Mürselât Sûresi

50 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا

Diyanet Vakfı
Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
Elmalılı H. Yazır
Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
Ali Bulaç
Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun;
Diyanet İşleri
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

2

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا

Diyanet Vakfı
Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;
Elmalılı H. Yazır
Büküp devirenlere,
Ali Bulaç
Derken kökünden koparıp savuranlara.
Diyanet İşleri
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

3

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا

Diyanet Vakfı
(Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;
Elmalılı H. Yazır
Yaydıkça yayanlara,
Ali Bulaç
Yaydıkça yayanlara.
Diyanet İşleri
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

4

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا

Diyanet Vakfı
(Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;
Elmalılı H. Yazır
Seçip ayıranlara,
Ali Bulaç
Böylece ayırdıkça ayıranlara,
Diyanet İşleri
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

5

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا

Diyanet Vakfı
Öğüt telkin edenlere;
Elmalılı H. Yazır
Bir öğüt bırakanlara,
Ali Bulaç
Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;
Diyanet İşleri
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

6

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

Diyanet Vakfı
(Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için.
Elmalılı H. Yazır
Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
Ali Bulaç
Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için.
Diyanet İşleri
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

7

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ

Diyanet Vakfı
Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!
Elmalılı H. Yazır
Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.
Ali Bulaç
Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.
Diyanet İşleri
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

8

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ

Diyanet Vakfı
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Elmalılı H. Yazır
Hani o yıldızlar silindiği zaman,
Ali Bulaç
Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman,
Diyanet İşleri
Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
Tefsirleri karşılaştır

9

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ

Diyanet Vakfı
Gökkubbe yarıldığı zaman,
Elmalılı H. Yazır
Gök yarıldığı zaman,
Ali Bulaç
Gök yarıldığı zaman
Diyanet İşleri
Gök yarıldığı zaman,
Tefsirleri karşılaştır

10

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ

Diyanet Vakfı
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
Elmalılı H. Yazır
Dağlar savrulduğu zaman,
Ali Bulaç
Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman,
Diyanet İşleri
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
Tefsirleri karşılaştır

11

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ

Diyanet Vakfı
Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
Elmalılı H. Yazır
Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,
Ali Bulaç
Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman
Diyanet İşleri
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
Tefsirleri karşılaştır

12

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

Diyanet Vakfı
(Bu alametler) hangi vakte ertelenmiştir?
Elmalılı H. Yazır
Bunlar hangi güne ertelendiler?
Ali Bulaç
(Bu,) Hangi gün için ertelenmişti?
Diyanet İşleri
Bu, hangi güne bırakılmıştı?
Tefsirleri karşılaştır

13

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ

Diyanet Vakfı
Ayırım gününe.
Elmalılı H. Yazır
Hüküm gününe..
Ali Bulaç
(Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için.
Diyanet İşleri
Hüküm gününe bırakılmıştı.
Tefsirleri karşılaştır

14

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!
Elmalılı H. Yazır
Bildin mi, nedir o hüküm günü?
Ali Bulaç
Bu ayırma gününü sana ne bildirdi?
Diyanet İşleri
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
Tefsirleri karşılaştır

15

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır

16

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
Biz, (bunlar gibi inkarcı olan) öncekileri helak etmedik mi?
Elmalılı H. Yazır
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Ali Bulaç
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Diyanet İşleri
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Tefsirleri karşılaştır

17

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
Elmalılı H. Yazır
Sonra geridekileri de onlara katarız.
Ali Bulaç
Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Diyanet İşleri
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Tefsirleri karşılaştır

18

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet Vakfı
İşte biz suçlulara böyle yaparız!
Elmalılı H. Yazır
Biz suçlulara böyle yaparız.
Ali Bulaç
İşte Biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz.
Diyanet İşleri
Suçlulara böyle yaparız.
Tefsirleri karşılaştır

19

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vah haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
Tefsirleri karşılaştır

20

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ

Diyanet Vakfı
(Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Elmalılı H. Yazır
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
Ali Bulaç
Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Diyanet İşleri
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır

21

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ

Diyanet Vakfı
İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
Elmalılı H. Yazır
Onu sağlam bir yerde oturttuk.
Ali Bulaç
Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Diyanet İşleri
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır

22

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ

Diyanet Vakfı
Belli bir süreye kadar.
Elmalılı H. Yazır
Belli bir süreye kadar.
Ali Bulaç
Belli bir süreye kadar;
Diyanet İşleri
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır

23

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ

Diyanet Vakfı
Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
Elmalılı H. Yazır
Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
Ali Bulaç
İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, Biz ne güzel güç yetirenleriz.
Diyanet İşleri
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
Tefsirleri karşılaştır

24

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır

25

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا

Diyanet Vakfı
Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
Elmalılı H. Yazır
Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Ali Bulaç
Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Diyanet İşleri
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Tefsirleri karşılaştır

26

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا

Diyanet Vakfı
Dirilere ve ölülere.
Elmalılı H. Yazır
Gerek diriler, gerekse ölüler için.
Ali Bulaç
Dirilere ve ölülere.
Diyanet İşleri
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Tefsirleri karşılaştır

27

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا

Diyanet Vakfı
Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..
Elmalılı H. Yazır
Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
Ali Bulaç
Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Diyanet İşleri
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır

28

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
Tefsirleri karşılaştır

29

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Diyanet Vakfı
(İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
Elmalılı H. Yazır
(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."
Ali Bulaç
Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
Diyanet İşleri
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
Tefsirleri karşılaştır

30

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ

Diyanet Vakfı
Üç kola ayrılmış, bir gölgeğe gidin.
Elmalılı H. Yazır
"Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."
Ali Bulaç
Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Diyanet İşleri
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Tefsirleri karşılaştır

31

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

Diyanet Vakfı
Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.
Elmalılı H. Yazır
O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Ali Bulaç
Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
Diyanet İşleri
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Tefsirleri karşılaştır

32

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ

Diyanet Vakfı
O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.
Elmalılı H. Yazır
O, saray gibi kıvılcımlar atar.
Ali Bulaç
Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
Diyanet İşleri
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Tefsirleri karşılaştır

33

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ

Diyanet Vakfı
Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
Elmalılı H. Yazır
Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).
Ali Bulaç
Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Diyanet İşleri
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Tefsirleri karşılaştır

34

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Tefsirleri karşılaştır

35

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

Diyanet Vakfı
Bu, (kafirlerin) konuşamayacağı bir gündür.
Elmalılı H. Yazır
Bugün, konuşamıyacakları gündür.
Ali Bulaç
Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Diyanet İşleri
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Tefsirleri karşılaştır

36

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

Diyanet Vakfı
Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.
Elmalılı H. Yazır
Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.
Ali Bulaç
Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.
Diyanet İşleri
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
Tefsirleri karşılaştır

37

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Tefsirleri karşılaştır

38

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
(O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
Elmalılı H. Yazır
Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
Ali Bulaç
Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'birarada topladık.'
Diyanet İşleri
"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
Tefsirleri karşılaştır

39

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ

Diyanet Vakfı
(Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
Elmalılı H. Yazır
Bir hileniz varsa beni atlatın.
Ali Bulaç
Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
Diyanet İşleri
"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
Tefsirleri karşılaştır

40

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
Tefsirleri karşılaştır

41

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz (o gün) takva sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,
Elmalılı H. Yazır
Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
Ali Bulaç
Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır;
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır

42

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Diyanet Vakfı
Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar.
Elmalılı H. Yazır
Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
Ali Bulaç
Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).
Diyanet İşleri
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır

43

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Diyanet Vakfı
(Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi afiyetle yeyin için" (denir).
Elmalılı H. Yazır
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
Ali Bulaç
Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
Diyanet İşleri
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
Tefsirleri karşılaştır

44

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet Vakfı
İşte, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı H. Yazır
İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
Ali Bulaç
Elbette Biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Diyanet İşleri
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
Tefsirleri karşılaştır

45

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
O gün yalanlamış olanların vay haline
Tefsirleri karşılaştır

46

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ

Diyanet Vakfı
(Ey inkarcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!
Elmalılı H. Yazır
Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
Ali Bulaç
(Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu-günahkar kimselersiniz.
Diyanet İşleri
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
Tefsirleri karşılaştır

47

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
O gün yalanlayanların vay haline!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır

48

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler:
Elmalılı H. Yazır
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler.
Ali Bulaç
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.
Diyanet İşleri
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.
Tefsirleri karşılaştır

49

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı H. Yazır
Vay haline o gün yalanlayanların!
Ali Bulaç
O gün, yalanlayanların vay haline.
Diyanet İşleri
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Tefsirleri karşılaştır

50

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.
Elmalılı H. Yazır
Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Ali Bulaç
Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Diyanet İşleri
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?
Tefsirleri karşılaştır