Hâkka Sûresi

52 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

ٱلْحَآقَّةُ

Diyanet Vakfı
Gerçekleşecek olan;
Elmalılı H. Yazır
(Gerçekleşecek) Kıyamet!
Ali Bulaç
'Elbette gerçekleşecek olan' (kıyamet).
Diyanet İşleri
Gerçekleşecek olan!
Tefsirleri karşılaştır

2

مَا ٱلْحَآقَّةُ

Diyanet Vakfı
(Evet) nedir o gerçekleşecek olan?
Elmalılı H. Yazır
Nedir, o Kıyamet?
Ali Bulaç
Nedir o 'muhakkak gerçekleşecek olan?'
Diyanet İşleri
Nedir o gerçekleşecek olan gün?
Tefsirleri karşılaştır

3

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ

Diyanet Vakfı
Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Elmalılı H. Yazır
Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?
Ali Bulaç
O gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir?
Diyanet İşleri
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
Tefsirleri karşılaştır

4

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ

Diyanet Vakfı
Semud ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felaketi (kıyameti) yalan saymışlardı.
Elmalılı H. Yazır
Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
Ali Bulaç
Semud ve Ad (toplumları), karia’yı yalan saydılar.
Diyanet İşleri
Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
Tefsirleri karşılaştır

5

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ

Diyanet Vakfı
Semud'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helak edildiler.
Elmalılı H. Yazır
Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
Ali Bulaç
Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi.
Diyanet İşleri
Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
Tefsirleri karşılaştır

6

وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.
Elmalılı H. Yazır
Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
Ali Bulaç
Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
Diyanet İşleri
Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
Tefsirleri karşılaştır

7

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Elmalılı H. Yazır
Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Ali Bulaç
(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
Diyanet İşleri
Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
Tefsirleri karşılaştır

8

فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?
Elmalılı H. Yazır
Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
Ali Bulaç
Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?
Diyanet İşleri
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
Tefsirleri karşılaştır

9

وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ

Diyanet Vakfı
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lut kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.
Elmalılı H. Yazır
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
Ali Bulaç
Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler.
Diyanet İşleri
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

10

فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً

Diyanet Vakfı
Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
Elmalılı H. Yazır
Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
Ali Bulaç
Böylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
Diyanet İşleri
Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
Tefsirleri karşılaştır

11

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;
Elmalılı H. Yazır
Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
Ali Bulaç
Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide Biz sizi taşıdık;
Diyanet İşleri
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

12

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.
Elmalılı H. Yazır
Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
Ali Bulaç
Öyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın.'
Diyanet İşleri
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

13

فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Artık Sur'a bir tek defa üflendiği,
Elmalılı H. Yazır
Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
Ali Bulaç
Artık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği.
Diyanet İşleri
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Tefsirleri karşılaştır

14

وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ

Diyanet Vakfı
Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,
Elmalılı H. Yazır
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
Ali Bulaç
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
Diyanet İşleri
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Tefsirleri karşılaştır

15

فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

Diyanet Vakfı
işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).
Elmalılı H. Yazır
İşte o gün olacak olur.
Ali Bulaç
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur.
Diyanet İşleri
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Tefsirleri karşılaştır

16

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.
Elmalılı H. Yazır
O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
Ali Bulaç
Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır.'
Diyanet İşleri
Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
Tefsirleri karşılaştır

17

وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.
Elmalılı H. Yazır
Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
Ali Bulaç
Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır.
Diyanet İşleri
Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
Tefsirleri karşılaştır

18

يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ

Diyanet Vakfı
(Ey insanlar! ) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.
Elmalılı H. Yazır
O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
Ali Bulaç
Siz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz.
Diyanet İşleri
O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
Tefsirleri karşılaştır

19

فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ

Diyanet Vakfı
Kitabı sağ tarafından verilen:" Alın, kitabımı okuyun" der.
Elmalılı H. Yazır
Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
Ali Bulaç
Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun."
Diyanet İşleri
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
Tefsirleri karşılaştır

20

إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ

Diyanet Vakfı
" Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."
Elmalılı H. Yazır
"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
Ali Bulaç
"Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım."
Diyanet İşleri
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
Tefsirleri karşılaştır

21

فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir,
Elmalılı H. Yazır
Artık o hoşnut bir hayattadır.
Ali Bulaç
Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir.
Diyanet İşleri
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Tefsirleri karşılaştır

22

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Yüce bir cennette,
Elmalılı H. Yazır
Yüksek bir cennettedir.
Ali Bulaç
Yüksek bir cennette.
Diyanet İşleri
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Tefsirleri karşılaştır

23

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ

Diyanet Vakfı
Meyveleri sarkmış halde.
Elmalılı H. Yazır
Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
Ali Bulaç
Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır.
Diyanet İşleri
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Tefsirleri karşılaştır

24

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ

Diyanet Vakfı
(Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, afiyetle yeyin, için.
Elmalılı H. Yazır
"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
Ali Bulaç
"Geride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için."
Diyanet İşleri
Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
Tefsirleri karşılaştır

25

وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ

Diyanet Vakfı
Kitabı sol tarafından verilene gelince, der ki:" Keşke, bana kitabım verilmeseydi!"
Elmalılı H. Yazır
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
Ali Bulaç
Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi."
Diyanet İşleri
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır

26

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ

Diyanet Vakfı
"Şu hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!"
Elmalılı H. Yazır
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
Ali Bulaç
"Hesabımı hiç bilmeseydim."
Diyanet İşleri
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır

27

يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ

Diyanet Vakfı
Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!
Elmalılı H. Yazır
Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
Ali Bulaç
"Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi.
Diyanet İşleri
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır

28

مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ

Diyanet Vakfı
Malım bana hiç fayda sağlamadı;
Elmalılı H. Yazır
Malım bana hiç fayda vermedi.
Ali Bulaç
"Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı."
Diyanet İşleri
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır

29

هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ

Diyanet Vakfı
Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.
Elmalılı H. Yazır
Gücüm de benden yok olup gitti."
Ali Bulaç
"Güç ve kudretim yok olup gitti."
Diyanet İşleri
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Tefsirleri karşılaştır

30

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

Diyanet Vakfı
Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;
Elmalılı H. Yazır
(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
Ali Bulaç
(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın."
Diyanet İşleri
İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
Tefsirleri karşılaştır

31

ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ

Diyanet Vakfı
Sonra alevli ateşe atın onu!
Elmalılı H. Yazır
"Sonra cehenneme atın onu."
Ali Bulaç
"Sonra çılgın alevlerin içine atın."
Diyanet İşleri
"Sonra cehenneme yaslayın"
Tefsirleri karşılaştır

32

ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ

Diyanet Vakfı
Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!
Elmalılı H. Yazır
"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
Ali Bulaç
"Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin."
Diyanet İşleri
"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
Tefsirleri karşılaştır

33

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet Vakfı
Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,
Elmalılı H. Yazır
Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
Ali Bulaç
"Çünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu."
Diyanet İşleri
"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
Tefsirleri karşılaştır

34

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

Diyanet Vakfı
Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.
Elmalılı H. Yazır
Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
Ali Bulaç
"Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı."
Diyanet İşleri
"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
Tefsirleri karşılaştır

35

فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
Elmalılı H. Yazır
Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
Ali Bulaç
"Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur."
Diyanet İşleri
"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
Tefsirleri karşılaştır

36

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ

Diyanet Vakfı
İrinden başka yiyecek de yoktur.
Elmalılı H. Yazır
Bir irinden başka yiyecek de yok.
Ali Bulaç
"İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur."
Diyanet İşleri
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Tefsirleri karşılaştır

37

لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ

Diyanet Vakfı
Onu (bile bile )hata işleyenlerden başkası yemez.
Elmalılı H. Yazır
Onu günahkârlardan başkası yemez.
Ali Bulaç
"Bunu da, hata edenlerden başkası yemez."
Diyanet İşleri
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Tefsirleri karşılaştır

38

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
Görebildikleriniz üzerine yemin ederim,
Elmalılı H. Yazır
Andolsun gördüklerinize,
Ali Bulaç
Hayır; gördüklerinize yemin ederim,
Diyanet İşleri
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Tefsirleri karşılaştır

39

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
Ve göremediklerinize ki,
Elmalılı H. Yazır
Ve görmediklerinize..
Ali Bulaç
Görmediklerinize de.
Diyanet İşleri
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Tefsirleri karşılaştır

40

إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.
Elmalılı H. Yazır
Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.
Ali Bulaç
Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
Diyanet İşleri
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Tefsirleri karşılaştır

41

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ

Diyanet Vakfı
Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!
Elmalılı H. Yazır
O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
Ali Bulaç
O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
Diyanet İşleri
O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
Tefsirleri karşılaştır

42

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ

Diyanet Vakfı
Bir kahin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!
Elmalılı H. Yazır
Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
Ali Bulaç
Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
Diyanet İşleri
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
Tefsirleri karşılaştır

43

تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
(O), alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Elmalılı H. Yazır
O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
Ali Bulaç
Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
Diyanet İşleri
Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Tefsirleri karşılaştır

44

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ

Diyanet Vakfı
Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
Elmalılı H. Yazır
O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
Ali Bulaç
Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
Diyanet İşleri
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Tefsirleri karşılaştır

45

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ

Diyanet Vakfı
Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
Elmalılı H. Yazır
Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
Ali Bulaç
Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
Diyanet İşleri
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Tefsirleri karşılaştır

46

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ

Diyanet Vakfı
Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).
Elmalılı H. Yazır
Sonra da onun şah damarını keser atardık.
Ali Bulaç
Sonra onun can damarını elbette keserdik.
Diyanet İşleri
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Tefsirleri karşılaştır

47

فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ

Diyanet Vakfı
Hiçbiriniz buna mani de olamazdınız.
Elmalılı H. Yazır
O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
Ali Bulaç
O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.
Diyanet İşleri
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
Tefsirleri karşılaştır

48

وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ

Diyanet Vakfı
Doğrusu o (Kur'an), takva sahipleri için bir öğüttür.
Elmalılı H. Yazır
O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
Ali Bulaç
Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.
Diyanet İşleri
Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
Tefsirleri karşılaştır

49

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
Elmalılı H. Yazır
Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
Ali Bulaç
Elbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.
Diyanet İşleri
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
Tefsirleri karşılaştır

50

وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

Diyanet Vakfı
Muhakkak o, kafirler için bir iç yarasıdır.
Elmalılı H. Yazır
Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.
Ali Bulaç
Gerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir.
Diyanet İşleri
Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
Tefsirleri karşılaştır

51

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ

Diyanet Vakfı
Ve o, gerçekten kat'i bilginin ta kendisidir.
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.
Ali Bulaç
Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn).
Diyanet İşleri
O, şüphesiz kesin gerçektir.
Tefsirleri karşılaştır

52

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet Vakfı
O halde, ulu Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.
Elmalılı H. Yazır
O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
Ali Bulaç
Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Diyanet İşleri
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır