İbn Kesîr'i Tefsiri

Nebe’ Sûresi — İbn Kesîr'i Tefsiri

(Mekke'de nazil olmuştur.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

25. Âyetin Tefsiri

25'— Sade kaynar bir su ve bir de irinden başka.

Bu bölümü tek başına aç →

30. Âyetin Tefsiri

Sonsuz yıllar anlamına gelen kelimesi, ( kelimesinin cem'idir ve bu seksen yıldır. Her yıl on iki aydır, her ay otuz gündür. Her gün de bir yıldır. Bu görüş Ali İbn Ebu Talîb'ten riyâyet edilir. Denildi ki: ( <^U>-Vl ) on yedi bin yıldır. Bu söz her ne kadar uzun olursa olsun bir sonun bulunduğunu ifâde eder. Halbuki kâfirle­rin cehennemdeki iazâbı sonsuzdur. Öyleyse «sonsuz devirler» sözünün anlamı nedir? derseniz; ben derim ki: Bu konuda bir çok vecih zikredil­miştir:

Birincisi: Hasan'dan nakledilen rivayettir, o şöyle der: Allah Te-âlâ cehennem ehli için bir süre koymamıştır. Sadece «Sonsuz devirler boyunca orada kalacaklardır.» buyurmuştur. Allah'a andolsun ki; bir sonsuz devir geçince bir başka sonsuz devir gelir, sonra bir başkası ge­lir ve ebediyyen bu böylece devam eder. Sonsuz devrin sayısı yoktur, yalnızca ebedî kalış vardır. Abdullah İbn Mes'ûd der ki: Cehennem ehli cehennemde, dünyadaki çakılların sayısınca muüaet KaıacaKiarını pii-seıercu, sevinmemi, uennet ehli 5e Cennette aunyadaki gakıiiarın s*âvî-şinca bir süre kalacaklarını bilselerdiT üzülürlerdi.

İkinci bir görüş şöyledir: kelimesi sonsuza delâlet et­mez. Çünkü bir sonsuz demektir. Bu takdirde mânâ şöyle olur: Onlar, sonsuz süreler Doyunca orada kalırlar ve o sonsuz süreler boyunca orada serinlik ve içecek tadamazlar. Ancak kaynar su ve bir de irin tadarlar. Bu ifâde onların basma gelen azabın çeşidi için belir­lenen bir vakit demektir. Yoksa oradaki kalışlarını ta'yîn eden bir za­manlama değildir.

Üçüncü veçhe göre bu âyet «Öyleyse tadınız bundan böyle size azâbtan başka bir şey artırmayız» kavli ile neshedilnıiştir. Yani sayı or­tadan kalkmış ebedî olarak azâb, gerçekleşmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

31. Âyetin Tefsiri

31 - Şüphesiz ki müttakiler için kurtuluş vardır.

Bu bölümü tek başına aç →

36. Âyetin Tefsiri

Allah Teâlâ, bahtiyar kişilerden ve onlara hazırladığı yüce nimet ve ikramlardan bahsederek buyuruyor ki: «Şüphesiz ki müttakîler için kurtuluş vardır.» İbn Abbâs ve Dahhâk bu ifâdeye; gezilecek yer var­dır, diye anlam vermişlerdir. Mücâhid ve Katâde derler ki: Onlar ce­hennemden kurtulmuşlardır; Burada en açık söz İbn Abbâs'm sözüdür. Çünkü Allah Teâlâ âyetin devamında şöyle buyuruyor: «Bahçeler ve bağlar.» Hurma ve benzeri ağaçlardan oluşan bahçeler ve bağlar. "Gö­ğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.» Göğüsleri tomurcuklanmış huri­ler. İbn Abbâs, Mücâhid ve bir başkası der ki: Buradaki ke­limesi; göğüsleri henüz sarkmamış bakireler, demektir. Onların hepsi aynı yaştadırlar. Nitekim bu hususun açıklanması Vakıa sûresinde geç­mişti. İbn Ebu Hatim der ki: Bize Abdullah İbn Ahmed ed-Deştekî... Ebu Ümâme'den nakleder ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş: Cennet ehlinin gömlekleri Allah'ın rıdvânından belirir. Bulutlar onların üzerine gelir ve: Ey cennet ehli ne diyorsunuz size yağmur indireyim mi? diye seslenir. Nihayet yağmur onlardan göğüsleri tomurcuklanmış, yaşıt kız­ların üzerine yağar.

«Ve dolu kâseler.» İbn Abbâs der ki: Ard arda doldurulmuş kâse­ler. İkrime ise; saf ve parlak kâseler, der. Mücâhid Hasan, Katâde ve İbn Zeyd ise; tamamen doldurulmuş kadehler, derler. Mücâhid, Saîd İbn Cübeyr ise kelimesinin ard arda anlamına geldiğini bil-dırır.

«Orada yalan ve boş söz işitmezler.» Allah Teâlâ'nın Tûr sûresinde buyurduğu gibi «Orada bir saçmalama, günâha sokma 'yoktur.» (Tûr, 23) Orada faydadan uzak, boş ve anlamsız bir söz olmadığı gibi yalan ve günâh da yoktur. Bilakis orası selâmet yurdudur. Oradaki her söz eksiklikten salimdir.

«Rabbından bir mükâfat ve bağış olarak.» Bu zikrettiğimiz husus­ların hepsini Allah, onlara mükâfat olarak lutfu ve insanıyla, rahmet ve bereketiyle vermiştir. «Mükâfat ve bağış olarak.» Çok kapsamlı, ye­terli ve bol olarak. Nitekim araplar: diyerek bana ver­di ve yetirdi, derler. Allah bana yeter derken de ( Aı\ ^-*- ) ifâdesi­ni kullanırlar ki; Allah kâfidir, demektir.

Bu bölümü tek başına aç →

40. Âyetin Tefsiri

Allah Teâlâ azamet ve celâlinden bahsederek göklerin, yeryüzünün, bu ikisinde ve onların arasında bulunanların Rabbı olduğunu, rahmeti her şeyi kuşatan Rahmân'ın kendisi olduğunu bildiriyor. «O'na hitâbda bulunmaya kimse muktedir olamaz.» Allah'ın izni olmadıkça hiç bir kimse O'na hitâb etme gücüne sâhib olamaz. Tıpkı diğer âyetlerde bu­yurduğu gibi: «O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir?» (Bakara, 255) ve «O gün gelince; Allah'ın izni olmadan kimse konuşa­maz.» (Hûd, 105).

«O gün; fuh ve melekler saf halinde olacaklardır.» Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşamazlar. Müfessirler, buradaki ruh keli­mesinin ne anlama geldiği konusunda ihtilâf etmişlerdir. Bu hususta birkaç görüş vardır:

1- Avfî'nin îbn Abbâs'tan naklettiği bir rivayete göre buradaki ruhtan maksad, ademoğuüarının ruhlarıdır.

2- Bir rivayette de bu rûh, âdemoğullannın kendisidir. Hasan ve jCatâde böyle derler. Katâde; İbn Abbâs'm gizlediği şeylerden birisi de buydu, der.

3- Ruhtan maksad, Allah'ın âdemoğlu suretinde yaratmış oldu­ğu bir tür yaratıklarıdır ki onlar ne melektirler, ne de beşer. Hem yer-ter, hem de içerler, İbn Abbâs, Mücâhid, Ebu Salih ve A'meş bu görüşü naklederler.

4- Buradaki ruhtan maksad, Cebrail'dir. Şa'bî, Saîd îbn Cübeyr ve Dahhâk bu görüşü serdettikten sonra, Allah TeââPnır «Onu Rûh el-Emîn indirmiştir; senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.» (Şuarâ, 192-193) kavlini gösterirler. Mukâtil tbn Hayyân der ki: Rûh, meleklerin en üstünlerindendir ve vahiy sahibi olup Âzız ve Celîl olan Rabba en yakın olan melektir.

5- Buradaki ruhtan maksad, Kur'ân'dir. İbn Zeyd böyle der. Nitekim Allah Teâlâ da: «İşte böylece Biz sana da emrimizden bir rûh vahyettik.» (Şûra, 52) buyurmaktadır.

