KEŞŞÂF TEFSİRİ

Nâziât Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

1. Tamamen çekip çıkartanlara;
Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. Usul usul alanlara;
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

3. Yüzdükçe yüzenlere;
Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

4. Yarıştıkça yarışanlara;
Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

(mutlaka diriltileceksiniz!)[2356] Allah Teâlâ, [i] ruhları bedenlerden çekip çıkartan ve ruhları de-

rinlerden naşt eden (yani kolayca çıkaran) melekler tayfasına yemin etmek-tedir;אت א kovayı kuyudan çekip çıkardı” anlamındaki neşata’d-delve“ اmine’l-bi’r ifadesinden gelmektedir. Yine, sebh eden (yani yüzercesine) -hız-lanıp emredildikleri şeye doğru koşan- ve akabinde kulların din ve dünyala-rı konusunda kendileri için planlanan maslahatlara uygun işleri düzenleyen melekler tayfasına da yemin etmektedir.ًא ْ َ yani [ruhu] çekip alma inde mübalağa edercesine ruhları parmak uçlarına ve tırnaklara varıncaya kadar cesetlerin en ücra yerlerinden çekip çıkarırlar. [ii] Yahut boyunlarının uzun-luğu ve hızlı koşmaları sebebiyle dizginlerine gömülü vaziyette akarcasına koşan ve İslâm diyarından harp diyarına çıkan gazi atlarına yemin etmekte-dir. Buna göre [אت א hayvan bir beldeden başka bir beldeye çıktığı vakit ,[اsöylenen sevrun nâşitun (göçüp giden yaban mandası) sözünden gelmiş olur. Keza, yüzer gibi koşup da hızla amacına ulaşan ve böylece galibiyet ve zafer kazanma ini gören atlara yemin etmektedir. Buna göre; iş görmenin atlara nispet edilmesi atların bu işin sebeplerinden sayılmasındandır. [iii] Yahut doğudan batıya akan yıldızlara yemin etmektedir. Yıldızların derinleşmesi (iğrâk) ise bütün yörüngeleri kat edip, hızla en batı uca varmalarıdır. Yine bir burçtan bir burca çıkan, yörüngede yüzen, hızlanıp öne geçen ve hesap ilmine dair bir gören gezegenlere yemin etmektedir. [iv] “Soyup çıkaran-lar”ın, ok atışlarını derinleştirmek üzere yayları çeken, atların iplerini bağla-yan gazilerin elleri veya kendileri olduğu da söylenmiştir.

[2357] Hakkında yemin edilen hazfedilmiş olup devamında kıyamet-ten bahsedilmesin-den anlaşılacağı üzere le-tub‘esunne (mutlaka diriltilecek-siniz) ifadesidir. [Aşağıdaki] م (sarstığı gün...) ifadesi de bu gizli fiille (mutlaka diriltileceksiniz) nasbedilmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

6. Sarsıntının sarstığı gün...
Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

] 2358[ ا -yeryüzünün ve dağların sarsılacağı zamanki vâ (sarsıntı) اkıanın adıdır ki o da kendisinin meydana gelmesine bağlı olarak meydana gelecek şeyle betimlenen [Sûr’a] ilk üfürüştür. “Artçı” ise ilk üfürüşü izleyecek olan vâkıadır ki o da [Sûr’a] ikinci üfürüştür. Artçının, כ ن ردف כ أن ن ى De ki: ‘Hemen isteyip durduğunuz şeyin bir kısmı belki de“) اensenizdedir!’” [Neml 27/72]) âyetinde geçen redife cinsinden olması da caizdir ki buna göre Artçı,inkârcıların uzak görerek alelacele istedikleri kıyamettir; kıyamet, yakın oluşu sebebiyle onların artçısı olmaktadır. Sarsıntının م אل رض و ا Arz’ın ve dağların sarsıldığı; (o [granit gibi] dağların kum yığınına“) اdöndüğü) gün...”[Müzzemmil 73/14]) âyetinde bahsedilen yer ve dağların sar-sıntısı, Artçının isegök ve yıldızların sarsıntısı olduğu da söylenmiştir; çünkü göğün yarılıp, yıldızlarının saçılıp dağılması bunu takip edecektir.

[2359] Şayet“א (onu izler) cümlesinin i‘râb konumu nedir?” dersen şöyle derim:Hâl tümlecidir; “Sarsıntı, artçısı onu izleyecek şekilde sarsar!” demektir.

