ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ

Âl-i İmrân Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 4

1–5. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:6

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

"Elif, Lâm Mîm. Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, Hayy ve Kayyûm'dur. O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır. Şu da kesindir ki, ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. Sizi, rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O dur. Kendisinden başka tanrı olmayan, şan, şeref ve hikmet sahibi olan Odur."

İbnu'l-Enbârî, Mesâhifte, Ubey b. Ka'b'ın bu (ilk) âyeti (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.

Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildiriyor:

“Kayyûm" kelimesi her şeyi gözeten mânâsındadır.

Ebü Ubeyd, Saîd b. Mansûr ve Taberânî, İbn Mes'ûd'un bu âyeti: (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.

Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Dâvud, İbnu'l-Enbârî, Mesâhifte, İbnu'l-Münzir ve Hâkim, Hazret-i Ömer'den bildiriyor: O yatsı namazını kıldı ve okumaya Âl-i İmrân sûresinden başlayarak: (.....) şeklinde okudu.

İbn Ebî Dâvud, A'meş'ten bildiriyor: Bu âyet Abdullah'ın kıraatında (.....) şeklindedir.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Alkame bu âyeti (.....) şeklinde okurdu.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Enbârî, Ebû Ma'mer'den bildiriyor: Alkame'nin bu âyeti (.....) şeklinde okuduğunu işittim. Abdullah'ın öğrencileri de (.....) şeklinde okurlardı.

İbn Ebî Şeybe, Musannef’te, Âsim b. Kuleyb'ten, o da babasından bildiriyor: Hazret-i Ömer, cuma hutbesini verdiği zaman Âl-i İmrân sûresini okumayı severdi.

İbn İshâk, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir Muhammed b. Câfer b. ez- Zübeyr'den bildiriyor: Necrân'dan on dördü eşraftan olmak üzere altmış kişilik binekli bir heyet Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi. Onlardan Ebû Hârise b. Alkame, Âkib, Abdu'l-Mesîh ve Elhem es-Seyyid, Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) konuşturdu. Bunlar kırallarınnı dini üzere Hıristiyan idiler. Onlar ihtilafa düşmüş oldukları konuda, kimi:

“(Hazret-i İsa için) O Allah'tır" diyor, kimi:

“O Allah'ın oğludur" diyor, kimi de:

“O üç ilahın üçüncüsüdür" diyordu. Bu Hıristiyanların deyişiydi. "O Allah'tır diyenler delil olarak:

“O Allah'tır.

Çünkü o ölüleri dirilten, hastaları iyileştiren ve gaybtan haber verendir. O çamuru kuş gibi yapar, sonra ona üflediğinde o gerçek kuş olurdu. Bunların hepsi insanlara delil olsun diye Allah'ın izniyle olmaktadır" dediler. "O Allah'ın oğludur" diyenler ise:

“O, Allah'ın oğludur. Çünkü onun belli bir babası yoktur ve beşikte iken konuşmuştur. Hiç bir Âdemoğlu böyle bir şey yapmamıştır" dediler. Onun üç ilahtan üçüncüsü olduğunu iddia edenler de:

“Yüce Allah: «Yaptık, emrettik, yarattık ve hükmettik» buyurmaktadır. Eğer Allah bir kişi olsaydı o mutlaka: «Yaptım, emrettim, hükmettim ve yarattım» derdi. Fakat bunlar Allah, İsa ve Meryem'dir" dediler. Bunların öyle deyişi üzerine Kur'ân indi ve Yüce Allah, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) onların söylemiş oldukları şeyleri zikretti. Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem), iki bilgin konuşturduğunda, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:

“Müslüman olun" dedi. Onlar da:

“Biz senden önce Müslüman olduk" dediklerinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yalan söylediniz. Sizin Allah'a çocuk isnâd etmeniz, haça tapmanız ve domuz eti yemeniz Müslüman olmanıza engeldir" buyurdu.

Onlar:

“Ey Muhammed! Onun babası kimdir?" dediklerinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sustu ve cevap vermedi. Bunun üzerine Yüce Allah onların ihtilafa düştükleri konu hakkında, Âl-i İmrân suresinin başından itibaren seksen küsur âyet kadar indirdi. Yüce Allah bu sûreye, kendisini onların iddia ettiklerinden tenzih ederek başladı. Bir olduğunu ve yarattıklarından herhangi bir ortağı olmadığını bildirerek onların uydurdukları inkârcılığı, onun ortağı olduğunu söylemelerini reddetti ve onların sapıklık içinde olduklarını beyan edip:

“Elif, Lam, Mim. Allah, Ondan başka tanrı olmayan Hayy ve Kayyûm olan Allah'" buyurdu. Burada da şu kastedilmektedir:

“Onun işlerinde bir ortağı yoktur. O ölmeyendir, oysa İsa (aleyhisselam) dediklerine göre öldü. Yüce Allah kendi zatıyla kaimdir, onun fâni olma durumu yoktur. Oysa İsa (aleyhisselam) fâni olmuştur.

İbn İshâk Muhammed b. Sehl b. Ebî Umâme'den bildiriyor:

“Necrân ahalisi Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına İsa b. Meryem'i sormaya geldiğinde onlar hakkında Âl-i İmrân sûresi, başından 80. âyetine kadar indi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bildiriyor: Hıristiyanlar Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gelip İsa b. Meryem hakkında kendisiyle tartıştılar. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Babası kimdir?" diye sorup Allah'a karşı iftirada bulunarak yalan sözler söylediler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:

“Siz her çocuğun kendi babasına benzediğini bilmiyor musunuz?" dedi. Onlar:

“Evet (biliyoruz)" karşılığını verdiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Rabbimizin diri, ölümsüz olduğunu ve İsa'nın fâni olacağını bilmiyor musunuz?" dedi. Onlar yine:

“Evet (biliyoruz)" karşılığını verdiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Rabbimizin her şeyi yönetip idare ettiğini onları koruyarak rızık verdiğini bilmiyor musunuz?" diye sorunca:

“Evet (biliyoruz)" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Peki, İsa bunlardan bir şeye sahip midir?" deyince:

“Hayır (değildir)" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Peki, yeryüzünde ve gökyüzünde Yüce Allah'a hiçbir şeyin gizli kalmadığını bilmiyor musunuz?" dedi. Onlar:

“Evet (biliyoruz)" deyince:

“Peki, İsa kendisine öğretilenler dışında yeryüzü ve gökyüzünde olanlar hakkında bir şey biliyor mu?" dedi. Onlar:

“Hayır (bilmiyor)" karşılığını verdiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yüce Allah, İsa, ana rahmindeyken ona istediği gibi şekil verdi. Rabbimizin yemek yemediğini, bir şey içmediğini ve bizler gibi ihtiyaç giderme durumunun olmadığını bilmiyor musunuz?" diye sorunca da:

“Evet (biliyoruz)" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Peki, annesinin İsa'ya her kadın gibi hamile kaldığını, sonra da diğer kadınların doğurması gibi onu doğurduğunu, İsa'nın her çocuğun beslendiği gibi beslendiğini, sonra onun yemek yediğini, içecek içtiğini ve ihtiyaç sahibi olduğunu bilmiyor musunuz?" diye sordu. Onlar:

“Evet (biliyoruz)" deyince de:

“Öyleyse bu nasıl sizin iddia ettiğiniz gibi (tanrı) olabilir?" dedi. Onlar gerçeği anladılar, ancak kabul etmeyip inkâr ettiler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Elif, Lam, Mim. Allah, Ondan başka tanrı olmayan Hayy ve Kayyûm olan Allah'" âyetlerini indirdi.

Saîd b. Mansûr ve Taberânî, İbn Mes'ûd'un bu âyeti (.....) şeklinde okuduğunu bildirirler.

İbn Cerîr, Alkame'nin bu âyeti (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.

Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Kendisinden önceki kitapları tasdik eden hak Kitab'ı sana indirdi...'" âyetini açıklarken:

“Burada kendisinden önceki kitaplar veya peygamberler kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Tasdik eden hak Kitab'ı sana indirdi..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Delil olarak Nuh'a, İbrâhim'e ve Hûd'a (aleyhimusselam) ve peygamberlere indirilenler kastedilmektedir."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Tasdikeden hak Kitab'ı sana indirdi..." âyetini açıklarken:

“Kur'ân kendisinden daha önce indirilen kitapları tasdik edendir" dedi. "...Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti..." âyeti hakkında ise:

“Bunlar içinde, ona inanıp, onunla amel edecekler için Allah'tan delil ve koruma olan, Yüce Allah'ın indirmiş olduğu iki kitaptır" dedi. "...O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitab'ı indirdi..." âyetini açıklarken de:

“Kur'ân'la, hakla batılın arasını ayırıp, helali helal, haramı da haram kılmış, kanunlarını koyup ceza hükümlerini bildirmiş, farzları emredip delillerini göstermiş ve kendisine itaati emredip ma'siyeti yasaklamıştır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“...Tasdik eden hak Kitab'ı sana indirdi..." âyetini açıklarken:

“Bazı grupların İsa (aleyhisselam) hakkında ve başka şeylerde ihtilaf ettikleri hususta hakkı batıldan ayırmıştır" dedi. "...Doğrusu Allah'ın âyetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır" âyeti hakkında ise:

“Yüce Allah, âyetlerini öğrenip bildikten sonra kendi katından gelenleri inkâr eden kişilerden öcünü alır" demiştir. "...Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz" âyetini açıklarken ise:

“Onların istediklerini, hilelerini, İsa'yı (aleyhisselam) iddialarıyla ilah ve Rabbe benzetmelerini bilmektedir. Hâlbuki onların bildiği de öyle değildir. Fakat Allah'ı aldatıp onu inkâr etmektedirler" dedi. "...Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur...'" âyeti hakkında İse:

“İsa (aleyhisselam) da kendilerine rahimde şekil verilenlerdendir. Onlar İsa'ya (aleyhisselam), başka Âdemoğluna şekil verildiği gibi şekil verildiğini kabul etmeyip inkâr etmemektedirler. O, öylesi bir konumda iken nasıl olur da ilah olabilir?" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“...Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur..." âyeti hakkında:

“Burada erkek veya dişi olması kastedilmiştir" dedi.

İbn Cerîr'in Süddî vasıtasıyla bildirdiğine göre Ebû Mâlik, Ebû Sâlih, İbn Abbâs, Murra, İbn Mes'ûd ve ashâbtan bazıları:

“...Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur..." âyetini açıklarken şöyle demişlerdir:

“Nutfe ana rahmine düştüğü zaman kırk gün bedende dolaşır. Sonra kırk gün bir pıhtı olarak kalır. Sonra da kırk gün boyunca bir et parçası olarak kalır. Yaratılma zamanına geldiği vakit Yüce Allah ona şekil verecek meleği gönderir. Melek iki parmağı arasında toprak getirir ve bu toprağı o et parçasına karıştırıp onu toprakla yoğurur, sonra da kendisine verilen emir üzere ona şekil verir. Sonra melek:

“Bu erkek mi dişi mi, cehennemlik mi, cennetlik mi olacak? Rızkı nedir, ömrü ne kadardır ve başına gelecek musibetler nelerdir?" diye sorar. Yüce Allah bunları söyler, melek te yazar. Bu kişi ölünce de cesedi o toprağın alınmış olduğu yere defnedilir."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur..." âyetini açıklarken:

“Erkek, dişi, kırmızı, beyaz, siyah, bedeni tam veya eksik, dilediği gibi şekillendirmesi mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye:

“...Güçlüdür, Hakim'dir" âyetini açıklarken:

“O, intikam alacak olursa intikamında güçlüdür ve işlerine hâkimdir" demiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

"Sana bu kitabı indiren O dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyiflerine göre te vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun te vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, «Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır» derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ali vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Muhkem âyetler:

“Neshedeci olan, helâli ve haramı belirten, cezaları ve farzları bildiren, iman edilen ve kendisiyle amel edilen âyetlerdir. Müteşabih âyetler ise hükümleri kaldırılan, sonra zikredilmesi icab ederken önce zikredilen, önce zikredilmesi gerekirken sonra zikredilen, misal olarak verilen, yemin olarak zikredilen âyetlerdir. Bunlara iman edilir, fakat amel edilmez."

İbn Cerîr, Avfî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Muhkem âyetler: Neshedici olan, kendisiyle amel edilen âyetlerdir. Müteşâbih âyetler ise:

“Neshedilen ve kendisiyle amel edilmeyen âyetlerdir.

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve İbn Merdûye, Abdullah b. Kays'tan bildiriyor: İbn Abbâs'ın:

“...Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ..."" âyetini açıklarken şöyle dediğini işittim:

“En'âm sûresinin sonlarında bulunan üç âyet muhkem âyetlerdir. Bunlar:

“...Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim..." âyeti ve sonrasındaki iki âyettir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim başka bir kanalla İbn Abbâs'ın:

“...Âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“...Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim..."âyeti ile sonrasındaki iki âyet muhkem âyetlerdir. Yine:

“Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ... buyurmuştur..." âyeti ve sonrasındaki üç âyet muhkem âyetlerdir.

İbn Cerîr'in Süddî vasıtasıyla bildirdiğine göre Ebû Mâlik, Ebû Sâlih, İbn Abbâs, Murra, İbn Mes'ûd ve ashâbdan bazıları şöyle demişlerdir:

“Muhkem âyetler: Nesheden ve kendisiyle amel edilen âyetlerdir. Müteşâbih âyetler ise:

“Neshedilen âyetlerdir."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Muhkem âyetler helal ve haramı belirten âyetlerdir" dedi.

Firyâbî ve Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildiriyor: Muhkem âyetler:

“Helal ve haramı belirten âyetlerdir. Bunların dışında olanlar ve birbirini doğrulayan âyetler ise müteşâbih âyetlerdir. "...Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır...'" âyeti:

“...Allah böylece, inanmayanları küfür bataklığında bırakır" âyeti ve:

“Doğru yolu bulanların ise Allah doğruluklarını artırır, onların karşı gelmekten sakınmalarını sağlar" âyetleri gibi olanlar müteşâbih âyetlerdir.

İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bildiriyor: Muhkem olan âyetler kesin hükümlü olan âyetlerdir.

Abd b. Humeyd, İbnu'd-Durays, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İshâk b. Süveyd'den bildiriyor: Yahya b. Ya'mer ve Ebû Fâhite:

“...Bu âyetler, kitabın anası demektir ..." âyeti hakkında münakaşa ettiler. Ebû Fâhite şöyle dedi:

“Bu âyetler sûrelerin başlangıcıdır ve Kur'ân bunlardan çıkmaktadır. "Elif, Lam, Mim. Bu, ... Kitab'dır" âyetlerinde olduğu gibi Bakara sûresi bununla başlamaktadır. "Elif, Lam, Mim. Allah, Ondan başka tanrı olmayan, Hayy ve Kayyûm'dur" görüldüğü gibi Âl-i İmrân sûresi de bununla başlamaktadır." Yahya ise:

“Bu âyetlerde farzlar, emirler, yasaklar, helal olanlar, ceza uygulamaları ve dinin direği bulunmaktadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Bu âyetler, kitabın anası demektir ..." âyetini açıklarken:

“Bunlar kitabın aslıdır. Çünkü bunlar bütün kitaplarda yazılıdır" demiştir.

İbn Cerîr, Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr'den bildiriyor: Muhkem âyetler, içlerinde Yüce Allah'ın kesin delilleri bulunan, kullarını koruyan, bâtıl olarak karşı çıkanları def eden âyetlerdir. Bunların asıl mânâlarını değiştirmek ve tahrif etmek söz konusu değildir. Müteşâbih olan âyetler ise, çeşitli yönlere te'vil edilebilen, sapıkların, sapıklığa çekebilecekleri âyetlerdir. Allah kullarını helal ve haramla imtihan ettiği gibi bu âyetlerle de imtihan etmiştir.

Ancak âyetlerin mânâsı, batıl şeylerle değiştirilmemeli ve haktan tahrif edilmemelidir.

İbn Cerîr, Mâlik b. Dînar'dan bildiriyor: Hasan(-ı Basrî)'ye:

“...Kitabın anası demektir ..." âyetinin anlamını sorduğumda:

“Bunlar helal ve haramlardır" karşılığını verdi. Ona:

“Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur" âyetini sorduğumda da:

“Bu, Kur'ân'ın anasıdır" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Mukâtil b. Hayyân'dan bildiriyor: O:

“...Bunlar kitabın anası demektir ..." âyeti hakkında:

“Hiç bir din ehli yoktur ki mutlaka onları kabul etmiştir" dedi. "...Diğer bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir...'" âyeti hakkında ise:

“Yani bize söylenen (.....), (.....), (.....), (.....) âyetler gibi olanlardır" dedi.

İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Kur'ân'daki müteşâbih âyetler okundukları zaman birbirine benzeyen âyetlerdir. Delalete düşenler bu yüzden düşmektedirler. Her fırka Kur'ân'dan bir âyet okur ve bunun kendi haklarında olduğunu iddia eder. Hariciler, müteşâbih âyetlerden:

“...Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir" âyetine tabi olurlar ve onunla beraber:

“...Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar" âyetini okurlar. İmamlarının haksız bir hüküm verdiğini gördüklerinde:

“O küfretmiştir, küfreden de bir şeyi Rabbine eşit kılmış olur. Öyle eden de şirk koşmuş olur. Bunlar da müşrik ümmetlerdir" derlerdi.

Buhârî, Târih'te ve İbn Cerîr, İbn İshâk vasıtasıyla Kelbî'den, o Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs ile Câbir b. Abdillah b. Riab'dan bildiriyor: Ebû Yâsir b. Ahtab Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına uğradı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Bakara sûresinin (.....) olan baş kısmını okurken Yahudilerden biri geldi. Sonra yahudilerden bir grupla oturan kardeşi Ebû Yâsir b. Ahtab kardeşi Huyey'in yanına gitti ve:

“Vallahi Muhammed'in (.....) âyetlerini okuduğunu işittim" dedi. Huyey:

“Bizzat sen işittin mi?" diye sorunca, Ebû Yâsir:

“Evet" cevabını verdi. Bunun üzerine Huyey yanındaki Yahudilerle beraber Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gitti ve:

“Sana indirilenler içinde (.....) okuduğun söyleniyor" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet" cevabını verince, Yahudiler:

“Allah, senden önce de peygamberler gönderdi. Allah, onlardan herhangi bir peygambere, iktidarının ve ümmetinin ecelinin ne kadar olacağını beyan ettiğini bilmiyoruz. Bunu ancak sana bildirmiş" dediler ve Huyey b. Ahtab yanındakilere dönüp:

“Elif, bir, lam otuz, mim ise kırk demektir (yani Ebced hesabıyla) ve bu da yetmiş bir yıl eder. Şimdi sizler kendi iktidarı ve ümmetinin eceli yetmiş bir yıl sürecek olan bir peygamberin dinine mi gireceksiniz?" dedi. Sonra:

“Ey Muhammed! Bu zamana ilave olarak başka bir şey var mı?" diye sordu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet (.....) âyeti vardır" buyurunca, Huyey:

“Bu daha ağır ve daha uzundur. Elif bir, lam otuz, mim kırk, sad ise doksan demektir. Bunların hepsi, yüz altmış bir yıl demektir. Bundan başka bir şey var mıdır?" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet "(.....) âyeti vardır" buyurunca, Huyey:

“Bu daha ağır ve daha uzundur. Elif bir, Lam otuz, ra ise iki yüz demektir. Bunların hepsi, iki yüz otuz bir yıl demektir. Bundan başka bir şey var mıdır?" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet, (.....) âyeti vardır" karşılığını verince, Huyey:

“Bu daha ağır ve daha uzundur. Bu iki yüz yetmiş bir yıl demektir" deyip şöyle devam etti:

“Senin işin bize karışık geldi. Öyle ki, sana çok şey mi, yoksa az şey mi verildi anlayamadık." Sonra kalkıp gittiler. Ebû Yâsir, kardeşi Huyey ve yanındakilere:

“Ne biliyorsunuz, belki de Muhammed'e, bunların toplamı verilmiştir. Bunlar, yetmiş bir, yüz altmış bir, iki yüz otuz bir, iki yüz yetmiş bir yıldır ve toplam yedi yüz otuz dört yıl yapar" deyince, onlar:

“Onun durumu bize karışık geldi" dediler.

"Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onda Kitâb'ın temeli olan kesin anlamlı âyetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların müteşabih (çeşitli anlamlı) olanlarına uyarlar...'" âyetinin bu kişiler hakkında nâzil olduğu söylenir.

Yunus b. Bukeyr, el-Meğâzi'de, İbn İshâk'tan, "Muhammed b. Ebî Muhammed — İkrime — Saîd b. Cübeyr — İbn Abbâs ve Câbir b. Riab" kanalıyla bildiriyor: Ebû Yâsir b. Ahtab, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Bakara sûresinin baş kısmını (.....) okurken yanına uğradı" dedi ve bu husustaki meseleyi anlattı.

İbnu'l-Münzir, Tefsîr'de başka bir kanalla İbn Cüreyc'ten mu'dal olarak nakletti.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Kalblerinde kaypaklık olanlar..." âyetini açıklarken:

“Kalplerinde kaypaklık olanlar muhkem âyetleri müteşâbih olanlara, müteşâbih âyetleri de muhkem olanlara göre te'vil edip insanların kafalarını karıştırırlardı. Yüce Allah ta onların kafalarını karıştırdı" dedi. "...Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez..." âyeti hakkında ise:

“Bunun te'vili kıyamet günündedir ve bunu Allah'tan başka kimse bilmez" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelimesi ile:

“Şüphe" kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“...Kalblerinde kaypaklık olanlar..." âyetini açıklarken:

“Burada münafıklar kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Müteşabih olanlarının peşine düşerler..." âyetini açıklarken:

“Dalalete düştükleri ve helak oldukları kapı, te'vil peşine düşmeleri idi" dedi. "...Fitne ... peşine düşerler..." âyeti hakkında ise:

“Şüphelilerin peşine düşerler, mânâsındadır" dedi.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Dârimî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân ve Delâil'de Beyhakî Hazret-i Âişe vasıtasıyla bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyiflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar, «Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır» derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünemez" âyetini okudu ve şöyle buyurdu:

“Eğer müteşabih âyetler hakkında mücadele edenleri görürseniz onlardan sakının. Onlar Allah'ın isimlendirdiği (bu) kimselerdir." Buhârî'nin lafzında ise şu şekildedir:

“Eğer müteşâbih âyetlere tabi olanları görürseniz onlardan sakının. Onlar Allah'ın (âyette) adlandırdığı kimselerdir." İbn Cerîr'in lafzında ise:

“Müteşâbih âyetlere tabi olanları gördüğünüz zaman onlardan sakının. Onlar Allah'ın adlandırdığı kimselerdir" şeklindedir. Ayrıca İbn Cerîr'in lafzında:

“Müteşâbih âyetlere tabi olanları ve o âyetler hakkında mücadele edenleri gördüğünüz zaman onlardan sakının. Onlar Allah'ın isimlendirdiği kimselerdir. Onlarla beraber oturmayın" şeklindedir.

Abdurrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin, Sünen'de, Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kalblerinde kaypaklık olanlar... müteşâbih olanlarının peşine düşerler" ' âyeti hakkında:

“Bunlar Hâricilerdir" dedi. "O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır..."' âyeti hakkında da yine:

“Bunlar Hâricilerdir" dedi.

Taberânî'nin bildirdiğine göre Ebû Mûsa el-Eş'arî, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işitti:

“Ümmetim için şu üç şeyden korkarım: Fazla mal biriktirmelerinden, hased ederek birbirlerini öldürmelerinden ve kendilerine kitap açıldığı zaman müminlerin te'vil yapmak için müteşâbih âyetleri ele almalarındandır. Zira Yüce Allah «Halbuki onun te'vil ini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde derileşmiş olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez»buyurmaktadır. Onlar, ilimleri artınca onu önemsemeyerek kaybederler. "

Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetim hesabına korktuğum şey, mal (para) biriktirmeleri ve birbirleriyle yarışarak bu uğurda savaşmalarıdır. Yine ümmetim için korktuğum şey, kendilerine Kur'ân açıldığı zaman onu müminler, kafirler ve münafıkların (herbiri kendince ayrı niyetlerle) okuyup ta müminin (âyette geçen) helali (kendince yoruma gitmeden) helal kabul etmesidir. "

Ebû Ya'lâ'nın Huzeyfe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden bir kavim Kur'ân'ı okuyacak, onu kötü hurma gibi yayacaklar ve onu gerçek te'vilinin dışında te'vil edeceklerdir,"

İbn Sa'd, İbnu'd-Durays, Fadâil'de , İbn Merdûye, Amr b. Şuayb'dan, o babasından, o da dedesinden bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kur'ân hakkında münakaşa eden bir topluluğun yanına gitti. Sonra öyle öfkelendi ki onlara:

“Sizden önceki ümmetler bununla dalalete düştüler. Onlar peygamberlerinde ihtilaf ettiler ve kitaplarının bir kısmını bir kısmıyla yalanladılar. Zira Kur'ân bir kısmı bir kısmını yalanlasın diye indirilmedi. Aksine bir kısmı bir kısmını doğrulasın diye indirildi. Siz ondan bildiklerinizle amel edin. Müteşâbih olanlara da iman edin" buyurdu.

Ahmed, başka bir kanalla Amr b. Şuayb'dan, o babasından, o da dedesinden bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir topluluğun münakaşa ettiğini işitti ve:

“Sizden önceki kavimler bununla helak oldular. Allah'ın kitabının bir kısmını bir kısmı ile yalanladılar. Oysa Allah'ın kitabı bir kısmı bir kısmını doğrulasın diye indirildi. Onun bir kısmını bir kısmı ile yalanlamayın. Ondan bildiğinizi söyleyin bilmediğinizi de bilenine bırakın" buyurdu.

İbn Cerîr, Hâkim, İbâne'de Ebû Nasr es-Siczî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Önceki kitaplar bir kapıdan ve bir kıraat üzere iniyordu. Kur'ân ise yedi kapıdan; yasaklar, emirler, helal, haram, muhkem, müteşâbih ve misaller olmak üzere yedi kıraat üzeri indi. Onun helal kıldığım helal sayıp, haram kıldığını da haram sayın. Size emredileni yapın ve yasaklananı da terkedin. Misallerden ibret alın. «Onun hepsi Rabbimizin katındandır, ona inandık» deyin."

İbn Ebî Hâtim, İbn Mes'ûd'dan aynı hadisi mevkûf (yani onun sözü) olarak nakletti.

Taberânî'nin, Ömer b. Ebî Seleme'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Abdullah b. Mes'ûd'a dedi ki:

“Önceki kitaplar gökyüzünden bir kapıdan inerdi. Kur'ân ise yedi kapıdan; helal, haram, muhkem, müteşâbih, misaller, emir ve yasaklar olmak üzere yedi kıraat üzere indi. Onun helal kıldığını helal sayıp, haram kıldığını da haram say. Muhkem âyetlerle amel edip şüphelilerin yanında dur. Misallerinden ibret al. Bunların tümü Allah katındandır. Bunlardan ancak akıl sahipleri ibret alır?

İbnu'n-Necâr'ın zayıf bir isnâdla, Târih Bağdâd'da, Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbesinde şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Yüce Allah Kitab'ında muhkem âyetlerle sizlere helal ve haram kıldığı şeyleri göstermiştir. Onun helal kıldığını helal sayıp, haram kıldığını da haram sayın. Müteşâbih âyetlere de iman edin. Muhkem olan âyetlerle amel edip misallerinden ibret alın."

İbnu'd-Durays, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

“Kur'ân, haram, helal, muhkem, müteşâbih ve misaller olmak üzere beş yönü ile indi. Onun helal kıldığını helal sayıp, haram kıldığını da haram sayın. Müteşâbih âyetlere de iman edin. Muhkem olan âyetlerle amel edip misallerinden ibret alın."

İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Kur'ân, Peygamberinize (sallallahü aleyhi ve sellem) yedi kıraat üzere indirildi. Sizden öncekilere kitap bir kapıdan bir kıraat üzere inerdi.

İbn Cerîr ve Nasr el-Makdisî'nin, el-Hucce'de, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kur'ân yedi harf üzere inmiştir. Kur'ân'da münakaşa etmek küfürdür. Ondan bildiklerinizle amel edin ve bilmediklerinizi bilen birine havale edin. "

Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân' da, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kur'ân'ı i'rab ederek onun gariplerine tabi olun. Onun garipleri mirası ve cezaları bildirmesidir. Zira Kur'ân, haram, helal, muhkem, müteşâbih ve misaller olmak üzere beş yönü ile indi. Helal olanlarla amel edip haramdan sakının. Muhkem olan âyetlere uyun, müteşâbih olanlara iman edin ve misallerinden ibret alın."'

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Kur'ân sarmaşık dalları gibi çok fenlere sahiptir. Zâhiri ve bâtinidir. Onda acaip olan şeyler tükenmez ve mânâsının sonuna varılmaz. Onu sabırla (yavaşça düşünerek) okuyan kişi kurtuluşa erer. Onu şiddetle (düşünmeden) okuyan kişi sapıklığa düşer. Onda haber, misal, haram, helal, nesheden, neshedilen, muhkem, müteşâbih, zâhiri ve bâtini âyetler vardır. Zâhiriliği tilâveti, bâtiniliği ise te'vilidir. Onu âlimlerden dinleyin ve cahillerle oturmaktan sakının. Aynı zamanda âlim kişinin yanlış fetvasından da sakının.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bildiriyor: Hıristiyanlar Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sen İsa'nın kelimetullah ve ruhundan olduğunu iddia etmiyor musun?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet" karşılığını verdi. Onlar da:

“Bu bizim için kâfidir" dediler ve Yüce Allah:

“...Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyiflerine göre te'vil yapmak için onun müteşâbih olanlarının peşine düşerler..."' âyetini indirdi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbnu'l-Enbârî, Azdâd'da ve Hâkim, Tâvus'tan bildiriyor: İbn Abbâs bu âyeti: (.....) şeklinde okurdu.

İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte, A'meş'ten bildiriyor: Bu âyet Abdullah'ın kıraatında: (.....) şeklindedir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Ebî Muleyke'den bildiriyor: Hazret-i Âişe bana bu âyetleri okuyup:

“İlimde derinleşmiş olanlar, muhkem ve müteşâbih âyetlere inanırlar ve te'vilini bilmezlerdi. Onun te'vilini sadece Allah bilir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şa'sâ' ve Ebû Nehîk'ten bildiriyor. Siz, âyeti munkatı' olduğu halde: (.....) kısmını okuyup durakladıktan sonra (.....) kısmını okumanız gerekirken) onu mavsûl olarak okuyorsunuz. İlimde derinleşmiş olanların ilmi müteşâbih âyetlerde:

“ Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler") kısmına kadardır."

İbn Cerîr, Urve'den bildiriyor: İlimde derinleşmiş olanlar onun te'vilini bilmezler. Ancak:

“Biz buna inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" derler.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Ömer b. Abdilazîz'den bildiriyor: İlimde derinleşmiş olanların ilmi, Kur'ân'ın te'vili karşısında bitti ve onlar:

“Biz buna inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" dediler.

İbn Ebî Şeybe Musannef’te, Ubey'den bildiriyor: Allah'ın Kitâbı'nda açık (muhkem) olan âyetlerle amel edin. Müteşâbih olanlara da iman ederek onları bilenlere (ilim ehline) bırakın.

İbn Ebî Şeybe, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Kur'ân'ın yol gösteren yol işaretleri gibi işaretleri vardır. Ondan bildiklerinize tutunun ve bilmediklerinizi (ilim ehline) bırakın.

İbn Ebî Şeybe Muâz'dan bildiriyor: Kur'ân'ın yol gösteren, yol işaretleri gibi işaretleri vardır. Bu, hiç kimseye gizli değildir. Ondan bildiğiniz bir şeyi kimseye sormayın, şüpheye düştüğünüz şeyleri de bilenine bırakın.

İbn Cerîr, Eşheb vasıtasıyla bildirdiğine göre Mâlik bu âyeti okurken: (.....) kısmını okuyup durakladıktan sonra (.....) kısmını okudu ve "Fakat ilimde derinleşmiş olanlar onun te'vilini bilmezler" dedi.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî'nin bildirdiğine göre Enes, Ebû Umâme, Ebu'd-Derdâ ve Vâsile b. el-Eska' bildiriyor: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) ilimde derinleşmiş olanlar sorulduğunda:

“Yeminini bozmayan, dili doğru söyleyen, kalbi doğru olan, midesini ve cinsel organını haramdan koruyan kişi, ilimde derinleşenlerdendir" buyurdu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve el-Vakfta İbnu'l-Enbârî, İbn Abbâs'tan bildiriyor:

“Kur'ân'ın dört yönü vardır. Bir yönü sadece âlimlerin bildiğidir, bir yönü herkesin bilmesi gereken ve bilmemesi mazur görülmeyen helal ve haramdır, bir yönü dillerinin Arap olması sebebiyle Arapların bildiğidir, bir yönü de te'vilini sadece Allah'ın bildiğidir. Onun te'vilini bildiğini iddia eden kişi yalancıdır."

İbn Asâkı'r, Abdullah b. Yezîd el-Evdî vasıtasıyla bildiriyor: Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini işittim:

Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) ilimde derinleşenlerin kim olduğu sorulunca:

“İlimde derinleşenler doğru konuşan, yeminini bozmayan ve cinsel organını (haramlardan) koruyandır" buyurdu.

İbnu'l-Münzir, Kelbî vasıtasıyla Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs'tan bildiriyor: Kur'ân'ın dört yönü vardır. Bir yönü sadece âlimlerin bildiğidir, bir yönü herkesin bilmesi gereken ve bilmemesi mazur görülmeyen helal ve haramdır, bir yönü dillerinin arap olması sebebiyle arapların bildiğidir, bir yönü de te'vilini sadece Allah'ın bildiğidir. Onun te'vilini bildiğini iddia eden kişi yalancıdır.

İbn Cerîr'in, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kur'ân yedi mânâ üzere inidirildi. Biri herkesin bilmesi gereken ve bilmemesi mazur görülmeyen helal ve haramdır, biri Arapların bildiği, biri âlimlerin bildiği, biri de sadece Allah'ın bildiği müteşâbih âyetlerdir. Bunları (müteşâbih âyetleri) Allah'tan başka birinin bildiğini iddia eden kişi yalancıdır. "

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbnu'l-Enbârî, Mücâhid vasıtasıyla İbn Abbâs'ın:

“Ben onun te'vilini bilenlerdenim" dediğini bildirir.

İbn Cerîr, Rabî'den bildiriyor: İlimde derinleşenler onun te'vilini bilirler ve:

“Biz buna inandık" derler.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Avfî'nin vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Biz buna inandık..." âyeti hakkında:

“Biz muhkem olanları bilir ve onunla amel ederiz. Müteşâbih olanlarla da amel etmeyiz. Hepsi Rabbimizin katındandır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Hepsi Rabbimiz katındandır..." âyeti hakkında:

“Burada neshedilen ve neshedilmeyen (âyet) ler kastedilmiştir" dedi.

Dârimî, Müsned'de, Nasr el-Makdisî, el-Hucce'de, Süleymân b. Yesâr'dan bildiriyor: Kendisine Sabîğ denilen bir kişi Medine'ye gelip Kur'ân'daki müteşâbih âyetleri sormaya başladı. Ömer ona gelmesi için haber gönderdi ve bir kaç kuru hurma dalı hazırladı. Hazret-i Ömer:

“Sen kimsin?" deyince:

“Ben Allah'ın kulu Sabîğ'im" dedi. Ömer:

“Ben de Allah'ın kulu Ömer'im" deyip o dallardan birini alarak adamın kafasını kanatıncaya kadar vurdu. Bunun üzerine adam:

“Yeter ey müminlerin emîriî Önceleri kafamda bulmuş olduğum (kötü düşünceler) gitmiş bulunmaktadır" dedi.

Dârimî, Nâfi'den bildiriyor: Sabîğ el-lrâkî, Müslüman askerler arasında Kur'ân'dan bazı şeyler soruyordu. Nihayet Mısır'a geldi. Amr İbnu'l-Âs onu Ömer b. el-Hattâb'a gönderdi. Yanına gittiğinde Ömer yaprakları soyulmuş hurma dalı istedi ve Sabîğ'i sırtı yaralanana kadar dövdü. Onu iyileşene kadar bıraktı. İyileşince de onu bir daha dövdü ve tekrar iyileşene kadar bıraktı. Onu bir daha dövmek için çağırınca, Sabîğ:

“Eğer beni öldürmek istiyorsan güzel bir şekilde öldür. Ancak tedavi etmek istiyorsan vallahi ben iyileştim" dedi. Bunun üzerine Ömer onun memleketine dönmesine izin verdi. Ancak Ebû Mûsa el-Eş'arî'ye Müslümanlardan kimse kendisiyle oturmasın diye bir mektup yazdı.

İbn Asâkir, Târih'te, Enes'ten bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb, Sabîğ'i Kur'ân'dan bir harf (i sorgulaması) yüzünden sırtı kanayıncaya kadar dövdü.

İbnu'l-Enbârî, Mesâhifte, Nasr el-Makdisî, Hucce'de ve İbn Asâkir, Sâib b. Yezîd'den bildiriyor: Adamın biri Ömer'e:

“Kur'ân'dan mânâsı karışık olan şeyler soran bir adamla karşılaştım" deyince, Ömer:

“Allahım! Onu elime düşür" dedi. Bir gün Ömer'in yanına bir adam girip bir şeyler sordu. Bunun üzerine Ömer kollarını sıvadı ve onu kırbaçlamaya başladı. Sonra:

“Ona don giydirin ve devenin hörgücüne bindirerek memleketine götürün. Orada sözcünüz:

“Sabîğ ilim istedi, ancak yanlış şeyler istedi desin" dedi. Sabîğ kavminin efendisi iken bundan sonra hakir biri olarak kaldı.

Nasr el-Makdisî, Hucce'de ve İbn Asâkir, Ebû Osmân en-Nehdî'den bildiriyor: Hazret-i Ömer Basra halkına Sabîğ'le oturmamaları için bir mektup yazdı. O geldiğinde biz yüz kişi olsak bile yine dağılır giderdik.

İbn Asâkir, Muhammed b. Sîrîn'den bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb, Ebû Mûsa el-Eş'arî'ye, Sabîğ'le oturmasın diye bir mektup yazıp vereceğinin ve malının haram olduğunu söyledi.

Nasr, Hucce'de ve İbn Asâkir Zür'a'dan bildiriyor: Sabîğ b. İsl'in, Basra'da uyuz deve gibi olduğunu gördüm. O bir halkaya gelip oturduğunda onu tanımazlardı. Diğer bir halkadakiler onlara:

“Bu, müminlerin emiri Ömer'in kendisiyle oturulmasını yasakladığı kişidir" diye çağırırdı. Bunun üzerine onu bırakıp giderlerdi.

Nasr, Hucce'de Ebû İshâk'tan bildiriyor: Hazret-i Ömer, Ebû Mûsa el-Eş'arî'ye şöyle bir mektup yazdı:

“Derim ki:

“Sabîğ bilinen (muhkem) şeyleri bırakıp gizli (müteşâbih) olan şeyler peşinden gitti. Bu mektubum sana geldiğinde ona bir şey satmayın, hastalanırsa ziyaret etmeyin ve ölürse cenazesinde bulunmayın."

Herevî, Zemmü'l-Kelâm'da, İmam Şâfiî'den bildiriyor: (Müteşâbih âyetler hakkında) söz söyleyenler için hükmüm Ömer'in, Sabîğ'e olan hükmü gibidir. Hurma dalıyla dövülür, deveye bindirilir, kabilesi ve aşireti arasında dolaştırılıp:

“Bu kitabı ve sünneti bırakıp müteşâbih âyetler hakkında söylenen sözleri kabul edenin cezasıdır" diye çağrılır.

Dârimî, Ömer b. el-Hattâb'tan bildiriyor: Sizinle Kur'ân'ın müteşâbih âyetleri hakkında mücadele decek insanlar gelecektir. Siz onları sünnetle karşılayın. Zira sünnet ehli Allah'ın kitabını daha iyi bilenlerdir.

Nasr el-Makdisî, Hucce'de, İbn Amr'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabının yanına gitti ve onlar Kur'ân hakkında münakaşa ediyorlardı. Biri bir âyet hakkında diğeri de başka bir âyet hakkında münakaşa ediyordu. Sanki Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzünde nar taneleri ezilmişti. O şöyle buyurdu:

“Siz bunun için mi yaratıldınız? Ya da bununla mı emrolundunuz? Allah'ın Kitab'ının bir kısmıyla bir kısmını mı yalanlıyorsunuz? Size emredilene bakırı ve ona uyun, yasaklanan şeyleri de bırakın."

Ebû Dâvud ve Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kur'ân hakkında münakaşa etmek küfürdür."

Nasr el-Makdisî, el-Hucce'de, İbn Amr'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) odasından çıktı ve odasının arkasında Kur'ân hakkında münakaşa ediyorlardı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzü kıpkırmızı bir şekilde çıktı ki sanki yüzünden kan damlıyordu. Bunun üzerine:

“Ey topluluk! Kur'ân hakkında münakaşa etmeyin. Sizden önceki (kavim) ler münakaşa yüzünden dalalete düştüler. Zira Kur'ân bir kısmı bir kısmını yalanlasın diye indirilmedi. Aksine bir kısmı bir kısmını doğrulasın diye indirildi. Siz muhkem olan âyetlerle amel edin. Müteşâbih olanlara da iman edin" buyurdu.

Nasr, el-Hucce'de, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Biz Ömer b. el-Hattâb'ın yanında iken adamın biri gelip Kur'ân için:

“O yaratılmış mıdır, yoksa yaratılmamış mıdır?" diye sordu. Ömer kalkıp onu yakasından tutarak Ali b. Ebî Tâlib'in yanına çekti ve:

“Ey Ebu'l-Hasan! Bunun ne dediğini duymuyor musun?" dedi. Ali b. Ebî Tâlib:

“Ne diyor? "diye sorunca:

“Bana Kur'ân'ın yaratılıp yaratılmadığını sormaya gelmiş" dedi. Bunun üzerine Ali:

“Bu bir kelimedir ve bunun bir meyvesi olacaktır. Eğer ben senin gibi idareci olsaydım onun boynunu vururdum" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:

“Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyfi eri ne göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, «Biz buna inandık.» derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kavim (müteşâbih âyetlerin) peşine düşerek, yanlış te'vil ederek fitneye düştüler ve şüphelilere uydular. Bu durum içindeyken de helak oldular.

İbnu'l-Enbârî, Azdâd'da, Mücâhid'den bildiriyor: İlimde derinleşmiş olanlar (müteşâbih âyetlerin) te'vilini bilirler ve:

“Biz Allah'a iman ettik" derler.

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

"Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ümmü Seleme'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey kalpleri halden hale çeviren (Allahım)! Kalbimi senin dininde sabit kıl" diye dua eder ve:

“Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın" âyetini okurdu.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Tirmizî, İbn Cerîr, Taberânî ve İbn Merdûye, Ümmü Seleme'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çokça:

“Ey kalpleri halden hale çeviren Allahım! Kalbimi senin dininde sabit kıl" diye dua ederdi. Kendisine:

“Ey Allah'ın Resûlü! Kalpler halden hale çevrilir mi?" dediğimde:

“Evet, Âdemoğlundan olan hiçbir insan yoktur ki mutlaka kalbi Allah'ın iki parmağı arasındadır. Yüce Allah dilediğini düzeltir, dilediğini eğriltir. Biz, Rabbimiz Allah'tan bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltmesin diye dua ederiz. Yine katından bize rahmet bağışlamasını isteriz. Şüphesiz o bağışta bulunandır" buyurdu. Ona:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bana kendim için edeceğim bir dua öğretmez misin?" dediğimde:

“Evet öğretirim, sen: «Muhammed'in Rabbi olan Allahım! Günahlarımı bağışla, kalbimdeki eğriliği düzelt ve yaşadığım sürece beni fitneye düşmekten koru» diye dua et" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed ve İbn Merdûye, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) en çok ettiği dua:

“Ey kalpleri halden hale çeviren (Allahım). Kalbimi senin dininde sabit kıl" duasıydı. Kendisine:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bu duayı ne kadar çok ediyorsun" dediğimde:

“Hiçbir kalp yok ki mutlaka Rahman'ın iki parmağı arasındadır. O düzeltmek isterse düzeltir, eğriltmek isterse eğriltir. Yüce Allah'ın: «Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme...» buyurduğunu işitmedin mi?" dedi. İbn Ebî Şeybe'nin lafzı:

“Hidayete erdirmek istediğini hidayete erdirir, dalâlete erdirmek istediğini de dalâlete erdirir" şeklindedir.

İbn Ebî Şeybe, Musannef te, Ahmed, el-Edebü'l-Müfred'de Buhârî, Tirmizî ve İbn Cerîr, Enes'ten bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) çokça:

“Ey kalpleri halden hale çeviren (Allahım)! Kalbimi senin dininde sabit kıl" derdi. (Ashâb):

“Ey Allah'ın Resûlü! Biz sana ve getirdiğine iman ettik. Yine de bizim için bir korkun var mıdır?" dediklerinde:

“Evet (vardır), kalpler Yüce Allah'ın iki parmağı arasındadır ve onları (halden hale) çevirir" buyurdu.

Târih'te Buhârî, İbn Cerîr ve Taberânî'nin, Sebre b. Fâtik'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“insanın kalbi, Rabbin iki parmağı arasındadır. (Rabbimiz) dilerse onu düzeltir, dilerse de eğriltir. "

İbn Ebi'd-Dünyâ, el-İhlâs'ta, Hâkim, Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlunun kalbi kuş gibidir. Günde yedi defa halden hale çevrilir. "

İbn Ebi'd-Dünyâ, el-İhlâs'ta, Ebû Mûsa'dan bildiriyor:

“Kalbin kalp ismini alması halden hale çevrilmesinden dolayıdır. O, geniş çölde bir tüy gibidir."

Ahmed ve İbn Mâce'nin, Ebû Mûsa el-Eş'arî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bu kalp geniş bir çölde rüzgarın evirip çevirdiği tüy gibidir" buyurmuştur.

Mâlik, Şafîi, İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvud ve Sünen'de Beyhakî, Ebû Abdillah es-Sunâbihî'den bildiriyor: Kendisi Ebû Bekr'in hilafeti zamanında Medine'ye geldi ve akşam namazını onun arkasında kıldı. Ebû Bekr ilk iki rekata Fatiha süresiyle kısa surelerden okudu. Üçüncü rekata kalktığında ise Fatiha sûresinden sonra:

“Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın" âyetini okudu.

İbn Cerîr, Taberânî, Sünne'de ve Hâkim, Câbir'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çokça:

“Ey kalpleri halden hale çeviren (Allahım)l Kalplerimizi senin dininde sabit kıl" diye dua ederdi. Bunun üzerine kendisine:

“Ey Allah'ın Resûlü! Sana iman etmiş olmamıza rağmen bizim için bir korkun var mıdır?" deyince:

“Ademoğullarının kalbi tek kalp gibi Rahman'ın parmaklarından iki parmağı arasındadır. Yüce Allah onu halden hale çevirir" buyurdu. Taberânî'nin lafzı ise:

“Âdemoğlunun kalbi, Yüce Allah'ın parmaklarından iki parmağı arasındadır. Onu düzeltmek isterse düzeltir, eğriltmek isterse de eğriltir" şeklindedir.

Ahmed, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin bildirdiğine göre Nevvâs b. Sem'ân, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Mizan, Rahmanın elindedir. Kıyamet gününe kadar bazı kavimleri yükselttiği gibi bazılarını da alçaltır. Ademoğlunun kalbi de (Allah'ın) iki parmağı arasındadır. Dilerse onu düzeltir, dilerse eğriltir." Yine Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey kalpleri halden hale çeviren (Allahım)! Kalbimi senin dininde sabit kıl" diye dua ettiğini söyledi.

Hâkim'in bildirdiğine göre Mikdâd, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Ademoğlunun kalbinin halden hale dönmesi, tencerenin (içindeki suyun) fokurdayarak kaynayıp dönmesinden daha fazladır,"

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed. b. Câfer:

“Rabbimiz! ... kalblerimizi eğriltme..." âyetini açıklarken:

“Dilimiz yanlış söylese de kalplerimizi saptırma mânâsındadır" dedi.

İbn Sa'd, Tabakât'ta, Ebû Attâf'tan bildiriyor: Ebû Hureyre:

“Ey Rabbim! Zina etmeyeceğim. Ey Rabbim! Hırsızlık etmeyeceğim. Ey Rabbim! Küfretmeyeceğim" deyince, ona:

“Korkuyor musun?" dediler. Bunun üzerine üç defa:

“Kalpleri halden hale çevirene (Allah'a) iman ettim" karşılığını verdi.

Hâkim et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de, Ebu'd-Derdâ'dan bildiriyor: Abdullah b. Ravâha bizimle karşılaştığı zaman:

“Otur ey Uveymir! Seninle az bir şey iman edelim" derdi ve oturup bir süre Allah'ı zikrederdik. Sonra şöyle derdi:

“Ey Uveymir! Bu, iman meclisidir. İman meclisleri kişinin giyip çıkardığı gömleğine benzer. Onu bazen giyer, bazen de çıkarırsın. Ey Uveymir! Kalbin halden hale dönmesi, tencerenin (içindeki suyun) fokurdayarak kaynayıp dönmesinden daha fazladır."

Hâkim et-Tirmizî, Utbe b. Abdillah b. Hâlid b. Ma'dân'dan, o babasından o da dedesinden bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İman, bazen giyilip bazen de çıkarılan bir gömlek gibidir."

Hakîm et-Tirmizî, Ebû Eyyûb el-Ensârî'den bildiriyor:

“Kişiye öyle anlar gelecek ki derisinde (kalbinde) iğne ucu yeri kadar nifaksız yer kalmayacaktır. Yine öyle anlar gelecek ki derisinde (kalbinde) iğne ucu yeri kadar imansız yer kalmayacaktır. "

Ebû Dâvud, Nesâî, el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî, Hazret-i Âişe'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) gece vakti uyandığı zaman:

“Senden başka ilah yoktur ve seni bütün eksikliklerden tenzih ederim. Allahım! Günahlarım için senden bağışlanmamı diler ve rahmetini isterim. Allahım! İlmimi arttır ve beni doğru yola erdirdikten sonra kalbimi eğriltme, katından bana rahmet bağışla, şüphesiz sen sonsuz bağışta bulunansın" diye dua ederdi.

Müslim, Nesâî, İbn Cerîr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Amr, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Bütün Âdemoğullarının kalpleri, tek bir kalp gibi Rahmân'ın parmaklarından iki parmağı arasındadır ve onu dilediği gibi evirip çevirir." Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey kalpleri çeviren Allahım! Kalplerimizi senin itaatine çevir" diye dua etti.

Taberânî'nin, Sünne'de, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlunun kalbi, Yüce Allah'ın parmaklarından iki parmağı arasındadır."

Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

"Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz."

İbn Neccâr, Târih'te, Câfer b. Muhammed el-Huldî'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle rivayet edildi:

“Kim kaybetmiş olduğu bir şey için: -Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz» âyetini okuyup: «Geleceği şüphesi götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Allahım! Benle malımı bir araya getir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin» diye dua ederse, Yüce Allah kaybetmiş olduğu şeyi kendisine iade eder."

Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

Bkz. Ayet:11

Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

"Tıpkı Âl-i Firavun'un gidişi gibi, ki âyetlerimizi tekzib ettiler de Allah onları cürümler ile tutup alıverdi, Allah'ın cezalandırması çok şiddetlidir."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Tıpkı Âl-i Firavun'un gidişi gibi" âyetini açıklarken:

“Firavun'un işlediği ameller gibi mânâsındadır" dedi.

İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Tıpkı Âl-i Firavun'un gidişi gibi" âyetini açıklarken:

“(Firavun'un) işi gibi mânâsındadır" dedi.

Ebu'ş-Şeyh, Mücâhid'den bunun aynısını bildirir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Rabî:

“Tıpkı Âl-i Firavun'un gidişi gibi" âyetini açıklarken:

“Firavun'un ameli ve işi gibi mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

"İnkar edenlere: «Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir» de."

İbn İshâk, İbn Cerîr ve Delâil'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bedir'de (Kureyş'e karşı) galip geldikten sonra Medine'ye döndüğünde bütün Yahudileri Benî Kaynuka çarşısında toplayıp:

“Ey Yahudi topluluğu! Yüce Allah, Kureyş'lilerin başına getirdiği şeyi başınıza getirmeden Müslüman olun" dedi. Onlar:

“Ey Muhammed! Kureyş'lilerden savaşmayı bilmeyen birkaç kişiyi öldürmen seni aldatmasın. Vallahi! Bizimle savaşacak olursan bizim nasıl kişiler olduğumuzu ve bizim gibisiyle daha karşılaşmamış olduğunu anlarsın" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“İnkar edenlere: «Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir» de. Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır"' âyetlerini indirdi.

İbn İshâk, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Âsim b. Ömer, İbn Katâde'den bunun aynısını bildirir.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İkrinne'den bildiriyor: Yahudilerden Finhâs, Bedir gününde:

“Muhammed'in, Kureyş'lileri mağlub edip öldürmesi onu aldatmasın. Çünkü Kureyş güzel savaşamaz" dedi. Bunun üzerine:

“inkar edenlere: «Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir» de" âyeti indi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Sizin için âyet (ibret) vardır..." âyeti hakkında:

“İbret ve tefekkür vardır, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

(Bedir savaşında) karşılaşan iki birlik hakkında, size muhakkak bir alâmet (Peygamberin doğruluğuna bir nişâne) olmuştur. Bir birlik (ki mü’minler), Allah yolunda çarpışıyordu; diğeri de kâfirdi. Mü’minler kâfirleri gözgöre kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah, dilediğine yardımı ile zafer verir. Şüphesiz bunda (azı çoğa üstün getirmekte) anlayış sahibi olanlar için kesin bir ibret vardır.

İbn İshâk, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır..." âyetini açıklarken:

“Burada Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber Bedir'de savaşan ashâb kastedilmektedir" dedi. "...Diğeri inkarcılardır..." âyeti hakkında ise:

“Burada da Kureyş'li kafir topluluk kastedilmektedir" dedi.

Abdurrezzâk, Musannef’te İkrime'den bildiriyor:

“...Size iki grubun birini vaadediyordu...", "Her halde o cemiyyet bozulacak ve arkalarını dönüp gidecekler", "Nihayet refahlı olanlarını azâba çekiverdiğimiz zaman...", (Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin...", "Bu işten sana hiçbir şey düşmez..." "Allah'ın nimetlerine nankörlükle karşılık veren ve sonunda milletlerini helak yurduna konduranları görmedin mi?", "Görmedin mi o kimseleri ki kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar...", "Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır..." âyetleri, Bedir ehli hakkında inmiştir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Sizin için ibret vardır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Burada sizin için ibret çıkaracağıma ve tefekkür edeceğiniz şeyler vardır. Yüce Allah onları kuvvetlendirerek düşmana karşı muzaffer eyledi. Bedir savaşında müşriklerin sayısı dokuz yüz elli kişiydi. Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabı ise üçyüz on üç kişiydi."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu Bedir savaşındadır. Düşmana baktığımız zaman onların kat kat bizden daha fazla olduklarını gördük. Sonra onlara bir daha baktığımızda, bizden bir kişi bile fazla olmadıklarını gördük. Yüce Allah'ın:

“Ve işte onlarla karşılaştığınız vakit onları sizin gözünüze az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu..." âyeti da bu mânâdadır."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ayet vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır" âyetini açıklarken şöyle dedi: Bu âyet Bedir savaşında müminlerin yükünü hafifletmek için inmiştir. O gün Müslümanlar üç yüz on üç kişiydiler. Müşrikler ise onların iki katı olup altı yüz yirmi altı kişiydiler. Yüce Allah, müminlere yardım etti ve bu şekilde yüklerini hafifleti.

İbn Ebî Şeybe, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Bedir'e katılanlar, üç yüz on üç kişiydi. Aralarında yetmiş beş Muhâcir vardı. Bedir'de müşriklerin hezimete uğraması, Ramazan ayının on yedinci günü cuma gecesiydi.

Tastî, Mesâil'de, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nâfi b. el-Ezrak ona: (.....) âyetini sorduğunda şöyle dedi:

“Yüce Allah dilediğini yardımıyla destekler" dedi. Nâfi b. el-Ezrak:

“Araplar bu ifadeyi biliyor mu?" deyince de:

“Evet (biliyor), Hassân b. Sâbit'in:

"Öyle kişiler ki, siz onlar gibi değilsiniz,

Cibril'e yardımlarıyla zafer geldi bilesiniz" dediğini işitmedin mi?" karşılığını verdi.

Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek, insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır"

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Bekr b. Hafs b. Ömer b. Sa'd'dan bildiriyor:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek, insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah kalındadır" âyeti indiği zaman, Hazret-i Ömer:

“Şimdi ey Rabb, onu bize süslü gösterdiğin zaman (biz ne yapabiliriz)?" deyince:

“De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görücüdür" âyeti indi.

İbnu'l-Münzir lafzı ise şöyledir: Hazret-i Ömer:

“De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görücüdür" âyetine gelince ağladı ve:

“Neden sonra?! Onu bize süslü gösterdikten sonra mı!" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim, Seyyâr b. Ebi'l- Hakem'den bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır'" âyetini okudu ve:

“Şimdi ey Rabb, onu kalplere süslü gösterdikten sonra mı!" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Ahmed, ez-Zühd'ün zevâidi olarak ve İbn Ebî Hâtim, Eslem'den bildiriyor: Abdullah b. Erkam süs eşyası ve gümüşle Ömer b. el-Hattâb'a geldi. Ömer şöyle dedi:

“Allahım! Sen bu malı zikrettin ve:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek, insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır" buyurdun. Yine:

“Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir..." buyurdun. Ancak bize süslediğin şeylere sevinmemeye gücümüz yetmiyor. Allahım! Onu hakkıyla infak etmemizi nasip et ve bizi onun şerrinden koru."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek, insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır" âyetini açıklarken:

“Onu kim süsledi? Hiç kimse onu yaratanından daha zemmetmez" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır" âyetini açıklarken: Onları şeytanı süsledi" dedi.

Nesâî, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bana dünyanızdan kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Gözümün nuru da namaz oldu."

Ahmed, İbn Mâce'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bir kantar (kıntâr) on iki bin ukiyyedir" buyurmuştur.

Hâkim, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah'a "...Kantar kantar..." âyeti sorulduğunda:

“Bir kantar (kıntâr) iki bin ukiyyedir" buyurdu.

İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bir kantar (kıntâr) bin dinardır."

İbn Cerîr'in Ubey b. Ka'b'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bir kantar (kıntâr) bin iki yüz ukiyyedir" buyurdu.

İbn Cerîr'in Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bir kantar (kıntâr) bin iki yüz dinardır" buyurmuştur.

Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin, Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bir gecede yüz âyet okuyan kişi, gafil kişilerden yazılmaz. İki yüz âyet okuyan da itâatkar olarak haşrolunur. Kim de beş yüz ile bin âyet arası okursa kendisine bir kantar (kıntâr) ecir yazılır. Bir kantar da büyük bir tepe gibidir."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Sünen'de Beyhakî, Muâz b. Cebel'in:

“Bir kantar (kıntâr) bin iki yüz ukiyyedir" dediğini bildirir.

İbn Cerîr, İbn Ömer'in:

“Bir kantar (kıntâr) bin iki yüz ukiyyedir" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den bunun aynısını bildirir.

İbn Cerîr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Bir kantar (kıntâr) on iki bin dirhem veya bin dinardır" dedi.

İbn Cerîr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Bir kantar bin iki yüz dinardır. Gümüş olarakta bin iki yüz miskaldır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrî:

“Bir kantar bir öküz tulumu dolusu altındır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ömer'e:

“Bir kantar ne kadardır?" diye sorulunca:

“Yetmiş bin dinardır" dedi.

Abd b. Humeyd, Mücâhid'in:

“Bir kantar yetmiş bin dinardır" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd, Saîd b. el-Müseyyeb'in:

“Bir kantar seksen bin dinardır" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Sâlih:

“Bir kantar iki yüz rıtıldır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“Bir kantarın iki yüz rıtıl altın veya seksen bin gümüş olduğunu konuşurduk" dedi.

Tastî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nâfi b. el-Ezrak ona:

“...Kantar kantar (altın ve gümüş)..." âyetini açıklar mısın?" deyince:

“Biz Ehl-i beyt gibi:

“Bir kantar on bin mıskal" diyoruz. Hisl oğulları ise:

“Bir öküz tulumu dolusu altın veya gümüştür, derler" dedi. Nâfi b. el-Ezrak:

“Araplar bu ifadeyi biliyor mu?" diye sorunca da:

“Evet (biliyor), Adiy b. Zeyd'in:

"Rum krallığına vergi toplanırdı insanlardan

Bu vergi biraz az veya çoktu bir kantardan " dediğini İşitmedin mi?" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Câfer:

“Bir kantar on beş bin miskaldır. Bir miskal de yirmi dört kırattır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Kantar kantar..." âyetini açıklarken:

“Burada çok altın ve gümüş kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Kantar kantar..." âyetini açıklarken:

“Üst üste yığılmış çokça mal mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) kelimesini açıklarken:

“Basılarak dinar veya dirhem edilmiş şeydir" dedi.

İbn Cerîr'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Nişanlı atlar..." âyetini açıklarken:

“Salınmış (merada yayılan) atlardır" dedi.

İbnu'l-Münzir, Mücâhid vasıtasıyla İbn Abbâs'tan aynısını bildirir.

İbn Cerîr'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Nişanlı atlar..." âyetini açıklarken:

“İşaretli (alâmetli) atlardır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in, İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Nişanlı atlar..." âyetini açıklarken:

“İşâretli (alâmetli) güzel yürük atlardır" dedi ve:

“...Hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter" âyetini okudu.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Nişanlı atlar..." âyetini açıklarken:

“Güzel yürük atlardır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, İkrime'nin:

“(Atın) nişanı güzelliğidir" dediğinin bildirir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mekhûl:

“...Nişanlı atlar..."' âyetini açıklarken:

“Nişanı alnındaki ve ayaklarındaki beyazlıktır" dedi.

Müslim ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Dünya bir nimettir, dünya nimetinin en güzeli de saliha kadındır" buyurmuştur.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır" âyetini açıklarken:

“Gidilecek en güzel yer Cennettir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

"De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görücüdür."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle dedi: Bize Ömer b. el-Hattâb'm:

“Allahım! Bize dünyayı süsledin ve dünyadan sonra olanın bundan daha güzel olduğunu haber verdin. Bizim nasibimizi kalıcı ve hayırlı olandan kıl!" diye dua ettiği söylendi.

Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

O takva sahipleri yalvararak:

“ Ey Rabbimiz, biz îman ve itâat ettik, bizim günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru” derler.

Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

"Sabredenler, doğru olanlar, gönülden ibadet edenler, infak edenler ve seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenlerdir."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:

“Sabredenler, doğru olanlar, gönülden ibadet edenler, infak edenler ve seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenlerdir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Sabredenler, Yüce Allah'ın itaatine devam edenler ve haramlarına (arzularına karşı) sabredenlerdir. Doğru olanlar da, niyetleri, dilleri ve kalpleri doğru olup gizli ve açık işlerinde doğru olanlardır. İbadet edenler ise itaatkâr olanlardır. Seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenler de namaz kılanlardır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Sabredenler Allah'ın emirlerine (arzularına karşı) sabredenlerdir. Doğru olanlar imanlarında doğru olanlardır. İbadet edenler de itaatkâr olanlardır. İnfâk edenler ise mallarını Allah yolunda harcayanlardır. Seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenler de namaz kılanlardır."

İbn Ebî Şeybe ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem:

“...Seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenlerdir" âyetini açıklarken:

“Bunlar sabah namazında (cemaatte) bulunanlardır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Ömer geceyi namazla geçirirdi. Sonra:

“Ey Nâfi! Seher vaktine girdik mi?" derdi. Ona:

“Hayır" denilince namaza devam ederdi. Nâfi:

“(Seher vaktine) Girdik" deyince, o Allah'tan mağfiret diler ve sabaha kadar dua ederdi.

İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Enes b. Mâlik: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize seher vaktinde yetmiş defa mağfiret dilememizi emretti" dedi.

İbn Cerîr, Câfer b. Muhammed'in şöyle dediğini bildirir:

“Kim gece namazı kılar ve gecenin sonunda yetmiş defa istiğfar ederse mağfiret dileyen kişilerden yazılır."

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Zühd'de, Saîd el-Cureyrî'den bildiriyor: Bize, Dâvud'un (aleyhisselam), Cibrîl'e:

“Ey Cibrîl! En hayırlı gece hangi gecedir?" diye sorduğunda:

“Ey Dâvud! Seher vaktinde Arş'ın sallandığından başka bir şey bilmiyorum" dediği söylendi.

Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

"Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahihleri, O ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir."

İbn Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle'de ve Ebû Mansûr eş-Şehhâmî'nin, el- Erbaîn'de, Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Fâtiha sûresi, Âyetu'l-Kürsî ve Âl-i İmrân sûresinden olan:

“Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahihleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir'" "De ki:

“Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin. Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın" üç âyet Arş'ta asılıdır ve Yüce Allah'la aralarında perde yoktur. Bu âyetler:

“Ey Rabbim! Bizi senin olan yeryüzüne ve asî olan kullarına mı indireceksin?" derler. Yüce Allah:

“Sizi her farz namazdan sonra okuyan kullarımı her ne halde olurlarsa olsunlar onların yerinin Cennet olacağına dair yemin ettim. Mutlaka onu Cennette kılacak ve ona günde yetmiş defa gizli gözümle bakacağım. En küçüğü mağfiret olmak üzere her gün kendisinin yetmiş hacetini gidereceğim. Mutlaka onu düşmanlarına karşı aziz kılıp onu muzaffer kılacağım" buyurur.

Deylemî, Müsnedul-Firdevs'te, merfû olarak Ebû Eyyûb el-Ensârî'den bildiriyor: Fâtiha sûresi, Âyetu'l-Kürsî ve "Sabredenler, doğru olanlar, gönülden ibadet edenler, infak edenler ve seherlerde Allah'tan mağfiret dileyenlerdir. Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir" âyetleri Arş'ta asılıdır. Bu âyetler:

“Bizi sana ma'siyetlerle amel edenlere mi indireceksin?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“İzzetime, Celâlime ve yüksek makamıma yemin olsun ki, sizi her (farz) namazdan sonra okuyan kulum her ne halde olursa onu mutlaka bağışlayacağım ve meskenini Cennet kılacağım. Ona günde yetmiş defa bakıp, en küçüğü mağfiret olmak üzere yetmiş ihtiyacını gidereceğim" buyurdu.

Ahmed, Taberânî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle'de İbn Sünnî ve İbn Ebî Hâtim, Zübeyr b. el-Avvâm'dan bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Arafat'ta:

“Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahihleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür,

Hakim'dir" âyetini okuyup:

“Ey Rabbim! Bende buna şahidim" diye dua ettiğini işittim. Taberânî'nin lafzı:

“Seden başka ilah olmadığına, senin güçlü ve Hakim olduğuna şahidim" dedi" şeklindedir.

İbn Adiy, M. el-Evsat'ta Taberânî, Şuabu'l-İmân'da Beyhakî, Târih'te Hatîb ve İbnü'n-Neccâr, Gâlib el-Kattân'dan bildiriyor: Ticaret sebebiyle Kûfe'ye geldim ve A'meş'e yakın bir yere konakladım. Oradan inmek istediğim gece o kalkıp gece namazı kılmaya başladı ve:

“Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahihleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir. Allah katında din, şüphesiz İslam'dır" âyetlerini okuyup:

“Ben de, Allah'ın şahid olduğu şeylere şahidim. Bu şahitliğimi de Allah'a emanet ediyorum. Bu, Allah'ın katında bir emanettir" dedi. Bunu birkaç defa tekrarlayınca, kendi kendime:

“Bu konuda bir şey duyulmuş" dedim. Bunu kendisine sorduğumda:

“Ebû Vâil bana Abdullah'tan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu anlattı:

“Bu, kıyamet gününde sahibiyle beraber getirildiğinde, Yüce Allah: «Kulum bana ahid verdi ve benim bu ahdi ödemem haktır. Kulumu Cennete sokun» buyurur" dedi.

Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de, Hamza el-Zeyyât'ten bildiriyor: Gecenin birinde Küfe'ye çıkmak istedim. Barınmak için bir harabede konakladım. Ben harabedeyken yanıma cinlerden iki ifrid girdi. Biri arkadaşına:

“Bu Kûfe'de isanları okutan Hamza b. Hubeyb ez-Zeyyât değil mi?" deyince, arkadaşı:

“Evet, Vallahi onu öldüreceğim" dedi. Diğeri:

“Bırak miskin yaşasın" dediğinde, yine:

“Vallahi onu öldüreceğim" dedi. Beni öldürmek için süratla üstüme gelince:

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle. Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahihleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir'" dedim. Bunun üzerine arkadaşı ona:

“Şimdi onu öldürmekten sakın ve mecburi olarak onu sabaha kadar koru" dedi".

İbn Ebî Dâvud'un, Mesâhifte bildirdiğine göre A'meş:

“Abdullah'ın kıraati (.....) ve (.....) şeklindedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Adaleti yerine getiren..." âyeti hakkında:

“Rabbimiz adaleti yerine getirendir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelimesi "Adaletle mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Allah, melekler ve insanlardan adaleti yerine getiren ilim sahibleri, Allah katında dinin şüphesiz İslam olduğuna şahidlik etmişlerdir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir'" âyetini açıklarken:

“Necran Hıristiyanlarının (İsa (aleyhisselam) hakkındaki) iddialarını çürütmüştür" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“Allah katında din, şüphesiz İslam'dır" âyetini açıklarken:

“İslâm, Allah'tan başka ilah olmadığına dair şahidlik etmek ve Allah katından gelenleri ikrar etmektir. Allah'ın kendisi için kabul etmiş olduğu din, İslam dinidir. Peygamberleri bununla gönderdi ve evliyaları buna yöneltti. Bu dinden başkasını kabul etmez ve bu dinden başkasına mükâfat vermez" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“Allah katında din, şüphesiz İslam'dır" âyetini açıklarken:

“Bütün peygamberleri ancak İslam üzeri gönderdim" mânâsındadır, dedi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: Kâbe'nin etrafında üç yüz altmış put vardı. Araplardan her kabilenin kendine has bir veya iki putu vardı. Yüce Allah:

“Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahihleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir" âyetini indirdiği zaman bütün putlar Kâbe'ye karşı secdeye kapandılar.

Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

"...Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Ancak, Kitap verilenler,... ayrılığa düştüler" âyetini açıklarken:

“Bunlar İsrâil oğullarıdır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye:

“...Kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler..." âyetini açıklarken:

“Dünya malını ve krallığını istediklerinden dolayı insanların âlimleri olmalarına rağmen birbirlerini öldürdüler" dedi.

İbn Cerîr, Rabî'den bildiriyor: Mûsa (aleyhisselam) vefat edeceği zaman İsrâil oğullarından yetmiş âlimi çağırdı ve Tevrât'ı onlara vererek kendilerine emanet etti. Ancak her âlime Tevrat'ın bir kısmını vermişti. Mûsa'dan (aleyhisselam) sonra Yûşa' b. Nûn halife oldu. Fakat birinci, ikinci ve üçüncü asırlar geçince yetmiş âlimin torunlarından olan fırkalar birbirlerine düştüler. Birbirlerinin kanlarını döktüler, aralarına kötülükler ve ihtilaflar düştü. Bu olaylar daha önce kendilerine ilim verilenlerin, dünya malına, saltanatına, hazinelerine ve süsüne olan hırslarından dolayı olmuştur. Bunun üzerine Yüce Allah onlara zalimlerini musallat etti.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“...Ancak, Kitap verilenler..." âyetini açıklarken:

“Burada Hıristiyanlar kastedilmektedir" dedi. "...Kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler...'" âyetini açıklarken de:

“Burada Allah'tan gelen kastedilmektedir. Yani Allah'ın tek olduğu ve ortağının olmadığıdır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:

“(Allah ) hesapları çabuk görür, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

20. Âyetin Tefsiri

Ey Resûlüm, din işinde Yahûdî ve Hristiyanlar seninle münakaşaya kalkışırlarsa şöyle de:

“ Ben, bana bağlı olanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlerl Arap müşriklerine de söyle:

“ Siz İslâmı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâmı kabul ederlerse muhakkak doğru yolu bulmuşlardır; yok eğer yüz çevirirlerse artık sana düşen (vazife) ancak tebliğdir. Allah, kullarının tasdiklerini de, inkârlarını da hakkıyle görücüdür.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“Eğer seninle tartışmaya girişirlerse..." âyetini açıklarken:

“Yahudiler ve Hıristiyanlar seninle tartışmaya girerlerse mânâsındadır" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“Eğer seninle tartışmaya girişirlerse..." âyetini açıklarken şöyle dedi: Yahudiler ve Hıristiyanlar:

“Din Yahudilik ve Hıristiyanlıktır" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Ey Muhammed! "...Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de..." buyurdu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“Eğer seninle tartışmaya girişirlerse..."'O âyetini açıklarken şöyle dedi: Kendilerinin de hak olduğunu bildikleri onlar için batıl ve şüpheli olan: «Yarattık, yaptık, emrettik» sözleriyle seninle tartışırlarsa onlara:

“...Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de..."" mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Bana uyanlarla..." âyetini açıklarken:

“Sana uyanlar da senin dediğin gibi desinler" dedi.

Hâkim, Behz b. Hakîm'den, o babasından, o da dedesinden bildiriyor: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gittim ve:

“Ey Allah'ın Peygamberi! Sana Allah için soruyorum. Rabbimiz seni ne üzere gönderdi?" dedim. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“İslam üzere" dedi. "Göstergesi nelerdir?" dediğimde,

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Ben her şeyden vazgeçip kendimi Allah'a teslim ettim, demendir. Namaz kılıp zekat vermendir. Müslüman Müslümana zarar vermemeli ve kardeş gibi yardımcı olmalıdır. Yüce Allah, Müslüman olduktan sonra şirk koşan kişinin iyi amellerini, müşrikleri terkedip te tekrar Müslümanlara katılmadıkça kabul etmez. Ben niye sizi eteğinizden tutup ateşten çektiğimi görüyorum ki! Rabbim beni çağırıp: «Bunu kullarıma haber verdin mi?» diye soracaktır. Ben de: «Rabbim haber verdim» diyeceğim. Burada hazır bulunanlar bulunmayanlara haber versin. Sonra siz ağzınız bir bezle kapalı bir şekilde çağrılacaksınız. Sonra sizin ilk konuşacak uzuvlarınız ayaklarınız ve ellerinizdir."Ey Allah'ın Resûlü! Dinimiz bu mudur?" dediğimde:

“Dininiz budur, bundan gücün neye yeterse o sana yeter" buyurdu.'

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Kendilerine Kitap verilenlere de ki..." âyetini açıklarken:

“Burada Yahudiler ve Hıristiyanlar kastedilmektedir" dedi. "...Ümmiler..." kelimesini ise:

“Yazmayı bilmeyenler mânâsındadır" diye ifade etmiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî'nin:

“...Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir..." âyetini açıklarken:

“Bunu bütün kalbiyle doğru söyleyen, yani iman eden kişi doğru yolu buldu demektir" dedi. "...Yok eğer yüz çevirdilerse..." âyetini ise:

“Yani imânâ yüz çevirdilerse mânâsındadır" şeklinde açıklamıştır.

Bu bölümü tek başına aç →

21. Âyetin Tefsiri

"Allah'ın âyetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere şiddetli bir azabı müjdele."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'tan bildiriyor, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey Allah'ın Resûlü! Kıyamet gününde azabı şiddetli olacak kişiler kimlerdir?" dediğimde:

“Bir peygamberi öldüren veya kötülüğü emredip te iyiliği yasaklayandır" buyurdu. Sonra:

“Haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere şiddetli bir azabı müjdele. İşte bunlar dünyada da âhirette de çabaları boşa giden kimselerdir. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur'" âyetlerini okudu ve şöyle devam etti:

“Ey Ebû Ubeyde! İsrâil oğulları günün başlangıcında kısa bir zaman içinde kırk üç peygamberi öldürmüştür. Bunun üzerine İsrâil oğullarının ibadet edenlerinden olmak üzere yüz yetmiş kişi kalktı. Bu peygamberleri öldüren kişilere iyiliği emredip kötülükten nehyettiler. Onların da hepsi günün sonunda öldürüldüler. İşte bunlar Yüce Allah'ın âyetinde zikretmiş olduğu kişilerdir. "

İbn Ebi'd-Dünyâ, Men Âşe Ba'de'l-Mevt'te, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Hâkim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: İsa (aleyhisselam), Yahya'yı (aleyhisselam) havârilerden on iki kişi ile beraber insanlara bir şeyler öğretmek için göndermişti. O zaman Yahya b. Zekeriyyâ kardeş kızıyla nikah yapmanın yasak olduğunu öğretiyordu. Kralın da beğendiği bir kardeşi kızı vardı. Onu istedi ve her gün onun bir hacetini gidermeye başladı. Kızın annesi kıza:

“Eğer kral sana ihtiyacını sorarsa: «İhtiyacım Yahya b. Zekeriyyâ'yı öldürmendir» de" dedi. Kral kıza:

“İhtiyacın nedir?" dediğinde:

“İhtiyacım Yahya b. Zekeriyyâ'yı öldürmendir" cevabını verdi. Kral:

“Bunun dışında bir şey iste" deyince, kız:

“Bundan başka bir şey istemiyorum" dedi. Kız kralın dediğini kabul etmeyince, kralın emri üzerine Yahya b. Zekeriyyâ bir leğende kesildi. Kanından bir damla bir tarafa (leğenin dışına) damladı ve bu bir damla kan Yüce Allah Buhtunassar'ı gönderene kadar hep kaynadı. Bir ihtiyar kadın Buhtunassar'a kaynayan bir damla kanı gösterdi. Bu Buhtunassar'ın ağırına gitmiş ve:

“Bu kanın kaynaması duruncaya kadar adam öldürecağim" demişti. Bir günde aynı sıfatlarda, aynı yaşta yetmiş bin kişiyi öldürünce kanın kaynaması durdu.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Muakkel b. Miskîn'in bu âyet hakkında şöyle dediğini bildirir: Vahiy İsrâil oğullarına (Kitap verilmeksizin) gelirdi ve bunu kavimlerine tebliğ ettiklerinde öldürülürlerdi. Onlara inanıp ta tâbi olanlardan bir grup kalkar ve kendilerine bunu tebliğ ederlerse onları da öldürürlerdi. Bunlar (öldürülenler) insanlara adaleti emredenlerdi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...İnsanlardan adaleti emredenleri öldürenlere..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bunlar Ehl-i kitaptır. Peygamberlere tabi olanlar, onları kötülükten nehyedip, Allah'ı hatırlatınca öldürülürlerdi."

İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: İsrâil oğullarından bir kral zamanında insanlar bir kuraklık yaşadı. Kral:

“Ya bize gökyüzünden yağmur gönderir veya biz de ona eziyet ederiz" dedi. Arkadaşları ona:

“O semada iken nasıl ona eziyet edecek veya kızdıracaksın?" deyince:

“Onun yeryüzündeki dostlarını öldürürüm ve bu, ona eziyet olur" karşılığını verdi. Bunun üzerine Yüce Allah onlara yağmur gönderdi.

İbn Asâkir, Zeyd b. Eşlem vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Allah'ın âyetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere şiddetli bir azabı müjdele" âyetini açıklarken:

“İnsanlara iyiliği ve adaleti emredenler Osmân ve onun gibileridir" dedi.

İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte, A'meş'ten bildirdiğine göre: Abdullah'ın kıraati: (.....) şeklindedir.

Bu bölümü tek başına aç →

22. Âyetin Tefsiri

İşte bunlar, o kimselerdir ki, dünya ve Âhirette yaptıkları ameller boşa çıkmıştır. Onların azâbına engel olacak hiçbir yardımcıları da yoktur.

Bu bölümü tek başına aç →

23–24. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:25

Bu bölümü tek başına aç →

25. Âyetin Tefsiri

"Kendilerine Kîtabdan bîr pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitab'ına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir. Onların bu tutumları: «Bize ateş, sadece sayılı günlerde dokunacaktır» demelerinin bir sonucudur. Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır. Fakat, onları gelmesinde şüphe edilmeyen bîr gün için topladığımız ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman halleri nice olur?"

İbn İshâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Yahudilerden bir grubun Tevrât okuduğu Beytü'l-Medâris denilen yere girip onları Allah yoluna davet etti. Nu'mân b. Amr ve Hâris b. Zeyd:

“Ey Muhammed! Sen hangi din üzeresin?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“İbrahim'im milleti ve dini üzereyim" karşılığını verdi. Onlar:

“İbrâhim Yahudi biriydi" dediklerinde, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:

“O zaman Tevrat'a bakalım o aramızı bulur" dedi.

Fakat onlar bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Kendilerine Kitab'dan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitab'ına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Kendilerine Kitap'dan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek İçin Allah'ın Kitab'ına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bunlar Allah'ın Kitab'ına ve aralarında hüküm kılmak için Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) davet edilen Yahudi'lerdir. Onlar Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem), yanlarındaki Tevrât'ta yazılı olduğunu buldukları halde kabul etmemiş ve bu davete yüz çevirmişlerdir."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Ehl- i Kitâb, aralarında hak ve hukuk üzere hüküm kılmak için Allah'ın Kitâb'ına davet edilirlerdi. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de onları İslam'a davet ediyordu. Ancak onlar bundan yüz çeviriyordu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mâlik (.....) kelimesinden kasıt:

“Pay", (.....) âyeti hakkında ise:

“Bu, Tevrât'tır" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir..." âyeti hakkında:

“Onlar, Yüce Allah'ın, Hazret-i Âdem'i yaratmış olduğu günleri kastetmektedirler" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır" âyetini açıklarken:

“Bu: «Biz Allah'ın çocukları ve sevdikleriyiz» dedikleri zamandır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır" âyetini açıklarken:

“...Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir" demeleri onları yanıltmıştır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Onları topladığımız ve haksızlık yapılmayarak herkese kazandığı eksiksiz verildiği zaman, nasıl olacak?" âyetini açıklarken:

“Burada iyi veya kötü her kişinin yapmış olduğu hayır ve şerlerin karşılığının ödeneceği ve amellerine karşı hakısızlık edilmeyeceği bildirimektedir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

26. Âyetin Tefsiri

Bkz. Ayet:27

Bu bölümü tek başına aç →

27. Âyetin Tefsiri

"De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın, iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir sin. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den bildiriyor: Bize, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem), Rabbinden, Perslerin ve Rumların mülkünün ümmetine verilmesini istediği söylendi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin" âyetini indirdi."'

İbnu'l-Münzir, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Cibrîl, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:

“Ey Muhammed! "...Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın..." de ve Rabbinden iste" dedi. Sonra Cibrîl bir daha gelip:

“Ey Muhammed! "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver" de ve Rabbinden iste dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Yüce Allah'ın buyurduğu gibi istedi ve Allah kendisine istediğini verdi.

Taberânî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kendisiyle dua edildiği zaman duaların kabul edileceği Allah'ın İsm-i A'zam'ı: «De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin» âyetindedir."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre, İbn Abbâs:

“Allah'ın İsm-i A'zam'ı: «De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin» âyetidir" dedi.

İbn Ebi'd-Dünyâ, ed-Duâ'da, Muâz b. Cebel'den bildiriyor: Borcumdan dolayı Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) şikâyette bulunduğumda:

“Ey Muâz! Borcunun ödenmesini ister misin?" dedi. "Evet, (isterim)" dediğimde,

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“«Mülkün sahibi olan Allahım!

Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu sen, her şeye Kadirisin. Ey dünya ve âhiretin Rahman'ı! Ondan dilediğine verir, dilediğine de vermezsin. Bana borcumu öde(mede yardımcı ol)» diye dua ettiğin zaman yeryüzü doluşunca altın borcun olsa senin yerine onu öder. "

Taberânî, Muâz b. Cebel'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) cuma günü birilerini arıyordu. Namazı kıldıktan sonra Muâz'a gidip:

“Ey Muâz! Ne oluyor ki seni cumada görmedim?" deyince, Muâz:

“Bir Yahudinin benden bir ukiyye külçe altın alacağı var. Sana geliyordum ki beni bundan alıkoydu" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Sana öyle bir dua öğreteceğim ki bu duayı ettiğinde dağ gibi borcun olsa Yüce Allah bu borcu yerine ödeyecektir. Ey Muâz! Allah'a şöyle dua et: «Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu sen, her şeye Kadirisin. Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın. Ey dünya ve âhiretin Rahman'ı! Sen onlardan dilediğine verir dilediğine de vermezsin. Allahım! Beni başkasının rahmetine muhtaç kılmadan fakirlikten kurtar ve bana borcumu öde(mede yardımcı ol).»Beni senin ibadetinde ve yolunda öldür."

Taberânî, M. es-Sağîr'de ceyyid bir isnâdla, Enes b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Muâz b. Cebel'e şöyle buyurmuştur:

“Ey Muâz! Sana öyle bir dua öğreteceğim ki bu duayı ettiğinde Uhud dağı kadar borcun olsa bile Yüce Allah bu borcu yerine ödeyecektir. Ey Muâz! Allah'a şöyle dua et: «Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu sen, her şeye Kadirisin. Ey dünya ve âhiretin Rahmanı! Sen onlardan dilediğine verir, dilediğine de vermezsin. Allahım, beni başkasının rahmetine muhtaç kılmadan fakirlikten kurtar.»"

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'ın:

“...Mülkü dilediğine verirsin...'" âyetini açıklarken:

“Burada verilen şeyin peygamberlik olduğu kastedilmektedir" dediğini bildirir.

İbn Cerîr, Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr'in:

“De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin... Doğrusu sen, her şeye Kadir'sin" âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:

“Ey kulların mâliki olan Rab! Onların ihtiyacını senden başka kimse gideremez. Bu sadece senin elindedir, başkasının elinde değildir. Senin saltanatın ve kudretin gibi buna kimsenin gücü yetmez, mânâsındadır."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yaz mevsimini kıştan, kış mevsimini de yazdan alır. Ölüden diri çıkarması, diri adamı ölü bir nutfeden çıkarmasıdır. Diriden ölü çıkarması ise ölü nutfeyi diri bir adamdan çıkarmasıdır."

Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kış mevsiminde gecelerin uzamasıyla gündüzlerin kısalması, yaz mevsiminde de gündüzlerin uzamasıyla gecelerin kısalmasıdır."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“(Yüce Allah'ın) Gündüzden eksilen zamanı geceye eklemesi, geceden eksilen zamanı da gündüze eklemesidir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“(Yüce Allah'ın) geceyi on beş saate çıkarıp gündüzü dokuz saat kılması, (sonra da) gündüzü onbeş saate çıkarıp geceyi dokuz saat kılmasıdır.

Abd b. Humeyd, Mücâhid'in:

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin..." âyeti hakkında:

“İkisinden birine diğerinden katmasıdır" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd, Dahhâk'ın "Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin..." âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:

“Bazen geceden alıp gündüze katar ve bu şekilde gündüzü daha uzun kılar. Bazen de gündüzden alıp geceye katar ve bu şekilde geceyi daha uzun kılar."

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Ölüden diriyi ... çıkarırsın..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“(Allah) ölü nutfeyi diri birinden çıkarır, sonra da nutfeden diri insanı çıkarır."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Diri insanlar nutfedendir. Nutfe ise cansız olup diri insanlardan çıkmaktadır. Bu durum hayvanlar ve bitkilerde de aynı şekildedir."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İkrime:

“...Ölüden diri... çıkarırsın..."' âyetini açıklarken:

“Bu canlıdan çıkan cansız yumurtadır. Sonra da o cansız yumurtadan canlı çıkarılır" dedi.

İbn Cerîr, İkrime'nin:

“...Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın..." âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:

“Hurma ağacı cansız çekirdekten çıktığı gibi, çekirdekte canlı hurma ağacından çıkmaktadır. Tane de canlı başaktan çıktığı gibi, başak ta cansız taneden çıkmaktadır."

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Ebû Mâlik'ten bunun aynısını bildirir.

İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın..." âyeti hakkında şöyle dedi:

“Kafir kişiden mümini, mümin kişiden de kafiri çıkarır. Mümin kulun kalbi diri, kafir kulun kalbi ise ölüdür."

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, el-Esmâ ve's- Sıfât'ta Beyhakî ve el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh, Selmân'dan bildiriyor: Yüce Allah, Âdem'in (aleyhisselam) çamurunu kırk gün mayaladı. Sonra elini o çamura koyunca onda bütün temiz şeylerle bütün pis şeyler çıktı. Sonra da onları birbirine karıştırıp onlardan Âdem'i (aleyhisselam) yarattı. O ölüden diri, diriden de ölü çıkarmaya, yani kafirden mümin, müminden de kafir çıkarmaya başladı.

İbn Merdûye, Ebû Osmân en-Nehdî vasıtasıyla, Selmân el-Fârisî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah, Âdem'i (aleyhisselam) yarattığı zaman onun zürriyetinden sağ eliyle bir avuç alıp:

“Bunlar Cennet ehlidir ve kimseyi umursamıyorum" buyurdu. Diğer eliyle de bir avuç alınca onda bütün kötü şeyler geldi ve:

“Bunlar Cehennem ehlidir ve kimseyi umursamıyorum" buyurdu. Sonra onları birbirine karıştırarak mümini kafirden, kafiri de müminden çıkardı. "...Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın..."' âyeti de bu mânâdadır.

İbn Merdûye, Ebû Osmân en-Nehdî vasıtasıyla, İbn Mes'ûd veya Selmân'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“...Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın..." âyetini açıklarken:

“Mümini kafirden, kafiri de müminden çıkarır" buyurdu.

Abdurrezzâk, İbn Sa'd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Zührî vasıtasıyla Ubeydullah b. Abdillah'tan bildiriyor: Hâlide binti'l-Esved b. Abdi Yağûse Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına girince:

“Bu kimdir?" diye sordu. Kendisine:

“Bu, Hâlide binti'l-Esved'dir" denilince:

“Ölüden diri çıkaran Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih ederim" dedi. Bu kadın sâliha bir kişiydi. Babası ise kafir birisiydi.

İbn Sa'd'ın, Ebû Seleme b. Abdirrahman vasıtasıyla bildirdiğine göre Hazret-i Âişe, Hazret-i Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) bunun aynısını bildirir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde şeddesiz olarak okurdu.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Yahya b. Vessâb bu âyeti (.....) şeklinde okudu. Bu âyeti ise (.....) şeklinde şeddeli olarak okudu.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Dilediğine de hesapsız rızık verirsin" âyetini açıklarken:

“Yüce Allah yanındaki mevcut olan eksilir korkusuyla, hesaplıyarak vermez. Zira Yüce Allah'ın yanında bulunan şeyler eksilmez.

İbn Ebî Hâtim, Meymûn b. Mihrân'ın:

“...Hesapsız rızık..."' âyeti hakkında:

“Bolca mânâsındadır" dediğini bildirir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın..." âyeti hakkında:

“Aynı kudretle mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın" dedi. "...Dilediğine de hesapsız rızık verirsin" âyetini açıklarken ise şöyle dedi:

“Buna senden başka kimsenin gücü yetmez ve bunu ancak sen yapabilirsin. Yani Yüce Allah şöyle buyurur:

“İsa'ya (Hıristiyanların) kendileriyle ilah olduğunu iddia ettikleri, ölüyü diriltme, hastaları iyileştirme, çamurdan yapılan kuşu canlandırma ve gaybı bilme gücünü vermem onu insanlara delil olarak göstermem ve kavmine peygamber olarak gönderdiğime inanmaları içindir. Benim kudretimden ve saltanatımdan olan kralları kral yapmak ve peygamber gönderme yetkisini kimseye vermedim. Ben onları dilediğime veririm. Yine geceyi gündüze, gündüzü geceye geçiririm, ölüden diri, diriden ölü çıkarırım, iyilerden ve kötülerden dilediğime de hesapsız rızık veririm. Bütün bu güçleri mülkleri İsa'ya vermedim. Bunda onlar için bir delil ve bir ibret olması lazım. Eğer o ilah olsaydı bütün bu güçler kendisinde olurdu. Onlar da biliyor ki o krallardan kaçarak bir şehirden bir şehire gitmektedir.

Bu bölümü tek başına aç →

28. Âyetin Tefsiri

"Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır."

İbn İshâk, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Haccâc b. Amr; Ka'b b. el-Eşref, İbn Ebî Hukayk ve Kays b. Yezîd'in anlaşmalısıydı. Bunlar, fitneye düşürme niyetiyle Ensâr'dan bir grupla dostluk oluşturdular. Rifâa b. el-Münzir, Abdullah b. Cübeyr ve Sa'd b. Haysem bu gruba:

“Yahudilerden olan bu gruptan uzak durun ve onlarla dostluk kurmaktan sakının. Bunlar sizi dininizde fitneye düşürecektir" dediler. Onlar da bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır. De ki:

“İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir'" âyetlerini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Müminler, müminleri bırakıp ta kâfirlere yumuşak davranarak onlardan yardım almasınlar. Kafirler kendilerinden kuvvetli ise, onlara yumuşak davranırlar; ancak dinlerinde onlara uymazlar. Yüce Allah'ın:

“...Ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır..." âyeti de bu anlamdadır.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur..." âyetini açıklarken:

“Yüce Allah böyle yapan kişiden beridir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Takiyye ancak dil ile olur. Kişi, Allah'a ma'siyet olan bir şeyi insanlardan olan korkusundan dolayı söyleme durumunda olursa, kalbi de imanda mutmain ise bunda ona bir zarar yoktur. Takiyye ancak dil ile olur.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve Beyhakî'nin, Sünen'de, Atâ (b. Ebî Rebâh) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır..." âyeti hakkında şöyle dedi:

“Takiyye kalbi iman ile mutmain olması halinde din hakkında aykırı şeyler söylemektir. Ancak, öldürme gibi elle yapılan ameller veya küfür veya haram amel işlemeksizin yapılabilir. Bu konuda bir mazeret yoktur."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır..." âyetini açıklarken:

“Dünya hayatında onlara karşı gösteriş yapıp, kalpte ve amelde muhalif olmaktır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Ebu'l-Âliye'nin bu âyet hakkında:

“Takiyye ancak dil ile yapılır, amelle yapılamaz" dediğini bildirir.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'nin:

“...Ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır..." âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:

“Ancak aranızda akrabalık bağı olan kafirler bunun dışındadır. Onlara akrabalığın gerektirdiği ilgiyi gösterebilirsiniz."

Abd b. Humeyd, Hasan'ın:

“Takiyye kıyamet gününe kadar caizdir" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd, Ebû Recâ'nın bu âyeti (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti (.....) şeklinde (.....) harfi ile okurdu.

Abd b. Humeyd, Ebû Bekr b. Ayyâş vasıtasıyla bildiriyor: Âsim bu âyeti (.....) şeklinde (elif) harfi ile okuyup, (te) harfini de ötre ile okumuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

29. Âyetin Tefsiri

"De ki: «İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir.»"

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildiriyor: Yüce Allah onlara gizlediklerini de açıkladıklarını da bildiğini haber vererek:

“...İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir..." buyurmaktadır.

Bu bölümü tek başına aç →

30. Âyetin Tefsiri

Kıyâmet gününde herkes, dünyada hayır ve kötülükten yaptığı şeyi hazır bulacak ve ister ki, o kötülüklerle arasında uzak bir mesafe bulunsaydı. Yine Allahü Tealâ size kendinden korkmanızı emreder. Allah kullarına karşı çok raûf, pek merhametli ve şefkatlidir.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“O gün her nefis, ne hayır işlemişse ... onları önünde hazır bulur..." âyetini açıklarken:

“Burada toplamış olduğu ameller kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kişi onunla hiç karşılaşmayacakmış gibi amelini gizler. Bu ancak onun temennisidir. Fakat dünyada iken bu hatasından zevk alıyordu."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Uzak bir mesafe" âyetini açıklarken:

“Kişinin kötü amelinin kendisinden uzak bir yerde olmasını istemesidir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“(.....) kelimesi zaman mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Hasan(-ı Basrî)'nin:

“Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger" âyeti hakkında şöyle dediğini bildirir:

“Yüce Allah onları çok esirgemesinden dolayı onların kendisinden çekinmelerini emretti."

Bu bölümü tek başına aç →

31. Âyetin Tefsiri

"De ki: «Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder.»"

İbn Cerîr, Bekr b. el-Esved vasıtasıyla Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir kavim:

“Ey Muhammed! Biz Rabbimizi seviyoruz" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“De ki:

“Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..."âyetini indirdi. Bu şekilde Yüce Allah, Peygamberi Muhammed'e uymayı sevgisi için bir işaret, ona karşı gelmeyi de azabı için bir gösterge kılmıştır.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Ebû Ubeyde en-Nâcî vasıtasıyla Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bazı kavimler:

“Ey Muhammed! Vallahi biz Rabbimizi seviyoruz" demişlerdir. Bunun üzerine Yüce Allah:

“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun..." âyetini indirdi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Abbâd b. Mansûr vasıtasıyla Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bazı kavimler Allah'ı sevdiklerini iddia ediyordu. Yüce Allah onların dediklerini amelle tasdik etmek için:

“Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder" âyetini indirdi. Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) uymaları onların dediklerini doğrulamış olurdu.

Hakîm et-Tirmizî, Yahya b. Ebî Kesîr'den bildiriyor: Onlar "Rabbimizi seviyoruz" deyince sınandılar ve Yüce Allah:

“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." âyetini indirdi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'ten bildiriyor: Bazı kavimler:

“Biz Rabbimizi seviyoruz" diyerek Allah'ı sevdiklerini iddia ediyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) uymalarını emretti ve Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) uymayı sevgisi için bir işaret kıldı.

Abd b. Humeyd'in, Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sünnetimi terkeden benden değildir" dedi ve:

“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder" âyetini okudu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Eğer İsa (aleyhisselam) hakkında söyledikleriniz Allah'a olan sevgi ve ta'zimden dolayı ise bana (Resûlullah'a ) uyun ki geçmişteki küfrünüz bağışlansın."

İsbehânî'nin, et-Terğîb'te, İbn Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Müminin hevası bana indirilene tabi olmadıkça imanı kâmil olamaz."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ:

“Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin..." âyetini açıklarken:

“İyilik, takva, tavazu ve nefsin zilletin de bana (Resûlullah'a ) tabi olunuz" dedi.

Hakîm et-Tirmizî, Ebû Nuaym, Deylemî ve İbn Asâkir'in, Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin..." âyetini açıklarken şöyle buyurdu:

“İyilik, takva, tevazu ve nefsin zilletinde bana tabi olunuz. "

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe:

“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun..." âyetini açıklarken:

“İyilik, takva, tevazu ve nefsin zilletinde bana (Resûlullah'a) tabi olunuz" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Ebû Nuaym, Hilye'de ve Hâkim'in, Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Şirk, gece karanlığında sert bir kaya üzerinde yürüyen karıncadan daha gizlidir. Onun en hafifi zulümden bir şeyi sevmek ve adaletten bir şeye buğzetmektir. Din ise mutlaka Allah için sevip Allah için buğzetmekten ibaret değil midir? Yüce Allah'ın: «De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..."» âyeti de bu anlamdadır. "

İbn Ebî Hâtim, Havşeb vasıtasıyla Hasan(-ı Basrî)'nin:

“...Bana uyun. Allah da sizi sevsin..." âyetini açıklarken:

“Yüce Allah'ın kendilerini sevdiğinin alâmeti Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetine uymalarıdır" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Süfyân b. Uyeyne'den bildiriyor: Kendisine, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kişi sevdiğiyle beraberdir" âyeti sorulunca:

“Yüce Allah'ın:

“De ki:

“Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin..." buyurduğunu işitmedin mi? Sevmek Allah'a yaklaşmak demektedir. Yüce Allah kafirleri sevmez, yani onları kendine yaklaştırmaz" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“De ki: Allah'a ve Peygambere itaat edin Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Necrân Hıristiyanlar! Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) biliyor ve sizin kitabınızda buluyorlardı. Onlar küfürlerine devam ederlerse bilsinler ki Yüce Allah inkar edenleri sevmez."

Ahmed, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, İbn Hibbân ve Hâkim'in Râfi'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sizden birinize emrettiğim veya nehyettiğim bir konu geldiğinde koltuğunuza yaslanmış bir şekilde: «Biz bilmeyiz, biz ancak Allah'ın Kitâbı'nda bulduğumuz şeylere uyarız» derken tesadüf edip görmeyeyim" buyurdu.

Bu bölümü tek başına aç →

32. Âyetin Tefsiri

Yine de ki:

“ Allah’a ve Peygambere itâat edin.” Eğer yüz çevirirlerse, Şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.

Bu bölümü tek başına aç →

33–34. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:35

Bu bölümü tek başına aç →

35. Âyetin Tefsiri

"Allah Âdem'i, Nuh'u, İbrâhîm ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. Birbirinden gelen bir zürriyet olarak, Allah işitendir, bilendir. İmran'ın karısı:

“Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak Sensin" demişti."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Nuh'u, İbrâhîm ailesi ile İmrân ailesini seçip parmağı ile dürter. Çocuğun ilk ağlaması da bu sebepledir. Ancak Hazret-i Meryem'den ve oğlundan olanlara şeytan ilişemedi" buyurduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

“Meryem'in annesi Hanna doğum yaptığı zaman kız çocuğunun Allah yolunda hizmetçi olarak kabul edilmemesinden korktu. Çocuğu kundaklayıp, Beytül-Makdis'e götürerek, oradaki kurralara teslim etti. Orada kurraların hepsi onu almak istediler." -Çünkü bu çocuk onların imamlarının çocuğu idi. Kurraların imamı ise Hârun'un çocuklarındandır - "Hahamların başı olan Zekeriyyâ (aleyhisselam):

“Onu ben alacağım. Teyzesi Ümmü Yahya'nın yanımda olması sebebi ile onu almakta en fazla hak sahibiyim" dedi. Bunun üzerine kurralar:

“Kavimde ona en fazla ihtiyacı olan kişi almalı, eğer hak sahibi olan kişiye bırakılacaksa babasına bırakılması gerekir. Ancak o Allah yoluna adanmış olduğu için babasına bırakılamaz. Kura çekelim ve kurasına çıkan kişi onda hak sahibi olsun" dediler. Vahyi yazdıkları kalemlerle:

“...Meryem'e hangisi kefil olacak..." diye üç defa kura çektiler. Yani onu kim alacak diye kura çektiler ve kura da Zekeriyyâ (aleyhisselam) çıktı. Onların kalemlerle kuraları şöyleydi. Kalemleri bir yere toplayarak bir örtüyle örttüler. Beytül-Makdis'in hizmetçilerinden akılbaliğ olmayan kölelerden birine:

“Elini örtünün altına sok ve bir kalem çıkar" dediler. Köle elini uzattı ve Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) kalemini çıkardı. Kurralar:

“Hayır kabul etmeyiz, kalemleri nehre atarız. Kimin kalemi akıntının tersine giderse Meryem'e (aleyhesselam) O kefil olur" dediler. Bunun üzerine kalemlerini Ürdün nehrine attılar. Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) kalemi akıntının tersine gitti. Yine kabul etmeyerek üçüncü defa kura çekeceğiz, kimin kalemi akıntı ile beraber giderse Meryem'e (aleyhesselam) o kefil olur" dediler ve kalemleri tekrar suya attılar. Bu defa Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) kalemi akıntıyla beraber giderken onların kalemleri akıntının tersine gitti. Sonra da Yüce Allah'ın buyurduğu gibi:

“Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; Zekeriyyâ'nın himayesine bıraktı..." Meryem'i (aleyhesselam), Zekeriyyâ (aleyhisselam) yanına aldı ve onu Rabbine ibadet ve itaatte güzel bir şekilde terbiye etti. Meryem (aleyhesselam) büyüdüğü zaman Zekeriyyâ (aleyhisselam) Beytül-Makdis'te ona has bir yer yaptırdı. Kapısını da duvarın orta tarafına koydu. Yanına ancak merdivenle çıkılabilirdi. Ona bir sütanne tutmuştu. İki yaşını doldurduğunda sütten kesilmiş ve yürümeye başlamıştı. Zekeriyyâ (aleyhisselam), onun üstüne kapıyı kapatır ve anahtarı kendisinde bırakırdı. Onu hiç kimseye emanet etmezdi. O büyüyünceye kadar ona faydalı şeyleri kendisinden başka kimse vermedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İkrime:

“Meryem'in (aleyhisselam) annesinin ismi Hanna'dır" dedi.

Hâkim, Ebû Hureyre'nin:

“Hanna, İsa'nın (aleyhisselam) annesi Meryem'i (aleyhisselam) doğurmuştur" dediğini bildirir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre ibn Abbâs:

“...Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Annesi onu ibadet etmesi için kiliseye koymayı adamış ve onun erkek olmasını temenni etmişti.

İbnu'l-Münzir, İbn Abbâs'ın bu âyet hakkında şöyle dediğini bildirir:

“Onu ibâdet etmesi (kilisenin hizmetini görmesi) için Allah yolunda adadı."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid (.....) kelimesi hakkında:

“Kiliseye hizmetçi olarak vermektir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in başka bir kanalla bildirdiğine göre Mücâhid: (kelimesi hakkında: Dünya işlerini karıştırmadan has bir şekilde (Allah'a ibadet etmek) mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'nin bu âyet hakkında şöyle dediğini bildirir:

“İmrân'ın hanımı karnındaki bebeğini Allah yolunda adamıştı. O zamanlar sadece erkekleri Allah yolunda adarlardı. Kişi Allah yolunda adandığı zaman kiliseye bırakılır ve kiliseden ayrılmayıp sürekli olarak oranın temizlik işlerini hallederdi. Kadınların bazı hallerinden dolayı girip orayı temizlemeleri uygun değildi. İşte o zaman İmrân'ın hanımı:

“Erkek kız gibi değildir" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr (.....) kelimesi hakkında:

“Onu Allah yolunda ve kiliseye adadı. Onu ibadetten alıkoyacak hiçbir şey yoktur" dedi.

İbnu'l-Münzir, Dahhâk'tan bildiriyor: İsrâil oğulları zamanında kadın erkek çocuk doğurduğunda onu hizmet edebileceği yaşa kadar besler ve kitabı okuyanların hizmetine verirek:

“Bu sizin hizmetiniz için adanmıştır" derdi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İkrime'den bildiriyor: O zaman İmrân'ın karısı Hanna çocuğu olmayacak kadar yaşlı bir kadındı. O doğum yapmayan biriydi. Çocukları olan kadınlara gıpta ediyordu. Bunun üzerine:

“Allahım! Bu benim adağım olsun. Eğer bana bir çocuk nasip edersen onu Beytül-Makdise koyarak senin yolunda tasadduk edeceğim. O orada temizlik ve hizmet edenlerden olacaktır" dedi. Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken "Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir..." dedi. Yani onun hayız halinin olması ve erkeklerle bir yerde kalamaması sebebiyle böyle bir imkânı yoktu. Ümmü Meryem onu bir kundağa sardı ve Musa'nın kardeşi Hârun'un oğlu kâhin'e götürdü. Onlar o gün Beytül-Makdis'te, Kâbe'nin görevlileri gibi görev yapıyordu. Onlara:

“Bu benim adağımdır ben onu Allah yolunda adadım. Ancak o kızdır ve kiliseye hayızlı kimse giremez. Fakat onu evimede geri götürmeyeceğim" dedi. Bunun üzerine onlar:"Bu bizim imamımızın kızıdır" dediler. İmrân onlara namazda imamlık ediyordu. Zekeriyyâ (aleyhisselam) :

“Onu bana verin, çünkü teyzesi benim nikahlımdır" dedi. Oradakiler:

“Bizim içimiz buna el vermez" dediler. İşte o zaman Tevrât'ı yazdıkları kalemlerle kura çektiler ve kurada Zekeriyyâ (aleyhisselam) çıkınca onu himayesi altına aldı.

Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde okumuştur.

İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'ın bu âyeti (.....) şeklinde (te) harfini ötre ile okuduğunu bildirir.

Abd b. Humeyd, Âsim b. Ebi'n-Necûd'un bu âyeti (.....) şeklinde (te) harfini ötre ile okuduğunu bildirir.

Abdullah b. Ahmed, Zühd'de, Süfyân b. Hüseyin'in (Allah onun ne doğurduğunu bilirken) hakkında:

“Bu Yüce Allah'a halini arzetmek babından bir şeydi" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Esvad bu âyeti: (.....) şeklinde (ayn) harfini nasb ederek okurdu.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) bu âyeti: (.....) şeklinde (ayn) harfini nasb ederek okudu.

Bu bölümü tek başına aç →

36. Âyetin Tefsiri

"Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken «Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım» dedi."

Abdurrezzâk, Ahmed, Buhârî, Müslim, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Dünyaya gelen hiçbir çocuk yoktur ki şeytan ona mutlaka dokunur ve şeytanın kendisine dokunmasıyla çocuk feryatla ağlar. Ancak şeytan Meryem'e (aleyhisselam) Ve oğluna dokunamamıştır." Ebû Hureyre:

“İsterseniz:

“...Ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım..."' âyetini okuyunuz" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Hazret-i Âdem'in çocuklarından doğan her kişiyi mutlaka şeytan dürter. Çocuk doğduğu zaman da bu sebeple ağlar. Ancak Meryem binti İmrân ve oğlu bunun dışındadır. Çünkü annesinin onu doğruduğu zaman: «...Ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım...» diye dua etmesiyle şeytanla aralarında bir perde konuldu. Şeytan perdeye dürtmüş ve onlara dokunamamıştır."

İbn Cerîr'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Dünyaya gelen hiçbir çocuk yoktur ki, doğduğu zaman şeytan onu bir veya iki defa sıkar. Ancak İsa b. Meryem ve Meryem (aleyhimesselam) bunların dışındadır." Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“...Ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım... " âyetini okudu.

İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Dünyaya gelen hiçbir çocuk yoktur ki doğduğu zaman mutlaka ağlamıştır. Mesih b. Meryem bunun dışındadır. Çünkü şeytan ona musallat olmamış ve onu dürtmemiştir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Asâkir, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: İsa (aleyhisselam) doğduğu zaman şeytanlar İblis'e gelip:

“Putlar başları düşmüş bir şekilde sabahladı" dediler. İblis:

“Bu bir musibettir, yerinizde kalın" deyip ne olduğuna bakmak için uçarak yeryüzünün doğusunu ve batısını dolaştı bir şey bulamadı. Sonra denizlere gitti, yine bir şey bulamadı. Bir daha uçtu ve İsa'nın (aleyhisselam) bir merkep ahırının yanında doğmuş olduğunu gördü. Melekler İsa'nın (aleyhisselam) etrafını sarmıştı. İblis tekrar şeytanların yanına geri dönerek:

“Dün bir peygamber doğdu. Hiçbir kadın yoktur ki hamile kaldığı ve doğum yağtığı zaman mutlaka yanında bulunmuşumdur. Ama bunda bulunmadım. Bu geceden sonra putlara tapılacağım ümid etmeyin. Ancak yine de insanların işlerinde acele etmelerini sağlayın" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bize, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu anlatıldı:

"Şeytan, Âdemoğullarının tümünü (doğdukları zaman) böğründen dürtmüştür. Ancak İsa (aleyhisselam) ve annesi bunların dışındadır. Bunların aralarına bir perde konulmuştu ki şeytanın dürtmesi perdeye denk geldi." Yine bize, onların Âdem oğulları gibi günah işlemedikleri söylenip Yüce Allah'ın, İsa'ya (aleyhisselam) vermiş olduğu iman ve ihlas ile karada yürür gibi denizde yürüdüğü de söylendi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım..." âyetini açıklarken:

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur" dedi:

“Şeytan, Âdemoğullarının tümünü (doğdukları zaman) böğründen dürtmüştür. Ancak İsa (aleyhisselam) ve annesi bunların dışındadır. Onlar Âdemoğulları gibi günah işlememişlerdir. İsa (aleyhisselam) Rabbine hamdü sena ederken: «Rabbim beni ve annemi şeytanın şerrinden korudu. Onun bize gelecek bir yolu yoktur» dedi."

Abd b. Humeyd, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Eğer (Meryem'in annesi Hanna):

“...Ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım..." demeseydi onun zürriyeti olmazdı" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

37. Âyetin Tefsiri

"Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriyyâ'nın himayesine bıraktı. Zekeriyyâ mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. «Ey Meryem. Bu sana nereden geldi?» dermiş, o da: «Bu, Allah'ın katındandır, doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır» derdi."

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah, Meryem'in (aleyhisselam) kilise hizmetine verilmesini kabul buyurdu ve onu bununla mükafatlandırdı. O, Allah'ın sunmuş olduğu besinlerle yetişti."

İbn Cerîr, Rabî'nin: (.....) âyetini açıklarken:

“Onu Zekeriyyâ'nın himayesine bıraktı" dediğini bildirir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Zekeriyyâ (aleyhisselam) onu himayesi altına aldı. Zekeriyyâ (aleyhisselam) mabedde onun her yanına girişinde, üzüm zamanı olmadığı halde yanında bir sepet üzüm bulurdu. Ona:

“Bu sana nereden geldi?" deyince o da:

“Bu, Allah'ın katındandır, doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır" karşılığını verdi. Zekeriyyâ (aleyhisselam):

“Sana zamanı olmadığı halde üzümü veren (Allah) yaşlı ve kısır kişiden bir çocuk vermeye de kadirdir" dedi. Orada Zekeriyyâ (aleyhisselam) Rabbine dua etti. O, Yahya ile müjdelendiği zaman:

“Ya Rabbi! Bana bir alamet ver" dedi. Yüce Allah "Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır..." buyurdu. Yani, sen düzgün ve hasta olmadığın halde dilin tutulacaktır, dedi.

Abd b. Humeyd, Âdem, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Sünen'de bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Onu Zekeriyyâ'nın himayesine bıraktı..." âyetini açıklarken:

“Onları kalemiyle yendi" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den bildiriyor: Meryem (aleyhesselam) onların efendilerinin ve imamlarının kızı idi. Hahamlar onu vermek istemediler ve onu kefaletleri altına almak için kura çektiler. Zekeriyyâ (aleyhisselam) onun teyzesi kocasıydı. Onu kefaleti altına alarak yanında bıraktı ve güzelce terbiye etti.

Sünen'de Beyhakî, ibn Mes'ûd'dan, İbn Abbâs'tan ve sahabelerden olan bazı kişilerden bildiriyor: Tevrât'ı yazan kişilere Allah yolunda adanmış bir çocuk getirildiğinde, onu kimin alıp ta eğitimini vereceği konusunda kura çekilirdi. O zaman Zekeriyyâ (aleyhisselam) bu kişilerin arasındaydı. Meryem'in ablasının nikahı altında olmasıyla onu almakta en fazla hak sahibiydi. Onu getirdiklerinde Zekeriyyâ (aleyhisselam):

“Onun ablası nikahlımdır, ben onu almakta sizden daha fazla hak sahibiyim" dedi. Onlar bunu kabul etmediler ve Ürdün nehrine gittiler. Onu, kimin kefaleti altına alacağı belli olsun diye Tevrât'ı yazdıkları kalemlerini nehre attılar ve hangi kalemin kalkacağına baktılar. Kalemler akıntıda gitmişti. Ancak Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) kalemi çamura saplanmış gibi yerinde durdu. Bunun üzerine de çocuğu aldı.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“... Onu Zekeriyyâ'nın himayesine bıraktı..." âyetini açıklarken:

“Onu beraberinde kendi mihrabına bıraktı" dedi.

Abd b. Humeyd, Âsim b. Ebî Necûd'un bu âyeti (.....) şeklinde şeddeli, (.....) kelimesini de med harfiyle mansub ve hemzeli olarak okuduğunu bildirir.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Yanında bir yiyecek bulurdu..." âyetini açıklarken:

“Üzüm zamanı olmadığı halde yanında bir sepet üzüm bulurdu" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Yanında bir yiyecek bulurdu..." âyetini açıklarken:

“Üzüm zamanı olmadığı halde yanında üzüm bulurdu" dedi.

İbn Cerîr başka bir kanalla bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Yanında bir yiyecek bulurdu..." âyeti hakkında:

“Yaz mevsiminde yetişen meyveleri kışın, kış mevsiminde yetişen meyveleride yazın yanında bulurdu" dedi.

İbn Ebî Hâtim başka bir kanalla bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Yanında bir yiyecek bulurdu..." âyeti hakkında:

“Burada ilim kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Yanında bir yiyecek bulurdu..."" âyeti hakkında:

“Cennet meyvelerinden, yaz mevsiminde yetişeni kışın, kış mevsiminde yetişeni de yazın yanında bulurdu" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, ibn Abbâs'ın:

“...Yanında bir yiyecek bulurdu...'" âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:

“Kimsenin yanında meyve bulunmazken kendisinin yanında taze meyveler bulunurdu."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mâlik, (.....) kelimesi için:

“(Bu meyveler) Neredendir?" mânâsındadır, dedi.

İbn Ebî Hâtim, Dârakutnî'nin: (.....) âyeti hakkında:

“Bunu sana kim getirdi?" mânâsındadır, dedi.

Ebû Ya'lâ, Câbir'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) günlerce yemek yememişti. Bu durum artık kendisine ağır gelince hanımlarını dolaştı ve yiyecek bir şey bulamadı. Sonra Hazret-i Fâtıma'nın yanına gidip:

“Ey kızım! Ben açım, yanında yiyebileceğim bir şey var mıdır?" diye sordu. Kızı:

“Hayır, vallahi yoktur" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanından çıkıp gidince komşusu kendisine iki ekmek ve bir parça et gönderdi. Bunları alıp bir çanağa koydu. Sonra kendi kendine:

“Vallahi Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi nefsime ve yanımdakilere tercih edip bu yemeği ona kaldıracağım" dedi. Hepsinin de doyumluk bir yemeğe ihtiyacı vardı. Bunun üzerine Hasan'ı veya Hüseyin'i kendisine gönderdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geri dönünce:

“Sen annem babamsın! Yüce Allah bize bir şey gönderdi ve ben onu sana sakladım" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey kızım! Çanağı getir" buyurdu. Kızı çanağı açtığında ekmek ve etle dolu olduğunu gördü. Bunun Allah'tan bir bereket olduğunu bildi ve Allah'a hamd etti. Çanağı Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) yaklaştırdığında, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yemeği görüp hamd ettikten sonra:

“Ey kızım! Bu sana nereden geldi?" dedi. Hazret-i Fâtıma:

“Ey baba! Bu Allah katındandır, Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır" karşılığını verdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine Allah'a hamdettikten sonra:

“Seni İsrâil oğulları kadınlarının efendisi gibi kılan Allah'a hamd olsun. Allah ona rızık verdiğinde ve kendisine bu rızkın nereden olduğu sorulduğunda: «Bu Allah katındandır, Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır» derdi" buyurdu.

Bu bölümü tek başına aç →

38. Âyetin Tefsiri

"Orada Zekeriyyâ Rabbine dua etti:

“Ya Rabbi! Bana kendi katından teiniz bir soy bahşet doğrusu Sen duayı işitirsin."

İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Zekeriyyâ (aleyhisselam) kış meyvesini yazın, yaz meyvesini de kışın Meryem'in (aleyhisselam) yanında görünce:

“Bunu zamanı olmadığı halde Meryem'e (aleyhisselam) veren (Allah) bana da bir çocuk ihsan etmeye kadirdir" dedi ve o anda Rabbine dua etti.

İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Zekeriyyâ (aleyhisselam) Cibrîl'in, kış meyvesini yazın, yaz meyvesini de kışın Meryem'e (aleyhisselam) getirildiğini görünce:

“Bu meyvelerin zamanı olmadığı halde bunlar sana nereden geliyor?" diye sordu. Meryem (aleyhesselam):

“Bu rızık Allah katından gelmektedir. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır" dedi. Bunun üzerine Zekeriyyâ (aleyhisselam) bir çocuğu olmasını istedi ve:

“Bunu zamanı olmadığı halde Meryem'e (aleyhisselam) veren (Allah) hanımımı düzelterek ondan bana bir çocuk vermeye de kadirdir" dedi. O anda Zekeriyyâ (aleyhisselam) ısrarla Rabbine dua etti. Muharrem ayından üç gece kalmıştı ki Zekeriyyâ (aleyhisselam) kalkıp gusletti. Sonra Allah'a:

“Ey Meryem'i yaz meyveleriyle kışın, kış meyveleriyle de yazın rızıklandıran! "...Bana kendi katından temiz bir soy bahşet..." diye dua etmeye başladı. Buda Allah katından takva sahibi bir soy mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Temiz bir soy bahşet..."âyeti hakkında:

“Mübarek bir soy anlamındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

39. Âyetin Tefsiri

"Mihrâb'da namaz kılarken melekler ona seslendiler: «Allah sana, Allah'ın emriyle (vücud bulan İsa'yı) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.»"

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Melekler ona seslendiler..." âyetini açıklarken:

“Burada Cibrîl kastedilmektedir" dedi.'

İbn Cerîr, Abdurrahman b. Ebî Hammâd'dan bildiriyor: İbn Mes'ûd'un kıraatında bu âyet (.....) şeklindedir.

İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

“Melekleri müzekker olarak adlandırın" dedi ve:

“Doğrusu âhirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar" âyetini okudu. Yine o, Âl-i İmrân sûresinin otuz dokuzuncu âyetini (.....) şeklinde okurdu.

Hatîb'in Tarih'te, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti (.....) şeklinde (te) harfiyle okudu.

İbnu'l-Münzir, İbrâhim'den bildiriyor: Abdullah (b. Mes'ûd) Kur'ân okurken melekleri müzekker olarak telaffuz ederdi.

Abd b. Humeyd, Âsim b. Ebî Necûd'un bu âyeti (.....) şeklinde (te) harfiyle, (.....) şeklinde (elif) harfini nasbederek, (.....) kelimesini de musakkel olarak okuduğunu bildirir.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Sâbit'ten bildiriyor: Namaz yeryüzünde Allah'a hizmettir. Eğer namazdan daha faziletli bir şey olsaydı Yüce Allah:

“Mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler..." buyurmazdı.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süddî (.....) kelimesini açıklarken:

“Namazgâh mânâsındadır" dedi.

Taberânî ve Beyhakî'nin, Sünen'de, İbn Amr'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Mescitlerde namaz için kendinize has yerler edinmekten sakının " buyurmuştur. Burada mihrablar kastedilmektedir.

İbn Ebî Şeybe'nin Musannef’te, Mûsa el-Cuhenî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetim, Hıristiyanların kiliselerinde kendilerine has mihrablar edindiği gibi mescidlerinde bir yer edinmedikleri müddetçe hayırdadırlar demektir."

İbn Ebî Şeybe, İbn Mes'ûd'un:

“Mescitlerde namaz için kendinize has yerler edinmekten sakının" dediğini bildirir.

İbn Ebî Şeybe, Sâlim b. el-Ca'dî'den bildiriyor: Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı:

“Kıyametin alametlerinden biri mescidlerde mihrablar edinmektir" demişlerdir. Yani özel bölmeler edinmek mânâsındadır.

İbn Ebî Şeybe, Ebû Zer'in:

“Kıyametin alametlerinden biri mescidlerde mihrablar edinmektir" dediğini bildirir.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hazret-i Ali mescidde (insanlardan ayrı olarak) özel bölmede namaz kılmayı sevmezdi.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hazret-i İbrâhim mescidde (insanlardan ayrı olarak) özel bölmede namaz kılmayı sevmezdi.

İbn Ebî Şeybe, Sâlim b. el-Ca'd'ın:

“Mescitlerde namaz için kendinize özel yerler edinmekten sakının" dediğini bildirir.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ka'b, mescidlerde kendine has yerler edinmeyi sevmezdi.

İbn Cerîr, Muâz el-Kûfî'den bildiriyor: Bu âyet (.....) şeklinde şeddeli olarak okunduğunda müjde, (.....) şeklinde okunduğunda ise sevinmek anlamındadır.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Katâde'den bildiriyor: Melekler, Zekeriyyâ (aleyhisselam) ile yüzyüze gelerek onu Yahya ile müjdelediler.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Allah sana ... Yahya'yı müjdeler..." âyetini açıklarken:

“Yahya'ya (aleyhisselam) bu adın verilmesinin sebebi Yüce Allah'ın onu imanla ihya etmesinden dolayıdır" dedi.

İbn Adiy, Dârakutnî, el-Efrâd'da, Beyhakî ve İbn Asâkir merfû olarak İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: Yüce Allah Firavun'u annesinin karnında kafir olarak yarattı. Yahya'yı da (aleyhisselam) annesinin karnında mümin olarak yarattı.

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:

“Burada İsa b. Meryem kastedilmektedir" dedi. (.....) lafzı ise:

“Yüce Allah'ın ol demesiyle oluvermek mânâsındadır" dedi.

Ahmed, Zühd'de ve İbn Cerîr, Mücâhid'den bildiriyor: Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) hanımı, Meryem'e (aleyhisselam):

“Karnımdaki bebeğin senin karnındaki bebek için hareketlendiğini hissediyorum" dedi. Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) hanımı Yahya'yı (aleyhisselam); Meryemde (aleyheselam) İsa'yı (aleyhisselam) doğurdu. Yüce Allah'ın:

“...Allah'ın emriyle tasdik eden..." âyeti da bu mânâdadır. Yahya (aleyhisselam) ; İsa'yı (aleyhisselam) tasdik edendir.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Allah'ın emriyle tasdik eden..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahya (aleyhisselam), İsa'ya (aleyhisselam) ilk inanan kişi olup onun Allah'ın kelimesi olduğuna şahitlik etmiştir. Yahya (aleyhisselam), İsa'nın (aleyhisselam) teyzesi oğluydu ve İsa'dan (aleyhisselam) daha büyüktü.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Allah'ın emriyle tasdik eden..."âyetini açıklarken:

“Yahya (aleyhisselam), İsa'nın (aleyhisselam), sünnetini ve minhâcını (yolunu) tasdik eden biri idi" dedi.

İbn Cerîr'in, İbn Cüreyc vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Allah'ın emriyle tasdik eden..." âyetini açıklarken şöyle dedi: Yahya (aleyhisselam) ve İsa (aleyhisselam) teyze çocuklarıydı. Yahya'nın (aleyhisselam) annesi, Meryem'e (aleyhisselam):

“Karnımdaki bebeğin senin karnındaki bebeğe secde ettiğini görüyorum" diyordu. Onun İsa'ya (aleyhisselam) tasdiki annesinin karnında ona secde etmesiydi. O İsa'ya (aleyhisselam) inanan ilk kişiydi. İsa (aleyhisselam) onunla konuştu ve Yahya (aleyhisselam) İsa'dan (aleyhisselam) daha büyüktü.

İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor: Yahya'nın (aleyhisselam) annesi ve İsa'nın (aleyhisselam) annesi ile karşılaştı. Biri Yahya'ya (aleyhisselam) diğeri de İsa'ya (aleyhisselam) hamileydi.

Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) hanımı, Meryem'e (aleyhisselam) :

“Karnımdaki bebeğin senin karnındaki bebeğine secde ettiğini görüyorum" dedi. Yüce Allah'ın:

“...Allah'ın emriyle tasdik eden...'" âyeti da bu mânâdadır.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs (.....) kelimesi için:

“Ağır başlı ve takva sahibi mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Seyyid" kelimesi, Allah katında üstün olan mânâsındadır" dedi.

İbn Ebi'd-Dünyâ, Zemmu'l- Ğadab'da ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime:

“Seyyid" kelimesi, öfkeye yenilmeyen kişi mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb:

“Seyyid" kelimesi, fakih olan âlim mânâsındadır" dedi.

Ahmed, Zühd'de ve Harâitî, Mekârimu'l-Ahlâk'ta, Dahhâk'tan bildiriyor:

“Seyyid" kelimesi, güzel ahlâklı, hasûr ise kadınlara karşı nefsini şehvetlerden koruyan iffetli kişi mânâsındadır.

Ahmed ve Sünen'de Beyhakî, Mücâhid'in:

“Hasûr" kelimesi kadınlara karşı nefsini şehvetlerden koruyan iffetli kişi mânâsındadır, dediğini bildirir.

Ahmed, Zühd'de, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor:

“Gökyüzünden bir münâdi Yahya b. Zekeriyyâ'nın, kadınların doğurmuş olduğu herkesin efendisi olduğunu, Cîrcîs'in de şehitlerin efendisi olduğunu nidâ etti."

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Seyyid" kelimesi ağırbaşlı, "Hasûr" kelimesi ise kadınlara karşı kendini şehvetlerden koruyan kişi mânâsındadır.

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Zühd'de bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr şöyle dedi:

“Seyyid" kelimesi ağırbaşlı, "hasûr" kelimesi ise kadınlara beraber olmayan kişi mânâsındadır.

Ahmed, Zühd'de, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Hasûr" kelimesi erkeklik (organından) meni gelmeyen kişi mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin, Sünen'de bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“Hasûr" kadınlara yaklaşmayan mânâsındadır" dedi. İbnu'l- Münzir'in lafzı ise:

“Kadınlara karşı şehveti olmayan kişi" şeklindedir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir'in, Amr b. el-Âs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yahya b. Zekeriyyâ dışında hiçbir kul yoktur ki mutlaka Rabbinin karşısına günahkâr olarak çıkar. Zira Yüce Allah: «...Efendi, iffetli...» buyurmaktadır." Sonra parmak ucunu göstererek:

“Onun erkeklik organı elbisenin püskülü gibidir" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Zühd'de ve İbn Ebî Hâtim bunu başka bir kanalla İbn Amr'dan mevkuf olarak zikreder. Mevkûf olarak zikredilen hadisin isnâdı merfû olarak zikredilenden daha kuvvetlidir.

İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Her Ademoğlu, Allah'ın huzuruna işlemiş olduğu günahlarıyla çıkar. Yüce Allah dilerse onu azarlandırır, dilerse merhamet eder. Ancak Yahya b. Zekeriyyâ bunun dışındadır. Çünkü o efendi, iffetli ve iyilerden bir peygamberdir" buyurdu. Sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) eğilip yerden bir çöp alarak:

“Onun erkeklik organı bu çöp gibiydi" dedi.

Taberânî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Dört kişi vardır ki dünyada ve âhirette lanetlenmişlerdir. Melekler de amin demiştir. Biri, Allah'ın kendisini erkek olarak yaratmış olduğu halde kadınlara özenip kendini kadınlara benzeten erkektir. Biri, Allah'ın kendisini dişi olarak yaratmış olduğu halde erkeklere özenip kendini erkeklere benzeten kadındır. Biri, âma birine (bilerek) yanlış yol gösterendir. Biri de (yaratılışı dışında) kendini hasûr kılan kişidir. Yüce Allah Yahya'dan (aleyhisselam) başka kimseyi hasûr olarak yaratmamıştır.

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Muâviye b. Sâlih bazı kişilerden hadisi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) dayandırarak şöyle dedi:

“Yüce Allah ve melekler Yahya b. Zekeriyyâ'dan sonra hasûr olan erkekleri lanetlemiştir."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd el-Müseyyeb: (.....) kelimesini açıklarken şöyle dedi: Bu, kadınları arzulamayan kişidir. Sonra yerden bir çekirdek alarak:

“Kendisinde (erkeklik organı) ancak bunun kadar olandır" dedi.

Tastî, Mesâil'de, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nâfi b. el-Ezrak kendisine (.....) kelimesini sorunca:

“Kadınlarla beraber olmayan kişidir" dedi. Ona:

“Bunu Araplar biliyor mu?" deyince de:

“Evet (biliyor), şâirin:

"Hasûr kişi hainlik etmeyendir,

Halkı hayırlara teşvik edendir" dediğini işitmedin mi?" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

40. Âyetin Tefsiri

"«Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?» dedi. Allah: «Böyledir, Allah dilediğini yapar» dedi."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildiriyor: Zekeriyyâ (aleyhisselam) kendisine gelen nidayı işittiğinde şeytan kendisine gelip:

“Ey Zekeriyyâ! İşittiğin ses Rabbinden gelen bir ses değildir. O seninle alay etmek için şeytandan gelen bir sestir. Eğer Allah katından gelen bir ses olsaydı, sana bunu başka şeyleri vahyettiği gibi vahyederdi" dedi. Bunun üzerine Zekeriyyâ (aleyhisselam) şüpheye düşüp:

“...Nasıl oğlum olabilir?...'" dedi.

İbn Cerîr, İkrime'den bildiriyor: Rabbinin verdiği nimeti kendisine zor göstererek:

“Sana nida edeni biliyor musun?" deyince, Zekeriyyâ (aleyhisselam):

“Evet (biliyorum), Rabbimin melekleri bana nida etti" dedi. Şeytan:

“Hayır, sana nida eden şeytandır. Eğer bu nida Rabbinden olsaydı senin sesini gizlediğin gibi o da sesini gizlerdi" dedi. Bunun üzerine Zekeriyyâ (aleyhisselam) "Ya Rabbi! Bana bir alamet ver..." dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şuayb el-Cubâî:

“Yahya'nın (aleyhisselam) annesinin adı Eşyea'dır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) kelimesi için:

“Aynen öyle mânâsındadır" dedi. "Ya Rabbi! Bana bir alamet ver..." âyeti hakkında ise, Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam):

“Ey Rabbim! Eğer bu nidâ senin katından ise bana bir alâmet ver" dediği bildirilmektedir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

41. Âyetin Tefsiri

Zekeriyya (aleyhisselâm):

“ Ey Rabbim, zevcemin hamlinden haberdar olabileceğim bir nişan ve alâmeti bana ver.” dedi. Allah şöyle buyurdu:

“ Senin (anlıyabileceğin) alâmet ve nişan, insanlara üç gün (el, baş ve göz işaretinde bulunup) söz söyleyememendir. Bununla beraber Rabbini çok an ve akşam sabah tesbih et.”

İbnu'l-Münzir, Ebû Cüreyc:

“Ya Rabbi! Bana bir alamet ver..." âyeti hakkında:

“Eşimin hamile olduğuna dair bir alamet ver, mânâsındadır" dedi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Melekler, Zekeriyyâ (aleyhisselam) ile yüzyüze gelerek onu müjdeledikten sonra Zekeriyyâ (aleyhisselam) yine de Rabbinden bir işaret istemiştir. Bu isteğinden dolayı da ceza olarak üçgün sadece işaret ile konuşacağı bildirilmiştir."

İbn Ebî Hâtim, Ebû Abdurrahman es-Sülemî'den bildiriyor:

“Zekeriyyâ (aleyhisselam) Rahatsız olmaksızın dili tutulmuştur" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) dili üç gün üç gece tutulmuş kaldı" demiştir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Cübeyr b. Nufeyr'den bildiriyor: Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) dili ağzını dolduracak kadar büyüdü ve onu konuşmaktan alıkoydu. Üç gün sonra da Yüce Allah onun dilini eski haline getirdi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken:

“Dudaklarla işaret etmek mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîrîn bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken:

“Dudaklarla imâ ederek anlaşmak mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: (.....) âyetini açıklarken:

“İşaretle anlaşmak mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr, Dahhâk'ın:

“Ramze" kelimesi el veya başla işaret ederek konuşmadan anlaşmaktır" dediğini bildirir.

İbn Cerîr, Avfî vasıtasıyla ibn Abbâs'ın:

“Ramze" Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) dilinin tutulması ve insanları eliyle konuşturmaya çalışmasıdır" dedi.

Tastî, Mesâil'de, İbnu'l-Enbârî, el-Vakf ve'l-îbtidâ'da, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nafî b. el-Ezrak kendisine (.....) âyetini sorunca:

“İşaret el ile, imâ ise baş ile olur" dedi. Ona:

“Araplar bu ifadeyi biliyor mu?" deyince de:

“Evet (biliyor), şâirin:

"Semâdaki her varlık Allah 'a işarettir

Yeryüzünde her hata Allah'a masiyettir" dediğini İşitmedin mi?" karşılığını verdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû Nuaym, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den bildiriyor: Yüce Allah eğer kendisini zikretmeyi terk etme ruhsatı verecek olsaydı:

“...Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır; Rabbini çok an..." buyurduğu zaman öyle bir ruhsatı Zekeriyyâ'ya (aleyhisselam) verirdi. Eğer kendisini zikretmeyi terk etme ruhsatı verecek olsaydı öyle bir ruhsatı Allah yolunda savaşanlar için verirdi. Zira Yüce Allah:

“Ey Mü’minler! Bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın; başarıya erişebilmeniz için Allah'ı çok anın" buyurmaktadır.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Akşam sabah tesbih et" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Akşam, güneşin meyletmeye başlamasından sonra batma anına kadar olan zamandır. Sabah ise, tan ağarmasının ilk zamanıdır.'

Bu bölümü tek başına aç →

42–44. Âyetlerin Tefsiri

Bkz. Ayet:45

Bu bölümü tek başına aç →

45. Âyetin Tefsiri

"Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti. Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O nun huzurunda) eğilenlerle beraber sen de eğil. (Resûlüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak dîye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin. Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesih'tir; dünyada da, âhirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır."

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb:

“...Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu" âyetini açıklarken şöyle dedi: Ebû Hureyre, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle aktarıyordu:

“Develere binen kadınların en hayırlısı, Kureyş kadınlarıdır. Onlar küçük çocuklarına karşı daha şefkatli ve kocalarının malında daha tutumludurlar," Ebû Hureyre:

“Meryem binti İmrân asla deveye binmedi" dedi.

Buhârî ve Müslim âyeti zikretmeden hadisi nakletmişlerdir.

İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Hazret-i Ali, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

"Meryem binti İmrân zamanındaki kadınlarının en hayırlısı Meryem'dir. Yine Hatice binti Huveylid zamanındaki kadınlarının en hayırlısı Hatice'dir,"

Hâkim'in, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Alemlerin en faziletli kadınları Hatice binti Huveylid, Fâtıma, Meryem ve Firavun'un hanımı Âsiye'dir."

İbn Merdûye'nin, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah âlemlerin içinde dört kadını bütün kadınlardan üstün kılmıştır. Bunlar, Âsiye binti Muzâhim, Meryem binti İmrân, Hatice binti Huveylid ve Fâtıma binti Muhammed'dir."

Ahmed, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, İbn Hibbân ve Hâkim'in, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Âlemlerin içindeki kadınlardan (güzel örnek olarak) Meryem binti İmrân, Hatice binti Huveylid, Fâtıma binti Muhammed ve Firavun'un hanımı Âsiye sana yeter."

İbn Ebî Şeybe, Hasan(-ı Basrî)'den bu hadisi mürsel olarak nakletmiştir.

İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve İbn Cerîr'in, Ebû Mûsa'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Erkeklerden çok kişi kemâle ermiştir. Ancak kadınlardan Meryem binti İmrân,

Firavun'un hanımı Âsiye dışında kimse kemâle ermiş değildir. Hazret-i Âişe'nin de kadınlara olan üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir.

İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr, Hazret-i Fâtıma'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana:

“Sen, Meryem el-Betül dışında Cennetteki bütün kadınların efendisisin" dedi.

İbn Cerîr'in Ammâr b. Sa'd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Meryem'in (aleyhisselam) âlemlerin bütün kadınlarına üstün kılındığı gibi Hatice ümmetimdeki bütün kadınlardan üstün kılınmıştır."

İbn Asâkir'in, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ehli kadınlarının efendisi Meryem binti İmrân'dır. Sonra Fâtıma, sonra Hatice sonra da Firavunun karısı Âsiye'dir."

İbn Asâkir'in, Mukâtil vasıtasıyla Dahhâk'tan ve İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Dört kadın vardır ki bunlar zamanlarının efendisidir. Bunlar Meryem binti İmrân, Âsiye binti Muzâhim, Hatice binti Huveylid ve Fâtıma binti Muhammed'dir. Hepsinin efendisi de Fâtıma'dır."

İbn Ebî Şeybe'nin, Abdurrahman b. Ebî Leyla'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Meryem binti İmrân, Firavunun hanımı Âsiye ve Hatice binti Huveylid'den sonra âlemlerin kadınlarının efendisi Fâtıma'dır.

İbn Ebî Şeybe'nin, Mekhûl'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Develere binen kadınların en hayırlısı Kureyş kadınlarıdır. Onlar küçük çocuklarına karşı daha şefkatli ve kocalarının malında daha tutumludurlar. Meryem binti İmrân'ın deveye bindiğini işitsem bile kimseyi ondan daha üstün tutmazdım."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Allah seni seçip temizledi..."' âyetini açıklarken:

“Senin imanını şüphelerden ve mânevi kirlerden temiz kıldı, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Allah seni hayızlık durumundan temizledi ve o zamanın kadınlarının efendisi kıldı."

İbn Cerîr, İbn İshâk'tan bildiriyor: Meryem (aleyhesselam) kendini kiliseye kapatmıştı. Beraberinde Yusuf adında bir çocuk vardı. Yusuf'u annesi ve babası bu yolda adamışlardı. Onlar kilisede beraber kalıyordu. Meryem'in (aleyhisselam) Ve Yusuf'un suyu bittiği zaman onlar su kablarını alıp içinde su bulunan mağaraya gider, kapları doldurarak geri dönerlerdi. Melekler de onu koruyup:

“Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu"" diyordu. Zekeriyyâ (aleyhisselam) bunları işitiği zaman:

“Bint İmrân'ın ne yüce şanı vardır" derdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ..." âyetini açıklarken:

“Durmayı uzat, yani kıyamı uzat, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid'den bildiriyor: Meryem'e (aleyhisselam):

“...Rabbine gönülden boyun eğ..."" denildiği zaman ayakları şişene kadar kıyamda kaldı.

İbn Cerîr, el-Evzaî'den bildiriyor: Meryem (aleyhiselam) ayaklarından irin akana kadar kıyamda kalırdı."

İbn Asâkir, Ebû Saîd'den bildiriyor: Meryem (aleyhiselam) ayakları şişene kadar namaz kılardı.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Rabbine gönülden boyun eğ..." âyetini açıklarken:

“İhlas içinde boyun eğ, mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr, Katâde'nin:

“Rabbine gönülden boyun eğ..." âyetini açıklarken:

“Rabbine itaat et" dediğini bildirir.

İbn Ebî Dâvud'un, Mesâhifte bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti (.....) şeklinde okurdu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Sen yanlarında değildin...'"' âyetini açıklarken:

“Burada Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Meryem (aleyhesselam) kiliseye bırakıldığı zaman vahiy yazan kâtipler onu kimin kefaleti altına alacağı hususunda kalemleriyle kura çektiler. Yüce Allah bu konuda Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın" buyurmuştur."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime:

“...Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kalemlerini suya attıklarında kalemler akıntıyla beraber gitti. Ancak Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) kalemi (akıntıyla gitmeyip) yükselince onu kefaleti altına aldı.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bildiriyor: Onlar kalemlerini (asalarını diyenler de vardır) akıntıya attıklarında Zekeriyyâ'nın (aleyhisselam) kalemi akıntıya karşı gitti. Bunun üzerine Meryem'i (aleyhisselam) kefaleti altına aldı.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“...Kalemleri..." kelimesini açıklarken:

“Burada Tevrât'ı yazdıkları kalemler kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bunun aynısını nakletti.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ (b. Ebî Rebâh):

“...Kalemleri..." kelimesini açıklarken:

“Burada okları kastedilmektedir" dedi.

İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir İbn Abbâs'tan bildiriyor: Yüce Allah, Zekeriyyâ'ya Yahya'yı (aleyhimesselam) bahşettiğinde ve o üç yaşına girdiğinde Meryem'i (aleyhesselam) İsa (aleyhisselam) ile müjdeledi. Meryem (aleyhesselam) mihrabta iken melekler yani Cibrîl (.....) dedi. Yani:

"Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Zamanınındaki bütün kadınlardan seni üstün tuttu" dedi. Sonra (.....) dedi. Yani, namaz kılanlarla, Beytü'l-Makdis'in kurrâları (Tevrat okuyucuları) ile birlikte Rabbin için namaz kıl ve kıyamda uzunca dur, mânâsındadır. Ayakları şişene kadar kıyamda kalırdı. Sonrasında Yüce Allah Peygamberine:

“Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin...'" buyurdu. Yani Zekeriyyâ, Yahya ve Meryem'in (aleyhimusselam) kefalet hakkındaki kıssasını haber vermiştir. Sonra Yüce Allah, İsa'nın (aleyhisselam) kıssasını haber vererek, Ey Muhammed! "Melekler demişti ki:

“Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesih'i, dünya ve âhirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeler" buyurdu. Yani İsa (aleyhisselam) dünyada saygın, âhirette ise Allah'a yakın kılınandır. Sonra:

“İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır ve o, iyilerdendir" buyurdu. Yani o kundakta iken ve büyüdükten sonra semaya çıkarılmadan önce insanlarla konuşacaktır. O, Allah'ın göndermiş olduğu elçilerdendir.

İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Vehb (b. Münebbih)'den bildiriyor: Meryem'in (aleyhesselam) hamileliği belli olup müjdelenince Yüce Allah'ın kerametine inandı ve kalbi mutmain oldu. Onun morali düzeldi ve kuvvetlendi. Yanında Allah yolunda adananlardan dayısı oğlu Yusuf vardı. O perdenin arkasından Meryem'in (aleyhisselam) hizmetini görüyor onunla konuşuyor ve onun ihtiyaç duyduğu şeyleri veriyordu. Onun hamile olduğunu gören ilk kişi Yusuf'tu. Onun bu durumuna üzülüp kederlenerek, kaldıramayacağı bir belanın başına gelmesinden korktu. Bütün işlerini bırakarak Meryem'in (aleyhisselam) yanına nereden girildi diye düşünmeye başladı. Çünkü o, ibadet eden hikmet sahibi birisiydi. Meryem (aleyhesselam) hicabı koymadan önce kendisiyle beraberdi ve beraber büyümüşlerdi. Meryem'in (aleyhisselam) ve Yusuf'un suyu bittiği zaman onlar su kablarını alıp içinde su bulunan mağaraya gider, kapları doldurarak geri dönerlerdi. Melekler de devamlı Meryem'le (aleyhisselam) konuşuyor ve:

“Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi" diye onu müjdeliyorlardı. Yusuf işittiklerinden dolayı şaşırıyordu. Yusuf, Meryem'in (aleyhisselam) hamileliğini görünce onun durumundan şüpheye düştü. Kendi içinde onun hakkında fitneye düşüp töhmette bulunacağı sırada Allah'ın onu seçip temizlediğini, yine Allah'ın, annesine kendisini ve zürriyetini şeytandan koruyacağına dair ahdi olduğunu hatırladı. Meleklerin:

“Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi" dediğini ve Yüce Allah'ın kendisine olan faziletini hatırlayarak kendi kendine:

“Zekeriyyâ onu mihrabta korudu ve yanına kimse girmedi. Şeytanın da ona gidecek bir yolu yoktur. O zaman bu nereden?" diyordu. Meryem'in (aleyhesselam) renginin değiştiğini ve karnının büyüdüğünü görünce bu ağırına gitti ve ona:

“Ey Meryem! Tohum olmadan ekin olur mu?" dedi. Meryem (aleyhesselam):

“Evet (olur)" karşılığını verdi. O:

“Bu nasıl olur?" deyince de:

“Yüce Allah ilk tohumu ekin olmadan yarattı ve ilk ekini tohumsuz bitirdi. Belki: «İlk ekini ancak tohumla yaratabilir» dersin. Belki de: «Tohumsuz onu yaratmaya ve yerde bitirmeye gücü yetmez» dersin" dedi. Yusuf:

“Bunları söylemekten Allah'a sığınırım. Sen doğru söyledin, nur ve hikmetle konuştun. Allah'ın ilk ekini yaratıp tohumsuz olarak bitirmeye gücü yettiği gibi yine tohumsuz ekin bitirmeye de gücü yeter. Söyle bana, ağaçlar susuz ve yağmursuz yeşerir mi?" dediğinde:

“Tohumu, ekini, suyu, yağmuru ve ağaçları yaratanın bir olduğunu bilmiyor musun? Belki: «Eğer su ve yağmur olmasaydı Allah'ın ağaçları yeşertmeye gücü yetmez dersin» dedi. Yusuf:

“Bunları söylemekten Allah'a sığınırım. Sen doğru söyledin, söyle bana, erkek olmadan çocuk ve hamilelik olur mu?" diye sorunca, Meryem (aleyhesselam):

“Evet (olur)" dedi. Yusuf:

“Bu nasıl olur?" deyince de:

“Yüce Allah'ın Âdem'i ve hanımı Havva'yı hamilelik, erkek ve dişi olmadan yarattığını bilmiyor musun?" dedi. Yusuf:

“Biliyorum, bana senin durumunu haber ver" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Meryem (aleyhesselam):

“Yüce Allah beni:

“Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesih'i, dünya ve âhirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeler. İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır ve o, iyilerdendir" buyruğuyla müjdeledi" dedi. O zaman Yusuf bunun Meryem (aleyhesselam) için Allah tarafından bir hayır olduğunu bildi ve bu konuda sessiz kaldı. Doğum sancıları kendisine gelinceye kadar bu şekilde kaldı ve sancı gelince kendisine mihrabı terketmesi için bir nida geldi. Bunun üzerine Meryem (aleyhesselam) mihrabı terketti.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Ey Meryem! Allah sana ... müjdeler" âyetini açıklarken:

“Melekler kendisiyle yüzyüze görüştüler" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Allah sana kendinden bir sözü... müjdeler'" âyetini açıklarken:

“İsa (aleyhisselam), Allah'ın bir kelimesidir" dedi.'

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Peygamberlerin içinde İsa (aleyhisselam) ve Muhammed'den (sallallahü aleyhi ve sellem) başka iki ismi bulunan kimse yoktur.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbrâhîm(-i Nehaî)' nin: (.....) kelimesi hakkında:

“Doğruluğu devamlı olan mânâsındadır" dediğini bildirir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd:

“İsa'nın (aleyhisselam) adının Mesih olmasının sebebi bereketle meshedilmiş olmasındandır" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Yahya b. Abdirrahman es-Sekafî'den bildiriyor: Isa (aleyhisselam) seyahat eden biri olması sebebi ile Mesih diye adlandırılmıştır. O bir yerde akşamlar başka bir yerde sabahlardı. O yükseltilinceye kadar da evlenmemiştir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken:

“O kıyamet gününde Allah'a yakın kılınanlardandır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

46. Âyetin Tefsiri

Ve yine, hem beşikte iken, hem de yetişkinken insanlara söz söyliyecek olduğunu ve salihlerden bulunduğunu sana Allah müjdeliyor.

Bu bölümü tek başına aç →

47. Âyetin Tefsiri

"O, sâlihlerden olarak beşikte iken ve yetişkinlik halinde insanlara (peygamber sözleri ile) konuşacak. Meryem: «Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur?» deyince Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece «Ol!» der; o da oluverir."

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc vasıtasıyla bildiriyor: Bana İbn Abbâs'ın:

“Mehd" süt emen çocuğun yattığı yerdir" dediği söylendi.

Buhârî ve İbn Ebî Hâtim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Beşikte iken sadece üç kişi konuşmuştur. Birincisi Hazret-i İsa'dır. İkincisi şöyledir: İsrâil oğulları zamanında Cüreyc denilen rahip bir kişi vardı. Bir defasında namaz kılarken annesi gelmiş kendisini çağırmıştı. O da namazı bozup cevap verip vermemede tereddüt edince, annesi: «Allahım! Ona fahişe kadınların yüzlerini göstermedikçe canını alma» diye beddua etti. O manastırında iken kadının biri yanına geldi ve kendisiyle konuştu. O, bunu kabul etmeyip reddetti. Kadın gidip bir çobanla beraber oldu ve ondan bir çocuk doğurdu. Bu çocuğun Cüreyc'ten olduğunu iddia etti. Bunun üzerine gidip onu manastırını yıktılar ve onu yerinden indirerek ona sövgüde bulundular. Cüreyc abdest alıp namaz kıldıktan sonra çocuğa gidip: «Baban kimdir ey çocuk?» dedi. Çocuk: «Babam çobandır» cevabını verince (ona söven kişiler) kendisine: «Sana manastırını altından yapalım» dediler. O: «Hayır, mutlaka çamurla yapılacaktır» karşılığını verdi.

Üçüncüsü de şöyledir: İsrâil oğullarından olan çocuğunu emziren kadın, yakışıklı bir süvari görünce: «Allahım! Oğlumu bunun gibi güzel kıl!» diye dua etti. Çocuk annesinin göğsünü emmeyi bırakıp adama dönerek «Allahım! Beni bunun gibi yapma!» dedi ve tekrar emmeye devam etti. Sonra bazı kişiler tarafından sürüklenen bir cariye ile karşılaştılar ve kadın: «Allahım! Oğlumu bunun gibi kılma» dedi. Çocuk yine kadının göğsünü bırakarak: «Allahım! Beni bunun gibi kıl» dedi. Annesi: «Niye öyle diyorsun?» deyince, çocuk: «O süvari zalim biriydi. Bu cariye ise kendisine "zina ettin" diyorlar, o:

“Allah bana yeter" diyor. Ona "hırsızlık ettin" diyorlar, o yine:

“Allah bana yeter diyor"» karşılığını verdi.

Ebu'ş-Şeyh ve Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Beşikte İken Sadece Isa (aleyhisselam), Yusuf'un (aleyhisselam) şahidi, Cüreyc'in sahibi ve Firavunun (kızının) berberinin oğlu konuşmuştur" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken:

“O, insanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: kelimesini açıklarken:

“Otuz ile elli yaş arası kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ağırbaşlı mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Yezîd b. Ebî Habîb: (.....) sabrın doruğu mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyet hakkında şöyle dedi:

“İsa (aleyhisselam) insanları beşikte iken konuşturmuştu. O, Deccal'ı öldüreceği zaman onları tekrar konuşturacaktır. Ancak ozaman yetişkin biri olacaktır.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“...Allah dilediğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona ol der ve olur" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah dilediğini yapar, insan veya başka şeylerden dilediğini de yaratır. Zira Yüce Allah dilediğini dilediği şekilde yaratır ve o şey istediği gibi olur."

Bu bölümü tek başına aç →

48. Âyetin Tefsiri

"Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Ona yazmayı ... öğretecek" âyetini açıklarken:

“Ona kalemle yazmayı öğretecek mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“...Ona yazmayı ... öğretecek" âyetini açıklarken:

“Ona eliyle yazmayı öğretecek mânâsındadır" dedi.

İbnu'l-Münzir sahîh bir isnâdla Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) büyüyünce annesi onu getirip kâtiplere verdi. Öğretmen, İsa'ya (aleyhisselam):

“Bismillah de!" deyince, İsa (aleyhisselam):

“Bismillah" dedi. Öğretmen ona:

“Rahman de" dediğinde, İsa (aleyhisselam):

“Rahmani'r-Rahîm" dedi. Öğretmen ona:

“Alfabe (Ebû Câd) harflerini say" deyince, İsa (aleyhisselam):

“O bir kitapta mevcuttur, (elif) harfinin ne olduğunu biliyor musun?" dedi. Öğretmen:

“Hayır (bilmiyorum)" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Allah'ın nimetleridir, (be) harfinin ne olduğunu biliyor musun?" dediğinde:

“Hayır (bilmiyorum)" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Allah'ın cemâlidir, (cim) harfinin ne olduğunu biliyor musun?" diye sorunca öğretmen:

“Hayır (bilmiyorum)" cevabını verdi. İsa (aleyhisselam):

“Celâlullah'tır. (lam) harfinin ne olduğunu biliyor musun?" dediğinde, öğretmen:

“Hayır (bilmiyorum)" dedi. İsa (aleyhisselam): Allah'ın nimetleridir" deyip bu şekilde harfleri açıklamaya başlayınca, öğretmen:

“Benden daha bilgili olan birine ben ne öğretebilirim?" dedi. Meryem (aleyhesselam):

“Bırak onu çocuklarla otursun" dedi. İsa (aleyhisselam) çocuklara (daha önce) yediklerini ve annelerinin kendilerine evde ne sakladığını söylerdi.

İbn Adiy ve İbn Asâkir, hadisi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) dayandırarak Ebû Saîd el-Hudrî ve İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

“İsa b. Meryem'i, annesi öğretilmesi için kâtiplerin yanına bıraktı. Öğretmen İsa 'ya (aleyhisselam): «Bismillah yaz» deyince, İsa (aleyhisselam): «Bismillah nedir?» dedi. Öğretmen ona: «Bilmiyorum» deyince, İsa (aleyhisselam) şöyle dedi: «(Be) harfi Allah'ın cemâli, (sin) harfi Allah'ın yüceliği, (mim) harfi Allah'ın mülküdür. Yüce Allah ilahların ilahıdır. Rahman sıfatıyla dünya ve âhiretin rahmanı, Rahîm sıfatıyla ise âhiretin rahimidir.» Ebû Câd ise şöyledir: «(Elif) harfi Allah'ın nimetleridir, (be) harfi Allah'ın cemâlidir, (cim) harfi Celâlullah'tır, (del) harfi Allah'ın devamlı var oluşudur.» Hevvez ise şöyledir: «(He) harfi Cehennem, (vav) harfi Cehennem ehlinin veyl deresi, (zeyn) harfi dünya ehlinin süsüdür.» Hutti ise şöyledir: «(Ha) harfi Allah'ın günahkârlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakan, hilmi çok olan, (ta) harfi Allah'ın bütün hak sahiplarine haklarını iade etmesi, (ye) harfi gündüzün esası ve gidip geri dönmesidir.» Kelemen ise şöyledir: «(Kef) harfi Allah'ın yeterliliği, (lam) harfi Allah'ın kâim olması, (mim) harfi Allah'ın mülkün sahibi olması, (nun) harfi denizin nûn'udur.» Sa'fas ise şöyledir: «(Sad) harfi Allah'ın doğruluğu, (ayn) harfi Allah'ın bilgisinin sonsuz oluşu, (fe) harfi- burada fe harfinin karşılığı olan bir kelime söyledi- "(sad) harfi Allah'ın hiç kimseye muhtaç olmayışıdır.» Kareşet ise şöyledir: «(Kâfi harfi dünyanın etrafını saran bir dağdır ki gökyüzün onunla yeşermiştir, (ra) harfi insanların dünya hakkındaki görüşleri, (sin) harfi Allah'ın örtüsü, (te) harfi, ebedi olarak tam olandır.»'"

İbn Adiy der ki:

“Bu rivayet bu isnâdla batıl bir rivayettir. Bunu İsmâîl b. Yahya'dan başka kimse rivayet etmemiştir."

İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Cuveybir ve Mukâtil vasıtasıyla Dahhâk ve İbn Abbâs'tan bildiriyor: İsa (aleyhisselam) insanları bebek iken konuşturduktan sonra konuşmadı. Diğer çocuklar gibi konuşma zamanı gelince Yüce Allah onu hikmet ve delillerle konuşturdu. Yahudiler kendisinin ve annesinin hakkında çok batıl şeyler konuştular. İsa (aleyhisselam) daha annesinden süt emiyordu. O sütten kesildiği zaman yedi yaşına kadar yemek yedi ve içecek içti. Yahudiler onun için fahişenin oğlu diyordu. Yüce Allah'ın:

“...Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri" buyruğunda da bu Yahudiler kastedilmektedir. İsa (aleyhisselam) yedi yaşına vardığında annesi onu, diğer çocuklara öğretildiği gibi kendisine de öğretilsin diye bir adama teslim etti. Ancak adam dersi anlatmaya başladığı zaman İsa (aleyhisselam) mutlaka dersi ondan önce anlatmaya başlardı. Adam kendisine Ebû Câd'ı (alfabeyi) öğretmeye kalkınca İsa (aleyhisselam) ona:

“Ebû Câd nedir?" dedi. Adam:

“Bilmiyorum" deyince:

“Bilmediğin şeyi bana nasıl öğreteceksin?" dedi. Bunun üzerine öğretmen:

“O zaman bana bunu sen öğret" deyince, İsa (aleyhisselam) :

“Oturduğun yerden kalk" dedi. Öğretmen kalkınca da Isa (aleyhisselam) yerine oturup:

“Şimdi bana sor" dedi. Öğretmen:

“Ebû Câd nedir?" diye sorunca İsa (aleyhisselam) şöyle cevap verdi:

“(Elif) harfi Allah'ın nimetleridir, (be) harfi Allah'ın cemâlidir, (cim) harfi Allah'ın cemâli ve güzelliğidir" dedi. Öğretmen bu duruma şaşırmıştı. Çünkü Ebû Câd'ı ilk açıklayan kişi İsa b. Meryem'di. Ravi der ki:

“Osman b. Affân, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey Allah'ın Resûlü! Ebû Câd'ın açıklaması nedir?" diye sordu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ebû Câd'ın (Arap alfabe harflerinin) açıklamasını öğrenin. Onda acayip şeyler vardır. Onun açıklamasını bilmeyen âlimin vay haline" buyurunca:

“Ey Allah'ın Resûlü! Ebû Câd nedir?" dediler.

Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“(Elif) harfi Allah'ın nimetleridir, (be) harfi Allah'ın güzelliği ve celâlidir, (cim) harfi Allah'ın izzet ve şanıdır, (del) harfi Allah'ın dinidir. Hevvez ise şöyledir: «(He) harfi Cehennemdir, oraya gidenlerin vay haline, (vav) harfi Cehennem halkı için veyl deresidir, (Zeyn) harfi Cehennemin köşeleridir.» Hutti ise şöyledir: «(Ha) harfi Kadir gecesinde istiğfar eden kişilerin günahlarının silinmesi ve Cibrîlin meleklerle beraber onlara tan ağarana kadar indirdiği şeylerdir, (ta) harfi istiğfar edenler için Allah'ın kendi eliye diktiği tuba ağacıdır ki orası gidilecek en güzel yerdir, (ye) harfi Allah'ın mahlûkatının üstünde olan elidir.» Kelemun ise şöyledir: «(Kef) harfi Allah'ın değiştirilmez kelamıdır, (lam) harfi Cennet ehlinin toplanması, birbirlerini ziyaret ederek birbirlerine selam vermeleridir. Cehennem ehlinin de birbirlerini kınamasıdır, (mim) harfi Allah'ın bitmeyen mülkü ve Allah'ın baki kalıp fani olmayışıdır, (nun) harfi Kalem sûresinin başlangıcıdır.» Sa'fas ise şöyledir: «(Sad) harfi ölçeğe karşı ölçek, adalete karşı adalet, kısasa karşı kısastır.» -yani cezaya karşı cezadır- «Hangi ölçüyle aldıysan o ölçüyle verirsin. Yüce Allah kullarına zulmü istemez. Karişât ise Yüce Allah'ın kıyamet gününde insanları bir araya toplayıp onlara zulmetmeden aralarında hüküm kılmasıdır.»"'

İsa'dan (Aleyhisselam) Bazı Hikmetler

İbn Mübârek, Zühd'de bildiriyor: İbn Uyeyne'nin Halef b. Havşeb'ten bize naklettiğine göre:

“İsa b. Meryem, Havârilere:

“Kralların size hikmeti bıraktığı gibi siz de onlara dünyayı bırakın" dedi.

İbn Asâkir, Yûnus b. Ubeyd'den bildiriyor: İsa b. Meryem:

“Kişi ancak dünyayı kimin yediğine aldırış etmediği zaman imânın hakikatına ulaşır" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Musannef’te ve Ahmed, Zühd'de, Sâbit el-Bünânî'den bildiriyor: İsa'ya (aleyhisselam):

“Binmek için bir merkep edinsen" dediklerinde:

“Ben Allah katında, beni meşgul edecek bir şey kılmasından daha değerliyim" dedi.

İbn Asâkir'in, Mâlik b. Dînar'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle dedi:

“Ey Havariler! Allah korkusu ve Firdevs (cennetinin) sevgisi meşakkatlere karşı sabrı ve dünya çiçeğinden uzaklaştırmayı miras olarak bırakır."

İbn Asâkir'in Utbe b. Yezîd'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle dedi:

“Ey zayıf olan Âdemoğlu! Nerede olursan ol Allah'tan kork ve ekmeğini helalden ye. Mescidleri ev edin ve dünyada zayıf ol. Kendini ağlamaya, kalbini tefekküre, bedenini de sabra alıştır. Gelecekteki rızkın için tasalanma ki bu sana günah olarak yazılır."

İbn Ebi'd-Dünyâ ve İsbehânî'nin et-Terğîb'de bildirdiğine göre Muhammed b. Mutarrif:

“İsa (aleyhisselam) şöyle dedi" diyerek sözkonusu hadisi zikretti.

İbn Ebi'd-Dünyâ, Vuheyb el-Mekkî'den bildiriyor: Bana İsa'nın (aleyhisselam) şöyle dediği nakledildi:

“Her günahın başı dünya sevgisidir. Nice şehvetler (istekler ve arzular) sahiplerine uzun süreli bir keder bırakır."

İbn Asâkir'in, Yahya b. Saîd'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle derdi:

“Dünyayı bırakın ve onu tamir etmekle uğraşmayın. Dünya sevgisi bütün günahların başıdır. Bakmakta kalbte şehveti eker."

Ahmed ve Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân'da, Süfyân b. Saîd'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle derdi:

“Dünya sevgisi her günahın başıdır. İçindeki mal da büyük bir hastalıktır." Kendisine:

“Hastalığı nedir?" dediklerinde:

“Kişinin kibirden ve gururdan kurtulamamasıdır" dedi. "Ya kurtulursa" dediklerinde:

“O malı ıslah etmek, onu Allah'ın zikrinden alıkoyar" karşılığını verdi.

İbn Mübârek, İmrân el-Kûfî'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam), havarilere:

“İlim öğrettiğiniz kişilerden ancak bana verdiğiniz gibi ücret alın. Ey yeryüzünün tuzu! Bozulmayın, çürüyen her şey tuzla düzeltilir. Ancak tuz bozulursa onu düzeltecek bir şey yoktur. Şunu bilinki, sizde cehaletten iki haslet vardır. Biri gülünecek bir şey olmadan gülmek, diğeri de seher vaktinde kalkmadan (gece ibadeti yapmadan) sabahlamaktır."

Hâkim et-Tirmizî'nin, Yezîd b. Meysere'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle dedi:

“Yüce Allah sâlih kalplerle yeryüzünü yaşatır. Kalpler başka bir şey üzere ise yine onlarla yeryüzü harab olur.

İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî, Şuabu'l-İmân'da, Mâlik b. Dînar'dan bildiriyor: İsa b. Meryem sahipleri ölen bir eve geldiği zaman orada durur ve:

“Seni miras olarak paylaşan sahiplerinin vay haline! Nasıl oluyor da önceki kardeşlerine yapmış olduklarından ibret almıyorlar" derdi.

Beyhakî, Mâlik b. Dînar'dan bildiriyor: İsa'ya (aleyhisselam):

“Ey Allah'ın Ruhu! Sana bir ev yapalım" dediler. İsa (aleyhisselam):

“Olur, deniz kenarında yapın" buyurunca:

“O zaman su gelir ve onu alır" dediler. Bunun üzerine:

“Bana nerede ev yapmak istiyorsunuz? Yüksek bir binanın üzerine mi?" karşılığını verdi.

Ahmed, Zühd'de, Bekr b. Abdillah'tan bildiriyor: Havariler, İsa'yı (aleyhisselam) kaybettiler ve onu aramaya çıktılar. Onu su üzerinde yürürken buldular ve içlerinden biri:

“Ey Allah'ın Peygamberi! Senin yanına gelelim mi?" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Olur (gel)" dedi. Havari ayağının birini suya koydu ve öbürünü koyarken suya gömüldü. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Elini ver ey kısa imanlı! Eğer Âdemoğlunun bir miskal kadar veya bir zerre kadar imanı olsaydı su üzerinde yürürdü" dedi.

Ahmed, Abdullah b. Numeyr'den bildiriyor: İsa'nın (aleyhisselam) şöyle dediğini işittim:

“O (dünya) vardı, ben yoktum. O, olacak ve ben onda olmayacağım."

Ahmed, Mâlik b. Dinar'dan bildiriyor:

“İsa (aleyhisselam) gönderildiği zaman dünyayı yüzüstü bıraktı. O yükseltildiği zaman insanlar dünyayı yücelttiler."

Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'in ez-Zühd'ün zevâidi olarak Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam):

“Ben dünyayı yüzüstü bıraktım ve üstünde oturdum. Benim ne ölecek oğlum, ne de bozulacak evim vardır" dedi. Ona:

“Bir ev edinmeyecek misin?" dediler. O:

“Bana sel olabilecek bir yerde ev yapın" deyince:

“O ev orada kalmaz, kendine bir eş edinmeyecek misin?" dediler. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Ölecek bir eşle ne yapayım?" karşılığını verdi.

Ahmed, Hayseme'den bildiriyor: Bir kadın İsa'ya (aleyhisselam) uğrayıp:

“Seni emziren göğse ve taşıyan kucağa ne mutlu!" deyince, İsa (aleyhisselam):

“Allah'ın kitabını okuyup ta onunla amel edene ne mutlu" karşılığını verdi.

Ahmed, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: Yüce Allah, İsa'ya (aleyhisselam) şöyle vahyetti:

“Ben sana miskinlerin sevgisini bahşettim ve onlara rahmet ettim. Sen onları seveceksin, onlar da seni sevecekler, seni lider ve komutan olarak kabul edecekler. Sen de onların dostluğundan ve sana uymalarından razı olacaksın. Onlar iki seciyedir. Bil ki kim onlarla bana gelirse huzuruma en güzel ve en sevdiğim amellerle gelmiş olur."

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed'in, Meymûn b. Siyâh'tan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle dedi:

“Ey Havâriler topluluğu! Mescidleri mesken edinin, evlerinizi de misafirin konakladığı yer gibi sayın. Sizin bu âlemde bir menziliniz yoktur. Ancak siz bir yolcu gibisiniz."

Ahmed'in, Vehb b. Münebbih'ten bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle dedi:

“Size hak ile söylüyorum. Gökyüzünün etrafında zenginler çok azdır. Devenin iğne deliğinden geçmesi zenginin Cennete girmesinden daha kolaydır."

Abdullah'ın, ez-Zühd'ün zevâidi olarak Câfer b. Cirfâs'tan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurdu:

“Dünya sevgisi günahların başı, içki her kötülüğün anahtarı ve kadınlar şeytanın ipleridir.

Ahmed'in, Süfyân'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Hikmetin ehli vardır. Onu ehli olmayan kişilere bırakırsan kaybedersin. Onun ehline verilmesini engellersen yine kaybedersin. Doktorun ilacı gerektiği yere vermesi gibi ol."

Ahmed'in, Muhammed b. Vâsi'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“Ey İsrâil oğulları! Ehl-i Kitâb'a utanç veren kişilerden olmaktan sakının. Ey İsrâil oğulları! Sözleriniz hastalığı götüren şifadır. Amelleriniz ise ilacı kabul etmeyen bir hastalıktır."

Ahmed, Vehb (b. Münebbih)'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam), İsrâil oğullarının bilginlerine:

“İnsanlara karşı çalan kurt, aldatan tilki ve avını süratle kapan çaylak kuşu gibi olmayın" demiştir.

Ahmed, Mekhûl'den bildiriyor: İsa b. Meryem:

“Ey havariler topluluğu! Hanginiz deniz dalgaları üstünde bir ev inşa edebilir?" dediğinde:

“Ey Allah'ın ruhu! Buna kimin gücü yeter ki?" dediler. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Dünyadan sakının ve ona kalıcı yurtmuş gibi bağlanmayın" dedi.

Ahmed, Ziyâd Ebû Amr'dan bildiriyor: Bana, İsa'nın (aleyhisselam) şöyle dediği nakledildi:

“Bildiğinle amel etmeden bilmediğin şeyi öğrenmen sana hiçbir fayda sağlamaz. İlmin çokluğu onunla amel edilmediği müddetçe sadece kibri artırır."

Ahmed, İbrâhim b. el-Velîd el-Abdî'den bildiriyor: Bana, İsa'nın (aleyhisselam) şöyle dediği nakledildi:

“Zaman üç günden ibaretir. Sana ders veren dün geçmiştir. Azığın bu gündedir ve yarının sana ne sakladığını bilemezsin. İşlerde üç şekilden ibarettir. Biri iyi olduğu açık olandır ki onu yap, biri kötü olduğu açık olandır ki ondan sakın, diğeri de sana şüpheli gelen şeydir. Onu da Yüce Allah'a havale et."

Ahmed'in, Katâde'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Bana istediğinizi sorun, benim kalbim yumuşaktır ve içimde böbürlenme yoktur."

Ahmed, Beşîr ed-Dimaşkî'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) bir topluluğa uğradı ve üç defa:

“Allahım! Bizi bağışla" dedi. Oradakiler:

“Ey Allah'ın ruhu! Bu gün senden bir vasiyet ve daha önce duymadığımız bir şey dinlemek istiyoruz" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah, İsa'ya (aleyhisselam): «Ben kimi bir defa bağışlarsam o bağışlamayla onun dünyasını ve âhiretini ıslah ederim» de!" diye vahyetti.

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Hayseme'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) misafirleri davet ettiği zaman başlarında durur (hizmet eder) ve:

“Siz de misafirinizin başında böyle durun (hizmet edin)" derdi.

Ahmed'in, Yezîd b. Meysere'den bildirdiğine göre Mesih (aleyhisselam) şöyle buyurdu:

“Eğer Allah'ın dostu ve insanlara ışık tutan biri olmak isterseniz size zulmedeni affedin, sizi hasta iken ziyaret etmeyeni siz ziyaret edin, size iyilikte bulunmayana siz iyilikte bulunun ve iade edilmeyeceğini bilseniz bile borç verin."

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Ubeyd b. Umeyr'den bildiriyor: Isa (aleyhisselam) kıldan giysi giyer, ağaç yapraklarından yer, akşamladığı yerde sabahlar, sabah yemeğinden akşama, akşam yemeğinden de sabaha bir şey kaldırmazdı. O:

“Hergün, kendi rızkı ile beraber gelir" derdi.

Ahmed, Vehb'den bildiriyor: İsa b. Meryem:

“Ey ev! Harab olacaksın ve sende oturanlar yok olacaktır. Ey nefis! Çalış ki rızıklanasın. Ey beden! Yorul ki dinlenesin" dedi.

Ahmed, Vehb b. Münebbih'den bildiriyor: İsa b. Meryem, havarilere:

“Size hak ile söylüyorum" -İsa (aleyhisselam) çoğu zaman:

“Size hak ile söylüyorum" derdi- "Dünyayı en fazla seveniniz, musibetlere en fazla üzüleninizdir" dedi.

Ahmed'in, Atâ el-Ezrak'tan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Ey havariler topluluğu! Arpa ekmeği ve yerde bitenlerden yiyip kuyu sularından için. Buğday ekmeği yemekten sakının. Zira onun şükrünü eda edemezsiniz. Bilin ki, dünyanın tatlılığı, âhiretin acılığıdır. Dünyanın acılığı ise âhiretin tatlılığıdır."

Abdullah b. Ahmed, ez-Zühd'ün zevâidi olarak, Abdullah b. Şevzeb'den bildiriyor: İsa b. Meryem:

“Güzel elbiseler (giyinmek) kalbi kibirli kılar" dedi.

Ahmed'in, Süfyân'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam):

“Size tuhafınıza gitmesi için değil, uygulamanız için anlatmaktayım" dedi.

Abdullah b. Ahmed'in Ebû Hassân'dan bildirdiğine göre İsa b. Meryem:

“İlacı fayda edecek yere koyan doktor gibi ol" dedi.

Abdullah b. Ahmed, İmrân b. Süleyman'dan bildiriyor: Bana, İsa b. Meryem'in şöyle dediği nakledildi:

“Ey İsrâil oğulları! Dünyaya önem vermeyin ki önem vermediğiniz takdirde dünya size kolay gelir. Dünyaya önem vermezseniz âhiret sizin için kıymetli olur. Eğer dünyaya önem verirseniz âhiret sizin için değersiz olur. Dünya kıymet verilecek bir şey değildir. O her gün (sizi) fitne ve hüsrana davet etmektedir."

İbnu'l-Mübârek ve Ahmed, Ebû Gâlib'den bildiriyor: İsa'nın (aleyhisselam) vasiyetinde şu vardı:

“Ey havariler topluluğu! Günahkârlara buğzederek kendinizi Allah'a sevdirin. Onlara kızarak Allah'a yaklaşın ve onlara öfkelenerek Allah'ın rızasını arayın. Oradakiler:

“Ey Allah'ın peygamberi! Kiminle oturalım?" deyince:

“Konuşmasıyla amellerinizi çoğaltacak, gördüğünüzde size Allah'ı hatırlatacak ve amelleriyle sizi dünya nimetlerinde kanaat sahibi edecek kişilerle oturun" karşılığını verdi.

Ahmed, Mâlik b. Dînar'dan bildiriyor: Yüce Allah, İsa'ya (aleyhisselam):

“Önce kendi nefsine nasihat et. Sen bu nasihata uyduğun zaman insanlara nasihatte bulun. Yoksa benden hayâ et" diye vahyetti.

Ahmed'in, Vehb (b. Münebbih)'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam), havarilere şöyle dedi:

“Burada (dünyada) ne kadar yorulursanız orada (âhirette) o kadar rahat edersiniz. Burada ne kadar rahat ederseniz orada o kadar yorulursunuz."

İbnu'l-Mübârek ve Ahmed'in, Sâlim b. Ebî'l-Ca'd'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam):

“Diline sahib olan, evine sığan ve hatalarını hatırladığında ağlayan kişiye ne mutlu" dedi.

İbnu'l-Mübârek, İbn Ebî Şeybe ve Ahmed'in, Hilâl b. Yesâftan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle derdi:

“Biriniz sağ eliyle sadaka verdiği zaman onu sol elinden gizlesin. Oruç tuttuğu zaman yağ sürünsün ve dudaklarını da yağla silsin ki onu gören oruçlu olduğunu anlamasın. Namaz kılacağı zaman da kapısının örtüsünü indirsin. Çünkü Yüce Allah rızkı böldüğü gibi senayı da böler.

Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünyâ, Hâlid er-Rebaî'den bildiriyor: Bana, İsa'nın (aleyhisselam) ashâbına şöyle dediği söylendi:

“Müslüman kardeşiniz uyurken eğer biriniz yanına gitse ve rüzgarın elbiselerinden bir kısmını üstünden attığını (avret yerinin açıldığını) görse ne yapardı?" dedi. Ashâb:

“Biz olsaydık onu tekrar örterdik" cevabını verdi. İsa (aleyhisselam):

“Hayır, siz kalan kısmı da açardınız" dedi. İsa (aleyhisselam) bunu birinin kötülüğünü işitip te işittiğinden daha fazlasını anlatanlar için misal vermişti.

Ahmed'in, Ebu'l-Celd'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“İnsanları düşündüm ve yaratılmamış olanlara yaratılanlardan daha fazla imrendim. Sahipleriymiş gibi başkalarının kusurlarının peşine düşmeyin. Köleymişsiniz gibi kendi kusurlarınıza bakın. İnsanlar sağlıklı ve mubteli (sağlıksız) olmak üzere ikiye ayrılır. Mubteli olanlara merhamet edin ve sağlıktan dolayı Allah'a şükredin."

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Ebû Huzeyl'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam), Yahya (aleyhisselam) ile karşılaştı ve Yahya (aleyhisselam) ona:

“Bana vasiyette bulun" dedi. İsa (aleyhisselam):

“(Kendine hâkim ol ve) Hiddetlenme!" deyince, Yahya (aleyhisselam):

“Buna güç yetiremiyorum" dedi. Isa (aleyhisselam):

“Mal biriktirme!" dediğinde, Yahya (aleyhisselam):

“Belki buna güç yetiririm" karşılığını verdi.

Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünyâ, Mâlik b. Dinâr'dan bildiriyor: Isa (aleyhisselam) ve havariler bir köpek leşiyle karşılaştılar ve:

“Bu leş ne kadar kötü kokuyor!" dediler. İsa (aleyhisselam):

“Dişleri ne kadar da beyaz!" diyerek onlara nasihatte bulundu ve gıybetten nehyetti.

Ahmed, Evzal'den bildiriyor: İsa (alerhisselam) kişinin bir iş öğrenip te kimseye yük olmamasını severdi. Ancak kişinin ilim öğrenip te onu iş olarak görmesini sevmezdi.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünyâ'nın, Sâlim b. Ebî'l-Ca'd'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Uğraşınız Allah için olsun, mideniz için olmasın. Şu kuşlara bakın, onlar sabah çıkıp gidiyor. Ekmiyor, biçmiyor, ama Allah onların rızkını veriyor. Eğer bizim midemiz onların midesinden daha büyük diyecek olursanız, şu ineklere, vahşi hayvanlara ve eşeklere bakın. Onlar da ekmiyor, biçmiyor ama Allah onların da rızkını veriyor. Dünyanın faydasız şeylerinden sakının. Zira onlar Allah katında pisliktir."

Ahmed, Vehb (b. Münebbih)'den bildiriyor: İblîs, İsa'ya (aleyhisselam):

“Sen ölüyü dirilttiğini iddia ediyorsun. O zaman Allah'a dua et te bu dağı ekmeğe çevirsin" dedi. İsa (aleyhisselam), ona:

“Bütün insanlar ekmekle mi yaşıyor?" dedi. İblîs:

“Eğer dediğin gibiyse kendini bu yerden at, melekler de seni tutacaktır" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Rabbim bana kendimi denememi emretmedi. Beni tutup tutmayacağını da bilmiyorum?" karşılığını verdi.

Ahmed'in, Sâlim b. Ebî'l-Ca'd'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle derdi:

“Dilenci sana gümüşle eyerlenmiş bir atla gelse bile onun sende hakkı vardır."

Ahmed'in birisinden bildirdiğine göre İsa'ya (aleyhisselam) şöyle vahiy geldi:

“Milletin seni ağızlarında çiğnemesinden üzülüyorsan, seni yanımda rahib olarak yazmam. Ben senden razı olduktan sonra insanların seni buğzetmesi sana bir zarar vermez. Ben senden razı olmadığım zaman da insanların seni sevmesi sana bir fayda vermez."

Ahmed, el-Hadramî'den; İbn Ebi'd-Dünyâ ile İbn Asâkir ise Fudayl b. İyâd'dan bildiriyor: İsa b. Meryem'e:

“Suda ne ile yürüyorsun?" diye sordular. Isa (aleyhisselam):

“İmân ve yakinle yürüyorum" karşılığını verince:

“Biz de senin iman ettiğin gibi iman ettik ve yakin ettiğin gibi yakin ettik" dediler. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“O zaman siz de suda yürüyün" dedi. Onlar da kendisiyle beraber suda yürüdüler ve dalga gelince de battılar. İsa (aleyhisselam):

“Ne oldu?" deyince:

“Dalgadan korktuk" dediler. İsa (aleyhisselam):

“Dalganın rabbinden korkmadınız mı!" dedi ve onları sudan çıkardı. Sonra elleriyle yerden bir şeyler aldı. Ellerini açtığında birinde altın, diğerinde ise balçık vardı. Onlara:

“Sizin için hangisi daha güzeldir?" deyince:

“Altın daha güzeldir" cevabını verdiler. İsa (aleyhisselam):

“Benim yanımda ikisi de aynıdır" dedi.

İbn Mübarek, İbn Ebî Şeybe, Ahmed ve İbn Asâkir, Şa'bî'den bildiriyor: İsa b. Meryem'in yanında kıyamet zikredildiği zaman feryad eder ve:

“Meryem'in oğlunun yanında kıyamet zikredildi mi susmaya gücü yetmez" derdi.

Ahmed ve İbn Asâkir, Mücâhid'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) kıldan elbise giyer, ağaçlardan yer, ikinci gün için yemek saklamaz ve akşamladığı yerde sabahlardı. Onun ne ölecek bir oğlu, ne de bozulacak bir evi vardı.

İbn Asâkir, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) kıyamet gününde zahidlerin başıdır. Dinlerini kurtarmak için kaçanlar kıyamet gününde İsa (aleyhisselam) ile beraber haşrolunacaklardır. İsa (aleyhisselam) bir taşa yaslanmış ve uykunun tadını bulmuş iken İblîs gelip:

“Ey İsa! Sen dünya malından bir şey istemediğini iddia etmiyor musun? İşte bu taş, dünya malıdır" dedi. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam) kalkıp taşı İblîs'e atarak:

“Bu da dünya ile beraber senin olsun" dedi.

İbn Asâkir, Ka'b'dan bildiriyor: İsa (aleyhisselam) arpa yer, bineğe binmeyip yaya yürürdü. Evlerde oturmaz, ışıkla aydınlanmaz ve pamuklu elbise giymezdi. Kadınlarla beraber olmaz, koku sürünmez, içeceğine asla bir şey katmaz ve soğutmazdı. Başına asla bir şey sürmez, saçını ve sakalını asla sabunla yıkamazdı. (Oturacağı veya uyuyacağı zaman) kendisiyle yer arasında asla giysisinden başka bir şey olmazdı. Sabah yemeğini de akşam yemeğini de asla önemsemezdi. Dünya şehvetlerinden hiçbir şeyi arzulamadı. O zayıflarla, kötürümlerle ve miskinlerle beraber otururdu. Ona bir şey üzerinde yemek sunulduğu zaman yemeği yere koyardı. Yemekle beraber asla katık olarak bir şey yemezdi. O dünyadan az yemekle yetinir ve:

“Bu, ölüp te hesabını vercek kişiye çoktur" derdi.

İbn Asâkir, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Bana şöyle söylendi: İsa b. Meryem'e:

“Evlen!" denilince, İsa (aleyhisselam) "Evlenip te ne yapacağım?" karşılığını verdi. "Sana çocuklar doğurur" denilince, İsa (aleyhisselam):

“Eğer çocuklar yaşarlarsa fineye götürürler, ölürlerse de üzerler" buyurdu.

İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî, Şuab'da, Eş'as b. İshâk'tan bildiriyor: İsa'ya (aleyhisselam):

“Bir ev edinsen" dediklerinde:

“Bizden öncekilerin yaşantıları bize yeter" karşılığını verdi.

İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî, Meysere'den bildiriyor: İsa'ya (aleyhisselam):

“Kendine bir ev inşa etmeyecek misin?" dediklerinde:

“Ben arkamda onunla zikredileceğim dünyalık bir şey bırakmayacağım" dedi.

İbn Asâkir, Ebû Süleymân'dan bildiriyor: İsa (aleyhisselam) yaz günü yürürken sıcağın, güneşin ve susuzluğun etkisiyle bir çadırın gölgesinde oturdu. Çadırın sahibi gelince:

“Ey Allah'ın kulu! Bizim gölgemizden kalk" dedi. Isa (aleyhisselam) kalkıp güneşte oturarak:

“Beni (gölgeden) kaldıran sen değilsin. Beni, dünyadan bir şey almamı istemeyen kaldırdı" dedi.

Ahmed, Süfyân b. Uyeyne'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) ve Yahya (aleyhisselam) bir köye geldikleri zaman, İsa (aleyhisselam) köyün kötülerini, Yahya da (aleyhisselam) iyilerini sorardı. Ona:

“Niçin kötü kişilerin yanında konaklıyorsun?" denildiğinde:

“Ben hastalan tedavi eden bir doktorum" derdi.

Ahmed, Hişâm b. ed-Destuvâî'den bildiriyor: Bana İsa b. Meryem'in hikmetli sözlerinin birinde şu söz olduğu anlatıldı:

“Size amelsiz olarak rızık verilecek dünya için çalışıyor, amel etmeden rızık verilmeyecek âhiret için ise çalışmıyorsunuz. Kötü âlimler! Vay halinize, ücreti alıyor (Allah'ın nimetlerinden faydalanıyor) fakat amel etmiyorsunuz. Dünyayı terkedip kabrin karanlıklarına ve darlığına gitmeniz pek yakındır. Yüce Allah size orucu ve namazı emrettiği gibi günah işlemenizi de yasaklamıştır. Dünyası âhiretinden daha kıymetli olan ve dünyaya rağbet eden kişi nasıl ilim ehlinden olabilir? Hedefi âhiret olup ta dünyaya yönelen, kendisine zarar verecek şeyleri fayda verecek şeylerden daha fazla arzulayan kişi nasıl ilim ehlinden olabilir? Allah'ın ilmi ve kudretiyle olduğunu bildiği halde kendi mevkiini hakir görüp kızan kişi nasıl ilim ehlinden olabilir? Yüce Allah'ın kaderini ve kendisine takdir etmiş olduğu şeyi kabul etmeyen kişi nasıl ilim ehlinden olabilir? İlmi amel etmek için değil de konuşmak için isteyen kişi nasıl ilim ehlinden olabilir?"

Ahmed, Saîd b. Abdilazîz ve hocalarından bildiriyor: İsa (aleyhisselam) ve havarilerinden bir kişi Şam'da dağbaşında olan bir köye geldiler. Adamın biri yollarını kesti ve:

“Herbirinize bir tokat atmadan buradan geçmenize izin vermem" dedi. Adamla anlaşmak istediler, ancak adam dediğinden başkasına razı olmadı. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“İşte yüzüm, vur!" deyince, adam tokadı vurdu ve geçmesine izin verdi. Adam, havariye:

“Sana da bir tokat atmadan geçmene izin vermeyeceğim" dedi ve geçmesine izin vermedi. İsa'(aleyhisselam) durumu öyle görünce yüzünü adama döndü ve adam İsa'ya (aleyhisselam) bîr tokat daha atarak geçmelerine izin verdi. İsa (aleyhisselam):

“Allahım! Eğer bu senin rızan içinse bana razı olduğunu bildir. Eğer bu gazabından ise sen bağışlamakta hak sahibisin" dedi.

Abdullah b. Ahmed, Ali b. Ebî Talha'dan bildiriyor: İsa (aleyhisselam) Havarileriyle beraber otururken yanlarından bir kadın geçti. Ashâbdan biri kadına bakınca, diğeri kadına bakan kişiye:

“Zina ettin" dedi. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam) öyle diyen kişiye:

“Eğer oruçlu olsaydın ve et pişirilen bir yerden geçseydin kokuyu aldığında orucun bozulur muydu?" dedi. Adam:

“Hayır (bozulmazdı)" karşılığını verdi.

Ahmed'in, Atâ'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Bir köye girdiğimde o köy halkı beni köyden çıkarmak isterlerse mutlaka çıkarırlar. Çünkü beni orada bağlayacak bir şeyim yoktur." İsa'nın (aleyhisselam) ayakkabıları ağaç kabuğundan, bağları da liftendi.

Ahmed'in, Saîd b. Abdilazîz'den bildirdiğine göre Mesih şöyle buyurmuştur:

“(Allahım! Her şey) Benim istediğim gibi değil, senin istediğin gibidir. Benim dilediğim gibi değil, senin dilediğin gibidir."

Ahmed'in, Saîd b. Abdilazîz'den bildiriyor: İsa'ya (aleyhisselam) söylenen hiçbir kelime yoktur ki:

“Şu miskin vardı ya" denilmesinden daha fazla hoşuna gitsin.

Abdullah b. Ahmed'in, İbn Halbes'ten bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Şeytan dünya ile beraberdir. Mal sevdasıyla insanı yanıltır, nefsin arzularını insana hoş ve güzel gösterir. İnsanı şehvete yönlendirince de işini tamamlamış olur.

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed'in, Câfer b. Burkân'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle derdi:

“Allahım! Sevmediğim şeyleri def etmeye gücüm yetmez oldu. Bana faydalı olan şeye de sahip değilim. Güç başkasının elinde ve amellerimin esiri olmuşum. Benden daha fakir kimse yoktur. Bu durumumla düşmanımı sevindirme ve dostumu bana karşı katı eyleme. Musibetimi dinimde kılma ve bana merhamet etmeyecek birini üzerime musallat etme."

Ahmed, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: Havarilerin kitabında şöyle bir yazı vardı:

“Şayet belalara maruz kalman takdir edilmişse bil ki peygamberlere ve salihlere takdir edilen sana takdir edilmiştir. Şayet sana rahatlık ve bolluk takdir edilmişse bil ki onlara takdir edilenin dışında olan şeyler sana takdir edilmiştir. Bu durumda da onların yollarının dışında gitmiş olursun."

Ahmed'in Mâlik b. Dinâr'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Sizi koçlar gibi gönderiyorum. Ancak siz İsrâil oğullarının koyunlarını yiyorsunuz. İnsanlara zarar veren kurtlar gibi değil de kuzular gibi olun. Ne oluyor size ki abalar giyiyorsunuz, kapleriniz de domuz kalpleri gibi? Krallar gibi giyinin, ama kalplerinizi Allah korkusuyla yumuşatın." Yine İsa (aleyhisselam) şöyle dedi:

“Ey Âdemoğlu! İyi ameller işle ki, amellerin Allah katına çıksın ve seni Allah'a sevdirsin. Senin yaptığın ameller Allah'a fayda verecek değildir." Isa (aleyhisselam), havarilere:

“Şeytan sizi cimri yapmak istiyor, onun cimriliğine kapılmayın" dedi.

Ahmed, Hasan b. Ali es-San'ânî'den bildiriyor: Bana nakledildiğine göre İsa (aleyhisselam):

“Ey havariler topluluğu! Allah'ın (ölüm) sekaratımı hafifletmesi için dua edin" dedi ve şöyle devam etti:

“Ölümden o kadar korktum ki ölümden olan korkum beni ölüme götürdü."

Ahmed, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: Isa (aleyhisselam), havarilerle beraber bir mezarda durmuştu. O an ölüyü mezara indiriyorlardı. Havariler mezarın karanlığını, zorluğunu ve darlığını zikrettiler. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Sizin daha önce bulunmuş olduğunuz anne rahmi bu mezardan daha dardı. Yüce Allah genişletmek isterse genişletir" dedi.

Ahmed'in, Vehb (b. Münebbih)'den bildirdiğine göre Mesih (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Allah'ı çokça zikredip, hamd ve takdis ederek ona itaat edin.

Eğer Yüce Allah kişiden razı olursa kendisine şu dua yeter:

“Allahım! Hatalarımı bağışla ve maişetimi ıslah et. Ey ilahım! Beni kötülüklerden koru."

Ahmed'in, Ebu'l-Celd'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam), havarilere:

“Size hak ile söylüyorum:

“Siz ne dünyayı, ne de âhireti istiyorsunuz" deyince, havariler:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bunu bize açıklasan, biz birini istediğimizi düşünüyorduk" dediler. İsa (aleyhisselam):

“Eğer dünyayı istiyor olsaydınız dünyanın sahibine itaat ederdiniz ve dünya hazinelerinin anahtarı elinde olan size istediğinizi verirdi. Eğer âhireti istiyor olsaydınız âhiretin sahibine itaat ederdiniz ve size istediğinizi verirdi. Ancak siz ne bunu, ne de onu istiyorsunuz" dedi.

Ahmed, Ebû Ubeyd'den bildiriyor: Havariler, İsa'ya (aleyhisselam):

“Ne yiyeceğiz?" dediklerinde:

“Arpa ekmeği ve yabani bitkiler yiyin" dedi. Havariler:

“Ne içelim?" dediklerinde ise:

“Kuyu suyu için " karşılığını verdi. Havariler:

“Neyin üzerine oturalım?" diye sorduklarında:

“Yere oturun" cevabını verdi. Bunun üzerine havariler:

“Görüyoruz ki bize hep maişetteki zor şeyleri emrediyorsun" dediler. İsa (aleyhisselam):

“Bunlarla kurtulursunuz, kişi bunlara çok ihtiyaç duyup arzularken bunları terketmediği müddetçe (ruhu) melekler âlemine çıkamaz" dedi. Havariler:

“Bu nasıl olacak?" dediklerinde, İsa (aleyhisselam):

“Kişinin acıktığı zaman en fazla isteyeceği şey arpadan da olsa bir ekmek kırıntısı değil mi? Susadığı zaman kuyudan da olsa en fazla isteyeceği şey su değil mi? Fazla ayakta kaldığı zamanda en fazla isteyeceği şey yerde oturmak değil mi?" buyurdu.

Ahmed, Atâ'dan bildiriyor: Bana, İsa'nın (aleyhisselam) şöyle buyurduğu nakledildi:

“Maişet için yetecek kadarını temenni et. Gaflet zamanında uyanık ol. Anlayış lutfuyla hüküm kıl ve yaşadığın müddetçe yere serilen bir çul olma."

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Ebû Hureyre'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) şöyle derdi:

“Ey havariler topluluğu! Evlerinizi konaklama yeri, mescidleri de mesken edinin. Yabani bitkilerden yiyin ve dünyadan selametle ayrılın."

Ahmed'in, İbrâhîm et-Teymî'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Hazinelerinizi gökyüzüne koyun. Zira kişinin kalbi hazinesinin yanındadır."

İbn Ebî Şeybe'nin, Abdullah b. Saîd el-Cu'fî'den bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Evim mescid, içeceğim sudur. Katığım açlık, şiarım korkudur. Atım ise ayaklarımdır. Kışın ısınacağım şey güneş ışınları, gece ışığım aydır. Beraber oturduğum kişiler kötürümler ve miskinlerdir. Malım mülküm hiçbir şeyim olmaksızın akşamlar ve sabahlarım. Bu şekilde ben hayırlardayım. Kim benden daha zengindir?"

İbn Ebi'd-Dünyâ'nın, Fudayl b. İyâd'dan bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Dünya sizin için serildi ve siz üzerinde oturdunuz. Ancak krallar ve kadınlar dünyayı elinizden almaya çalışır. Krallardan dünyayı almaya çalışmayın. Siz onları dünyalarıyla baş başa bıraktığınız müddetçe size bir şey demezler. Ancak kadınlardan oruç ve namazla uzak durun."

İbn Asâkir'in, Süfyân es-Sevrî'den bildirdiğine göre Mesih (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Dünya nimetleri iyilik için istenir. Ancak onu terketmek daha iyidir."

İbn Asâkir'in, Şuayb b. Sâlih'ten bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“Vallahi! Dünya kimin kalbine yerleşirse bu kişinin kalbi üç şeye bağlanır. Bunlar yorgunluğu bitmeyecek iş, zenginliğini hissetmeyecek bîr fakirlik ve sonuna ulaşılmayacak emellerdir. Dünya hem isteyen, hem istenendir. Bir kimse âhireti isterse, dünya da onu rızıklarını eksiksiz vermesi için ister. Dünyayı isteyen kişinin de, âhiret boynunu vurmak için ölüp gelmesini ister."

İbn Asâkir'in, Yezîd b. Meysere'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“Alçak gönüllü olduğunuz kadar yükseltilirsiniz. Merhamet ettiğiniz kadar merhamet edilirsiniz. İnsanların ihtiyacını ne kadar giderirseniz Yüce Allah ta bir o kadar sizin ihtiyacınızı giderir."

Ahmed ve İbn Asâkir'in, Şa'bî'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“İyilik etmek sana karşı ihsanda bulunan kişiye iyilik etmek değildir. O ancak mükâfat olur. İyilik etmek, sana kötülük edene iyilikte bulunmaktır."

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbnu'l-Mübârek kendisine şöyle nakledildiğini söyledi:

“İsa b. Meryem bir topluluğa uğradı ve kendisine kötü sözler söylediler. Buna karşılık İsa (aleyhisselam) onlara güzel sözler söyledi. Başka bir topluluğa uğradığında daha fazla kötü sözler söylediler. İsa (aleyhisselam) onlara da daha fazla güzel sözler söyledi. Havarilerden bir kişi:

“Sana kötü söz söylemeyi ne kadar arttırdılarsa sen de onları teşvik edercesine o kadar güzel söz söylemeyi arttırdın" dedi. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Her insan kendi yanındakinden verir" karşılığını verdi.

İbn Ebi'd-Dünyâ, Mâlik b. Enes'ten bildiriyor: İsa b. Meryem'in yanından bir domuz geçerken, İsa (aleyhisselam) ona:

“Selametle geç!" dedi. Yanındakiler:

“Ey Allah'ın ruhu! Bu domuza mı diyorsun?" deyince:

“Dilimi kötü şeye alıştırmayı sevmiyorum" dedi.

İbn Ebi'd-Dünyâ, Süfyân'dan bildiriyor: İsa b. Meryem'e:

“Bize onunla Cennete gireceğimiz bir amel söyle" dediklerinde:

“Asla konuşmayın" dedi. "Buna güç yetiremeyiz" dediklerinde ise:

“O zaman mutlaka hayırlı şeyler konuşun" buyurdu.

Harâitî'nin, ibrâhîm en-Nehaî'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“Hakkı batıl ehlinden alın ve batılı hak ehlinden almayın. Az konuşanlardan olun ki size yanlış konuşmak yakışmaz."

İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî'nin, Zühd'de, Zekeriyyâ b. Adiy'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“Ey havariler topluluğu!

Dünya ehlinin dünya selametiyle beraber dinin az bir şeyine razı olduğu gibi siz de dinin selametiyle beraber dünyanın az bir şeyine razı olun."

İbn Asâkir'in, Mâlik b. Dinâr'dan bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“Kül ile arpa yemek, çöplüklerde köpeklerle yatmak Cenneti istemek için azdır."

İbn Asâkir, Enes b. Mâlik'ten bildiriyor: İsa b. Meryem şöyle derdi:

“Kul iki Rabbi olması durumuna güç yetiremez. Birini razı ederse diğerini gazaplandırır. Birini de öfkelendirirse diğerini razı eder. Aynı şekilde kul dünyanın hizmetçisi olup âhiret için amel etmeye güç yetiremez. Yediğiniz ve içtiğiniz şeyleri önemsemeyin. Zira Yüce Allah rızkından daha büyük bir nefis, elbisesinden daha büyük bir beden yaratmaz. Bundan ibret alın."

İbn Asâkir, el-Makburî'den bildiriyor: Bana, İsa b. Meryem'in şöyle dediği nakledildi:

“Ey Âdemoğlu! Eğer bir iyilik edersen onu unut. Çünkü o onu kaybetmeyecek kimsenin yanındadır. Eğer bir kötülük edersen o kötülüğü iki gözünün ortasına koy."

İbn Asâkir'in, Saîd b. Ebî Hilâl'dan bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle derdi:

“Hırsla malını çoğaltacağını sanan kişi, boyunu uzatsın veya enini genişletsin veya parmaklarının sayısını çoğaltsın vaya rengini değiştirsin. Bilmiş olunuz ki! Allah yaratıklarını yarattı ve her şey yarattığı gibi kaldı. Sonra rızkı taksim etti ve rızık ta taksim ettiği gibi kaldı. Dünya, kişiye ait olmayan bir şeyi verecek değildir. Aynı şekilde kişiye ait olan şeyi de men edecek değildir. Rabbinizin ibadetine dikkat edin. Zira bunun için yaratıldınız."

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İmrân b. Süleymân der ki: Bana bildirildiğine göre İsa (aleyhisselam) Havarilerine şöyle buyurdu:

“Eğer benim kardeşlerim ve Havarilerim iseniz kendinizi insanların düşmanlığına ve öfkesine alıştırın."

Ahmed ve Beyhakî'nin, Abdulazîz b. Zabyân'dan bildirdiğine göre Mesih (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Kim öğrenir, öğrendiğiyle amel eder ve bilirse, bu kişi melekler âleminde yüce bir kişi sayılır."

İbn Asâkir'in, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İsa (aleyhisselam), İsrâil oğullarının arasında durup: «Ey havariler topluluğu! Hikmetli sözlerle ehlinden başka kimselerle konuşmayın. Yoksa hikmete zulmetmiş olursunuz. Hikmeti de ehlinden esirgemeyin, ehline zulmetmiş olursunuz. İşler de üç şeyden ibarettir. Biri iyi olduğu açık olandır ki onu yapın, biri kötü olduğu açık olandır ki ondan sakının, diğeri de şüpheli olan şeydir. Onu da Yüce Allah'a havale edin.»"

İbn Asâkir'in, Amr b. Kays el-Mulâî'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“Eğer hikmeti ehlinden men edersen cahillik etmiş olursun. Ehlinden başkasına verirsen yine cahilik etmiş olursun. İlacı sadece tedavi edilmesi gereken yere koyan doktor gibi gibi ol."

Abdullah b. Ahmed, Zühd'de ve İbn Asâkir'in, İkrime'den bildirdiğine göre İsa b. Meryem, havarilere şöyle dedi:

“Ey havariler topluluğu! İnciyi domuza atmayın. Çünkü domuz inciyle bir şey yapacak değildir. Hikmeti de istemeyen kişiye vermeyin. Zira hikmet inciden daha değerlidir. Hikmeti istemeyen kişi de domuzdan daha kötüdür."

İbn Asâkir'in, Vehb b. Münebbih'ten bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Ey kötü âlimler! Cennetin kapılarına oturdunuz ve girmediğiniz gibi miskinleri de geçirmediniz. Allah katında en kötü insanlar ilmiyle dünyayı isteyenlerdir."

İbn Ebî Şeybe'nin, Sâlim b. Ebî Ca'd'dan bildirdiğine göre İsa b. Meryem şöyle buyurmuştur:

“İnsanın kötü şeyler düşünmesi evdeki duman gibidir. Duman evi yakmasa da evin kokusunu ve rengini değiştirir."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“İsa (aleyhisselam) Tevrat'ı ve İncil'i okurdu" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

49. Âyetin Tefsiri

"O, İsrailoğullarına bîr elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Sîze Rabbinizden bîr mucize getirdim: Sîze çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır."

İbn Cerîr, İbn İshâk'tan bildiriyor: İsa (aleyhisselam) bir gün genç çocuklarla oturdu ve eline çamur alarak:

“Bu çamurdan size kuş yapayım mı?" dedi. Çocuklar:

“Bunu yapabilir misin?" diye sorunca:

“Evet, Rabbimin izniyle yapabilirim" dedi. Sonra çamuru kuş gibi yapıp ona üfleyerek:

“Allah'ın izniyle kuş ol" dedi. Bunun üzerine çamur kuş oldu ve ellerinin arasından uçup gitti. Çocuklar da gidip bu durumu öğretmenlerine haber verdiler ve bunu insanlar arasında yaydılar.

İbn Cerîr'in, İbn Cüreyc'ten bildirdiğine göre İsa (aleyhisselam):

“Hangi kuşu yaratmak zordur?" dediğinde:

“Yarasadır, çünkü o sırf ettir" dediler ve İsa (aleyhisselam) bir yarasa yarattı.

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“İsa (aleyhisselam) bir kuş yarattı, o da yarasadır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) anadan doğma kör demektir" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Atâ (b. Ebî Rebâh) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“(.....), Anadan doğma âma olup gözleri görmeyen demektir" dedi.

Ebû Ubeyd, Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbnu'l-Enbârî, Azdâd'da, Mücâhid'den bildiriyor: (.....) gündüz görüp gece görmeyen kişi demektir" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İkrime: (.....) gözleri akan ve zayıf olandır" dedi.

İbn Asâkir, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: İsa'nın (aleyhisselam) hastalara, kötürümlere, körlere, delilere ve başkalarına ettiği dua şöyleydi:

“Allahım! Sen gökyüzü ve yeryüzündeki herkesin ilahısın. Onların senden başka ilahı yoktur. Sen gökyüzü ve yeryüzündeki herkesi hoşnud edensin. Onları senden başka hoşnud edecek kimse de yoktur. Sen gökyüzü ve yeryüzündeki herkesin sahibisin. Onların senden başka sahibi de yoktur. Yerdeki kudretin gökyüzündeki kudretin gibidir. Yerdeki hâkimiyetin gökyüzündeki hâkimiyetin gibidir. Senin Kerem sahibi isminle, nurlu yüzünle ve ezeli mülkünle senden istiyorum. Sen her şeye kadirsin." Vehb der ki:

“Bu dua korkan kişi ve deli için okunup suyundan içirilir. Allah dilerse bu kişi şifa bulur.

İbn Cerîr başka bir kanalla Vehb'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) on iki yaşında olduğunda, onu doğurduğu zaman kavminden kaçarak Mısır topraklarına gelen annesine, Yüce Allah:

“Oğlunla beraber Şam'a git" diye vahyetti. O da öyle yapıp Şam'a gitti. Oğlu otuz yaşına basana kadar da Şam'da kaldı. İsa'nın (aleyhisselam) peygamberliği üç yıl sürmüştü. Sonra Yüce Allah onu yanına yükseltti. Vehb'in dediğine göre bazı zamanlarda İsa'ya (aleyhisselam) yaklaşık elli bin hasta gelirdi. Yanına gelebilenler gelmiş, gelemiyenlerin yanına kendisi yaya olarak gitmiştir. Onları Yüce Allah'a dua ederek tedavi etmekteydi.'

Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât'ta ve İbn Asâkir, İsmâil b. Ayyâş vasıtasıyla Muhammed b. Talh'a'dan, o da bir adamdan bildiriyor: İsa b. Meryem ölüyü diriltmek istediği zaman önce iki rekat namaz kılardı. Birinci rekatta "Mülk" sûresini, ikinci rekatta ise:

“Secde" sûresini okurdu. Namazı bitirdikten sonra da Yüce Allah'ı methedip sena ederek:

“Yâ Kadîm, yâ Hayy, yâ Dâim, yâ Ferd, yâ Vitr, yâ Ahad, yâ Samed" diye yedi isimle dua ederdi. Beyhakî:

“Bu rivayet kuvetli bir rivayet değildir" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Muhammed b. Talha b. Musarrif vasıtasıyla Ebû Bişr ve Ebû Huzeyl kendi lafzıyla rivayet edip sonunda şunu eklemiştir:

“Eğer bir sıkıntısı olursa:

“Yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Allah, yâ Rahmân, yâ Zel-Celâli, Ve'l-İkrâm, yâ Nûre's-Semâvâti Ve'l-Ardi Vemâ Beynehume ve-Rabbü'l-Arşil-Azîm" diye yedi isimle daha dua ederdi.

İbn Ebi'd-Dünyâ, Men Âşe Ba'de'l-Mevt'te, Muâviye b. Kurre'den bildiriyor: İsrâil oğulları İsa'yı (aleyhisselam) çağırıp:

“Nûh'un (aleyhisselam) oğlu Sâm burada yakın bir yerde defnedildi. Allah'a dua et te onu bize tekrar diriltsin" dediler. Bunun üzerine Allah'ın Peygamberi seslendi, ama bir şey göremedi. Bir daha seslendi, yine bir şey görmedi. İsrâil oğulları:

“Buraya yakın bir yere defnedildi" dediler. Allah'ın Peygamberi bir daha seslenince Sâm saçları beyaz bir şekilde çıktı. İsrâil oğulları:

“Bu genç kişi olarak ölmüştü, saçlarındaki bu beyazlıkta nedir?" dediler. Sâm:

“Kıyamet koptu sandım ve korktum" karşılığını verdi.

İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, değişik kanallarla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Yahudiler, İsa'nın (aleyhisselam) etrafında toplanıp onunla alay ederek:

“Ey İsa! Filan kişi dün ne yedi ve yarına ne sakladı?" derlerdi. İsa (aleyhisselam) onların sorularına cevap verdiği halde yine kendisiyle alay ederlerdi. Bu uzun bir süre böyle devam etti. İsa'nın (aleyhisselam) bilinen belli bir yeri yoktu. O sürekli yeryüzünde seyahat eden biriydi. Bir gün bir mezar başında oturup ta ağlayan bir kadın gördü. Ona niçin ağladığını sorduğunda:

“Benim kızım öldü ve ondan başka da çocuğum yoktur" dedi. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam) iki rekat namaz kıldıktan sonra:

“Ey filan! Rahmân'ın izniyle kalk ve (mezardan) çık" diye nida etti. Mezar kıpırdayınca bir daha nida etti ve mezar açıldı. Üçüncü seslenmesinde de kız mezardan başındaki toprakları silkeleyerek çıktı. Kız:

“Ey Anne! Benim ölüm sıkıntısını iki defa tatmamı istemen nedendir? Anneciğim! Sabret ve ecrini Allah'tan bekle. Benim dünyalık bir ihtiyacım yoktur. Ey Allah'ın ruhu! Rabbinden iste de bana ölüm sıkıntısını hafifleterek beni tekrar âhirete götürsün" dedi. İsa (aleyhisselam) Rabbine du edince Rabbi kızın canını bir daha aldı ve mezar kızın üstüne kapandı. Bu haber Yahudilere gidince İsa'ya (aleyhisselam) hiddetleri daha da arttı. Kendilerine yakın olan Nusaybin denilen şehirde Yahudilerden zalim ve katı kalpli bir kral vardı. O kralı ve şehir halkını dine davet etmek üzere İsa'ya (aleyhisselam) emir geldi. Havarilerle beraber şehre geldiklerinde ashâbına:

“İsa (aleyhisselam), Allah'ın kulu ve Resûlüdür" diye çağırmak için şehre kim gider?" dedi. Havarilerden kendisine Yakûb denilen biri:

“Ey Allah'ın ruhu! Ben giderim" deyince:

“Tamam git, beni inkar edecek ilk kişi sensin" dedi. Yine Tûsâr diye bilinen biri kalkıp:

“Ben de onunla gideyim" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Sen de onunla git" dediğinde yürüyüp gittiler. Bu sırada Şem'ûn kalkıp:

“Ey Allah'ın ruhu! Ben de üçüncüleri olayım. Eğer zor durumda kalırsam senin hakkında kötü söylememe de izin ver " dedi. İsa (aleyhisselam) ona da:

“Tamam" dedi. Bunların üçü bir gittiler. Ancak şehre yaklaştıklarında, Şem'ûn onlara:

“Siz şehre girin ve size emredileni yerine getirin. Ben burada bekleyeceğim ve başınıza bir şey gelirse sizi kurtarmaya çalışacağım" dedi.

Bunun üzerine bu iki kişi şehre girdiler ve İsa'nın (aleyhisselam) emrettiği gibi insanlara söylemeye başladılar. Ancak insanlar İsa (aleyhisselam) ve annesi hakkında hep kötü şeyler söylüyordu. Birinci havari:

“İsa, Allah'ın kulu ve Resûlüdür" diye bağırmaya başladı. İkisinin de üstüne saldırdılar ve:

“Sizden, kim İsa, Allah'ın kulu ve Resûlüdür dedi" diye sorduklarında, havari:

“Ben bir şey demedim" cevabını verdi. Ancak diğer havari:

“Hayır dedin, ben de:

“İsa, Allah'ın kulu, Resûlü, Meryem'e (aleyhisselam) bıraktığı kelimesi ve ruhudur diyorum. Ey İsrâil oğulları! Ona iman edin, bu sizin için daha hayırlıdır" dedi. Sonra cebbar ve zalim kralın yanına gittiler. Kral:

“Yazıklar olsun! Ne diyorsun?" deyince:

“İsa, Allah'ın kulu, Resûlü, Meryem'e (aleyhisselam) bıraktığı kelimesi ve ruhudur" diyorum" karşılığını verdi. Kral:

“Yalan söyledin" deyince, İsa'ya (aleyhisselam) ve annesine kötü sözler söyleyip iftiralar attılar. Kral, havariye:

“Yazıklar olsun! İsa'dan ayrıl ve bizim dediğimiz gibi söyle" dedi. Havari:

“Hayır sizin gibi söylemem" deyince:

“Eğer söylemezsen senin ellerini, ayaklarını keserim ve gözlerine mil çekerim" dedi. Havari:

“İstediğini yap" karşılığını verdi. Kral da dediği gibi yapıp onu şehrin ortasındaki bir çöplüğe attı. Sonra kral onun dilini de kesmek isteyince Şem'ûn geldi ve insanlar etrafına toplandılar. Onlara:

“Bu miskin ne dedi?" diye sorunca:

“Bu, İsa'nın, Allah'ın kulu ve Resûlü olduğunu iddia ediyor" dediler. Şem'ûn:

“Ey kral! Onun yanına yaklaşıp bir şey sormama izin verir misin?" dedi. Kral:

“Evet" deyince, Şem'ûn:

“Ey Belâlı! Ne diyorsun?" diye sordu. Havari:

“İsa'nın, Allah'ın kulu ve Resûlü olduğunu söylüyorum" dedi. Şem'ûn:

“Delili nedir biliyor musun?" deyince de:

“O, kör olan kişinin gözlerini açar, alacalıları ve hastaları iyileştirir" dedi. Şem'ûn:

“Bunu bütün doktorlar yapar, başka bir şey var mı?" dedi. Havari:

“Evet, o sizin ne yediğinizi ve ne sakladığınızı bilir" cevabını verdi. Şem'ûn:

“Bunu kâhinler de bilir, başka bir şey var mı?" dedi. Havâri:

“Evet, o çamurdan kuş yaratır" deyince, Şem'ûn:

“Bunu sihirbazlar da yapar, onlardan öğrenmiştir" dedi. Kral bu adama ve sorularına şaşırmıştı. Ona:

“Başka bir şey var mı?" deyince:

“Evet, o ölüyü diriltir" karşılığını verdi. Bunun üzerine Şem'ûn:

“Ey kral! Bu çok zor bir şey söyledi, bunu Allah'ın izni olmadan kimsenin yapabileceğini sanmıyorum. Allah bu gücü yalancı sihirbazlara da vermedi. Eğer İsa peygamber değilse buna gücü yetmez. Yüce Allah bunu sadece İbrâhîm (aleyhisselam):

“Rabim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediği zaman ona göstermiştir. Rahmân'ın dostu İbrâhîm gibi kim olabilir?" dedi.

İbn Cerîr, Süddî'den; İbn Asâkir ise, Süddî vasıtasıyla Ebû Mâlik'ten, o Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs'tan bildiriyor: Yüce Allah, İsa'yı (aleyhisselam) gönderip ona dine davet etmesini emrettiği zaman İsrâil oğulları ile karşılaştı ve onu şehir dışı ettiler. İsa (aleyhisselam) ve annesi yeryüzünde seyahat etmeye başladılar. Şehrin birinde bir adamın yanında konakladılar. Adam kendilerini güzel bir şekilde ağırladı ve iyiliklerde bulundu. Şehrin zalim bir kralı vardı. Adam bir gün kederli bir şekilde gelip evine girdi. Meryem (aleyhesselam) adamın hanımının yanındaydı. Kadına:

“Kocanın sorunu nedir? Onu kederli görüyorum" dedi. Kadın:

“Bizim bir kralımız vardır. Her gün bir kişi kralın ve askerlerinin yiyecek, içeceklerini karşılar. Eğer sırası gelen bunun yapmazsa kral onu cezalandırır. Bu gün de sıra bize geldi. Ancak onlara yedirip içirecek bir şeyimiz yoktur" dedi. Bunun üzerine Meryem (aleyhesselam):

“Kocana söyle üzülmesin, oğluma dua etmesini söylerim ve bu dua kocanın kralı ağırlaması için yeterli olur" dedi. Meryem (aleyhesselam), İsa'ya (aleyhisselam) durumu anlatınca, İsa (aleyhisselam):

“Anneciğim! Eğer ben öyle edecek olursam kötü şeyler yapmış olurum" deyince, Meryem (aleyhesselam):

“Bunu önemseme, o bize ikramda bulundu ve iyilikler yaptı" karşılığını verdi. İsa (aleyhisselam):

“Adama söyle kazanlarını ve küplerini su doldursun" dedi. Adam bunları su ile doldurunca, Isa (aleyhisselam), Allah'a dua etti ve kazanlar et, çorba, ekmekle, küpler de daha önce insanların asla görmediği içkilerle doldu.

Kral geldiğinde yemeğini yedi. Ancak içkiden içtiği zaman:

“Bu içkiyi nereden getirdin?" dedi. Adam:

“Bu benim filan ve filan tarlamdandır" cevabını verdi. Kral:

“Benim içkim aynı yerden getirildi, ama öyle değildir" dedi. Bu sefer adam:

“Bu diğer tarladandır" dedi ve bu karıştırmasından dolayı kendisine kızan krala:

“Ben sana durumu anlatacağım. Yanımda bir çocuk var ve o Allah'tan ne isterse Allah ona mutlaka veriyor. Allah'a dua ederek suları içkiye çevirdi" dedi. Bunun üzerine kral adama:

“Benim bir oğlum vardı ve kral olmak istiyordu. Ancak o kral olmadan birkaç gün önce öldü. O en fazla sevdiğim kişiydi. Kişi Allah'a dua ediyor ve su içki oluyor. Bu kişi oğlumu diriltmesi için dua ederse Allah onu da kabul eder" dedi. Kral, İsa'yı (aleyhisselam) çağırıp durumu kendisine anlattı ve oğlunu diriltmek için Allah'a dua etmesini istedi. İsa (aleyhisselam):

“Bunu yapma, eğer oğlun yaşayacak olursa kötü olacak" dedi. Bunun üzerine kral:

“Önemli değil onu görmez miyim? Ne olursa olsun önemli değildir" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Eğer onu diriltirsem beni ve annemi istediğimiz yere gitmek üzere serbest bırakacak mısınız?" dedi. Kral:

“Evet (bırakacağız)" deyince, İsa (aleyhisselam) dua etti ve çocuk dirildi. Memleketlisi onun tekrar dirildiğini görünce bağrışarak silahlarını kuşandılar ve:

“Bu ölümü yaklaşıncaya kadar hep bizi yedi. Şimdi de oğlunu kral yapmak istiyor. O da babası gibi bizi yiyecek diyerek savaşa başladılar.

Sonra İsa (aleyhisselam), annesi ve beraberinde Yahudi biriyle oradan çıkıp gittiler. Yahudi'de iki ekmek, İsa'da (aleyhisselam) ise bir ekmek vardı. İsa (aleyhisselam) ona:

“(Azıkta) ortağım olur musun?" dediğinde, Yahudi:

“Evet (olurum) "karşılığını verdi. Ancak Yahudi, İsa'da (aleyhisselam) sadece bir ekmek olduğunu görünce bu ortaklığa pişman olmuştu. İsa (aleyhisselam) uyuyunca Yahudi fazla olan o bir ekmeği yemek istedi. O her lokma yiyişinde, İsa (aleyhisselam):

“Ne yapıyorsun?" diyor, o da:

“Bir şey yapmıyorum" karşılığını veriyordu. Bu, ekmeği bitirene kadar öyle devam etti. Sabahladıklarında Isa (aleyhisselam):

“Yemeğini getir" dedi. Yahudi bir ekmekle gelince, Isa (aleyhisselam):

“İkinci ekmeğin nerede?" diye sordu. Yahudi:

“Bende sadece bir ekmek vardı" karşılığını verdi. İsa (aleyhisselam) bu duruma suskun kaldı. Kalkıp yollarına devam ettiler ve koyun otlatan bir çoban gördüler. İsa (aleyhisselam):

“Ey koyunların sahibi! Bize kesimlik bir koyun ver" diye çağırdı. Çoban da:

“Tamam" deyip kendilerine bir koyun verdi. Koyunu kesip pişirdikten sonra Yahudiye:

“Ye ve kemikleri kırma" dedi. Yemek yiyip karınlarını doyurduktan sonra İsa (aleyhisselam) kemikleri toplayıp tekrar derinin içine koydu ve asasıyla vurarak:

“Allah'ın izniyle kalk" dedi. Koyun kalktı ve melemeye başladı. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam):

“Ey koyun sahibi koyununu geri al" dedi. Çoban:

“Sen kimsin?" deyince:

“Ben İsa b. Meryem'im" cevabını verdi. Çoban:

“Sen o sihirbaz mısın?" diyerek kaçıp gitti. İsa (aleyhisselam), Yahudiye:

“Bu koyunu yedikten sonra dirilten hakkı için söyle! Sende kaç ekmek vardı?" dedi. Yahudi yemin edip kendisinde sadece bir ekmek olduğunu söyledi.

Yine bir sığır sürüsü sahibiyle karşılaştılar. İsa (aleyhisselam):

“Ey sığırların sahibi! Bize süründen kesimlik olarak şu danayı ver" dedi. Adam da kendilerine bir dana verdi. Onu da kesip pişirdiler. Adam olup bitenleri seyrediyordu. İsa (aleyhisselam), Yahudiye:

“Ye ve kemikleri kırma" dedi. Yemek yemeyi bitirdiklerinde İsa (aleyhisselam) kemikleri toplayıp tekrar derinin içine koydu ve asasıyla vurarak:

“Allah'ın izniyle kalk" dedi. Dana böğürerek kalkınca:

“Ey dana sahibi dananı geri al" dedi. Çoban:

“Sen kimsin?" deyince:

“Ben İsa'yım" cevabını verdi. Çoban:

“Sen o sihirbaz İsa'mısın?" diyerek kaçıp gitti. İsa (aleyhisselam), Yahudiye:

“Bu koyunu ve danayı yedikten sonra dirilten hakkı için söyle! Sende kaç ekmek vardı?" dedi. Yahudi yemin edip kendisinde sadece bir ekmek olduğunu söyledi.

Yollarına devam ettiler ve bir şehre vardılar. Yahudi şehrin en yüksek yerinde, İsa (aleyhisselam) ise en engin yerinde konakladı. Yahudi, İsa'nın (aleyhisselam) asası gibi bir asa alıp:

“Ben de şimdi ölüyü diriltirim" dedi. O şehrin kralı da ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Yahudi de:

“Kim doktor ister?" diye bağırarak dolaşmaya başladı. Kendisine kralın hastalığından bahsedilince:

“Beni yanına geçirin, ben onu iyileştiririm. Eğer onun öldüğünü görürseniz ben onu diriltirim" dedi. Yahudiye:

“Kralın hastalığı senden önce çok doktoru yorup perişan etti" dediler. Yahudi yine de:

“Beni yanına sokun" dedi ve onu kralın yanına soktular. Yahudi kralın ayağını tutup asasıyla ölene kadar vurdu. Sonra da ölü krala asayla vurup:

“Allah'ın izniyle kalk" demeye başladı. Oradakiler Yahudiyi çarmıha germek için götürdüler. Bu sırada da İsa (aleyhisselam) geldi. Yahudiyi direğe kaldırmışlardı ki karşılarına geçip:

“Eğer sizin dostunuzu diriltirsem arkadaşımı bırakır mısınız?" dedi. Onlar da:

“Bırakırız" dediler. İsa (aleyhisselam) kralı diriltti ve kalkıp arkadaşını direkten indirdi. Bunun üzerine Yahudi:

“Ey İsa! Şimdiden sonra sen benim yanımda en değerli kişisin. Vallahi şimdiden sonra senden asla ayrılmam" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Bu koyunu ve danayı yedikten sonra, bunu da öldükten sonra dirilten ve seni çarmıha gerilmek için çıkarıldığın direkten geri indiren hakkı için söyle! Sende kaç ekmek vardı?" dedi. Yahudi bütün bunlara yemin edip kendisinde sadece bir ekmek olduğunu söyledi. Yine yollarına devam ettiler ve üç kerpiç gördüler. İsa (aleyhisselam) dua ederek onları altına çevirip:

“Ey Yahudi! Bir kerpiç benim, bir kerpiç senin, bir kerpiç te ekmeği yiyenindir" deyince, Yahudi:

“Ekmeği ben yedim" dedi.

İbn Asâkir, Leys'ten bildiriyor: Adamın biri İsa (aleyhisselam) ile dost oldu ve beraber bir nehrin kenarına gittiler. Yemek için oturduklarında azıklarında üç ekmek vardı, iki ekmeği yediler ve geriye bir ekmek kaldı. İsa (aleyhisselam) nehre su içmek için gidip geldiğinde üçüncü ekmeğin yok olduğunu gördü. Bunun üzerine adama:

“Ekmeği kim yedi?" deyince, adam:

“Bilmiyorum" cevabını verdi. Beraber yola devam ettiler ve yolda iki yavrusu olan bir ceylan gördüler. İsa (aleyhisselam) yavru ceylanlardan birini çağırınca ceylan yanına geldi. Onu kesip pişirerek yediler. Sonra ceylan yavrusuna:

“Allah'ın izniyle kalk" deyince de ceylan kalktı. Sonra adama:

“Sana bu delili gösteren hakkı için soruyorum! O ekmeği kim yedi?" dedi. Adam:

“Bilmiyorum" diye cevap verdi. Sonra denize geldiler. İsa (aleyhisselam) adamın elini tutup denizde yürümeye başladı. Sonra:

“Sana bu delili gösteren hakkı için soruyorum! O ekmeği kim yedi?" dedi. Adam yine:

“Bilmiyorum" dedi.

Sonra bir mağaraya gittiler. İsa (aleyhisselam) eline toprak ve çamur alarak:

“Allah'ın izniyle altın ol!" dedi. Toprakla çamur altın olunca İsa (aleyhisselam) bu altını üçe bölerek:

“Üçte biri senin, üçte biri benim, diğer üçte biri de ekmeği yiyenindir" dedi. Bunun üzerine adam:

“Ekmeği ben yedim" dedi. İsa (aleyhisselam):

“Bütün altın senindir" deyip adamı terk edip gitti. Sonra iki kişi bu adamın yanına geldi. Bunlar adamı öldürüp altını almak istediler. Durum öyle olunca adam:

“Bunu üçe böleriz, ancak birinizi bize yemek getirmesi için şehre gönderin" dedi. Yemek için gönderilen kişi (kendi kendine):

“Bu malı niye üçe böleceğim ki? Yemeklerine zehir koyup onları öldüreceğim" dedi. Diğer iki kişi ise:

“Malın üçte birini niye ona verelim ki? Döndüğü zaman onu öldürelim" dediler. Adam döndüğü zaman onu öldürdüler ve yemeği yiyip kendileri de öldüler. O mal da öylece mağarada kaldı ve üç kişi o malın yanında öldü.

Ahmed, Zühd'de, Hâlid el-Hazzâ'dan bildiriyor: İsa b. Meryem, elçilerini ölüleri diriltmeleri için gönderdiği zaman onlara:

“Şöyle şöyle deyin. Eğer bir titreme ve gözyaşı görürseniz o zaman Allah'a dua edin" derdi.

Ahmed, Zühd'de, Sâbit'ten bildiriyor: İsa (aleyhisselam) bir kardeşini ziyaret etmek için çıkmıştı. Adamın biri kendisini karşılayıp:

“Kardeşin öldü" dedi. Bunun üzerine İsa (aleyhisselam) geri döndü. Kardeşi kızları yanlarından geri döndüğünü işitince yanına gittiler ve:

“Ey Allah'ın Resûlü! Senin yanımızdan geri dönmen bizim için babamızın ölümünden daha ağırdır" dediler. İsa (aleyhisselam) gelin bana babanızın mezarını gösterin" dedi. Gittiler ve babalarının mezarını İsa'ya (aleyhisselam) gösterdiler. İsa (aleyhisselam) bağırınca, adam şaçları ağarmış bir şekilde mezardan çıktı. İsa (aleyhisselam) ona:

“Sen filan değil misin?" deyince:

“Evet benim" cevabını verdi. İsa (aleyhisselam):

“Sende gördüğüm bu hal nedir?" dediğinde ise:

“Sesini işittiğimde kıyamet koptu sandım" karşılığını verdi.

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim..." âyetini açıklarken:

“Dünkü yediğiniz yemek ve ondan sakladıklarınız, mânâsındadır" dedi.

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) okulda çocuklara:

“Ailen sana şunu, şunu sakladı" derdi. Yüce Allah'ın:

“...Evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim...'" âyeti da bu mânâdadır."

İbn Asâkir, Abdulah b. Ömer ve Amr b. el-Âs'tan bildiriyor: İsa (aleyhisselam) daha küçük iken çocuklarla oynar ve çocuklardan birine:

“Annenin sana neler sakladığını söylememi ister misin?" derdi. Çocuk ta:

“Evet" deyince:

“Annen sana şunu, şunu sakladı" derdi. Çocuk eve gidip annesine:

“Bana saklamış olduğundan yedir" derdi. Annesi:

“Sana ne sakladım?" dediğinde:

“Bana şunu, şunu sakladın" derdi. Annesi:

“Sana bunu kim söyledi?" diye sorunca da:

“İsa b. Meryem söyledi" derdi. Bunun üzerine kadınlar:

“Vallahi! Çocukları İsa ile bırakacak olursak onları bozacak" dediler. Bütün çocukları bir eve toplayarak üstlerine kapıyı kapadılar. İsa (aleyhisselam) onları aramaya çıkınca hiç birini bulamadı. Ancak onların evdeki gürültüsünü işitince onları sorup:

“Ey onlar! Sanki orada çocuklar var" dedi. Ona:

“Hayır orada maymunlar ve domuzlar var" dediler. İsa (aleyhisselam):

“Allahım! Onları maymun ve domuz eyle" diye dua etti ve oradaki çocuklar maymun ve domuza dönüştüler.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ammâr b. Yâsir:

“...Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“İsa'nın (aleyhisselam) gökten gelen sofradan neler yediklerini haber vermesidir. Oysa gökten gelen sofradan yedikten sonra bir şey saklamamaları üzere onlardan söz almıştı. Ancak onlar hainlik ederek o sofradan yemekler sakladılar. Bu sebeple de maymun ve domuza dönüştüler."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim b. Ebî Necüd: (.....) âyetini idğamla beraber şeddeli olarak okudu.

Bu bölümü tek başına aç →

50. Âyetin Tefsiri

"Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah'tan korkun, bana da itaat edin."

İbn Cerîr, Vehb (b. Münebbih)'den bildiriyor: İsa'nın (aleyhisselam) şeriatı, Musa'nın (aleyhisselam) sünneti gibiydi. O cumartesi günü yasağını kabul ediyor ve kıble olarak Beytü'l-Makdis'e dönüyordu. İsa (aleyhisselam), İsrâil oğullarına:

“Ben sizi bir harf te olsa Tevrât'ın dışında bir şeye davet etmiyorum. Ben size haram kılınmış olan bazı şeyleri helal kılmak ve üzerinizden bazı yükleri kaldırmak için gönderildim" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“İsa'nın (aleyhisselam) getirdiği şeriat, Mûsa'nın (aleyhisselam) getirdiği şeriatten daha yumuşaktı. Musa'nın (aleyhisselam) getirdiği şeriatte deve eti, bağırsak ve işkembe kendilerine haram kılınmıştı. İsa'nın (aleyhisselam) diliyle de bunlar kendilerine helal kılındı. Mûsa'nın (aleyhisselam) getirdiği şeriatte iç yağları haram kılındı, İsa'nın (aleyhisselam) getirdiği şeriatta ise helal kılındı. Yine bazı balıkları, mahmuzu olmayan kuşları helal kılmıştır. Mûsa'nın (aleyhisselam) haram kılarak şiddetle yasakladığı bazı şeyleri İsa (aleyhisselam) hafifletmek için İncil'le geldi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den aynısını bildirir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Size Rabbinizden bir mucize getirdim..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“İsa'nın (aleyhisselam), İsrâil oğularına gösterdiği bütün şeyler ve Rabbinin kendisine verdikleri delillerdir."

Bu bölümü tek başına aç →

51. Âyetin Tefsiri

Şüphe yok ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse, ona ibâdet edin. İşte bu doğru yoldur.”

Bu bölümü tek başına aç →

52. Âyetin Tefsiri

"Isa onların inkârlarını hissedince: «Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?» dedi. Havariler şöyle dediler:

“Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O na teslim olduğumuza şahid ol."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“İsa onların inkârlarını hissedince..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“İsrâil oğulları, İsa'yı (aleyhisselam) yalanlanlayıp ve öldürmek isteyince İsa (aleyhisselam) kavminden yardım istedi. Bunun üzerine Yüce Allah'ın:

“...İsrailoğullarının birtakımı böylece inanmış, birtakımı da inkar etmişti..." âyeti indi.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?..." âyeti hakkında:

“Kim beni Allah yolunda takip eder?" mânâsındadır, dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?..." âyetini açıklarken:

“Kim Allah'la beraberdir?" mânâsındadır, dedi.

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Onlar elbiselerinin beyazlığından dolayı havariler adını aldılar. Aynı zamanda onlar avcı idiler.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Ebû Ertaa'dan bildiriyor: Havariler elbiseleri yıkayarak beyazlatanlardır. Yani elbise yıkayan kişilerdir.

İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan bildiriyor: Havariler demek yıkayıcılar demektir. Nabatice:

“Havari", Arapça'da ise:

“Muhavvar"dır.

Abd b. Humeyd, Dahhâk'tan bildiriyor: Havariler çamaşırcılar demektir. İsa (aleyhisselam) yanlarına uğrayınca ona iman ederek kendisine uydular.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den bildiriyor: Havariler hilafete layık olan kişilerdir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“Havariler, peygamberlerin seçkin adamlarıdır" dedi.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Havariler, peygamberlerin seçkin adamlarıdır" dedi.

Abdurrezzâk ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“Havari demek vezir demektir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân b. Uyeyne:

“Havari demek yardımcı demektir" dedi.

Buhârî, Tirmizî ve İbnu'l-Münzir'in, Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise ez-Zübeyr'dir. "

İbn Ebî Dâvud, Mesâhifte bildirdiğine göre Asîd b. Yezîd bu âyeti (.....) şeklinde okudu. Osman'ın mushaf'ında ise üç (nun) harfi bulunmaktadır.

Bu bölümü tek başına aç →

53. Âyetin Tefsiri

"Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygamber'e uyduk; bizi şahid olanlarla beraber yaz."

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Bizi şahid olanlarla beraber yaz" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bizi Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ürnmetiyle beraber yaz mânâsındadır." Çünkü o ümmet, peygamberlerinin ve elçilerin tebliğ ettiğine dair şahitlik etmişlerdir.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Kelbî vasıtasıyla Ebû Sâlih'ten bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Bizi şahid olanlarla beraber yaz" âyetini açıklarken:

“Bizi Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbıyla beraber yaz anlamındadır" dedi.

İbn Merdûye, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazını bitirdiği zaman şöyle dua ederdi:

“Allahım! Senden dileklerde bulunanların, katındaki hakları adına, karada ve denizde bulunan herhangi bir kulun veya cariyenin dualarını kabul edip icab buyurduğun gibi bizi de güzel dualarına ortak kıl. Bizi ve onları sağlıklı kılıp bizim de onların da dualarını kabul buyurmanı, bizi de onları da bağışlamanı istiyorum. Zira biz indirdiklerine ve peygamberlerine iman ettik. Bizi de şahid olanlarla beraber yaz." Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine şöyle buyururdu:

“Kim bu kelimelerle dua ederse Yüce Allah onun duasını karada ve denizde dua edenlerin duası ile beraber kılar. Kişi yerinde olduğu halde bu dua onu onların arasında kılar."

İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor: İsrâil oğulları, İsa'yı (aleyhisselam) ve Havarilerden on dokuz kişiyi bir evde kuşattılar. İsa (aleyhisselam), ashâbına:

“Kim Cennet karşılığı yerime geçip öldürülür?" dedi. Bunun üzerine bir kişi İsa'nın (aleyhisselam) şekline girdi. (Yüce Allah ta) İsa'yı (aleyhisselam) gökyüzüne çıkardı. Yüce Allah'ın:

“(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır" âyeti da İsrâil oğullarının tuzaklarının bozulmasını anlatmaktadır.

Bu bölümü tek başına aç →

54. Âyetin Tefsiri

Yahûdiler, (Îsâ’yı öldürmek için) hileye saptılar. Allah’da (Îsa’yı göğe kaldırıp kendilerinden, Îsa’ya benziyen birini hilekârlarına öldürtmekle onlara) hile yaptı, ceza verdi. Allah fenalığa karşı ceza verenlerin en kuvvetlisidir.

Bu bölümü tek başına aç →

55. Âyetin Tefsiri

O vakit Allah şöyle buyurdu:

“ Ey İsâ! Şüphe yok ki seni, (ecelin bitince) öldüreceğim, seni bana yükselteceğim, seni küfredenlerin içinden tertemiz kurtaracağım ve sana bağlı olanları, kıyâmet gününe kadar küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz de yalnız banadır. O vakit ihtilâf ettiğiniz şeyler hakkında aranızdaki hükmü ben vereceğim.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyeti için:

“Seni ben öldüreceğim, mânâsındadır" dedi.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Hasan'ın: (.....) âyeti için:

"Yeryüzündeki hayatını sona erdireceğim, mânâsındadır" dediğini bildirir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in başka bir kanalla bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): (.....) âyeti hakkında şöyle dedi: Burada vefattan kasıt, uyku halinde olan vefattır. Yani Yüce Allah, İsa'yı (aleyhisselam) uyku halinde iken yanına yükseltti. Hasan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Yahudilere şöyle buyurduğunu söyledi:

“İsa (aleyhisselam) ölmüş değildir. O, kıyamet gününde size geri dönecektir. "

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim...'" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu olay mukaddem ve muahher olarak gerçekleşecektir. Yani:

“Önce seni kendime yükselteceğim ve sonra vefat ettireceğim, mânâsındadır."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Matar el-Varrâk bu âyeti açıklarken:

“Seni öldürmeyeceğim, dünya hayatını bitireceğim, mânâsındadır" dedi.

İbn Cerîr sahîh isnâdla Ka'b'dan bildiriyor: İsa (aleyhisselam) kendisine uyanların azlığını ve kendisini yalanlıyanların çokluğunu görünce, bu durumu Yüce Allah'a arz etti. Bunun üzerine Yüce Allah:

“...Seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim..." âyetini indirdi. Yani:

“Seni ölü olarak yanıma yükseltmeyeceğim. Seni kör Deccal'ı öldürmen için tekrar göndereceğim. Deccal'ı öldürdükten sonra yirmi dört yıl daha yaşayacaksın. Sonra da seni diriler gibi öldüreceğim, mânâsındadır. Ka'b der ki:

Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Benim başında, İsa'nın da (aleyhisselam) sonunda olduğu ümmet nasıl helak olur?» âyeti da bunu doğrulamaktadır."

İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Hiçbir peygamberin zamanında İsa'nın (aleyhisselam) zamanı gibi şaşılacak şeyler olmamıştır. Çünkü o Allah katına yükseltilmiştir. Ref edilmesinin sebebi de Dâvud b. Nûza denilen zalim bir kraldı. Bu kral İsa'yı (aleyhisselam) öldürülmesi için isteyen İsrâil oğullarının kralıydı. Yüce Allah, İsa (aleyhisselam) daha on üç yaşındayken kendisine İncîl'i indirmişti. Yükseltildiği zaman da otuz dört yaşındaydı. Yüce Allah ona:

“...Seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkarcılardan temizleyeceğim..." âyetini vahyetti. Yani:

“Seni Yahudilerden kurtaracağım ve seni öldürmeleri için sana ulaşamayacaklardır."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in başka bir kanalla bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyet hakkında:

“Yüce Allah, İsa'yı (aleyhisselam) yanına yükseltti ve o, semadadır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Vehb (b. Münebbih)'den bildiriyor: Yüce Allah, İsa'yı (aleyhisselam) gündüz üç saat kadar öldürdü ve onu yanına yükseltti.

İbn Asâkir, Vehb (b. Münebbih)'den bildiriyor: Yüce Allah, İsa'yı (aleyhisselam) üç gün öldürdü ve sonra onu tekrar diriltip yükseltti.

Hâkim, Vehb (b. Münebbih)'den bildiriyor: Yüce Allah, İsa'yı (aleyhisselam) yedi saat öldürdü ve sonra onu tekrar diriltti. Meryem (aleyhesselam) on üç yaşındayken ona hamile oldu. İsa (aleyhisselam) otuz üç yaşında iken yükseltildi. Annesi de, İsa (aleyhisselam)yükseldikten sonra altı yıl yaşadı.

İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in, Cuveybir vasıtasıyla bildirdiğine göre Dahhâk ve İbn Abbâs:

“...Seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim..." âyetini açıklarken:

“Seni yükselteceğim ve âhir zamanda vefat ettireceğim, mânâsındadır" dediler.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc bu âyet hakkında:

“Onu yükseltmesi vefat ettirmesidir" dedi.

Hâkim, Hâris b. Mehaşşe'den bildiriyor: Hazret-i Ali Ramazan ayının yirmi birinci günü öldürüldü. Hasan b. Ali'nin şöyle dediğini işittim:

“O, Kur'ân indirildiği gece öldürüldü. O, İsa'nın (aleyhisselam) yükseltildiği ve Musa'nın vefat ettiği gece öldürüldü."

İbn Sa'd, Zühd'de Ahmed ve Hâkim, Saîd b. el-Müseyyeb'den bildiriyor: İsa (aleyhisselam) otuz üç yaşında yükseltildi. Korunmuş bir şekilde vefat etti.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...ve seni inkarcılardan temizleyeceğim... âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Onu Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Mecusîlerden ve kavminden olan kafir kişilerden temizledi."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“...ve seni inkârcılardan temizleyeceğim..." âyetini açıklarken:

“Seni öldürmeye kastettikleri zaman onlardan temizleyeceğim (koruyacağım) mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bunlar İsa'nın (aleyhisselam) fıtratına, miletine ve sünnetine uyan Müslümanlardır. Bu Müslümanlar, kendilerine düşmanlık edenlere karşı kıyamete kadar üstün olacaklardır.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc bu âyet hakkında:

“Sana İslam üzere uyanları kıyamete kadar kâfirlere karşı muzaffer kılacağım, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Nu'mân b. Beşîr, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Ümmetimden bir grup sürekli (kâfirlere) karşı üstün kalacak ve Allah'ın emri zuhur edene kadar kendilerine muhalefet edenleri önemsemeyeceklerdir." Nu'mân der ki:

“Birileri benim için "Resûlullah'ın demediği şeyleri demiş gibi naklediyor" derse, bunu Yüce Allah'ın Kitâbı'nda:

“...Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim" âyeti doğrulamaktadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Sana uyanları ... üstünde tutacağım...'" âyetini açıklarken:

“Onlar Müslümanlardır, biz de onlardanız. Biz kıyamete kadar kâfirlerin üstünde olacağız" dedi.

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Muâviye b. Süfyân, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Ümmetimden bir topluluk Allah'ın emri zuhur edene kadar, hak üzere üstün bir şekilde savaşmayı bırakmayacaktır." Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“...Şüphesiz ki seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım..." âyetini okudu.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Hıristiyanlar, kıyamete kadar Yahudilerin üstündedirler. Kıyamet gününe kadar Hıristiyanlar Yahudilerin üstünde olurlar. Dünya üzerinde batıda veya doğudaki bütün beldelerde Hıristiyanlar Yahudilerden hep üstündürler. Yahudiler de her beldede hep aşağılanmışlardır.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyet hakkında şöyle dedi:

“İsa (aleyhisselam), Allah'ın yanına yükseltilmiştir. Sonra kıyamet gününden önce tekrar geri inecektir. İsa (aleyhisselam) ve Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) iman edip onların dini üzere olanlar kıyamete kadar onlardan ayrılanlara karşı sürekli üstün kalacaklardır.

İbn Cerîr, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah farzları edâ edenlere salih amellerinin karşılığını eksiltmeden tam olarak verecektir."

Bu bölümü tek başına aç →

56. Âyetin Tefsiri

O kâfir olanlara gelince, ben onları dünyada da, Âhirette de en şiddetli bir azap ile cezalandıracağım ve onları azâptan kurtarmak için yardım edicilerden hiç kimse yoktur.

Bu bölümü tek başına aç →

57. Âyetin Tefsiri

Fakat îman edip sâlih ameller işliyenlere gelince: Allah onların mükâfatlarını tamamen ödeyecektir. Allahü Tealâ zâlimleri sevmez.

Bu bölümü tek başına aç →

58. Âyetin Tefsiri

"(Resûlüm!) Bu söylenenleri biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur'ân'dan okuyoruz."

İbn Ebî Hâtim, Hasan(-ı Basrî)'den bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına Necrân'lı iki rahib geldi ve biri:

“İsa'nın babası kimdir?" diye sordu. Allah'ın Resûlü de Rabbinden emir alıncaya kadar cevap vermekte acele etmezdi. Bunun üzerine kendisine:

“(Resulüm!) Bu söylenenleri biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur'ân'dan okuyoruz. Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi. Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma" âyetleri indi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetiyle Kur'ân kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Hazret-i Ali'den bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Fitneler olacaktır" buyurduğunu işittim ve:

“Ondan kurtulmanın yolu nedir?" diye sordum. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah'ın Kitâb'ına sarılmaktır. Zira Allah'ın Kitabı hikmetlerle doludur ve doğru yoldur" buyurdu.

Bu bölümü tek başına aç →

59. Âyetin Tefsiri

"Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Avfî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Necrân'dan bir heyet Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler.

Aralarında Seyyid ve el-Âkıb bulunmaktaydı. Onlar Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sen neden sahibimizi bu şekilde anıyorsun?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sahibiniz kimdir?" karşılığını verdi. Onlar da:

“İsa'dır ve sen onun Allah'ın kulu olduğunu iddia ediyorsun" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet, o Allah'ın kuludur" buyurdu. Onlar:

“Peki İsa gibisini gördün mü? Veya sana öyle biri bildirildi mi?" dediler ve Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanından gittiler. Bunun üzerine Cibrîl geldi ve:

“Eğer sana bir daha gelirlerse onlara de ki:

“Allah nezdinde isa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi'" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den bildiriyor: Necrân'ın efendileri ve piskoposları olan Seyyid ve el-Âkıb, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile karşılaştılar. Ona İsa'nın (aleyhisselam) durumunu sorarak:

“Her insanın babası vardır, İsa'nın babasızlık durumu nedir?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Allah nezdinde isa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) peygamber olarak gönderildiği zaman bunu Necrân'lılar işittiler ve onların ileri gelenlerinden olan dört kişi Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiler. Bunlar el-Âkıb, Seyyid, Mâsercis ve Mâribhur'du. Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) İsa hakkında ne dediğini sorduklarında:

“O, Allah'ın kulu, kelimesi ve ruhudur" karşılığını verdi. Onlar:

“Hayır, o Allah'ın kendisidir. O, mülkünden indi ve Meryem'in içine girdi. Sonra da ondan çıktı. Bununla da bize kudretini ve emrini gösterdi. Daha önce babasız olarak doğan bir insan gördün mü?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi" âyetini indirdi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime:

“Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi" âyetini açıklarken:

“Bu âyet, Necrân'Iı el-Âkıb ve Seyyid hakkında inmiştir" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'ten bildiriyor: Bize söylenene göre aralarında Seyyid ve el-Âkıb'ın bulunduğu Necrân'Iı heyet Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Seyyid ve el-Âkıb, Necrân'ın ileri gelenlerindendi. Onlar Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey Muhammed! Niçin sahibimize sövüyor sun?" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sizin sahibiniz kimdir?" dedi. Onlar:

“İsa b. Meryem'dir. Sen onun bir kul olduğunu iddia ediyorsun" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Evet, o, Allah'ın, Meryem'in rahmine bırakmış olduğu kulu, kelimesi ve ruhudur" buyurdu. Onlar da buna hiddetlenerek:

“Eğer doğru söylüyorsan bize ölüleri dirilten, âmâyı iyileştiren ve çamurdan kuş yapıp ona üfleyerek canlandıran birini göster. O, Allah'tır" dediler. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîl gelip:

“Ey Muhammed:

“Şüphesiz «Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir» diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)? Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam mânâsıyla kadirdir. Andolsun ki «Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesih'tir» diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesîh «Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur» demişti'" diyene kadar sessiz kalmıştı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey Cibrîl! Benden îsa gibi birini göstermemi istediler" dedi. Cibrîl:

“Allah katında İsa, Âdem gibidir. Onu topraktan yarattı ve ona: «Ol!» deyince oluverdi" dedi. Necrân'lılar ertesi gün tekrar Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara bu âyetleri okudu.

İbn Sa'd ve Abd b. Humeyd, Ezrak b. Kays'tan bildiriyor: Necrân'ın başrahibi ve el-Âkıl, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiklerinde onlara Müslümanlığı anlattı. Onlar:

“Biz senden önce Müslümandık" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yalan söylediniz. Sizi üç şey İslam'dan alıkoydu.

İsa için «Allah'ın oğludur» demeniz, haça secde etmeniz ve domuz eti yemenizdir" buyurdu. Onlar:

“İsa'nın babası kimdir?" dediklerinde Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne cevap vereceğini bilememişti. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi. Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma. Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: «Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim. Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim'dir. Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilir"' âyetlerini indirdi. Bu âyetler indiği zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunları mülâane (karşılıklı lanetleşme) için çağırdı. Onlar birbirlerine:

“ O, (gerçek) peygamber ise onu mülâane edemeyiz" diyerek:

“Başka bir teklifin var mıdır?" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ya Müslüman olursunuz, ya cizye verirsiniz veya savaşırsınız" dedi. Onlar da cizye vermeye karar verdiler.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma" âyetini açıklarken:

“(Ey Muhammed!) İsa'nın (aleyhisselam) durumunun, Hazret-i Âdem'in durumu gibi olduğu hakkında şüphe edenlerden olma. İsa (aleyhisselam) Allah'ın kulu, resûlü ve kelimesidir" mânâsındadır, dedi.

