1
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Birbirlerine neyi soruyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Birbirlerine neyi soruyorlar?
- Ali Bulaç
- Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?
- Diyanet İşleri
- Neyi soruşturuyorlar?
Tefsirleri karşılaştır2
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- O büyük haberden mi?
- Elmalılı H. Yazır
- O büyük haberden (kıyametten) mi?
- Ali Bulaç
- O büyük haberi mi?
- Diyanet İşleri
- Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
Tefsirleri karşılaştır3
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İnanıp inanmamakta) ayrılığa düşmektedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
- Ali Bulaç
- Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler.
- Diyanet İşleri
- Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
Tefsirleri karşılaştır4
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır! Anlayacaklar!
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, ilerde bilecekler.
- Ali Bulaç
- Hayır; yakında bileceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır5
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yine hayır! Onlar anlayacaklar!
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır hayır, ilerde bilecekler.
- Ali Bulaç
- Yine hayır; yakında bileceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır6
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًۭا
- Diyanet Vakfı
- Biz yeryüzünü bir döşek, yapmadık mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
- Ali Bulaç
- Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı?
- Diyanet İşleri
- Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Tefsirleri karşılaştır7
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًۭا
- Diyanet Vakfı
- Dağları da birer kazık.
- Elmalılı H. Yazır
- Dağları da birer kazık kılmadık mı?
- Ali Bulaç
- Dağları da birer kazık?
- Diyanet İşleri
- Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Tefsirleri karşılaştır8
وَخَلَقْنَٰكُمْ أَزْوَٰجًۭا
- Diyanet Vakfı
- Sizi çifter çifter yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Sizleri çift çift yarattık.
- Ali Bulaç
- Sizi çift çift yarattık.
- Diyanet İşleri
- Sizi çift çift yarattık;
Tefsirleri karşılaştır9
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًۭا
- Diyanet Vakfı
- Uykunuzu bir dinlenme kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
- Ali Bulaç
- Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
- Diyanet İşleri
- Uykunuzu dinlenme vakti kıldık;
Tefsirleri karşılaştır10
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًۭا
- Diyanet Vakfı
- Geceyi bir örtü yaptık.
- Elmalılı H. Yazır
- Geceyi bir örtü yaptık.
- Ali Bulaç
- Geceyi bir örtü yaptık.
- Diyanet İşleri
- Geceyi bir örtü yaptık;
Tefsirleri karşılaştır11
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًۭا
- Diyanet Vakfı
- Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
- Ali Bulaç
- Gündüzü bir geçim-vakti kıldık.
- Diyanet İşleri
- Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık;
Tefsirleri karşılaştır12
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًۭا شِدَادًۭا
- Diyanet Vakfı
- Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.
- Elmalılı H. Yazır
- Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
- Ali Bulaç
- Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik.
- Diyanet İşleri
- Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik;
Tefsirleri karşılaştır13
وَجَعَلْنَا سِرَاجًۭا وَهَّاجًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
- Ali Bulaç
- Parıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık.
- Diyanet İşleri
- Parlak ışık veren güneşi varettik;
Tefsirleri karşılaştır14
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءًۭ ثَجَّاجًۭا
- Diyanet Vakfı
- Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
- Ali Bulaç
- Sıkıp suyu çıkaran (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirdik.
- Diyanet İşleri
- Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Tefsirleri karşılaştır15
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّۭا وَنَبَاتًۭا
- Diyanet Vakfı
- Size tohumlar, bitkiler, yetiştirmek için
- Elmalılı H. Yazır
- Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
- Ali Bulaç
- Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye.
- Diyanet İşleri
- Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Tefsirleri karşılaştır16
وَجَنَّٰتٍ أَلْفَافًا
- Diyanet Vakfı
- Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
- Ali Bulaç
- Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de.
- Diyanet İşleri
- Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Tefsirleri karşılaştır17
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَٰتًۭا
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.
Tefsirleri karşılaştır18
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًۭا
- Diyanet Vakfı
- Sur'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
- Ali Bulaç
- Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.
- Diyanet İşleri
- Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.
Tefsirleri karşılaştır19
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًۭا
- Diyanet Vakfı
- Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur;
- Elmalılı H. Yazır
- Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
- Ali Bulaç
- O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.
- Diyanet İşleri
- Gökler kapı kapı açılacaktır.
Tefsirleri karşılaştır20
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
- Diyanet Vakfı
- Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
- Elmalılı H. Yazır
- Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
- Ali Bulaç
- Dağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir.
- Diyanet İşleri
- Dağlar yürütülüp serap olacaktır.
Tefsirleri karşılaştır21
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًۭا
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
- Ali Bulaç
- Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.
