KEŞŞÂF TEFSİRİ
Abese Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ
Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Âyetin Tefsiri
2. Âyetin Tefsiri
tûm (onun değil) babasının annesiydi (yani kendisinin ninesiydi). Bu zâtın ismi Abdullah b. Şurayh b. Mâlik b. Rebî‘a el-Fihrî olup ‘Amir b. Lu-eyy oğullarındandır.- Ve o sırada, Kureyş ileri gelenlerinden Rebî‘a’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe, Ebû Cehl [Amr] b. Hişâm, Abbas b. Abdulmuttalib, Umeyye b. Halef ve Velîd b. Muğîre Peygamber’in yanında bulunuyor-du. Peygamber, bunların Müslüman olmasıyla başkalarının da Müslüman olacağını umarak onları İslâm’a davet ediyordu. İbn Umm Mektûm; “Ey Allah’ın Elçisi! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret; beni okut!” demiş ve Peygamber’in bu toplulukla meşguliyetini bilemediği için bunu tekrarlayıp, durmuştu. Peygamber (s.a.) de onun, sözünü kesmesini ya-dırgamış ve surat asarak, kendisinden yüz çevirmişti. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir. Bundan böyle Peygamber (s.a.) ona ikramda bulunur ve onu gördüğünde; “Hakkında Rabbimin beni azarladığı kişiye merhaba!” der ve “Bir ihtiyacın var mı?” diye sorardı. Onu Medine’de iki kez kendi yerine halef tayin etmiştir. Enes; “Onu Kādisiye (savaşı) günü üzerinde savaş elbisesi ve siyah bir bayrakla gördüm.” demiştir.
[2406] Anlamda mübalağa gözetmek amacıyla şeddeli olarak ‘abbe-se” (ziyadesiyle surat astı) şeklinde de okunmuştur ki bunun benzeri ke-laha yerine kellaha denmesidir.1 “Yanına geldi diye.” ifadesi iki görüşün farklılık arz etmesine binaen َ َ veya َ َ َ fiiliyle mansūbdur.2 Buna göre âyetin anlamı; “Âmâ kendisine geldi diye surat astı.” veya “Âmâ kendi-sine geldi diye yüz çevirdi.” şeklindedir. [Sırf ] iki Hemze ile e-en câehû ve bu ikisinin arasına Elif getirerek â-en câehû şeklinde de okunmuş olup [bu kıraatin ifade ettiği anlama uygun olarak] و âyetinde durulacak;
1 Sırıttı - pişmiş kelle gibi sırıttı. / ed.2 Basralı Nahiv imamlarına göre, ء yi, mamule en yakın âmil olması hasebiyle ; Kûfelilere göre ise’أن
birinci âmil olması hasebiyle fiili nasbedip, mef‘ûl almıştır. / çev.
sonra [Hemze’yi taşıyan] ikinci âyetten başlangıç yapılacaktır. Buna göre mâna; “O bunu âmâ kendisine geldi diye mi yaptı!?” şeklinde olup Hz. Peygam-ber[in sergilediği surat asma ve sırt dönme fiili] yadırganmaktadır. Rivayete göre Hz. Peygamber bundan sonra asla ne bir fakirin yüzüne karşı surat ekşitmiş ne de bir zengine ilgi göstermiştir.1
[2407] Hz. Peygamber’den sâdır olan bu kusurun haber verilmesi ve [sonrasında] ona hitapla teveccüh edilmesinde bunun çok yadırgandığına bir delil vardır; tıpkı bir kimsenin kendi aleyhine suç işleyen birisini insanlara şikâyet edip, sonrasında şikâyeti kalıcı kılmak için suçluya yönelip onu kı-naması ve aleyhinde hücceti geçerli kılması gibi. “Âmâ” sıfatının zikrinde de bunun benzeri bir durum söz konusudur. Sanki şöyle demektedir: “O kişi âmâ olduğu için surat asma ve sırt dönme Peygamber nezdinde haklılık kesp etti (öyle mi? Âmânın, zayıfın hak ettiği bu mu olmalıydı)? Oysa âmâ oluşundan dolayı ona daha çok şefkat göstermesi, esirgemesi ve yakınlık sergileyip, “Merhaba!” demesi gerekirdi.”
[2408] Bu konuda insanlar gerçekten Allah’ın edep öğretmesi sayesinde güzel bir edep dersi almış olmaktadırlar. Nitekim rivayete göre, Süfyân-i Sevrî Rahimehu’llâh’ın meclisinde fakirler yöneticilerle aynı konumda olurlarmış.
3. Âyetin Tefsiri
4. Âyetin Tefsiri
algılatacak?” demektir. “Belki o arınacak,” yani ilahi yasalardan bellediği şey sayesinde bazı günah kirlerinden temizlenecek. “Yahut düşünüp ders çıkaracak,” nasihat dinleyecek de senin öğüdün yani vaazın “ona fayda ve-recek” ve bazı itaatler hususunda kendisi için bu bir lutuf olacak. Âyetin anlamı şudur: Sen bu âmânın arınma veya öğüt almadan hangisine daha çok yakınlık kespedeceğini bilemezsin. Şayet bilseydin bu aşırılık senden sâdır olmazdı.
[2410] “Belki o”ifadesindeki zamirin inkârcıya ait olduğu da söylen-miştir; yani “Sen o inkârcının Müslüman olma sayesinde arınacağına yahut öğüt dinleyip de bu öğüdün onu hakkı kabule yaklaştıracağına dair ümit besliyorsun da, ümit beslediğin bu şeyin vuku bulacağını nereden bilecek-sin?” demektir.1 En‘âm 6/52-54 ve Kehf 18/28 gibi âyetler (i) hem bunun Peygamber’in hayatında bir kez olmadığını
göstermekte, (ii) hem de ilk iki âyette Peygamber’in değil de oradaki ekâbir müşriklerin yadırgandığına dair te’villeri boşa çıkarmaktadır. / ed.
[2411] [ ُ َ ْ َ َ fiili] כ َ fiiline atfedilerek fe-tenfe‘uhû şeklinde merfû‘ okunduğu gibi, َ َ ’nin cevabı olarak mansūb da okunmuştur. Tıpkı َ ِ َ אبَ ُ ا Belki o yollara; göklerin yollarına ulaşırım da“) ...ا ا أ Mûsâ’nın tanrısına muttali olurum.” [Gāfir 40/36-37]) âyetindeki gibi.
5. Âyetin Tefsiri
6. Âyetin Tefsiri
7. Âyetin Tefsiri
] 2412[ ى ّ َ َ “kendisine yönelerek onunla ilgileniyorsun.” Musādât, mu‘ârada1 demektir. Tâ’nın Sād’a idgamıyla şeddeli olarak tessaddâ şeklinde de okunmuştur. Ebû Ca‘fer Tâ’nın zammesiyle tusaddâ okumuştur ki “(sen ona) yöneltiliyorsun” anlamına gelir. Buna göre mâna; “Onun Müslüman-lığına karşı aşırı isteklilik ve aceleci bir temayül saiki seni ona ilgi gösterme-ye güdülüyor. Oysa onun İslâm sayesinde arınmaması hususunda sana bir beis yoktur; sana düşen ancak ve ancak tebliğdir” şeklindedir.
8–9. Âyetlerin Tefsiri
10. Âyetin Tefsiri
nerek;” hayır talebiyle “(koşa koşa)2 bir gayret yanına geleni ise...” Âyetin; “Beraberinde yedicisi olmadığı için tökezleyip düşmekten çekinerek geleni ise…” anlamına geldiği de söylenmiştir.
[2414] (Görmezden geliyorsun!..) Meşguliyet sergiliyorsun (yani başka meşgaleler seni onunla ilgilenmekten alıkoyuyor). Bu lehâ ‘anhu (ondan alı-koydu), iltehâ ve telehhâ (meşgul olup alıkondu) şeklindeki kullanımdan alın-madır. Talha b. Musarrif tetelehhâ; Ebû Ca‘fer de tulehhâ (alıkonuluyorsun) -yani Kureyş ileri gelenlerinin durumu seni alıkoyuyor- şeklinde okumuştur.
[2415] Şayet“‘Sen ona ilgi gösteriyorsun!..’ ve ‘Sen onu görmezden ge-liyorsun!..’ âyetlerinde bir ihtisas var gibi?” dersen şöyle derim: Evet; bu, Hz. Peygamber’in söz konusu ilgisinin ve görmezden gelişinin yadırgandığı anlamına gelmektedir; yani bilhassa senin gibi birinin, zengine ilgi gösterip, fakiri görmezden gelmesi hiç yakışık almıyor!
11. Âyetin Tefsiri
12. Âyetin Tefsiri
13–14. Âyetlerin Tefsiri
15–16. Âyetlerin Tefsiri
1 Her şeyi bir kenara bırakıp tamamen bir kişiye -veya bir soruna- yönelmek. / ed.2 Âmânın koşamayacağı açıktır; sa‘y “çabalama ve gayret” anlamında düşünülebilir. / ed.
[2416] “Olmaz!” Bu, azarlamaya konu olan şeyden ve benzerini tekrar-lamaktan bir menediştir. “Bu bir öğüttür;”nasihat telakki edilip, gereğince davranılması icap eden bir vaazdır. “Dileyen, düşünüp ders çıkarır ondan;” yani onu unutmaksızın muhafaza eder.
[2417] Burada zamirin müzekker getirilmesinin sebebi (müennes) tez-kirenin (müzekker) zikr ve va‘z [yani öğüt ve nasihat] anlamına gelmesidir.
[2418] “Sahifelerdedir” ifadesi tezkirenin sıfatıdır; yani o öğüt Levh-i Mahfûz’dan istinsah edilmiş sahifelerde sabitleştirilmiş bulunmaktadır. Allah’ın nezdinde “şerefli”, göklerde “yüksek” veya kadri yüce, “tertemiz” şeytanların el-lerinden beri kılınmış olup onlara ancak tertemiz meleklerin elleri dokunabilir.
[2419] “Kâtiplerin” [semavî] kitapları Levh-i Mahfûz’dan istinsah eden yazıcıların “saygıdeğer” müttaki [melek]lerin [elleriyle kayda geçirilmiştir]. Bun-ların “Şüphesiz bu, ilk sahifelerde de geçmektedir.” [A‘lâ 87/18] âyetinde ol-duğu gibi, peygamber sahifeleri (suhuf) olduğu da söylenmiştir. Seferetun (kâtipler) kelimesinin, Kur’ân’ı ezbere okuyanlar veya Peygamber’in (s.a.) ashabı olduğu da söylenmiştir.
17. Âyetin Tefsiri
şeni dualarındandır; çünkü öldürmek (kahretmek) dünyadaki şiddet ve şe-naatlerin nihaî sınırıdır. “Ne nankördür!”ifadesi, o insanın Allah’ın nime-tini yok saymasındaki aşırılığa ilişkin bir taaccüptür. Sen, iki ucu birbirine yakınlık arz eden bundan daha galiz bir üslûp, daha haşin bir dokundurma, daha gazaplı bir delâlet, daha aceleci bir yerme ve -metni bunca kısa olma-sına rağmen- bu kadar kapsamlı bir kınama göremezsin!
[2421] Sonra Allah, insanın oluşumunun başlangıcından itibaren [öm-rünün] nihayet buluşuna kadar, aslî ve tali nimetlere dalıp kendini harap etmesi, nankörlük ve nimet tanımazlık adına başını kuma gömmesi, evrile-ceği nihaî duruma aldırış etmemesi ve şükrü yerine getirmenin gerekliliğine dair onun durumunu betimlemeye başladı [da şöyle buyurdu]:
18. Âyetin Tefsiri
19. Âyetin Tefsiri
20. Âyetin Tefsiri
yarattı onu? Sonra bu (değersiz) şeyi şu sözüyle açıkladı: Onu kendisi için el-verişli olana ve kendisiyle özgünlük kazandığı şeye hazırladı. Bunun benzeri, “Her şeyi yaratmış ve onu planlayıp programlamıştır.”[Furkān 25/2] âyetidir.
] 2423[ َkelimesi, (âyetteki) ا َ ’nin açıkladığı bir َ َ (kolaylaştırdı) fiilinin gizlenmesiyle nasbedilmiş olup mâna “sonra da yolunu; annesinin karnından çıkış mahallini kolaylaştırdı” yahut “kendisini güç ve imkân sa-hibi kılması sayesinde, kendi tercihiyle takip edeceği hayır ve şer yolunu [kolaylaştırdı]” şeklindedir. [Bu ikinci anlamın] benzeri; “Kendisine yolu gös-terdik; (ya şükredici olacak ya da nankör; tercih kendisinin)!” [İnsan 76/3] âyetidir. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, anlam; “Ona hayır ve şer yolunu apaçık gösterdi.” şeklindedir.
21. Âyetin Tefsiri
22. Âyetin Tefsiri
içinde saklanacağı bir kabir sahibi kılacak; diğer canlılar gibi canavarlara ve kuşlara yem olacak şekilde yerin üzerine atılmış vaziyette bırakmayacak. Ka-bera’l-meyyite (Ölüyü defnetti.) ve akberahu’l-meyyite (Ona ölüyü gömdürdü; gömmesine müsaade etti.) denir. Haccâc’a (v. 95/714) akbirnâ sâlihan (Mü-saade et de sâlih bir kulu defnedelim!) diyen kişinin sözü de bu kabildendir.
[2425] “Onu diriltecektir;” onu son yaratılışla inşa edecektir. (ُه َ َ , أsülâsîden) neşerahû şeklinde de okunmuştur.
23. Âyetin Tefsiri
ifadesidir. (İnsanoğlu) Âdem’den beri şu ana dek zamanın akıp gitmesiyle birlikte, Allah’ın “kendisine emrettiğini” O’nun tüm emirlerinin dışına çı-kacak derecede henüz “yerine getirmedi.”Bu demektir ki hiçbir insan şu ya da bu şekilde kusur işlemekten asla hâli değildir.
[2427] [Allah] insanın kendi iç dünyasındaki nimetlerini sayıp döktük-ten sonra, insanın [ömür boyu] ihtiyaç duyacağı nimetleri zikrederek şöyle buyurdu:
24. Âyetin Tefsiri
25. Âyetin Tefsiri
26–27. Âyetlerin Tefsiri
28. Âyetin Tefsiri
29. Âyetin Tefsiri
30. Âyetin Tefsiri
31. Âyetin Tefsiri
32. Âyetin Tefsiri
[2428] “Bir düşünsün insan şu yediklerini;” sayesinde yaşam sürdüğü yiyeceğini düşünsün ve baksın; onun durumunu nasıl düzene koymuşuz:
[2429] “Suyu” yani yağmuru “dökmüşüz.” Başlangıç yapmak üzere kes-re ile innâ; א א) den bedel olmak üzere fetha ile de’ا .okunmuştur. Hz (أ Ali’nin oğlu Hüseyinimâle ile ّ şeklinde okumuş olup buna göre (nasıl) أmâna, “İnsan bir baksın ki suyu nasıl dökmüşüz!” şeklinde olur.
] 2430[ א (yarmışız) ifadesi şakka’l-arda bi’n-nebâti (Toprağı bitkiyle yar[ıp, bitkiyi çıkar]dı) ifadesinden gelmektedir. Bunun, öküzle yerin sürü-lüp yarılması anlamına gelmesi de caizdir. [İkinci yoruma göre] Allah Teâlâ’nın toprağın yarılmasını kendi zâtına nispet etmesi, fiilin sebebe nispet edilme-si kabilindendir.
] 2431[ َ ُ.arpa ve buğday gibi hasat edilen her şeydir (tane) ا ْ َ ا(yeşillik) yonca demektir. el-Mıkdābu ise yoncanın ekildiği yer (yoncalık) demek olup kadabehû (biçti, kesti) ifadesinin mastarıyla isimlendirilmiştir; çünkü yonca (verimli olduğu için) tekrar tekrar biçilir.
