Abese Sûresi

42 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ

Diyanet Vakfı
 (Peygamber), yüzünü ekşitti ve geri döndü.
Elmalılı H. Yazır
(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
Ali Bulaç
Surat astı ve yüz çevirdi;
Diyanet İşleri
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Tefsirleri karşılaştır

2

أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ

Diyanet Vakfı
 Âmanın kendisine gelmesinden ötürü
Elmalılı H. Yazır
Kendisine âmâ geldi, diye.
Ali Bulaç
Kendisine o kör geldi diye.
Diyanet İşleri
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Tefsirleri karşılaştır

3

وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ

Diyanet Vakfı
 Belki o temizlenecek,
Elmalılı H. Yazır
Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
Ali Bulaç
Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?
Diyanet İşleri
Ne bilirsin, belki de o arınacak;
Tefsirleri karşılaştır

4

أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ

Diyanet Vakfı
 Yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Elmalılı H. Yazır
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
Ali Bulaç
Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
Diyanet İşleri
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Tefsirleri karşılaştır

5

أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ

Diyanet Vakfı
 Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince,
Elmalılı H. Yazır
Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
Ali Bulaç
Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,
Diyanet İşleri
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Tefsirleri karşılaştır

6

فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ

Diyanet Vakfı
 Sen ona yöneliyorsun,
Elmalılı H. Yazır
Sen ona yöneliyorsun.
Ali Bulaç
İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya’ çalışıyorsun.
Diyanet İşleri
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Tefsirleri karşılaştır

7

وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ

Diyanet Vakfı
Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
Elmalılı H. Yazır
Onun temizlenmemesinden sana ne?
Ali Bulaç
Oysa, onun temizlenip-arınmasından sana ne?
Diyanet İşleri
Arınmak istememesinden sana ne?
Tefsirleri karşılaştır

8

وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ

Diyanet Vakfı
Fakat koşarak sana gelen,
Elmalılı H. Yazır
Ama sana can atarak gelen,
Ali Bulaç
Ama koşarak sana gelen ise,
Diyanet İşleri
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Tefsirleri karşılaştır

9

وَهُوَ يَخْشَىٰ

Diyanet Vakfı
Ve (Allah'tan) korkarak gelenle,
Elmalılı H. Yazır
Allah'tan korkarak gelmişken,
Ali Bulaç
Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;
Diyanet İşleri
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Tefsirleri karşılaştır

10

فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ

Diyanet Vakfı
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
Elmalılı H. Yazır
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
Ali Bulaç
Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.
Diyanet İşleri
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Tefsirleri karşılaştır

11

كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Hayır! Şüphesiz bunlar bir öğüttür,
Elmalılı H. Yazır
Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
Ali Bulaç
Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür.
Diyanet İşleri
Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.
Tefsirleri karşılaştır

12

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

Diyanet Vakfı
Dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır,
Elmalılı H. Yazır
Artık dileyen onu düşünür.
Ali Bulaç
Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın.'
Diyanet İşleri
Dileyen onu öğüt kabul eder.
Tefsirleri karşılaştır

13

فِى صُحُفٍۢ مُّكَرَّمَةٍۢ

Diyanet Vakfı
O, değerli sahifelerdir,
Elmalılı H. Yazır
O, değerli sahifelerdedir.
Ali Bulaç
O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir.
Diyanet İşleri
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Tefsirleri karşılaştır

14

مَّرْفُوعَةٍۢ مُّطَهَّرَةٍۭ

Diyanet Vakfı
Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde,
Elmalılı H. Yazır
Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
Ali Bulaç
Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.
Diyanet İşleri
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Tefsirleri karşılaştır

15

بِأَيْدِى سَفَرَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Katiplerin ellerindedir,
Elmalılı H. Yazır
Yazıcıların ellerindedir,
Ali Bulaç
Katiplerin ellerinde.
Diyanet İşleri
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Tefsirleri karşılaştır

16

كِرَامٍۭ بَرَرَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Değerli ve güvenilir katiplerin.
Elmalılı H. Yazır
Değerli, iyi yazıcıların.
Ali Bulaç
(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'
Diyanet İşleri
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Tefsirleri karşılaştır

17

قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ

Diyanet Vakfı
Kahrolası insan! Ne inkarcıdır!
Elmalılı H. Yazır
O kahrolası insan, ne nankör şey.
Ali Bulaç
Kahrolası insan, ne kadar nankördür.
Diyanet İşleri
Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!
Tefsirleri karşılaştır

18

مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ

Diyanet Vakfı
Allah onu neden yarattı?
Elmalılı H. Yazır
O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
Ali Bulaç
(Allah) Onu hangi şeyden yarattı?
Diyanet İşleri
Allah onu hangi şeyden yaratmış?
Tefsirleri karşılaştır

19

مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ

Diyanet Vakfı
Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.
Elmalılı H. Yazır
Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
Ali Bulaç
Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu.'
Diyanet İşleri
Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;
Tefsirleri karşılaştır

20

ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ

Diyanet Vakfı
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Elmalılı H. Yazır
Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
Ali Bulaç
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Diyanet İşleri
Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır.
Tefsirleri karşılaştır

21

ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ

Diyanet Vakfı
Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
Elmalılı H. Yazır
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
Ali Bulaç
Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü.
Diyanet İşleri
Sonra onu öldürür ve kabre koyar.
Tefsirleri karşılaştır

22

ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ

Diyanet Vakfı
Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.
Elmalılı H. Yazır
Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
Ali Bulaç
Sonra dilediği zaman onu diriltir.
Diyanet İşleri
Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.
Tefsirleri karşılaştır

23

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ

Diyanet Vakfı
Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
Elmalılı H. Yazır
Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
Ali Bulaç
Hayır; ona (Allah'ın) emrettiğini yerine getirmedi.
Diyanet İşleri
Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir.
Tefsirleri karşılaştır

24

فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ

Diyanet Vakfı
İnsan, yediğine bir baksın!
Elmalılı H. Yazır
Bir de o insan yiyeceğine baksın.
Ali Bulaç
Bir de insan, yediğine bir bakıversin;
Diyanet İşleri
İnsan, yiyeceğine bir baksın;
Tefsirleri karşılaştır

25

أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّۭا

Diyanet Vakfı
Yağmurlar yağdırdık,
Elmalılı H. Yazır
Biz o suyu bol bol döktük.
Ali Bulaç
Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık,
Diyanet İşleri
Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

26

ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّۭا

Diyanet Vakfı
Sonra toprağı göz göz yardık,
Elmalılı H. Yazır
Sonra toprağı nasıl da yardık.
Ali Bulaç
Sonra yeri yardıkça yardık;
Diyanet İşleri
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

27

فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّۭا

Diyanet Vakfı
Bu suretle orada ekinler bitirdik,
Elmalılı H. Yazır
Bu suretle orada ekinler bitirdik.
Ali Bulaç
Böylece onda taneler bitirdik,
Diyanet İşleri
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

28

وَعِنَبًۭا وَقَضْبًۭا

Diyanet Vakfı
Üzümler, yoncalar,
Elmalılı H. Yazır
Üzümler, yoncalar,
Ali Bulaç
Üzümler, yoncalar,
Diyanet İşleri
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

29

وَزَيْتُونًۭا وَنَخْلًۭا

Diyanet Vakfı
Zeytinlikler, hurmalıklar,
Elmalılı H. Yazır
Zeytinlikler, hurmalıklar,
Ali Bulaç
Zeytinler, hurmalar,
Diyanet İşleri
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

30

وَحَدَآئِقَ غُلْبًۭا

Diyanet Vakfı
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Elmalılı H. Yazır
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Ali Bulaç
Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler.
Diyanet İşleri
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

31

وَفَٰكِهَةًۭ وَأَبًّۭا

Diyanet Vakfı
Meyveler ve çayırlar bitirdik.
Elmalılı H. Yazır
Meyveler, çayırlar bitirdik.
Ali Bulaç
Meyveler ve otlaklıklar,
Diyanet İşleri
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

32

مَّتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ

Diyanet Vakfı
(Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Elmalılı H. Yazır
Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
Ali Bulaç
Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
Diyanet İşleri
Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir.
Tefsirleri karşılaştır

33

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ

Diyanet Vakfı
Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
Elmalılı H. Yazır
Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
Ali Bulaç
Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,
Diyanet İşleri
O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;
Tefsirleri karşılaştır

34

يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

Diyanet Vakfı
İşte o gün kişi kardeşinden, kaçar.
Elmalılı H. Yazır
O gün kişi kaçar, kardeşinden...
Ali Bulaç
Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar;
Diyanet İşleri
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Tefsirleri karşılaştır

35

وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ

Diyanet Vakfı
Annesinden, babasından,
Elmalılı H. Yazır
Anasından, babasından..
Ali Bulaç
Annesinden ve babasından,
Diyanet İşleri
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Tefsirleri karşılaştır

36

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ

Diyanet Vakfı
Eşinden ve çocuklarından.
Elmalılı H. Yazır
Eşinden ve oğullarından.
Ali Bulaç
Eşinden ve çocuklarından,
Diyanet İşleri
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Tefsirleri karşılaştır

37

لِكُلِّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍۢ شَأْنٌۭ يُغْنِيهِ

Diyanet Vakfı
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
Elmalılı H. Yazır
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
Ali Bulaç
O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
Diyanet İşleri
O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.
Tefsirleri karşılaştır

38

وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ مُّسْفِرَةٌۭ

Diyanet Vakfı
O gün bir takım yüzler parıl parıl,
Elmalılı H. Yazır
Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
Ali Bulaç
O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;
Diyanet İşleri
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Tefsirleri karşılaştır

39

ضَاحِكَةٌۭ مُّسْتَبْشِرَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Güler ve sevinir.
Elmalılı H. Yazır
Güler, sevinir.
Ali Bulaç
Güler ve sevinç içindedir.
Diyanet İşleri
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Tefsirleri karşılaştır

40

وَوُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş,
Elmalılı H. Yazır
Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
Ali Bulaç
Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.
Diyanet İşleri
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Tefsirleri karşılaştır

41

تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

Diyanet Vakfı
Hüzünden kapkara kesilmiştir.
Elmalılı H. Yazır
Onları karanlık bürümüş,
Ali Bulaç
Bir karartı sarıp-kaplamıştır.
Diyanet İşleri
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Tefsirleri karşılaştır

42

أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ

Diyanet Vakfı
İşte bunlar kafirlerdir, günahkarlardır.
Elmalılı H. Yazır
İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Ali Bulaç
İşte onlar da, kafir, facir olanlardır.
Diyanet İşleri
İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.
Tefsirleri karşılaştır