- Diyanet İşleri
- Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.
Tefsirleri karşılaştır22
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابًۭا
- Diyanet Vakfı
- Azgınların barınacağı yerdir (cehennem).
- Elmalılı H. Yazır
- Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
- Ali Bulaç
- Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir.
- Diyanet İşleri
- Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.
Tefsirleri karşılaştır23
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar,
- Elmalılı H. Yazır
- Orada çağlarca kalacaklardır.
- Ali Bulaç
- Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır.
- Diyanet İşleri
- Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır.
Tefsirleri karşılaştır24
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًۭا وَلَا شَرَابًا
- Diyanet Vakfı
- Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar,
- Elmalılı H. Yazır
- Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
- Ali Bulaç
- Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir içecek.
- Diyanet İşleri
- Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Tefsirleri karşılaştır25
إِلَّا حَمِيمًۭا وَغَسَّاقًۭا
- Diyanet Vakfı
- Kaynar su ve irin (tadarlar).
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
- Ali Bulaç
- Kaynar sudan ve irinden başka.
- Diyanet İşleri
- Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Tefsirleri karşılaştır26
جَزَآءًۭ وِفَاقًا
- Diyanet Vakfı
- Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
- Ali Bulaç
- (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak,
- Diyanet İşleri
- Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Tefsirleri karşılaştır27
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًۭا
- Diyanet Vakfı
- Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
- Ali Bulaç
- Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.
- Diyanet İşleri
- Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı.
Tefsirleri karşılaştır28
وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابًۭا
- Diyanet Vakfı
- Bizim ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
- Ali Bulaç
- Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı.
- Diyanet İşleri
- Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı.
Tefsirleri karşılaştır29
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ كِتَٰبًۭا
- Diyanet Vakfı
- Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
- Ali Bulaç
- Oysa Biz, herşeyi yazıp saymışızdır.
- Diyanet İşleri
- Biz de herşeyi yazıp saymışızdır.
Tefsirleri karşılaştır30
فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
- Diyanet Vakfı
- Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir).
- Ali Bulaç
- Şimdi tadın. Size artık azaptan başkasını arttırmayacağız;
- Diyanet İşleri
- Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız."
Tefsirleri karşılaştır31
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz takva sahipleri için de başarı ödülü vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Tefsirleri karşılaştır32
حَدَآئِقَ وَأَعْنَٰبًۭا
- Diyanet Vakfı
- Bahçeler, bağlar,
- Elmalılı H. Yazır
- Bahçeler var, bağlar var.
- Ali Bulaç
- Nice bahçeler ve üzüm bağları.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Tefsirleri karşılaştır33
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًۭا
- Diyanet Vakfı
- Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,
- Elmalılı H. Yazır
- Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
- Ali Bulaç
- Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Tefsirleri karşılaştır34
وَكَأْسًۭا دِهَاقًۭا
- Diyanet Vakfı
- Ve içki dolu kase(ler).
- Elmalılı H. Yazır
- Dopdolu kadehler var.
- Ali Bulaç
- Dopdolu kadehler.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Tefsirleri karşılaştır35
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا كِذَّٰبًۭا
- Diyanet Vakfı
- Onlar orada ne boş bir lakırdı ne de yalan işitirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
- Ali Bulaç
- İçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler, ne bir yalan.
- Diyanet İşleri
- Orada boş ve yalan söz işitmezler.
Tefsirleri karşılaştır36
جَزَآءًۭ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًۭا
- Diyanet Vakfı
- Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükafatıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
- Ali Bulaç
- Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu).
- Diyanet İşleri
- Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır37
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًۭا
- Diyanet Vakfı
- O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmandır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
- Ali Bulaç
- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O’na hitap etmeye güç yetiremezler.
- Diyanet İşleri
- O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır.
Tefsirleri karşılaştır38
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ صَفًّۭا ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَقَالَ صَوَابًۭا
- Diyanet Vakfı
- Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahman'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
- Ali Bulaç
- Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir.
- Diyanet İşleri
- Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.
Tefsirleri karşılaştır39
ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
- Diyanet Vakfı
- İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
- Ali Bulaç
- İşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüşyolu edinsin.
- Diyanet İşleri
- İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser.
Tefsirleri karşılaştır40
إِنَّآ أَنذَرْنَٰكُمْ عَذَابًۭا قَرِيبًۭا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا
- Diyanet Vakfı
- Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkarcı kişi: "Keşke toprak olsaydım!" diyecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."
- Ali Bulaç
- Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek.
- Diyanet İşleri
- Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der.
Tefsirleri karşılaştır