[2360] Şayet“‘Sarstığı gün’ ifadesini nasıl o gizli ‘mutlaka diriltileceksiniz’ fiiline zarf kılabiliyorsun? İnsanlar ilk üfürüşte diriltilmeyecekler ki!” dersen şöyle derim:Mâna “İki üfürüşün vuku bulacağı o geniş vakitte mutlaka diril-tileceksiniz!” şeklindedir; zira onlar bu geniş vaktin bir kısmında -yani son üfü-rülüşte- diriltileceklerdir. Nitekim “ki artçısı da onu izler” âyetinin, Sarsıntıdan hâl tümleci kılınması buna delâlet etmektedir. Ayrıca, “sarstığı gün” zarf tümle-cinin (aşağıdaki) “İşte o gün titrer gönüller!” âyetinin delâlet ettiği şeyle mansūb kılınması da caizdir; yani “sarsıntının sarstığı gün titreyecektir gönüller!”

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

8. İşte o gün, titreyen gönüller var ya
Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

9. (Dehşet ve utançtan) yere çakılmıştır (sahiplerinin) gözleri!..
Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

sonra, yeniden mi yaşamaya başlayacakmışız]?!” ] 2361[ ٌ َ ِ yani şiddetli bir ıstırap duyar! Vecîb ve vecîf (kalp (titrer) وَا

ıstırabını ifade eden) iki kardeş lafızdır. א (yere çakılmıştır) yani zelildir. [2362] Şayet [ َ ِ ٍ وَا ِ َ ْ َ بٌ ُ ُ âyetinde] ifadeye nekire ile başlamak nasıl caiz

olmuş?” dersen şöyle derim: ٌب ُ ُ (gönüller) kelimesi mübtedâ olmak üzere merfû‘, ٌ َ ِ ٌ ;kelimesi ise onun sıfatıdır (titrer) وَا َ ِ א َ א َ אرُ َ ْ ise bunun (yani اmevsuf nekirenin) haberidir. Tıpkı ك ٌ ٌ ٌ -İmanlı bir köle, müş“) وrik bir erkekten o hoşunuza gitse de daha iyidir.” [Bakara 2/221]) âyetindeki gibi.

“Peki, gözlerin gönüllere nispet edilmesi1 nasıl sağlıklı olmuş?” dersen şöyle derim:Bu ifadenin anlamı: “Gönüllerin sahiplerinin gözleri” şeklindedir ki bunun delili [aşağıdaki] ن (diyorlar ki) ifadesidir.

] 2363[ ة א ifadesi “o ilk duruma (mı döndürülecekmişiz?!)” demek اolup ölümden sonra yeniden yaşamayı kastediyorlardı. Şayet“ة א -keli اmesinin mahiyeti nedir?” dersen şöyle derim:“Falanca hâfiresine döndü.” denir ki bu “Geldiği yola döndü de o yolu kazdı; yani yürümesiyle o yolda iz bıraktı; ayaklarının izi bir çukur yaptı.” anlamına gelir. Tıpkı yiyecek-ler dişlerin köküne işleyip iz bıraktığında (dişleri çürüttüğünde) söylenen hufirat esnânuhû hufran (Öyle bir oyuldu ki dişleri!)ve el-hattu’l-mahfûru fi’s-sahri (taşa kazınmış [nakşedilmiş] yazı) ifadesi gibi. Yalnız, şu da söylen-miştir: ة א kelimesi را (hoşnut2 bir yaşam) ifadesine benzer ki ة א “kazmaya mensup”, را “hoşnutluğa mensup” demektir. Yahut Arapların (mahal zikredilip hâl kastedilmesi kabilinden bir mecaz olmak üzere) nehâ-ruke sāimun (senin gündüzün oruçludur [yani sen gündüzü oruçla geçirirsin])şek-lindeki sözleri gibidir. Sonra herhangi bir durum içinde olup o durumdan çıkan ve tekrar o duruma dönen kimse için race‘a ilâ hâfiratihî denir ki: “İlk tarzına ve durumuna döndü.” demektir. Nitekim (İbn A‘râbî):

Şu kellik ve yaşlılığıma rağmen gençlik yıllarıma dönüş mü?Allah’a sığınırım böylesi bir beyinsizlik ve utançtan!

demiş ve [e-hâfiratun derken] “[gençliğe] gerisin geri dönmek mi?” demek iste-miştir. Yine, en-nakdu ‘inde’l-hâfirati denir ki ilk durumda -yani pazarlık esnasında- demektir.3

[2364] Ebû Hayve (v. 203/818) ِة َِ َ ِ ا okumuştur ki hafiratun kelimesi

mahfûratun (çukur) anlamına gelir; [“dişleri oyuk oyuk oldu” anlamında] hafirat esnânuhû fe-hufirat hufran ve-hiye hafiratun denir. Bu kıraat ة א kelimesinin aslî yapı itibariyle mahfûratun (çukur, oyuk) anlamına geldiğinin delilidir.

Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

çürümüştür, çürüktür) denir; tıpkı tami‘a (tamah etti)fiilinden fe-hu-ve tami‘un (çok tamahkârdır) ve tāmi‘un (tamahkâhdır) demen gibi;

1 Mot-a-mot “gönüllerin gözleri.” Gönlün gözü değil, sahibinin gözü diyor müfessir. Ama acaba âyette “gönül gözleri”nden söz ediliyor olabilir mi? Hayır, zira Kalem 68/43 ve Ma‘âric 70/44’te (ve kısmen Gāşiye 88/2’de) olduğu gibi burada da “kâfirlerin tam bir suçlu edasıyla gözlerini yere indirmeleri” anlatılıyor. / ed.

2 Yani sahibini hoşnut eden… / ed.3 Bununla, ücretin vehleiûlâda -yani el sıkışırken- alınması gerektiğini kastederler. / ed.

ٌ ِ َ vezni ٌ ِ א َ ’den (yani nehır, nâhırden) daha mübalağalıdır; âyette her iki şekilde de okunmuştur. Nâhıratun “çürük ve içi boş olduğundan, içinden rüzgâr geçtiğinde hırıltılı bir ötme sesi duyulan kemik” demektir.

] 2366[ -lafzı, hazfedilmiş bir fiille mansūb olup cümle: “Kemik parça إذَاlarına dönüşünce, tekrar mı hayata döndürülüp yeniden mi diriltilecekmi-şiz!?” şeklinde takdir edilir.

Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

[dönüş]” demektir. Anlam “Şayet o (dediğiniz) doğruysa, o hâlde biz o dö-nüşü yalanlamamız sebebiyle hüsrana uğradık desenize!” şeklinde olup bu onların bir alay etmesidir.

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

13. Oysa bu, tek bir ‘sert komut’a bakar.
Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

Hazfedilmiş bir cümleyle ilintilidir; anlamı şöyledir: [Ey inkârcılar] o dönüşü zor saymayın! Zira o tek bir sert komuta bakar; yani bu dönüşün mutlak izzet ve celâl sahibi Allah’a zor geleceğini sanmayın! Zira O’nun kudretine göre bu çok ama çok kolaydır; o ancak tek bir haykırışa bakar! “Sert ko-mut”la da [Sûr’a] ilk üfürüş kastedilmektedir.

[2369] “Bir de bakmışsın ki tamamı”-yerin böğründe birer ölü iken- sonrasında yerin yüzeyinde birer diri oluvermiş!..

ة] [2370] -kelimesi] zecera’l-ba‘îra (Adam deveye yaptırım uygulayıp en زgelledi) sözünden alınma olup; adam deveye bağırdığı vakit kullanılır. ة א اbeyaz, düz yer demektir. Yerin böyle isimlendirilmesinin sebebi, serabın ora-da gerçekleşmesidir ki bu da Arapların ‘aynun sâhiratun câriyetu’l-mâi (uyanık; canlı akan bir pınar) şeklindeki sözlerinden alınma olup sâhiratun lafzının zıddı nâimetundur (uyuyan). Eş‘as b. Kays (r.a.; v. 661) [bir hamaset şiirinde]:

Kuşluk vakti bucaklarını serabın kapladığı nice düzlük vardır ki [ihtiyattan] peçe ile kat etmişimdir baştanbaşa o düzlükleri!

demiştir. Yahut (düz arazilerin bu isimle isimlendirilmesi) o yere girip yürü-yen kişinin helâk olma korkusuyla uyumaması sebebiyledir.

[2371] Katâde’nin ise “Bir de bakmışsın ki tamamı cehennemde!..” şek-linde tefsir ettiği rivayet edilmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

15. Sahi, gelmiş miydi sana Mûsâ’nın haberi?
Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

16. Hani, kutsal vadi Tuvâ’da ona şöyle seslenmişti Rabbi:
Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

[2372] “Git!” (Bu emir “Rabbi ona dedi ki” veya “Ona denildi ki” şek-linde gizli bir) söz amaçlanarak vârit olmuştur. Nitekim İbn Mes‘ûd kıra-atinde ifade, eni’zheb (“[ Firavun’a] git!” diye...) şeklindedir; çünkü1 nidada “söyleme” anlamı vardır.

Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

18. De ki: “Arınmaya ne dersin?!
Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

mı (istekli misin)?” anlamında] hel terğabu fî-hi ve hel terğabu ileyhi demene benzer. “Arınmaya...”Yani şirkten temizlenmeye. [ כ َ َ fiilini] Medineliler idgamla2 tezzekkâ şeklinde okumuşlardır.

[2374] “Sana Rabbine” Allah’ı bilmeye “giden yolu göstereyim” ve seni O Allah hakkında uyarayım da O’nu tanıyasın “ve böylece saygılı olasın.” Çünkü saygılı olma ancak tanımakla olur. Nitekim “Kulları içinde, Allah’a karşı ancak bilginler -yani O’nu bilenler- saygılı olur.” [Fâtır 35/28] buyrul-muştur. Hz. Mûsâ’nın haşyeti zikretmesi onun işin esası olması sebebiyledir. Kim Allah’a karşı saygılı olursa ondan her hayır beklenir. Kim de [aldırmaz, ilâhî azaptan] emin olursa her kötülüğe cüret eder. “Kim endişe duyarsa (ça-buk davranıp) gecenin öncesinde yola çıkar. Gecenin öncesinde yola çıkan da menziline ulaşır.” [Tirmizî, “Kıyâmet”, 18] şeklindeki hadis de bu kabildendir.

[2375] Hz. Mûsâ [ Firavun ile] karşılıklı konuşmasını “sunuş” anlamı ta-şıyan soru sorma ile başlatmış -ki bu, kişinin kendi misafirine, “Bize konuk olmaya ne dersin?” demesine benzer- ve yumuşak sözle Firavun’u motive et-mek ve aşırı kibrinden yumuşaklık mertebesine çekmek için hemen ardından [müteakip âyette yer alan] yumuşak sözü irat etmiştir. Nitekim o, “Ona yumuşak söz söyleyin!...” [TāHâ 20/44] âyetinde belirtildiği üzere bununla memur idi.

Bu bölümü tek başına aç →

20. Âyetin Tefsiri

asıl olan oydu. Diğeri (beyaz el) ona tâbi gibiydi; çünkü Mûsâ elindeki asadan çekiniyordu. İşte bu yüzden ona “Elini koynuna sok!” [Kasas 28/32] denmişti. Yahut Allah her ikisini (yılan ve beyaz el) birlikte kastetmişse de ikincisi birincisine tâbi olması sebebiyle birincisinin cinsindenmiş gibi ikisini bir tek şey kılmıştır.

Bu bölümü tek başına aç →

21. Âyetin Tefsiri

21. Ama o, yalanlayıp karşı geldi.
Bu bölümü tek başına aç →

22. Âyetin Tefsiri

22. Sonra hızla arkasını döndü.
Bu bölümü tek başına aç →

23. Âyetin Tefsiri

1 İbn Mes‘ûd kıraatinde en kelimesinin nasıl / niçin gelebildiğini açıklıyor. / ed.2 Yani, -fiilin aslı tetezekkâ olduğundan- Tâ’yı Zâ’ya idgam ederek… / ed.

Bu bölümü tek başına aç →

24. Âyetin Tefsiri

mu‘cizeyi de sihir diye isimlendirdi ve durumun sağlıklı oluşunu ve itaatin kendisine gerekli olduğunu bildikten sonra Allah Teâlâ’ya “karşı geldi.”

[2378] “Sonra hızla arkasını döndü;” yani (asanın dönüştüğü) yılanı görünce korkuya kapılarak hızla arkasını dönüp koştu. Hasan-ı Basrî Fi-ravun’un çok ince; hafif bir adam olduğunu söylemiştir. Yahut koşarak ve hilebazlığında alabildiğine gayret sergileyerek, Mûsâ’ya arkasını dönüp gitti. Yahut “(Sonra) hızla yönelip geldi.”anlamı kastedilmiştir. Tıpkı senin akbele fulânun yef‘alu kezâ demen gibi ki “Falanca şöyle yapmaya koyuldu.” anlamına gelir. Böylece Firavun ikbal (teveccüh) vasfıyla anılmaması için akbele (yönel-di; teveccüh etti) yerine edbera (arkasını döndü) ifadesi konmuş oldu.

[2379] “Ve derhal” sihirbazları “toplayıp…” Bu “Nitekim Firavun şe-hirlere celpçiler göndermişti.”[Şu‘arâ 26/53] âyetine benzemektedir. “Ve” beraberindekilerin toplandığı kıyam mahallinde “seslendi.”Veya bir tellala emredip, o da bunu insanların içinde yüksek sesle ilan etti.

[2380] Söylendiğine göre; Firavun bu vahim sözü insanların arasında bir hatip olarak dikilip söylemişti. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Firavun’un (bundan önceki) ilk sözü: “Ben sizin için kendimden başka tanrı bilmiyorum!” [Kasas 28/38], sonuncu sözü ise “Sizin en yüce efendiniz benim!” ifadesidir.

Bu bölümü tek başına aç →

26. Âyetin Tefsiri

(“Allah (onlara zafer konusunda) bir vaatte bulunmuştur.” [Rum 30/6]) ve َ َ ِْ

ِ .âyetlerindeki gibi (Biz Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır!” [Bakara 2/138]“) ا[Buna göre] âdeta nekkelâ’llāhu bi-hî nekâle’l-âhirati ve’l-ûlâ (Allah da âhiretin ve dünyanın ibretlik azabıyla onu azaba uğrattı.)denmiş olmaktadır. Nekâl, ten-kil anlamındadır;1 tıpkı selâmın teslîm anlamına gelmesi gibi; yani dünyada sulara gark etme, âhirette de ateşte yakma [ile onu yakalayıverdi]!.. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, [bu rüsva edici azap] Firavun’un “Sizin en yüce efendi-niz benim!” şeklindeki son sözüyle, “Ben sizin için kendimden başka tanrı bilmiyorum!” [Kasas 28/38] şeklindeki ilk sözünün ibretlik azabıdır. Bu iki söz arasında kırk yıl geçtiği de yirmi yıl geçtiği de söylenmiştir.

1 Yani “ibretlik ceza”, “ibretlik cezaya çarptırmak” anlamındadır. Tıpkı selâmın “selâmlamak” anlamında olması gibi. / ed.

Bu bölümü tek başına aç →

28. Âyetin Tefsiri

ve [yeniden] inşanız mı “daha zordur yoksa göğün mü?” anlamı vardır. Sonra [Allah] göğü nasıl yarattığını açıklayarak “Onu O bina etmiştir.” buyurup, daha sonra o bina etmeyi açıklamak üzere; “Boyunu yükseltmiş,”yani gö-ğün, yükseklik yönüne doğru gidiş ölçüsünü beş yüz yıl mesafelik bir uzun-luk ve irtifa alanı kıldı, buyurmuştur.

[2383] “Onu ‘düzen’lemiştir.” Onu hiçbir uyumsuzluk ve çatlak ba-rındırmayacak şekilde, dümdüz ve pürüzsüz olarak ölçülü kılmıştır. Yahut onu, ne ile kemale eriyorsa o şekilde bildiği gibi tamamlamış ve elverişli kılmıştır. Bu (tesviye), sevvâ fulânun emra fulânin (Falanca falancanın işini düzene koydu.) demenden gelmektedir.

Bu bölümü tek başına aç →

29. Âyetin Tefsiri

ceyi karanlık kıldı.) denir. Tıpkı senin zaleme ve azlemehû (Zulmete bürün-dü./Onu zulmete bürüdü.) demen gibi. (Geçişsiz) tıpkı azleme (Zulmet çöktü.) dendiği gibi ağtaşe’l-leylu (Gece karanlık oldu.) da denir.

[2385] “Gündüzünü ağartmıştır.” O göğün güneşinin ışığını bariz kıl-mıştır. Nitekim “Yemin ederim Güneş’e ve en parlak hâline!” [Şems 91/1] âyeti de buna delâlet etmekte olup duhâ ile Allah “Onun ışığına andolsun!” demeyi kastetmektedir. Arapların; “Duhâ (kuşluk) vakti.” şeklindeki sözle-ri, güneşin parıldayıp, gücünün kıvama erdiği vakit için söylenir. (Âyette) gece ve güneşin göğe nispet edilmesi, gecenin göğün gölgesi, güneşin ise (ışığıyla) göğün boşluğunu delen bir kandil olması sebebiyledir.

Bu bölümü tek başına aç →

30. Âyetin Tefsiri

30. Bundan sonra da Arz’ı (hayata elverişli şekilde) yaymıştır.
Bu bölümü tek başına aç →

31. Âyetin Tefsiri

31. Ondan suyunu ve otlağını çıkarmıştır.
Bu bölümü tek başına aç →

32. Âyetin Tefsiri

32. Dağları da [Yer’e] sağlamca çakmıştır.
Bu bölümü tek başına aç →

33. Âyetin Tefsiri

yaban otunu (“çıkarmıştır”). Mer‘â aslında yaban otunun mahallidir (dola-yısıyla âyette mahal zikredilip, hâll kastedilmiştir).

] 2387[ رض אل ve (Arz’ı) ا א ,kelimeleri (dağları) ا أر ve (yaymıştır) د(sağlamca çakmıştır) fiillerinin takdir edilmesiyle mansūb kılınmıştır ki bu, “şarîtatu’t-tefsîr” (tefsir kaydı getirme) üzere gizlice fiil takdir etmektir. Ha-san-ı Basrî bu iki kelimeyi mübtedâ olmak üzere merfû‘ okumuştur.

[2388] Şayet: “ج nin başına atıf edatı getirilmeli değil miydi?” dersen’أşöyle derim:Bu konuda iki farklı yorum vardır: 1) “Arz’ı yaymıştır.” ifadesi, “Onu yayıp, yerleşime uygun biçimde döşeyivermiştir.”demektir. Sonra bu döşeme işini Arz’ın yerleşime imkân vermesi hususunda mutlaka gerekli olan şeyle tefsir etmektedir ki o da yeme-içme işini düzenleme, su ve otla-ğın çıkarılması, yerin ve üzerindekilerin rahatça yerleşebilmesi için dağların kazık misali çakılıp perçinlenmesi sayesinde yerin üzerinde oturabilme im-kânıdır. 2) [Öncesine] bir ْ َ edatı takdir ederek ج nin hâl olmasıdır. Tıpkı’أْ ُ ورُ ُ ُ تْ َ

ِ َ אؤכ -Ancak kendileri ile aranızda anlaşma bulunan bir topluma sığı]“) أو nanlar ya da sizinle savaşmaktan da, kendi kavimleriyle savaşmaktan da] içleri daralarak size gelenler müstesna...” [Nisâ 4/90]) âyetinde olduğu gibi.

[2389] “Yerin otlağını” ifadesiyle, insanların ve hayvanların yediklerini kastetmiş olup ra‘y (otlama) insan için emaneten [yeme yerine] kullanılmış olur. Tıpkı ... ْ َ ْ َ ْ وَ َ ْ َ ... (“Yarın onu bizimle beraber gönder de yayılsın, oynasın...” [Yûsuf 12/12]) âyetinde rate‘nin (yayılma), emaneten [insan için] kullanıldığı gibi. Nitekim1 ْ َ ْ َ fiili, ra‘y (sürü gütme) kökünden nerta‘i (sürüyü yayalım) şeklin-de de okunmuştur.2 Bu sebeple denmiştir ki Allah, suyu ve otlağı zikrederek, tuza varıncaya dek -çünkü o da sudandır- yerden çıkan, ihtiyaçların karşılandı-ğı, sayesinde geçinilen şeylerin tamamını ortaya koymuş olmaktadır.

[2390] Ve bunu “siz ve hayvanlarınız için bir meta” geçimlik kılma yap-mıştır; çünkü (tüm nimetlerin) bolca döşenmesinin menfaati insanlara ve hayvanlarına ulaşmaktadır.

Bu bölümü tek başına aç →

34. Âyetin Tefsiri

34. Fakat o ‘bütün felâketleri bastıran felâket’ geldiğinde.
Bu bölümü tek başına aç →

35. Âyetin Tefsiri

35. İnsanın, ne için çabaladıysa onu düşündüğü gün...
Bu bölümü tek başına aç →

36. Âyetin Tefsiri

herkese...[2391] “Bastıran felâket”yani tüm belâları bastıran; üste çıkıp galip ge-

len belâ. Arapların cera’l-vâdî fe-tamme ‘ale’l-kurâ (Vadi akıp köyleri altına aldı.) şeklinde bir deyimleri vardır. Bu felâket, kıyamettir; zira tüm korku-ları bastırmakta, hepsinin fevkine çıkmaktadır. Bunun Sûr’a ikinci üfürüş olduğu veya cennetliklerin cennete, cehennemliklerin de cehenneme sevk edileceği saat olduğu da söylenmiştir.1 Yani isti‘âresiz hakiki bir kullanım olarak… / ed.2 Keşşâf tefsirinin Tıybî hâşiyesi ile birlikte neşredilen metninde (XVI, 282), bu ifadenin devamında aşa-

ğıdaki ibare de yer almakta ise de Gülnuş Valide Sultan (384a) ve Damad İbrahim Paşa (530a) yazma-larında bulunmamaktadır: “Öyle anlaşılıyor ki burada tağlip söz konusudur; çünkü “Siz ve hayvanlarınız yaşasın diye...” [33] âyeti bu anlamda vârit olmuştur. Ancak tağlibin hakkı insanların hayvanlara baskın kılınması iken, bu görmezden gelinerek tersi yapılmıştır.” / ed.

[2392] “Düşündüğü gün” ifadesi “[bastıran felâket] geldiğinde” ifadesin-den bedeldir; yani insan, amellerinin kendi amel defterinde tafsilatlı şekilde toplandığını gördüğü vakit, daha önce onları unutmuş iken bir bir hatırla-maya başlar. Tıpkı “Kendileri unutmuş olsa da Allah, onu bir bir kaydet-mişti!”[Mücâdile 58/6] âyetindeki gibi.

] 2393[ א ’daki Mâ, ya bağlaç ya da mastar edatıdır (Mastar edatı olması hâlinde âyet: “İnsanın, çabalamalarını düşündüğü gün.”şeklinde tercüme edilebilir).

[2394] “Görebilen herkese” tüm görenlere; yani her bir kimseye “açık-ça” aşikâr olarak “gösterilmektedir.” Ebû Nuheyk (sülâsîden) ve berazet (ortaya konmaktadır) şeklinde okumuştur; yani o cehennem apaçık, ayan beyan bir şekilde tamamen açığa çıkarılarak, mahşer halkının tümü onu görecektir. Tıpkı [şairin] şu sözüne benzemektedir:

İki gözü olan için apaçıktır sabah!Şair bununla gözü olan herkesi kastetmektedir. Bu, hiç kimseye kapalı kal-mayacak şekilde apaçık ortaya çıkmış iş hakkında bir örneklendirmedir. İbn Mes‘ûd [mazi sîgasıyla] li-men raâ okurken, İkrime li-men terâ (Cehen-nem -kendisinin- göreceği herkese açıkça gösterilmektedir!) şeklinde oku-muştur ki buna göre zamir cehenneme ait olup “O, kendilerini uzak bir yerden görünce (onun kızıp köpürdüğünü ve homurdandığını işitirler).” [Furkān 25/12] âyetine benzer. (Bu şaz kıraatte; zamirin Peygamber’e ait ol-duğu ve) “(O gün) cehennem ey Muhammed, senin göreceğin kimselere açıkça gösterilecektir!” anlamında olduğu da söylenmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

37. Âyetin Tefsiri

37. Artık, kim azmışsa;
Bu bölümü tek başına aç →

38. Âyetin Tefsiri

38. ve dünya hayatını [âhirete] yeğlemişse,
Bu bölümü tek başına aç →

39. Âyetin Tefsiri

] 2395[ אذَا א, א ’nın cevabı olup “O bastıran felaket geldiğinde durum böy-le olacaktır;” yani o cayır cayır yanan ateş onun sığınağı1 olacaktır! Tıpkı bi-rine; ğudda tarfeke (Gözünü yum!) anlamında ğudda’t-tarfe” (Gözü[nü] yum!) demen gibi. Dolayısıyla, (وَى daki) Lâm-ı ta‘rif izâfetten bedel değildir. Ne’اvar ki azgının, o sığınağın sahibi olduğu ve [örnekteki] adamın kendisinden başkasının gözünü yumamayacağı bilindiği için izâfet terk edilmiştir; وَى ve اet-tarf lafızlarının başına Lâm-ı ta‘rif gelmesi ma‘rifelik kazandırmak içindir; çünkü bu ikisi bilinen, tanınan şeylerdir. zamiri ise ya (إنnin ismiyle habe-ri arasına girmiş olan) fasıl zamiridir ya da mübtedâdır.1 “…Ateştir şüphesiz, tek sığınak!” ifadesini açıklıyor; yani dünyayı âhirete yeğleyen azgının tek sığınağı! / ed.

Bu bölümü tek başına aç →

41. Âyetin Tefsiri

gelleyebilmişse” -ki hevâ şehevî arzulara uymaktır- ve nefsi hevâdan vazgeçi-rip, onu sabırla kontrol altına almış ve hayrı tercih etmeye yatkın kılabilmişse.

[2397] Bu iki âyetin [iki kardeş olan] Ebû Uzeyz b. Umeyr ve Mus‘ab b. Umeyr hakkında indiği söylenmiştir. Mus‘ab kardeşi Ebû Uzeyz’i Uhud günü öldürmüş ve kendisini siper ederek Peygamber’i (s.a.) korumuştu. Öyle ki (bu koruma esnasında) ok ve kılıç yaralarıyla delik deşik olmuştu!

Bu bölümü tek başına aç →

42. Âyetin Tefsiri

] 2398[ א ْ ُ irsâuhâ anlamında olup “ne zaman kurulacağını” demek-tir; Allah’ın kıyameti ne zaman kuracağını, gerçekleştirip oluşturacağını kastetmektedirler. א ْ ُ אن -ifadesinin O saatin sonu ve karargâhı ne za أman?”anlamında olduğu da söylenmiştir; tıpkı geminin demir attığı yerin, en son ulaştığı istikrar mahalli olması gibi.

Bu bölümü tek başına aç →

43. Âyetin Tefsiri

43. Kıyameti anmak nerede sen nerede?!
Bu bölümü tek başına aç →

44. Âyetin Tefsiri

rede, sen nerede!?”Senin herhangi bir şekilde kıyameti öğrenip onlara söyle-men ve vaktini açıklaman söz konusu değil!.. Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre bu âyet, Peygamber’in (s.a.) kıyamet saatini sürekli bahis konusu etmesi ve bunun kendisine sorulması üzerine nazil olmuştur. Buna göre söz konusu ifade Hz. Peygamber’in kıyametten çokça bahsetmesinden ötürü bir taaccüp olmaktadır. Âdeta, “Kıyametten bahsedilmesi ve sorulması hususuyla neden bu kadar meşgulsün; bu konuyu neden bu kadar önemsiyorsun ki!?” denmek-tedir; yani “Sana kıyameti soruyorlar, sen de onlara cevap yetiştirme tutku-suyla, habire kıyametten bahsediyor; [sonra da] onunla ilgili [bıktırıcı] sorulara muhatap oluyorsun!” Sonra şöyle buyurmuştur: “Sadece senin Rabbindedir ona dair nihaî bilgi.” Yani kıyametin nihaî bilgisi sadece senin Rabbinde olup bu bilgi O’nun yarattıklarından hiç kimseye verilmemiştir.

] 2400[ َِ ([Sen] nerede…?!)ifadesinin onların suallerini yadırgama

niteliğinde olduğu da söylenmiştir; yani “Bu sualin mantığı ne?”buy-rulduktan sonra; “sen zaten kıyametin hatırlatması sayılırsın” denmek-tedir; yani sen kıyamete yakın bir dönemde gönderilmiş; nebiler silsile-sinin sonu ve resullerin sonuncusu olduğuna göre senin peygamberliğin

kıyametin hatırlatılması adına bir ihtar, emarelerinden bir emaredir zaten! Dolayısıyla, senin bu durumun kıyametin yaklaşmasına, kendisiyle yüz yüze gelinmesine ve kendisi için hazırlık yapma gerekliliğine dair onlara yetecek bir delildir; sorup durmalarının anlamı yok!

Bu bölümü tek başına aç →

45. Âyetin Tefsiri

vaktini kendilerine bildiresin diye gönderilmedin. Sen ancak kıyametten endişe duyma hususunda uyarman kendisine lutuf olacak kimseleri kıya-metin korkularına karşı uyarmak için gönderildin.

[2402] [ ْ َ رُ ِ ْ ُ ifadesi] tenvinle munzirun şeklinde de okunmuş olup bu asıl lugattır; izâfetse [kelâmı] kolaylaştırmaktır; şimdiki ve gelecek zaman için her ikisi de elverişlidir.1 Binaenaleyh, geçmiş zaman kastedildiğinde izâfetten başkası söz konusu olamaz. Tıpkı senin huve munziru Zeydin emsi (O, dün Zeyd’in uyarıcısıydı [uyarmıştı].) demen gibi.

Bu bölümü tek başına aç →

46. Âyetin Tefsiri

[2403] Yani sanki dünyada -veya söylendiğine göre kabirlerde-“bir ak-şam ya da bir kuşluk vakti kadar kalmış gibi gelecektir her birine!” Şayet“[Kuşluk vakti anlamındaki] َ ُ ’nın akşama muzāf kılınması nasıl sağlıklı ola-bilmiş?” dersen şöyle derim:Her ikisinin de tek bir gündüz içerisinde yer almaları sebebiyle aralarındaki sıkı ilişkiden dolayı. “Peki,‘Ancak bir akşam ya da bir kuşluk vakti...’ denmesi gerekmez miydi? İzâfetin faydası ne?” dersen şöyle derim:Onların kalış müddetlerinin tam bir günü bile bul-mayacağı, aksine günün bir akşamlık ya da kuşluk vakti kadar bir süresini bulabileceği hususunu ortaya koymaktır. İşte bu “gün” ifadesi ibare dışı bırakınca, kuşluk vaktini günün akşamına izâfe etmiştir; tıpkı (Nasılsa, tehdit edildikleri azabı gördüklerinde,) ancak gündüzün tek bir saati kadar kalmış gibi olacaklar!” [Ahkāf 46/35] âyetindeki gibi.

[2404] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Her kim Ve’n-Nâzi‘ât sûresini okursa, Allah’ın, cennete girinceye kadar bir farz namaz vakti kadar kabirde ve kıyamette alıkoyacağı kimselerden olur.”

1 Normalde; izâfetli kullanımda ileriye dönük bir anlam söz konusudur. Ancak burada “uyaracaksın” anlamı söz konusu değildir; çünkü Peygamber (s.a.) izâfetsiz kullanımın ifade ettiği şekilde “uyarmak-ta”dır; dün de bugün de yarın da… / ed.

Bu bölümü tek başına aç →