleriyle beraber emin olarak yataklarına girdiler. Gecenin sonuna doğru Allah onları domuza dönüştürmüştü. Sabahladıklarında çöplüklerdeki pislikleri karıştırmaya başladılar.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, İbn Abbâs'tan bildiriyor: İsa b. Meryem, İsrâil oğullarına:

“Siz otuz gün oruç tutup sonra da Allah'tan istediklerinizi isteyip size verilmesini ister misiniz? Şüphesiz ki çalışan kişi ücretini mal sahibinden alır" dedi. İsrâil oğulları öyle yapıp:

“Ey hayrın öğretmeni! Sen bize:

“Çalışanın ücreti kendisine çalışılan kişiye aittir" dedin ve bize otuz gün oruç tutmamızı emrettin. Biz de otuz gün oruç tuttuk. Eğer bir kişiye otuz gün çalışmış olsaydık mutlaka bize yemek verirdi. "Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" dediler. İsa da (aleyhisselam):

“Eğer mü'minler iseniz, Allah'a karşı gelmekten sakının" dedi. Yüce Allah:

“Onlar, «İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, görmüş şahitlerden olalım» demişlerdi. Meryem oğlu İsa, «Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın» dedi. Allah da, "Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim" buyurmuştu. Sonra melekler gökten sofra ile uçarak geldiler. Sofrada yedi balık ve yedi ekmek bulunmaktaydı. Ondan ilk kişilerin yediği gibi son kişiler de yedi.

Tirmizî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, el-Azdâd'da İbnu'l-Enbârî, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin, Ammâr b. Yâsir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Gökyüzünden gelen sofrada et ve ekmek indirildi. Onlara hainlik etmemeleri ve yarın için yemek kaldırmamaları emredildi. Ancak onlar hainlik edip yemek kaldırınca maymunlara ve domuzlara dönüştürüldüler" buyurdu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim başka bir vecihle Ammâr b. Yâsir'den mevkûf olarak bunun aynısını bildirir. Tirmizî, mevkûf olan rivâyetin sahîh olduğunu söylemiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ammâr b. Yâsir:

“Sofra indiği zaman üzerinde Cennet meyvelerinden meyveler vardı" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Sofra, balık ve ekmekten ibaretti" dedi.

Süfyân b. Uyeyne'nin, İkrime'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer İsrâil oğulları olmasaydı ekmek küflenmez ve et kokmazdı. Ancak onlar eti ve ekmeği yarın için saklayınca ekmek küflenip et koktu" buyurdu.

İbnu'l-Enbârî'nin, el-Azdâd'da bildirdiğine göre Ebû Abdirrahman es- Sülemî:

“...Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir..." âyetini açıklarken:

“Sofrada ekmek ve balık bulunmaktaydı" dedi.

İbnu'l-Enbârî ve Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Sofra yemeklerle kaynar bir şekilde inmişti. Oturarak ondan yerlerdi. Hainlik ettikleri zaman biraz yukarı kaldırıldı ve dizlerinin üzerine çökerek yemeye başladılar. Yine hainlik ettiklerinde biraz daha kaldırıldı ve ayakta yemeye başladılar. Sonra bir daha hainlik ettiklerinde tümden kaldırıldı.

İbnu'l-Enbârî, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: O öyle bir sofraydı ki ona dört bin kişi birden oturuyordu. Aralarında zayıf olanlar için:

“Bunlar elbiselerimizi kirletmektedir. Sofrayı yükseltecek bir seki yapsak" dediler ve bir seki yaptılar. Bunun üzerine zayıf olanlar yemekten bir şeye erişemez oldu. Allah'ın emirlerine karşı gelince de Allah, sofrayı onlardan tümden kaldırdı.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbnu'l-Enbârî, el- Azdâd'da ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Atiyye el-Avfî:

“Mâide, kendisinde her yiyeceğin tadı bulunan bir balıktır" dedi.

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İkrime:

“Sofrada indirilen ekmek pirinçtendi" dedi.

İbn Cerîr'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“İsa'ya (aleyhisselam) ve Havarilere içinde ekmek ve balık olan bir sofra indirildi. Onlar nerede olursa olsun konakladıkları zaman isterlerse ondan yerlerdi" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Enbârî'nin, el-Azdâd'da, İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs sofra hakkında:

“Onlar nerede konaklarsa yemek te gökten kendileri için oraya inerdi" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Onlar nerede konaklarsa yemek te yanlarına inerdi" dedi.

İbn Cerîr, İshâk b. Abdillah'tan bildiriyor: Sofra İsa b. Meryem'e inmişti. Onda yedi ekmek ve yedi balık vardı. Onlar diledikleri gibi ondan yerlerdi. Aralarından bir kişi:

“Belki bir daha inmez" diyerek ondan bir şeyler çaldı.

Bunun üzerine sofra kaldırıldı ve bir daha inmedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Enbârî ve Ebu'ş-Şeyh, Katâde'den bildiriyor: Bize nakledildiğine göre sofrada inen meyveler Cennet meyvelerinden idi. Onlara sofradan bir şey saklamamaları, hainlik etmemeleri ve yarın için bir şey kaldırmamaları emredildi. Allah onları bu şekilde imtihan etmekteydi. Onlar böylesi bir şey yapacağı zaman İsa (aleyhisselam) onları uyarıyordu. Ancak kavim hainlik edip bir gün sonrası için bir şeyler sakladı."

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Sofrada et dışında her şey indirilmişti. (.....) ifadesiyle de sofra kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Meysere ve Zâzân:

“İsrâil oğullarına sofra indiği zaman bütün yemeklerde elleri birbirine karışırdı (herkes istediğinden yerdi)" dediler.

İbn Ebî Hâtim, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: Kendisine, Allah tarafından İsrâil oğullarına indirilen sofra sorulunca:

“Her gün kendilerine bu sofrada Cennet meyvelerinden inerdi. Herkes istediği meyvelerden yerdi. O sofraya dört bin kişi oturuyordu. Onlar yemek yediği zaman Yüce Allah yerlerini diğer dört bin kişiyle değiştirirdi. Bu bir müddet öyle devam etti" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir..." âyetini açıklarken:

“Bu, misal olarak verilmiş bir şeydir. Gerçekte onlara bir şey inmemiştir" dedi.

Ebû Ubeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Mücâhid'den bildiriyor: Üzerinde yemekler olan sofra indirileceği zaman, onu inkar etme durumlarında kendilerine verilecek azap arz olundu. Bunun üzerine onlar da sofranın indirilmesini kabul etmediler.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki:

“Onlara:

“Sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim" denilince:

“Ona ihtiyacımız yoktur" dediler ve kendilerine öyle bir sofra indirilmedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim" âyetini açıklarken:

“Bize nakledildiğine göre onlar sofra konusunda öyle şeyler yapınca domuzlara dönüştürüldüler" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim" âyetini açıklarken:

“Sofra indikten sonra inkar eden kişilere edeceğim azabı sofra ehlinden başka kimseye etmeyeceğim, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Abdullah b. Amr:

“Kıyamet gününde en şiddetli azabı görecek olanlar sofra olayına tanıklık edip te onu inkar edenler, münafıklar ve Firavun ailesidir" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim (.....) bu âyeti: (.....) şeklinde şeddeli olarak okumuştur.

116

Bkz. Ayet:117

117

"Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: «Ey Meryem oğlu İsa! Sen mî insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin, dedin?« İsa da: «Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem, şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin» diyecektir. Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyin yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin."

Tirmizî, Nesâî, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Deylemî, Ebû Hureyre'den bildiriyor: İsa'ya (aleyhisselam) hücceti telkin edilecektir. Yüce Allah onu:

“Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, «Allah'ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin» dedin" şeklinde telkin etti. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah onu: «Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin» şeklinde telkin etmiştir" buyurdu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Meysere:

“Yüce Allah: «Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, «Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin» dedin...»' buyurduğu zaman, İsa'nın (aleyhisselam) bütün eklem kemikleri titreyip yere yığılacaktır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“Allah: «Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin, dedin» buyurduğu zaman, İsa'nın (aleyhisselam) bütün eklem kemikleri korkudan dolayı yerinden oynayacaktır" dedi.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde'ye:

“Sen mi insanlara, «Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin» dedin?" sorusu ne zaman sorulacaktır?" denilince:

“Bu, kıyamet gününde olacaktır. Allah'ın: «Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür» buyurduğunu görmüyor musun" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Sen mi insanlara, «Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin» dedin" âyetini açıklarken:

“Allah, İsa b. Meryem'i yanına kaldırdığı zaman Hıristiyanlar diyeceğini dedi ve bunu kendilerine İsa b. Meryem'in söylediğini iddia ettiler. Bunun üzerine Allah kendisi hakkında bu denilenleri sorunca:

“Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin" dedi.

Abdurrezzâk, Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Tâvus bu âyet hakkında der ki:

“İsa'ya (aleyhisselam) Rabbi soru sordu ve kendisini:

“Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz" demeye muvaffak etti.

Ebu'ş-Şeyh, Tâvus vasıtasıyla Ebû Hureyre'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Yüce Allah, İsa'yı sorguya çekti. İsa da bu konudaki mazeretini dile getirdi. Yüce Allah onu sorguya çekerken: «Sen mi insanlara, "Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin" dedin?» diye sordu."

İbn Merdûye'nin, Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde ümmetler toplandığı zaman her topluluk kendi lideriyle çağrılacaktır. îsa çağrılınca ona: «Ey İsa! "Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin, dedin"» diye sorulacaktır. İsa da:

“Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin" diyecektir. Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin»s diye cevap verecektir."

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc, "Sen mi insanlara, «Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilâh edinin» dedin?" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah, Hazret-i İsa'ya insanların duyacağı şekilde bunu sormuştur. Böylece Hazret-i İsa'ya, Allah'a kul olduğunu ikrar ettirmiş ve Hazret-i İsa hakkında aslı olmayan şeyleri söyleyenler, bu söylediklerinin batıl olduğunu anlamışlardır."

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin" âyetini açıklarken:

“Benim de, sizin de efendiniz olan Allah'a kulluk edin, mânâsındadır" dedi.

Taberânî'nin, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): (.....) âyeti:

“Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim» mânâsındadır" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî, el-Esmâ' ve's-Sıfât'ta, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbesinde:

“Ey insanlar! Sizler mahşerde Allah'ın huzuruna yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak çıkacaksınız" buyurdu. Sonra:

“Yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz yaparız" âyetini okuyarak şöyle devam etti:

“Bilinki, kıyamet gününde ilk giydirilecek kişi İbrâhîm'dir. Bilin ki, benim ümmetimden bazı adamlar getirilecek ve sol tarafa alınacaklardır. Bunun üzerine ben: «Ey Rabbim! Ashâbım, ashâbım» diyeceğim. Bana: «Sen bunların senden sonra ne yaptığını bilmiyorsun» denilecektir. Ben de salih kulun demiş olduğu gibi: «Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun» diyeceğim. Yine bana: «Sen aralarından ayrıldıktan sonra, topuklarının üstünden geriye dönmüş mürtedlerdir» denilecektir. "

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun..." âyetini açıklarken:

“Onları koruyucu yalnız sen oldun, mânâsındadır" dedi.

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun..." âyetini açıklarken:

“Onları koruyucu yalnız sen oldun, mânâsındadır" dedi.

118

"Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."

İbn Ebî Şeybe, Musannef’te, Ahmed, Nesâî, İbn Merdûye ve Beyhakî, Sünen'de, Ebû Zer'den bildirir: Bir gece Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kıldı ve sabaha kadar:

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin" âyetini okudu. Rükuyu da, secdeyi de bu sözlerle yapıyordu. Sabahladığı zaman:

“Yâ Resûlallah! Sabahlayana kadar hep bu âyeti okudun" dediğimde:

“Ben Rabbimden ümmetim için şefaat istedim ve bana bunu verdi. Kişi şirk koşmadıktan sonra -inşallah bu vaad- geçerlidir" buyurdu.

İbn Mâce, Ebû Zer'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) gece namazında sabaha kadar:

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin" âyetini okudu.

Müslim, Nesâî, İbn Ebi'd-Dünyâ, Hüsnü'z-Zan'da, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Taberânî ve Beyhakî, el-Esmâ' ve's-Sıfat'ta, Abdullah b. Amr b. el- Âs'tan bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), İbrâhîm süresindeki:

“Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin" âyetini okudu. İsa b. Meryem ise:

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin'" âyetini okumuştur. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ellerini kaldırarak:

“Ümmetim, ümmetimi" diyerek ağladı. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Ey Cibrîl! Muhammed'e git ve: «Ümmetin konusunda seni razı edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz» de" buyurdu.

İbn Merdûye, Ebû Zer'den bildiriyor: Bir gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetine şefaat dileyerek geceyi geçirdi. Namazını hep:

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin" âyeti ile kılıyordu. Sabaha kadar bu âyetle rüku ve secde ediyor bu âyetle kalkıp oturuyordu.

İbn Merdûye, Ebû Zer'den bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Annem babam sana feda olsun. Bütün Kur'ân'ı bildiğin halde geceyi bir âyetle geçirdin. Eğer bizden biri bunu yapmış olsaydı bunu onun aleyhinde bir şey sayardık" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ümmetime dua ettim" dedi. Bunun üzerine:

“Sana ne cevap verildi?" dediğimde:

“Bana, ümmetimin bundan haberi olursa birçok kişi namazı terk ederdi cevabı verildi" buyurdu. "İnsanlara müjde vereyim mi?" dediğimde:

“Olur, ver" dedi. Ömer dedi ki:

“Yâ Resûlallah! Eğer bu haberi insanlara verecek olursan ibadetlerden uzaklaşırlar" dediğimde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Zer'e:

“Geri dön!" diye seslendi. O da geri döndüğünde gece ibadetinde okumuş olduğu:

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin'" âyetini okudu.

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır..." âyetini açıklarken:

“Onlar dedikleriyle azabı hak eden kullarındır" dedi. "...Eğer onları bağışlarsan..."âyeti hakkında ise:

“Bunlar, İsa'nın (aleyhisselam) yeryüzüne inip de Deccal'ı öldüreceği zamana kadar ömürlerini uzattığın, bunu görüp de dediklerinden geri dönerek senin tek olduğunu ve senin kulların olduğunu söyleyen kişilerdir. Eğer onları dediklerinden geri döndüler diye bağışlarsan:

“...Yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin" dedi.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Süddî:

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin" âyetini açıklarken:

“Eğer onları Hıristiyanlık üzeri bırakıp öldürecek olursan azap onlara hak olur. Şüphe yok ki, onlar senin kullarındır.

Eğer onları Hıristiyanlıktan çıkarıp İslam'a hidayet edersen şüphe yok ki, sen güç mutlak sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin" dedi. Yine Süddî, İsa'nın (aleyhisselam) bunu dünyada iken söylediğini bildirmiştir.

119

"Allah, şöyle diyecek: «Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.» Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu, büyük başarıdır."

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür..." âyetini açıklarken:

“Bugün tevhid ehlinin tevhidlerinin kendilerine yarar sağladığı gündür" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür...'" âyetini açıklarken:

“Bu, İsa'nın (aleyhisselam) sözlerinden bir kısımdır. O gün ise kıyamet günüdür" dedi.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh, Katâde'den bildiriyor: Kıyamet gününde Allah'ın Peygamberi İsa (aleyhisselam) ve Allah'ın düşmanı İblis konuşacaktır. İblis:

“Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz" diyecektir. Allah'ın düşmanı o gün doğru söylemiş olacaktır. Ancak dünyada iken yalancıydı. İsa (aleyhisselam) ise Allah'ın bildirmiş olduğu gibi:

“Allah, şöyle diyecek: «Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.» Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu, büyük başarıdır" diyecektir. Yüce Allah:

“Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür" buyurmaktadır. İsa (aleyhisselam) dünya hayatında ve ölümden sonra da doğru söyleyendir.

120

"Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir."

Ebû Ubeyd'in, Fedâil'de, Ebu'z-Zâhiriyye'den bildirdiğine göre Hazret-i Osmân, Mâide Sûresinin sonuna:

“(=Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir)" ifadesini yazmıştı.