1
ٱلْحَآقَّةُ
- Diyanet Vakfı
- Gerçekleşecek olan;
- Elmalılı H. Yazır
- (Gerçekleşecek) Kıyamet!
- Ali Bulaç
- 'Elbette gerçekleşecek olan' (kıyamet).
- Diyanet İşleri
- Gerçekleşecek olan!
Tefsirleri karşılaştır2
مَا ٱلْحَآقَّةُ
- Diyanet Vakfı
- (Evet) nedir o gerçekleşecek olan?
- Elmalılı H. Yazır
- Nedir, o Kıyamet?
- Ali Bulaç
- Nedir o 'muhakkak gerçekleşecek olan?'
- Diyanet İşleri
- Nedir o gerçekleşecek olan gün?
Tefsirleri karşılaştır3
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
- Diyanet Vakfı
- Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden bileceksin?
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?
- Ali Bulaç
- O gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir?
- Diyanet İşleri
- Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
Tefsirleri karşılaştır4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
- Diyanet Vakfı
- Semud ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felaketi (kıyameti) yalan saymışlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
- Ali Bulaç
- Semud ve Ad (toplumları), karia’yı yalan saydılar.
- Diyanet İşleri
- Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
Tefsirleri karşılaştır5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
- Diyanet Vakfı
- Semud'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helak edildiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
- Ali Bulaç
- Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi.
- Diyanet İşleri
- Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
Tefsirleri karşılaştır6
وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
- Ali Bulaç
- Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
- Diyanet İşleri
- Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
Tefsirleri karşılaştır7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
- Ali Bulaç
- (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
- Diyanet İşleri
- Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
Tefsirleri karşılaştır8
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?
- Elmalılı H. Yazır
- Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
- Ali Bulaç
- Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?
- Diyanet İşleri
- Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
Tefsirleri karşılaştır9
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
- Diyanet Vakfı
- Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lut kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
- Ali Bulaç
- Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler.
- Diyanet İşleri
- Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır10
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً
- Diyanet Vakfı
- Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
- Ali Bulaç
- Böylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
- Diyanet İşleri
- Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
Tefsirleri karşılaştır11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide Biz sizi taşıdık;
- Diyanet İşleri
- Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Tefsirleri karşılaştır12
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
- Ali Bulaç
- Öyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın.'
- Diyanet İşleri
- Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Tefsirleri karşılaştır13
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Artık Sur'a bir tek defa üflendiği,
- Elmalılı H. Yazır
- Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
- Ali Bulaç
- Artık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği.
- Diyanet İşleri
- Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Tefsirleri karşılaştır14
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ
- Diyanet Vakfı
- Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,
- Elmalılı H. Yazır
- Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
- Ali Bulaç
- Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
- Diyanet İşleri
- Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Tefsirleri karşılaştır15
فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
- Diyanet Vakfı
- işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).
- Elmalılı H. Yazır
- İşte o gün olacak olur.
- Ali Bulaç
- İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur.
- Diyanet İşleri
- Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Tefsirleri karşılaştır16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
- Ali Bulaç
- Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır.'
- Diyanet İşleri
- Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
Tefsirleri karşılaştır17
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.
- Elmalılı H. Yazır
- Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
- Ali Bulaç
- Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır.
- Diyanet İşleri
- Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
Tefsirleri karşılaştır18
يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- (Ey insanlar! ) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
- Ali Bulaç
- Siz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz.
- Diyanet İşleri
- O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
Tefsirleri karşılaştır19
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ
- Diyanet Vakfı
- Kitabı sağ tarafından verilen:" Alın, kitabımı okuyun" der.
- Elmalılı H. Yazır
- Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
- Ali Bulaç
- Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun."
- Diyanet İşleri
- Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
Tefsirleri karşılaştır20
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ
- Diyanet Vakfı
- " Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."
- Elmalılı H. Yazır
- "Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
- Ali Bulaç
- "Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım."
- Diyanet İşleri
- Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
Tefsirleri karşılaştır21
فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir,
- Elmalılı H. Yazır
- Artık o hoşnut bir hayattadır.
- Ali Bulaç
- Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir.
- Diyanet İşleri
- Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Tefsirleri karşılaştır22
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Yüce bir cennette,
- Elmalılı H. Yazır
- Yüksek bir cennettedir.
- Ali Bulaç
- Yüksek bir cennette.
- Diyanet İşleri
- Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Tefsirleri karşılaştır23
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Meyveleri sarkmış halde.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
- Ali Bulaç
- Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır.
- Diyanet İşleri
- Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Tefsirleri karşılaştır24
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
- Diyanet Vakfı
- (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, afiyetle yeyin, için.
- Elmalılı H. Yazır
- "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
- Ali Bulaç
- "Geride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için."
- Diyanet İşleri
- Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
Tefsirleri karşılaştır25
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ
- Diyanet Vakfı
- Kitabı sol tarafından verilene gelince, der ki:" Keşke, bana kitabım verilmeseydi!"
- Elmalılı H. Yazır
- Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
- Ali Bulaç
- Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi."
- Diyanet İşleri
- Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır26
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
- Diyanet Vakfı
- "Şu hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!"
- Elmalılı H. Yazır
- Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
- Ali Bulaç
- "Hesabımı hiç bilmeseydim."
- Diyanet İşleri
- Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır27
يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
- Diyanet Vakfı
- Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!
- Elmalılı H. Yazır
- Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
- Ali Bulaç
- "Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi.
- Diyanet İşleri
- Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır28
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ
- Diyanet Vakfı
- Malım bana hiç fayda sağlamadı;
- Elmalılı H. Yazır
- Malım bana hiç fayda vermedi.
- Ali Bulaç
- "Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı."
- Diyanet İşleri
- Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır29
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ
- Diyanet Vakfı
- Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.
- Elmalılı H. Yazır
- Gücüm de benden yok olup gitti."
- Ali Bulaç
- "Güç ve kudretim yok olup gitti."
- Diyanet İşleri
- Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
- Diyanet Vakfı
- Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;
- Elmalılı H. Yazır
- (Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
- Ali Bulaç
- (Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın."
- Diyanet İşleri
- İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
Tefsirleri karşılaştır31
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
- Diyanet Vakfı
- Sonra alevli ateşe atın onu!
- Elmalılı H. Yazır
- "Sonra cehenneme atın onu."
- Ali Bulaç
- "Sonra çılgın alevlerin içine atın."
- Diyanet İşleri
- "Sonra cehenneme yaslayın"
Tefsirleri karşılaştır32
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ
- Diyanet Vakfı
- Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!
- Elmalılı H. Yazır
- "Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
- Ali Bulaç
- "Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin."
- Diyanet İşleri
- "Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
Tefsirleri karşılaştır33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
- Ali Bulaç
- "Çünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu."
- Diyanet İşleri
- "Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
Tefsirleri karşılaştır34
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
- Diyanet Vakfı
- Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
- Ali Bulaç
- "Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı."
- Diyanet İşleri
- "Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
Tefsirleri karşılaştır35
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
- Ali Bulaç
- "Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur."
- Diyanet İşleri
- "Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
Tefsirleri karşılaştır36
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- İrinden başka yiyecek de yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir irinden başka yiyecek de yok.
- Ali Bulaç
- "İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur."
- Diyanet İşleri
- "Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Tefsirleri karşılaştır37
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ
- Diyanet Vakfı
- Onu (bile bile )hata işleyenlerden başkası yemez.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu günahkârlardan başkası yemez.
- Ali Bulaç
- "Bunu da, hata edenlerden başkası yemez."
- Diyanet İşleri
- "Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Tefsirleri karşılaştır38
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Görebildikleriniz üzerine yemin ederim,
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun gördüklerinize,
- Ali Bulaç
- Hayır; gördüklerinize yemin ederim,
- Diyanet İşleri
- Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Tefsirleri karşılaştır39
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve göremediklerinize ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Ve görmediklerinize..
- Ali Bulaç
- Görmediklerinize de.
- Diyanet İşleri
- Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Tefsirleri karşılaştır40
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
- Diyanet İşleri
- Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Tefsirleri karşılaştır41
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!
- Elmalılı H. Yazır
- O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
- Ali Bulaç
- O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
Tefsirleri karşılaştır42
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bir kahin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!
- Elmalılı H. Yazır
- Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
- Ali Bulaç
- Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
Tefsirleri karşılaştır43
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- (O), alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
- Ali Bulaç
- Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
- Diyanet İşleri
- Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Tefsirleri karşılaştır44
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
- Diyanet Vakfı
- Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
- Elmalılı H. Yazır
- O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
- Ali Bulaç
- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
- Diyanet İşleri
- Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Tefsirleri karşılaştır45
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
- Ali Bulaç
- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
- Diyanet İşleri
- Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Tefsirleri karşılaştır46
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da onun şah damarını keser atardık.
- Ali Bulaç
- Sonra onun can damarını elbette keserdik.
- Diyanet İşleri
- Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Tefsirleri karşılaştır47
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ
- Diyanet Vakfı
- Hiçbiriniz buna mani de olamazdınız.
- Elmalılı H. Yazır
- O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
- Ali Bulaç
- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.
- Diyanet İşleri
- Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
Tefsirleri karşılaştır48
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu o (Kur'an), takva sahipleri için bir öğüttür.
- Elmalılı H. Yazır
- O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
- Ali Bulaç
- Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
Tefsirleri karşılaştır49
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
- Elmalılı H. Yazır
- Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
- Ali Bulaç
- Elbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.
- Diyanet İşleri
- İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır50
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Muhakkak o, kafirler için bir iç yarasıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
Tefsirleri karşılaştır51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
- Diyanet Vakfı
- Ve o, gerçekten kat'i bilginin ta kendisidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn).
- Diyanet İşleri
- O, şüphesiz kesin gerçektir.
Tefsirleri karşılaştır52
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- O halde, ulu Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.
- Elmalılı H. Yazır
- O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
- Ali Bulaç
- Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
- Diyanet İşleri
- Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır