Meâric Sûresi

44 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ

Diyanet Vakfı
Bir soran inecek azabı sordu:
Elmalılı H. Yazır
Bir isteyen, olacak azabı istedi.
Ali Bulaç
İstekte bulunan biri, (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azabı istedi.
Diyanet İşleri
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Tefsirleri karşılaştır

2

لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ

Diyanet Vakfı
İnkarcılar için; ki onu savacak yoktur,
Elmalılı H. Yazır
Kâfirler için onu savacak yok.
Ali Bulaç
Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.
Diyanet İşleri
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Tefsirleri karşılaştır

3

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ

Diyanet Vakfı
Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.
Elmalılı H. Yazır
O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.
Ali Bulaç
(Bu azap) Yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır.
Diyanet İşleri
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Tefsirleri karşılaştır

4

تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
Elmalılı H. Yazır
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
Ali Bulaç
Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
Diyanet İşleri
Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.
Tefsirleri karşılaştır

5

فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Şimdi sen güzelce sabret.
Elmalılı H. Yazır
O halde güzel bir sabır ile sabret.
Ali Bulaç
Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.
Diyanet İşleri
Güzel güzel sabret;
Tefsirleri karşılaştır

6

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا

Diyanet Vakfı
Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü onlar onu uzak görürler.
Ali Bulaç
Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar.
Diyanet İşleri
Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.
Tefsirleri karşılaştır

7

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا

Diyanet Vakfı
Biz ise onu yakın görmekteyiz.
Elmalılı H. Yazır
Biz ise onu yakın görüyoruz.
Ali Bulaç
Biz ise, onu pek yakın görüyoruz.
Diyanet İşleri
Ama biz onu yakın görmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

8

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ

Diyanet Vakfı
O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.
Elmalılı H. Yazır
O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
Ali Bulaç
Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün;
Diyanet İşleri
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.
Tefsirleri karşılaştır

9

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ

Diyanet Vakfı
Dağlar da atılmış yüne döner.
Elmalılı H. Yazır
Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
Ali Bulaç
Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak.
Diyanet İşleri
Dağlar da atılmış pamuğa döner.
Tefsirleri karşılaştır

10

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا

Diyanet Vakfı
Dost, dostu sormaz.
Elmalılı H. Yazır
Dost dostun halini soramaz.
Ali Bulaç
(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.
Diyanet İşleri
Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.
Tefsirleri karşılaştır

11

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ

Diyanet Vakfı
Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkar kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını,
Elmalılı H. Yazır
Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
Ali Bulaç
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;
Diyanet İşleri
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır

12

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

Diyanet Vakfı
Karısını ve kardeşini,
Elmalılı H. Yazır
Eşini ve kardeşini,
Ali Bulaç
Kendi eşini ve kardeşini,
Diyanet İşleri
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır

13

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ

Diyanet Vakfı
Kendisini koruyup barındıran tüm ailesini
Elmalılı H. Yazır
Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
Ali Bulaç
Ve onu barındıran aşiretini de;
Diyanet İşleri
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır

14

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ

Diyanet Vakfı
Ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.
Elmalılı H. Yazır
Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
Ali Bulaç
Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.
Diyanet İşleri
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Tefsirleri karşılaştır

15

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

Diyanet Vakfı
Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.
Elmalılı H. Yazır
Hayır, o alevlenen bir ateştir.
Ali Bulaç
Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir:
Diyanet İşleri
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır

16

نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ

Diyanet Vakfı
Derileri kavurup soyar.
Elmalılı H. Yazır
Derileri kavurur, soyar.
Ali Bulaç
Başın derisini kavurup-soyar.
Diyanet İşleri
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır

17

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ

Diyanet Vakfı
Yüz çevirip geri döneni, (kendine) çağırır!
Elmalılı H. Yazır
Çağırır, sırtını dönüp gideni,
Ali Bulaç
Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.
Diyanet İşleri
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır

18

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ

Diyanet Vakfı
(Servet) toplayıp yığan kimseyi!.
Elmalılı H. Yazır
Mal toplayıp kasada yığanı,
Ali Bulaç
(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı.
Diyanet İşleri
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Tefsirleri karşılaştır

19

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

Diyanet Vakfı
Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.
Elmalılı H. Yazır
Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.
Ali Bulaç
Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı.
Diyanet İşleri
İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır:
Tefsirleri karşılaştır

20

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا

Diyanet Vakfı
Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.
Elmalılı H. Yazır
Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.
Ali Bulaç
Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar.
Diyanet İşleri
Başına bir fenalık gelince feryat eder,
Tefsirleri karşılaştır

21

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا

Diyanet Vakfı
Ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir.
Elmalılı H. Yazır
Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.
Ali Bulaç
Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder).
Diyanet İşleri
Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;
Tefsirleri karşılaştır

