1
ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
- Diyanet Vakfı
- Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
- Elmalılı H. Yazır
- Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
- Ali Bulaç
- Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı.
- Diyanet İşleri
- Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
Tefsirleri karşılaştır2
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةًۭ يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌۭ مُّسْتَمِرٌّۭ
- Diyanet Vakfı
- Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.
- Ali Bulaç
- Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler.
- Diyanet İşleri
- Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
Tefsirleri karşılaştır3
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍۢ مُّسْتَقِرٌّۭ
- Diyanet Vakfı
- Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
- Ali Bulaç
- Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.'
- Diyanet İşleri
- Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
Tefsirleri karşılaştır4
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
- Ali Bulaç
- Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
Tefsirleri karşılaştır5
حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌۭ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
- Diyanet Vakfı
- Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!
- Elmalılı H. Yazır
- Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.
- Ali Bulaç
- (Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.
- Diyanet İşleri
- Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
Tefsirleri karşılaştır6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍۢ نُّكُرٍ
- Diyanet Vakfı
- Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
- Ali Bulaç
- Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...
- Diyanet İşleri
- Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
Tefsirleri karşılaştır7
خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌۭ مُّنتَشِرٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
- Ali Bulaç
- Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
- Diyanet İşleri
- Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
Tefsirleri karşılaştır8
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Davetçiye koşarlarken o esnada kafirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.
- Elmalılı H. Yazır
- O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
- Ali Bulaç
- Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün."
- Diyanet İşleri
- Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
Tefsirleri karşılaştır9
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌۭ وَٱزْدُجِرَ
- Diyanet Vakfı
- Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
- Ali Bulaç
- Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'
- Diyanet İşleri
- Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
Tefsirleri karşılaştır10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌۭ فَٱنتَصِرْ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
- Ali Bulaç
- Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al."
- Diyanet İşleri
- O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
Tefsirleri karşılaştır11
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍۢ مُّنْهَمِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
- Ali Bulaç
- Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.
- Diyanet İşleri
- Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
Tefsirleri karşılaştır12
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًۭا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ قَدْ قُدِرَ
- Diyanet Vakfı
- Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
- Ali Bulaç
- Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.
- Diyanet İşleri
- Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
Tefsirleri karşılaştır13
وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍۢ وَدُسُرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
- Ali Bulaç
- Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;
- Diyanet İşleri
- Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
Tefsirleri karşılaştır14
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءًۭ لِّمَن كَانَ كُفِرَ
- Diyanet Vakfı
- İnkar edilmiş olana (Nuh'a) bir mükafat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
- Elmalılı H. Yazır
- Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
- Ali Bulaç
- Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere.
- Diyanet İşleri
- Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
Tefsirleri karşılaştır15
وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةًۭ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
- Elmalılı H. Yazır
- Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
- Diyanet İşleri
- And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır16
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
- Diyanet Vakfı
- Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
- Elmalılı H. Yazır
- Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
- Ali Bulaç
- Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?
- Diyanet İşleri
- Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır17
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
- Ali Bulaç
- Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
- Diyanet İşleri
- And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır18
كَذَّبَتْ عَادٌۭ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
- Diyanet Vakfı
- Ad kavmi (Peygamberleri Hud'u) yalanladı da azabım ve tehdidim nasılmış (gördüler).
- Elmalılı H. Yazır
- Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
- Ali Bulaç
- Ad (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
- Diyanet İşleri
- Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır19
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِى يَوْمِ نَحْسٍۢ مُّسْتَمِرٍّۢ
- Diyanet Vakfı
- Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
- Ali Bulaç
- Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik.
- Diyanet İşleri
- Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır20
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍۢ مُّنقَعِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- O rüzgar, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
- Elmalılı H. Yazır
- (O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
- Ali Bulaç
- İnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi.
- Diyanet İşleri
- Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır21
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
- Diyanet Vakfı
- Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
- Elmalılı H. Yazır
- Nasılmış benim azabım ve uyarım?
- Ali Bulaç
- Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
- Diyanet İşleri
- Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır22
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz Kur'an'ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
- Ali Bulaç
- Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
- Diyanet Vakfı
- Semud kavmi de uyarıcıları yalanladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Semûd da o uyarıları yalanladılar.
- Ali Bulaç
- Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı.
- Diyanet İşleri
- Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır24
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًۭا مِّنَّا وَٰحِدًۭا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍ
- Diyanet Vakfı
- "Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz" dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz."
- Diyanet İşleri
- "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır25
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌۭ
- Diyanet Vakfı
- "Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır o, yalancı ve şımarığın biridir" (dediler.)
- Elmalılı H. Yazır
- "Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).
- Ali Bulaç
- "Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır."
- Diyanet İşleri
- "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır26
سَيَعْلَمُونَ غَدًۭا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
- Diyanet Vakfı
- Yarın onlar, yalancı ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
- Ali Bulaç
- Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır27
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةًۭ لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
- Diyanet Vakfı
- Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
Tefsirleri karşılaştır28
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍۢ مُّحْتَضَرٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
- Ali Bulaç
- "Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun."
- Diyanet İşleri
- Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
Tefsirleri karşılaştır29
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
- Diyanet Vakfı
- Arkadaşlarını çağırdılar, o da (bundan cür'et alarak) kılıcını kaptı ve deveyi kesti.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
- Ali Bulaç
- Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi.'
- Diyanet İşleri
- Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
Tefsirleri karşılaştır30
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
- Diyanet Vakfı
- (Bu azgınlara) azabım ve uyarılarım nasıl oldu!
- Elmalılı H. Yazır
- Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
- Ali Bulaç
- Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
- Diyanet İşleri
- Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır31
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
- Diyanet Vakfı
- Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.
- Ali Bulaç
- Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler.
- Diyanet İşleri
- Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
Tefsirleri karşılaştır32
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz Kur'an'ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
- Ali Bulaç
- Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır33
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
- Diyanet Vakfı
- Lut'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
- Ali Bulaç
- Lut kavmi de uyarıları yalanladı.
- Diyanet İşleri
- Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır34
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۢ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Biz de üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lut ailesini seher vakti kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,
- Ali Bulaç
- Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
- Diyanet İşleri
- Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
Tefsirleri karşılaştır35
نِّعْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
- Diyanet Vakfı
- Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni işte böyle mükafatlandırırız.
- Elmalılı H. Yazır
- Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
- Ali Bulaç
- Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.
- Diyanet İşleri
- Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
Tefsirleri karşılaştır36
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun ki, Lut onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu tehditleri kuşkuyla karşıladılar.
- Elmalılı H. Yazır
- (Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,
- Ali Bulaç
- Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.
- Diyanet İşleri
- Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
Tefsirleri karşılaştır37
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
- Diyanet Vakfı
- Onlar Lut'un misafirlerine karşı kötülük yapmayı planlamışlardı. Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
- Elmalılı H. Yazır
- Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
- Ali Bulaç
- Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın."
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
Tefsirleri karşılaştır38
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌۭ مُّسْتَقِرٌّۭ
- Diyanet Vakfı
- Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
- Elmalılı H. Yazır
- Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
- Ali Bulaç
- Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırıverdi.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
Tefsirleri karşılaştır39
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
- Diyanet Vakfı
- İşte azabımı ve uyanlarımı tadın! (denildi).
- Elmalılı H. Yazır
- "Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
- Ali Bulaç
- Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın.
- Diyanet İşleri
- "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
Tefsirleri karşılaştır40
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz Kur'an'ı, öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde düşünüp ibret alan yok mu?
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
- Ali Bulaç
- Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır41
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Firavun'un kavmine de uyarıcılar gelmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
- Ali Bulaç
- Andolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
Tefsirleri karşılaştır42
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍۢ مُّقْتَدِرٍ
- Diyanet Vakfı
- Lakin onlar bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve kudretimize layık bir şekilde yakaladık.
- Elmalılı H. Yazır
- Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;
- Ali Bulaç
- Onlar Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik.
- Diyanet İşleri
- Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
Tefsirleri karşılaştır43
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌۭ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌۭ فِى ٱلزُّبُرِ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi sizin kafirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir berat mı var?
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?
- Ali Bulaç
- Sizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var?
- Diyanet İşleri
- Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
Tefsirleri karşılaştır44
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌۭ مُّنتَصِرٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa "Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz" mu diyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?
- Ali Bulaç
- "Biz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir toplumuz" mu diyorlar?
- Diyanet İşleri
- Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
Tefsirleri karşılaştır45
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
- Diyanet Vakfı
- O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
- Ali Bulaç
- Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
- Diyanet İşleri
- Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır46
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
- Diyanet Vakfı
- Bilakis kıyamet onlara vadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.
- Ali Bulaç
- Daha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır.
- Diyanet İşleri
- Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
Tefsirleri karşılaştır47
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz suçlular-günahkarlar, bir sapmışlık (dalalet) ve çılgınlık içindedirler.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır48
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
- Diyanet Vakfı
- O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde "Cehennemin elemini tadın!" denir.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
- Ali Bulaç
- Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek)
- Diyanet İşleri
- Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
Tefsirleri karşılaştır49
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır50
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌۭ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
- Diyanet Vakfı
- Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir.
- Elmalılı H. Yazır
- Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.
- Ali Bulaç
- Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.'
- Diyanet İşleri
- Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
Tefsirleri karşılaştır51
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Düşünüp ibret alan yok mu?
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
- Ali Bulaç
- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır52
وَكُلُّ شَىْءٍۢ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
- Diyanet Vakfı
- Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.
- Elmalılı H. Yazır
- İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.
- Ali Bulaç
- Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.
- Diyanet İşleri
- İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
Tefsirleri karşılaştır53
وَكُلُّ صَغِيرٍۢ وَكَبِيرٍۢ مُّسْتَطَرٌ
- Diyanet Vakfı
- Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
- Elmalılı H. Yazır
- Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
- Ali Bulaç
- Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır.
- Diyanet İşleri
- Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
Tefsirleri karşılaştır54
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَهَرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Takva sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.
- Elmalılı H. Yazır
- Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler.
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır55
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍۢ مُّقْتَدِرٍۭ
- Diyanet Vakfı
- Güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.
- Ali Bulaç
- Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar.
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır