1
سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Bir soran inecek azabı sordu:
- Elmalılı H. Yazır
- Bir isteyen, olacak azabı istedi.
- Ali Bulaç
- İstekte bulunan biri, (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azabı istedi.
- Diyanet İşleri
- Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Tefsirleri karşılaştır2
لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ
- Diyanet Vakfı
- İnkarcılar için; ki onu savacak yoktur,
- Elmalılı H. Yazır
- Kâfirler için onu savacak yok.
- Ali Bulaç
- Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.
- Diyanet İşleri
- Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Tefsirleri karşılaştır3
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
- Diyanet Vakfı
- Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.
- Elmalılı H. Yazır
- O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.
- Ali Bulaç
- (Bu azap) Yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır.
- Diyanet İşleri
- Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Tefsirleri karşılaştır4
تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
- Elmalılı H. Yazır
- Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
- Ali Bulaç
- Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
- Diyanet İşleri
- Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.
Tefsirleri karşılaştır5
فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Şimdi sen güzelce sabret.
- Elmalılı H. Yazır
- O halde güzel bir sabır ile sabret.
- Ali Bulaç
- Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.
- Diyanet İşleri
- Güzel güzel sabret;
Tefsirleri karşılaştır6
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onlar onu uzak görürler.
- Ali Bulaç
- Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.
Tefsirleri karşılaştır7
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا
- Diyanet Vakfı
- Biz ise onu yakın görmekteyiz.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz ise onu yakın görüyoruz.
- Ali Bulaç
- Biz ise, onu pek yakın görüyoruz.
- Diyanet İşleri
- Ama biz onu yakın görmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır8
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
- Diyanet Vakfı
- O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
- Ali Bulaç
- Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün;
- Diyanet İşleri
- Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.
Tefsirleri karşılaştır9
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
- Diyanet Vakfı
- Dağlar da atılmış yüne döner.
- Elmalılı H. Yazır
- Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
- Ali Bulaç
- Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak.
- Diyanet İşleri
- Dağlar da atılmış pamuğa döner.
Tefsirleri karşılaştır10
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا
- Diyanet Vakfı
- Dost, dostu sormaz.
- Elmalılı H. Yazır
- Dost dostun halini soramaz.
- Ali Bulaç
- (Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.
- Diyanet İşleri
- Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.
Tefsirleri karşılaştır11
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
- Diyanet Vakfı
- Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkar kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını,
- Elmalılı H. Yazır
- Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
- Ali Bulaç
- Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;
- Diyanet İşleri
- Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır12
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
- Diyanet Vakfı
- Karısını ve kardeşini,
- Elmalılı H. Yazır
- Eşini ve kardeşini,
- Ali Bulaç
- Kendi eşini ve kardeşini,
- Diyanet İşleri
- Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır13
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
- Diyanet Vakfı
- Kendisini koruyup barındıran tüm ailesini
- Elmalılı H. Yazır
- Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
- Ali Bulaç
- Ve onu barındıran aşiretini de;
- Diyanet İşleri
- Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır14
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ
- Diyanet Vakfı
- Ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
- Ali Bulaç
- Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.
- Diyanet İşleri
- Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır15
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, o alevlenen bir ateştir.
- Ali Bulaç
- Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir:
- Diyanet İşleri
- Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır16
نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Derileri kavurup soyar.
- Elmalılı H. Yazır
- Derileri kavurur, soyar.
- Ali Bulaç
- Başın derisini kavurup-soyar.
- Diyanet İşleri
- Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır17
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Yüz çevirip geri döneni, (kendine) çağırır!
- Elmalılı H. Yazır
- Çağırır, sırtını dönüp gideni,
- Ali Bulaç
- Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.
- Diyanet İşleri
- Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır18
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- (Servet) toplayıp yığan kimseyi!.
- Elmalılı H. Yazır
- Mal toplayıp kasada yığanı,
- Ali Bulaç
- (Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı.
- Diyanet İşleri
- Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır19
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
- Diyanet Vakfı
- Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.
- Ali Bulaç
- Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı.
- Diyanet İşleri
- İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır:
Tefsirleri karşılaştır20
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا
- Diyanet Vakfı
- Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.
- Ali Bulaç
- Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar.
- Diyanet İşleri
- Başına bir fenalık gelince feryat eder,
Tefsirleri karşılaştır21
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
- Diyanet Vakfı
- Ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.
- Ali Bulaç
- Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder).
- Diyanet İşleri
- Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;
Tefsirleri karşılaştır22
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar,
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
- Ali Bulaç
- Ancak namaz kılanlar hariç;
- Diyanet İşleri
- Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır23
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ki, onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;).
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.
- Ali Bulaç
- Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
- Diyanet İşleri
- Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır24
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Mallarında, belli bir hak vardır,
- Elmalılı H. Yazır
- Onların mallarında belli bir hak vardır,
- Ali Bulaç
- Ve onların mallarında belirli bir hak vardır:
- Diyanet İşleri
- Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır25
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
- Diyanet Vakfı
- Saile ve mahruma(vermek için).
- Elmalılı H. Yazır
- Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
- Ali Bulaç
- Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
- Diyanet İşleri
- Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır26
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- Ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.
- Ali Bulaç
- Onlar, din gününü tasdik etmektedirler.
- Diyanet İşleri
- Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır27
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rab'lerinin azabından korkanlar,
- Elmalılı H. Yazır
- Rablerinin azabından korkarlar.
- Ali Bulaç
- Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.
- Diyanet İşleri
- Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır28
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ki Rab'lerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir.
Tefsirleri karşılaştır29
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
- Diyanet Vakfı
- Irzlarını koruyanlar
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ki ırzlarını korurlar.
- Ali Bulaç
- Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar;
- Diyanet İşleri
- Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
Tefsirleri karşılaştır30
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz;
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.
- Ali Bulaç
- Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar.
- Diyanet İşleri
- Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
Tefsirleri karşılaştır31
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir,
- Elmalılı H. Yazır
- Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.
- Ali Bulaç
- Fakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.
- Diyanet İşleri
- Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır32
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.
- Ali Bulaç
- (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir.
- Diyanet İşleri
- Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,
Tefsirleri karşılaştır33
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Şahitliklerinde dürüsttürler.
- Ali Bulaç
- Şahidliklerinde dosdoğru davrananlardır.
- Diyanet İşleri
- Şahidliklerini gereği gibi yapanlar,
Tefsirleri karşılaştır34
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
- Diyanet Vakfı
- Namazlarını koruyanlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Namazlarına devam ederler.
- Ali Bulaç
- Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.
- Diyanet İşleri
- Namazlarına riayet edenler,
Tefsirleri karşılaştır35
أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
- Ali Bulaç
- İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.
- Diyanet İşleri
- İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.
Tefsirleri karşılaştır36
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) O kafirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:
- Ali Bulaç
- Şimdi inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar.
- Diyanet İşleri
- İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
Tefsirleri karşılaştır37
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bölük bölük sağından ve solundan(gelip etrafını sarıyorlar)
- Elmalılı H. Yazır
- Sağdan ve soldan bölük bölük.
- Ali Bulaç
- Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde.
- Diyanet İşleri
- İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
Tefsirleri karşılaştır38
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
- Elmalılı H. Yazır
- Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
- Ali Bulaç
- Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)?
- Diyanet İşleri
- Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
Tefsirleri karşılaştır39
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler).
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.
- Ali Bulaç
- Hayır; doğrusu Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
- Diyanet İşleri
- Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır40
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter:
- Elmalılı H. Yazır
- Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.
- Ali Bulaç
- Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz;
- Diyanet İşleri
- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır41
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.
- Elmalılı H. Yazır
- Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.
- Ali Bulaç
- Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarına getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez.
- Diyanet İşleri
- Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır42
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.
- Elmalılı H. Yazır
- O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.
- Ali Bulaç
- Şu halde sen, kendilerine vadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar.
- Diyanet İşleri
- Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.
Tefsirleri karşılaştır43
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ
- Diyanet Vakfı
- O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
- Ali Bulaç
- Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler.
- Diyanet İşleri
- Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Tefsirleri karşılaştır44
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!
- Elmalılı H. Yazır
- Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.
- Ali Bulaç
- Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azap) günüdür.
- Diyanet İşleri
- Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Tefsirleri karşılaştır