22

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ

Diyanet Vakfı
Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar,
Elmalılı H. Yazır
Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
Ali Bulaç
Ancak namaz kılanlar hariç;
Diyanet İşleri
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır

23

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ

Diyanet Vakfı
Ki, onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;).
Elmalılı H. Yazır
Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.
Ali Bulaç
Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
Diyanet İşleri
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır

24

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ

Diyanet Vakfı
Mallarında, belli bir hak vardır,
Elmalılı H. Yazır
Onların mallarında belli bir hak vardır,
Ali Bulaç
Ve onların mallarında belirli bir hak vardır:
Diyanet İşleri
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır

25

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

Diyanet Vakfı
Saile ve mahruma(vermek için).
Elmalılı H. Yazır
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
Ali Bulaç
Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
Diyanet İşleri
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır

26

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

Diyanet Vakfı
Ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;
Elmalılı H. Yazır
Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.
Ali Bulaç
Onlar, din gününü tasdik etmektedirler.
Diyanet İşleri
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır

27

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

Diyanet Vakfı
Rab'lerinin azabından korkanlar,
Elmalılı H. Yazır
Rablerinin azabından korkarlar.
Ali Bulaç
Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.
Diyanet İşleri
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Tefsirleri karşılaştır

28

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Ki Rab'lerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;
Elmalılı H. Yazır
Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
Ali Bulaç
Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.
Diyanet İşleri
Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir.
Tefsirleri karşılaştır

29

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ

Diyanet Vakfı
Irzlarını koruyanlar
Elmalılı H. Yazır
Onlar ki ırzlarını korurlar.
Ali Bulaç
Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar;
Diyanet İşleri
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
Tefsirleri karşılaştır

30

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

Diyanet Vakfı
Ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz;
Elmalılı H. Yazır
Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.
Ali Bulaç
Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar.
Diyanet İşleri
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
Tefsirleri karşılaştır

31

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

Diyanet Vakfı
Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir,
Elmalılı H. Yazır
Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.
Ali Bulaç
Fakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.
Diyanet İşleri
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır

32

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

Diyanet Vakfı
Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;
Elmalılı H. Yazır
Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.
Ali Bulaç
(Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir.
Diyanet İşleri
Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,
Tefsirleri karşılaştır

33

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ

Diyanet Vakfı
Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;
Elmalılı H. Yazır
Şahitliklerinde dürüsttürler.
Ali Bulaç
Şahidliklerinde dosdoğru davrananlardır.
Diyanet İşleri
Şahidliklerini gereği gibi yapanlar,
Tefsirleri karşılaştır

34

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

Diyanet Vakfı
Namazlarını koruyanlar;
Elmalılı H. Yazır
Namazlarına devam ederler.
Ali Bulaç
Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.
Diyanet İşleri
Namazlarına riayet edenler,
Tefsirleri karşılaştır

35

أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ

Diyanet Vakfı
İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.
Elmalılı H. Yazır
İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
Ali Bulaç
İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.
Diyanet İşleri
İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.
Tefsirleri karşılaştır

36

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) O kafirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?
Elmalılı H. Yazır
Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:
Ali Bulaç
Şimdi inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar.
Diyanet İşleri
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
Tefsirleri karşılaştır

37

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

Diyanet Vakfı
Bölük bölük sağından ve solundan(gelip etrafını sarıyorlar)
Elmalılı H. Yazır
Sağdan ve soldan bölük bölük.
Ali Bulaç
Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde.
Diyanet İşleri
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
Tefsirleri karşılaştır

38

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
Elmalılı H. Yazır
Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
Ali Bulaç
Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)?
Diyanet İşleri
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
Tefsirleri karşılaştır

39

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler).
Elmalılı H. Yazır
Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Ali Bulaç
Hayır; doğrusu Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Diyanet İşleri
Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

40

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

Diyanet Vakfı
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter:
Elmalılı H. Yazır
Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.
Ali Bulaç
Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz;
Diyanet İşleri
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır

41

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.
Elmalılı H. Yazır
Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.
Ali Bulaç
Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarına getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez.
Diyanet İşleri
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır

42

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

Diyanet Vakfı
Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.
Elmalılı H. Yazır
O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.
Ali Bulaç
Şu halde sen, kendilerine vadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar.
Diyanet İşleri
Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.
Tefsirleri karşılaştır

43

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ

Diyanet Vakfı
O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar.
Elmalılı H. Yazır
O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
Ali Bulaç
Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler.
Diyanet İşleri
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Tefsirleri karşılaştır

44

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

Diyanet Vakfı
Gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!
Elmalılı H. Yazır
Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.
Ali Bulaç
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azap) günüdür.
Diyanet İşleri
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Tefsirleri karşılaştır