[2432] “Sık ağaçlı büyük bahçeler.” Her bir bahçenin sık ağaçlı kılınıp Allah’ın bununla o bahçenin yoğunluğunu, ağaçlarının çokluğunu ve o bah-çenin büyüklüğünü kastetmesi muhtemeldir. Tıpkı senin hadîkatun dahmetun (yoğun bir bahçe) demen gibi. Yine, her bir bahçenin ağaçlarının salkım saçak kılınması da muhtemel olup büyük ve kalın gövdeli ağaçlar demek olur. Ğulb (yoğunluk) tabirinin sıfat kullanımı, aslen “boyunlar”la ilgili (yani sert enseli olmak anlamında) olup [âyette kalın ağaçlar kalın boyunlara benzetilmek suretiyle] is-ti‘âre yapılmıştır. Nitekim ‘Amr b. Ma‘dîkerîb (r.a.; v.21/642) şöyle demiştir:
Sahrada yürümektedir yeleli aslanlarKatrandan giysiler giydirilmiş erişkin develer gibi
[2433] el-Ebbu otlak (mera) demektir; çünkü ebbetmektedir yani [otla-nılmaya] hazırlanmakta ve kendisinden faydalanılmaktadır. [Bu kastetme anla-mında] ebb ve emm iki kardeş [kök]tür. Şair şöyle demiştir:
Aslımız Kays’tır bizim, yurdumuz NecidOtlaklarımız var orada, sulaklarımız…
Rivayete göre Ebû Bekir Sıddîk’a ebbin ne olduğu sorulduğunda; “Al-lah’ın kitabına dair hakkında hiçbir malûmatım olmayan şeyi söylediğim-de hangi gökyüzü beni gölgelendirebilir, hangi yeryüzü beni taşıyabilir?” demiştir. Yine rivayete göre, Ömer (r.a.) bu âyeti okumuş ve akabinde: “Bütün bunları biliyoruz da; ebb ne oluyor?” demiş ve sonra [“Bırakın bu tür sualleri” dercesine] elindeki asayı bırakıp: “Vallahi bu çok külfetli bir iş!
Ey Ömer’in anasının oğlu; ebbin ne olduğunu bilmiyorsun diye, bundan sana ne (onun bilgisi sana mı düşmüş)?” demiş ve sonra da şöyle söylemiş: “Bu Kitap’tan size apaçık olanlara tâbi olun; böyle olmayanı da bırakın!”
[2434] Şayet“Bu (Ömer’in sözü), Kur’ân’ın mânalarını araştırmayı ve müşkül konularını irdelemeyi yasaklamaya benziyor?” dersen şöyle derim:(Hayır!) O söz bu dediğine götürmüyor. Ne var ki o topluluğun en büyük amacı amel işlemeye münhasırdı. İlim adına bir şeylerle oyalanmak onlara göre ekstra bir uğraş olması hasebiyle amel konusu olmazdı. Dolayısıyla, Hz. Ömer bu âyetin, insana yiyeceğinin bahşedildiği ve şükretmesi gerekti-ği hususunda sevk edildiğini kastetmiştir. Âyetin açık ifadesinden anlaşılan şudur ki ebb, Allah’ın insan -ya da hayvanları- için geçimlik adına bitirdiği şeylerin bir kısmıdır. O hâlde sana düşen en önemli şey, sana açıklanan ve kapalı olmayan, Allah’ın saydığı nimetlerine binaen şükrü ikame etmektir. Ebbin anlamının, özel bir bitkinin adının bilgisinin peşinde koşarak şükür-den uzak kalma! Bu vaktin dışında sana açıklanacağı ana dek güzel bilgiyle yetin! İşte, Hz. Ömer Kur’ân’ın müşkül konularıyla ilgili bu vb. hususlarda insanlara bu tarz üzere davranmalarını tavsiye etmektedir.
