1
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًۭا
- Diyanet Vakfı
- Söküp çıkaranlara, andolsun;
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara,
- Ali Bulaç
- Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun.
- Diyanet İşleri
- Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun,
Tefsirleri karşılaştır2
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًۭا
- Diyanet Vakfı
- Yavaşça çekenlere,
- Elmalılı H. Yazır
- Usulcacık çekenlere,
- Ali Bulaç
- Yumuşacık çekip alanlara,
- Diyanet İşleri
- Canları kolaylıkla alanlara and olsun,
Tefsirleri karşılaştır3
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًۭا
- Diyanet Vakfı
- Yüzdükçe yüzenlere,
- Elmalılı H. Yazır
- Yüzüp yüzüp gidenlere,
- Ali Bulaç
- Yüzdükçe yüzerek gidenlere,
- Diyanet İşleri
- Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun,
Tefsirleri karşılaştır4
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًۭا
- Diyanet Vakfı
- Yarıştıkça yarışanlara,
- Elmalılı H. Yazır
- Yarışıp geçenlere,
- Ali Bulaç
- Öncü olarak yarışıp geçenlere,
- Diyanet İşleri
- Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun
Tefsirleri karşılaştır5
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًۭا
- Diyanet Vakfı
- Derken iş düzenleyenlere.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken bir iş çevirenlere kasem olsun (ki kıyamet var).
- Ali Bulaç
- Derken işi bir düzen içinde evirip çevirenlere,
- Diyanet İşleri
- Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun
Tefsirleri karşılaştır6
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
- Diyanet Vakfı
- Birinci üflemenin (kainatı) sarstığı,
- Elmalılı H. Yazır
- O gün deprem sarsar,
- Ali Bulaç
- O sarsıntının sarsacağı gün,
- Diyanet İşleri
- O gün bir sarsıntı sarsar.
Tefsirleri karşılaştır7
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
- Diyanet Vakfı
- Onu ikinci üflemenin takip ettiği gün,
- Elmalılı H. Yazır
- Onu ikinci bir sarsıntı izler.
- Ali Bulaç
- Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek.
- Diyanet İşleri
- Peşinden bir diğeri gelir.
Tefsirleri karşılaştır8
قُلُوبٌۭ يَوْمَئِذٍۢ وَاجِفَةٌ
- Diyanet Vakfı
- İşte o gün yürekler kaygıdan oynar,
- Elmalılı H. Yazır
- Yürekler vardır, o gün kaygıdan hoplar.
- Ali Bulaç
- O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak.
- Diyanet İşleri
- O gün kalbler titrer.
Tefsirleri karşılaştır9
أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Gözler yorgun düşer.
- Elmalılı H. Yazır
- Gözler kalkmaz saygıdan.
- Ali Bulaç
- Gözler zillet içinde düşecek.
- Diyanet İşleri
- İnsanların gözleri yere döner.
Tefsirleri karşılaştır10
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
- Diyanet Vakfı
- Diyorlar ki, "Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz,
- Elmalılı H. Yazır
- Diyorlar ki: "Biz tekrar eski halimize mi döndürülecekmişiz?
- Ali Bulaç
- Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?"
- Diyanet İşleri
- Derler ki: "Biz eski halimize mi döndürüleceğiz?"
Tefsirleri karşılaştır11
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًۭا نَّخِرَةًۭ
- Diyanet Vakfı
- (Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
- Ali Bulaç
- "Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?"
- Diyanet İşleri
- "Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı?"
Tefsirleri karşılaştır12
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًۭا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- "O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur" dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Öyleyse bu çok zararlı bir dönüştür." dediler.
- Ali Bulaç
- Derler ki: "Şu durumda, zararına bir dönüştür bu."
- Diyanet İşleri
- Derler ki: "O takdirde bu zararına bir dönüştür."
Tefsirleri karşılaştır13
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat o bir tek haykırıştır.
- Ali Bulaç
- Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bir tek çığlık yetecektir.
Tefsirleri karşılaştır14
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
- Diyanet Vakfı
- Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir de bakarsın hepsi meydandadır.
- Ali Bulaç
- Bir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler.
- Diyanet İşleri
- Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir.
Tefsirleri karşılaştır15
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- (Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Musa'nın haberi sana geldi mi?
- Ali Bulaç
- Musa'nın haberi sana geldi mi?
- Diyanet İşleri
- Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?
Tefsirleri karşılaştır16
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
- Diyanet Vakfı
- Kutsal vadi Tuva'da Rabbi ona şöyle seslenmişti:
- Elmalılı H. Yazır
- Hani Rabbi ona kutsal vaadi Tuva'da seslenmişti:
- Ali Bulaç
- Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmişti:
- Diyanet İşleri
- Tuva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitap etmişti:
Tefsirleri karşılaştır17
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haydi, demişti, git Firavun'a, çünkü o çok azdı."
- Ali Bulaç
- "Firavun'a git; çünkü o, azdı."
- Diyanet İşleri
- "Firavun'a git; doğrusu o azmıştır."
Tefsirleri karşılaştır18
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- De ki: Nasıl arınmağa gönlün var mı?
- Elmalılı H. Yazır
- De ki: İster misin arınasın?
- Ali Bulaç
- Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?"
- Diyanet İşleri
- "Ona de ki: Arınmağa niyetin var mı?"
Tefsirleri karşılaştır19
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın.
- Elmalılı H. Yazır
- Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasın.
- Ali Bulaç
- "Seni Rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun."
- Diyanet İşleri
- "Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasın."
Tefsirleri karşılaştır20
فَأَرَىٰهُ ٱلْءَايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa Firavun'a o büyük mucizeyi gösterdi.
- Ali Bulaç
- (Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi.
Tefsirleri karşılaştır21
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
- Diyanet Vakfı
- (O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi.
- Ali Bulaç
- Fakat o, yalanladı ve isyan etti.
- Diyanet İşleri
- Ama Firavun yalanladı ve baş kaldırdı.
Tefsirleri karşılaştır22
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sonra (inkar için) olanca çabasını göstererek sırtını döndü.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra koşarak dönüp gitti.
- Ali Bulaç
- Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü.
- Diyanet İşleri
- Geri dönüp yürüdü.
Tefsirleri karşılaştır23
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı:
- Elmalılı H. Yazır
- Derken adamlarını topladı da bağırdı:
- Ali Bulaç
- Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi;
- Diyanet İşleri
- Adamlarını toplayıp seslendi:
Tefsirleri karşılaştır24
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ben sizin en yüce Rabbinizim" dedi.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."
- Diyanet İşleri
- "Sizin en yüce rabbiniz benim" dedi.
Tefsirleri karşılaştır25
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْءَاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi.
- Ali Bulaç
- Böylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.
- Diyanet İşleri
- Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı.
Tefsirleri karşılaştır26
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةًۭ لِّمَن يَخْشَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz bunda, saygı duyacaklar için bir ibret vardır.
- Ali Bulaç
- Gerçekten bunda 'içi titreyerek korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bunda Allah'tan korkan kimseye ders vardır.
Tefsirleri karşılaştır27
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti,
- Elmalılı H. Yazır
- Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? Onu Allah bina etti.
- Ali Bulaç
- Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti.
- Diyanet İşleri
- Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.
Tefsirleri karşılaştır28
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Onu yükseltti, düzene koydu,
- Elmalılı H. Yazır
- Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu.
- Ali Bulaç
- Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi.
- Diyanet İşleri
- Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.
Tefsirleri karşılaştır29
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.
- Elmalılı H. Yazır
- Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
- Ali Bulaç
- Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı.
- Diyanet İşleri
- Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.
