1
وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
- Elmalılı H. Yazır
- İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
- Ali Bulaç
- Battığı zaman yıldıza andolsun;
- Diyanet İşleri
- Batmakta olan yıldıza and olsun ki,
Tefsirleri karşılaştır2
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı.
- Elmalılı H. Yazır
- Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
- Ali Bulaç
- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
- Diyanet İşleri
- Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır3
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- O, arzusuna göre de konuşmaz.
- Elmalılı H. Yazır
- O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
- Ali Bulaç
- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
- Diyanet İşleri
- O, kendiliğinden konuşmamaktadır.
Tefsirleri karşılaştır4
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌۭ يُوحَىٰ
- Diyanet Vakfı
- O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
- Elmalılı H. Yazır
- O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
- Ali Bulaç
- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
- Diyanet İşleri
- Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.
Tefsirleri karşılaştır5
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
- Ali Bulaç
- Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
- Diyanet İşleri
- Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
Tefsirleri karşılaştır6
ذُو مِرَّةٍۢ فَٱسْتَوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
- Elmalılı H. Yazır
- (Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
- Ali Bulaç
- (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
- Diyanet İşleri
- Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
Tefsirleri karşılaştır7
وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Kendisi en yüksek ufukta iken.
- Elmalılı H. Yazır
- O, en yüksek ufukta idi.
- Ali Bulaç
- O, en yüksek bir ufuktaydı.
- Diyanet İşleri
- Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
Tefsirleri karşılaştır8
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, (yere doğru)sarktı.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
- Ali Bulaç
- Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
- Diyanet İşleri
- Sonra yaklaşmış ve inmiştir.
Tefsirleri karşılaştır9
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
- Diyanet Vakfı
- O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
- Elmalılı H. Yazır
- Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
- Ali Bulaç
- Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
- Diyanet İşleri
- Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.
Tefsirleri karşılaştır10
فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
- Elmalılı H. Yazır
- (Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
- Ali Bulaç
- Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
- Diyanet İşleri
- Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.
Tefsirleri karşılaştır11
مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
- Elmalılı H. Yazır
- Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
- Ali Bulaç
- Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
- Diyanet İşleri
- Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.
Tefsirleri karşılaştır12
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.
- Ali Bulaç
- Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
- Diyanet İşleri
- Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?
Tefsirleri karşılaştır13
وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun onu bir kez daha görmüştü.
- Ali Bulaç
- Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
Tefsirleri karşılaştır14
عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
- Elmalılı H. Yazır
- Sidretü'lMüntehâ'nın yanında.
- Ali Bulaç
- Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
Tefsirleri karşılaştır15
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır.
- Ali Bulaç
- Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
- Diyanet İşleri
- Orada Me'va cenneti vardır.
Tefsirleri karşılaştır16
إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
- Elmalılı H. Yazır
- Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
- Ali Bulaç
- Sidreyi örten örtmekte iken,
- Diyanet İşleri
- Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
Tefsirleri karşılaştır17
مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
- Elmalılı H. Yazır
- (Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.
- Ali Bulaç
- Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.
- Diyanet İşleri
- Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.
Tefsirleri karşılaştır18
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.
- Ali Bulaç
- Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.
Tefsirleri karşılaştır19
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Gördünüz mü o Lat ve Uzza'yı?
- Elmalılı H. Yazır
- Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı?
- Ali Bulaç
- Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı.
- Diyanet İşleri
- Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
Tefsirleri karşılaştır20
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Ve üçüncüleri olan ötekini, Menat'ı.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı?
- Ali Bulaç
- Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)?
- Diyanet İşleri
- Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
Tefsirleri karşılaştır21
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Demek erkek size, dişi O'na öyle mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Size erkek O'na dişi öyle mi?
- Ali Bulaç
- Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu?
- Diyanet İşleri
- Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?
Tefsirleri karşılaştır22
تِلْكَ إِذًۭا قِسْمَةٌۭ ضِيزَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- O zaman bu, insafsızca bir taksim!
- Elmalılı H. Yazır
- Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.
- Ali Bulaç
- Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma.
- Diyanet İşleri
- Öyleyse bu haksız bir paylaşma;
Tefsirleri karşılaştır23
إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌۭ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
- Ali Bulaç
- Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
- Diyanet İşleri
- Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.
Tefsirleri karşılaştır24
أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir?
- Ali Bulaç
- Yoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var?
- Diyanet İşleri
- Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?
Tefsirleri karşılaştır25
فَلِلَّهِ ٱلْءَاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ahiret de dünya da Allah'ındır.
- Elmalılı H. Yazır
- Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır.
- Ali Bulaç
- İşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır.
- Diyanet İşleri
- Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.
Tefsirleri karşılaştır26
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.
- Elmalılı H. Yazır
- Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.
- Ali Bulaç
- Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.
- Diyanet İşleri
- Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.
Tefsirleri karşılaştır27
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.
Tefsirleri karşılaştır28
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًۭٔا
- Diyanet Vakfı
- Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
- Elmalılı H. Yazır
- Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.
- Ali Bulaç
- Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz.
- Diyanet İşleri
- Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.
Tefsirleri karşılaştır29
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
- Diyanet Vakfı
- Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.
- Elmalılı H. Yazır
- Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.
- Ali Bulaç
- Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.
- Diyanet İşleri
- Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.
Tefsirleri karşılaştır30
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ
- Diyanet Vakfı
- İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.
- Ali Bulaç
- İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur.
- Diyanet İşleri
- Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.
Tefsirleri karşılaştır31
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى
- Diyanet Vakfı
- Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandırması içindir.
- Elmalılı H. Yazır
- Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.
- Ali Bulaç
- Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.
- Diyanet İşleri
- Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
Tefsirleri karşılaştır32
ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌۭ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
- Ali Bulaç
- Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.
- Diyanet İşleri
- Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
Tefsirleri karşılaştır33
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Gördün mü arkasını döneni?
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi gördün mü O yüz çevireni?
- Ali Bulaç
- Şimdi, o yüz çevireni gördün mü?
- Diyanet İşleri
- Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
Tefsirleri karşılaştır34
وَأَعْطَىٰ قَلِيلًۭا وَأَكْدَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
- Elmalılı H. Yazır
- Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni?
- Ali Bulaç
- Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.
- Diyanet İşleri
- Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
Tefsirleri karşılaştır35
أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?
- Elmalılı H. Yazır
- Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor?
- Ali Bulaç
- Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor?
- Diyanet İşleri
- Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?
Tefsirleri karşılaştır36
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa'nın sahifelerinde bulunan,
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?
- Ali Bulaç
- Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi?
- Diyanet İşleri
- Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
Tefsirleri karşılaştır37
وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in( sahifelerinde bulunan şu gerçekler):
- Elmalılı H. Yazır
- Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler?
- Ali Bulaç
- Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan...
- Diyanet İşleri
- Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
Tefsirleri karşılaştır38
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌۭ وِزْرَ أُخْرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Gerçekten hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenemez.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.
- Ali Bulaç
- Doğrusu, hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.
- Diyanet İşleri
- Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;
Tefsirleri karşılaştır39
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.
- Diyanet İşleri
- İnsan ancak çalıştığına erişir.
Tefsirleri karşılaştır40
وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ve çalışması da ileride görülecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve çalışması da yakında görülecektir.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir.
- Diyanet İşleri
- Onun çalışması şüphesiz görülecektir.
Tefsirleri karşılaştır41
ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
- Ali Bulaç
- Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir.
- Diyanet İşleri
- Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.
Tefsirleri karşılaştır42
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir.
- Ali Bulaç
- Elbette son varış Rabbine olacaktır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu son varış Rabbinedir.
Tefsirleri karşılaştır43
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.
- Ali Bulaç
- Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur.
Tefsirleri karşılaştır44
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
- Diyanet Vakfı
- Öldüren de dirilten de O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- Öldüren de dirilten de O'dur.
- Ali Bulaç
- Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.
Tefsirleri karşılaştır45
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur,
- Ali Bulaç
- Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
Tefsirleri karşılaştır46
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
- Diyanet Vakfı
- (Rahime) atıldığı zaman nutfeden.
- Elmalılı H. Yazır
- Atıldığı zaman bir nutfeden.
- Ali Bulaç
- Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
Tefsirleri karşılaştır47
وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.
Tefsirleri karşılaştır48
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Zengin eden de yoksul kılan da O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur.
- Ali Bulaç
- Doğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur.
Tefsirleri karşılaştır49
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu Şi'ra yıldızının Rabbi de O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur.
- Ali Bulaç
- Doğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.
Tefsirleri karşılaştır50
وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helak etti.
- Elmalılı H. Yazır
- O, helak etti önce gelen Âd'ı.
- Ali Bulaç
- Doğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı.
- Diyanet İşleri
- İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
Tefsirleri karşılaştır51
وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Semud'u da (O helak etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve Semûd'u da bırakmadı.
- Ali Bulaç
- Semud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı.
- Diyanet İşleri
- İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
Tefsirleri karşılaştır52
وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helak etmişti).
- Elmalılı H. Yazır
- Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.
- Ali Bulaç
- Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
- Diyanet İşleri
- Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.
Tefsirleri karşılaştır53
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.
- Elmalılı H. Yazır
- Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı.
- Ali Bulaç
- Altı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi.
- Diyanet İşleri
- Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
Tefsirleri karşılaştır54
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Onların başına getireceğini getirdi!
- Elmalılı H. Yazır
- Onları neler kapladı neler!
- Ali Bulaç
- Böylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı.
- Diyanet İşleri
- Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
Tefsirleri karşılaştır55
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.
- Elmalılı H. Yazır
- O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun.
- Ali Bulaç
- Öyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun?
- Diyanet İşleri
- Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?
Tefsirleri karşılaştır56
هَٰذَا نَذِيرٌۭ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
- Ali Bulaç
- Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
- Diyanet İşleri
- İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır.
Tefsirleri karşılaştır57
أَزِفَتِ ٱلْءَازِفَةُ
- Diyanet Vakfı
- Yaklaşan yaklaştı.
- Elmalılı H. Yazır
- Yaklaşan yaklaştı.
- Ali Bulaç
- O yaklaşmakta olan yaklaştı.
- Diyanet İşleri
- Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.
Tefsirleri karşılaştır58
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
- Diyanet Vakfı
- Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.
- Ali Bulaç
- Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur).
- Diyanet İşleri
- Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır59
أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz?
- Ali Bulaç
- Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Bu söze mi şaşıyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır60
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
- Diyanet Vakfı
- Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
- Elmalılı H. Yazır
- Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
- Ali Bulaç
- (Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz.
- Diyanet İşleri
- Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.
Tefsirleri karşılaştır61
وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!
- Elmalılı H. Yazır
- Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller?
- Ali Bulaç
- Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz.
- Diyanet İşleri
- Habersiz oyalanmaktasınız.
Tefsirleri karşılaştır62
فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩
- Diyanet Vakfı
- Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!
- Elmalılı H. Yazır
- Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin.
- Ali Bulaç
- Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin.
- Diyanet İşleri
- Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.
Tefsirleri karşılaştır