6- Bu bütün mflhlûkât mikdârmca bir melektir. Ali îbn Ebu Tâlha, İbn Abbâs'tan böyle dediğini nakleder, ibn Abbâs: «O gün; rûh ve melekler» kavlini okuduktan sonra; bu, yaratılış bakımından melek­lerin en büyüklerinden bir melektir, demiştir. İbn Cerîr Taberî der ki: Bana Muhammed İbn Halef... Abdullah İbn Mes'ûd'dan nakletti ki; o, şöyle demiştir: Rûh dördüncü göktedir. O, göklerden, dağlardan ve me­leklerden daha büyüktür. Her gün on iki bin kerre tesbîh eder. Onun her bir teşbihinden Allah bir melek halkeder ki, o kıyamet gününde tek başına bir saf olarak gelecektir. Bu da gerçekten garîb bir sözdür. Taberânî der ki: Bize Muhammed İbn Abdullah... Abdullah İbn Abbâs'­tan nakleder ki; o, şöyle demiş: Ben, Rasûlullah (s.a.)m şöyle buyurdu­ğunu işittim: Allah Teâlâ'nın öyle bir meleği vardır ki, eğer ona; bir lokmada yedi göğü ve yeri yut, denseydi yutuverirdi. Onun tesbîhi; Se­ni olduğun şekilde teşbih ederim, kavlidir. Bu hadîs de gerçekten ga-rîbtir ve peygambere ulaştırılması hususunda durulması gerekir. İbn Abbâs'tan mevkuf olması da mümkündür. Belki de bu, İbn Abbâs'm al­mış olduğu İsrâiliyâttandır. Allah en iyisini bilendir.

İbn Cerîr Taberî bu görüşlerin üzerinde durmuş, ancak bunlardan hiç birini kesin olarak tercih etmemiştir. Mânâya en yakın olanı —Al­lah bilir ya— ruhun; âdemoğullan olmasıdır.

«Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları». Bu, «O gün gelince Al­lah'ın izni olmadan kimse konuşamaz.» (Hûd, 105) kavli gibidir. Sahîh hadîste de: O gün, peygamberlerden başkası konuşamaz, buyurulur.

«O da doğruyu söyler.» Hakkı söyler. Lâ ilahe illallah sözü de —~Ebu Saîd ve îkrime'nin '.belirttiği gibi— hak sözlerden biridir.

«İşte bu; hak gündür.» Muhakkak gerçekleşecek olan gündür. «Di­leyen Rabbma doğru bir yol edinir.» Rabbına ulaşan bir yol, bir merci' ve bir meslek edinip onun üzerinde yürür.

«Biz, sizi yakın bir azâbla uyardık.» Kıyamet günü vukû'bulacak bir azâbla. Onun vukuu kesin olduğu için yakın olmuştur. Çünkü her gelen mutlaka gelecektir. «O gün; kişi elleriyle sunduğuna bakacak.» Onun iyi kötü, eski yeni yaptıklarının hepsi önüne konacak. Tıpkı Al­lah Teâlâ'nın başka âyetlerde buyurduğu gibi: «Onlar, bütün işledik­lerini hazır bulurlar.» (Kehf, 49), «O gün önde ve sonda ne yaptıysa in­sana bildirilir.» (Kıyamet, 13)

«Ve kâfir: Keski ben, toprak olsaydım, diyecektir.» O gün kâfir, dünya diyârındayken yaratılmamış olmayı, varlığa gelmemiş olmayı, bir toprak olmayı arzulayacaktır. Bu durum Allah'ın azabım gözüyle gör­düğü ve bozuk amellerinin meleklerin eliyle kaydedildiğini müşâhade et­tiği gündür. Denildi ki: Kâfir bunu, Allah Teâlâ'nın dünyada yaşamış olan hayvanlar arasında hüküm verdiği ve âdil hükmüyle karâr kıldığı gün söyleyecektir. Öyle ki boynuzsuz koç, boynuzludan hakkını alacak­tır. Hayvanlar arasında hüküm tamamlanınca Allah Teâlâ onlara; top­rak olun, diyecektir de onlar toprak olacaklardır, işte bu sırada kâfir: "Keski ben, toprak olsaydım.» diyecektir. Yani keski ben de bir hayvan olup ta toprağa dönseydim, diyecektir. Bu anlam meşhur Sûr hadîsinde vârid olmuştur. Ebu Hüreyre ve Abdullah İbn Amr ile başkalarından da bu anlamda pek çok haber nakledilmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →