Kamer Sûresi

55 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ

Diyanet Vakfı
Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
Elmalılı H. Yazır
Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
Ali Bulaç
Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı.
Diyanet İşleri
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
Tefsirleri karşılaştır

2

وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةًۭ يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌۭ مُّسْتَمِرٌّۭ

Diyanet Vakfı
Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.
Elmalılı H. Yazır
Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.
Ali Bulaç
Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler.
Diyanet İşleri
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
Tefsirleri karşılaştır

3

وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍۢ مُّسْتَقِرٌّۭ

Diyanet Vakfı
Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.
Elmalılı H. Yazır
Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
Ali Bulaç
Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.'
Diyanet İşleri
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
Tefsirleri karşılaştır

4

وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

Diyanet Vakfı
Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
Ali Bulaç
Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.
Diyanet İşleri
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
Tefsirleri karşılaştır

5

حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌۭ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ

Diyanet Vakfı
Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!
Elmalılı H. Yazır
Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.
Ali Bulaç
(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.
Diyanet İşleri
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
Tefsirleri karşılaştır

6

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍۢ نُّكُرٍ

Diyanet Vakfı
Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
Elmalılı H. Yazır
Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
Ali Bulaç
Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...
Diyanet İşleri
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
Tefsirleri karşılaştır

7

خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌۭ مُّنتَشِرٌۭ

Diyanet Vakfı
Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.
Elmalılı H. Yazır
Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
Ali Bulaç
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
Diyanet İşleri
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
Tefsirleri karşılaştır

8

مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ

Diyanet Vakfı
Davetçiye koşarlarken o esnada kafirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.
Elmalılı H. Yazır
O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
Ali Bulaç
Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün."
Diyanet İşleri
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
Tefsirleri karşılaştır

9

۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌۭ وَٱزْدُجِرَ

Diyanet Vakfı
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Elmalılı H. Yazır
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Ali Bulaç
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'
Diyanet İşleri
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
Tefsirleri karşılaştır

10

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌۭ فَٱنتَصِرْ

Diyanet Vakfı
Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
Elmalılı H. Yazır
Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
Ali Bulaç
Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al."
Diyanet İşleri
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
Tefsirleri karşılaştır

11

فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍۢ مُّنْهَمِرٍۢ

Diyanet Vakfı
Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Elmalılı H. Yazır
Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Ali Bulaç
Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.
Diyanet İşleri
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
Tefsirleri karşılaştır

12

وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًۭا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ قَدْ قُدِرَ

Diyanet Vakfı
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
Elmalılı H. Yazır
Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Ali Bulaç
Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.
Diyanet İşleri
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
Tefsirleri karşılaştır

13

وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍۢ وَدُسُرٍۢ

Diyanet Vakfı
Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
Elmalılı H. Yazır
Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Ali Bulaç
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;
Diyanet İşleri
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
Tefsirleri karşılaştır

14

تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءًۭ لِّمَن كَانَ كُفِرَ

Diyanet Vakfı
İnkar edilmiş olana (Nuh'a) bir mükafat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Elmalılı H. Yazır
Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Ali Bulaç
Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere.
Diyanet İşleri
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
Tefsirleri karşılaştır

15

وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةًۭ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

Diyanet Vakfı
Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Elmalılı H. Yazır
Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Ali Bulaç
Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet İşleri
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır

16

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet Vakfı
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
Elmalılı H. Yazır
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
Ali Bulaç
Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?
Diyanet İşleri
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır

17

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?
Elmalılı H. Yazır
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Ali Bulaç
Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet İşleri
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır

18

كَذَّبَتْ عَادٌۭ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet Vakfı
Ad kavmi (Peygamberleri Hud'u) yalanladı da azabım ve tehdidim nasılmış (gördüler).
Elmalılı H. Yazır
Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Ali Bulaç
Ad (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet İşleri
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır

19

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِى يَوْمِ نَحْسٍۢ مُّسْتَمِرٍّۢ

Diyanet Vakfı
Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
Elmalılı H. Yazır
Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
Ali Bulaç
Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik.
Diyanet İşleri
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır

20

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍۢ مُّنقَعِرٍۢ

Diyanet Vakfı
O rüzgar, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
Elmalılı H. Yazır
(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
Ali Bulaç
İnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi.
Diyanet İşleri
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır

21

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet Vakfı
Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
Elmalılı H. Yazır
Nasılmış benim azabım ve uyarım?
Ali Bulaç
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet İşleri
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır

22

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz Kur'an'ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
Elmalılı H. Yazır
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Ali Bulaç
Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet İşleri
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır

23

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

Diyanet Vakfı
Semud kavmi de uyarıcıları yalanladı.
Elmalılı H. Yazır
Semûd da o uyarıları yalanladılar.
Ali Bulaç
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı.
Diyanet İşleri
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır

24

فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًۭا مِّنَّا وَٰحِدًۭا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍ

Diyanet Vakfı
"Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz" dediler.
Elmalılı H. Yazır
"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
Ali Bulaç
Dediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz."
Diyanet İşleri
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

25

أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌۭ

Diyanet Vakfı
"Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır o, yalancı ve şımarığın biridir" (dediler.)
Elmalılı H. Yazır
"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).
Ali Bulaç
"Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır."
Diyanet İşleri
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

26

سَيَعْلَمُونَ غَدًۭا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ

Diyanet Vakfı
Yarın onlar, yalancı ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.
Elmalılı H. Yazır
Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
Ali Bulaç
Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir.
Diyanet İşleri
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

27

إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةًۭ لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ

Diyanet Vakfı
Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret.
Elmalılı H. Yazır
Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
Ali Bulaç
Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret.
Diyanet İşleri
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
Tefsirleri karşılaştır

28

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍۢ مُّحْتَضَرٌۭ

Diyanet Vakfı
Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.
Elmalılı H. Yazır
Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
Ali Bulaç
"Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun."
Diyanet İşleri
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
Tefsirleri karşılaştır

29

فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

Diyanet Vakfı
Arkadaşlarını çağırdılar, o da (bundan cür'et alarak) kılıcını kaptı ve deveyi kesti.
Elmalılı H. Yazır
Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
Ali Bulaç
Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi.'
Diyanet İşleri
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
Tefsirleri karşılaştır

30

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet Vakfı
(Bu azgınlara) azabım ve uyarılarım nasıl oldu!
Elmalılı H. Yazır
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
Ali Bulaç
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet İşleri
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Tefsirleri karşılaştır

31

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ

Diyanet Vakfı
Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler.
Elmalılı H. Yazır
Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.
Ali Bulaç
Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler.
Diyanet İşleri
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
Tefsirleri karşılaştır

32

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz Kur'an'ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?
Elmalılı H. Yazır
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Ali Bulaç
Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet İşleri
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır

33

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ

Diyanet Vakfı
Lut'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı.
Elmalılı H. Yazır
Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
Ali Bulaç
Lut kavmi de uyarıları yalanladı.
Diyanet İşleri
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır

34

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۢ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍۢ

Diyanet Vakfı
Biz de üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lut ailesini seher vakti kurtardık.
Elmalılı H. Yazır
Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,
Ali Bulaç
Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
Diyanet İşleri
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
Tefsirleri karşılaştır

35

نِّعْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ

Diyanet Vakfı
Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni işte böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı H. Yazır
Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
Ali Bulaç
Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.
Diyanet İşleri
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
Tefsirleri karşılaştır

36

وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ

Diyanet Vakfı
Andolsun ki, Lut onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu tehditleri kuşkuyla karşıladılar.
Elmalılı H. Yazır
(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,
Ali Bulaç
Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.
Diyanet İşleri
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
Tefsirleri karşılaştır

37

وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet Vakfı
Onlar Lut'un misafirlerine karşı kötülük yapmayı planlamışlardı. Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Elmalılı H. Yazır
Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Ali Bulaç
Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın."
Diyanet İşleri
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
Tefsirleri karşılaştır

38

وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌۭ مُّسْتَقِرٌّۭ

Diyanet Vakfı
Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Elmalılı H. Yazır
Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Ali Bulaç
Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırıverdi.
Diyanet İşleri
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
Tefsirleri karşılaştır

39

فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet Vakfı
İşte azabımı ve uyanlarımı tadın! (denildi).
Elmalılı H. Yazır
"Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Ali Bulaç
Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın.
Diyanet İşleri
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
Tefsirleri karşılaştır

40

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz Kur'an'ı, öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde düşünüp ibret alan yok mu?
Elmalılı H. Yazır
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Ali Bulaç
Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet İşleri
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır

41

وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz Firavun'un kavmine de uyarıcılar gelmişti.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
Ali Bulaç
Andolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi.
Diyanet İşleri
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
Tefsirleri karşılaştır

42

كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍۢ مُّقْتَدِرٍ

Diyanet Vakfı
Lakin onlar bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve kudretimize layık bir şekilde yakaladık.
Elmalılı H. Yazır
Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;
Ali Bulaç
Onlar Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik.
Diyanet İşleri
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
Tefsirleri karşılaştır

43

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌۭ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌۭ فِى ٱلزُّبُرِ

Diyanet Vakfı
Şimdi sizin kafirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir berat mı var?
Elmalılı H. Yazır
Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?
Ali Bulaç
Sizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var?
Diyanet İşleri
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
Tefsirleri karşılaştır

44

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌۭ مُّنتَصِرٌۭ

Diyanet Vakfı
Yoksa "Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz" mu diyorlar?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?
Ali Bulaç
"Biz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir toplumuz" mu diyorlar?
Diyanet İşleri
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
Tefsirleri karşılaştır

45

سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

Diyanet Vakfı
O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Elmalılı H. Yazır
Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
Ali Bulaç
Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Diyanet İşleri
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

46

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ

Diyanet Vakfı
Bilakis kıyamet onlara vadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır.
Elmalılı H. Yazır
Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.
Ali Bulaç
Daha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır.
Diyanet İşleri
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
Tefsirleri karşılaştır

47

إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍۢ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Elmalılı H. Yazır
Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Ali Bulaç
Hiç şüphesiz suçlular-günahkarlar, bir sapmışlık (dalalet) ve çılgınlık içindedirler.
Diyanet İşleri
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

48

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ

Diyanet Vakfı
O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde "Cehennemin elemini tadın!" denir.
Elmalılı H. Yazır
O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
Ali Bulaç
Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek)
Diyanet İşleri
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
Tefsirleri karşılaştır

49

إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ

Diyanet Vakfı
Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
Elmalılı H. Yazır
Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
Ali Bulaç
Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.
Diyanet İşleri
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

50

وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌۭ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ

Diyanet Vakfı
Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir.
Elmalılı H. Yazır
Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.
Ali Bulaç
Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.'
Diyanet İşleri
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
Tefsirleri karşılaştır

51

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Düşünüp ibret alan yok mu?
Elmalılı H. Yazır
Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
Ali Bulaç
Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet İşleri
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
Tefsirleri karşılaştır

52

وَكُلُّ شَىْءٍۢ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ

Diyanet Vakfı
Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.
Elmalılı H. Yazır
İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.
Ali Bulaç
Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.
Diyanet İşleri
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
Tefsirleri karşılaştır

53

وَكُلُّ صَغِيرٍۢ وَكَبِيرٍۢ مُّسْتَطَرٌ

Diyanet Vakfı
Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
Elmalılı H. Yazır
Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
Ali Bulaç
Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır.
Diyanet İşleri
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
Tefsirleri karşılaştır

54

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَهَرٍۢ

Diyanet Vakfı
Takva sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.
Elmalılı H. Yazır
Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.
Ali Bulaç
Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler.
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

55

فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍۢ مُّقْتَدِرٍۭ

Diyanet Vakfı
Güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler.
Elmalılı H. Yazır
Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.
Ali Bulaç
Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar.
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır