ELMALILI - ORİJİNAL

En‘âm Sûresi — ELMALILI - ORİJİNAL — Sayfa 4

164. Âyetin Tefsiri

Allah, de: her şey'in rabbı iken hiç ben ondan başka rab mı isterim, herkesin kazandığı ancak kendi boynuna geçer, vizir çekecek bir nefis başkasının vizrini çekmez, sonra hep dönüb rabbınıza varacaksınız, o vakit o size ıhtilâf etmekte bulunduğunuz hakıkati haber verecek

(.........) de ki, (.........) Allah her şeyin rabbı iken ben ondan başka bir rab mı istiyeceğim? (.........) halbuki herkes hiç bir şey kazanmaz ki, mes'uliyyeti kendi üzerine olmasın (.........) hem vebal yüklenen hiç bir nefis diğerinin vebalini çekmez, -

Ya'ni ne günâh yapmakta, ne de cezasını çekmekte vekâlet, niyabet cereyan etmez. Herkes yaptığı günâhı kendi yapar ve cezasını kendi çeker. Binaenaleyh birinin diğerine sen şunu şöyle yap da günâhı, cezası yalnız benim boynuma olsun demesi yalandır. Günâhı yapan yaptığının cezasını çeker, öyle deyib yalan söyliyen, günâha teşvık eden de bu yalanının, bu teşvık ve iğfalinin bu fena teahhüdünün cezasını çeker. Başkasının vebalinin yüklenmeyi teahhüd eden bu yalancı müteahhid kendi teahhüdünün cezasını çekmekle diğerini kurtaramaz. Şurası aşikârdır ki, böyle demek günahın faılinden başka kimseye zararı olmaz demek değildir. Ancak her fiil faıline nisbet olunur ve her günâhın alâkadar olanlara alâkaları nisbetinde taallûku bulunur demektir. (.........) sonra -siz ne kadar ıhtilâf ederseniz ediniz- nihayet hepinizin merciı' rabbınızdır. Cümlenizin rabbınıza bir rücuu, bir dönümü olacaktır. O zaman (.........) o size ıhtilâf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.- O vakit akıbeti görecek, akı karayı seçecek, acıyı tatlıyı tatacaksınız. Binaeanelyh bugün Dünyâda her hangi bir işi yapacağınız zaman başka düşünceleri, muhtelif dinleri, mezhebleri arzuları bırakınız da yaptığınız yapacağınız fı'lin, sülûk edeceğiniz din-ü mezhebin ındallah ne olduğunu düşünerek ve bu son mes'uliyyeti hisab ederek samimî bir niyyet ve ıhlâs ile hareket ediniz

Bu bölümü tek başına aç →

165. Âyetin Tefsiri

O, odur ki, sizi Arzın halîfeleri yaptı ve ba'zınızı ba'zınızın derecelerle fevkına çıkardı, bunun hikmeti ise sizi size verdiği şeylerde imtihan etmektir, şüphe yok ki, rabbın seriulıkab, yine şüphe yok ki, o yegâne gafur, yegâne rahîm

(.........) ve o, o Allahdır ki, sizi Arzın haliyfeleri kıldı: -Bu yer yüzünde nice ümmetler gelmiş geçmiş, Hatemül'enbiyanın meb'us olduğu siz insanlar, siz ümmeti Muhammed, hepsinin halefi olmuş yerlerine ikame edilmiş bulunuyorsunuz. Allah’ın bundan böyle yer yüzünde temellük ve tasarruf ve icrayı ahkâm edecek olan me'murları mes'ulleri sizsiniz. Allahü teâlâ (.........) fermanı ilâhîsinin Âdem’e takdir buyurduğu ve Melâikeye bile nasîb etmediği bu yüksek makamı şerefe bundan böyle hey'eti umumiyyenizle sizi nasb edib bu ağır mes'uliyyet ve emaneti size tevdi' eyledi (.........) ve ba'zınızı diğerinin fevkında derecat ile yükseltti: bir kısmınızı akl-ü ılim, şeref-ü cah, mâl-ü rızk gibi bir takım hususâtta bir çok derecelerle diğerlerinin fevkına çıkardı ki, (.........) size verdiği şeyler de hepinizi imtihân etsin, imtihan muamelesi yapsın, verileni mahallinde hüsni isti'mal ile şükr edib etmiyeni temayüz ettirsin. En güzel amel yapanları ıstıfa eylesin de istıkbalde vereceğini ona göre kazancınızla versin.- Bu âlem böyle bir âlemi imtihan ve müsabakadır ve bu günkü vaz'ıyyet dünkü imtihanın bir neticesidir. Yarınki vaz'ıyyet de bu imtihanın bir neticesi olacaktır. Ve bu suretle ümmeti Muhammed, yalnız kendi efrad ve sunufu beyninde değil hey'eti mecmuasiyle halef olduğu ümemi salife ile de bir imtihana tabı'dir ve onlardan ıbret alıb müsâbakayı kazanmak ıhtiyacındadır. Ve tefavüti meratib bu imtihan ve müsabakanın levazımındandır. Bunun neticesinde nice yükseklerdekiler düşebilir. Ve nice aşağıdakiler çıkabilir. Bunun için mâfevk mertebede bulunanların tehlükeleri daha çok, mes'uliyyetleri daha ağırdır. Binaenaleyh Dünyada mevkı' ve mertebe yüksekliğine mağrur olmamalı, bihakkın çalışmasıdır. Çünkü yüksekten düşmenin acısı daha büyük, küçükten büyümenin zevkı daha yüksektir. Ya Muhammed! (.........) şüphe yok ki, rabbının ıkabı seri'dir. Verdiği sermayei ni'metin hakkını eda ve şükrünü iyfa etmiyen ehli küfür-ü ısyana ne kadar yüksek mevkı'de olurlarsa olsunlar rabbın murad ettiği zaman bir anda belâlarını verir. Zaten her gelecek olan yakındır. (.........) maamafih yine şüphe yok ki, o muhakkak gafur, rahimdir. -Vazifesine cehdeden, imtihanda muvaffak olmağa çalışan ehli şükr-ü tâatin kusurlarını mağfiret, ayıblarını setir ve sonunda kendilerini envaı rahmet-ü saadetle begâm eyler.- Şimdi bir bu sûrenin Mekkede nâzil olduğu zamanı, bir de ondan sonra tarihı islâmın safahatı düşünülürse bu âyetin istıkbale müteallık ne kadar mu'cizeleri ıhtiva ettiği ve daha etmekte bulunduğu hiç bir şüpheye mahal vermiyecek surette tezahür eder. Demek ki, bı'seti Muhammediyye ile hayatı beşere bütün ümemi salifeyi sebkedecek bir tarihı cedid açılmıştır. Sûre-i «En'am» burada bitti. Şimdi bu âyetin tazammun ettiği istıhlâf ve imtihanın mâzıdenberi sureti cereyanını tasvîr ve tafsıl edecek olan Sûre-i «A'rafı» dinleyelim:

Bu bölümü tek başına aç →