Tefsirleri karşılaştır30
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
- Diyanet Vakfı
- Ondan sonra da yerküreyi döşedi,
- Elmalılı H. Yazır
- Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
- Ali Bulaç
- Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.
- Diyanet İşleri
- Ardından yeri düzenlemiştir.
Tefsirleri karşılaştır31
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Yerden suyunu ve otlağını çıkardı,
- Elmalılı H. Yazır
- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.
- Ali Bulaç
- Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı.
- Diyanet İşleri
- Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.
Tefsirleri karşılaştır32
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Dağlarını oturttu.
- Ali Bulaç
- Dağlarını dikip-oturttu;
- Diyanet İşleri
- Dağları yerleştirmiştir.
Tefsirleri karşılaştır33
مَتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
- Diyanet Vakfı
- Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere.
- Elmalılı H. Yazır
- Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
- Ali Bulaç
- Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
- Diyanet İşleri
- Bunları sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yapmıştır.
Tefsirleri karşılaştır34
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Her şeyi alt üst eden o büyük felaket geldiği vakit,
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat o her şeyi bastıran büyük felaket geldiği vakit,
- Ali Bulaç
- Ancak o, 'herşeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (kıyamet) geldiği zaman.
- Diyanet İşleri
- Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar.
Tefsirleri karşılaştır35
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
- Diyanet Vakfı
- İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün,
- Elmalılı H. Yazır
- O, insanın neyin peşinde koştuğunu anladığı gün,
- Ali Bulaç
- O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar.
- Diyanet İşleri
- Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar.
Tefsirleri karşılaştır36
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterilmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Gören kimseler için cehennem hortlatıldığı vakit,
- Ali Bulaç
- Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir.
- Diyanet İşleri
- Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir.
Tefsirleri karşılaştır37
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Artık kim azmışsa,
- Elmalılı H. Yazır
- Artık her kim azgınlık etmiş,
- Ali Bulaç
- Artık kim taşkınlık edip-azarsa,
- Diyanet İşleri
- İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.
Tefsirleri karşılaştır38
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
- Diyanet Vakfı
- Ve dünya hayatını ahirete tercih etmişse,
- Elmalılı H. Yazır
- Ve dünya hayatını tercih etmişse,
- Ali Bulaç
- Ve dünya hayatını seçerse,
- Diyanet İşleri
- İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.
Tefsirleri karşılaştır39
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz cehennem(onun için) tek barınaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz onun varacağı yer cehennemdir.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir.
- Diyanet İşleri
- İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.
Tefsirleri karşılaştır40
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için,
- Elmalılı H. Yazır
- Kim de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden menetmiş ise,
- Ali Bulaç
- Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa,
- Diyanet İşleri
- Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.
Tefsirleri karşılaştır41
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz cennet(onun) yegane barınağıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir.
- Ali Bulaç
- Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.
- Diyanet İşleri
- Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.
Tefsirleri karşılaştır42
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)
- Elmalılı H. Yazır
- Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye.
- Ali Bulaç
- "O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.
- Diyanet İşleri
- Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
Tefsirleri karşılaştır43
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
- Diyanet Vakfı
- Sen onu nereden bilip bildireceksin!
- Elmalılı H. Yazır
- Sen nerde, onu anlatmak nerde?!
- Ali Bulaç
- Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki…
- Diyanet İşleri
- Nerde senden onu anlatması?
Tefsirleri karşılaştır44
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
- Diyanet Vakfı
- Onun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onun son ilmi Rabbine aittir.
- Ali Bulaç
- En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir.
- Diyanet İşleri
- Onun bilgisi Rabbine aittir.
Tefsirleri karşılaştır45
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın.
- Ali Bulaç
- Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için bir uyarıcısın.
- Diyanet İşleri
- Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.
Tefsirleri karşılaştır46
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler.
- Ali Bulaç
- Onu gördükleri gün, sanki, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler.
- Diyanet İşleri
- Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar.
Tefsirleri karşılaştır