33. Âyetin Tefsiri
lindeki kullanım da bunun gibidir. [Hâll - mahal ilişkisi itibariyle] bir mecaz olmak üzere Sûr’a üfürülmesinin es-sāhhatu (kulak kabartan) diye sıfatlan-ması insanların [o gün] Sûr’a kulak kabartacak olmaları sebebiyledir.
34. Âyetin Tefsiri
35. Âyetin Tefsiri
36. Âyetin Tefsiri
37. Âyetin Tefsiri
çenlerin] kendisine hiçbir yarar sağlayamayacağını bildiği için “kaçacak…” [Kendisinden kaçacağı insanlar sayılırken] önce kardeşle, sonra da ana baba ile baş-lanması, bunların o kişiye en yakın olmaları, hayat arkadaşını ve oğullarını ise daha sonra zikretmesi bunların ona daha yakın ve daha sevgili olmaları sebebiyledir. Âdeta, “[O gün insan] kardeşinden… hatta ebeveyninden; hatta hatta hayat arkadaşından ve oğullarından bile kaçacak!” buyrulmuş olmak-tadır.
[2437] Söylendiğine göre insan bu sayılanlardan dünyadaki hukuk ih-lâlleri nedeniyle talepte bulunacakları korkusuyla kaçacakmış: [Sözgelimi] kardeş, “Beni malına ortak etmedin”; ana baba, “Bize itaatte kusur işledin.” derken; karısı, “Bana haram yedirdin, şunu yaptın, bunu yaptın!”; oğul-lar da “Bizi eğitip, öğretmedin; bize doğru yolu göstermedin!” diyecektir. Söylendiğine göre kardeşinden ilk kaçacak olan Hâbil, ebeveyninden ilk kaçacak olan Hz. İbrâhim, karısından ilk kaçacak olan Hz. Nûh ve Lût, oğlundan ilk kaçacak olan da Hz. Nûh olacakmış.1
[2438] “Onu yeterince meşgul eden;”yani önemsemesi hususunda ken-disine yetecek olan... [ ifadesi] ya‘nîhi şeklinde de okunmuş olup “kendisi-ne yönelip, kasteden...” [yani kişiyi ilgilendiren] demektir.
38. Âyetin Tefsiri
39. Âyetin Tefsiri
] 2439[ ة (parlaktır);aydınlıktır; güleçtir. Bu esfera’s-subhu (sabah ay-dınlandı) ifadesinden alınmadır. İbn Abbas’ın bu âyeti; “Gece namaza dur-maktan ötürü (birtakım yüzler parlaktır o gün).” şeklinde açıkladığı rivayet edilmiştir; zira “Kimin gece namazı çok olursa, gündüz yüzü güzelleşir.” [İbn Mâce, “İkâme”, 174] şeklinde bir hadis rivayet edilmiştir. Dahhâk’ten gelen bir rivayette ise “Abdest izlerinden ötürü...” şeklindedir. Bu parlaklığın, o yüzlerin Allah yolunda uzun süreli olarak toza toprağa belenmesinden kay-naklı olduğu da söylenmiştir.
40. Âyetin Tefsiri
41. Âyetin Tefsiri
42. Âyetin Tefsiri
bunlar!.. [2440] “Toz-toprak (kaplıdır)...”o yüzlerin üzerini toz bürümüştür.
“Kapkara...”Duman gibi simsiyah... Toprak renklilikle siyahlığın bir yüzde toplanmasından daha ürkünç bir şey göremezsin. Tıpkı toza belendiğinde gördüğün zencilerin yüzleri gibi. Nasıl ki o inkârcılar günahkârlığı inkârcı-lığa eklemişlerse, Allah da toza toprağa belenmeyi onların yüzlerinin siyah-lığına eklemiş gibidir.
[2441] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Her kim ‘Abese ve Tevellâ sûresini okursa, kıyamet günü yüzü güleç ve sevinçli hâlde gelecektir.”
1 Demek istiyor ki Hâbil, İbrâhim, Nûh ve Lût -aleyhimusselâm- söz konusu ikili ilişkilerde haklı taraf oldukları hâlde kaçıyorlarsa, diğerlerinin hâli nice olur düşünülmeli. / ed.