ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ
Bakara Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 16
267. Âyetin Tefsiri
"Ey İman edenleri Kazandıklarınızın İyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın..."' âyetini açıklarken:
“Altından ve gümüşten, tahıldan ve meyveden olmak üzere zekat düşen her şeyden Allah yolunda harcayın, mânâsındadır" dedi.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın..." âyetini açıklarken:
“Ticaretle kazandıklarınızdan ve meyvelerinizden Allah yolunda harcayın, mânâsındadır" dedi.
Mâlik, Şâfiî, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Dârakutnî'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Beş veskten az kuru hurmaya zekât yoktur. Beş ukiyyeden az gümüşe zekât yoktur. Beşten daha az deveye zekât yoktur."
Müslim lafzında ise:
“Beş veskten az tahıl ve kuru hurmaya zekât yoktur" şeklindedir.
Müslim, İbn Mâce ve Dârakutnî'nin, Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Beş ukiyyeden az gümüşe zekât yoktur. Beşten daha az deveye zekât yoktur. Beş veskten az kuru hurmaya zekât yoktur. "
Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Dârakutnî'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yağmur suları, pınar suları ve (kendiliğinden akıp gelen) nehir suları ile sulanan ürünlerde onda bir, kova ile (taşıma suyu ile) sulanan üründe ise yirmide bir zekât vardır. "
Ebû Dâvud, Nesâî ve Dârakutnî'nin Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Yağmur sulan ve pınar suları ile sulanan ürünlerde ondabir, başka şeylerle (taşıma suyuyla) sulanan üründe ise yirmide bir zekât vardır. "
Tirmizî ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yağmur suları ve pınar sulan ile sulanan ürünlerde onda bir, kova ile (taşıma suyuyla) sulanan üründe ise yirmide bir zekât vardır. "
Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Dârakutnî'nin, Ali b. Ebî Tâlib'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“At ve köle zekâtından sizleri muaf kıldım. Ancak her kırk dirheme bir dirhem olmak üzere gümüşün zekâtını getirin. Yüz doksan dirhemin (dört dirhem vereceğinizden başka) bir şeyi yoktur. Ancak iki yüz dirheme ulaşırsa o zaman beş dirhem zekâtını verirsiniz."
Dârakutnî ve Hâkim'in, Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Devenin, ineğin, koyunun ve elbisenin zekâtı vardır." Ravi der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) elbise kelimesini (.....) şeklinde (.....) harfi ile söyledi.
Ebû Dâvud, Hubeyb b. Süleyman b. Semure vasıtasıyla babasından, o da dedesinden bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) satmak için hazırladığımızdan zekât vermemizi emrederdi."
İbn Mâce ve Dârakutnî, İbn Ömer ve Hazret-i Âişe'den bildiriyor:
“Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) her yirmi dinardan yarım dinar, her kırk dinardan da birer dinar (zekât) alırdı."
İbn Ebî Şeybe ve Dârakutnî'nin Amr b. Şuayb kanalıyla babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Beşten daha az deveye zekât yoktur. Kırktan az koyuna zekât yoktur. Otuzdan az sığıra zekât yoktur. Yirmi miskaldan az olan altına zekât yoktur. İki yüzden az olan dirheme zekât yoktur. Beş veskten az ürüne zekât yoktur. Kuru hurma, kuru üzüm, buğday ve arpada onda bir zekât vardır. Akarsu ile sulanan ürünlerde onda bir, kovayla (taşıma suyuyla) sulanan ürünlerde ise yirmide bir zekât vardır. "
İbn Mâce ve Dârakutnî'nin bildirdiğine göre Amr b. Şuayb, babasından naklen şöyle dedi: Abdullah b. Amr'a mücevherin, incinin, değerli taşların, boncuğun, yer bitkilerinin, baklanın, acurun ve salatalığın zekâtı sorulunca şöyle dedi:
“Taşlarda ve sebzelerde zekât yoktur. Ancak buğday, arpa, kuru hurma, kuru üzüm ve darı gibi ürünlerde zekât vardır."
Dârakutnî, Ömer b. el-Hattâb'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize dört şeyde zekâtı emretti. Bunlar, buğday, arpa, kuru üzüm ve kuru hurmadır."
Tirmizî ve Dârakutnî'nin bildirdiğine göre Muâz, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir mektupla sebzelerin yani baklagillerin zekâtını sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bunlarda zekât yoktur" buyurdu.
Dârakutnî ve Hâkim, Muâz b. Cebel'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Gökyüzünden yağmurla sulanan veya akarsu ile sulanan ürünlerde onda bir, taşımayla sulanan ürünlerde ise yirmide bir zekât vardır" buyurdu. Bu kuru hurma, buğday ve hububatlarda geçerlidir. Ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kavun, karpuz, nar ve kamış gibi şeylerden zekat almamıştır.
Dârakutnî'nin Ali b. Ebî Tâlib'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yeşilliklerin ve ariyyenin zekâtı yoktur. Beş veskten az olan ürünün, sulama işlerinde kullanılan hayvanların ve cebhe'nin zekâtı yoktur." Sakr b. Habîb:
“Cebhe, atlar katırlar ve köleler demektir" dedi.
Dârakutnî'nin, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yerin vermiş olduğu sebzelerin zekâtı yoktur."
Dârakutnî'nin, Enes b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sebzelerin zekâtı yoktur."
Bezzâr ve Dârakutnî'nin Talha'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber:
"Sebzelerin zekâtı yoktur" buyurdu.
Dârakutnî'nin, Muhammed b. Abdillah b. Cahş'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sebzelerin zekâtı yoktur" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe ve Dârakutnî'nin, Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“At ve köle zekâtından sizleri muaf kıldım. Fakat gümüşünüzün, ekinlerinizin, deve, sığır, koyun ve keçilerinizin zekâtını getirin. "
Ebû Dâvud, İbn Mâce, Dârakutnî ve Hâkim, Muâz b. Cebel'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) beni Yemen'e gönderdi ve:
“(Zekât olarak) hububattan hububat, davar kısmından koyun veya keçi, develerden deve ve sığırlardan sığır al" buyurdu.
Mâlik, Şâfiî, Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Hayvan yaralanmasında, kazılan kuyuya düşüp yaralanmada ve maden (kazasındaki) yaralanmada bir ceza yoktur. Ancak bulunan hazinelerde beşte bir zekât vardır. "
Tirmizî ve İbn Mâce'nin İbn Mes'ud'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Otuz sığırdan bir yaşında bir dana veya bir düve, her kırk sığırdan da üç yaşında bir inek zekât verilir."
Dârakutnî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kendisiyle iş yapılan sığırların zekâtı yoktur. Her otuz sığırdan bir yaşında bir dana, her kırk sığırdan da üç yaşında bir dana veya inek zekât verilir. "
Tirmizî'nin Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“On ölçek balda bir ölçek zekât vardır."
Ebû Dâvud ve İbn Mâce'nin bildirdiğine göre Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden naklen bildiriyor:
“Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) zekât olarak baldan onda bir almıştır." Ebû Dâvud lafzında şöyle der:
“Mut'ân oğullarından Hilâl, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) arılarının balının onda birini getirdi. Sonra Selebe denilen bir vadinin (arıları için) kendisine tahsis edilmesini istedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o vadiyi kendisine tahsis etti. Ömer b. el-Hattâb halife olduğu zaman Süfyân b. Vehb kendisine bir mektup yazıp o vadiyi sordu. Ömer ona cevap olarak şöyle yazdı:
“Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) ödediği gibi sana da öderse Selebe'yi ona tahsis et. Yoksa o arılar (bitkiler ile beslenen) yağmur sinekleridir. O arıların balını isteyen yer."
Şâfiî, Buhârî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce, Dârakutnî, Hâkim ve Beyhakî, Enes'ten bildiriyor: Ebû Bekr halife olduğu zaman Enes'i Bahreyn'e (zekât toplamak için) gönderdi ve ona şöyle bir ferman yazdı:
“Bu Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Müslümanlara belirtmiş olduğu ve Yüce Allah'ın kendisine emretmiş olduğu zekâttır. Müminlerden, kimden buna uygun olarak zekât istenirse versin. Bundan daha fazlası istenirse de vermesin. Yirmibeş deveden daha aşağı olanlar (zekâtı) koyun olarak verir. Her beş deve artması halinde bir koyun daha verilir. Bunların sayısı yirmi beşe ulaştığında otuz beşe varana kadar içlerinde bir yaşını bitirmiş dişi deve varsa verilir. Yoksa iki yaşını bitirmiş erkek bir deve verilir. Otuzaltıdan kırkbeşe ulaşana kadar içlerinde iki yaşını bitirmiş dişi deve varsa verilir. Kırk altıdan altmışa kadar erkek deveden çekilebilecek üç yaşını bitirmiş dişi deve verilir. Altmış birden yetmiş beşe kadar dört yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Yetmiş altıdan doksana ulaşana kadar iki yaşını bitirmiş iki dişi deve verilir. Doksan birden yüz yirmiye ulaşana kadar erkek deveye çekilebilecek üç yaşım bitirmiş iki dişi deve verilir. Yüz yirmiden sonra her kırk devede iki yaşını bitirmiş bir dişi deve ve her elli devede üç yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Zekât olarak verilecek develerin yaşında ihtilaf olursa durum şöyle olur: Zekâtı dört yaşını bitirmiş dişi bir deveye ulaşan kişinin yanında böyle bir deve olmayıp ta üç yaşını bitirmiş dişi devesi varsa o da kabul edilir. Ancak yanında varsa aradaki farkı kapatmak için ek olarak iki koyun veya yirmi dirhem gümüş verir. Zekâtı iki yaşını bitirmiş dişi bir deveye ulaşan kişinin yanında böyle bir deve olmayıp ta üç yaşını bitirmiş dişi devesi varsa o da kabul edilir. Ancak zekât memuru aradaki fark için mal sahibine iki koyun veya yirmi dirhem verir. Zekâtı iki yaşını bitirmiş dişi bir deveye ulaşan kişinin yanında böyle bir deve olmayıp ta bir yaşını bitirmiş dişi devesi varsa o da kabul edilir. Ancak yanında varsa aradaki farkı kapatmak için ek olarak iki koyun veya yirmi dirhem gümüş verir. Zekâtı bir yaşını bitirmiş dişi bir deveye ulaşan kişinin yanında böyle bir deve olmayıp ta iki yaşını bitirmiş erkek devesi varsa o da kabul edilir. Ancak yanında bir şey alınıp verilmez. Dört devesi bulunan kişiye zekât yoktur. Ancak sahibi vermek isterse verebilir.
Yayılan davarda ise zekât kırk taneden yüz yirmiye ulaşana kadar bir koyun verilir. Yüz yirmiden sonra iki yüze kadar iki koyun verilir. İki yüzden sonra üç yüze kadar üç koyun verilir. Üç yüzden sonra her yüz koyuna bir koyun verilir. Zekât alınırken yaşlı veya özürlü hayvan ve teke alınmaz. Zekat memuru dilerse bunu kabul eder. Zekât artar veya azalır korkusuyla ayrı sürüleri bir araya toplamak veya toplu olanı da ayırmak caiz değildir. İki kişinin bir araya toplanmış malından alınan sadaka ikisi arasında paylarına göre hesap edilir. Davarın sayısı kırktan aşağı ise zekatı yoktur. Ancak sahibi vermek isterse verebilir. Gümüşte onda birin dördü (kırkta bir) zekat verilir. Eğer mal (gümüş) sadece yüz doksan dirhemse zekâtı yoktur. Ancak sahibi vermek isterse verebilir. "
İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Hâkim, Zührî vasıtasıyla Sâlim'den o da babasından bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) zekâtın nasıl verildiğiyle ilgili bir mektup yazdı ve kılıcının kınına koydu. Ancak onu kimseye veremeden vefat etti. Ebû Bekr vefat edene kadar zekât toplama işini o mektuba göre uyguladı. Sonra Ömer de zekât toplama işini bu mektuba göre uyguladı. O mektupta şöyle yazılıydı:
“Beş devede bir, on devede iki, on beş devede üç, yirmi devede dört koyun verilir. Yirmi beşten otuz beşe ulaşıncaya kadar bir yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Otuz beşten sonra kırk beşe ulaşıncaya kadar iki yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Kırk beşten sonra altmışa ulaşana kadar üç yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Altmıştan sonra yetmiş beşe ulaşana kadar dört yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Yetmiş beşten sonra doksana ulaşana kadar iki yaşını bitirmiş iki dişi deve verilir. Doksandan sonra yüz yirmiye ulaşana kadar üç yaşını bitirmiş iki dişi deve verilir. Develer bundan da çok ise her elli deveye üç yaşını bitirmiş bir dişi deve ve her kırk deveye iki yaşını bitirmiş bir dişi deve verilir.
Koyunlarda ise, kırk koyundan yüz yirmi koyuna ulaşana kadar bir koyun verilir. Yüz yirmiden sonra iki yüze ulaşana kadar iki koyun verilir. İki yüzden sonra üç yüze kadar üç koyun verilir. Eğer koyunlar üç yüzdende fazla ise her yüz koyuna bir koyun verilir. Uç yüzden dört yüze ulaşana kadar bir şey verilmez. Zekât artar veya azalır korkusuyla toplu sürüyü ayırmak veya ayrı olanıda toplamak caiz değildir. İki kişinin bir araya toplanmış malından alınan sadaka ikisi arasında paylarına göre hesap edilir. Zekât alınırken yaşlı veya özürlü hayvan alınmaz."
Zührî der ki:
“Zekât memuru geldiği zaman sürü kötü, iyi ve vasat olmak üzere üçe ayrılır. Zekât memuru da vasat olandan alır."
Hâkim, Ebû Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm'dan, o babasından, o da dedesinden bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Yemen ahalisine miras, sünnetler ve diyetler hakkında bir mektup yazıp Amr b. Hazm'la gönderdi. Amr bunu Yemen ahalisine okudu. Mektup şöyledir:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle! Allah'ın Peygamberi Muhammed'den, Ruayn'ın kiralı Şurahbîl b. Abdi Kulâl'a, Meâfir'in kiralı Hâris b. Abdi Kulâl'a, Hemdân'ın kiralı Nuaym b. Abdi Kulâl'a! Derim ki, elçiniz geldi ve ganimetlerden Allah için beşte bir verdiniz. Yüce Allah müminlere ürünlerden onda bir verilmesini farz kıldı. Yağmurla ve akarsu ile sulanan ekinlerden onda bir zekât verilir. Tabi beş vesk'i bulursa. Yirmi dört deveye ulaşana kadar yayılan her beş deveye bir koyun verilir. Yirmi dörde bir tane daha eklenir ve yirmi beş tane olurlarsa o zaman bir yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Eğer bir yaşını bitirmiş dişi bir deve bulunmazsa iki yaşını bitirmiş erkek bir deve verilir. Bu, otuz beşe ulaşana kadar öyledir. Otuz altıdan kırk beşe ulaşana kadar iki yaşını bitirmiş erkek bir deve verilir. Kırk beşten sonra altmışa kadar erkek deveden çekilebilecek üç yaşını bitirmiş bir dişi deve verilir. Altmıştan sonra yetmiş beşe ulaşana kadar dört yaşını bitirmiş bir dişi deve verilir. Yetmiş beşten sonra doksana ulaşana kadar iki yaşını bitirmiş iki dişi deve verilir. Doksandan sonra yüz yirmiye ulaşana kadar erkek deveden çekilebilecek üç yaşını bitirmiş iki dişi deve verilir. Yüz yirmiden sonra her kırk deveye iki yaşını bitirmiş bir dişi deve verilir. Her elli devede üç yaşını bitirmiş dişi bir deve verilir. Her otuz sığırdan bir yaşında bir dana veya bir düve ve her kırk sığırdan üç yaşında bir inek zekât verilir. Yayılan davarda ise kırk taneden bir tane koyun verilir. Bu yüz yirmiye ulaşana kadar öyledir. Ancak yüz yirmiden sonra iki yüze kadar iki koyun, iki yüzden sonra üç yüze ulaşana kadar üç koyun verilir. Üçyüzden sonra da her yüz koyuna bir koyun verilir. Zekât alınırken yaşlı veya özürlü hayvan ve teke alınmaz. Sadaka memuru dilerse bunu kabul eder.
Zekât artar veya azalır korkusuyla ayrı sürüleri bir araya toplamak veya toplu olanı da ayırmak caiz değildir. İki kişinin bir araya toplanmış malından alınan sadaka ikisi arasında paylarına göre hesap edilir. Gümüşte onda birin dördü (kırkta bir) zekât verilir. Her beş ukiyye gümüşe beş dirhem zekât verilir. Beş ukiyyeyi geçtiği zaman da her kırk dirheme bir dirhem verilir. Beş ukiyye gelmeyen gümüşün zekâtı yoktur. Yine her kırk dinara bir dinar zekât verilir. Zekât, Muhammed'e ve Muhammed'in Ehl-i beytine caiz değildir. Zekât verenlerin ruhları temizlenir. Zekât fakir müminlere, Allah yolunda ve yolculara verilir. Kölenin tarlanın ve çiftlikte çalışan hayvanların zekâtı yoktur. Bunların zekatı öşürle ödenmektedir. Müslüman kölenin ve atının zekâtı yoktur."
Mektupta bir de şunlar vardı:
“Kıyamet gününde Allah katında büyük günahların en büyüğü; Allah'a ortak koşmak, Müslümanı haksız yere öldürmek, Allah yolunda savaştan kaçmak, anne babaya asi olmak, iffetli kadına iftira atmak, sihir öğrenmek, faiz yemek ve yetim malı yemektir. Umre küçük haçtır. Kur'ân'ı ancak temiz kişiler tutabilir. Nikah olmadan talak olmaz. Köleyi satın almadan azad etmek olmaz. Sizden biriniz tek parça elbisesini tam giymeden namaz kılmasın. Yine sizden biriniz saçları başı üstünde bükülüp topuz yapılmış şekilde namaz kılmasın. Sizden biriniz tek parça elbiseyle omuzları açık bir şekilde namaz kılmasın."
Mektupta şunlar da yazılmıştı:
“Suçsuz yere bir mümini bilerek öldürene kısas uygulanır. Maktülün ailesi diyete razı olursa uygulanmaz. Birini öldürmenin diyeti yüz devedir. Burnun tamamen kesilmesi tam diyet, dilin kesilmesi tam diyet, dudakların kesilmesi tam diyet, teslislerin kesilmesi tam diyet, erkeklik organının kesilmesi tam diyet, belin kırılması tam diyet ve iki gözün çıkarılması tam diyettir. Tek ayak ta yarım diyettir. Kafatasına ulaşan yaralamalarda diyetin üçte biri, derin yaralamalarda diyetin üçte biri vardır. Kemiği yerinden oynatan yaralamalarda diyet olarak on beş deve, el ve ayak parmaklarından her parmak için on deve, her diş için beş deve diyet vardır. Kemiğe ulaşan yaralamada diyet olarak beş deve vardır. Kısas olarak kadına karşı erkek öldürülebilir. Altını olanlar diyeti bin dinar olarak öder. "
Ebû Dâvud, Habîb el-Mâliki'den bildiriyor: Adamın biri İmrân b. Husayn'a:
“Ey Ebû Nuceyd! Siz bize Kur'ân'da bulamadığımız bazı hadisler rivayet ediyorsunuz" deyince, İmrân kızarak:
“Her kırk dirhemden bir dirhem verileceğini Kur'ân'da görmüyor musunuz? Şu kadar şu kadar koyundan şu kadar şu kadar koyun ve şu kadar şu kadar deveden şu kadar şu kadar verileceğini görmüyor musunuz?" diye sordu. Adam:
“Hayır, görmüyoruz" deyince, İmrân:
“Öyleyse bunları kimden öğrendiniz, bizden öğrenmediniz mi? Biz de bunları Allah'ın Peygamberinden (sallallahü aleyhi ve sellem) öğrendik" karşılığını verdi.
Mâlik, Şâfiî, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Dârakutnî, İbn Ömer'den bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) fıtır sadakasını hür veya köle, erkek veya kadın fark etmeksizin bütün Müslümanlara kuru hurmadan veya arpadan bir sa' olarak farz kıldı."
Ebû Dâvud, İbn Mâce, Dârakutnî ve Hâkim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) fıtır sadakasını orucu kötü sözlerden, çirkin hareketlerden temizleyici ve fakire yiyecek yardımı olarak farz kıldı. Kim onu bayram namazından önce verirse o, kabul edilmiş bir zekât olur. Kim de onu namazdan sonra verirse o sadakalardan bir sadaka olur."
Mâlik, Şâfiî, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Dârakutnî, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildiriyor: Biz, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında fıtır sadakasını büyük, küçük, köle veya hür herkes için yemeklerden bir sa' verirdik. Bu bir sa' yağsız peynir veya bir sa' arpa veya bir sa' kuru hurma veya bir sa' kuru üzümdür."
Ahmed, Ebû Dâvud ve Dârakutnî, Sa'lebe b. Suayr'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bayramdan iki gün önce hutbeye kalktı ve her kişi için fıtır sadakası olarak bir sa' kuru hurma veya bir sa' arpa verilmesini emretti. Veya her iki kişi için bir sa' buğday verilmesini emretti. Bu kişiler büyük veya küçük, hür veya köle, erkek veya kadın, zengin veya fakir fark etmez. Zengin ise Allah onun günahlarını temizler, fakir ise Yüce Allah verdiğinden daha fazlasını kendisine ihsan eder.
Ahmed, Nesâî, İbn Mâce ve Hâkim, Kays b. Sa'd'dan bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zekât âyeti indirilmeden önce bize fıtır sadakası vermemizi emretti. Ancak zekât farz kılındıktan sonra fıtır sadakasının verilip verilmemesi hakkında herhangi bir şey demedi. Biz bunu yine veriyorduk. Yine Ramazan orucu farz kılınmadan önce bize Aşure orucu tutmamızı emretti. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da bunu tutmamızı emretmediği gibi tutmaktan da nehyetmedi. Biz yine bu orucu tutuyorduk."
Dârakutnî, İbn Ömer ve Hazret-i Ali'den bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) fıtır sadakasını büyük veya küçük, erkek veya kadın, hür veya köle herkesin yiyeceğinden vermesini emretti."
Şâfiî, Câfer b. Muhammed kanalıyla babasından bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) fıtır sadakasını hür veya köle, erkek veya kadın herkesin yiyeceğinden vermesini emretti."
Bezzâr, Dârakutnî ve Hâkim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) birini göndererek Mekke'nin ortasında:
“Fıtır sadakası; küçük veya büyük, erkek veya kadın, hür veya köle, köylü veya şehirli bir sa' arpa veya bir sa' kuru hurma olmak üzere her Müslümana hak ve vaciptir" diye seslenmesini emretti.
Dârakutnî ve Hâkim, Ebû Hureyre'den bildiriyor:
“Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ramazan sadakası olarak her kişiyi bir sa' kuru hurma veya bir sa' arpa veya bir sa' buğday vermeye teşvik etti."
İbn Ebî Şeybe ve Hâkim, Hişâm b. Urve vasıtasıyla babasından, o da annesi Esmâ'dan bildirir:
“Müslümanlar Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında fıtır sadakasını evlerinde yiyecek ölçtükleri müd veya sa' ölçeği ile verirdi. Bütün Medine halkı öyle yapardı."
Ebû Hafs b. Şâhîn'in, Fadâilu Ramadân'da, Cerîr'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ramazan orucu, yer ve gök arasında asılı kalır, o ancak fıtır sadakası ile yükseltilir." İbn Şâhîn der ki:
“Garîb (tek kanallı) bir hadistir, ancak isnâdı ceyyiddir."
Mâlik, Şâfiî, Ruzeyk b. Hayyân'dan bildiriyor: Ömer b. Abdilazîz bana:
“Yanına geleceklerin görünen ticaret mallarına bak ve her kırk dinardan bir dinar al. Kırk dinarla yirmi dinar arasında olanları ise hesapla ve ona göre al. Eğer yirmi dinardan bir dinarın üçte biri eksik ise ondan bir şey alma" diye bir mektup yazdı.
Dârakutnî, Ebî Amr b. Hamâs'tan, o da babasından bildiriyor: Ben deri ve ok kuburu (sepeti) satarken yanıma Ömer b. el-Hattâb gelip:
“Malının sadakasını ver" dedi. Ona "Ey müminlerin emiri! Bunlar daha (ham) deridir (işlenmemiştir)" deyince:
“Malına bir değer koy ve sadakayı ayır" karşılığını verdi.
Bezzâr ve Dârakutnî, Semure b. Cündüb'den bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize bir kadının veya erkeğin yanında bulunan ve satılık olmayan işçi ve hizmetçi köleler için zekât verilmemesini emretti. Ancak satılık olanların da zekâtının verilmesini emretti."
Hâkim, Bilâl b. el-Hâris'ten bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kabliyye maden ocaklarının zekâtını aldı."
Şâfiî ve İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs'a amberin zekatı sorulunca:
“Bu denizin atmış olduğu bir şeydir. Eğer bunda ödenecek bir şey varsa o da beşte birdir" dedi.
Mâlik ve İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Şihâb:
“Zeytinde onda bir zekât vardır" dedi.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Zeytinde onda bir zekât vardır" dedi.
Dârakutnî'nin, Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yayılarak beslenen atların her birinde bir dinar zekât vardır."
Mâlik, Şâfiî, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Dârakutnî ve Beyhakî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Müslümana, kölesinden ve atından dolayı zekâtı yoktur. Ancak kölesinin fıtır sadakasını verir."
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Hâkim ve Sünen'de Beyhaki'nin bildirdiğine göre Berâ b. Âzib:
“Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyetini açıklarken şöyle dedi: Bu âyet, biz Ensâr topluluğu hakkında nâzil oldu. Biz hurma sahibiydik. Her kişi hurmasının azlığına veya çokluğuna göre hurma getirirdi. Kişi bir veya iki salkım hurma getirip onu Mescid'e asardı. Suffe ehlinin de yiyecek bir şeyi olmazdı. Suffe ehlinden biri acıktığı zaman asasıyla salkıma vurup düşen yaş ve kuru hurmalardan yerdi. Hayır yapmada pek hevesli olmayan bazı kişiler hurması değersiz ve kötü olan salkımı veya kırılmış hurma salkımını getirip Mescid'e asardı. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın" âyetini indirdi. Âyet, sizden birine, vermiş olduğu salkımın bir benzeri hediye edilse onu gözünü kapatıp utanarak alır, demek istiyordu. Bundan sonra da biz yanımızda bulunan malın en güzelini getirmeye başladık.
Abd b. Humeyd, Katâde'den bildiriyor:
“Bize iki bahçesi olan bir adam anlatıldı. O hurmanın en kötüsünü alıp ona çekirdek tutmamış hurmaları da karıştırarak sadaka olarak verirdi. Bunun üzerine âyet indi ve Yüce Allah onları ayıplayıp bunu yasakladı."
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Dahhâk'tan bildiriyor: Münâfıklardan bazıları, Yüce Allah zekâtı emredince sadaka olarak yanlarındaki meyvelerinin en kötüsünü getirmeye başladılar. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın...'" âyetini indirdi"
Abd b. Humeyd, Câfer b. Muhammed'den, o da babasından bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) fıtır sadakasını emrettiğinde adamın biri kalitesiz hurmayla gelince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hurmanın ne kadar çıkacağını (ve ne kadar zekât verileceğini) tahmin eden kişiye bu hurmayı kabul etmemesini emretti. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın..." âyetini indirdi.
Hâkim, Câfer b. Muhammed vasıtasıyla o da babasından bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) fıtır sadakası olarak bir sa' kuru hurma verilmesini emretti. Adamın biri kötü hurma getirince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Abdullâh b. Revâha'ya:
“Bu hurmayı kabul etme" buyurdu. Bu olaydan sonra:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır" âyeti indi.
Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Dârakutnî, Hâkim ve Beyhakî, Sünen'de Sehl b. Huneyf'ten bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sadakayı emrettiği zaman adamın biri zayıf, henüz çekirdek tutmamış bir hurma salkımı ile geldi ve bıraktı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çıkıp gelince:
“Bunu kim getirdi?" diye sordu. O zaman da kim ne getirirse bilinirdi. Bunun üzerine:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır" âyeti indi.
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sadaka olarak ufak ve kötü olmak üzere bu iki çeşit hurmaların alınmasını yasakladı.
İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve el-Muhtâre'de Diyâ, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı ucuz yiyecekleri satın alırlar ve bu yiyecekleri sadaka olarak verirlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ... Allah yolunda harcayın..." âyetini indirdi.
İbn Cerîr, Ubeyde es-Selmânî'den bildiriyor: Ali b. Ebî Tâlib'e:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır" âyetini sorduğumda şöyle dedi:
“Bu âyet farz kılınan zekât hakkında indi. Eskiden kişi bahçesine gider ve hurmasını toplayıp iyi olanını bir tarafa ayırırdı. Zekât memuru geldiğinde de güzel olmayan hurmadan verirdi. Yüce Allah da bu konuda:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." buyurdu. Yani sizden hiç kimse bu hurmayı yemek için almak istemez, mânâsındadır."
İbn Cerîr, Atâ (b. Ebî Rebâh)'dan bildiriyor: Adamın biri Medine'de hurma salkımlarının asıldığı yere kalitesiz bir hurma salkımı astı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de:
“Bu nedir? Bu ne kötüdür" dedi. Bunun üzerine:
“...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyeti nâzil oldu.
İbnu'l-Münzir, Ensâr'dan Muhammed b. Yahya b. Hibbân el-Mâzinî'den bildiriyor: Bizim kabileden bir adam sadaka olarak getirdiği cu'rûr, lîne, eyârih, kasare ve em'â-i fa're diye bilinen dört hurma çeşidiyle Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi. Bunların hepsi de kalitesiz hurmadandı. Böylesi bir sadakayı ne Allah, ne de Resûlü kabul etmedi ve Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır"' âyetini indirdi.
Süfyân b. Uyeyne ve Firyâbî, Mücâhid'den bildiriyor: Önceleri bozuk ve kalitesiz hurmalarla tasaddukta bulunurlardı. Bundan nehyedilip güzel hurmalarla sadaka vermekle emrolundular. Bunun üzerine de:
“...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyeti nâzil oldu.
Vekî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Eskiden kişi malının en kötüsünden zekât verirdi. Bu sebeple:
“"...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyeti nâzil oldu.
Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Hâkim ve Beyhakî, Avf b. Mâlik'ten bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sopayla Mescid'e girdi. Mescid'de hurma salkımları asılıydı. Ancak kalitesiz bir salkım vardı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu salkımı sopayla dürterek:
“Bunun sahibi bundan daha güzelini tasadduk etseydi zarar etmezdi. Bu salkımın sahibi, kıyamet gününde kötü hurma yiyecektir" buyurdu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Kazandıklarınızın iyilerinden ... Allah yolunda harcayın..." âyetini açıklarken:
“Malınızın en güzelinden ve en temizinden tasaddukta bulunun, mânâsındadır" dedi. "...Göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyler..." âyetini açıklarken de şöyle dedi:
“Eğer birinde bir alacağınız olsa ve bu kişi size alacağınızı öderken kötü bir mal verse siz o malı güzel hesab ederek almaz, değerini düşürerek alırsınız. İşte:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..."âyetinden kasıt da budur. Yüce Allah:
“Kendi nefsinize istemediğinizi nasıl bana istersiniz? Benim sizdeki hakkım malınızın en güzeli ve en temiz olanıdır" der ve bu konuda:
“Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz..." buyurur.
Firyâbî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abdullah b. Ma'kil:
“...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Müslümanın kazancı pis değildir. Ancak kötü mal ve sahte (eksik) dirhemle tasaddukta bulunma, zira onda hiçbir hayır yoktur. Yüce Allah'ın:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyeti da:
“Böylesi bir sadakayı geçerli saymayın, mânâsındadır."
İbn Mâce, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Berâ b. Âzib:
“...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Zekât olarak kötüden verme kastında bulunmayın. Biliniz ki Yüce Allah'ın sadakalarınıza ihtiyacı yoktur."
Tastî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nâfi b. el-Ezrak ona:
“Bana:
“...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyetini açıkla deyince, İbn Abbâs:
“Size verilmesi halinde kabul etmeyeceğiniz, meyvelerinizin ve malınızın kötüsünden sadaka vermeye kalkışmayın, anlamındadır" dedi. Nâfi':
“Araplar böylesi bir ifadeyi bilir mi?" deyince de, İbn Abbâs şu karşılığı verdi:
“Evet, bilir. A'şâ'nın:
"Onun hayır ve ihsânım ümid ederek
Bineğimi Muhammed'e doğru yönelttim " dediğini, yine:
"Kays'a doğru yöneldim ve aramızda
Nice zorlu ne uzun bir mesafe vardı" dediğini işitmedin mi?"
İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd, Muhammed b. Sîrîn'den bildiriyor: Ubeyde'ye:
“...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyetini sorduğumda şöyle dedi:
“Bu âyet, zekât hakkında inmiştir. Kişinin zekât dışında hayırda bulunacağı zaman değeri düşük para vermesinde bir sakınca yoktur. Ancak kişinin değeri düşük para ile tasadduk etmesi tek hurma ile tasadduk etmesinden daha hayırlıdır."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyler vermeye kalkışmayın..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Kişi malının zekâtını kötü hurmadan verirdi. Ama birinden alacağını istediği zaman kendisine kötü mal verilirse o malı ancak göz yumarak (müsamaha ederek) alır."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyler vermeye kalkışmayın..."âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Alacaklı olduğunuz kişiden veya bir şeyi satın alacağınız zaman, malın değersiz olmasından dolayı onu iyi olandan daha fazla bir değerle alırsınız. Böylesi kötü hurmaları da Medine'de (Mescid'de) asarlardı. Bunun için tasaddukta bulunacağınız zaman mutlaka malınızın iyisinden tasadduk edin."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Burada kötü hurma ve kurtlanmış buğday kastedilmektedir. Eğer birinden bir alacağın olsa ve bu kişi sana sahte (eksik) dirhem verse ve sen de alsan, onu hakkından vazgeçip de utanıp göz yumarak almış olmaz mısın?"
Vekî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın...'" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kötü malın çarşıda satıldığını görseniz ve satıcı size (bu malın) fiyatını düşürmese onu satın almazsınız" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Eğer birinden bir alacağın olsa, o kişiden hakkından daha az olanı almaya razı olmazsın. Peki, Allah'a yaklaşmak için nasıl oluyor da malın en kötüsünü vermeye razı oluyorsun."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kötü malı iyi mal değerinde almazsınız. Ancak bunu size iyi olandan daha ucuza sayarsa alırsınız."
Ebû Dâvud ve Taberânî'nin, Abdullah b. Muâviye el-Gâdirî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç şey var ki bunları yapan kişi imanın tadını tatmış olur. Kişinin tek olan Allah'a kulluk edip de ondan başka ilah olmadığına inanması, içinden gelerek (severek) malının zekâtını her sene vermesi ve verirken de, yaşlı, uyuz, hasta ve kötü olmaksızın malın orta olanından vermesidir. Zira Yüce Allah sizden malınızın en iyisini istemediği gibi en kötüsünü de vermenizi emretmemiştir,"
Şâfiî'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb, Ebû Süfyân'ı Tâif'te zekât toplamak için görevlendirdi ve ona şöyle dedi:
“Evde besledikleri (evcil) koyunu, gebe koyunu, sütünü kullandıkları koyunu, etlik için beslenen ve damızlık olarak kullandıkları koçları da da kendilerine bırakacağını onlara bildir. Küçükbaş hayvanlar içinden dişi oğlak, bir ve iki yaşında olan koyunlardan al. Davarın en iyisi ve kuzu arasındaki denge bu şekilde sağlanmış olur."
Şâfiî, Adiy oğullarıne mensup Si'r'den bildiriyor: İki adam geldi ve:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi insanların malından sadaka toplamak için gönderdi" dediler. Bunun üzerine onlara gebe bir koyun getirdim. Onu almayıp:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize gebe koyun almamızı yasakladı" dediler. Onlara vasat bir koyun getirince de aldılar.
Ahmed, Ebû Dâvud ve Hâkim, Ubey b. Ka'b'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni zekât memuru olarak göndermişti. Bir adamın yanına uğradığımda bana bütün malını topladı. O hayvanların zekâtının bir yaşını bitirmiş dişi bir deve olduğunu gördüm ve adama:
“Bir yaşını bitirmiş dişi bir deve ver. Bu, senin zekâtındır" dedim. Adam:
“Bunun ne sütü, ne de sırtı (taşıma durumu) vardır. Ancak bu genç ve tam besili bir devedir, sen bunu al" karşılığını verdi. Ona:
“Almam emredilmeyen bir şeyi şeyi alamam. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sana yakındır, dilersen git bu durumu ona sor" dedim. Adam:
“Tamam" karşılığını verdi ve deveyi de alıp Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gittik. Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına vardığımızda adam durumu haber verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Eğer hayırda bulunuyorsan Allah sana ecrini verecektir. Biz de bunu senden kabul ettik" buyurdu. Sonra ondan deveyi almamı emredip onun malına bereket duası yaptı.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre'den: Temiz bir dirhem benim için yüz bin (pis) dirhemden daha iyidir" dedi ve:
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır" âyetini okudu.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Kazandıklarınızın iyilerinden... Allah yolunda harcayın..."' âyeti hakkında:
“Burada helal kazanç kastedilmektedir" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Ma'kil:
“...Kazandıklarınızın iyilerinden... Allah yolunda harcayın..." âyeti hakkında:
“Burada helal kazanç kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“...Bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın..." âyeti hakkında:
“Burada haram kazanç kastedilmektedir" dedi.
Beyhakî'nin, Şuab'da İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kul haram para kazanıp ondan infak edip sadaka verdiği zaman ne malı bereketli kılınır, ne de sadakası kabul edilir. Arkasında bıraktığı malı da ancak ona Cehennem azığı olur. Yüce Allah kötülüğü kötülükle silmez, ancak kötülüğü iyilikle siler. Pis olan şey de pis olanı temizlemez. "
Bezzâr'ın İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Haram sadaka günahı temizlemez. Ancak helal sadaka günahı temizler. "
Ahmed'in, Zühd'de bildirdiğine göre İbn Ömer:
“Kazanç temiz olursa nafakanın sevabı çoğalır. Haram sadaka da günahı temizlemez" dedi.
Ahmed, Zühd'de, Ebu'd-Derdâ'dan bildiriyor:
“Allah yolunda helal para kazanmak pek azdır. Haram para kazanıp da onu yerli yerince harcayan kişi, yetim malı yiyip dul kadının ihtiyaçlarını gideren biri gibidir. Haram para kazanıp da haram yerde harcayan kişinin durumu, ilacı olmayan müzmin hastalık gibidir. Kişinin helal para kazanıp da helal yerde harcaması, suyun bir kaya üzerindeki toprağı yıkayıp temizlemesi gibi onun günahlarını temizler."
İbn Huzeyme, İbn Hibbân ve Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zekâtı ödediğin zaman üzerine düşen görevi yapmış olursun. Haramdan mal toplayıp da sonra tasaddukta bulunan kişinin bu tasadduktan bir sevabı yoktur. Ayrıca günahı da kendisine aittir. "
Taberânî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:
“Kazanılan temiz para, zekât vermeyerek kirlenir. Kirli para da zekât vererek temizlenmez."
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kişi helal parayla hacca gideceği zaman daha ayağını üzengiye koyup: «Lebbeyk Allahümme lebbeyk» dediğinde, semâdan biri: «Ben sana geldim ve emrindeyim. Azığın helal, bineğin helal, haccın şüphesiz kabul edilmiştir» diye karşılık verir. Bu giden kişi haram parayla gideceği zaman ayağını üzengiye koyup: «Lebbeyk Allahümme lebbeyk» dediğinde, semâdan biri: «Sana ne gelir, ne de emrine gireriz! Azığın da, harcaman da haramdır. Şüphesiz haccın da kabul edilmemiştir» diye karşılık verir.
İsbehânî'nin, et-Terğîb ve't-Terhîb'te Ömer b. el-Hattâb'ın azatlı kölesi Eslem'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Haram parayla hacca giden kişi: «Lebbeyk Allahümme lebbeyk» dediğinde, Yüce Allah: «Sane ne gelir, ne de sözünü dinleriz! Haccın da sana iade edilmiştir (kabul edilmemiştir)» karşılığını verir."
Ahmed, Ebû Burde b. Niyâr'dan bildiriyor: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) en üstün kazancın ne olduğu sorulduğunda:
“Dürüst ticaretin kazancı ile kişinin kendi elinin emeğidir" buyurdu.
Abd b. Humeyd, Saîd b. Umeyr'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) en temiz kazancın ne olduğu sorulduğunda:
“Kişinin kendi elinin emeği ve dürüst ticaretin kazancıdır" buyurdu.
Abd b. Humeyd, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Yüce Allah:
“Kazandıklarınızın temizinden yiyiniz. Çocuklarınız sizin en iyi kazancınızdandır. Çocuklarınız da malları da sizindir" buyurmuştur.
Ahmed, Abd b. Humeyd, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kişinin yediğinin en güzel olanı kendi kazandığıdır. Çocuğu da kişinin kendi kazanandandır. "
Abd b. Humeyd, Hazret-i Âişe'den bildiriyor:
“Kişinin yediğinin en güzel olanı kendi kazandığıdır. Çocuğu da kişinin kendi kazanandandır. Çocuk babasının malından ancak onun izni ile alabilir. Baba ise izinsiz olarak çocuğunun malından dilediğini alır."
Abd b. Humeyd, Âmir el-Ahvel'dean bildiriyor: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ey Allah'ın Resûlü! Çocuklar üzerinde ne gibi haklarımız vardır?" dediğinde:
“Onlar sizin en güzel kazancınızdır, malları da sizindir" buyurdu.
Abd b. Humeyd, Muhammed b. el-Münkedir'den bildiriyor: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ey Allah'ın Resûlü! Benim malım ve çocuklarım vardır. Babamın da malı ve çocukları vardır. Ancak babam benin malımı alıyor" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sen de, malın da babanıza aitsiniz" buyurdu.
Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildiriyor:
“Baba, çocuğunun ailesi dışında malından dilediğini alabilir."
Abd b. Humeyd, Şa'bî'den bildiriyor:
“Kişiye çoçuğunun malı helaldir."
Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor:
“Anne ve baba, çocuğunun malından dilediğini alabilir. Çocuk da babasının malından ancak onun rızasıyla alabilir."
Abd b. Humeyd, İbrâhim(-i Nehaî)'den bildiriyor:
“Kişi çocuğunun malından ancak ihtiyacı olan yiyecek, içecek ve giyecek cinsinden şeyler alabilir."
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd, Zührî'den bildiriyor:
“Kişi çocuğunun malından ancak ihtiyacı olan nafakasını normal bir şekilde (aşırıya kaçmaksızın) alabilir. Babanın çocuğa bakmış olduğu gibi çocuk da babaya bakar. Babanın maddi durumu iyi ise kendi malını azaltmamak için çocuğunun malından alamaz. Veya çocuğundan aldığını helal olmayan bir yere harcayamaz."
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd, Katâde vasıtasıyla Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Kişi çocuğunun malından dilediğini alabilir. Eğer çocuğunun yanında hoşuna giden bir cariye varsa onu da alabilir." Katâde:
“Cariye hakkındaki Hasan'ın sözünü beğenmedim" demiştir.
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd, Zührî'den bildiriyor:
“Yetim kişinin annesi muhtaç biri ise ona yetimin malından nafakası verilir. Ancak maddi durumu iyi ise hiç bir şey alamaz."
268. Âyetin Tefsiri
"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vaadediyor. şüphesiz Allah, lütfü geniş olandır, hakkıyla bilendir."
Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân ve Şuab'da Beyhakî'nin, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İnsanoğluna şeytanın verdiği düşünce ve meleğin verdiği ilham vardır. Şeytanın verdiği düşünce onu kötülüklere götürmek ve hakkı yalanlamaktır. Meleğin ilhamı ise hayırlara vesile olup hakkı doğrulamaktır. Kim içinde bunu (hayırlara yönelip hakkı doğrulamayı) hissederse bunun Allah'tan olduğunu bilip Allah'a hamd etsin. Kim de içinde diğerini (kötülüklere gitmeyi ve hakkı yalanlamayı) hissederse şeytandan Allah'a sığınsın" buyurdu ve:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder..."' âyetini okudu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: İki şey Allah'tan, iki şey de şeytandandır. İşte:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder..." âyeti de şeytanın:
“Malını tasadduk etme yanında tut. Ona ihtiyacın olacaktır" demesi mânâsındadır. "Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vaadediyor..."âyetinde ise, Allah'ın bu ma'siyetlerinizi affedeceğini ve rızık vereceğini vaad etmesidir."
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vaadediyor..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Allah'ın çirkinliklerinizi affedeceğini ve fakirliğinizi giderip rızık vereceğini vaad etmesidir."
İbnu'l-Münzir, Hâlid er-Rab'î'den bildiriyor: Yüce Allah'ın Kur'ân'da zikretmiş olduğu şu üç âyete şaşırdım. Birincisi:
“Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim" âyetidir. Yüce Allah kendisiyle kulu arasında bir vasıta bırakmadı. Bu, peygamberlere has bir şeydi; ancak bunu bu ümmete de verdi. İkincisine gelince:
“Artık beni anın, ben de sizi anayım..." âyetidir ki bu âyette durup iyice düşün. Buna tüm kalbinle inanırsan zikrin devamlılığından dolayı dudakların hiç kurumazdı. Üçüncüsü ise:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vaadediyor...'" âyetidir.
Ahmed, Zühd'de , İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:
“İnsanoğlu Allah ve şeytan arasında atılan bir şey gibidir. Allah kulunun kalbinde imandan bir şey olduğunu görürse onu şeytandan korur. Eğer görmezse onu şeytanla baş başa bırakır."
269. Âyetin Tefsiri
"Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs'ın, Nâsih'te bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Kur'ân'ı bilmek (anlamak), neshedeni, neshedileni, muhkemini, müteşâbihini, öncesini, sonrasını, helalini, haramını ve misallerini bilmektir."
İbn Merdûye'nin Cüveybir vasıtasıyla Dahhâk ve İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini okudu ve:
“Burada hikmetten kasıt, Kur'ân'dır" buyurdu. Yani Kur'ân'ın tefsiridir. İbn Abbâs:
“Kur'ân'ı iyiler de, kötüler de okumuştur" dedi.
İbnu'd-Durays'ın bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt Kur'ân'dır" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyeti hakkında:
“Burada hikmetten kasıt, peygamberliktir" dedi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Burada hikmetten kasıt, peygamberlik değildir. Kur'ân'ı, ilmi ve fıkhı bilmek demektir."
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, Kur'ân'ı hükümleriyle anlamaktır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Kur'ân'ı okumak ve onu düşünmektir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebû'l-Âliye:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, Kur'ân'ı okumak ve onu anlamaktır" dedi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, Kur'ân'dır ve Yüce Allah Kur'ân hakkında doğru düşünmeyi dilediğine verir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî):
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, Kur'ân'ı anlamaktır" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, doğru konuşmaktır" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, Kur'ân'da derin bilgi sahibi olmak demektir" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, Kur'ân'dır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye:
“Allah, hikmeti dilediğine verir..." âyetini açıklarken:
“Burada hikmetten kasıt, Allah korkusudur. Çünkü Allah korkusu her hikmetin başıdır" dedi ve:
“...Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir..." âyetini okudu.
Ahmed, Zühd'de Hâlid b. Sabit er-Rabî'den bildiriyor: Dâvud'a (aleyhisselam) inen Zebur'da, giriş olarak:
“Hikmetin başı, Allah korkusudur" yazılı olduğunu gördüm.
İbn Ebî Hâtim, Matar el-Varrâk'tan bildiriyor:
“Bize hikmetin Allah'tan korkmak ve Allah'ı bilmek olduğu söylendi."
İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor:
“Korkmak, hikmet demektir. Allah'tan korkan kişi de hikmetin en güzeline ermiş olur."
İbn Ebî Hâtim'in, Mâlik b. Enes'ten bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem şöyle dedi:
“Hikmet, akıl demektir. Bana göre hikmet Allah'ın dininde fakih olmak demektir. Hikmet, Yüce Allah'ın kalplere rahmetinden ve faziletinden koyduğu bir şeydir. Bir kişiyi dünya işlerine baktığı zaman onun çok akıllı olduğunu görüyoruz. Diğer bir kişiyi de dünya işlerinde zayıf, dininde ise âlim ve doğru görüşlü olduğunu görüyoruz. Yüce Allah ona din bilgisi verip dünya bilgisinden de mahrum bırakmaktadır. Ama esas hikmet, Allah'ın dininde derin bilgi sahibi olmaktır."
İbn Ebî Hâtim, Mekhûl'dan bildiriyor: Kur'ân, peygamberliğin yetmiş iki bölümünden bir bölümdür. Bu da Yüce Allah'ın:
“Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir" buyurmuş olduğu hikmettir.
İbnu'l-Münzir, Urve b. ez-Zübeyr'den bildiriyor: Yumuşak (huylu) olmak hikmetin başıdır.
Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân' da Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim Kur'ân'ın üçte birini okursa ona peygamberliğin üçte biri verilir. Kim Kur'ân'ın yarısını okursa ona peygamberliğin yarısı verilir. Kim Kur'ân'ın üçte ikisini okursa ona peygamberliğin üçte ikisi verilir. Kim Kur'ân'ın tümünü okursa ona peygamberlik verilir ve kıyamet gününde kendisine: «Oku ve her âyette yüksel» denilir. Bütün bildiklerini okumayı bitirince ona: «Ellerini kapat» denilir. O da ellerini kapatır. Kendisine: «Ellerinde ne olduğunu biliyor musun?» denildiğinde, ellerini açıp bakacak ve sağ elinde Huld Cennetinin, diğer elinde de Naim Cennetinin bulunduğunu görecektir."
Taberânî, Hâkim ve Beyhakî'nin Abdullah b. Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kur'ân'ı ezberleyen kişinin omuzlarına peygamberlik iner. Ancak ona vahiy gelmez. Kur'ân'ı okumaya nail olup da başkasına verileni kendisine verilenden daha üstün görürse, Allah'ın küçültüğünü büyütmüş, büyüttüğünü de küçültmüş olur. Kur'ân'ı ezbere bilen kişinin, Kur'ân içindeyken zenginliğin arkasından koşanlarla ve cahillik edenlerle beraber olması ona yakışık almaz. "
Hâkim'in Abdullah b. Ebî Nehîk'ten bildirdiğine göre Sa'd şöyle demiştir:
“Ey kazanmak isteyen tüccarlar! Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim: «Kur'ân'da teğanni etmeyen kişi bizden değildir.»" Süfyân b. Uyeyne:
“Teğanniden kasıt, onunla zenginleşmektir" dedi.
Bezzâr, Taberânî ve Hâkim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kur'ân'da teğanni etmeyen kişi bizden değildir" buyurdu.
Bezzâr'ın Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kur'ân'da teğanni etmeyen kişi bizden değildir.'"
Taberânî, Abdullah b. Amr'dan bildiriyor: Kadının biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Benim kocam fakir biridir ve hiçbir şeye gücü yetmiyor" deyince, adama:
“Kur'ân'dan okuduğun (bildiğin) bir yer var mıdır?" diye sordu. Adam:
“Filan sûreyi okuyorum (biliyorum)" karşılığını verince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) adama:
“Aferin, aferin" deyip kadına da:
“Kocan zengin biridir" buyurdu. Bunun üzerine kadın kocasından ayrılmadı. Daha sonra Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ey Allah'ın Resûlü! Allah bize bolca rızık verdi" dedi.
Taberânî ve Beyhakî, Şuab'da, Ebu Umâme'den bildiriyor: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ey Allah'ın Resûlü! Filan oğullarının hisselerini aldım ve ondan şu kadar kâr ettim" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sana bundan daha fazla kârlı bir şey söyleyeyim mi?" deyince, adam:
“Niye bundan daha kârlı bir şey var mıdır?" karşılığını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kişinin on âyet öğrenmesi bundan daha hayırlıdır" buyurdu. Adam gitti ve on âyet öğrenince geri dönüp bunu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) haber verdi.
İbn Ebî Şeybe ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd, kişiye bir âyet okur ve ona:
“Bunu öğren, bu senin için yeryüzü ve gökyüzü arasındakilerden daha hayırlıdır" derdi. Hatta Kur'ân'ın bütün âyetleri için hep böyle derdi.
Taberânî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Birinize:
“Eğer sabaha köye gidersen sana dört genç deve vardır denilseydi:
“Ben giderim" derdi. Ancak kişi Allah'ın Kitâbı'ndan bir âyet ezberlemiş olarak sabahlarsa onun için onaltı deveden daha hayırlıdır." Ravi der ki:
“İbn Mes'ûd bununla beraber çok şey de saydı" demiştir.
Beyhakî'nin, Şuab'da İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey tüccarlar topluluğu! Biriniz çarşıdan döndüğü zaman on âyet okumaktan aciz midir? Yüce Allah size her âyette bir sevap yazar. "
Bezzâr'ın Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kur'ân okunan evin hayrı artar, okunmayan evin ise hayrı azalır" buyurmuştur.
Ebû Nuaym, Fadlu'l-îlmi ve Riyâdetu'l-Muteallimîn'de ve Beyhakî'nin, Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kur'ân öyle bir zenginliktir ki ondan sonra fakirlik olmaz ve ondan başka (gerçek) zenginlik de yoktur. "
Târih'te Buhârî ve Beyhakî'nin Recâ' el-Ganevî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah kişiye Kur'ân'ın hıfzını verir de kişi kendisine en güzel şeyin verilip verilmediği şüphesine düşerse hakkı bilerek inkâr etmiş olur."
Beyhakî'nin, Semure b. Cündüb'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Her güzel ahlâklı kişi güzel terbiye vermek ister. Yüce Allah'ın terbiyesi de Kur'ân'dır, onu terketmeyin."
Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor:
“Yüce Allah her âyet indirdiğinde kulunun bu âyetin neden indiğini ve bu âyetle ne kastedildiğini bilmesini sever."
Abd b. Humeyd'in Ebû Kılâbe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yeryüzünden ilk kaldırılacak olan şey ilimdir" buyurunca, ashâb:
“Ey Allah'ın Resûlü! Kur'ân da kaldırılacak mı?" diye sordular. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Hayır, ancak onu öğretenler ölecektir"- veya- "Onu tefsir edip açıklayanlar ölecektir. Kalanlar da onu kendi hevalarına göre tefsir edeceklerdir" buyurdu.
İbn Cerîr ve Şuab' da Beyhakî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Hazret-i Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) on âyet öğrendiğimiz zaman bu âyetlerde neler olduğunu öğrenmeden inen diğer on âyeti öğrenmezdik." Şerîk'e:
“Öğrenmeden kasıt, onunla amel etmek mi?" diye sorulunca:
“Evet" karşılığını verdi.
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Murhibî, Fadlu'l-İlm'de Ebû Abdurrahman es-Sülemî'den bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından Kur'ân'ı öğrenenler bize şöyle anlattılar:
“Onlar, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) on âyet öğrenir ve bu on âyetin ilim ve amel olarak neler kapsadığını öğrenmeden diğer bir on âyeti öğrenmezlerdi. Biz de bu şekilde ilmi ve ameli öğrendik."
Taberânî, M. el-Evsat'ta İbn Ömer'den bildiriyor:
“Ben o zamandan kısa bir süreyi yaşadım. Bizden her kişi Kur'ân'ı öğrenmeden önce iman edip inanırdı. Sûreler Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) indirilince helal-haramı öğrenir ve sizin gibi okuduğumuzu anlayıp nerede durup düşüneceğimizi bilirdik. Bilâhare Kur'ân geldikten sonra iman eden kişiler gördüm. Kur'ân'ı Fatiha'dan sonuna kadar okurlar ve onun neyi emredip neyi de yasakladığını anlamazlar, onunla amel de etmezlerdi. Onu kalitesiz hurmanın sergiye serilmesi gibi sererlerdi."
Tirmizî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Hikmetli söz, müminin kaybulmuş malı gibidir. Onu bulduğu yerde almakta hak sahibidir."
Ahmed'in, Zühd'de Mekhûl'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim Yüce Allah'a karşı kırk gün samimiyetle ibadet ederse, hikmet pınarları kalbinden diline akar."
Ebû Nuaym, Hilye'de Mekhûl vasıtasıyla Ebû Eyyûb el-Ensârî'den merfû olarak aynısını rivayet etti.
Taberânî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Lokmân (aleyhisselam) oğluna: «Ey oğlum! Daima âlimlerle beraber oturup onların sözünü dinle. Yüce Allah ölü toprağı yağmurla canlandırdığı gibi ölü kalbi de hikmet nuruyla diriltir» dedi. "
Buhârî, Müslim, Nesâî ve İbn Mâce'nin, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Haset ancak şu iki şeyde olabilir. Allah'ın birine mal verip de o malı hak yolda harcamasında muvaffak kılması ve Allah'ın birine hikmet verip de o hikmet ile amel edip onu öğretmesindedir. "
Beyhakî'nin Şuab'da Yezîd b. el-Ahnes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ancak şu iki şeyde aranızda gıpta olabilir: Yüce Allah birine Kur'ân'ı verip de, bu kişinin onu gece ve gündüz okuyup onunla amel etmesi halinde, diğer birinin: «Eğer Allah bana filan kişiye verdiği gibi verirse onunla o kişinin amel ettiği gibi amel edeceğim» demesidir. Bir adama da, Yüce Allah mal verip de o malı infak edip tasadduk etmesi halinde, birinin: «Eğer Allah bana filan kişiye verdiği gibi verirse onu tasadduk ederdim demesidir.»" Adamın biri:
“Cesarette de gıpta olur mu?" deyince:
“Bu onlara benzemez, köpek de ailesini cesaretle korur" karşılığını verdi.
Buhârî, Müslim ve İbn Mâce'nin Muâviye'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah birinin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih kılar."
Ebû Ya'lâ'nın Muâviye'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah birinin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih kılar. Fakih kılmadığı kişiyi de önemsemez"
Bezzâr ve Taberânî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah birinin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih kılar, ona hidayeti ilham eder."
Taberânî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“En üstün ibadet, fikıh öğrenmektir. Dinde ise en üstün mertebe takvadır. "
Bezzâr, Taberânî, M. el-Evsat'ta ve Murhibî'nin, Fadlu'l-îlm'de Huzeyfe b. el-Yemâni'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İlim öğrenmek ibadetten daha hayırlıdır. Dinde ise en üstün mertebe takvadır. "
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta Abdullah b. Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Az ilim çok ibadeten daha hayırlıdır. Kişi Allah'a ibadet ederse ona fıkıh yeter. Kişiye cahillik olarak da kendi görüşünü beğenmesi yeter. "
Taberânî'nin Hazret-i Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Hiçbir kazanan sahibini hidayete erdirecek veya kötü yoldan geri çevirecek ilimden daha güzel bir şey kazanmamıştır. O aklı selim olmadan dini ayakta durmaz. "
İbn Mâce'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey Ebû Zeri Sabahladığında Yüce Allah'ın Kitabından bir âyet öğrenmen yüz rekat (nafile) namaz kılmandan daha hayrlıdır. Yine sabahladığında, kendisiyle amel edilsin veya edilmesin, bir ilmi öğrenmen, bin rekat (nafile) namaz kılmandan daha hayrlıdır. "
Murhibî, Fadlu'l-İlm'de, Taberânî, M. el-Evsat'ta, Dârakutnî ve Beyhakî'nin, Şuab'da, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah'a ibadet etmede fıkıh öğrenmekten daha üstün bir şey yoktur. Şeytana karşı bir fakih bin ibadet edenden daha kuvvetlidir. Her şeyin direği dayanağı vardır. Dinin direği de fıkıhtır." Ebû Hureyre:
“Benim için bir saat fıkıh öğrenmek gece boyu ibadet etmemden daha güzeldir" dedi.
Tirmizî ve Murhibî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Münafık bir kişide iki haslet bir araya gelmez. Bunlar güzel ahlâk ve dinde fıkıhtır (derin bilgi)."
Taberânî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İlmin fazileti ibadetten daha üstündür. Dinin direği de takvadır. "
Taberânî'nin Abdurrahman b. Avf'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Az fıkıh öğrenmek, çok ibadetten daha hayırlıdır. En hayırlı amelleriniz de kolay olanıdır. "
Beyhakî'nin Şuab'da İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah'a ibadette en üstün şey fıkıh öğrenmektir."
Taberânî'nin Sa'lebe b. el-Hakem'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde mahkeme için Yüce Allah, kürsüsüne oturduğunda âlimlere: «Benim size ilmimden ve Mimimden vermem ancak sizleri bağışlamam içindir. Yaptıklarınızı da önemsemem.»"
Taberânî'nin Ebû Mûsa'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde Yüce Allah kullarını dirilttikten sonra âlimleri ayırıp: «Ey Âlimler topluluğu! Benim size ilmimden vermem sizi azap vereceğim için değildir. Gidin sizleri bağışladım» buyurur. "
270. Âyetin Tefsiri
"Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur."
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir..." âyetini açıklarken:
“Onu sayıp tesbit eder mânâsındadır" dedi.
Abdurrezzâk ve Buhârî, İbn Şihâb vasıtasıyla Hazret-i Âişe'nin anne tarafından kardeşi oğlu olan Avf b. el-Hâris b. Tufayl'dan bildiriyor: Bir kişi Hazret-i Âişe'ye satmış olduğu veya bağışlamış olduğu bir şey için Abdullah b. ez-Zübeyr'in:
“Vallahi Âişe bu işten ya vazgeçer veya onun bunu yapmasına mani olurum" dediğini söyledi. Hazret-i Âişe:
“O mu böyle dedi?" deyince:
“Evet" karşılığını verdiler. Hazret-i Âişe:
“Allah'a adağım olsun ki İbnü'z-Zübeyr'i bir daha asla konuşturmayacağım" dedi. Hazret-i Âişe'nin dargınlığı uzayınca İbnü'z-Zübeyr Muhacirleri aracı ederek bağışlanmasını istedi. Bunun üzerine Hazret-i Âişe:
“Vallahi onun için kimsenin aracılığını kabul etmem ve adağımı da bozmam" dedi. Bu dargınlık daha da uzayınca Zühre oğullarından olan Ali b. ez-Zübeyr Misver b. Mahreme'ye ve Abdurrahman b. el-Esved b. Abdi Yağûse'ye durumu anlatarak:
“Allah için beni Âişe'ye götürün. Benimle konuşmamak üzere adakta bulunması helal değildir" dedi. Misver ve Abdurrahman bunu kabul edip ridalarına bürünerek Hazret-i Âişe'nin yanına gitiler. Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrine:
“Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey Allah'ın Peygamberi! Girebilir miyiz?" deyip Hazret-i Âişe'den izin istediler. Hazret-i Âişe:
“Girin" diye karşılık verince:
“Hepimiz mi?" dediler. Hazret-i Âişe:
“Evet, hepiniz girin" karşılığını verdi. Fakat Hazret-i Âişe beraberlerinde Abdullah b. ez- Zübeyr'in de bulunduğunu bilmiyordu. İçeri girdiklerinde İbnu'z-Zübeyr perdenin arkasına geçerek Hazret-i Âişe'nin boynuna sarılıp ağladı ve Allah için kendisini bağışlamasını söyledi. Misver ve Abdurrahman da, Allah için onu konuşturmasını ve özrünü kabul etmesini isteyip:
“Sen de biliyorsun ki Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kişinin (Müslüman) kardeşinden üç günden fazla dargın kalmasını yasaklamıştır" dediler. Bu kadar ısrar ve hatırlatma sonunda, Hazret-i Âişe ağlayarak çok büyük bir adakta bulunduğunu söyledi. Sonra kendisine o kadar ısrar ettiler ki Hazret-i Âişe, İbnu'z-Zübeyr'le konuştu. Bu adağının bozmasından dolayı Allah için kırk köleyi azad etti. Hazret-i Âişe daha sonra kırk köle azat ettiğini her zikredişinde ağlar ve gözyaşları başörtüsünü ıslatırdı.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre adamın biri Abdullah b. Huceyre el- Ekber'e gelip:
“Kardeşimi konuşturmamak üzere adakta bulundum" deyince, Abdullah:
“Şeytanın bir oğlu oldu ve onun adını Nezr (adak) koydu. Her kim Allah'ın, ziyaret edip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerse lanetlenmesi helal kılınmıştır" karşılığını verdi.
Mâlik, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim Allah'a itaat olan bir konuda adakta bulunursa bu adağını yerine getirsin. Ancak Allah'a isyan olan bir konuda adakta bulunmuşsa bu adağını yerine getirmesin. "
Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah'a isyan olan bir konuda adak olmaz. Kefareti de yemin kefareti gibidir. "
İbn Ebî Şeybe, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce, imrân b. Husayn'dan bildiriyor: Ensâr'dan bir kadın esir edilmiş, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) devesi Adbâ da düşman eline düşmüştü. Kadın Adbâ'nın gerisine binerek, ona bağırarak sürdü ve oradan kaçtı. Eğer Allah kendisini bu deveyle kurtarırsa onu keseceğine dair adakta bulundu. Medine'ye geldiğinde onu görenler:
“Bu, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) devesi Adbâ'dır" dediler. Bunun üzerine kadın:
“Allah beni bu deveyle kurtarırsa onu keseceğime dair adakta bulundum" dedi. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gidip durumu haber verdiklerinde:
“Sübhanallahl Ne kötü bir ceza, eğer Allah onunla kendisini kurtarırsa onu keseceğine dair adakta bulunmuş. Allah'a isyan olan bir konuda ve kişinin sahip olmadığı bir şeyde adak olmaz" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Ukbe b. Amir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Adak edilecek şeyin adı konulmamışsa yemin kefareti gibi kefaret gereklidir. "
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmiz, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Sâbit b. ed- Dahhâk'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kulun sahip olmadığı bir şeyde adağı olmaz."
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce, İbn Ömer'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) adak adamayı yasakladı ve:
“(Adak) hayırla gelmez, ancak cimri kişiden mal çıkarır" buyurdu.
Müslim, Tirmizî ve Nesâî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Adakta bulunmayın, o kaderden hiçbir şeyi değiştirmez. Ancak cimri bir kişinin elinden mal çıkarır."
Buhârî, Müslim ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah buyuruyor ki:
“Adak Âdemoğluna, benim takdir etmiş olduğum bir şey dışında gelmez. Ancak adak onu kadere götürür. Takdirim, adak olmayınca cimrinin yolumda vermeyeceğini adakla ondan almamdır."
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî, Enes'ten bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yaşlının iki oğlu arasında yürüdüğünü görünce:
“Buna ne olmuş?" diye sordu. "Kâbe'ye kadar yürüyeceğine dair adakta bulunmuş" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Şüphesiz ki Yüce Allah bu adamın kendine işkence etmesine muhtaç değildir" buyurdu ve bir bineğe binmesini emretti.
Müslim ve İbn Mâce, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yaşlının iki oğlu arasında onlara dayanarak yürüdüğünü görünce:
“Bunun hali nedir?" diye sordu. Oğlu:
“Ey Allah'ın Resûlü! Kâbe'ye kadar yürüyeceğine dair adağı vardır" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ey ihtiyar! Bineğine bin, Allah sana da adağına da muhtaç değildir" buyurdu.
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî, Ukbe b. Âmir'den bildiriyor: Kız kardeşim Beytullah'a kadar yalın ayak yürümeyi adadı ve bu durumun fetvasını Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sormamı söyledi. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğumda:
“Hem yürüsün, hem de binsin" buyurdu.
Ebû Dâvud, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Ukbe b. Âmir'in kız kardeşi yürüyerek hacca gitmeyi adadı. Ancak buna gücü yetmezdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah kız kardeşinin yürümesine muhtaç değildir. Bineğe binsin ve adağına karşılık bir kurban hediye etsin" buyurdu.
Ebû Dâvud ve Hâkim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ey Allah'ın Resûlü! Kız kardeşim yürüyerek hacca gitmeyi adadı" deyince Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah kız kardeşinin meşakketiyle bir şey yapacak değildir. Bir binekle hacca gitsin ve yemininin kefaretini versin" buyurdu.
Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce'nin bildirdiğine göre Ukbe b. Âmir, yalın ayak, yürüyerek başörtüsüz hacca gitmeyi adayan kız kardeşinin durumunu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) sorunca:
“Ona başını kapatmasını, bir bineğe binmesini ve üç gün oruç tutmasını söyle" buyurdu.
Buhârî, Ebû Dâvud ve İbn Mâce, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbe verirken, bir adamın güneşin altında ayakta durduğunu görüp durumunu sorunca:
“Bu Ebû İsrail'dir, kendisi ayakta durup oturmamayı, gölgelenmemeyi, kimseyle konuşmamayı ve oruç tutmayı adadı" dediler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ona konuşmasını, gölgelenmesini, oturmasını ve orucunu tamamlamasını emredin" buyurdu.
Ebû Dâvud ve İbn Mâce'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim adını koymadan bir adakta bulunursa kefareti yemin kefaretidir. Kim Allah'a isyan olan bir konuda adakta bulunursa kefareti yemin kefaretidir. Kim yerine getiremeyeceği bir adakta bulunursa kefareti yemin kefaretidir. Kim de gücünün yetebileceği bir adakta bulunmuşsa adağını yerine getirsin. "
Nesâî'nin İmrân b. Husayn'dan bildirdiğine göre, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“İki çeşit adak vardır. Allah'a itaat konusunda olan adak, Allah için adanmış adaktır ve yerine getirilmesi gerekmektedir. Allah'a isyan konusunda olan bir adak ise şeytan için adanmış bir adaktır. Öylesi bir adak yerine getirilmez ve yemin kefareti ödenir. "
Ebî Şeybe, Nesâî ve Hâkim'in, İmrân b. Husayn'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İsyan veya öfke ile adak olmaz. Kefareti de yemin kefaretidir. "
Hâkim, İmrân b. Husayn'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize ne zaman hutbe verdiyse mutlaka sadakayı emredip müsleyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur:
“Burun kesmek ve yürüyerek hacca gitmeyi adamak, tnüsledendir. Yürüyerek hacca gitmeyi adayan kişi, bir kurban hediye etsin ve bineğe binsin. "
İbn Ebî Şeybe, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Adamın biri İbn Abbâs'a gelip:
“Ben Kuaykiân dağında geceye kadar çıplak bir şekilde kalmayı adadım" deyince, İbn Abbâs:
“Şeytan senin avret yerlerini açmanı ve herkesin sana gülmesini istiyor. Sen elbiselerini giy ve Hicr'de iki rekat namaz kıl" dedi.
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe, İbn Abbâs'tan bildiriyor:
“Dört çeşit adak vardır. Adını koymadan adakta bulunan kişi yemin kefâreti ödesin. Kim Allah'a isyan olan bir konuda adakta bulunursa yemin kefâreti ödesin. Kim yerine getiremeyeceği bir adakta bulunursa yemin kefâreti ödesin. Kim de gücünün yetebileceği bir adakta bulunursa adağını yerine getirsin."
İbn Ebî Hâtim, Şureyh'ten bildiriyor:
“Zalim kişi cezayı, mazlum kişi de yardımı bekler."
Buhârî, Müslim ve Tirmizî'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zulüm, kıyamet gününde (Allah katında) karanlıklardır."
Buhârî, Edeb'de , Müslim ve Beyhakî'nin, Şuab'da, Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zulmetmekten sakının. Zulüm kıyamet gününde (Allah katında) karanlıklardır. Tamahkârlıktan sakının. Tamahkârlık sizden öncekileri helak etti. Sonuçta birbirlerinin kanlarını döktüler ve birbirlerinin mahremiyetlerini çiğnediler. "
Buhârî, Edeb'de, İbn Hibbân, Hâkim ve Beyhakî'nin, Şuab'da, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zulmetmekten sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde (Allah katında) karanlıklardır. Fuhuştan da sakının. Çünkü Allah fuhşu ve çirkin şeyleri sevmez. Tamahkârlıktan sakının. Tamahkârlık sizden öncekileri kışkırttı.
Sonuçta birbirlerinin kanlarını döktüler, birbirlerinin mahremiyetlerini çiğnediler ve akrabalık ilişkilerini kopardılar,
Hâkim ve Beyhakî'nin, Şuab'da Abdullah b. Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zulmetmekten sakının. Çünkü zulüm, kıyamet gününde (Allah katında) karanlıklardır. Fuhuştan ve çirkin şeylerden sakının. Tamahkârlıktan sakının, sizden öncekiler tamahkârlıkla helak oldular. Tamahkârlık onlara akrabayla bağları kesmelerini emredince, onlar da akrabalık bağlarını kestiler. Onlara cimriliği emretti ve cimri oldular. Onlara günaha dalmayı emretti ve günaha daldılar. "
Taberânî, Hirmâs b. Ziyâd'dan bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) devesi üzerinde şöyle hitab ettiğini gördüm:
“Hainlikten sakının. Çünkü o, en kötü dosttur. Zulümden sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde (Allah katında) karanlıklardır. Tamahkârlıktan sakının, sizden öncekiler tamahkârlıkla helak oldular. Sonuçta birbirlerinin kanlarını döktüler ve akrabalık ilişkilerini kopardılar.
İsbehânî, Ömer b. el-Hattâb'ın hadisinin aynısını rivayet etti.
Taberânî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zulmetmekten sakının. Aksi takdirde dua ettiğinizde duanıza icabet edilmez, yağmur duasını edersiniz Allah duanızı kabul etmez ve yardım dilediğinizde size yardım edilmez. "
Taberânî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden iki sınıfa şefaatim olmayacaktır. Biri çok zalim kalpli idareci, diğeri de dinde aşırı giden kimsedir. "
Hâkim'in, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Mazlumun duasından sakının. Zira onun duası gökyüzüne kıvılcım gibi çıkar. "
Taberânî'nin Ukbe b. Âmir el-Cühenî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz şu üç kişinin duası kabul olunur: Mazlumun duası, babanın oğluna olan duası ve yolcunun duası."
Ahmed'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Mazlum, günahkâr da olsa duası kabul edilir. Onun günahları kendi nefsine aittir. "
Taberânî ve İsbehânî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İki dua vardır ki onlarla Allah arasında perde yoktur. Biri mazlumun duası, diğeri de müminin kardeşine gıyabında ettiği duadır. "
Taberânî'nin, Huzeyme b. Sâbit'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Mazlumun duasından sakının. Onun duası bulutların üzerine taşınır ve Yüce Allah: «İzzetime yemin olsun ki bir süre sonra olsa dahi sana yardım edeceğim» buyurur."
Ahmed'in, Enes b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Mazlum kişi kâfir de olsa onun duasından sakının. Onunla Allah arasında bir perde yoktur."
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah şöyle buyurur: «Benden başka yardımcı bulamayan mazluma zulm edene hiddetim arttı.»"
Ebu'ş-Şeyh b. Hayyân'ın, et-Tevbîh kitabında, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: «İzzetime ve Celâlime yemin olsun ki zalim kişiden er geç intikam alacağım. Mazlum kişiyi görüp de gücü yettiği halde yardımda bulunmayan kişiden de intikam alacağım.»"
İsbehânî, Abdullah b. Selâm'dan bildiriyor: Yüce Allah yaratıkları yarattığı zaman, ayakları üzerine kalkıp başlarını kaldırarak:
“Ey Rabbim! Sen kimden yanaşın?" dediler. Yüce Allah:
“Ben kendisine hakkı ödenene kadar mazlumdan yanayım" buyurdu.
İbn Merdûye ve Isbehâni, et-Terğîb'te İbn Abbâs'tan bildiriyor: Kralın biri tanınmayacak bir şekilde (kıyafet değiştirerek) memleketini dolaşmaya çıktı ve ineği olan bir adamın yanına geldi. İnek merâdan geldiği zaman onu sağdılar. Otuz inek kadar süt vermişti. Kral içinden bu ineği almayı geçirdi. Sabah inek meraya çıktı ve akşam geri döndüğünde yine onu sağdılar. Ancak bu defa on beş inek kadar süt vermişti. Kral ineğin sahibini çağırıp:
“Bana ineğinin durumunu haber ver. İneğin bu gün, geçenki meradan başka bir yerde mi otlandı, başka bir yerden mi su içti?" dedi. Adam:
“Hayır başka bir yerden otlanıp su içmedi" karşılığını verince, kral:
“Peki bunun sütüne ne oldu ki yarı yarıya düştü?" diye sordu. Adam:
“Görüyorum ki kral bu ineği almaya karar verdi ve sütü yarıya düştü" dedi. Kral:
“Sen kralı nereden biliyorsun?" diye sorunca, adam:
“Durum sana söylediğim gibidir" karşılığını verdi. Kral içinden hiç kimseye zulmetmeyeceğine ve asla onu alıp malı edinmeyeceğine dair Rabbine söz verdi. Sabah inek otlanmaya gitti. Akşam gelip sağıldığında sütü eskisi gibi otuz inek sütü kadar olmuştu. Kral bu durumdan ibret alarak içinden:
“Görüyorum ki eğer kral zulmeder veya zulmetmeye karar verirse bereket yok olup gider. Kesin olarak şimdiden sonra adil olup en güzel adaletle hükmedeceğim" dedi.
İsbehânî, Saîd b. Abdilazîz'den bildiriyor:
“İyilik eden kişi, sevabını Allah'tan beklesin. Kötülük eden kişi de (maruz kalacağı ilahi) cezayı yadırgamasın. Her kim haksız olarak bir izzet kazanırsa, Yüce Allah onu haklı olarak zelil eder. Her kim de zulmederek mal biriktirirse yine Yüce Allah zulmetmeksizin onu fakirleştirir."
Ahmed'in, Zühd'de, Vehb b. Münebbih'ten bildirdiğine göre Yüce Allah şöyle buyurur:
“Kim fakirlerin mallarıyla bir zenginlik elde ederse onu fakirleştiririm. Zayıf kişilerin gücüyle inşa edilen her evin akibetini de harabe kılarım."
271. Âyetin Tefsiri
"Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da kefâret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Yüce Allah gizli verilen sadakayı açıkça verilen sadakadan yetmiş kat daha üstün kıldı. Açıkça verilen zekatı da gizli verilen zekattan yirmi beş kat daha üstün kıldı. Geriye kalan bütün farz ve nafile şeyler için aynı şey geçerlidir."
Beyhakî'nin zayıf bir isnâdla Şuab'da, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Gizli yapılan amel açık yapılan amelden daha üstündür. Örnek alınsın diye açıkça yapılan ibadet ise (gizli yapılandan) daha üstündür."
Beyhakî, Muâviye b. Kurre'den bildiriyor:
“Yüce Allah'ın farz kılmış olduğu her şeyi açıkça yapmak (gizli yapmaktan) daha üstündür."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da kefâret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır'" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Tevbe Sûresi inmeden önce bununla amel edilmekteydi. Ancak Tevbe Sûresi zekâtın farzları ve ayrıntılarıyla inince zekâtlar ona göre ayarlandı."
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Niyet halis olduktan sonra hepsi kabul edilir. Ancak gizli verilen sadaka (açık verilenden) daha üstündür. Suyun ateşi söndürmesi gibi, sadaka da hataları yok eder."
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel!..." âyeti ile:
“Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır" âyeti hakkında şöyle demiştir:
“Bunlar neshedilmiştir. Tevbe Sûresi'nin:
“Sadakalar (zekâtlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyeti, Kur'ân'da bulunan zekât hakkındaki bütün âyetleri neshetti."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Umâme'den bildiriyor:
“Ey Allah'ın Resulü! Hangi sadaka daha üstündür?" dediğimde:
“Maddi durumu zayıf olan birinin (az da olsa gücü nisbetinde) gizlice fakire verdiği sadakadır" buyurdu ve:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da kefâret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır" âyetini okudu.
Tayâlisî, Ahmed, Bezzâr, Taberânî, M. el-Evsat'ta ve Beyhakî Şuab'da Ebû Zer'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana:
“Sana Cennet hazinelerinden birini göstereyim mi?" deyince:
“Evet, ey Allah'ın Resûlü!" karşılığını verdim. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“La havle velâ kuvvete illâ billâh (-Güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur) lafzında Cennet hazineleri vardır" buyurdu. O na:
“Ey Allah'ın Resûlü! Ya namaz?" dediğimde:
“O ortaya konulan bir şeydir, isteyen çok alır isteyen de az alır" buyurdu. "Ey Allah'ın Resûlü! Ya oruç?" dediğimde ise:
“O mükâfatı olan bir farzdır" buyurdu. "Ey Allah'ın Resûlü! Ya sadaka?" diye sorduğumda:
“Onun karşılığı kat kat verilir. Yüce Allah çok verendir" buyurdu. "Sadakanın hangisi daha üstündür?" dediğimde ise:
“Maddi durumu zayıf olan birinin (azda olsa gücü nisbetinde) gizlice fakire verdiği sadakadır" karşılığını verdi.
Ahmed, Taberânî ve İsbehânî et-Terğib'te, Ebû ümâme'den bildiriyor: Ebû Zer:
“Ey Allah'ın Resûlü! Sadaka (nın karşılığı) nedir?" dediğinde, Allah Resûlü:
“Onun karşılığı kat kat verilir. Yüce Allah çok verendir" buyurdu ve:
“Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin..." âyetini okudu. Ebû Zer:
“Ey Allah'ın Resûlü! Hangi sadaka daha üstündür?" diye sorduğunda, Allah Resûlü:
“Maddi durumu zayıf olan birinin (az da olsa gücü nisbetinde) gizlice fakire verdiği sadakadır" buyrudu ve:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da kefâret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır" âyetini okudu.
Ahmed, Tirmizî, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin, Şuab'da, Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah yeryüzünü yarattığı zaman yeryüzü sallanmaya başladı. Yüce Allah dağları yaratıp yeryüzüne yerleştirince yeryüzünün sallantısı durdu. Melekler dağların yaratılışına şaşırarak: «Ey Rabbim! Yarattıkların arasında dağlardan daha kuvvetli bir şey var mıdır?» dediler. Yüce Allah: «Evet, demir vardır» buyurdu. Melekler: «Yarattıkların arasında demirden daha kuvvetli bir şey var mıdır?» dediler. Yüce Allah: «Evet, ateş vardır» buyurdu. Melekler: «Yarattıkların arasında ateşten daha kuvvetli bir şey var mıdır?» dediler. Yüce Allah: «Evet, su vardır» buyurdu. Melekler: «Yarattıkların arasında sudan daha kuvvetli bir şey var mıdır?» dediler. Yüce Allah: «Evet, rüzgâr vardır» buyurdu. Melekler: «Yarattıkların arasında rüzgârdan daha kuvvetli bir şey var mıdır?» dediler. Yüce Allah: «Evet, Ademoğlu vardır. O sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizler» buyurdu,"
Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Yüce Allah kıyamet gününde yedi kişiyi hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde kendi (Arş'ının) gölgesinde gölgelendirir. Bunlardan birincisi adil olan yöneticidir. İkincisi, Allah'a ibadet içinde yetişen gençtir. Üçüncüsü, kalbi mescide bağlı olan kişidir. Dördüncüsü, birbirlerini Allah için seven, Allah için birleşen ve Allah için ayrılan iki kişidir. Beşincisi, birlikte olmak için kendisini çağıran güzel ve saygın bir kadını «Allah'tan korkarım» diyerek reddeden kişidir. Altıncısı, sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayacak şekilde gizlice sadaka veren kişidir. Yedincisi ise yalnızken Allah'ı anınca gözlerinden yaş dökülen kişidir."
Taberânî'nin Muâviye b. Hayde'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Gizli verilen sadaka Rabb'in gazabını söndürür. "
Taberânî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İyilikler yapmak kişiyi musibetlere düşmekten korur. Gizli verilen sadaka Rabb'in gazabını söndürür. Akrabaları gözetmek ömrü uzatır.
Taberânî'nin M. el-Evsat'ta, Ümmü Seleme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İyilikler yapmak, kişiyi musibetlere düşmekten korur. Gizli verilen sadaka, Rabb'in gazabını söndürür. Akrabaları gözetmek, ömrü uzatır. Her iyilik bir sadakadır. Dünyada iyilik ehlinden olan âhirette de iyilik ehlinden olur. Dünyada kötülük ehlinden olan âhirette de kötülük ehlinden olur. Cennete girecek ilk kişiler de iyilikler ehlinden olanlardır. "
İbn Ebi'd-Dünyâ, Kadâu'l-Havâic kitabında, Beyhakî, Şuab' da ve İsbehânî'nin et-Terğîb'te, Ebû Saîd el-Hudrî'nin bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Gizli verilen sadaka, Rabb'in gazabını söndürür. Akrabaları gözetmek, ömrü uzatır. İyilikler yapmak, kişiyi musibetlere düşmekten korur."
Ahmed, Zühd'de, Sâlim b. Ebi'l-Ca'd'dan bildiriyor: Salih'in (aleyhisselam) kavminde kendilerine eziyet eden bir adam vardı. Sâlih'in (aleyhisselam) kavminden bir grup:
“Ey Allah'ın Peygamberi! Bu adama bir beddua etsen" dediler. Sâlih (aleyhisselam):
“Gidin, sizin yaptığınız zaten ona yeter" karşılığını verdi. Bu kişi her gün odun toplamaya çıkardı. Yine bir gün iki ekmek alarak oduna gitti. Ekmeğin birini yiyip diğerini tasadduk etti. Sonra odunlarını yapıp sağ salim kendisine bir şey olmadan geri döndü. Ahali, Salih'e (aleyhisselam) gelip:
“Bu kişi odundan sağ salim geriye döndü" dedi. Sâlih (aleyhisselam) onu çağırıp:
“Bu gün ne yaptın?" diye sorunca, adam:
“Bu gün oduna çıktığımda yanıma iki ekmek almıştım. Birini yedim diğerini de tasadduk ettim" dedi. Bunun üzerine Sâlih (aleyhisselam):
“Odunlarını çözüp indir" dedi. Adam odunları indirince baktılar ki odunların içinde odunu ısırıp duran siyah bir yılan vardı. Sâlih (aleyhisselam):
“Onunla def edildi" dedi. Yani verdiği sadakayla yılanın zararı def edilmişti.
Ahmed, Sâlim b. Ebi'l-Ca'd'dan bildiriyor:
“Bir kadın çocuğuyla beraber çıkmıştı. Kurt kadının çocuğunu kapıp götürdü. Kadın onların izinden gitti beraberinde bir ekmek vardı. Kadın dilenci biriyle karşılaşınca ekmeği ona verdi. Bunun üzerine kurt çocukla geri dönerek çocuğu kendisine verdi."
Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Huzeyme, İbn Hibbân ve Hâkim'in Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah üç kişiyi sever ve üç kişiyi sevmez. Sevdiği üç kişi şunlardır: Birinin bir kavme gidip de bir şeyi aralarındaki akrabalık bağı sebebi ile değil de Allah için istediğinde, geriye çekilerek isteyene istediğini Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği şekilde gizlice veren kişi. Diğeri, gece sefere çıkan kavmin uykusu gelip ve kendileri için uykudan daha güzel bir şey olmadığı zaman başlarını koyup yattıklarında, uyumayıp Allah'a dua ederek âyetlerini okuyan kişidir. Bir diğeri de bir bölüğün düşmanla karşılaşıp da kaçtığında kaçmayan ve savaşıp öldürülen veya fetih yapan kişidir. Sevmediği üç kişi ise: Zina eden ihtiyar, kibirli fakir ve zalim zengindir."
İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî'nin, Şuab'da Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Namazın içinde Kur'ân okumak namaz dışında okumaktan daha faziletlidir. Namazın dışında Kur'ân okumak ise tesbih ve tekbirden daha faziletlidir. Tesbih sadaka vermekten, sadaka vermek (nafile) oruç tutmaktan daha faziletlidir. Oruç ise Cehennem ateşine karşı kalkandır. "
İbn Mâce, Câbir b. Abdillah'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize hutbesinde şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Ölmeden önce Allah'a tövbe ediniz. Meşguliyetiniz olmadan önce salih amellere koşunuz. Allah'ın sizde olan hakkını ödeyip rızıklanmanız, yardım edilmeniz ve düzelmeniz için Allah'ı çokça zikredip gizlice sadakalar veriniz. "
Ebû Ya'lâ'nın Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ka'b b. Ucre'ye şöyle buyurdu:
“Ey Ka'b b. Ucre! Namaz kişiyi Allah'a yaklaştırır. Oruç kişiyi günahlardan korur. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi günahları söndürür. Ey Ka'b b. Ucre! İnsanlar erkenden çıkıp giderler. Bir kısım nefsini satıp onu tutsak eder, bir kısım da nefsini (Allah'a) satıp onu (Cehennem ateşinden) azat eder."
İbn Hibbân'ın Ka'b b. Ucre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey Ka'b b. Ucre! Haramla beslenen et ve kan Cennete girmeyecektir. O, ateşe daha layıktır. Ey Ka'b b. Ucre! İnsanlar erkenden çıkıp giderler. Bir kısım nefsini Allah'a satıp onu (Cehennem ateşinden) azat eder. Kimisi de dünyaya bağlı bırakır. Ey Ka'b b. Ucrel Namaz kişiyi Allah'a yaklaştırır. Sadaka kişinin Müslümanlığının kanıtı olur. Oruç kişiyi günahlardan korur. Sadaka, buzun kaya üzerinde erimesi gibi günahları eritip yok eder. "
Ahmed, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Hâkim ve Beyhakî'nin, Şuab'da Ukbe b. Âmir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“(Kıyamet gününde) Halk arasında hüküm verilinceye kadar her kişi kendi sadakasının gölgesinde durur."
İbn Huzeyme ve Hâkim, Hazret-i Ömer'den bildiriyor: Ameller övünürken sadaka:
“Ben hepinizden daha üstünüm" der.
Ahmed, Bezzâr, İbn Huzeyme, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî'nin Bureyde'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kişi bir sadaka verdiği zaman yetmiş şeytanın vesvesesini keser. "
Taberânî ve Beyhakî'nin Şuab'da Ukbe b. Âmir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sadaka, sahibinin kabirdeki ateşini söndürür. Mümin kişi de kıyamet gününde sadakasının gölgesinde gölgelenir. "
Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sadakaları erken verin. Zira bela sadakanın önüne geçemez."
Taberânî'nin, Ali b. Ebî Tâlib'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sadakaları erkenden verin, çünkü bela onu geçemez" buyurmuştur.
Taberânî'nin bildirdiğine göre Meymûne binti Sa'd:
“Ey Allah'ın Resûlü! Sadaka hakkında bana bir fetva ver" deyince:
“Sadaka, Allah rızasını gözeterek veren kişi için ateşten kurtarıcıdır" buyurdu.
Beyhakî'nin, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Tasaddukta bulununuz. Zira sadaka sizi ateşten kurtarır."
Tirmizî ve İbn Hibbân'ın Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sadaka Rabb'in gazabını söndürür ve kötü ölümü defeder."
Taberânî'nin Râfî b. Hadîc'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sadaka, yetmiş kötülük kapısını kapatır. "
Taberânî'nin, Amr b. Avf'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Müslümanın sadakası ömrü uzatır, kötü ölümü uzaklaştırır ve Yüce Allah onunla büyüklenmeyi ve kibiri yok eder. "
İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî, Ebû Zer'den bildiriyor:
“Verilen her sadaka yetmiş şeytanın vesvesesini keser. Bunların hepsi sadakayı önlemeye çalışanlardandır."
İbn Mübârek, el-Birr ves-Sıla'da ve İsbehânî, et-Terğîb'de, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah sadaka sayesinde yetmiş türlü kötü ölümü kuldan uzaklaştırır. "
Taberânî, M. el-Evsat'ta ve Hâkim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah miskinin faydalandığı bir lokma ekmek veya bir avuç kuru hurma veya buna benzer şeyler sebebiyle üç kişiyi Cennete alır. Biri sadakanın verilmesini emreden ev reisi, biri yemeği yapan ev hanımı, diğeri de sadakayı fakire veren hizmetçidir,"
İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve Müslim'in bildirdiğine göre Adiy b. Hâtim, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işitti:
“Sizden hiç kimse yoktur ki, Yüce Allah onunla aralarında tercüman olmadan konuşmasın. Kişi sağ tarafına bakacak ve işlemiş olduğu amellerini görecek. Sol tarafına baktığında yine işlemiş olduğu amelleri görecek. Önüne baktığında ise yüzü karşısında ancak ateşi görecektir. Bu sebeple yarım hurmayla olsa bile (sadaka vererek) ateşten korunun."
Ahmed'in İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizden her bir kişi yarım hurmayla olsa bile yüzünü ateşten korusun."
Ahmed'in, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey Âişe! Yarım hurma ile olsa bile ateşten korun. O yarım hurma aç kişiye, tokun karnını doyurduğu hurmalar gibi gelir."
Bezzâr ve Ebû Ya'lâ'ın Ebû Bekr es-Sıddîk'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Yarım hurma ile olsa bile ateşten korunun. O, eğriyi düzeltir ve kötü ölümü uzaklaştırır. O yarım hurma, aç kişiye, tokun karnını doyurduğu hurmalar gibi gelir."
İbn Hibbân'ın Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İsrailoğulları zamanında bir âbid manastırda altmış yıl boyunca ibadet etti. Yağmurla yerler yeşerince rahip manastırdan çıkıp: «Ben buradan inip Allah'ı zikredersem daha iyi olur» dedi. İndiğinde yanında bir veya iki ekmek vardı. Yolda giderken bir kadınla karşılaştı. Birbirleriyle konuştuktan sonra kadınla ilişkiye girdi ve ardından kendinden geçip yere düştü. Sonra da yıkanmak için bir göle indiğinde bir dilenci geldi. Rahip bir ekmeği veya iki ekmeği alması için dilenciye işaret ettikten sonra öldü. Rahibin altmış yıl boyunca yapmış olduğu ibadet kadınla yaptığı zinayla tartılınca, zina kefesi daha ağır bastı. Bunun üzerine ibadetinin üstüne vermiş olduğu bir veya iki ekmeğin sevabı konuldu. İbadet kefesinin daha ağır basması üzerine bağışlandı. "
İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:
“Zamanında bir âbid manastırda altmış yıl boyunca ibadet etti. Kadının biri gelip yanında misafir oldu. Bu kişi kadınla altı gün beraber oldu. Sonra da pişmanlık duyup manastırdan kaçtı. Bir mescide geldi ve orada üç gün bir şey yemeden kaldı. Ona bir ekmek verildiğinde onu ikiye bölüp yarısını sağındaki adama diğer yarısını da solundaki adama verdi. Bunun üzerine Yüce Allah ona ölüm meleğini gönderdi ve canını aldı. Altmış yıllık ameli bir kefeye, kadınla geçirdiği altı gün bir kefeye konuldu. Altı gün kefesi ağır bastı. Vermiş olduğu bir ekmeğin sevabı kefeye konulunca altı günden daha ağır bastı."
İbn Ebî Şeybe, Ebû Mûsa el-Eş'arî'den buna benzer bir rivayette bulundu.
Beyhakî, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabından Hasafe b. Hasafe adlı kişiden bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kuvvetlinin kim olduğunu biliyor musunuz?" deyince:
“Kişiyi yere çalandır" dedik. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kuvvetli olan şiddetli öfke anında nefsine hâkim olandır" buyurdu ve:
“Rakûb'un kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. "Çocuğu olmayan kişidir" dedik. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Rakûb, çocuğu olan ancak bunlardan hiç birini kendinden önce âhirete göndermemiş biridir" buyurdu ve:
“Fakirin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. "Malı olmayan kişidir" dediğimizde Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Fakir kişi, malı olup da ondan bir şey vermeyendir" buyurdu."
Bezzâr ve Taberânî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)şöyle buyurmuştur:
“Yarım hurma ile olsa bile ateşten korunun."'
Bezzâr ve Taberânî'nin Nu'mân b. Beşîr'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yarım hurma ile olsa bile ateşten korunun."
Bezzâr ve Taberânî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yarım hurma ile olsa bile ateşten korunun."
Bezzâr ve Beyhakî'nin Şuabu'l-İmân'da, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ey Âişe! Yarım hurma ile olsa bile nefsini Allah'tan satın al. Allah'ın azabı karşısında benim sana bir faydam olmaz. Ey Âişe! Bir isteyen (dilenen) yanından eli boş dönmesin. Bir keçi paçası olsa bile ver" buyurmuştur.
Müslim'in Ebû Zer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizden her birinizin her mafsalına bir sadaka vardır. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmîd bir sadakadır. Her tehlil bir sadakadır. Her tekbir bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülükten nehyetmek bir sadakadır. Bütün bunlara karşılık kişinin iki rekat kuşluk namazı kılması yeterlidir. "
Bezzâr ve Ebû Ya'lâ, İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İnsanın her mafsalının her gün bir sadakası vardır" buyurdu. Ashâbdan bazıları:
“Ey Allah'ın Resûlü! Bu çok ağırdır, buna kimin gücü yeter" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“İyiliği emredip kötülükten nehyetmek sadakadır. (Gelen geçene)zarar verici bir şeyi yoldan kaldırmak sadakadır. Zayıfa yardım etmek sadakadır. Namaza giderken kişinin attığı her adım da sadakadır. "
Taberânî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Âdemoğlunun bedeninde üçyüz altmış mafsal bulunmaktadır. Her biri için her gün bir sadaka vardır. Kişinin konuşacağı her (iyi) söz sadakadır. Kişinin Müslüman kardeşine herhangi bir şeyde yardım etmesi sadakadır. İkram edilen suyu içmek sadakadır. Zarar verici bir şeyi yoldan kaldırmak sadakadır. "
Bezzâr ve Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“(Müslüman) kardeşinin yüzüne karşı tebessüm etmenle sana bir sadaka yazılır. Kovandan kardeşinin kovasına su boşaltmanla sana bir sadaka yazılır. Zarar verici bir şeyi yoldan kaldırmanla sana bir sadaka yazılır. Yolunu kaybetmiş kişiye doğru yolu göstermenle sana bir sadaka yazılır. "
Bezzâr, Ebû Cuhayfe'den bildiriyor: Kays kabilesinden bir grup silahlarını kuşanmış ve yırtık elbiselerle beklenmedik bir anda Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onların bu durumuna acımıştı. Namaz kıldıktan sonra evine girdi ve geri çıkıp namaz kıldı ve eski yerine oturdu. Sadaka verilmesini emretti veya bu konuda teşvikte bulunup:
“Kimisi bir dinar, kimi bir dirhem, kimi bir ölçek buğday, kimi de bir ölçek kuru hurma tasadduk eder" buyurdu. Ensâr'dan bir adam bir bohça altınla gelip onu Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) önüne bıraktı. Sonra insanlar birbiri ardınca sadaka vermeye devam etti. Ta ki bir yığın yemek ve bir yığın elbise olana kadar bu böyle devam etti. Sonunda Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzünün altın parçası gibi neşelendiğini gördüm.
Bezzâr, Kesîr b. Abdillah b. Amr b. Avf'tan, o babasından, o da dedesinden bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün insanları sadakaya teşvik etti. Ulbe b. Zeyd kalkıp:
“Benim yanımda onurumdan başka bir şey yoktur. Ey Allah'ın Resûlü! Sen de şahid ol, bana tasaddukta bulunuyorum" dedi ve tekrar oturdu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sen hakkını tasaddukta bulunuyorsun, Allah bunu senden kabul etti" buyurdu.
Bezzâr, Ulbe b. Zeyd'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün insanları sadakaya teşvik etti. Ben de kalkıp:
“Ey Allah'ın Resûlü! Sadakaya teşvikte bulundunuz ama benim yanımda onurumdan başka bir şey yoktur. Bana zulmedene hakkımı helal ederek tasaddukta bulunuyorum" dedim. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu kabul etmedi. Ancak ikinci gün:
“Ulbe b. Zeyd nerede?" veya:
“Hakkını tasadduk eden nerede? Yüce Allah ondan bunu kabul etti" buyurdu.
Ahmed, Ebû Nuaym, Fadlu'l-îlm'de ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ebû Zer:
“Ey Allah'ın Resûlü! Malımız yok ki, nereden sadaka verelim?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Tekbir getirmen, Allah'ı her kötülükten ve eksik sıfatlardan tenzih etmen, Allah'a hamd etmen, tehlil etmen, Allah'a istiğfar etmen, iyiliği emredip kötülükten nehyetmen, Müslümanların yolundan dikenleri, kemikleri ve taşları kaldırman, âmâ birine yardımcı olman, sağır ve dilsiz kişiye ihtiyacını giderene kadar yardımcı olman, ihtiyacı olanı, ihtiyacının nerede olduğunu biliyorsan oraya yönlendirmen, imdat dileyenin yardımına koşman ve zayıf kişiyi ellerinin gücüyle kaldırman sadaka kapılanndandır. Bütün bunlar kendin için sadakadır. Hatta hanımın ile birleşmende bile ecir vardır" buyurdu. Ebû Zer:
“Nasıl olur da kendi şehvetimi gidermemde ecir olur?" dediğinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Eğer senin bir çocuğun olsaydı ve bu çocuk büyüyüp sana faydalı olmasını umduğun sırada ölseydi sen sevabım Allah'tan bekleyecek miydin?" buyurdu. Ebû Zer:
“Evet" diye karşılık verince:
“Onu sen mi yarattın?" diye sordu. Ebû Zer:
“Hayır! Onu Allah yarattı" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ona sen mi hidayet verdin?" diye sorunca:
“Hayır! Allah hidayet verdi" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ona rızkını veren sen misin?" diye sorunca:
“Hayır! Onun rızkını Allah verdi" karşılığını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“O zaman şehvetini helalinden gider ve haramdan uzak dur. (Bundan çocuk olması durumunda) eğer Allah dilerse onu yaşatır, dilerse öldürür. Ecir de senindir" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin, Hâris b. Vehb el- Huzâî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Sadaka verini Öyle bir zaman gelecek ki, kişi sadaka vermek için çıkacak ve onu kabul edecek birini bulamayacaktır. "
İbn Ebî Şeybe'nin, Ebû Seleme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sadaka vermek malı asla eksiltmez, tasaddukta bulunun" buyurmuştur.
İbn Ebî Şeybe, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Bize pişirilmiş bir koyun hediye edildi. Omuzu (butu) hariç onu parçalayıp tasaddukta bulundum. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiğinde bunu ona söyleyince:
“Omuzu hariç koyunun hepsi sizindi" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, İsbehânî, et-Terğîb'te ve İbn Asâkir, Şa'bî'den bildiriyor:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da kefâret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır" âyeti Ebû Bekr ve Ömer hakkında indi. Ömer malının yarısını insanların başları üzerinde taşıyarak Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) getirmişti. Ebû Bekr ise bütün malını çok gizli bir şekilde getirmişti. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Bekr'e:
“Ailene ne bıraktın?" deyince:
“Allah'ın ve Resûlünün rızasını bıraktım" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ömer, Ebû Bekr'e:
“Ne zaman bir hayır üzerine yarıştıysak mutlaka beni yendin" dedi.
Ebû Dâvud, Tirmizî ve Hâkim, Hazret-i Ömer'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün bize tasaddukta bulunmamızı emretti. O gün de yanımda mal bulunan bir zamana kadar geldi. Kendi kendime:
“Eğer Ebû Bekr'i geçeceksem bu gün geçerim" dedim. Ben malımın (paramın) yarısıyla Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldim. Bana:
“Ailene ne bıraktın?" diye sorunca:
“Bunun kadarını bıraktım" dedim. Ebû Bekr yanında bulunan bütün malıyla geldi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ona da:
“Ailene ne bıraktın?" diye sorunca:
“Allah ve Resûlünü bıraktım" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ebû Bekr'e:
“Bir daha seninle asla yarışmam" dedim.
İbn Cerîr, Yezîd b. Ebî Habîb'ten bildiriyor:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel!" âyeti, Yahudilere ve Hıristiyanlara verilen sadaka hakkında indi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Günahlarınızdan bir kısmına da kefâret olur..." âyetini okudu ve:
“Kefâret olacak şey sadakadır" dedi.
İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte, A'meş'ten bildiriyor:
“İbn Mes'ûd'un kıraatında bu âyet G) harfi olmadan (.....) şeklindedir."
272. Âyetin Tefsiri
"Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı sîze tastamam ödenir."
Firyâbî, Abd b. Humeyd, Nesâî, Bezzâr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye, Beyhakî, Sünen'de ve Diyâ, el- Muhtâre'de, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Ashâb önceleri müşriklerden olan akrabalarına bağışta bulunmayı istemezdi. Bunun üzerine:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir" âyeti indi.
İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Diyâ, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bize sadakalarımızı yalnız Müslümanlara vermemizi emrederdi. Ancak:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir" âyeti inince hangi dinden olursa olsun isteyen kişiye sadaka verilebileceğini söyledi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) müşriklere sadaka vermezdi. "...Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız..." âyeti inince onlara da sadaka vermeye başladı.
İbn Ebî Şeybe'nin, Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ancak dininizden olanlara sadaka verebilirsiniz" buyurdu. Yüce Allah:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız... karşılığı size tastamam ödenir"' âyeti indirince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Diğer dinlerden olanlara da sadaka verebilirsiniz" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Hanefiyye'den bildiriyor: İnsanlar müşriklere sadaka vermeyi sevmiyordu. Yüce Allah:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir" âyeti indirince onlara da tasaddukta bulundular.
İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan bildiriyor. Ensâr'dan bazı kişilerin Kureyza ve Nadîr oğullarından yakınları ve akrabaları vardı. Ensâr onlara sadaka vermekten sakınır ve Müslüman olmalarını isterlerdi. Bunun üzerine:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir" âyeti indi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den bildiriyor: Bize bildirilene göre sahabelerden bzıları:
“Dinimizden olmayanlara sadaka verebilir miyiz?" demesi üzerine:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir..." âyeti nâzil oldu.
İbn Cerîr, Rabî'den bildiriyor: Önceleri Müslüman bir kişi akrabası ve yakını olan bir müşriğe ihtiyaç sahibi olsa dahi sadaka vermez ve:
“Bu bizim dinimizden değildir" derdi. Bunun üzerine:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir..." âyeti indi.
İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'ten bildiriyor: Resûlullah, (sallallahü aleyhi ve sellem) dininden olmayan bir kişi kendisinden sadaka isteyince önce vermek istedi.
Sonra da:
“Bu benim dinimden değildir" dedi. Bunun üzerine:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir..." âyeti nâzil oldu.
Süfyân ve İbnu'l-Münzir, Amr el-Hilâli'den bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ehli kitab'tan olanlara sadaka verelim mi?" diye sorulunca. Yüce Allah:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız - hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir" âyetini indirdi. Sonra Yüce Allah:
“(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir" âyetini indirdi ve sadaka vermede daha hayırlı olanını gösterdi.
İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Müslümanlar sadakalarını Zimmilere verirdi. Ancak Müslümanlarda fakirler çoğalınca:
“Sadakalarımızı sadece Müslüman fakirlere vereceğiz" dediler. Bunun üzerine:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir" âyeti indi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Burada onlardan kasıt, müşriklerdir. Yüce Allah:
“(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyetiyle de infakın kimlere yapılacağını göstermiştir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ el-Horasânî:
“...Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Eğer sen Allah rızasını kazanmak için verdiysen onun işlediği amelden sorumlu değilsin."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyet hakkında:
“Müminin infakı kendi nefsinedir. Mümin kişi sadaka verdiğinde ancak Allah rızasını kazanmak için verir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“...Hiç hakkınız yenmeden karşılığı size tastamam ödenir" âyeti hakkında şöyle dedi:
“Verdiğin sadaka sana tekrar ödenecektir. O zaman verdiğin kişiye bu eziyetle minnet niyedir? Sadakan kendi nefsin için ve Allah rızasını kazanmak içindir. Yüce Allah da ecrini verecektir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Yezîd b. Ebî Habîb:
“...Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir" âyeti hakkında şöyle dedi:
“Bu âyet Yahudilere ve Hıristiyanlara sadaka verme hakkında indi."
273. Âyetin Tefsiri
"(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir"
İbnu'l-Münzir'in el-Kelbî vasıtasıyla bildirdiğine göre Ebû Sâlih ve İbn Abbâs:
“(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyetinde:
“Suffe ehli kastedilmektedir" dediler.
Buhârî ve Müslim, Abdurrahman b. Ebî Bekr'den bildiriyor: Suffe ehli fakir kişilerdi ki Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kimin yanında iki kişilik yemek varsa (Suffe ehlinden) üç kişiyi götürsün" buyurmuştur.
Buhârî ve Müslim, Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana:
“Suffe ehline gidin ve onları davet edin" buyurdu. Suffe ehli Müslümanların misafiridir. Onların ailesi ve malı yoktur. Eğer Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sadaka getirilirse ondan bir şey almaz, öylece suffe ehline gönderirdi. Eğer hediye getirilirse ondan bir şeyler alır ve öyle gönderirdi.
Ebû Nuaym, Hilye'de Fadâle b. Ubeyd'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) cemaate namazı kıldırdığı zaman kıyamda iken açlıktan dolayı düşüp bayılanlar olurdu. Bu düşenler suffe ehlindendir. Hatta bedeviler:
“Bunlar delidir" derlerdi.
İbn Sa'd, Abdullah b. Ahmed, Zühd'ün Zevâidi olarak ve Ebû Nuaym, Ebû Hureyre'den bildiriyor:
“Suffe ehlinden yetmiş kişinin bir ridası bile yoktu."
Ebû Nuaym, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Kimsesiz Müslümanların kalması için bir Suffe yapılmıştı ve Müslümanlar güçleri nisbetinde buraya yardımlar getirirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanlarına gelir ve:
“Allah'ın selamı üzerinize olsun ey Ehl-i suffe!" derdi. Onlar da:
“Allah'ın selamı senin de üzerine olsun ey Allah'ın Resûlü!" karşılığını verirlerdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Nasıl sabahladınız?" diye sorunca:
“Hayırla sabahladık" derlerdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Siz bugün mü hayırdasınız, yoksa size tabaklarla yemek getirilip götürüldüğü ve değişik elbiseler geldiği zaman mı?" diye sorunca:
“Bugün hayırdayız. Yüce Allah bize veriyor, biz de ona şükrediyoruz" derlerdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de:
“Siz bugün hayırdasınız" buyururdu.
İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî:
“(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Bunlar Medine'de veya aşiretlerinin yanında evleri olmayan Suffe ehlidir. Yüce Allah bu âyetle insanları onlara sadaka vermeye teşvik etti."
İbn Cerîr'n bildirdiğine göre Rabî':
“(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyetini açıklarken:
“Bunlar Medine'de bulunan fakir Muhacirlerdir" dedi.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bunlar kendilerini Allah yolunda savaşmaya adayanlar ve ticaret yapamayanlardır."
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Bunlar Allah yolunda savaşırken yaralananlar ve zayıf düşmelerinden dolayı Allah yolunda yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen kişilerdir. Bu sebeple onlara Müslümanların malında bir pay kılındı.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Recâ b. Hayve:
“...Yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyetini açıklarken:
“Ticaret yapmaya gücü yetmeyenlerdir" dedi.
İbn Cerîr, İbn Zeyd'den bildiriyor:
“Önceleri yeryüzü küfür ile doluydu. Kişi Allah'ın nimetlerinden kazanabilmek için bir yere gidemezdi. Giden de küfre giderdi."
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“(Sadakalar) Kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir..." âyeti hakkında:
“Müşriklerin onları Medine'de şıkıştırmasından dolayı dolaşmaya ve tiracetle uğraşmaya güç yetirememeleridir" dedi. "...İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır..." âyeti için de:
“Dilenmedikleri için onları zengin sanırlar" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Yüce Allah Müslümanları onlara yöneltti ve nafakalarından sorumlu kıldı. Sadakalarını onlara vermelerini emretti ve onlardan razı oldu."
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Sen onları yüzlerinden tanırsın..." âyetini açıklarken:
“Yüzlerindeki mahcubiyet ve çekingenlik kastedilmiştir" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî':
“...Sen onları yüzlerinden tanırsın..." âyetini açıklarken:
“Yüzlerindeki yorgunluk ve ihtiyaç belirtisi kastedilmiştir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd:
“...Sen onları yüzlerinden tanırsın..." âyeti hakkında:
“Yırtık ve eski elbiseleriyle tanınırlar, mânâsındadır" dedi.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Yezîd b. Kâsıt es-Seksekî'den bildiriyor: Abdullah b. Ömer'in yanındayken bir adam gelip bir şeyler istedi. Abdullah b. Ömer bir çocuğunu çağırıp ona gizlice bir şeyler söyledi ve adama:
“Çocukla beraber git" dedi. Sonra bana:
“Bunun fakir olduğunu mu sanıyorsun?" diye sordu. "Vallahi ancak fakir biri dilenir" karşılığını verdiğimde de şöyle dedi:
“Bu fakir biri değil, dirhem üstüne dirhem, hurma üstüne hurma yığandır. Halbu ki:
“...Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler..." âyetinde buyurulduğu gibi fakir, elbiselerini ve kendini temiz tutup bir şeye gücü yetmeyendir" dedi.
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma vererek geri çevrilen kişi değildir. Miskin kişi, kimseye el avuç açmayan ve kimseden bir şey istemeyendir. İsterseniz: «İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler...» âyetini okuyunuz. "
İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Miskin sürekli etrafınızda dolaşan ve sizin lokma lokma (yiyecek) verdiğiniz kişiler değildir. Miskin kişi insanlardan bir şey istemeyen, kimseye el açmayan ve kimseden bir şey istemeyendir. "
İbn Ebî Hâtim'in, Abdullah b. Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Miskin bir iki hurma veya bir iki lokma vererek geri çevrilen kişi değildir. Miskin kişi ihtiyacı olduğu halde insanlardan bir şey istemeyendir. O kendisine bir şeyler verileceğini düşünmezken ona sadaka verilir. "
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Yüce Allah ağırbaşlı, selim, zengin ve iffetli kişiyi sever. Çirkin sözlü zengini ve arsız dilenciyi sevmez."
İbnu'l-Münzir, İbn Abbâs'tan bildiriyor:
“Yüce Allah başkalarına el açmayan kişiyi kimseye muhtaç bırakmaz. İhtiyacı olmadığı halde arsızca başkalarına el açan kişi de ancak içinde yanacağı ateşi arttırmaktadır."
Mâlik, Ahmed, Ebû Dâvud ve Nesâî'nin, Esed oğullarından bir kişiden bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir ukiyye gümüşü veya bunun değerinde bir şeyi olup da dilenen kişi arsızlık edip de dilenmiş olur. "
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: (.....) kelimesini açıklarken:
“İstemede ısrarcı olandır" dedi.
İbn Sa'd ve İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Seleme b. el-Ekva'dan biri Allah rızası için bir şey isterse mutlaka verirdi. Yine de bunu sevmez ve:
“Bu arsızlıktır" derdi.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Atâ (b. Ebî Rebâh), Allah rızası veya Kur'ân hürmetine dünyalık bir şey istenmesinden hoşlanmazdı.
İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Ömer'den bildiriyor:
“Kimden Allah rızası için bir şey istenir de verirse, kendisine yetmiş sevap verilir."
İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İçinizden bazıları Allah'ın huzuruna yüzünde et kalmayacak şekilde çıkana kadar dilenip duracaktır. "
İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Hibbân'ın, Semure b. Cündüb'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Dilencilik tırmalamalardır. Kişi onunla yüzünü tırmalar. İsteyen o tırmalamaları yüzünde bırakır, isteyen de (dilenmeyip yüzünü) korur. Kişinin idareciden istemesi veya mecburiyetten dolayı birinden istemesi bunun dışındadır. "
Ahmed, İbn Ömer'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Dilencilik, kıyamet gününde sahibinin yüzünde tırmalamalardır. Dileyen onları yüzünde bırakır" buyurduğunu işittim.
Beyhakî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İhtiyacı olmadan veya muhtaç çocukları olmadan dilenen kişi, kıyamet gününde Allah'ın huzuruna yüzünde et olmaksızın çıkar."
Yine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kim ihtiyacı olmadan veya muhtaç çocukları olmadan kendine dilencilik kapısını açarsa Yüce Allah ona hesap etmediği yerden bir ihtiyaç kapısı açar" buyurmuştur.
Taberânî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyrudu:
“Sadaka vermek hiçbir malı eksiltmez. Kul elini bir sadakayla uzattığı zaman dilencinin eline varmadan mutlaka Yüce Allah'ın eline ulaşır. Kul muhtaç olmadığı halde dilencilik kapısını açtığında Yüce Allah ona mutlaka bir fakirlik kapısı açar. "
Ahmed, Tirmizî ve İbn Mâce'nin Ebû Kebşe el-Enmârî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Üç şeyin üzerine yemin ederim. Size anlatacağım şeyi hafızanızda tutun. Kulun malı sadaka vermekle eksilmez. Kişi bir haksızlığa uğradığı zaman sabrederse Yüce Allah onunla izzetini arttırır. Kul bir dilencilik kapısı açarsa Allah ona mutlaka fakirlik kapısını açar. Size anlatacağım şeyi hafızanızda tutun. Dünyada dört çeşit insan vardır. Birincisi, Allah'ın kendisine mal ve ilim verdiği kuldur ki bunları Rabbi yolunda kullanıp bununla akrabalarını faydalandırır ve bu nimetlerde Allah'ın da hakkı olduğunu bilir. Bu en güzel olan derecedir. İkincisi, Allahın kendisine ilim verip de mal vermediği kuldur ki bu iyi niyetlidir ve şöyle der: «Eğer benim malım olsaydı filan kişi gibi amel ederdim (harcardım)» der. Bu kişi niyetinden dolayı bahsettiği kişi ile sevapta eşittir. Üçüncüsü, Allah'ın kendisine mal verip de ilim vermediği kuldur. Bu kişi Rabbine karşı sorumluluğunu bilmeyip, malını bilinçsiz bir şekilde harcar, akrabalarını malından faydalandırmaz ve bunda Allah'ın hakkı olduğunu bilmez. Bu kişi en kötü derecededir. Dördüncüsü, Allah'ın kendisine ne mal, ne de ilim vermediği kuldur ki o da: «Eğer benim malım olsaydı filan kişi gibi keyfimce harcardım» der. Bu kişi niyetinden dolayı bahsettiği kişi ile günahta eşittir."
Nesâî, Aiz b. Amr'dan bildiriyor: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) dilenmek için geldi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona bir şeyler verdi. Sonra adam daha kapının eşiğine ayak basınca Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Eğer dilencilikte ne olduğunu bilseydiniz kimse kimsenin yanına dilenmek için gitmezdi" buyurdu.
Taberânî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Dilenci kişi dilenmede neler (ne gibi uhrevi mahzurlar) olduğunu bilseydi dilenmezdi. "
Ahmed, Bezzâr ve Taberânî'nin İmrân b. Husayn'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Muhtaç olmadığı halde dilenen kişinin kıyamet gününde yüzünde çirkinlik olur. Yine, muhtaç olmadığı halde dilenen kişinin dilenmesi kendisi için ateştir. Az verilirse az, çok verilirse çoktur."
Ahmed, Bezzâr ve Taberânî'nin, Sevbân'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim ihtiyacı olmadığı halde dilenirse bu, kıyamet gününde yüzünde bir çirkinlik olarak belirir,"
Taberânî'nin M. el-Evsat'ta, Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim muhtaç olmadığı halde dilenirse, kıyamet gününde huzura yüzü yara bere içinde çıkar. "
Hâkim, Urve b. Muhammed b. Atiyye'den, o babasından, o da dedesinden şöyle bildiriyor: Sa'd b. Bekr oğullarından bir grupla Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gitmiştim. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni gördüğünde şöyle buyurdu:
“Allah seni muhtaç durumda bırakmadığı müddetçe kimseden bir şey dilenme. Üstün el veren eldir. Alçak el de alan eldir. Yüce Allah'ın malı istenmek ve verilmek içindir." Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni bizim lehçemizle konuşturdu.
Beyhakî, Mes'ûd b. Amr'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) cenaze namazını kılacağı biri için:
“Ne kadar bıraktı?" diye sorunca:
“İki veya üç dinar" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bundan dolayı onun için iki veya üç dağlama vardır" buyurdu. Ebû Bekr'in azatlısı Abdullah b. el-Kâsım ile karşılaşıp durumu kendisine anlattığımda:
“Bu kişi mal (para) biriktirmek için dilenen birisiydi" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Huzeyme, Taberânî ve Beyhakî'nin Hubşiy b. Cunâde'den bildirdiğine göre Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Muhtaç olmadığı halde dilenen kişi, ateş koru tutmuş gibidir."
İbn Ebî Şeybe'nin lafzında ise:
“Malını çoğaltmak için dilenen kişi, kıyamet gününde yüzü tırmalanmış olarak haşrolunur ve Cehennemin kızgın taşları onu yer" şeklindedir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu Veda haccında söylemiştir.
İbn Ebî Şeybe, Müslim ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim malını çoğaltmak için dilenirse ateş dilenmiş olur. Artık isterse az, isterse de çok dilensin."
Abdullah b. Ahmed, Müsned'in Zevâidi olarak ve Taberânî, M. el-Evsat'ta, Hazret-i Ali'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kim ihtiyacı olmadığı halde dilenirse kendisi için Cehennemin kızgın taşlarını çoğaltmış olur." Ashâb:
“Muhtaç olmamanın ölçüsü nedir?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bir günlük yemeğe sahip olmaktır" karşılığını verdi.
Ahmed, Ebû Dâvud, İbn Huzeyme ve İbn Hibbân, Sehl b. el- Hanzaliyye'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kimin yanında kendisine yetecek miktarda malı bulunur da dilenirse kendine Cehennem ateşini çoğaltmış olur." Ashâb:
“Ey Allah'ın Resûlü! Kişinin kendisine yetecek miktarı ne kadardır?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kendisine sabah ve akşam yemeğinde yetecek miktardır" buyurdu.
İbn Hibbân'ın Ömer b. el-Hattâb'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim malını çoğaltmak için dilenirse bu mal kendisini Cehennemde yakacak kızgın taşlar olur. Artık isteyen çok, isteyen de az dilensin. "
İbn Ebî Şeybe, İbn Ebî Leyla'dan bildiriyor: Dilencinin biri gelip Ebû Zer'den dilenince ona bir şeyler verdi. Ebû Zer'e:
“Durumu güzel olduğu halde ona veriyorsun" denilince:
“O dilencidir ve dilencinin hakkı vardır. Fakat kıyamet gününde, dünyada iken bu aldığının elinde bir kor olmasını ve onu almamış olmayı temenni edecektir" dedi.
Müslim, Tirmizî ve Nesâî, Avf b. Mâlik el-Eşcaî'den bildiriyor: Dokuz veya sekiz veya yedi kişi Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanındaydık. Bize:
“Allah'ın Resûlüne biat etmeyecek misiniz?" buyurunca:
“Sana ne üzere biat edeceğiz?" dedik. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ona ibadet edeceğinize, beş vakit namaz kılacağınıza, emirlere itaat edeceğinize ve insanlardan bir şey dilenmeyeceğinize dair biat edeceksiniz" karşılığını verdi. Bu durumdan sonra bu arkadaşlarımdan bazılarını gördüm. Eğer birinin kamçısı yere düşse kimseden onu kendisine vermesini istemezdi.
Ahmed, Ebû Zer'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni çağırıp:
“Cennet karşılığında bana biat eder misin?" buyurdu. "Evet" dediğimde, kimseden bir şey istemememi şart koştu. Buna da:
“Tamam" dediğimde:
"Kırbacın elinden düşse bile inip kendin alacaksın" buyurdu.
Ahmed, İbn Ebî Muleyke'den bildiriyor: Bazen Ebû Bekr es-Sıddîk'in elinden devesinin yuları düşerdi. Devenin ayaklarına vurarak onu çöktürür ve yuları öyle alırdı. Bir defasında ona:
“Bize emretsen biz vermez miydik?" dediklerinde:
“Habibim Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) insanlardan bir şey istemememi söyledi" karşılığını verdi.
Taberânî, Ebû Umâme'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kim biat edecek?" buyurunca, Sevbân:
“Ey Allah'ın Resûlü! Biat ettik" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kimseden bir şey istemeyeceğinize dair biat edeceksiniz" buyurdu. Sevbân:
“Ey Allah'ın Resûlü! Karşılığı nedir?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Cennettir" buyurdu. Bunun üzerine Sevbân, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) biat etti. Sevbân'ı Mekke'de insanların kalabalık olduğu yerde gördüm. Kendisi bineğine (devesine) binmiş iken kırbacı düşüyordu. Kaç defa kırbacı bir adamın boynuna düştü de adam kırbacı alıp kendisine verince almadı. Bineğinden indi ve öyle aldı.
Ahmed, Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Sevbân'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kimseden bir şey istemeyeceğine dair bana kim söz verirse ben de ona Cenneti garanti ederim" buyurdu. Sevbân:
“Ben (söz veriyorum)" dedi ve ondan sonra da (yaşadığı sürece) kimseden bir şey istemedi.
İbn Mâce'nin ifadesi:
“Bundan dolayıdır ki Sevbân kendisi bineğine binmişken kırbacı düşerdi ve kimseye:
“Bana kırbacı ver" demez, iner kendi alırdı."
Ahmed, Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî, Hâkim b. Hizâm'dan bildiriyor:
“Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) bir şey istedim ve bana istediğimi verdi. Bir daha istedim, bir daha verdi ve:
“Bu mal (para) çekici ve tatlıdır. Kim onu gönül hoşluğuyla alırsa o mal onun için bereketli kılınır. Kim de gönülden çıkmaksızın alırsa o mal ona bereketli kılınmaz. Bu kişi yiyip doymayan birine benzer. Veren el de alan elden üstündür" buyurdu. Bunun üzerine:
“Ey Allah'ın Resûlü! Seni hak olarak gönderene yemin olsun ki, senden sonra ölene kadar kimseden bir şey isteyip malını eksiltmeyeceğim" dedim.
Ravi der ki:
“Sonra Ebû Bekr, Hakîm'i kendisine ganimet malından bir şey vermek için çağırdı. Ancak bunu almaktan uzak durdu. Sonra Ömer de bir şeyler vermek için onu çağırdı. Yine bir şey almayı kabul etmedi. Hazret-i peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra ölene kadar Hakîm, kimseden bir şey alarak (isteyerek onun) malını eksiltmedi."
Ahmed'in Abdurrahman b. Avf'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Canım elinde olana yemin olsun ki üç şey hakkında yemin edebilirimi Sadaka vermek malı eksiltmez, sadaka verin. Eğer kul mazlum olduğu halde affederse Yüce Allah onun izzetini daha da arttırır. Kul dilencilik kapısını açtığında Yüce Allah ona mutlaka bir fakirlik kapısı açar."
Ahmed ve Ebû Ya'lâ, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildiriyor: Hazret-i Ömer:
“Ey Allah'ın Resûlü! Filan ve filanın kişinin, senin kendilerine iki dinar verdiğini söyleyerek seni güzelce övdüklerini gördüm" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Fakat filan kişi öyle değildir. Ona on ile yüz arası (dinar) verdim. Ama onlar gibi bir şey söylemiyor. Vallahi biriniz benden dilenip de giderken ancak beraberinde ateş götürür" buyurdu. Ömer:
“Ey Allah'ın Resûlü! Öyleyse niye veriyorsun?" deyince:
“Ne yapayım? Kabul etmeyip illaki istiyorlar. Yüce Allah bana cimri denilmesini kabul etmez" buyurdu.
İbn Ebî Şeybe, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî, Kabîsa b. el-Muhârik'ten bildiriyor: Bir durumda birinin diyetine kefil oldum ve bunu istemek için Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldim. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bize zekât gelene kadar bekle de geldi mi sana verilmesini emredelim" buyurdu. Sonra şöyle devam etti:
“Ey Kabîsa! Dilenmek, ancak şu üç kişiden olan bir kişiye caizdir. Kefalet altına girmiş olan birinin meblağı ödeyinceye kadar dilenmesi caizdir. Ödedikten sonra bundan vazgeçer. Malı bir afet veya musibetle telef olan kişinin geçim (veya ihtiyacı) kadar dilenmesi caizdir. Veya biri fakirleşip muhtaç duruma düştüğünde kavminden akıllı üç kişinin: «Falan kişi fakir düştü» derse o kişinin geçim (veya ihtiyacı) kadar dilenmesi caizdir. Ey Kabîsa! Bunların dışında kişinin dilenmesi caiz değildir ve dilenen kişi onu haram olarak yer. "
Bezzâr, Taberânî ve Beyhakî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Misvak ucu kadarlık bir şey olsa dahi kimseden bir şey istemeyin."
Bezzâr'ın, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah başkalarına el açmayan, ağırbaşlı ve iffetli olan kişiyi sever. Çirkin sözlü arsız dilenciyi de sevmez. "
Bezzâr, Abdurrahman b. Avf'tan bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) bana vermiş olduğu bir söz vardı. Kureyza fethedildiği zaman söz vermiş olduğu gibi ihtiyacımı görmesi için yanına geldim. Onun:
“Yetinen kişiyi Allah muhtaç etmez, dilenen kişiyi de muhtaç bırakır" dediğini işittim ve kendi kendime:
“Kati olarak ondan bir şey istemeyeceğim" dedim.
Mâlik, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minberde zekatı zikredip dilenmeden sakınmayı anlatarak şöyle buyurmuştur:
“Üstün el alçak elden üstündür. Üstün olan el veren el, alçak olan el de dilenen eldir."
İbn Sa'd'ın Adiy el-Cuzâmî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Bilin ki üç el vardır. En üstün el, Allah'ın elidir. Orta el veren eldir ve alçak el verilen eldir. (Geçim için) odun toplayıp satsanız da dilenmekten sakının. "
Beyhakî'nin, M. el-Esmâ ve's-Sıfât'da, Abdullah b. Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç sınıf el vardır. Yüce Allah'ın eli üstün olan eldir. Veren el (Yüce Allah'ın elinin) altındaki eldir. Dilencinin eli ise kıyamet gününe kadar alçak olan eldir. Gücünüzün yettiğince dilenmekten sakının."
Taberânî, el-Evsat'ta, Sehl b. Sa'd'dan bildiriyor: Cibrîl (aleyhisselam) Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip şöyle dedi:
“Ey Muhammed! Dilediğin gibi yaşa, çünkü sen mutlaka öleceksin. Dilediğin gibi amel et, çünkü onun karşılığını mutlaka göreceksin. Dilediğini sev, çünkü ondan mutlaka ayrılacaksın. Bilmiş ol ki, gece ibadeti müminin şerefidir. İzzeti ise kimseden bir şey istemeyişidir."
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Zenginlik, mal çokluğu değildir. Ancak zenginlik, gönül zenginliğidir. "
İbn Hibbân, Ebû Zer'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ey Ebû Zer! Malın çokluğunu zenginlik olarak mı görüyorsun?" diye sorunca:
“Evet, ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Malın azlığını da fakirlik olarak mı görüyorsun?" diye sorunca da:
“Evet, ey Allah'ın Resûlü!" cevabını verdim. Bunun üzerine:
"Esas zenginlik gönül zenginliği, fakirlik de gönül fakirliğidir" buyurdu."
Müslim ve Tirmizî'nin Abdullah b. Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur. "Müslüman olup da, kendisine yetecek kadar rızık verilen ve Yüce Allah'ın kendisine vermiş olduğuyla kanaat eden kişi kurtuluşa ermiştir."
Tirmizî ve Hâkim'in Fadâle b. Ubeyd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İslâm'a hidayet edilip rızkı kendisine yetecek kadar olup da kanaat eden kişiye ne mutlu. "
Taberânî'nin M. el-Evsat'ta, Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Tamahkârlıktan sakının, çünkü o fakirliktir. (Kendisinden dolayı) özür dileyeceğiniz bir şeyi yapmaktan da sakının. "
Hâkim ve Beyhakî, Zühd'de Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildiriyor: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:
“Ey Allah'ın Resûlü! Bana kısa bir öğüt ver" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İnsanların elinde olanda gözün olmasın. Tamahkârlıktan sakın, çünkü o hazır bekleyen fakirliktir. Namaz kılacağın zaman son namazınmış gibi kıl. (Kendisinden dolayı) özür dileyeceğin bir şeyi yapmaktan da sakın" buyurdu.
Beyhakî'nin Zühd'de Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kanaat, bitmeyen bir hazinedir" buyurmuştur.
Ahmed, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve Beyhakî, Enes'ten bildiriyor: Ensâr'dan bir kişi Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip bir şeyler isteyince:
“Evinde bir şey var mı?" diye sordu. Adam:
“Evet, bir kısmını giyip bir kısmını da (yere) serdiğimiz bir çul ile kendisiyle su içtiğimiz bir kâse var" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Onları bana getir" buyurdu. Adam bunları getirince Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları eline alıp:
“Bu iki şeyi kim satın alır?" diye sordu. Adamın biri:
“Ben onları bir dirheme alırım" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) iki veya üç defa:
“Kim bir dirhemden daha fazlaya alır?" deyince başka bir adam:
“Ben bunları iki dirheme alırım" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunları adama verip iki dirhemi aldı. İki dirhemi Ensarlı olana verdi ve:
“Bu dirhemlerin biriyle yiyecek alıp ailene bırak, diğeriyle de bir keser alarak yanıma gel" buyurdu. Adam (keserle) gelince Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) eliyle ona bir sap taktıktan sonra:
“Git odun yap ve sat, on beş gün de gözüme görünme" dedi. Adam öyle yaptı ve (on beş gün sonra) on dirhemle Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi. Bunların bir kısmıyla giyecek, bir kısmıyla da yiyecek aldı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Böylesi kıyamet gününde dilencilikten dolayı yüzünde bir işaretle gelmenden daha hayırlıdır. Dilencilik sadece üç kişiye caizdir. Bunlar çok fakirlik çeken, çok borç altında olan ve acı çekenin kan parasını ödemeye kefil olan kişilerdir. "
İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve İbn Mâce'nin Zübeyr b. b. el-Avvâm'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizden birinin ipini alıp sırtında odun getirerek satması ve ihtiyacını gidermesi, versinler veya vermesinler insanlardan dilenmesinden daha hayırlıdır."
Mâlik, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizden birinin ipini alıp sırtında odun getirmesi (sallallahü aleyhi ve sellem), versinler veya vermesinler dilenmesinden daha hayırlıdır. "
Taberânî ve Beyhakî'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah işini iyi yapan kulunu sever. "
Ahmed, Ebû Dâvud ve Nesâî'nin, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim insanlardan bir şey istemezse Allah onu muhtaç etmez. Kim (istemeyip) iffetli kalmayı dilerse Allah onu iffetli kılar. Kim elindeki ile yetinirse Allah ona yeter. Kim de bir ukiyye (gümüş) değerinde malı olur da dilenirse arsızlık etmiş olur,"
Ahmed, Müslim ve Nesâî'nin, Muâviye b. Ebî Süfyân'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Dilencilikte arsızlık etmeyin. Vallahi, kim benden bir şey ister ve ben ona vermek istemediğim halde (ısrarla) o şeyi alırsa vermiş olduğum şeyin bereketini görmez. "
Ebû Ya'lâ'nın, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Dilencilikte arsızlık etmeyin. Zira kim dilenmekle bizden bir şey alırsa o şey kendisi için bereketli kılınmaz. "
İbn Hibbân'nın, Câbir b. Abdullah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kişi yanıma gelip dileniyor, ben de ona veriyorum. Ancak o kişi giderken mutlaka kucağında ateş taşımaktadır,"
İbn Hibbân, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) altın taksim ederken adamın biri gelip:
“Ey Allah'ın Resûlü! Bana da ver" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona da verdi. Adam:
“Biraz daha versen" deyince Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) üç defa biraz daha verdi. Sonra da adam çekip gitti. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Adamın biri gelip benden dileniyor ve ben ona veriyorum, bir daha istiyor bir daha veriyorum. Sonra da çekip gidiyor. O, ailesine dönerken eteğine ateş koymuştur. "
Ebû Ya'lâ ve İbn Hibbân'ın bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına girdi ve:
“Ey Allah'ın Resûlü! Filan kişi şükredip, senin kendisine iki dinar verdiğini söylüyor" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Fakat filan kişiye on ile yüz arası (dinar) verdim. Ama o öyle bir şey söylemiyor. Yanımdan istediğini alıp giden kişi beraberinde mutlaka ateş götürür" buyurdu. Ömer:
“Ey Allah'ın Resûlü! Öyleyse onlara niye veriyorsun?" deyince:
“Kabul etmeyip illa ki istiyorlar. Yüce Allah bana cimri denilmesini kabul etmez" buyurdu.
Ahmed, Bezzâr ve İbn Hibbân'ın, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bu mal (para) çekici ve tatlıdır. Kime onu gönül hoşluğuyla verirsek o da bunu ihtiyacından dolayı aç gözlülük etmeden alırsa kendisine bereketli kılınır. Kime de gönülden çıkmaksızın verirsek o da bunu ihtiyacından dolayı aç gözlülük ederek alırsa o mal ona bereketli kılınmaz. "
Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Ömer şöyle dedi: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana bir şey verdiği zaman "Bunu benden daha fakir olan birine ver" derdim. Bir defasında Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bunu al, gözün olmadığı ve sen istemediğin halde sana bu maldan bir şey verilirse onu da al. O, malın olsun. Dilersen ye, dilersen onu sadaka olarak ver. Böyle olmayan bir malı da canın çekmesin" buyurdu.
Sâlim b. Abdillah:
“Bu sebeple Abdullah kimseden bir şey istemez, verileni de geri çevirmezdi" dedi.
Mâlik, Atâ b. Yesâr'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ömer b. el- Hattâb'a bir şeyler göndermişti. Ancak Ömer verileni kabul etmeyip geri çevirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Niye geri çevirdin?" diye sorunca:
“Ey Allah'ın Resûlü! Kimseden bir şey almayışımızın bizim için daha hayırlı olduğunu söylemediniz mi?" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“O, dilenmek için geçerlidir. İstenmeden verilen şey, Allah'ın sana vermiş olduğu bir rızıktır" buyurdu. Bunun üzerine Ömer:
“Canım elinde olana yemin olsun ki, asla kimseden bir şey istemeyecek ve istemeden verileni de geri çevirmeyeceğim" dedi.
Beyhakî'nin, Zeyd b. Eşlem vasıtasıyla bildirdiğine göre babası:
“Ömer b. el-Hattâb'ın şöyle dediğini işittim" dedi ve bir önceki hadisin benzerini rivayet etti.
Ahmed ve Beyhakî'nin, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey Âişe! Kim sana sen istemeden bir şey verirse kabul et. Zira o, Allah'ın sana sunmuş olduğu bir rızıktır."
Ebû Ya'lâ, Ömer b. el-Hattâb'tan bildiriyor:
“Ey Allah'ın Resûlü! Siz:
"Kimseden bir şey istememen senin için hayırlıdır" demiştiniz" dediğimde, Allah Resûlü:
“O dilenmek için geçerlidir. Sen istemeden sana verilen şey Yüce Allah'ın sana vermiş olduğu bir rızıktır" buyurdu.
Ahmed, Ebû Ya'lâ, İbn Hibbân, Taberânî ve Hâkim'in Halid b. Adiy el- Cuhenî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Kime bir kardeşi tarafından kendisi istemeksizin ve gönülden arzu etmeksizin bir şey verilirse onu kabul etsin ve geri çevirmesin. Zira o Allah'ın kendisine sunmuş olduğu bir rızıktır. "
Ahmed'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kime, kendisi istemeden Yüce Allah ona bu maldan bir şey verirse kabul etsin ve geri çevirmesin. Zira o Allah'ın kendisine sunmuş olduğu bir rızıktır. "
Ahmed, Taberânî ve Beyhakî'nin, Âiz b. Amr'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kime kendisi istemeden ve gönülden arzu etmeksizin bu rızıktan bir şey sunulursa onu (kabul etsin ve) malına eklesin. Eğer ihtiyacı yok ise onu daha fazla ihtiyacı olan birisine yönlendirsin. "
İbn Ebî Şeybe'nin, Abdurrahman b. Ebî Leyla'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir misvak parçası için olsa dahi kimselere el açma. "
İbn Ebî Şeybe, Hubşiy b. Cünâde es-Selûlî'den bildiriyor: Bedevinin biri Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip dilenerek bir şeyler isteyince ona:
“Dilenmek ancak şiddetli açlık çeken veya kendi suçu olmadan işi çok kötü olan fakire helaldir" buyurdu.
İbn Cerîr, Katâde'den bildiriyor: Bize bildirilene göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah size şu üç şeyi kerih kıldı. Bunlar dedikodu yapmak, mal itlaf ve çokça dilenmektir. Baktığında kişinin gün boyu dedikodu ettiğini görürsün. Gece olduğu zaman başına bir leş bırakılmış gibi olur. Yüce Allah böylesi birinin ne gündüzü ne de gecesinde kendisine bir pay verir. Baktığında bazı zenginlerin kendi şehvet ve arzuları ardında, zevki sefa, oyun ve eğlenceler peşinde olduklarını görürsün. Bunlar bu kişiyi Allah'ın emirlerini yerine getirmekten alıkoyar. Mal itlafı da bu şekildedir. Yine baktığında bazı insanları da ellerini açmış insanlardan dilenmekte olduğunu görürsün. Kendisine bir şey verildiğinde vereni çokça över, vermeyen kişiyi de çokça kınar. "
Taberânî'nin, ibn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Durumu iyi olup da veren kişi, muhtaç olup da alan kişiden daha üstün değildir."
İbn Hibbân, ed-Duafâ'da ve Taberânî'nin M. el-Evsat'ta Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Durumu iyi olup da veren kişi sevapta muhtaç olup da alan kişiden daha üstün değildir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu Allah katında kayıtlıdır. Allah bunu bilir ve karşılığını verir. Zira Allah'tan daha fazla karşılık veren ve hayırları mükâfatlandıran yoktur."
274. Âyetin Tefsiri
"Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rablerı katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir."
İbn Sa'd, Tabakât'da, Ebû Bekr Ahmed b. Ebî Âsim, Cihâd'da, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Adiy, Taberânî, Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de ve Vâhidî'nin, Yezîd b. Abdillah b. Arîb el-Muleykî'den, o babasından, o da dedesinden naklen bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" âyeti, atlarıyla Allah yolunda cihat edenler hakkında nâzil oldu."
İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Ebû Umâme el-Bâhilî şöyle dedi:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya... " âyeti, atlarını gösteriş ve yarış alanlarında değil de Allah yolunda kullanan at sahipleri hakkında indi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ, beygirlerin ve melez atların arasında bağlı olan cins atlara bakıp:
“Bunların sahibi:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rahleri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" âyetinde vasıf edilen kişilerdendir" derdi.
İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Asâkir ve Vâhidî'nin bildirdiğine göre Ebû Umâme el-Bâhlî şöyle dedi:
“Gösteriş ve nam olmaksızın atını Allah yolunda bağlayan kişi:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" âyetinde vasfedilen kişilerdendir."
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Vâhidî'nin, Haneş es- San'ânî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya..." âyetini açıklarken:
“Bunlar atlarını Allah yolunda besleyen kişilerdir" dedi.
Buhârî, Târih'te ve Hâkim'in, Ebû Kebşe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Hayır atların alınlarında mevcuttur. Yüce Allah at sahiplerine onları besleme bakımından yardımcı olur. Onları besleyen de Allah yolunda cömertçe sadaka kişi veren gibidir."
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve İbn Asâkir'in, Abdulvehhâb b. Mücâhid vasıtasıyla babasından bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Bu âyet Ali b. Ebî Tâlib hakkında indi. Onun dört dirhemi vardı. Bir dirhemi gece, bir dirhemi gündüz, bir dirhemi gizli ve bir dirhemi de açık olarak infak etmişti."
İbn Ebî Hâtim, Mis'ar vasıtasıyla Avn'dan bildiriyor. Adamın biri:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya..." âyetini okuyup:
“Ali b. Ebî Tâlib'in dört dirhemi vardı. Bir dirhemi gece, bir dirhemi gündüz, bir dirhemi gizli ve bir dirhemi de açık olarak infak etmişti" dedi.
İbnu'l-Münzir, İbn İshâk'tan bildiriyor: Ebû Bekr vefat edip Ömer halife olduğu zaman halka hutbe verdi. Allah'a yakışır bir şekilde hamdüsenada bulunup şöyle dedi:
“Ey insanlar! Bazı tamahkârlık fakirlik, bazı göz tokluğu da zenginliktir. Yemeyeceğiniz mallar biriktiriyor ve yetişemeyeceğiniz şeyleri ümid ediyorsunuz. Bilin ki, tamahkârlık nifakın bir kısmıdır. Kendiniz için hayırlı şeylerde infakta bulununuz. Zira:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" âyetinde zikredilenler nerededir?"
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Âyette bahsedilen topluluk israfa kaçmaksızın ve kısıtlama yapmaksızın açlık korkusu çekmeden, malda bozgunculuk etmeden Allah yolunda harcamalarda bulunanlardır.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbnu'l-Müseyyeb:
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu âyetin tamamı, Abdurrahman b. Avf ve Osman b. Affân'ın zorluk ordusuna yapmış oldukları infak hakkında inmiştir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyet hakkında:
“Bu, zekat farz kılınmadan önceydi" dedi.
İbn Cerîr'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Tevbe Sûresi inmeden önce bununla amel edilmekteydi. Ancak Tevbe Sûresi zekâtın farzları ve ayrıntılarıyla inince zekâtlar ona göre ayarlandı."
275. Âyetin Tefsiri
"Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, «Alışveriş de faiz gibidir» demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah'a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır."
Ebû Ya'lâ'nın, Kelbî vasıtasıyla Ebû Sâlih'ten bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, «Alışveriş de faiz gibidir» demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah'a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır" âyetini açıklarken şöyle dedi: Bunlar kıyamet gününde bununla (çarpılmışlıklarıyla) bilinirler. Bunlar Allah adına yalan söylemeleri ve alışverişi faiz gibi görmeleri yüzünden kıyamet gününde (kabirlerinden) ancak şeytan tarafından çarpılmış ve boğulmuş bir şekilde kalkarlar. Faiz yemeye devam edenler ise ebedi olarak Cehennemde kalacaklardır.
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın" âyeti hakkında da şöyle dedi:
“Bu âyetin Sakîf'ten Amr b. Avf oğulları ve Mahzûm oğullarından olan Muğîre oğulları hakkında indiği söylendi. Muğîre oğulları Sakîflilere faizle para verirdi. Yüce Allah, Peygamberini Mekke'ye hâkim kılınca faizin her türlüsünü yasakladı. Daha önce Tâif ahalisi faizden alacaklarının kendilerine verilmesi, vereceklerinden ise vazgeçilmesi üzere anlaşma yapmışlardı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke fethinden sonra Tâiflilerle yaptığı anlaşmanın sonunda şöyle yazdı:
“Müslümanlarla aynı haklara sahiptirler. Müslümanların sorumlu oldukları şeylerden onlar da sorumludurlar. Ne faiz yiyebilir, ne de yedirebilirler."
Bunun üzerine Amr b. Umeyr oğulları ve Muğîre oğulları, Mekke valisi olan Attâb b. Esîd'in yanına gittiler. Muğîre oğulları:
“Faiz konusunda bizi insanların en şanssızı yapan şey nedir? Faiz bizim dışımızda herkesten kaldırıldı" dediler. Amr b. Umeyr oğulları:
“Faizimizin bize ait olması üzerine anlaşma yaptık" karşılığını verdiler. Attâb b. Esîd bu konu hakkında Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir mektup yazınca:
“Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin...'" âyeti indi.
İsbehânî'nin Terğîb'te, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Faiz yiyen kişi, kıyamet gününde organları felç olmuş şekilde her tarafını sürüyerek yürür" buyurdu ve:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar..." âyetini okudu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyet hakkında:
“Faiz yiyen kişi, kıyamet gününde boğulan deli olarak dirilir" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in başka bir kanalla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar..." âyetini açıklarken:
“Bu, kişinin mezarından çıkarılacağı zamandır" dedi.
İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî, Enes'ten bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize hutbesinde faizden bahsedip onun ne büyük bir vebal olduğunu vurguladı ve:
“Faizle bir dirhem kazanan kişinin günahı otuz altı defa zina işlemenin günahından daha büyüktür. Faizin en ağırı, Müslüman kişinin namusu konusundakifazidir" buyurdu.
Abdurrezzâk, İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî, Şuabu'l-İmân'da Abdullah b. Selâm'dan bildiriyor: Faiz yetmiş iki çeşittir. En hafifi, kişinin İslam'ı kabul ettikten sonra annesiyle zina etmesi gibidir. Faizle bir dirhem kazanmak, otuz küsür defa zina etmekten daha ağırdır. Kıyamet gününde iyilerin de kötülerin de (mezarından) kalkması için izin verilir. Ancak faiz yiyene öylesi bir izin verilmez. Onlar ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalkması gibi kalkarlar."
Beyhakî, Abdullah b. Selâm'dan bildiriyor:
“Faiz yetmiş çeşittir. Bunların en hafifi ise kişinin annesiyle zina etmesi gibidir. Faizin en ağırı kişinin haksız yere Müslüman kardeşinin namusuna dil uzatmasıdır."
Abdurrezzâk, Ahmed ve Beyhakî, Ka'b'dan bildiriyor:
“Otuzüç defa zina etmem benim için faiz olarak bir dirhem yememden ve Yüce Allah'ın bunu bilmesinden daha iyidir."
Taberânî, M. el-Evsat'ta ve Beyhakî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Faizle bir dirhem kazanmak Allah katında otuz altı zinadan daha ağırdır." Yine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kimin eti haramla beslenirse o ateşe daha layıktır" buyurmuştur.
Hâkim, Beyhakî'nin, Abdullah b. Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Faiz yetmiş üç kapıdır. En hafifi kişinin annesiyle ilişkiye girmesi gibidir. Faizin en ağırı Müslüman kişinin namusu konusundaki faizidir. "
İbn Mâce ve Beyhakî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Faiz yetmiş kapıdır. En hafifi kişinin annesiyle zina etmesi gibidir. Faizin en ağırı kişinin Müslüman kardeşinin namusuna dil uzatmasıdır."
Taberânî'nin Avf b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bağışlanmayan günahlardan sakın. Biri hainliktir. Hainlik yapan kişi, kıyamet gününde hainlikle aldığı şeyle beraber gelir. Diğeri de faiz yemektir. Faiz yiyen kişi, kıyamet gününde çarpılmış bir deli olarak haşrolunur" buyurdu ve:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlarâyetini okudu.
Ebû Ubeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti: (.....) lafzıyla okurdu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Rabî bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Onlar kıyamet gününde şeytan tarafından çarpılmış olarak kalkarlar. Bazı kıraatlarda da bu: (.....) şeklindedir."
Abdurrezzâk, Ahmed, Buhârî, Müslim ve İbnu'l-Münzir, Hazret-i Âişe'den bildiriyor:
“Bakara Sûresi'nin sonunda faiz hakkındaki bu âyetler inince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mescid'e gitti ve bu âyetleri insanlara okudu. Sonra içki ticaretini de yasakladı."
Hatîb, Târih'te, Hazret-i Âişe'den bildiriyor:
“Bakara Sûresi indiği zaman onda içkiyi haram kılan âyet de indi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) içki ticaretini yasakladı."
Ebû Dâvud, Hâkim, Câbir'den bildiriyor:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar..." âyeti indiği zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kim muhaberayı (hisseli tarım işlerini) bırakmazsa Allah ve Resûlü ile savaş halinde olduğunu bilsin" buyurdu.
Ahmed, İbn Mâce, İbnu'd-Durays, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Hazret-i Ömer'den bildiriyor:
“İnen son âyet faiz âyetidir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti bize açıklamadan önce vefat etti. Bu sebeple faizi de faiz olduğu şüphesi bulunan şeyleri de bırakın."
İbn Cerîr ve İbn Merdûye, Ömer b. el-Hattâb'tan bildiriyor:
“Kur'ân'da inen son âyet faiz âyetidir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti bize açıklamadan önce vefat etti. Bu konuda sizi şüpheye düşüreni de düşürmeyeni de bırakın."
Buhârî, Ebû Ubeyd, İbn Cerîr ve Beyhakî, Delâil'de, Şa'bî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor:
“Yüce Allah'ın, Peygamberine indirmiş olduğu son âyet faiz âyetidir."
Beyhakî'nin Delâil'de, Saîd b. el-Müseyyeb vasıtasıyla bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb:
“Yüce Allah'ın indirmiş olduğu son âyet faiz âyetidir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid, Yüce Allah'ın yasaklamış olduğu faiz hakkında şöyle dedi. "Cahiliye zamanında kişinin birine borcu olurdu. Borçlu kişi alacaklıya:
“Sana şunu şunu vereyim ve borcumu ertele" derdi. Bunun üzerine alacaklı (kabul edip) borcu ertelerdi."
İbn Cerîr, Katâde'den bildiriyor: Cahiliye zamanında faiz şöyleydi:
“Kişi muayyen bir zamanda ödenmek üzere borca satış yapardı. Ödeme zamanı gelince vereceklinin ödeme gücü yoksa alacaklı borca bir şeyler (faiz) ekleyerek ödeme tarihini ertelerdi."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Faiz yiyenler ancak... kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, «Alışveriş de faiz gibidir» demelerinden dolayıdır..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Âyette, alışveriş de faiz gibidir deyip faizi helal sayarak yiyenlerin kıyamet gününde (mezarlarından) kalkış şekilleri anlatılmaktadır. Borç ödeme zamanı geldiğinde verecekli, alacaklıya:
“Ödememde bana zaman tanı, ben de alacağına bir eklemede bulunayım" derdi. Bu şekilde yaptıklarında onlara:
“Bu faizdir" denildi. Onlar ise:
“Bizim için satış zamanında veya ödeme zamanında öyle bir ekleme yapmak aynı şeydir" derlerdi. Yüce Allah onları yalanlayıp:
“Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah'a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır"' âyetini indirdi. Kur'ân'da faizin haram olduğu beyan edildikten sonra kişinin daha önce aldığı faizin onun olduğu bildirildi. Tahrim âyeti indikten sonra Yüce Allah dilerse bağışlar, dilerse bağışlamaz. Bu âyet indikten sonra yine:
“...Alışveriş de faiz gibidir..." diyerek faizi helal sayıp yiyenler ebedi olarak Cehennemde kalacaklardır.
Ahmed ve Bezzâr, Râfi b. Hadîc'ten bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ey Allah'ın Resûlü! En temiz kazanç hangi kazançtır?" diye sorulduğunda:
"Kişinin kendi elinin emeği ve dürüst ticaretin kazancıdır" buyurdu.
Müslim ve Beyhakî, Ebû Saîd'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kuru hurmayla gelip:
“Bu, bizim hurmadan değildir" buyurdu. Adamın biri:
“Ey Allah'ın Resûlü! İki ölçek hurma karşılığında bir ölçek bundan aldık" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bu faizdir, bunu iade edin. Önce bizim hurmamızı satın, sonra da bu hurmadan alın" buyurdu.
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre kadının biri Hazret-i Âişe'ye:
“Zeyd b. Erkam'a borca sekiz yüz dirheme bir köle sattım. Onun bu paraya ihtiyacı oldu. Ben de ödeme zamanı gelmeden önce köleyi kendisinden altı yüz dirheme geri aldım" deyince, Hazret-i Âişe:
“Ne kötü satmışsın ve ne kötü almışsın. Zeyd'e söyle, eğer tövbe etmezse Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte etmiş olduğu cihad iptal edilmiştir" karşılığını verdi. Kadın:
“İki yüzden vazgeçip altı yüzü alsam olur mu?" deyince de, Hazret-i Âişe:
“Evet olur, kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur" karşılığını verdi.
Ebû Nuaym, Hilye'de bildirdiğine göre Cafer b. Muhammed'e:
“Faiz niye haram kılındı?" diye sorulunca:
“İnsanlar iyilik yapmaktan men edilmesin diye" karşılığını verdi.
276. Âyetin Tefsiri
"Allah, faiz malını mahveder, sadakaları İse artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez."
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in, İbn Cüreyc vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır..." âyetini açıklarken:
“Yüce Allah, faizle malı eksiltir, sadakalarla da kat kat artırır" dedi.
Ahmed, İbn Mâce, İbn Cerîr, Hâkim, Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân'da İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Faiz ne kadar çoğalırsa çoğalsın akıbeti azlıktır."
Abdurrezzâk, Ma'mer'den bildiriyor:
“İşittiğimize göre Yüce Allah faiz yiyen kişiyi kırk yıllık bir süre içinde mahveder (iflas ettirir)".
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî'nin, el-Esmâ ve's-Sıfât'ta, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim helal kazancından bir hurma değerinde olsa bile bir şey sadaka verirse -ki Yüce Allah sadece helal maldan verilen sadakayı kabul eder- Allah onu kabul ederek sağ eliyle alır. Kişinin küçük tayını beslemesi gibi Allah bu kişinin sadakasını (n sevabını) dağ gibi büyüyünceye kadar besler (büyütür)."'
Şâfiî, Ahmed, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Cerîr, İbn Huzeyme, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Dârakutnî es-Sıfât'ta, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah sadakayı kabul eder ve onu sağ eliyle alır. Allah bu sadakayı sahibi için, kişinin küçük tayını veya sütten kesilmiş (at katır, eşek) yavrusunu beslemesi gibi besler. Öyle ki bir lokmalık sadaka(nın sevabı) Uhud dağı gibi büyüyene kadar besler." Bunu Yüce Allah'ın Kitâbı'nda doğrulayan âyetler:
“Allah'ın, kullarının tövbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını ... bilmiyorlar mı?..." âyeti ile:
“Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır..." âyetidir.
Bezzâr, İbn Cerîr, İbn Hibbân ve Taberânî'nin Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah sadakayı kabul eder. Tabi ki ancak sadakanın helal maldan olanını kabul eder. Allah bu sadakayı sahibi için, kişinin küçük tayını veya memeden kesilmiş deve yavrusunu beslemesi gibi besler. Öyle ki bir lokmalık sadaka (nın sevabı) Uhud dağı gibi büyüyene kadar besler." Bunu Yüce Allah'ın Kitâbı'nda doğrulayan âyet:
“Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır..." âyetidir."
Hakîm et-Tirmizî'nin, Nevâdiru'l-Usûl'da, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Mümin kişi helal kazancından bir hurma veya bu değerde bir şey sadaka verirse-Yüce Allah ancak sadakanın helal maldan olanını kabul eder- bu sadaka Allah'ın eline düşer. Yüce Allah bu sadakayı kişinin memeden kesilmiş deve yavrusunu beslemesi gibi büyük bir tepe olana kadar besler (büyütür)" buyurdu ve:
“Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır..." âyetini okudu.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“Allah, faiz malını mahveder..." âyeti hakkında:
“Faiz dünyada çoğalır, ancak âhirette mahvolur ve ondan sahibine bir şey kalmaz" dedi. "...Sadakaları ise artırır..." âyetini açıklarken de şöyle dedi:
“Yüce Allah sadakayı veren kişiden sadaka alacak kişiye ulaşmadan önce alır. Allah bu sadakayı sürekli besler. Sahibi Rabbine kavuşunca da kendisine geri verir. Sadaka bir hurma veya bu değerde bir şey ise yüce Allah onu büyük bir dağ oluncaya kadar besler."
Taberânî'nin, Ebû Berze el-Eslemî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kul sadaka olarak bir kırıntı verir ve Allah onu Uhud dağı gibi büyütünceye kadar besler."
277. Âyetin Tefsiri
Îman eden, sâlih amel (Kitap, sünnet ve akla uygun işler) yapan, (beş vakit) namazı (vaktinde ve dosdoğru) kılan ve zekâtı verenler var ya, şüphe yok ki, onların Rableri katında ecirleri (mükâfatları) vardır. Onlar için (âhirette azap görme konusunda) hiçbir korku olmadığı gibi, onlar (dünyada bıraktıklarıyla ilgili) mahzun da olmazlar.
278. Âyetin Tefsiri
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve... faizden geriye kalanı bırakın" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu âyet Abbâs b. Abdilmuttalib ve Muğîre oğullarından bir adam hakkında inmiştir. Bunlar Cahiliye zamanında Sakîf'ten, Ğîra oğullarından olan Amr b. ümeyr oğullarına faizle para veren iki ortaktı. İslam geldiği zaman bunların faize verilmiş çok büyük bir miktarda paraları vardı. Bunun üzerine Yüce Allah, Cahiliye zamanından faize verilmiş ve daha alınmamış paralar hakkında:
“...Faizden geriye kalanı bırakın" âyetini indirdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:
“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın" âyetini açıklarken şöyle dedi: Sakîf, faizden alacaklarının kendilerine verilmesi, vereceklerinden ise vazgeçilmesi üzere Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile anlaşma yapmışlardı. Mekke fethedilince Attâb b. Esîd, Mekke valisi oldu. Amr b. Umeyr b. Avf oğulları, Muğîre oğullarına faizle para verirdi. Cahiliye zamanında Muğîre oğulları onlardan faizle para alırdı. İslam geldiği zaman Amr oğullarının kendilerinde büyük bir miktarda paraları vardı. Bunun üzerine paralarını istemeye gelince Muğîre oğulları bu parayı vermeyi kabul etmedi. Bu durumu Attâb b. Esîd'e bildirdiklerinde, o bu konuda Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) bir mektup yazdı. Bu mektup üzerine:
“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur" âyetleri indi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Attâb b. Esîd'e bir mektupta bu âyetleri ve:
“Razı olsunlar, aksi takdirde (Allah'a ve peygamberine karşı) savaş açmış olduklarını bilsinler" diye yazdı.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Allah'a karşı gelmekten sakının ve... faizden geriye kalanı bırakın" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Faizli alışveriş Cahiliye zamanında olan bir şeydi. Müslüman oldukları zaman sadece ana mallarını almaları emrolundu."
Âdem, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin, Sünen'de bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Allah'a karşı gelmekten sakının ve... faizden geriye kalanı bırakın" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Cahiliye zamanında kişinin birine borcu olurdu. Borçlu kişi alacaklıya:
“Sana şunu şunu vereyim ve borcumu ertele" derdi. Bunun üzerine alacaklı da (kabul edip) borcu ertelerdi."
Mâlik ve Sünen'de Beyhakî, Zeyd b. Eslem'den bildiriyor: Cahiliye zamanında kişinin birinden belli bir zamanda bir alacağı olurdu. Ödeme zamanı geldiğinde alacaklı:
“Öder misin yoksa borca bir şey mi eklersin?" derdi. Borçlu borcunu öderse o da hakkını alırdı. Ödemezse borcuna bir şeyler (faiz) ekler ve alacaklı kişi ödeme tarihini uzatmış olurdu.
Ebû Nuaym'ın el-Ma'rife'de zayıf bir isnâdla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve... faizden geriye kalanı bırakın" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu âyet Sakîf'ten bir grup hakkında indi. Bunlardan bazıları, Amr b. Umeyr oğullarından Mes'ûd, Rabîa, Habîb, Abd b. Humeyd Yâ Lîle ve Kureyş'ten Muğîre oğullarıdır."
İbn Ebî Hâtim, Mukâtil'den bildiriyor: Bu âyet Sakîf'ten, Amr b. Umeyr b. Avf oğullarından Mes'ûd b. Amr b. Abd Yâ Lîl b. Amr, Rabîa b. Amr ve Habîb b. Amr hakkında inmiştir. Bunların hepsi kardeş olup haklarını Mahzûn oğullarından olan Muğîre oğullarından isteyen kişilerdi. Bunlar Cahiliye zamanında Muğîre oğullarına faizle borç para verirlerdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Sakîf'le anlaşma yapmıştı. Amr b. Umeyr oğulları çok büyük bir miktar olan faiz paralarını Muğîre oğullarından isteyince:
“Vallahi, Müslümanlıktan sonra biz bunu ödemeyiz. Allah ve Resûlü faizi kaldırmıştır" dediler. Bu durumlarını Muâz b. Cebel'e anlattılar. Bu durumu Attâb b. Esîd'e anlatıkları da söylenmektedir. Muâz b. Cebel, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Amr b. Umeyr oğulları, Muğîre oğullarından faizli paralarını istiyor" diye bir mektup yazdı. Bu mektup üzerine Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın" âyetini indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Muâz b. Cebel'e:
“Bu âyeti kendilerine arzet. Eğer kabul ederlerse ana malları kendilerinindir. Kabul etmezlerse bilsinler ki Allah ve Resûlüne savaş açmışlardır" diye bir mektup yazdı.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Savaşa girdiğinizi bilin..." âyetini açıklarken:
“Kim faize devam edip bundan vazgeçmezse Müslümanların lideri onları tövbeye davet etme ve kabul etmedikleri zaman boyunlarını vurma hakkına sahiptir" demiştir. (.....) âyetini açıklarken de:
“Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Kıyamet gününde faiz yiyenlere:
“Savaş için silahını kuşan" denilecektir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyeti hakkında:
“Kesin olarak savaşa girdiğinizi bilin" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken:
“Yüce Allah onları öldürmeyi vadetti" demiştir.
Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Sünen'de Amr b. el-Ahvas'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Veda haccında bulunmuştum. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) :
“Kesinlikle Cahiliye dönemindeki bütün faiz kaldırılmıştır. Ancak ana mallarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur. İlk kaldırılan faiz de Abbâs'ın faizidir" buyurdu.
İbn Mende'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur" âyeti, Rabîa b. Amr ve arkadaşları hakkında inmiştir" dedi.
Müslim ve Beyhakî, Câbir b. Abdillah'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini ve faiz akdini yazanı lanetleyip:
“Hepsi eşittir" buyurdu.
Abdurrezzâk ve Beyhakî, Şuabu'l-İmân' da Hazret-i Ali'den bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şu on kişiyi lanetledi: Faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini, faiz akdini yazanı, dövme yapanı ve yaptıranı, sadakaya engel olanı, hülle yapanı ve yaptıranı."
Beyhakî'nin, Ümmü'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Mûsa b. İmrân (aleyhisselam):
“Ey Rabbim! Yarın Cennette kim kalacak ve hiçbir gölgenin olmadığı gün senin Arş'ın gölgesi altında kim gölgelenecek?" deyince, Yüce Allah:
“Ey Mûsaî Gözleriyle zinaya bakmayanlar, mallarına faiz karıştırmayanlar, hüküm verirken rüşvet almayanlardır. Ne mutlu onlara ki onları ne güzel bir gelecek beklemektedir" buyurdu.
Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Hibbân ve Beyhakî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini ve faiz akdini yazanı lanetlemiştir."
Buhârî ve Ebû Dâvud, Ebû Cuhayfe'den bildiriyor:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dövme yapanı, yaptıranı, faiz yiyeni, yedireni lanetleyip, köpek satışı ve fuhuşla para kazanmayı yasakladı. Ayrıca ressamları da lanetledi."
Ahmed, Ebû Ya'lâ, İbn Huzeyme ve İbn Hibbân, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:
“Faiz yiyen, yediren, ona şahitlik eden, bilerek faiz akdini yapan, güzellik için dövme yapan ve yaptıran, zekatı geciktiren, hicret ettikten sonra özürsüz olarak tekrar yurduna dönen kişiler kıyamet gününde Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) diliyle lanetlenmişlerdir."
Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Dört kişiyi Cennete sokmamak ve nimetlerinden tattırmamak Yüce Allah'ın baklandandır. Bunlar sürekli içki içen, faiz yiyen, haksız yere yetim malı yiyen ve ana babasına asi olanlardır. "
Taberânî'nin, Abdullah b. Selâm'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kişinin faizle bir dirhem kazanmasının günahı, Allah katında Müslüman olduktan sonra otuzüç defa zina işlemenin günahından daha büyüktür. "
Ahmed ve Taberânî'nin, melekler tarafından gasledilen Abdullah b. Hanzala'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Faiz olduğunu bilerek bir dirhem yiyen kişinin günahı, otuzaltı defa zina işlemenin günahından daha büyüktür."
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta Berâ b. Âzib'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Faiz yetmiş kapıdır. Bunların en hafifi, kişinin annesiyle ilişkiye girmesi gibidir. Faizin en ağırı, kişinin Müslüman kardeşinin namusuna dil uzatmasıdır. "
Hâkim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) meyveleri olgunlaşmadan satın almayı yasakladı ve:
“Eğer bir beldede zina ve faiz zuhur ederse o belde halkı mutlaka kendi nefislerine Allah'ın azabını helal kılmıştır" buyurdu.
Ebû Ya'lâ'nın, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Eğer bir kavimde zina ve faiz zuhur ederse, o kavim mutlaka kendi nefislerine Allah'ın azabını helal kılmıştır,"
Ahmed'in Amr b. el-Âs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Kendisinde faiz zuhur eden hiç bir kavim yoktur ki mutlaka kıtlığa maruz kalır. Kendisinde rüşvet zuhur eden hiç bir kavim yoktur ki mutlaka korkuya kapılır."
Taberânî, Kâsım b. Abdilvâhid el-Vezzân'dan bildiriyor: Abdullah b. Ebî Evfâ'yı çarşıda gördüm. "Ey sarraflar topluluğu! Müjdeler olsun size" diyordu. Sarraflar:
“Allah seni Cennetle müjdelesin, bizi ne ile müjdeliyor sun?" diye sorduklarında:
“Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sarraflara: «Cehennemle müjdelenin» buyurdu" karşılığını verdi.
Ebû Dâvud, İbn Mâce ve Beyhakî'nin, Sünen'de Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar faiz yiyecekler, yemeyen kişilere de tozundan bulaşacaktır" buyurmuştur.
Mâlik, Şâfiî, Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî, Mâlik b. Evs b. el-Hadesân'dan bildiriyor: Talha b. Ubeydillah'ta altın karşılığı gümüş bozdurdum. Talha b. Ubeydillah:
“Altınları göster de bekçimiz Ğâbe'den geldiğinde sana karşılığını verelim" dedi. Bunu duyan Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi:
“Vallâhi olmaz! Bozukluğunu alana kadar ondan ayrılma. Çünkü Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Peşin olmadıktan sonra altını gümüşle, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla hurmayı hurmayla veresiye olarak değiştirmek faizli alışveriştir" buyurduğunu işittim."
Abd b. Humeyd, Müslim, Nesâî ve Beyhakî'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Peşin olarak altın altınla misli misline, gümüş gümüşle misli misline, hurma hurmayla misli misline, buğday buğdayla misli misline, arpa arpayla misli misline, tuz tuzla misli misline değiştirilir. Fazla alan ve fazla veren faiz vermiş veya almış olur. Bu konuda alan ile veren arasında fark yoktur."
Mâlik, Şâfiî, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve Beyhakî'nin Ebû Saîd el- Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Altını altınla, gümüşü gümüşle ancak misli misline biri diğerinden eksik veya fazla olmadan değiştirebilirsiniz. Mevcut olanı mevcut olmayanla değiştirmeyin. "
Şâfiî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî'nin Ubâde b. es- Sâmit'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Altını altınla, gümüşü gümüşle, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla, hurmayı hurmayla, tuzu tuzla aynı miktarda, aynı kalitede ve peşin olmadıktan sonra değiştirmeyin. Fakat altını gümüşle, gümüşü altınla, buğdayı arpayla, arpayı buğdayla hurmayı tuzla ve tuzu hurmayla peşin olduktan sonra istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Fazla alan veya fazla veren faiz almış veya vermiş olur,"
Mâlik, Müslim ve Beyhakî'nin, Osmân b. Affân'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bir dinarı iki dinarla, bir dirhemi de iki dirhemle değiştirmeyin" buyurmuştur.
Mâlik, Şâfiî, Müslim, Nesâî ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Dinar dinarla, dirhem dirhemle bozdurulur. Biri diğerinden (değer olarak) fazla olmaz."
Müslim ve Beyhakî'nin, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir dinar bir dinar karşılığı, bir dirhem de bir dirhem karşılığı aynı tartıda değiştirilir ve fazla bir ödeme yapılmaz. Mevcut olan da mevcut olmayanla değiştirilmez."
Buhârî, Müslim, Nesâî ve Beyhakî, Ebû Minhâl'dan bildiriyor: Berâ b. Âzib ve Zeyd b. Erkam'a sarraflığı sorduğumda şöyle dediler:
“Biz Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında iki tüccar idik. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sarraflığı sorduğumuzda:
“Peşin olarak bozdurulan malda bir beis yoktur. Ancak veresiye ile bozdurulan caiz değildir" buyurdu.
Mâlik, Şâfiî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî, Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) yaş hurma ile kuru hurmayı değiştirmeyi sorduklarında:
“Yaş hurma kuruduğunda azalır mı?" diye sordu. "Evet" dediklerinde bunu yapmalarını yasakladı.
Bezzâr'ın Ebû Bekr es-Sıddîk'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Altın altınla, gümüş gümüşle misli mislince değiştirilir. Fazla alan da veren de cehennemdedir. "
Bezzâr, Ebû Bekre'den bildiriyor:
“Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat etmeden iki ay önce sarraflığı (altınla gümüşü değiştirmeyi) yasakladı."
279. Âyetin Tefsiri
Eğer böyle yapmazsanız (haram kılınan fâizi almaya devam ederseniz), Allah ve Resûlü ile bir savaş(a girmiş olduğunuzu) bilin. Eğer (fâiz alıp vermekden) tevbe ederseniz, ana malınız sizindir. Böylece (fâiz alarak) ne haksızlık etmiş, (asıl malınızı isteyerek) ne de haksızlığa uğramış olursunuz.
280. Âyetin Tefsiri
"Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır."
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin..." âyeti, faiz hakkında inmiştir, dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Avf vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ... mühlet verin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu âyet faiz alacaklılarına verilen emirdir. Ancak emanet verilen şeyi iade etmek için mühlet verilmesi gerekmez. Emanetler ehline (zamanında) geri verilmelidir."
İbnu'l-Münzir'in, Atâ vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin..." âyetini açıklarken:
“Bu, faiz muamelesini kastetmektedir" dedi. "...(Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız..." âyeti hakkında ise:
“Alacağını zor durumda olan borçluya bağışlamak mânâsındadır" dedi.
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Nehhâs, Nâsih'te ve İbn Cerîr, İbn Sîrîn'den bildiriyor: İki kişi alacak verecek konusunda Şureyh'in yanında davalaştılar. Şureyh vereceklinin hapse atılmasına hüküm kılınca yanındakilerden biri:
“Bu kişi zor durumdadır. Yüce Allah: «Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin...» buyurmaktadır" dedi. Şureyh:
“Bu âyet, faiz muamelesi hakkındadır. Ensar arasında faiz muamelesi yapılmaktaydı ve Yüce Allah:
“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin..." âyetini indirdi. Yine yüce Allah:
“Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder..."' buyurmaktadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada verecekli kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:
“Eğer borçlu darlık içindeyse... mühlet verin..." âyetini açıklarken:
“Burada anamal kastedilmektedir" dedi. "...eli genişleyinceye kadar..." âyeti hakkında ise:
“Burada da vereceklinin maddi durumu düzelene kadar alacaklının beklemesi kastedilmektedir. Eğer anamalınızı da fakire bağışlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır. Abbâs bu bağışta bulunmuştur" dedi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyet hakkında şöyle demiştir:
“Eğer borçlu darlık içindeyse eli genişleyinceye kadar beklenir. Bu, Müslümanın her türlü borcu için geçerlidir. Kişinin Müslüman kardeşinde alacağı olup da onun darda olduğunu bildiği halde hapsettirmesi helal değildir. Yüce Allah onun elini genişletinceye kadar kişi alacağını ondan istemesin. Eli dar olan kişiye anamalınızı bağışlamanız onu beklemenizden daha hayırlıdır. Yüce Allah sadakayı, beklemeye tercih etmiştir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır"' âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kim zor durumda olan verecekliye borcu bağışlarsa kendisi için en güzel ecirdir. Bağışlamayan kişiye de bir günah yoktur. Borçtan dolayı birini hapsettiren kişi:
“...Eli genişleyinceye kadar mühlet verin ..." âyetine göre günah işlemiş olur. Borcu ödeme gücü olup da ödemeyen kişi zalim olarak yazılır."
Ahmed, Abd b. Humeyd, Müsned'de, Müslim ve İbn Mâce'nin, Ebu'l- Yeser'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kim darda olan borçluya zaman tanırsa veya alacağının bir miktarını düşerse Yüce Allah hiç bir gölgenin olmadığı günde onu (Arş'ın) gölgesinde gölgelendirir. "
Ahmed, Buhârî ve Müslim, Huzeyfe'den bildiriyor: Bir adam Allah'ın huzuruna götürüldü ve Yüce Allah ona:
“Dünyada ne amel ettin?" dedi. Adam:
“Zerre kadar bir hayırda bulunmadım" karşılığını verdi. Allah bunu üç defa tekrarlayınca adam üçüncüsünde:
“Bana dünyada, malından ihsandan bulunmuştun. Ben insanlara satış yapar ve darda olanlara eli genişleyinceye kadar mühlet verirdim" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Biz buna senden daha layığız, onu affedin" buyurdu ve adam bağışlandı.
Ahmed'in, İmrân b. Husayn'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir borçluya mühlet verirse her gün için bir sadaka sevabı kazanır. "
Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünyâ'nın, İstinâu'l-Ma'rüfta, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim duasının kabul olunmasını ve sıkıntısının giderilmesini isterse darda olan borçlunun sıkıntısını gidersin."
Taberânî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim darda olan borçluya eli genişleyinceye kadar mühlet verirse Allah bu kişiye günahından tövbe edinceye kadar mühlet verir. "
Ahmed, İbn Mâce, Hâkim, Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân'da, Bureyde'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir borçluya mühlet verirse her gün için borç miktarı kadar sadaka sevabı kazanır." Sonra da şöyle buyurduğunu işittim:
“Kim bir borçluya mühlet verirse her gün için borç miktarının iki katı kadar sadaka sevabı kazanır." Bunun üzerine:
“Ey Allah'ın Resûlü! Daha önce:
“Her gün için borç miktarı kadar sadaka sevabı kazanır" dediğini işitmiştim. Şimdi de:
“«Her gün için borç miktarının iki katı kadar sadaka sevabı kazanır» buyurdunuz" dediğimde:
“Borç ödeme zamanı gelmeden önce her gün için borç miktarı kadar sadaka sevabı kazanır. Ancak ödeme zamanı gelir de borçluya mühlet verirse her gün için borç miktarının iki katı kadar sadaka sevabı kazanır" karşılığını verdi.
