1
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- (Peygamber), yüzünü ekşitti ve geri döndü.
- Elmalılı H. Yazır
- (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
- Ali Bulaç
- Surat astı ve yüz çevirdi;
- Diyanet İşleri
- Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Tefsirleri karşılaştır2
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Âmanın kendisine gelmesinden ötürü
- Elmalılı H. Yazır
- Kendisine âmâ geldi, diye.
- Ali Bulaç
- Kendisine o kör geldi diye.
- Diyanet İşleri
- Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Tefsirleri karşılaştır3
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Belki o temizlenecek,
- Elmalılı H. Yazır
- Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
- Ali Bulaç
- Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?
- Diyanet İşleri
- Ne bilirsin, belki de o arınacak;
Tefsirleri karşılaştır4
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
- Elmalılı H. Yazır
- Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
- Ali Bulaç
- Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
- Diyanet İşleri
- Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Tefsirleri karşılaştır5
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince,
- Elmalılı H. Yazır
- Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
- Ali Bulaç
- Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,
- Diyanet İşleri
- Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Tefsirleri karşılaştır6
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sen ona yöneliyorsun,
- Elmalılı H. Yazır
- Sen ona yöneliyorsun.
- Ali Bulaç
- İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya’ çalışıyorsun.
- Diyanet İşleri
- Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Tefsirleri karşılaştır7
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
- Elmalılı H. Yazır
- Onun temizlenmemesinden sana ne?
- Ali Bulaç
- Oysa, onun temizlenip-arınmasından sana ne?
- Diyanet İşleri
- Arınmak istememesinden sana ne?
Tefsirleri karşılaştır8
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Fakat koşarak sana gelen,
- Elmalılı H. Yazır
- Ama sana can atarak gelen,
- Ali Bulaç
- Ama koşarak sana gelen ise,
- Diyanet İşleri
- Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Tefsirleri karşılaştır9
وَهُوَ يَخْشَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ve (Allah'tan) korkarak gelenle,
- Elmalılı H. Yazır
- Allah'tan korkarak gelmişken,
- Ali Bulaç
- Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;
- Diyanet İşleri
- Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Tefsirleri karşılaştır10
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sen onunla ilgilenmiyorsun.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen onunla ilgilenmiyorsun.
- Ali Bulaç
- Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.
- Diyanet İşleri
- Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Tefsirleri karşılaştır11
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Hayır! Şüphesiz bunlar bir öğüttür,
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
- Ali Bulaç
- Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür.
- Diyanet İşleri
- Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.
Tefsirleri karşılaştır12
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır,
- Elmalılı H. Yazır
- Artık dileyen onu düşünür.
- Ali Bulaç
- Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın.'
- Diyanet İşleri
- Dileyen onu öğüt kabul eder.
Tefsirleri karşılaştır13
فِى صُحُفٍۢ مُّكَرَّمَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- O, değerli sahifelerdir,
- Elmalılı H. Yazır
- O, değerli sahifelerdedir.
- Ali Bulaç
- O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir.
- Diyanet İşleri
- O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Tefsirleri karşılaştır14
مَّرْفُوعَةٍۢ مُّطَهَّرَةٍۭ
- Diyanet Vakfı
- Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde,
- Elmalılı H. Yazır
- Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
- Ali Bulaç
- Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.
- Diyanet İşleri
- O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Tefsirleri karşılaştır15
بِأَيْدِى سَفَرَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Katiplerin ellerindedir,
- Elmalılı H. Yazır
- Yazıcıların ellerindedir,
- Ali Bulaç
- Katiplerin ellerinde.
- Diyanet İşleri
- İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Tefsirleri karşılaştır16
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Değerli ve güvenilir katiplerin.
- Elmalılı H. Yazır
- Değerli, iyi yazıcıların.
- Ali Bulaç
- (Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'
- Diyanet İşleri
- İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Tefsirleri karşılaştır17
قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Kahrolası insan! Ne inkarcıdır!
- Elmalılı H. Yazır
- O kahrolası insan, ne nankör şey.
- Ali Bulaç
- Kahrolası insan, ne kadar nankördür.
- Diyanet İşleri
- Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!
Tefsirleri karşılaştır18
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Allah onu neden yarattı?
- Elmalılı H. Yazır
- O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
- Ali Bulaç
- (Allah) Onu hangi şeyden yarattı?
- Diyanet İşleri
- Allah onu hangi şeyden yaratmış?
Tefsirleri karşılaştır19
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
- Ali Bulaç
- Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu.'
- Diyanet İşleri
- Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;
Tefsirleri karşılaştır20
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
- Ali Bulaç
- Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
- Diyanet İşleri
- Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır.
Tefsirleri karşılaştır21
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
- Ali Bulaç
- Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü.
- Diyanet İşleri
- Sonra onu öldürür ve kabre koyar.
Tefsirleri karşılaştır22
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
- Ali Bulaç
- Sonra dilediği zaman onu diriltir.
- Diyanet İşleri
- Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.
Tefsirleri karşılaştır23
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
- Ali Bulaç
- Hayır; ona (Allah'ın) emrettiğini yerine getirmedi.
- Diyanet İşleri
- Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir.
Tefsirleri karşılaştır24
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
- Diyanet Vakfı
- İnsan, yediğine bir baksın!
- Elmalılı H. Yazır
- Bir de o insan yiyeceğine baksın.
- Ali Bulaç
- Bir de insan, yediğine bir bakıversin;
- Diyanet İşleri
- İnsan, yiyeceğine bir baksın;
Tefsirleri karşılaştır25
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Yağmurlar yağdırdık,
- Elmalılı H. Yazır
- Biz o suyu bol bol döktük.
- Ali Bulaç
- Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık,
- Diyanet İşleri
- Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır26
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Sonra toprağı göz göz yardık,
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra toprağı nasıl da yardık.
- Ali Bulaç
- Sonra yeri yardıkça yardık;
- Diyanet İşleri
- Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır27
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Bu suretle orada ekinler bitirdik,
- Elmalılı H. Yazır
- Bu suretle orada ekinler bitirdik.
- Ali Bulaç
- Böylece onda taneler bitirdik,
- Diyanet İşleri
- Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır28
وَعِنَبًۭا وَقَضْبًۭا
- Diyanet Vakfı
- Üzümler, yoncalar,
- Elmalılı H. Yazır
- Üzümler, yoncalar,
- Ali Bulaç
- Üzümler, yoncalar,
- Diyanet İşleri
- Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır29
وَزَيْتُونًۭا وَنَخْلًۭا
- Diyanet Vakfı
- Zeytinlikler, hurmalıklar,
- Elmalılı H. Yazır
- Zeytinlikler, hurmalıklar,
- Ali Bulaç
- Zeytinler, hurmalar,
- Diyanet İşleri
- Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır30
وَحَدَآئِقَ غُلْبًۭا
- Diyanet Vakfı
- İri ve sık ağaçlı bahçeler,
- Elmalılı H. Yazır
- İri ve sık ağaçlı bahçeler,
- Ali Bulaç
- Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler.
- Diyanet İşleri
- Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır31
وَفَٰكِهَةًۭ وَأَبًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Meyveler ve çayırlar bitirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Meyveler, çayırlar bitirdik.
- Ali Bulaç
- Meyveler ve otlaklıklar,
- Diyanet İşleri
- Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır32
مَّتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
- Diyanet Vakfı
- (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
- Elmalılı H. Yazır
- Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
- Ali Bulaç
- Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
- Diyanet İşleri
- Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir.
Tefsirleri karşılaştır33
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
- Diyanet Vakfı
- Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
- Elmalılı H. Yazır
- Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
- Ali Bulaç
- Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,
- Diyanet İşleri
- O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;
Tefsirleri karşılaştır34
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
- Diyanet Vakfı
- İşte o gün kişi kardeşinden, kaçar.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün kişi kaçar, kardeşinden...
- Ali Bulaç
- Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar;
- Diyanet İşleri
- O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Tefsirleri karşılaştır35
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
- Diyanet Vakfı
- Annesinden, babasından,
- Elmalılı H. Yazır
- Anasından, babasından..
- Ali Bulaç
- Annesinden ve babasından,
- Diyanet İşleri
- O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Tefsirleri karşılaştır36
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
- Diyanet Vakfı
- Eşinden ve çocuklarından.
- Elmalılı H. Yazır
- Eşinden ve oğullarından.
- Ali Bulaç
- Eşinden ve çocuklarından,
- Diyanet İşleri
- O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Tefsirleri karşılaştır37
لِكُلِّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍۢ شَأْنٌۭ يُغْنِيهِ
- Diyanet Vakfı
- O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
- Ali Bulaç
- O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
- Diyanet İşleri
- O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.
Tefsirleri karşılaştır38
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ مُّسْفِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- O gün bir takım yüzler parıl parıl,
- Elmalılı H. Yazır
- Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
- Ali Bulaç
- O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;
- Diyanet İşleri
- O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Tefsirleri karşılaştır39
ضَاحِكَةٌۭ مُّسْتَبْشِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Güler ve sevinir.
- Elmalılı H. Yazır
- Güler, sevinir.
- Ali Bulaç
- Güler ve sevinç içindedir.
- Diyanet İşleri
- O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Tefsirleri karşılaştır40
وَوُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş,
- Elmalılı H. Yazır
- Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
- Ali Bulaç
- Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.
- Diyanet İşleri
- O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Tefsirleri karşılaştır41
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
- Diyanet Vakfı
- Hüzünden kapkara kesilmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onları karanlık bürümüş,
- Ali Bulaç
- Bir karartı sarıp-kaplamıştır.
- Diyanet İşleri
- O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Tefsirleri karşılaştır42
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
- Diyanet Vakfı
- İşte bunlar kafirlerdir, günahkarlardır.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
- Ali Bulaç
- İşte onlar da, kafir, facir olanlardır.
- Diyanet İşleri
- İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.
Tefsirleri karşılaştır