1
وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا
- Diyanet Vakfı
- Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
- Ali Bulaç
- Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun;
- Diyanet İşleri
- Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır2
فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا
- Diyanet Vakfı
- Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;
- Elmalılı H. Yazır
- Büküp devirenlere,
- Ali Bulaç
- Derken kökünden koparıp savuranlara.
- Diyanet İşleri
- Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır3
وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;
- Elmalılı H. Yazır
- Yaydıkça yayanlara,
- Ali Bulaç
- Yaydıkça yayanlara.
- Diyanet İşleri
- Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır4
فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;
- Elmalılı H. Yazır
- Seçip ayıranlara,
- Ali Bulaç
- Böylece ayırdıkça ayıranlara,
- Diyanet İşleri
- Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır5
فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا
- Diyanet Vakfı
- Öğüt telkin edenlere;
- Elmalılı H. Yazır
- Bir öğüt bırakanlara,
- Ali Bulaç
- Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;
- Diyanet İşleri
- Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır6
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
- Diyanet Vakfı
- (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
- Ali Bulaç
- Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için.
- Diyanet İşleri
- Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır7
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!
- Elmalılı H. Yazır
- Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.
- Diyanet İşleri
- Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır8
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
- Diyanet Vakfı
- Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
- Elmalılı H. Yazır
- Hani o yıldızlar silindiği zaman,
- Ali Bulaç
- Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman,
- Diyanet İşleri
- Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
Tefsirleri karşılaştır9
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
- Diyanet Vakfı
- Gökkubbe yarıldığı zaman,
- Elmalılı H. Yazır
- Gök yarıldığı zaman,
- Ali Bulaç
- Gök yarıldığı zaman
- Diyanet İşleri
- Gök yarıldığı zaman,
Tefsirleri karşılaştır10
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
- Diyanet Vakfı
- Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
- Elmalılı H. Yazır
- Dağlar savrulduğu zaman,
- Ali Bulaç
- Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman,
- Diyanet İşleri
- Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
Tefsirleri karşılaştır11
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
- Diyanet Vakfı
- Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
- Elmalılı H. Yazır
- Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,
- Ali Bulaç
- Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman
- Diyanet İşleri
- Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
Tefsirleri karşılaştır12
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
- Diyanet Vakfı
- (Bu alametler) hangi vakte ertelenmiştir?
- Elmalılı H. Yazır
- Bunlar hangi güne ertelendiler?
- Ali Bulaç
- (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti?
- Diyanet İşleri
- Bu, hangi güne bırakılmıştı?
Tefsirleri karşılaştır13
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
- Diyanet Vakfı
- Ayırım gününe.
- Elmalılı H. Yazır
- Hüküm gününe..
- Ali Bulaç
- (Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için.
- Diyanet İşleri
- Hüküm gününe bırakılmıştı.
Tefsirleri karşılaştır14
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!
- Elmalılı H. Yazır
- Bildin mi, nedir o hüküm günü?
- Ali Bulaç
- Bu ayırma gününü sana ne bildirdi?
- Diyanet İşleri
- Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
Tefsirleri karşılaştır15
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır16
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz, (bunlar gibi inkarcı olan) öncekileri helak etmedik mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Biz, öncekileri helak etmedik mi?
- Ali Bulaç
- Biz, öncekileri helak etmedik mi?
- Diyanet İşleri
- Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Tefsirleri karşılaştır17
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra geridekileri de onlara katarız.
- Ali Bulaç
- Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
- Diyanet İşleri
- Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Tefsirleri karşılaştır18
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- İşte biz suçlulara böyle yaparız!
- Elmalılı H. Yazır
- Biz suçlulara böyle yaparız.
- Ali Bulaç
- İşte Biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz.
- Diyanet İşleri
- Suçlulara böyle yaparız.
Tefsirleri karşılaştır19
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vah haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
Tefsirleri karşılaştır20
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
- Ali Bulaç
- Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
- Diyanet İşleri
- Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır21
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ
- Diyanet Vakfı
- İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu sağlam bir yerde oturttuk.
- Ali Bulaç
- Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
- Diyanet İşleri
- Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır22
إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Belli bir süreye kadar.
- Elmalılı H. Yazır
- Belli bir süreye kadar.
- Ali Bulaç
- Belli bir süreye kadar;
- Diyanet İşleri
- Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır23
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
- Elmalılı H. Yazır
- Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
- Ali Bulaç
- İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, Biz ne güzel güç yetirenleriz.
- Diyanet İşleri
- Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
Tefsirleri karşılaştır24
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır25
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
- Diyanet Vakfı
- Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
- Ali Bulaç
- Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
- Diyanet İşleri
- Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Tefsirleri karşılaştır26
أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا
- Diyanet Vakfı
- Dirilere ve ölülere.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerek diriler, gerekse ölüler için.
- Ali Bulaç
- Dirilere ve ölülere.
- Diyanet İşleri
- Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Tefsirleri karşılaştır27
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا
- Diyanet Vakfı
- Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..
- Elmalılı H. Yazır
- Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
- Ali Bulaç
- Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
- Diyanet İşleri
- Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır28
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- Yalanlamış olanların vay o gün haline!
Tefsirleri karşılaştır29
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
- Elmalılı H. Yazır
- (Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."
- Ali Bulaç
- Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
- Diyanet İşleri
- İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
Tefsirleri karşılaştır30
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Üç kola ayrılmış, bir gölgeğe gidin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."
- Ali Bulaç
- Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
- Diyanet İşleri
- "gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Tefsirleri karşılaştır31
لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
- Diyanet Vakfı
- Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.
- Elmalılı H. Yazır
- O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
- Ali Bulaç
- Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
- Diyanet İşleri
- "gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Tefsirleri karşılaştır32
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ
- Diyanet Vakfı
- O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.
- Elmalılı H. Yazır
- O, saray gibi kıvılcımlar atar.
- Ali Bulaç
- Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
- Diyanet İşleri
- O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Tefsirleri karşılaştır33
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).
- Ali Bulaç
- Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
- Diyanet İşleri
- O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Tefsirleri karşılaştır34
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Tefsirleri karşılaştır35
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bu, (kafirlerin) konuşamayacağı bir gündür.
- Elmalılı H. Yazır
- Bugün, konuşamıyacakları gündür.
- Ali Bulaç
- Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
- Diyanet İşleri
- Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Tefsirleri karşılaştır36
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.
- Ali Bulaç
- Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.
- Diyanet İşleri
- Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
Tefsirleri karşılaştır37
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Tefsirleri karşılaştır38
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
- Ali Bulaç
- Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'birarada topladık.'
- Diyanet İşleri
- "Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
Tefsirleri karşılaştır39
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ
- Diyanet Vakfı
- (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
- Elmalılı H. Yazır
- Bir hileniz varsa beni atlatın.
- Ali Bulaç
- Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
- Diyanet İşleri
- "Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
Tefsirleri karşılaştır40
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
Tefsirleri karşılaştır41
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz (o gün) takva sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır;
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır42
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
- Diyanet Vakfı
- Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
- Ali Bulaç
- Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
- Diyanet İşleri
- Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır43
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi afiyetle yeyin için" (denir).
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
- Ali Bulaç
- Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
- Diyanet İşleri
- Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
Tefsirleri karşılaştır44
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- İşte, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
- Ali Bulaç
- Elbette Biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz.
- Diyanet İşleri
- Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
Tefsirleri karşılaştır45
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- O gün yalanlamış olanların vay haline
Tefsirleri karşılaştır46
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Ey inkarcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!
- Elmalılı H. Yazır
- Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
- Ali Bulaç
- (Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu-günahkar kimselersiniz.
- Diyanet İşleri
- Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
Tefsirleri karşılaştır47
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yalanlayanların vay haline!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır48
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler:
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler.
- Ali Bulaç
- Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.
- Diyanet İşleri
- Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.
Tefsirleri karşılaştır49
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
- Elmalılı H. Yazır
- Vay haline o gün yalanlayanların!
- Ali Bulaç
- O gün, yalanlayanların vay haline.
- Diyanet İşleri
- O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır50
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.
- Elmalılı H. Yazır
- Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
- Ali Bulaç
- Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?
- Diyanet İşleri
- Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?
Tefsirleri karşılaştır