Ebu'ş-Şeyh, Sevâb'da, Ebû Nuaym, Hilye'de, Beyhakî, Şuab'da, Tastî, et- Terğîb'te ve İbn Lâl'in, Mekârimu'l-Ahlâk'ta, Ebû Bekr es-Sıddîk'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah'ın duasını kabul etmesini, dünya ve âhirette sıkıntısının giderilmesini isteyen kişi darda olan borçluya mühlet versin veya borcundan bir miktar düşsün. Kıyamet gününde, Yüce Allah'ın kendisini Cehennem alevinden korumasını ve kendi gölgesinde gölgelendirmesini isteyen kişi de Müslümanlara karşı katı olmasın, onlara karşı şefkatli davransın. "
Müslim'in bildirdiğine göre Katâde, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:
“Kim Yüce Allah'ın, kendisini kıyamet günü sıkıntılardan kurtarmasını isterse darda olan borçluyu rahatlatsın veya alacağından bir miktar düşsün. "
Ahmed, Dârimi ve Beyhakî'nin, Şuab'da bildirdiğine göre Katâde, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:
“Kim borçlusunu rahatlatır veya borcunu silerse kıyamet gününde Arş'ın gölgesi altında olur S
Tirmizî ve Beyhakî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya alacağından bir miktar düşerse, Yüce Allah onu kıyamet gününde hiçbir gölgenin olmadığı günde Arş'ı gölgesinde gölgelendirir. "
Abdullah b. Ahmed'in, Müsned'in zevâidi olarak bildirdiğine göre Osmân b. Affân, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:
“Darda olan borçlusuna mühlet veren veya alacağını ona bağışta bulunan kişiyi, Yüce Allah hiçbir gölgenin olmadığı günde Arş'ı gölgesinde gölgelendirdi. "
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta bildirdiğine göre Şeddâd b. Evs, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:
“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya alacağını bağışta bulunursa, Yüce Allah onu kıyamet gününde (arşı) gölgesinde gölgelendirir.
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Ebî Katâde'den ve Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim Yüce Allah'ın, kendisini kıyamet günü sıkıntılardan kurtarmasını ve Arş'ı altında gölgelendirmesini isterse darda olan borçlusuna mühlet versin."
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Darda olan borçlusuna mühlet veren kişiyi, Yüce Allah kıyamet gününde (Arş'ı) gölgesinde gölgelendirir."
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Ka'b b. Ucre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya ona kolaylık sağlarsa Yüce Allah onu kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı günde (Arş'ı) gölgesinde gölgelendirir."'
Taberânî'nin, M. el-Kebîr'de, Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Darda olan borçlusuna mühlet veren veya alacağından bir miktar düşen kişiyi Yüce Allah kıyamet gününde (Arş'ı) gölgesinde gölgelendirir."
Taberânî'nin, Es'ad b. Zürâre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah'ın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah'ın gölgesinde olmak isteyen kişi, darda olan borçlusuna kolaylık sağlasın veya alacağından bir miktar düşsün. "
Taberânî'nin, Ebu'l-Yeser'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde Allah'ın gölgesinde gölgelenecek ilk kişiler, darda olan borçluya bir şey bulana kadar mühlet veren veya ona alacağını bağışta bulunup: «Allah rızasını gözeterek malımı sana bağışta bulundum» deyip borç kağıdını yırtanlardır. "
Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünyâ'nın, Îstinâu'l-Ma'rüfta, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim darda olan borçlusuna mühlet verir veya alacağından bir miktar düşerse Yüce Allah onu Cehennem alevinden korur."
Abdurrezzâk, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Yüce Allah ondan kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim darda olan bir borçluya dünyada kolaylık sağlarsa, Yüce Allah ona dünyada ve âhirette kolaylık sağlar. Kim dünyada bir Müslümanın ayıbını örterse, Yüce Allah onun dünyada ve âhirette ayıbını örter. Kul kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah o kulun yardımındadır. "
Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Adamın biri asla hayır işlemezdi. Ancak insanlara borç verir ve kölesine: «Darda olan birine gidersen onu affet. Umulur ki Yüce Allah da bizi affeder» derdi. Bu kişi vefat ettiğinde Allah onu affetti. "
Müslim ve Tirmizî'nin, Ebû Mes'ûd el-Bedrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Sizden öncekilerden bir adam hesaba çekildi ve hiçbir hayır işlemediği görüldü. Ancak o, insanların içine karışan zengin biriydi. Kölelerine darda olanları affetmelerini söylerdi. Bu sebeple Yüce Allah: «Biz bu konuda öyle bir şey yapmaya ondan daha layığız, onu affedin» buyurdu."
281. Âyetin Tefsiri
"Öyle bîr günden sakının kî, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır."
Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbnu'l-Enbârî, Mesâhifte, Taberânî, İbn Merdûye ve Delâil'de Beyhakî değişik kanallarla İbn Abbâs'tan bildiriyor:
“Kur'ân'dan Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) inen en son âyet "Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz...'" âyetidir."
İbn Ebî Şeybe, Süddî ve Atiyye el-Avfî'den aynısını rivayet etti.
İbnu'l-Enbârî, Ebû Sâlih ve Saîd b. Cübeyr'den aynısını rivayet etti.
Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî, Delâil'de, Kelbî vasıtasıyla Ebî Sâlih ve İbn Abbâs'tan bildiriyor: (Kur'ân'ın) inen son âyet(i):
“öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz...'" âyetidir. Bu âyet Mina'da indi. Bu âyetin inişiyle Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatı arasında seksen bir gün vardır."
İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor:
“Kur'ân'ın inen son âyeti:
“Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz..." âyetidir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyet indikten sonra dokuz gece yaşadı. Sonra Rabîu'l-Evvel ayından iki gece geçmişti ki pazartesi günü vefat etti."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Burada kişinin yapmış olduğu iyilikler ve kötülükler kastedilmektedir. Kimsenin iyilikleri bir şey eksiltilmeyecek ve kötülüklerine bir şey eklenmeyecektir."
282. Âyetin Tefsiri
"Ey îman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Kâtip, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bîr günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."
İbn Cerîr, sahîh bir isnâdla Saîd b. el-Müseyyeb'den bildiriyor:
“Bana söylendiğine göre Kur'ân'ın Arş'tan inen son âyeti borç âyetidir."
Ebû Ubeyd, Fedâil'de, İbn Şihâb'dan bildiriyor:
“Kur'ân'ın Arş'tan inen en son âyeti faiz âyeti ile borç âyetidir."
Tayâlisî, Ebû Ya'lâ, İbn Sa'd, Ahmed, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de ve Sünen'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Borç âyeti indiği zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“İlk inkâr eden kişi Hazret-i Âdem'dir. Yüce Allah, Âdem'i yarattığında onun sırtını sıvazladı ve kıyamet gününe kadar onun zürriyetinden yaratacağı her insan onun sırtından düştü. Sonra ona zürriyetini göstermeye başladı. Hazret-i Âdem yüzü parlayan birini görüp: «Ey Rabbim! Bu kimdir?» diye sorunca, Yüce Allah: «Bu, oğlun Dâvud'dur» buyurdu. «Ey Rabbim! Ömrü ne kadardır?» diye sorduğunda ise Yüce Allah: «Altmış yıl» cevabını verdi. Hazret-i Âdem: «Rabbim onun ömrünü uzat» deyince: «Hayır, ömrünü ancak senin ömrümden ona vererek uzatırım» buyurdu. Hazret-i Âdem'in ömrü bin yıl idi ve bunun kırk yılını Dâvûd'a verdi. Bu konuda bir yazı yazıldı ve melekler buna şahit tutuldu. Hazret-i Âdem'in ömrü dolup ölüm meleği gelince: «Daha ömrümün bitmesine kırk yıl var» dedi. Melekler: «Sen bunu oğluna verdin» deyince: «Hayır vermedim» karşılığını verdi. O zaman Yüce Allah kitabı çıkardı ve melekler şahitlik etti. Yüce Allah Hazret-i Âdem'in ömrünü bin yıla tamamladı ve Dâvud'u yüz yıl yaşattı."
Şâfiî, Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Şehadet ederim ki belli bir zaman ödenmek üzere yapılan selef (parayı peşin verip, malı sonra alma) satışını Yüce Allah helal kılıp buna izin vermiştir" deyip:
“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın...'" âyetini okudu.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman ..." âyetini açıklarken:
“Bu, belli bir ölçüde ve belli zamanda teslim etmek üzere yapılan (parayı peşin verip, malı sonra alma) selem satışı hakkında inmiştir" dedi.
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî İbn Abbâs'tan bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye geldiği zaman Medine'liler iki üç yıllık meyvelerini selef satışıyla satıyordu. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Kim selef (vadeli satış) yaparsa belli bir ölçü, belli bir ağırlık ve belli bir selef (vade) ile satış yapsın" buyurdu.
Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor:
“Devletin veya birinin (mal veya paraya) vereceği zamana, hasada, harman zamanına ve (üzüm ve zeytin ) sıkma zamanına bağlı olarak selef (vade) olmaz. Ona belli bir müddet koyarak ödeme zamanının bildirilmesi gerekir."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle dedi:
“Borçlanmada inkar etme ve unutma olmasın diye şahitlik emredildi. Borçta şahit tutmayan kişi asi olmuş olur. "...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyeti hakkında ise:
“Müslüman kişi bir şeye şahitlik etmesi için çağrıldığı zaman veya şahit olduğu bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrıldığı vakit kabul etmeyip gelmemesi caiz değildir. "...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..."âyeti hakkında ise:
“Zarar vermek, kişinin şahide ihtiyacı olmadığı ve başka birinin bulunması yettiği halde ona:
“Allah sana şahitliğe çağrıldığın zaman gelmekten kaçınma diye emretti" deyip eziyet etmesi şeklindedir. Yüce Allah:
“...Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur..." buyurarak, bunun ma'siyet olduğunu belirtmiş ve yasaklamıştır. Şahitliği gizlemek büyük günahlardandır. Çünkü Yüce Allah:
“...Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır..." buyurmaktadır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Aranızda bir kâtip adaletle yazsın..." âyetini açıklarken:
“Akdi yazarken alıcı ve satıcı arasında adil davranıp ne borçluya çok, ne de alacaklıya az yazsın, mânâsındadır" dedi.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:
“Kâtibin akdi yazması vaciptir" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:
“Borcu yazmak için çağırılan kâtibin işi olmadığı takdirde akdi yazması vaciptir" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil:
“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:
“Bunun sebebi, o zaman kâtiplerin sayıca az olmasındandır" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:
“O zaman kâtipler az idi" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Kâtip... yazmaktan kaçınmasın..." âyetini açıklarken:
“Bu (emri yerine getirmek) farzdı, ancak:
“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyeti bunu neshetti" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde..." âyetini açıklarken:
“Allah'ın emrettiği şekilde (yazsın) mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Kâtip, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kâtibin, Allah'ın kendisine öğretmiş olduğu gibi yazıp başka şeyleri bırakmasıdır. Borçlu kişi de üzerinde ne hak olduğunu yazdırsın ve borçtan hiçbir şeyi eksik yazdırmasın. Borçlu aciz, dilsiz veya aklı kıt biri ise ve yazdıramıyorsa velisi bunu adaletle, borca bir ekleme yapmadan yazdırsın. Bu akde, hür olan iki Müslüman erkeği şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, bir erkek ve iki kadın şahit tutulur. Eğer kadının biri şahitliği unutacak olursa unutmayan diğer kadın ona hatırlatmada bulunur. Şahitler çağrıldıkları zaman tembellik edip gelmemezlik etmesin. Borcun azlığına ve çokluğuna bakılmaksızın vâdesi ile birlikte yazılmaktan kaçınılmasın, çünkü yazmak gelecekte malı korumak için daha uygun bir davranıştır. Akdi yazmak adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam olan bir harekettir. Borç, ödeme zamanı ve şahitler yazılmışsa hiç bir şüpheye düşmezsiniz. Peşin yapılan alışveriş bunun dışındadır. Peşin olarak yaptığınız alışverişte vade olmadığı için yazmamanızda bir sorun yoktur. Alışveriş vadeli veya peşin olsun her halükârda hakkınızı korumak için şahit tutun. Kâtibe ve şahide eziyet etmek konusunda yasaklama vardır. Öylesi bir durumda günahkâr olursunuz. Allah'a karşı gelmekten sakının, zira o bütün amellerinizi hakkıyla bilendir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Eğer borçlu, aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise..." âyetini açıklarken:
“Burada yazmayı bilmeyen aklı kıt biri kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî ve Dahhâk:
“...Aklı ermeyen..."âyetini açıklarken:
“Burada küçük çocuk kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Velisi adaletle yazdırsın..." âyetini açıklarken:
“Burada borçlu kastedilmektedir" dedi.
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Velisi adaletle yazdırsın..." âyetini açıklarken:
“Burada yetim çocuğun velisi kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Velisi adaletle yazdırsın..."âyetini açıklarken:
“Burada aklı kıt veya zayıf bir kişinin velisi kastedilmektedir" dedi.
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in, Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Ömer:
“(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki... şahit tutun" âyetini açıklarken:
“(Alıcı) eğer satış peşin olursa, şahit tutar ve akit yazmazdı" dedi. Mücâhid:
“Vadeli satış yapıldığında şahit tutar ve akit yazardı" dedi.
Süfyân, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği... şahit tutun" âyetini açıklarken:
“Burada hür olanlar kastedilmiştir" dedi.
Saîd b. Mansûr, Dâvud b. Ebî Hind'den bildiriyor: Mücâhid'e cariye ile yapılan zıhar'ın hükmünü sorduğumda:
“Bir şey gerekmez" dedi. Ona:
“Yüce Allah:
“Karılarını zıhar yoluyla boşamak isteyip, sonra sözlerinden dönenlerin, ailesiyle temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir..."buyurmaktadır. Onlar kadın değil midir?" deyince:
“Yüce Allah:
“(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği... şahit tutun" buyurmaktadır. Kölelerin şahitliği kabul olunur mu?" karşılığını verdi.
İbnu'l-Münzir, Zührî'den bildiriyor: Ona kadınların şahitliği sorulduğunda:
“Yüce Allah'ın zikretmiş olduğu borç konusunda caizdir ve başka şeylerde caiz değildir" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mekhûl:
“Kadınların şahadeti, sadece borç olayında geçerlidir" dedi.
İbn Ebî Hâtim, Yezîd b. Abdirrahman b. Ebî Mâlik'ten bildiriyor:
“Hukukta dört kadının şahadeti iki erkeğin yerini tutmaz. Onların şahitliği ancak bir erkekle birlikte olduğu zaman caizdir. Bir erkekle bir kadının şahadeti de caiz değildir. Çünkü Yüce Allah: «Eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun» buyurmaktadır."
İbnu'l-Münzir, İbn Ömer'den bildiriyor:
“Kadınların erkeksiz şahadetleri ancak kendilerinin görebileceği, kadınların avretlerine, gebeliğine ve hayız durumuna bakma şahitliğinde geçerlidir."
Müslim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Akıl sahipleri içinde sizden daha fazla aklı ve dini eksik kimseyi asla görmedim" deyince, kadının biri:
“Ey Allah'ın Resûlü! Akıl ve din eksikliği nedir diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“İki kadın şahitliğinin bir erkek şahitliğine eşit olması aklın eksikliğidir. (Hayızlı halde iken) gecelerce bekleyip namaz kılmaması ve (yine hayızlı iken) Ramazan'da oruç tutmaması dinin eksikliğidir" buyurdu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Rabî:
“...(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz..." âyetini açıklarken:
“Burada şahitlerin dürüst olmaları kastedilmiştir" dedi.
Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Sünen'de Beyhakî, İbn Ebî Muleyke'den bildiriyor: İbn Abbâs'a bir mektup yazarak çocuğun şahitliğini sorduğumda, İbn Abbâs cevaben:
“Yüce Allah:
“... (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz...'" buyurmuştur. Onların dürüstlüğüne razı olup güveneceğimiz kişiler olmadıkları için şahitlikleri caiz değildir" diye yazdı.
Şâfiî ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid:
“... (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz..." âyetini açıklarken:
“Bu şahitlerin adil (dürüst), hür ve Müslüman olması mânâsındadır" dedi.
Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'nin bu âyeti, (.....) şeklinde şeddesiz olarak okuduğunu bildirir.
Abd b. Humeyd, Mücâhid'in, bu âyeti, (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.
İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte, A'meş'ten bildirdiğine göre bu âyet, İbn Mes'ûd'un kıraatında: (.....) şeklindedir.
Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken:
“Müslüman, bir şeye şahitlik etmesi için çağrıldığı zaman veya şahit olduğu bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrıldığı vakit kabul etmeyip gelmemesi caiz değildir. "...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyeti hakkında ise:
“Zarar vermek, kişinin şahide ihtiyacı olmadığı ve başka birinin bulunması yettiği halde ona: «Allah sana şahitliğe çağrıldığın zaman gelmekten kaçınma diye emretti» deyip eziyet etmesi şeklindedir. Yüce Allah:
“...Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur..." buyurarak bunun ma'siyet olduğunu belirtmiş ve yasaklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in, İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..."' âyetini açıklarken:
“Eğer şahitlik edecekleri bir şey varsa, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bildiriyor: Kişi şahit tutmak için topluluk içinde çok dolaşırdı ve kimse şahitlik etmek için kendisiyle gitmezdi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini indirdi.
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kişi şahit tutmak için büyük bir mahallede bir çok evi dolaşırdı ve kimse şahitlik etmek için kendisiyle gitmezdi. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti indirdi."
Süfyân, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Daha önce şahit olduğun bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrıldığın zaman git. Ancak seni bir mesele için şahit tutmak isterlerse, ister gidersin ister gitmezsin."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“...Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar..." âyetini açıklarken:
“Burada daha önce şahit tutulduğu bir konu hakkında çağrılan kişi kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Bu âyet iki çeşit şahitliği ifade etmektedir. Eğer daha önce şahit olduğun bir konu hakkında şahitlik etmeye çağrılırsan şahitlik etmekten kaçınma. Yine bir şey için şahit tutulacaksan o konu hakkında şahit tutulmaktan kaçınma."
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:
“...Bu, Allah katında adalete daha uygun ..." âyetini açıklarken:
“Burada doğruluk kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim ve Ebû Nuaym'ın, Hilye'de bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun..." âyetini:
“...Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın..." âyeti neshetti" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Câbir b. Zeyd, bir kırbaç satın aldı ve şahit tutup, Yüce Allah:
“...Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun..."buyurmaktadır" dedi.
Nehhâs, Nâsih'te bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti açıklarken:
“Bir şeyi sattığın zaman ya da aldığın zaman şahit tut. Bu bir bağ sebze olsa bile" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun..." âyetini açıklarken:
“Bir bağ sebze olsa bile şahit tutun" dedi.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kişi iki adama gidip kâtiplik ve şahitlik etmeleri için onları çağırıyor. Adamlar meşgul olduklarını söyleyince, bu kişinin: «Siz böylesi bir şeyi yapmakla emrolundunuz» diyerek onlara eziyet etmeye hakkı yoktur."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Eğer kâtibin ve şahidin mutlak suretle yapılması gereken işleri varsa onları rahat bırakın."
Süfyân, Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve Beyhakî'nin İkrime'den bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb bunun failini meçhul olarak (.....) şeklinde okurdu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti (.....) şeklinde okurdu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti (.....) şeklinde okurdu ve şöyle açıklardı:
“Borçlanacak kişi kâtip ve şahit çağırmak için gider. Ancak onların işleri veya bir hacetleri olabilir."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Tâvus:
“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kâtip kendisine söylenmeyen bir şeyi yazmasın, şahit de olmayan bir şeyi söylemesin."
İbn Cerîr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):
“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kâtip bir şeyler eklemesin veya değişik bir şey yazmasın. Şahit ise şahitliği gizlemesin ve sadece hak üzere şahitlik etsin" dedi.
İbn Cerîr, Rabî'den bildiriyor:
“...Kâtip, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın...'" âyeti indiği zaman kişi kâtibe gelip:
“Bana kâtiplik yap" derdi. O da:
“Ben meşgulüm veya bir işim var. Sen başka birine git" deyince:
“Sen bana kâtiplik etmekle emrolundun" diyerek onu bırakmaz ve bu şekilde eziyet ederdi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“...Kâtibe de, şahide de bir zarar verilmesin...'" âyetini indirdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Eğer Allah'ın emretmiş olduğu şeyin dışında bir şey yaparsanız günahkarca bir davranış yapmış olursunuz. Bu size öğretilen bir şeydir onu alınız."
Ebû Ya'kûb el-Bağdâdî'nin, Rivayâtu'l-Kibâri ani's-Siğâr kitabında bildirdiğine göre Süfyân:
“Bildiğiyle amel eden kişi bilmediği bir şeyde de başarılı kılınır" dedi.
Ebû Nuaym'ın, Hilye'de, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bildiği ile amel eden kişiye Yüce Allah bilmediklerini de öğretir. "
Tirmizî, Yezîd b. Seleme el-Cu'fî'den bildiriyor:
“Ey Allah'ın Resûlü! Ben sizden birçok hadis işittim. Ancak sonra öğrendiklerimin öncekileri unutturmasından korkuyorum. Bana toplu olarak bir şeyler söyleseniz" dediğimde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bildiklerinle Allah'tan kork" buyurdu.
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Takvanınn madeni bildiklerinle bilmediklerini öğrenmektir. Eksiklik ise öğrendiğin şeylerin çoğalmamasıdır. Bilmediklerini öğrenmeyi önemsemeyen kişi bildikleriyle az amel edendir. "
Dârimi, Abdullah b. Ömer'den bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb, Abdullah b. Selâm'a:
“İlim sahipleri kimlerdir?" deyince:
“Bildikleriyle amel edenlerdir" dedi. "Kişinin içinden ilmi ne siler?" deyince de:
“Tamahkârlık siler" karşılığını verdi.
Beyhakî, Şuab'da, Câbir b. Abdillah'tan bildiriyor:
“(Önce) susmayı öğrenin. Sonra sabrı öğrenin, sonra da ilim öğrenip onunla amel etmeyi öğrenin. Sonra da onu yayıp öğretin."
İbn Ebi'd-Dünyâ, Kitâbu't-Takva'da, Ziyâd b. Hudeyr'den bildiriyor:
“Takva sahibi olmayan bir topluluk fakih olamaz."
İbn Ebi'd-Dünyâ, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Yüce Allah:
“Kulumun en çok itaatime tutunduğunu gördüğümde, ona dünyalıkları bıraktırıp benimle meşgul olmasını sağlarım" buyurmaktadır.
Ebu'ş-Şeyh'in, Cüveybir vasıtasıyla Dahhâk ile İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İlim İslam'ın hayatı ve dinin direğidir. İlim öğrenen kişinin sevabını Yüce Allah kıyamete kadar çoğaltır. Kim ilim öğrenir ve onunla amel ederse, Allah onun bilmediklerini de ona öğretmeyi üstüne alır."
Henâd, Dahhâk'tan bildiriyor: Üç kişi vardır ki Yüce Allah bunların duasına kulak vermez. Birincisi, zinakâr karısını boşamayan erkektir. Bu kişi onunla her şehvetini gidermesinde:
“Rabbim! Beni bağışla!" der. Yüce Allah:
“Ancak ondan ayrılırsan seni bağışlarım" buyurur. İkincisi, vadeli satış yapıp da akit yapmayan kişidir. Malı alan kişi aldığı malı inkâr edince:
“Ey Rabbim! Falan kişi benden aldığı malı inkâr ediyor" der. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Sana sevap vermediğim gibi bu durumdan da kurtarmayacağım. Ben sana akit yapıp şahit tutmanı emrettim, sen ise bana asi oldun" buyurur. Üçüncüsü ise, koruması altında olan kavmin malını yiyen kişidir. O:
“Ey Rabbim! Mallarından yediğim için beni bağışla" der. Yüce Allah:
“Onlara mallarını iade etmediğin müddetçe seni bağışlamam" buyurur.
283. Âyetin Tefsiri
"Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir."
Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Mesâhifte İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:
“Bu, kâtip bulup, kalem, divit ya da kâğıt bulamayabilirsiniz, mânâsındadır. Kitap kelimesi ise bunların hepsini kapsamaktadır" dedi. Ubey'in de kıraati bu şekildeydi.
Abd b. Humeyd, Ebu'l-Âliye'den bildiriyor: O bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:
“Kâtibi bulup divit ve kâğıt bulamazsanız" derdi.
İbnu'l-Enbârî, Dahhâk'tan bunun aynısını rivayet etti.
Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İkrime, bu âyeti (.....) şeklinde okudu.
Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:
“Burada mürekkep kastedilmektedir" dedi.
Abd b. Humeyd, İbn Abbâs'tan bildiriyor: O bu âyeti (.....) şeklinde okurdu ve şöyle derdi:
“Kâtipler çoktur, mahallede toplanmış bedevilerin bitişik evlerinin her birinde mutlaka kâtip vardır. Ancak onlar, kâğıt, divit ve kalem almazlardı.
İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde harfini ötre ile (.....) harfini ise şeddeli olarak okurdu.
Hâkim, Zeyd b. Sâbit'ten bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana bu âyeti (.....) şeklinde (.....) harfi olmadan okudu.
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Humeyd el-A'rec ve İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti (.....) şeklinde okudular.
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) ve Ebû Recâ bu âyeti (.....) şeklinde okudular.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:
“Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kim seferde olup da belli bir zamana vadeli bir şey satıp kâtip bulamazsa (satıcının yapılamayan akdine karşılık) rehin alınmasına ruhsat verildi. Eğer kâtip bulursa rehin alamaz.
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid (.....) âyetini açıklarken:
“Rehin alma olayı sadece seferde geçerlidir" dedi.
Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Yahudi birinden vadeli olarak yiyecek aldı ve demir zırhını rehin olarak bıraktı.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Seferde olan kişi vadeli bir satış yaptığı zaman kâtip bulamazsa satıcı müşteriden bir şeyler rehin alır. Müşteri satıcıya göre güvenilir biri ise hakkındaki iyi düşünceden dolayı rehin almaz. Borçlu olan kişi arkadaşına borcunu ödesin. Zira Yüce Allah borçluyu korkutarak:
“Kim bir borca şahit olursa o şahitliği olduğu gibi (bir şey değiştirmeden) yapsın. Şahidin şahitliği gizlemesi, önceden şahit olduğu bir konu hakkında çağrıldığı zaman şahitlik etmeye gitmemesidir. Şahitliği gizleyen ve bu şahitliği yerine getirmeyen kişi günahkâr olur" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:
“Rehin edilecek şey mal sahibine teslim edilebilecek bir şey olmalıdır" dedi ve "...Sonra alınmış rehinler yeterlidir..." âyetini okudu.
Târihu'l-Kebîr'de Buhârî, Ebû Dâvud, Nehhâs, Nâsih'te, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hilye'de Ebû Nuaym ve Sünen'de Beyhakî'nin ceyyid isnâdla bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrî:
“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın...'" diye okumaya başladı. "... Eğer birbirinize güvenirseniz..." âyetine gelince:
“Bu âyet bir önceki âyeti neshetti" dedi.
Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Şa'bî'den bildiriyor: Eğer güven varsa yazmamamda ve şahit tutmamamda bir sakınca yoktur. Çünkü Yüce Allah:
“... Eğer birbirinize güvenirseniz..." buyurmaktadır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:
“...Bir de şahitliği gizlemeyin..."âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kişinin bildiği bir şahitliği kendi aleyhine, anne babasının veya akrabalarının aleyhine olsa bile gizlemesi doğru değildir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:
“...Şüphesiz onun kalbi günahkârdır..." âyetini açıklarken:
“Kalbi fâcirdir (fâsıktır)" dedi.
284. Âyetin Tefsiri
"Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizlesenız de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyeti şahitlik hakkında indi" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in, Miksem vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“... İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini açıklarken:
“Bu, şahadeti gizlemek ve açığa çıkması gereken şeyi gizli bırakmamak hakkında inmiştir" dedi.
Ahmed, Müslim, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) "Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman bu, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına ağır geldi ve Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gidip diz üstü çökerek:
“Ey Allah'ın Resûlü! (Daha önce) namaz, oruç, cihad ve sadakayla gücümüzün yeteceği şeylerle mükellef kılındık. Şimdi sana bu âyet indirildi ve biz buna güç yetiremeyiz" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Sizden önceki iki Ehli kitâb (Yahudi ve Hıristiyanlar) gibi: «İşittik ve isyan ettik» demek mi istiyorsunuz? Aksine, siz: «İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır»' deyiniz" buyurdu. Ashâb bunu okuyup dilleri de buna alışınca bunun arkasından Yüce Allah:
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: «Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.» Şöyle de dediler: «İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır»" âyetini indirdi. Ashâb da bu şekilde (âyetteki gibi) söyleyince de, Yüce Allah:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): «Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et»" âyetini indirdi.
Ahmed, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor:
“... Içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman ashâbın kalplerine bir sıkıntı girdi. Daha önce kalplerine hiçbir şeyden öylesi bir sıkıntı girmemişti. Bu durumu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirdiklerinde:
“«İşittik, itaat ettik ve teslim olduk» deyin" buyurdu. Yüce Allah onların kalplerine imanı yerleştirdi ve:
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: «Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.» Şöyle de dediler: «İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz.
Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.» (Şöyle diyerek dua ediniz): «Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma»'" âyetlerini indirdi. (Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâb âyette olduğu gibi söyleyince (dua edince) Yüce Allah:
“(Tamam sorumlu) tutmayacağım" buyurdu. Sonra Yüce Allah:
“... Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme..." âyetini indirdi. (Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâb âyette olduğu gibi söyleyince (dua edince) Yüce Allah:
“(Tamam) yüklemeyeceğim" buyurdu. Sonra da Yüce Allah:
“Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et" âyetini indirdi. (Yine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâb âyette olduğu gibi söyleyince (dua edince) Yüce Allah:
“(Tamam size) yardımcı olacağım" buyurdu.
Abdurrezzâk, Ahmed, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Mücâhid'den bildiriyor: İbn Abbâs'ın yanına girip:
“İbn Ömer'in yanında idim, o bu âyeti okuyup ağladı" dedim. İbn Abbâs:
“Bu hangi âyettir?" deyince:
“... İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetidir" cevabını verdim. Bunun üzerine İbn Abbâs dedi ki:
Bu âyet indiği zaman Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbını büyük bir üzüntü ve korku bürümüştü. Onlar:
“Ey Allah'ın Resûlü! Bizler konuştuğumuz ve işlediğimiz amellerden hesaba çekilecek olursak helak oluruz. Ancak kalplerimiz (vesvesemiz) elimizde değildir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:
“«İşittik ve itaat ettik» deyin" buyurdu. Sonra Yüce Allah:
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: «Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.» Şöyle de dediler: İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır...'" âyetlerini indirip kalplere gelen vesvesenin günah olmasını neshedip amellerle hesaba çekileceklerini bildirdi.
Abd b. Humeyd, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr, Taberânî ve Şuab'da Beyhakî, Saîd b. Mercâne'den bildiriyor: Abdullah b. Ömer ile beraber otururken o:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini okudu ve:
“Vallahi! Eğer Yüce Allah bizi bu âyete göre hesaba çekecekse helak oluruz" deyip hıçkırığı duyulur bir şekilde ağladı. Sonra kalkıp İbn Abbâs'ın yanına gittim. İbn Ömer'in dediklerini ve dediğinde ne yaptığını ona anlattım. İbn Abbâs dedi ki:
“Allah Ebû Abdirrahman'ı bağışlasın. Bu âyet indiği zaman Müslümanlar da Abdullah b. Ömer'in hissettiklerini hissetmişlerdi" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz):
“Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et" âyetini indirdi. İbn Abbâs:
“Bu vesvese Müslümanların güç yetiremeyeceği bir şeydi. Sonra Yüce Allah kişinin amellerle kazandığı iyiliğin kendi yararına, kötülüğün de kendi zararına olacağını bildirdi" dedi.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, Nâsih'te Nehhâs, ve Hâkim'in, Sâlim'den bildirdiğine göre babası:
“... içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder" âyetini okudu ve gözleri yaşardı. Bu durum İbn Abbâs'a bildirilince:
“Allah Ebû Abdirrahman'a merhamet etsin. O, bu âyet indiği zaman Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabının yapmış olduğu gibi yaptı" dedi. Bu âyeti bir sonraki âyet olan:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyeti neshetti.
İbn Ebî Şeybe, Zühd'de Ahmed ve Abd b. Humeyd, Nâfi'den bildiriyor: İbn Ömer:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini her okuyuşunda ağlayıp:
“Bu çok şiddetli bir hesaptır" derdi.
Buhârî, Beyhakî, Şuab'da, Mervân el-Asfar'dan, o da İbn Ömer olduğunu sandığım Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından bir kişiden bildiriyor:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini bir sonraki âyet neshetti.
Abd b. Humeyd ve Tirmizî, Hazret-i Ali'den bildiriyor:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman bizi hüzünlendirdi ve:
“Birimiz içinden bir şeyler geçirdiğinde bundan dolayı sorgulanacak mı? Bunlardan da neyin bağışlanıp neyin bağışlanmadığını bilmeyecek miyiz?" dedik. Sonra:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyeti indi ve bu âyeti neshetti.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Kişinin (düşündüğüyle) sorgulanması:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar...'" âyeti inmeden önceydi. Bu âyet indiğinde de bir önceki âyeti neshetti.
İbn Cerîr'in, Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre müminlerin annesi Hazret-i Âişe bu âyet hakkında:
“Bu âyeti, Yüce Allah'ın:
“Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır" âyeti neshetti" dedi.
Süfyân, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah ümmetimin kalbinden geçirip te söylemediği ve yapmadığı şeyleri bağışlamıştır. "
Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Muhammed b. Ka'b el- Kurazî'den bildiriyor: Yüce Allah kitapla beraber gönderdiği her bir nebî ve resûle mutlaka:
“...içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini de vahyetmiştir. Ümmetler nebîlerine ve resûllerine gelip:
“İçimizden geçirip te yapamadığımız şeylerle sorguya mı çekileceğiz?" deyip inkâr ederek dalalete düşerlerdi. Bu âyet Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indiği zaman kendilerinden önceki ümmetlere ağır geldiği gibi Müslümanlara da ağır gelmişti. Bunun üzerine:
“Ey Allah'ın Resûlü! İçimizden geçirip te yapmadığımız şeylerle sorguya mı çekileceğiz?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Evet, siz işittik itaat ettik deyin ve Rabbinize dua edin" buyurdu. Yüce Allah:
“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırt etmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler" âyetiyle yaptıkları dışında düşündüklerinden dolayı (Müslümanların) sorguya çekilmelerini kaldırdı. (.....) âyetinden kasıt, kişinin kazandığı hayırların kendi yararına, kazandığı kötülüklerin de kendi zararına olduğudur. "...Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme...'" âyeti(nin anlamı) ise şöyledir:
“Yüce Allah unutarak ve hata ile bir şey yapan kişinin üstünden sorumluluğu kaldırdı ve daha önceki ümmetlere yüklemiş olduğu gibi kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklemedi. Onları affedip bağışlayarak muzaffer kıldı.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu senin gizli ve açık olan hallerindir. Bu âyet neshedilmemiştir. Ancak yüce Allah kıyamet gününde insanları bir araya topladığı zaman onlara:
“Size (amellerinizi yazan) meleklerin de bilmediği içinizde gizlediğiniz şeyleri haber vereceğim" buyurur. Müminlere gizli olarak yalanlamış oldukları şeyleri söyler. "...Kalplerinizde, niyet yüzünden kazandığınız günah dolayısıyla sizi suçlu tutar ..." âyetinden kasıt ta budur.
Abd b. Humeyd, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Nehhâs'ın bildirdiğine göre Mücâhid:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini açıklarken:
“Burada iman ve şüphe içinde olmak kastedilmiştir" dedi.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyeti hakkında şöyle dedi:
“Bu, senin gizli ve açık olan hallerindir. Mümin kişi bir iyilik yapmayı içinden geçirip de o iyiliği yaparsa kendisine on sevap yazılır.
Eğer o iyiliği yapması takdir edilmemişse mümin olmasından dolayı kendisine bir sevap yazılır. Yüce Allah müminin içinde gizlediğini de açığa vurduğunu da kabul eder. Ancak bir kötülük yapmayı içinden geçirirse Yüce Allah onu görür ve gizlenenlerin ortaya çıkarılacağı gün ona bunu bildirir. Ancak bu kötülüğü yapmazsa Allah onu (bu düşüncesinden dolayı) sorumlu tutmaz. Şayet bu kötülüğü yaparsa Yüce Allah:
“işte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler..." âyetinde buyurduğu gibi yine onu bağışlar.
Ebû Dâvud, Nâsih'te bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyeti nesholundu dedi ve:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyetini okudu.
Taberânî ve Beyhakî'nin, Şuab'da bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Bu âyet indiği zaman Müslümanlara ağır gelmiş ve zorluğa düşmüşlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah:
“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." âyetini indirdi.
Taberânî, Müsned eş-Şâmiyyîn'de İbn Abbâs'tan bildiriyor:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman, Ebû Bekr, Ömer, Muâz b. Cebel ve Sa'd b. Zürâre, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gidip:
“Bize bu âyetten daha ağır bir âyet inmedi" dediler.
İbn Cerîr'in, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Yüce Allah kıyamet gününde:
“Kâtip(melek)lerim ancak açık olan amellerinizi yazarlar. Fakat ben bu gün sizi içinizden geçirdiklerinizle sorgulayacağım. Dilediğimi bağışlayıp dilediğimi de azaplandıracağım" buyurur.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî b. Enes bu âyet hakkında şöyle dedi:
“Bu muhkem bir âyettir ve bunu hiçbir şey neshetmemiştir. Yüce Allah kıyamet gününde kişiye sen kalbinde şunu, şunu gizledin diyecek ve onu bundan dolayı sorumlu tutmayacaktır.
Tayâlisî, Ahmed, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Şuab'da Beyhakî, Umeyye'den bildiriyor: O, Hazret-i Âişe'ye:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker..." âyetini ve:
“...Kim fenalık yaparsa cezasını görür..." âyetini sorunca şöyle dedi:
“(Bu âyetleri) Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğum zamandan beri bana bunu kimse sormadı. O şöyle buyurmuştu:
“Allah, kulunu sıtma hastalığı veya bir musibet vererek veya ona, gömleğinin koluna koymuş olduğu bir miktar malını kaybettirerek üzer ve kaybettiğini koltuğunun altında buldurur. Sonra kul kırmızı altının ateşle temizlenmesi gibi günahlarından temizlenir."
Saîd b. Mansûr ve İbn Cerîr'in, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:
“...İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Kişi bir masiyet yapmaya karar verir ve bu masiyeti yapmazsa, Allah ona yapmayı düşünmüş olduğu masiyet kadar sıkıntı ve üzüntü verir. Böyle düşünmesinin hesabı öyle olur."
İbn Cerîr, Hazret-i Âişe'den bildiriyor:
“Kim bir kötülük işlemeye karar verip içinden bunu geçirirse, Yüce Allah bunun hesabını kendisine korku, hüzün ve keder vererek dünyada ödetir. Bu kötülüğü yapmaya karar verip yapmadığı için kendisine (âhirette) bir ceza gelmez."
Abd b. Humeyd, Asım'ın (.....) şeklinde ötreli olarak okuduğunu söyledi.
A'meş, Âsım'ın (.....) şeklinde cezm ile okuduğunu söyledi.
İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte Â'meş'ten bildiriyor: İbn Mes'ûd'un kıraati (.....) harfi olmaksızın (.....) şeklindedir.
İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'in:
“...Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:
“Büyük günahlardan dolayı dilediğini bağışlar, küçük günahlardan dolayı da dilediğin azap verir" dedi.
285. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:286
286. Âyetin Tefsiri
"Peygamber ve inananlar, ona Rabbinden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler. Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et."
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildiriyor:
“...içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter" âyeti indiği zaman bu, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına ağır geldi ve:
“Ey Allah'ın Resûlü! İçimizden bir şey geçiririz ve bunu yaratıklardan kimsenin bilmesini istemeyiz. Bu içimizden geçenler için bizlere şu ve şu vardır " dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Bu size ağır mı geldi? (Size ağır gelmesi) imanın kuvvetindendir" buyurdu. Sonra Yüce Allah:
“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler. Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et" âyetlerini indirdi.
Hâkim ve Beyhakî, Şuab'da, Yahya b. Ebî Kesîr vasıtasıyla Enes'ten bildiriyor:
“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı..." âyeti, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indiği zaman:
“Ona (Peygamber'e, kendisine indirilene) iman etmek yaraşır" buyurdu.
Zehebî:
“Hadisin rivâyetinde, Yahya ve Enes'in arasında kopukluk vardır" dedi.
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den bildiriyor: Bu âyet indiği zaman Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Ona (Peygamber'e, kendisine indirilene) iman etmek yaraşır" buyurduğu söylendi.
Derim ki: Bu rivayet Enes'in hadisini desteklemektedir.
İbn Ebî Dâvud, Mesâhif'te, Ali b. Ebî Tâlib'in bu âyeti (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde okurdu.
İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Bu âyet indiği zaman müminler:
“Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettik" dediler.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil b. Hayyân:
“...Peygamberleri arasından hiçbirini ayırt etmeyiz işittik ve itaat ettik..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Peygamberlerin getirmiş oldukları arasında ayrımcılık etmeyiz. Yine peygamberler arasında da bir ayrımcılık etmeyiz ve onları yalanlamayız. Allah'tan gelen Kur'ân'a inandık. (Müminler) Allah'ın emir ve yasaklarına itaat edeceklerini söylediler."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Yahya b. Ya'mer'in bu âyeti (.....) şeklinde okuyup:
“Hepsi de inandığı gibi ayrımcılık ta yapmazlardı" dedi.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:
“Yüce Allah'ın: «Ben sizi bağışladım» buyurmasıdır" dedi. (.....) âyeti hakkında ise:
“Hesap gününde dönüş sanadır, anlamındadır" dedi.
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Hakîm b. Câbir'den bildiriyor:
“Peygamber ve inananlar, ona Rabbinden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. «Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır» dediler" âyeti indiği zaman, Cibrîl, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah, seni de, ümmetini de güzel bir şekilde övdü. Sen Rabbinden dile, dileğin sana verilir" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“...Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler..." âyetinde ifade edilen şeyleri diledi. Böylece sûrenin bitişi de Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) istemesi ile oldu.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Burada "Kişiye"de kelimesinde müminler kastedilmektedir. Yüce Allah müminlerin dini konularını geniş kılmış ve:
“...O, sizi seçmiş, babanız İbrâhîm'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır...", "...Allah size kolaylık ister, zorluk istemez..." ve:
“...Allah'a karşı gelmekten gücünüzün yettiği kadar sakının..." buyurmuştur.
Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, Husayn'dan bildiriyor: Bende basur (hastalığı) vardı. Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) nasıl namaz kılacağımı sorduğumda:
“Ayakta kıl, eğer buna gücün yetmezse oturarak kıl, buna da gücün yetmezse yan tarafına uzanarak kıl" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:
“...Kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir..." âyetini açıklarken:
“Burada kişinin amelleri kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Zührî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Bu âyet indiği zaman müminler feryad ederek Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Elimizle, ayağımızla ve dilimizle işlediğimiz ameller için tövbe ederiz. Ancak içimizdeki vesvese için nasıl tövbe ederiz ve ondan nasıl imtina edebiliriz?" dediler. Bunun üzerine Cibrîl:
“...Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler..." âyetiyle geldi. Bu da vesvesenin önüne geçilemeyeceği mânâsındadır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada kasıt, güç ve kudrettir" dedi.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetini açıklarken:
“Burada kasıt, güç ve kudrettir" dedi.
Süfyân, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah ümmetimin yapmadıkça ve konuşmadıkça kalbinde geçirdiği şeyleri bağışlamıştır."
İbn Ebî Hâtim, Ebû Bekr el-Huzelî vasıtasıyla Şehr'den ve Ümmü'd- Derdâ'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah şu üç şeyde ümmetimi bağışlamıştır. Bunlar hata, unutma ve zorlama ile yaptıkları şeylerdir." Ebû Bekr şöyle dedi:
“Bunu Hasan'a söylediğimde:
“Evet, bu konuda Kur'ân'da:
“...Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma..." âyetini okumuyor musunuz?" dedi.
İbn Mâce, İbnu'l-Münzir, İbn Hibbân, Taberânî, Dârakutnî, Hâkim ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi:
“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."
İbn Mâce'nin bildirdiğine göre Ebû Zer, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi:
“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."
Taberânî'nin bildirdiğine göre Sevbân, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi:
“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah, ümmetimin hata, unutma ve zorlama ile yaptıklarını bağışlamıştır."
Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta ve Beyhakî'nin, Ukbe b. Âmir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah, ümmetimin üstünden hata, unutma ve zorlanma ile yaptıkları şeylerden sorumluluğu kaldırmıştır."
İbn Adiy, el-Kâmil'de, Ebû Nuaym, Târih'te, Ebû Bekre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah bu ümmetin üstünden hata, unutma ve zorlanma ile yaptıkları şeylerden sorumluluğu kaldırmıştır,"
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söylemiştir:
“Allah bu ümmetin üstünden hata, unutma ve zorlanma ile yaptıkları şeylerden sorumluluğu kaldırmıştır."
Abd b. Humeyd'in, Şa'bî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah üç şeyde ümmetimi bağışlamıştır. Bunlar hata, unutma ve zorlama ile yaptıkları şeylerdir."
Saîd b. Mansûr'un, Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah insanoğlunu, hata, unutma ve başkasının zorlamasıyla yaptığını bağışlamıştır."
İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor:
“... Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma..." âyeti indiği zaman Cibril:
“Ey Muhammed! Yüce Allah bunu (sorumluluğu) kaldırmıştır" dedi.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs (.....) kelimesi hakkında:
“Burada ahit almak kastedilmektedir" dedi.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid:
“...Bize de ağır yük yükleme..." âyeti hakkında:
“Burada ahit almak kastedilmektedir" dedi.
Tayâlisî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nâfi b. el-Ezrak ona:
“Bana:
“...Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme..." âyetini açıkla" deyince:
“Yahudilere sorumluluklar yükleyip te onları maymunlara ve domuzlara çevirdiğin gibi bizlerden de ahit alıp o duruma düşürme, mânâsındadır" dedi. Araplar bu ifadeyi biliyor mu?" deyince de:
“Evet biliyor, Ebû Tâlib'in:
"Her yıl mı yeni heyet, yeni bir mukavele ile
Anlaşmayı güçlendirip ağırlaştıracağız?" dediğini işitmedin mi?" karşılığını verdi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:
“...Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken şöyle dedi:
“Yahudi ve Hıristiyanlara, belli sorumluluklar yükleyerek, kendilerinden bunları yapacaklarına dair ahit aldığın gibi bize de yapmaktan âciz kalacağımız sorumluluklar yükleyerek onları yapacağımıza dair bizden ahit alma. Onlar, verdikleri ahdi yerine getiremeyince onları cezalandırdın. Bizleri de maymun ve domuzlara çevirme" anlamındadır.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:
“...Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yüklem. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:
“Bizden öncekilere nice ağır şeyler yüklenmişti. Bu ümmete de kolay ve hafifleştirilmiş nice şeyler vardır mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Atâ b. Ebî Rabâh:
“...Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:
“Bizi maymunlara ve domuzlara çevirme, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:
“...Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:
“Bizden önceki Ehli kitab'a yüklemiş olduğu çok ağır sorumluluklar kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce'nin, Abdurrahman b. Hasene'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İsrail oğulları giysilerine idrar bulaştığı zaman, idrarın değdiği yeri makasla keserlerdi. "
İbn Ebî Şeybe, Ebû Mûsa'dan bildiriyor: İsrail oğullarından birinin elbisesine idrar isabet ettiği zaman, idrarın değdiği yeri makasla keserdi.
İbn Ebî Şeybe, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Yahudilerden bir kadın yanıma girip:
“Kabir azabı idrardan (sakınmamaktan) dolayıdır" dedi. Ben ona:
“Yalan söylüyorsun" deyince:
“Hayır, ondan dolayı deri ve giysi kesilir" karşılığını verdi. Bunu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğumda:
“Doğru söylemiş" buyurdu.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken:
“Bize tövbesi ve kefâreti olmayan günahlar yükleme, mânâsındadır" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Fudayl:
“...Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken şöyle dedi: İsrail oğullarından bir kişi günah işlediği zaman kendisine: «Tövben kendini öldürmendir» denilirdi ve bu kişi kendini öldürürdü. Bunun üzerine böylesi bir ağır yük bu ümmetten kaldırıldı."
İbn Cerîr bildirdiğine göre Dahhâk:
“...Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:
“Yapmaktan aciz kalacağımız amelleri bize yükleme, mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr bildirdiğine göre Süddî:
“...Gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:
“Onlara yüklemiş olduğun ağır şeyleri bize yükleme ve onlara haram kıldığın şeyleri de bize haram kılma mânâsındadır" dedi.
İbn Cerîr bildirdiğine göre Selâm b. Sâbûr:
“...Gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:
“Burada cinsel şehvetin aşırılığı kastedilmektedir" dedi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mekhûl:
“...Gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma..." âyetini açıklarken:
“Burada cinsel şehvetin şiddeti ve çok şehvetli cinsel organ kastedilmektedir" dedi.
İbn Cerîr, İbn Zeyd'in:
“...Bizi affet, bizi bağışla, bize acı..." âyeti hakkında şöyle dediğini bildirir:
“Bize emretmiş olduğun şeylerde bir noksanlık edersek ve bize yasakladığın şeyler karşısında zayıf kalırsak bizi affet. Ancak senin rahmetinle bize emrettiklerini yerine getirebilir ve yasakladıklarını terk edebiliriz. Kurtulan kişicde ancak senin rahmetin sayesinde kurtulur."
Saîd b. Mansûr ve Şuabu'l-îmân'da Beyhakî, Dahhâk'tan bildiriyor: Cibrîl birçok meleklerle beraber Bakara sûresinin 285 ve 286. âyetlerini getirdi. Ancak:
“Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma" kısmına gelidiğinde:
“Bunu sana (Allah) verdi" dedi. Her kelimeden sonra da aynı şeyi söyledi.
Süfyân b. Uyeyne ve Abd b. Humeyd, Dahhâk'tan bildiriyor: Cibrîl, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara sûresinin sonunu okudu ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu ezberleyince, Cibrîl ona:
“Bunu oku!" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) okuyup bitirene kadar Cibrîl her kelimede:
“Bunu sana (Allah) verdi" diyordu.
Abd b. Humeyd, Atâ (b. Ebî Rebâh)'dan bildiriyor:
“Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma'" âyeti nâzil olduğu zaman, Cibrîl bunu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) her okuyuşunda, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Amin, ey âlemlerin Rabbi!" dedi.
Abd b. Humeyd, Ebû Zer'in:
“Bu, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydir" dediğini bildirir.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyet hakkında şöyle dedi: Cibrîl (aleyhisselam) bu âyeti Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) okuduğu zaman, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu Rabbinden diledi ve Rabbi bunu ona verdi. Bu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir şeydi.
Ebû Ubeyd, Ebî Meysere'den bildiriyor: Cibrîl, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara süresinin sonunda:
“Âmin" demeyi öğretti.
Ebû Ubeyd, Musannef’te İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Muâz b. Cebel'den bildiriyor: O, bu sûreyi okumayı bitirip "...Kafirlere karşı bize yardım et" dediği zaman:
“Âmin" derdi.
Ebû Ubeyd, Cübeyr b. Nufeyr'den bildiriyor: O, Bakara sûresinin sonunu okuduğu zaman iki defa:
“Âmin" derdi.
İbnu's-Sünnî ve Beyhakî, Şuab'da Huzeyfe'den bildiriyor: Bakara sûresini okumakta olan Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) arkasında namaz kıldım. Bitirdiğinde de, on veya yedi defa:
“Allahım! Rabbimizl Sana hamd olsun" dedi.
Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, Ahmed, Dârimî, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbnu'd-Durays ve Sünen'de Beyhakî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir gecede Bakara sûresinin son iki âyetini okursa, bu ona kâfi gelir."'
Ebû Ubeyd, Dârimî, Tirmizî, Nesâî, İbnu'd-Durays, Muhammed b. Nasr, İbn Hibbân, Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin Nu'mân b. Beşîr'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Yüce Allah gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirerek Bakara sûresini o iki âyetle bitirdi. Bu âyetler bir evde üç gece okunduğu takdirde o eve şeytan yaklaşmaz" buyurmuştur.
Ahmed, Ebû Ubeyd ve Muhammed b. Nasr'ın bildirdiğine göre Ukbe b. Âmir, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:
“Bakara sûresinin son iki âyetini okuyunuz. Zira Rabbim bana onları Arş'ın altından verdi."
Taberânî, Ukbe b. Âmir'den bildiriyor:
“Bakara sûresinin son iki âyetini tekrar tekrar okuyun. Yüce Allah bunları indirmek için Hazret-i Muhammed'i seçti."
Ahmed, Nesâî, Taberânî, İbn Merdûye ve sahîh isnâdla Şuab'da Beyhakî'nin Huzeyfe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle derdi:
“Bakara sûresinin sonundaki iki âyet bana Arş'ın altındaki hazineden verildi. (Bu iki âyet) benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir.'"
İshâk b. Râhûye, Ahmed ve Şuab'da Beyhakî'nin, Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bakara sûresinin sonunu teşkil eden iki âyet bana Arş'ın altındaki hazineden verildi. (Bu iki âyet) benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir. "
Müslim, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mirac'a çıkarıldığında Sidretü'l-Münteha'ya götürüldüğünde kendisine üç şey verilmiştir. Ona beş vakit namaz ve Bakara sûresinin sonundaki iki âyet verilip ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların büyük günahları bağışlanmıştır."
Hâkim ve, Şuab'da Beyhakî'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah bana Bakara sûresinin sonunda yer alan iki âyeti Arş'ın altındaki hazineden verdi. Onları öğrenip kadınlarınıza ve çocuklarınıza öğretiniz. Zira bu iki âyet namaz, Kur'ân ve duadır. "
Ebû Ubeyd, İbnu'd-Durays ve ez-Zikr'de Câfer el-Firyâbî'nin, Muhammed b. el-Münkedir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara sûresinin son iki âyeti için:
“Onlar (bu iki âyet) Kur'ân'dır. Onlar duadır. Onlar Cennete sokan ve Rahmân'ı razı eden âyetlerdir" buyurmuştur.
Deylemî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“İki âyet vardır ki bunlar Kur'ân'dır ve şifa verendir. Bu iki âyet, Allah'ın sevdiği Bakara sûresinin son iki âyetidir."
Taberânî'nin ceyyid bir isnâdla, Şeddâd b. Evs'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirerek Bakara sûresini o iki âyetle bitirdi. Bu âyetler bir evde üç gece okunduğu takdirde o eve şeytan yaklaşmaz. "
Müsedded, Hazret-i Ömer'den bildiriyor: Ergenlik çağında olup da Bakara sûresinin son iki âyetini okumadan uyuyanı görmedim. Zira onlar Arş'ın altındaki hazinedendir.
Dârimî, Muhammed b. Nasr, İbnu'd-Durays ve İbn Merdûye, Hazret-i Ali'den bildiriyor: Ergenlik çağında olup da Bakara sûresinin son üç âyetini okumadan uyuyanı görmedim. Zira onlar Arş'ın altındaki hazinedendir.
Firyâbî, Ebû Ubeyd, Taberânî ve Muhammed b. Nasr, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Bakara sûresinin sonundaki bu âyetler, Arş'ın altındaki hazineden indirilmiştir.
Taberânî, İbn Mes'ûd'un:
“Kim bir gece Bakara sûresinin sonunu okursa çok güzel bir şekilde ibadet etmiş olur" dediğini bildirir.
Hatîb, Talhîs el-Muteşâbih'te İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:
“Kim Bakara sûresinin son üç âyetini okursa, çok güzel bir şekilde ibadet etmiş olur."
İbn Adiy'in, Ebû Mes'ûd el-Ensârî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah Cennet hazinelerinden iki âyet indirdi. Rahmân onları insanları yaratmadan iki bin yıl önce kendi eliyle yazdı. Kim bu âyetleri yatsıdan sonra okursa, onlar kendisi için gece namazı kılması yerine sayılır. "
İbnu'd-Durays, Ebû Mes'ûd el-Bedrî'den bildiriyor: Kim Bakara sûresinin sonunu okursa, onlar kendisi için gece namazı kılması yerine sayılır.
Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Bakara sûresinin sonunda yer alan iki âyet, Arş'ın altındaki hazineden verilmiştir.
Ebû Ya'lâ, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sabah namazının birinci rekatında:
“Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı..."' âyetinden itibaren sûreyi bitirene kadar okurdu. İkinci rekatta ise:
“De ki: «Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin.» Eğer yüz çevirirlerse: «Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun» deyin"' âyetini okurdu.
Abd b. Humeyd, Ka'b'dan bildiriyor: Mûsa'ya (aleyhisselam) verilmeyen dört âyet Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) verildi. Mûsa'ya da, Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) verilmeyen âyetler verildi. Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) verilen âyetler:
“Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır..." âyetinden sûrenin sonuna kadar olan bu üç âyet ve Âyetü'l-Kürsî'dir. Mûsa'ya (aleyhisselam) verilen ise şöyledir:
“Allahım! Şeytanın kalbimize girmesini engelle ve bizi ondan kurtar. Çünkü kâinat seninve güç senindir. Saltanat senin, mülk senin ve hamd senindir. Yer ve sema da senindir. Tüm zamanlar daima senindir. Amin, amin.
Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: O, Bakara sûresinin sonunu okuduğu zaman:
“Sen büyük bir nimetsin! Sen büyük bir nimetsin!" derdi.
İbn Cerîr, Tezhîbu'l-Âsâr'da, Ebû Eyyûb'dan bildiriyor: Ebû Kilâbe kendisine sıkıntı duasını yazdı ve oğluna şunu öğretmesini emretti:
“Azim ve Halim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Arş'ın yüce Rabbi Allah'tan başka ilah yoktur. Arş'ın Kerim Rabbi, yedi kat göklerin ve yerin Rabbi Allah'tan başka ilah yoktur. Seni eksikliklerden tenzih ederim ey Rahmân! Olmasını dilediğin olur, olmasını dilemediğin de olmaz. Güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur. Yedi kat gökyüzünü tutan ve içindekileri yere düşürmeyen sensin. Yarattıklarının ve var ettiklerinin şerrinden sana sığınırım. Zehirli haşere ile zehirli yılanın şerrinden, dünyadaki ve âhiretteki tüm kötülüklerin şerrinden,
Yüce Allah'ın, hiçbir iyi ile kötünün aşamayacağı eksiksiz kelimelerine sığınırım. Sonra Âyetü'l-Kürsi'yi ve Bakara sûresinin sonunu okusun. Allah doğrusunun bilir.