İbnu'l-Münzir, Şa'bî'den bildiriyor: Necrân'dan bir heyet Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gelip:

“Bize İsa b. Meryem'den bahset" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“İsa (aleyhisselam), Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Yüce Allah onu Meryem'in (aleyhisselam) rahmine bırakmıştır" dedi. Onlar:

“İsa (aleyhisselam) daha üstte olmalıdır" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi" âyetini indirdi. Yine onlar:

“İsa'nın (aleyhisselam), Hazret-i Âdem gibi olmaması gerekir" deyince, Yüce Allah:

“Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki:

“Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim" âyetini indirdi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Abdullah b. el-Hâris b. Cez' ez-Zubeydî Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işitti:

“Keşke benimle Necrân'lılar arasında bir perde olsaydı da ne ben onları, ne de onlar beni görmeseydi" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu kendisiyle çok tartıştıkları için söylemişti.

Beyhakî, Delâil'de, Seleme b. Abdi Yeşûa vasıtasıyla babasından, o da dedesinden bildiriyor: Neml sûresi inmeden önce Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Necrân ahalisine şöyle bir mektup yazdı:

“İbrahim'in, İshâk'ın ve Yâ'kûb'un ilahı ismiyle! Muhammed'den Necrân başrahibine ve Necrân ahalisine. Eğer Müslüman olursanız İbrâhîm'in, İshâk'ın ve Yâ'kûb'un ilahı olan Allah'a hamd ederim. Derim ki: «Sizi kulların ibadetinden Allah'ın ibadetine, kulların himayesinden Allah'ın himayesine davet ediyorum. Eğer bunu kabul etmezseniz cizye verirsiniz. Onu da kabul etmezseniz size karşı savaş açarım, vesselam...»" Baş rahib bu mektubu okuyunca mesele gözünde büyüdü ve çok korktu. Sonra Necrân ahalisinden olan Şurahbîl b. Vedâa'nın gelmesi için bir adam gönderdi. Bu kişi geldiğinde ona Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) göndermiş olduğu mektubu verdi. O da mektubu okuyunca, başrahip kendisine:

“Ne diyorsun?" diye sordu. Şurahbîl:

“İsmâil'in zürriyetindeki peygamberlik konusunda Allah'ın, İbrâhîm'e verdiği vaadi biliyorsun. Bu kişinin o olmadığını garanti edebilir misin? Peygamberlik konusunda benim bir bilgim yoktur. Eğer durum dünyevi işlerle alakalı olsaydı sana o konuda görüşlerimi bildirirdim ve bu hususta senin için çaba sarfederdim" dedi.

Bunun üzerine başrahib Necrân ahalisini fikirlerini almak için teker teker huzuruna çağırmaya başladı. Ancak hepsi de Şurahbîl'in dediği şeyleri söylediler. Ortak bir görüşle Şurahbîl b. Vedâa'yı, Abdullah b. Şurahbîl'i ve Cebbâr b. Fayd'ı Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) göndermeleri ve durumu öğrenip geri dönmeleri hususunda karar verdiler. Bu heyet yola çıktı ve Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanma Vardılar. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara, onlar da Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bazı sorular sordular. İki tarafın da soruları devam ediyordu ki onlar:

“İsa b. Meryem hakkında ne diyorsun?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bugün ben de İsa hakkında herhangi bir vahiy yoktur. Yarın sabah bana söyleneni size haber vermem için burada kalın" buyurdu. Yüce Allah:

“Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi. Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma. Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki:

“Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim'" âyetlerini indirdi. (Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara bu âyetleri bildirince) onlar böyle bir şey yapmayı kabul etmediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara bu haberi verdiği günün ertesi günü Hasan ve Hüseyin'i kadifeden izarının altına almış bir şekilde geldi. Kızı Hazret-i Fâtıma da lanetleşmek için arkasından geliyordu. O gün lanetleşmek için Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kaç hanımı da bulunmaktaydı.

Şurahbîl arkadaşlarına:

“Eğer bu zât, Allah tarafından gönderilen bir peygamber ise ve biz onunla lanetleşirsek yeryüzünde bizden geride ne bir kıl, ne de bir tırnağın kalmayacağını ve hepsinin helak olacağını görüyorum" dedi. Arkadaşları:

“Bu konuda senin fikrin nedir?" diye sorunca:

“Benim görüşüm onu aramızdaki mesele için hakem kılmaktır. Onun asla adaletsiz olarak hükmedeceğini düşünmüyorum" karşılığını verdi. Arkadaşları:

“Sen istediğini yap" dediler. Şurahbil, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Benim, seninle lanetleşmekten daha hayırlı bir görüşüm vardır" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Nedir bu görüşün?" diye sorunca:

“Bugün akşama kadar, akşamdan da sabaha kadar bizim için ne hüküm kılarsan kabulümüzdür" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) lanetleşmeden geri döndü. Sonra onlarla cizye ödemeleri üzere barış yaptı.

Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve Ebû Nuaym, Delâil'de, Huzeyfe'den bildiriyor: Âkıb ve Seyyid, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip lanetleşmek istediler. Biri diğer arkadaşına:

“Onunla lanetleşme, vallahi! Eğer o peygamberse ve onunla lanetleşirsek ne biz, ne de bizden sonraki zürriyetimiz iflah olmayız" dedi. Bunun üzerine Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bizden ne istersen vereceğiz. Bizimle emin olan birini gönder" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kalk ey Ebû Ubeyde!" buyurdu. Ebû Ubeyde kalkınca:

“Bu kişi bu ümmetin güvenilir kişisidir" dedi.

Hâkim, İbn Merdûye ve Delâil'de Ebû Nuaym, Câbir'den bildiriyor: Âkıb ve Seyyid, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları Müslümanlığa davet edince:

“Biz Müslümanız ey Muhammed!" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yalan söylediniz, sizi Müslüman olmaktan alıkoyan şeyin ne olduğunu söylememi ister misiniz?" dedi. Onlar:

“Söyle" deyince de:

“Haçı sevmeniz, içki içmeniz ve domuz eti yemenizdir" buyurdu. Câbir der ki:

“Onları lanetleşmeye davet etti. Onlar da:

“Yarın lanetleşiriz" dediler. Ertesi gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Ali'nin, Hazret-i Fâtıma'nın, Hasan ve Hüseyin'in elinden tutarak geldi ve onlara haber gönderdi. Ancak onlar lanetleşmeyi kabul etmeyerek, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) istediğini kabul ettiler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Beni hak olarak gönderene yemin olsun ki! Eğer lanetleşmiş olsalardı üzerlerine ateş yağardı" dedi. Câbir şöyle devam etti:

“...Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim" âyeti Âkıb ve Seyyid hakkında inmiştir. "...Kendimizi..." kelimesinden kasıt, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Ali'dir. "...Oğullarımızı..." kelimesinden kasıt, Hasan ve Hüseyin, "...Kadınlarımızı..." kelimesinden kasıt, ise Hazret-i Fâtıma'dır.

Hâkim, Câbir'den bildiriyor: Necrân'dan gelen heyet Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:

“İsa hakkında ne diyorsun?" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): Isa (aleyhisselam), Allah'ın ruhu, kelimesi, kulu ve elçisidir" karşılığını verdi. Onlar:

“Biz bunun öyle olmadığını söylüyoruz. Bu konuda bizimle lanetleşir misin?" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Siz öyle mi istiyorsunuz?" diye sorunca:

“Evet öyle istiyoruz" cevabını verdiler. Resûlullah ta (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Öyle istiyorsanız lanetleşelim o zaman" dedi ve gelip Hasan ve Hüseyin'i aldı. Heyetin başkanı:

“Onunla lanetleşmeyin. Vallahi! Onunla lanetleşirseniz iki fırkadan biri yere batacaktır" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiğinde:

“Ey Ebu'l-Kâsım! Seninle lanetleşmek isteyenler bizim akılsızlarımızda. Biz, senin bizi affetmeni istiyoruz" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ben de sizi affettim" buyurdu. Sonra da:

“Azab Necrân'ı gölgelendirdi" dedi.

Ebû Nuaym, Delâil'de, Kelbî vasıtasıyla Ebû Sâlih'den, o da İbn Abbâs'tan bildiriyor: Necrân Hıristiyanları eşrafından on dört kişilik bir heyet Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi. Bunların aralarında Necrân'ın en önde geleni Seyyid ve Seyyid'den sonra gelen görüş sahibi olan Âkıb bulunmaktaydı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:

“Müslüman olun" deyince:

“Biz Müslüman olduk" dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hayır siz Müslüman olmadınız" buyurunca:

“Biz senden önce Müslüman olduk" karşılığını verdiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yalan söylüyorsunuz, sizi üç şey Müslüman olmaktan alıkoymuştur. Bunlar haça tapmanız, domuz eti yemeniz ve Allah'ın oğlu olduğunu iddia etmenizdir" dedi. Bunun üzerine:

“Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi" âyeti indi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti kendilerine okuyunca:

“Ne dediğini bilmiyoruz" dediler. O zaman da:

“Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa de ki:

“Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de..." âyeti indi. Kur'ân geldikten sonra seninle İsa (aleyhisselam) hakkında mücadele edenleri lanetleşmeye davet et, mânâsındadır.

Allah, Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdiğinin hak, onların da dediklerinin batıl olduğunu onlara söyleyip bu konuda onlarla lanetleşmesini Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) emretti. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:

“Yüce Allah sizin bunları kabul etmemeniz durumunda sizinle lanetleşmemi emretti" deyince:

“Ey Ebu'l-Kâsım! Biz şimdi geri dönüp bu durumu düşüneceğiz, sonra sana tekrar geleceğiz" dediler ve gruplar halinde baş başa verip fikir alışverişi yapmaya başladır. Seyyid, Âkıb'e:

“Vallahi! Bunun, Allah'ın göndermiş olduğu peygamber olduğunu biliyorsunuz. Eğer bununla lanetleşirseniz kökünüz kuruyacaktır. Peygamberle lanetleşmiş hiçbir kavim yoktur ki mutlaka büyükleri de, küçükleri de yok olmuştur. Siz ona uymayıp dininizde kalmak istiyorsanız onunla anlaşma yaparak yurdunuza geri dönün" dedi. Bu arada Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ali, Hasan, Hüseyin ve Hazret-i Fâtıma ile beraber geldi ve:

“Ben dua ettiğimde siz: «Âmin» deyin" buyurdu. Bunun üzerine Necrân'lılar lanetleşmeyi kabul etmeyerek cizye ödemek üzere Resûlullah'la (sallallahü aleyhi ve sellem) sulh yaptılar.

Ebû Nuaym, Delâil'de, Atâ ve Dahhâk vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Necrân ahalisinden sekiz Arap rahip Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler. Aralarında Âkıb ve Seyyid de bulunmaktaydı. Yüce Allah:

“...Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de..." âyetini indirdi. Yani burada yalan söyleyeni Allah'ın lanetlemesi için dua etmek kastediliyordu. Necrânlılar:

“Bize üç gün fırsat ver" dediler. Kurayza oğulları, Nadîr oğulları ve Kaynuka oğullarının yanlarına giderek onların da bu konuda görüşlerini aldılar. Onlar da, lanetleşmeyip sulh yapmalarını ve Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Tevrat'ta buldukları peygamber olduğunu söylediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Safer ayında bin elbise, Receb ayında bin elbise ve gümüş ödemek üzere barış yaptılar.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebû Nuaym'ın, Delâil'de bildirdiğine göre Katâde:

“...Bu hususta seninle kim tartışacak olursa de ki:

“Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yani İsa (aleyhisselam) hakkında tartışacak olurlarsa, mânâsındadır. Necrân heyeti Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) lanetleşmeye davet edenler ve kendisiyle İsa (aleyhisselam) hakkında tartışanlardı. Ancak bu davetlerinden vaz geçerek lanetleşmeyi kabul etmemişlerdi. Bize, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu nakledildi:

“Azab, Necrân ahalisinin üzerine inecekti. Eğer lanetleşmiş olsalardı onların yeryüzünde kökleri kuruyacaktı.

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebû Nuaym, Şa'bî'den bildiriyor: Necrân ahalisi, İsa b. Meryem hakkında en fazla tartışan kişilerdi. Onlar bu konuda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile tartışıyordu. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim" âyetini indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlarla lanetleşmekle emrolundu ve onlar yarın lanetleşiriz dediler. Ertesi gün Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hasan, Hüseyin ve Hazret-i Fâtıma ile beraber gelince onlar lanetleşmeyi kabul etmeyerek cizye ödemek üzere barış yaptılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer Necrân ahalisi lanetleşmiş olsaydı hepsinin, hatta ağaçlardaki kuşlarının bile helak olacağı haberi verilmişti" dedi.

Abdurrezzâk, Buhârî, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Delâil'de Ebû Nuaym, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Eğer Necrân ahalisi Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile lanetleşmiş olsaydı geri döndüklerinde ne ailelerini, ne de mallarını bulamayacaklardı.

Müslim, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve Sünen'de Beyhakî, Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildiriyor:

“...Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim..."r' âyeti indiği zaman, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-i Ali'yi, Hazret-i Fâtıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i çağırarak:

“Allahım! Bunlar benim ailemdir" dedi.

İbn Cerîr, İlbâ' b. Ahmar el-Yeşkurî'den bildiriyor:

“...Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim..." âyeti indiği zaman, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-i Ali'ye, Hazret-i Fâtıma'ya, çocukları Hasan ve Hüseyin'e gelmeleri için haber gönderdi ve Yahudileri lanetleşmeye davet etti. Yahudilerden bir genç:

“Vay halinize! Daha dün kardeşlerinizin lanetleşmeden dolayı maymun ve domuzlara çevrildiklerini görmediniz mi? Onunla lanetleşmeyin" dedi. Onlar da lanetleşmekten vaz geçtiler.

İbn Asâkir'in Câfer b. Muhammed'den bildirdiğine göre babası:

“...Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim..." âyeti hakkında şöyle dedi. Bu âyet indiği zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Bekr'i ve çocuklarını, Ömer'i ve çocuklarını, Osmân'ı ve çocuklarını, Ali'yi ve çocuklarını yanına alarak lanetleşmeye gelmişti.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Cüreyc vasıtasıyla İbn Abbâs'ın:

“...Sonra lanetleşelim..." âyetini açıklarken:

“Yüce Allah yalancıyı lanetlemesi için tüm gücümüzle dua edelim, mânâsındadır" dedi.

Hâkim ve Beyhakî'nin, Sünen'de, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) işaret parmağıyla işaret ederek:

“Bu, ıhlashr" dedikten sonra ellerini omuz seviyesine yükselterek (açıp):

“Bu, duadır" dedi. Sonra da ellerini tam olarak uzatıp:

“Bu da lanetleşmedir" buyurdu.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır..." âyetini açıklarken:

“İsa (aleyhisselam) hakkında söylediklerimiz haktır, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, Kays'tan bildiriyor: İbn Abbâs ve başka biri arasında bir şey vardı. Bunun üzerine İbn Abbâs:

“...Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşim" âyetini okuduktan sonra Ka'be'nin köşesine doğru yönelerek ellerini kaldırdı (açtı) ve "Allah'ın lanetinin yalancılarin üzerine olmasını dileyelim'" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

60. Âyetin Tefsiri

Îsa hakkında sana verilen haber gerçektir. Artık şüphecilerden olma.

Bu bölümü tek başına aç →

61. Âyetin Tefsiri

Îsâ (aleyhisselâm’ın) Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna dâir sana ilim geldikten sonra onun hakkında kim seninle münakaşaya kalkışırsa şöyle de:

“ Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, bizleri ve sizleri çağıralım; sonra hepimiz dua edip yalvaralım da Allah’ın lânetini yalancıların üzerine okuyalım.”

Bu bölümü tek başına aç →

62. Âyetin Tefsiri

Bu anlatılanlar, muhakkak ki doğru ve hak olan haberlerdir ve Allah’dan başka hiç bir ilâh yoktur. Şüphesiz o Allah, her şeye gâliptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bu bölümü tek başına aç →

63. Âyetin Tefsiri

Eğer îman etmekten yüz çevirirlerse, elbette Allah o fesatçıları hakkıyle bilendir (ve cezalarını verendir.).

Bu bölümü tek başına aç →

64. Âyetin Tefsiri

"De ki: «Ey Kitâb ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin». Eğer yüz çevirirlerse: «Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun» deyin."

İbn Ebî Şeybe, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî ve Sünen'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sabah namazının ilk rekatında:

“Allah'a, bize gönderilene, İbrâhîm'e, İsmâîl'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin" âyetini, ikinci rekatında ise:

“Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin" âyetini okurdu.

Abdurrezzâk, Buhârî, Müslim, Nesâî ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Ebû Süfyân'ın bana anlattığına göre Heraklius, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) mektubunu istedi ve onu okumaya başladı. Mektup şöyleydi:

"Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle. Allah'ın Resûlü Muhammed'den, Roma büyüğü Hirakl'e! Doğru yolda gidenlere selam olsun! Derim ki: «Seni İslam daveti ile davet ediyorum. Müslüman olursan kurtuluşa erersin. Müslüman olursan Allah sana ecrini iki kat verecektir. Eğer bu davete yüz çevirirsen çiftçilerin günahları senin üstünedir.»" Mektupta "...Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: «Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun» deyin"' âyeti de bulunmaktaydı.

Taberânî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), kâfirlere yazdığı mektupta:

“Ey Kitâb ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: «Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun» deyin" âyetini de yazmıştı.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“Ey Kitâb ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: «Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun» deyin" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bana şöyle haber verildi: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine halkının Yahudi'lerini lanetleşmek için davet etti. Ancak onlar bunu kabul etmeyince, onlar cizyeyi kabul edene kadar Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendileriyle mücadele etti.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr bildiriyor: Katâde der ki: Bize anlatıldığına göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine Yahudilerini ortak kelimeye davet etti. Onlar İbrâhim'in (aleyhisselam) Yahudi olarak öldüğünü iddia ettiler. Bunun üzerine Yüce Allah onları yalanlayarak:

“Ey Kitâb ehli! İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz?" buyurdu.

İbn Cerîr, Rabî'den bildiriyor: Bize anlatılana göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Yahudileri eşit/ortak kelimeye davet etmiştir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Câfer b. ez-Zübeyr:

“De ki: Ey Ehl-i Kitab; hepiniz, sizinle bizim aramızda eşit olan bir kelimeye gelin..."" âyetini açıklarken:

“Necrân ahalisini insafa davet ederek (İsa (aleyhisselam) hakkındaki) tartışmalarını bitirdi.

İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor: Sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Necrân'lı heyeti eşit/ortak kelimeye davet etti ve:

“De ki: Ey Ehl-i Kitab; hepiniz, sizinle bizim aramızda eşit olan bir kelimeye gelin. Allah'dan başkasına kulluk etmeyelim. O'na hiçbir şeyi eş koşmayalım. Ve Allah'ı bırakıp da kimimiz, kimimizi Rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse; o vakit «Şahid olun ki biz, Müslümanız» deyin" âyetini okudu.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“"De ki: Ey Ehl-i Kitâb; hepiniz, sizinle bizim aramızda eşit olan bir kelimeye gelin" âyetini açıklarken:

“Burada adalet kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bunun aynısını rivayet ettiler.

Tastî, Mesâil'de, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Nâfî b. el-Ezrak ona:

“...Sizinle bizim aramızda eşit olan bir kelimeye gelin" âyetini sorunca:

“Burada adalet kastedilmektedir" dedi. Araplar bu ifadeyi biliyor mu?" diye sorduğunda:

“Evet biliyor, şâirin:

"Buluştuk ve eşit olarak hükmetik

Fakat haller halleri değiştiriyor" dediğini işitmedin mi?" karşılığını verdi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre, Ebu'l-Âliye:

“Eşit" kelimesi:

"Lâ ilahe illallah" demektir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Eşit olan bir kelimeye gelin" âyeti:

“Lâ ilahe illallah" anlamındadır" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“...Allah'ı bırakıp da kimimiz, kimimizi Rab edinmesin..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Allah'a ma'siyette birbirimize uymayalım, mânâsındadır. Bu şekilde rab edinmek insanların lider ve komutanlarına secde etmeseler dahi ibadetler dışında onlara itaat etme şeklindedir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime:

“...Allah'ı bırakıp da kimimiz, kimimizi Rab edinmesin..." âyetini açıklarken:

“Kişilerin birbirini rab edinmesi, birbirlerine secde etmesidir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

65. Âyetin Tefsiri

"Ey kitap ehli! İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?"

İbn İshâk, İbn Cerîr ve Delâil'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Necrân Hıristiyanlarıyla Yahudilerin hahamları Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında toplanarak tartıştılar ve hahamlar:

“İbrâhîm Yahudi idi" dediler. Hıristiyanlar da:

“İbrâhîm Hıristiyandı" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Ey Kitâb ehli! İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. İbrâhîm, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir Müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi. Şüphesiz, insanların İbrâhîm'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur'" âyetlerini indirdi.

Ebû Râfi' el-Kurazî, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey Muhammed! Hıristiyanların İsa b. Meryem'e taptıkları gibi sana tapmamızı mı istiyorsun?" diye sorunca, Necrân ehlinden bir kişide:

“Ey Muhammed! Sen bunu mu istiyorsun?" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah'tan başkasına kulluk etmekten ve ondan başkasına kulluk edilmesini emretmekten Allah'a sığınırım. Allah beni bunun için göndermedi ve bana bunu emretmedi" dedi. Yüce Allah bu söyleyişlerin ardından:

“Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, «Allah'ı bırakıp bana kullar olun» demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) «öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun. Onun size, "Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin» diye emretmesi de düşünülemez. Siz Müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?" âyetlerini indirdi. Sonra, onlara ve atalarına, kendilerine Peygamber geldiğinde onu tasdik edeceklerine dair söz aldığını ve onların bunu ikrar ettiğini anlattı ve:

“Hani, Allah peygamberlerden, «Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz» diye söz almış ve, «Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?» demişti. Onlar, «Kabul ettik» demişlerdi. Allah da, «Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım» demişti" âyetini okudu.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde der ki: Bize şöyle bildirildi: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), İbrâhîm'in (aleyhisselam) hakkında tartışıp Yahudi olarak öldüğünü iddia eden Medine Yahudilerini, Müslümanlığa davet etti. Yüce Allah onları yalanlıyarak ve onların İbrâhîm'in (aleyhisselam) dininden olmadığını bildirerek:

“Ey kitap ehli! İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz'" buyurmuştur. Siz ibrâhîm'in (aleyhisselam) Yahudi veya Hıristiyan olduğunu iddia ediyorsunuz. Halbuki Yüce Allah:

“Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?" buyurmaktadır. Oysa Yahudilik Tevrat'tan, Hıristiyanlıkta İncil'den sonradır.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Ey kitap ehli! İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahudiler ve Hıristiyanlar, İbrâhîm'in (aleyhisselam) kendileri dininden olduğunu iddia ettikleri zaman Yüce Allah onu kendilerinden tenzih ederek hanif ehli müminlerinden kıldı.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Ey kitap ehli! İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz" âyetini açıklarken şöyle dedi: İbrâhîm (aleyhisselam) için, Hıristiyanlar:

“O, Hıristiyan idi" derken Yahudiler:

“O, Yahudi idi" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara, Tevrat'ın ve İncil'in ondan sonra indiğini, Yahudilik ve Hıristiyanlığın ondan sonra olduğunu haber verdi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye:

“İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz?..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Burada şahid olduğunuz, gördüğünüz ve tetkik ettiğiniz şeyle, görmediğiniz şahid olmadığınız ve tetkik etmediğiniz şeyler kastedilmektedir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Katâde'den bunun aynısını rivayet etti.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyet hakkında şöyle dedi: Onların bildiği şeyler kendilerine haram kılınan şeylerle emrolundukları şeylerdir. Bilmedikleri ise İbrâhîm'in (aleyhisselam) bulunduğu durumdu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyet hakkında şöyle dedi: Kişi bildiği bir konu hakkında tartışırsa mazur görülür. Ancak bilmediği bir konu hakkında tartışırsa mazur görülmez.

Bu bölümü tek başına aç →

66. Âyetin Tefsiri

İşte siz, o kimselersiniz ki, hakkında biraz bilgi sahibi olduğunuz şeyde (kitabınızda olan âhir zaman Peygamberine âit vasıflarda) niçin münakaşa ettiniz; ya hiç bir bilginiz olmayan şeyde (İbrâhîm’in dîni hakkında) niçin münakaşa edersiniz? Allah hakikati bilir; Hâlbuki siz bilmezsiniz.

Bu bölümü tek başına aç →

67. Âyetin Tefsiri

"İbrâhîm, ne Yahudi îdi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi."

İbn Cerîr, Şa'bî'den bildiriyor: Yahudiler:

“İbrâhîm (aleyhisselam) bizim dinimiz üzeredir" derken, Hıristiyanlar da:

“İbrâhîm (aleyhisselam) bizim dinimiz üzeredir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“İbrâhîm, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı" âyetini indirdi ve onları yalanlayarak delillerini çürüttü.

İbn Cerîr, Rabî'den bunun aynısını rivayet etti.

İbn Ebî Hâtim, Mukâtil b. Hayyân'dan bildiriyor: Ka'b, arkadaşları ve Hıristiyanlardan bir grup:

“İbrâhîm (aleyhisselam), Mûsa (aleyhisselam) ve peygamberler biz (dinimiz)dendir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“İbrâhîm, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir Müslümandı" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, Sâlim b. Abdillah'tan (sanırım) o da babasından bildiriyor: Zeyd b. Amr b. Nufeyl, Şam'a gitti ve tâbi olacağı bir dini araştırmaya başladı. Yahudilerden bir âlim buldu ve ona dinini sorup:

“Sanırım ben sizin dininize gireceğim. Bana sizin dininizi anlat" dedi. Yahudi:

“Sen Allah'ın gazabından pay almadıkça bizim dinimizden olamazsın" deyince, Zeyd:

“Ben zaten Allah'ın gazabından kaçıyorum ve asla Allah'ın gazabından bir şey yüklenemem. Bana içinde Allah'ın gazabı olmayan bir din söyler misin?" dedi. Yahudi:

“Ben öyle bir din bilmiyorum. Ancak Hanif dininde öyle bir şey yoktur" cevabını verdi. Zeyd:

“Hanif nedir?" diye sorunca, Yahudi:

“Hanif İbrâhîm'in (aleyhisselam) dinidir. O ne Yahudi ne de Hıristiyandı. Sadece Allah'a kulluk ederdi" karşılığını verdi. Bunun üzerine Zeyd Yahudinin yanından ayrılıp Hıristiyan bir âlim buldu. Ona da dinini sorup:

“Sanırım ben sizin dininize gireceğim. Bana sizin dininizi anlat" dedi. O da:

“Sen Allah'ın lanetinden pay almadıkça bizim dinimizden olamazsın" deyince, Zeyd:

“Ben asla Allah'ın lanetinden ve gazabından bir şey yüklenemem. Bana içinde Allah'ın laneti olmayan bir din söyler misin?" dedi. Bu Hıristiyan âlimde, Yahudinin demiş olduğu şeylere benzer bir şeyler söyleyerek:

“Ben öyle bir din bilmiyorum. Ancak Hanif dininde öyle bir şey yoktur" dedi. Zeyd Hıristiyanın yanından ayrıldı ve ikisininde ittifak etmiş olduğu İbrâhîm'in (aleyhisselam) dinine razı olarak sürekli Allah'a el açıp:

“Allahım! Seni şahit kılıyorum ki, ben İbrâhîm'in (aleyhisselam) dini üzereyim" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

68. Âyetin Tefsiri

"Şüphesiz, insanların İbrâhîm'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü'minlerdir. Allah da mü'mınlerin dostudur."

Abd b. Humeyd, Şehr b. Havşeb vasıtasıyla İbn Ğanm'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı Necâşi'ye gittiği zaman, Amr b. el-Âs ve Umâre b. Ebî Muayt peşlerinden gittiler. Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına ithamlarda bulunarak onları öldürmek istiyorlardı. Bunlar Necâşiye varıp, Mekkeden yanına gelen gurubun Kendisinin mülkünü bozup arazilerini ifsad etmek istediklerini ve Rablerine küfrettiklerini söylediler. Necâşi gelmeleri için onlara haber gönderdi. Geldiklerinde de, Amr b. el-Âs ve Umâre b. Ebî Muayt'ı göstererek:

“Bu arkadaşlarınızın ne dediğini işittiniz mi? Onlar sizin malımı bozmak, arazimi ifsad etmek için geldiğinizi iddia ediyorlar" dedi. Bunun üzerine Osman b. Maz'ûn ve Hamza:

“Eğer isterseniz bizden bir kişi Necâşi ile konuşsun. Ben sizin en küçüğünüzüm. Onunla ben konuşayım. Eğer doğruyu konuşursak Allah bizi muvaffak eder. Eğer yanlış konuşursam ve durum değişirse siz:

“Bu gençtir gençliğine verin" diyerek bu anlamda bir özrünüz olur" dedi. Necâşi, keşişleri, rahipleri ve tercümanlarını toplayıp:

“Yanından geldiğiniz arkadaşınız size ne diyor, ne emrediyor ve neyi yasaklıyor? Onun okuduğu kitap var mıdır?" diye sordu. Sözcü:

“Evet, bu kişi Allah'ın kendisine indirmiş olduğu vahyi ve işittiği şeyi bize okumaktadır. O iyiliği, komşularla iyi geçinmeyi, yetime bakmayı, bir tek Allah'a kulluk etmeyi ve baraberinde başka bir ilaha kulluk etmemeyi emrediyor" dedi. Sonra "Rûm, Ankebût, Ashâbu'l-Kehf ve Meryem sûrelerini okudu. Kur'ân'da İsa (aleyhisselam) zikredilince Amr b. el-Âs, Necâşi'yi kışkırtmak istedi ve:

“Vallahi! Bunlar İsa'yı kötüleyip on küfrediyorlar" dedi. Necâşi:

“Arkadaşınız İsa hakkında ne diyor?" diye sorunca, sözcü:

“O, İsa'nın (aleyhisselam), Allah'ın, kulu, Resûlü, ruhu ve Meryem'in (aleyhisselam) rahmine bırakmış olduğu kelimesidir der" dedi. Necâşi misvağından bir çöp kadar bir parça koparıp yemin ederek:

“Mesih, arkadaşınızın dediğinden şu elimdeki misvak parçası kadar bile fazla bir şey söylememiştir. Müjdelenin ve korkmayın. Bu gün İbrâhîm'in (aleyhisselam) hizbi üzerinde bir korku yoktur" dedi. Amr b. el-Âs:

“İbrâhîm'in hizbi kimlerdir" deyince, Necâşi:

“İşte bu grup, arkadaşları, yanından gelmiş oldukları kişi ve onlara uyanlardır" dedi. Yüce Allah o gün bu münakaşaları hakkında Medine'de Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Şüphesiz, insanların ibrahim'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur" âyetini indirdi.

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Her Peygamberin başka peygamberlerden bir dostu olur. Benim de onlardan dostum atam ve Rabbim'in dostu İbrahim'dir (aleyhisselam)" Sonra da:

“Şüphesiz, insanların İbrahim'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur" âyetini okudu.

İbn Ebî Hâtim'in, Hakem b. Meynâ'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“«Ey Kureyş topluluğu! Peygambere en yakın olanlar takva sahibi olanlardır. Sizde takva sahibi olmaya bakın. İnsanlar amellerle karşıma çıkarken, sizler dünya malıyla gelmeyiniz eğer böyle yaparsanız sizden yüz çeviririm» buyurduktan sonra: «Şüphesiz, insanların İbrahim'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur»" âyetini okudu.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Şüphesiz, insanların İbrâhîm'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar..." âyetini açıklarken:

“Bu kişiler müminlerdir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“Şüphesiz, insanların İbrâhîm'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber ve mü'minlerdir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Ona uyanlar, onun milletine, sünnetine, minhâcına ve fıtratına uyanlardır. Peygamberden kasıt, Muhammed'dir. Müminler ise kendisiyle beraber olanlardır.

İbn Ebî Hâtim, Hasan'ın bu âyet hakkında şöyle dediğini bildirir: Geçmişten ve gelecekten olan her mümin kişi, İbrâhîm'in (aleyhisselam) dostudur.

Ahmed, İbn Ebî Dâvud, el-Ba's'ta, İbn Ebi'd-Dünyâ, el-Azâ'da, Hâkim, Beyhakî'nin, el-Ba'su ve'n-Nüşûr'da, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Müminlerin çocukları Cennette bir dağdadırlar. Kıyamet gününde babalarına teslim edilene kadar İbrahim'in (aleyhisselam) ye Sâre'nin kefaleti altındadırlar."

Bu bölümü tek başına aç →

69. Âyetin Tefsiri

"Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar."

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Süfyân'dan bildiriyor: Âl-i İmrân sûresinde Ehli- Kitab diye zikredilenler Hıristiyanlardır.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Siz kitaplarınızda Allah'ın peygamberi Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) vasıflarını gördüğünüz halde onu inkar edip, yalanlıyor ve ona iman etmiyorsunuz. Halbuki siz onun İncil'de ve Tevrat'ta ümmî Peygamber diye yazılı olduğunu görüyorsunuz."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Rabî'den bunun aynısını bildirir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Siz doğruyu yanınızdaki kitaplarda yazılı olarak buluyorsunuz ve Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) inkâr ediyorsunuz, mânâsındadır."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil: (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kur'ân haktır ki, siz Tevrat ve İncîl'de Muhammed Allah'ın Resulüdür diye yazılı olduğunu gördüğünüz halde âyetleri inkar ediyorsunuz mânâsındadır."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“(Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?"' âyetini açıklarken:

“Allah katında din, İslam'dır ve başka din yoktur" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî:

“...Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahudiliği ve Hıristiyanlığı niçin İslam'la karıştırıyorsunuz? Allah'ın dininin İslam olduğunu ve ondan başka bir dini kabul etmeyeceğini biliyorsunuz. Yine de siz yanınızdaki Tevrât ve İncîl'de Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yazılı olduğunu gördüğünüz halde onu gizliyorsunuz."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den bunun aynısını bildirir.

İbn İshâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Abdullah b. es-Sayfi, Adiy b. Zeyd ve Hâris b. Avf birbirlerine:

“Gelin günün ilk saatlerinde Muhammed'e ve ashâbına indirilene iman edelim akşam vakti de inkâr edelim ki belki onları dinlerinde şüpheye düşürürüz. Umulur ki bizim yaptığımız gibi yaparlar da dinlerinden geri dönerler" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? Kitap ehlinden bir grup, «Mü'minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler» dedi. Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: «Şüphesiz hidayet, Allah'ın hidayetidir.» Ayrıca yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki:

“Lütuf Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfü geniş olandır, hakkıyla bilendir" âyetlerini indirdi.

Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Ebû Mâlik'ten bildiriyor: Yahudiler birbirlerine:

“Günün başlangıcında dediklerine iman edip, günün sonunda da inkâr edin. Belki sizinle beraber dinlerinden geri dönerler" dediler. Allah onların sırlarını bilip:

“Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? Kitap ehlinden bir grup, «Mü'minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler» dedi'" âyetini indirdi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“Kitap ehlinden bir grup, «Mü'minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler» dedi" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Arabiyye köylerinin rahipleri on iki kişi idiler. Onlar birbirlerine şöyle dediler:

“Günün ilkinde Muhammed'in dinine girin ve: «Muhammed'in hak ve doğru söyleyen biri olduğuna inandık» deyin. Günün sonunda da inkâr ederek: «Biz âlimlerimize ve rahiplerimize gidip onlara bu durumu sorduk. Muhammed'in yalancı biri ve hiçbir şey üzeri olmadığını söylediler. Bu sebeple daha güzel gördüğümüz dinimize geri döndük» deyin. Belki şüpheye düşerler ve: «Bunlar günün başlangıcında bizimle beraber idiler ne oluyor onlara?» derler. Bunun üzerine Yüce Allah bu durumu Peygamberine haber verdi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Kitap ehlinden bir grup, «Mü'minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler» dedi" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahudilerden bir grup:

“Eğer günün başlangıcında Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı ile karşılaşırsanız iman edin. Günün sonunda da kendi ibadetinizi yapın. Belki onlar: «Bu kitap ehli bizden daha bilgilidir» derler ve dinlerinden geri dönerler" dediler.

İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Diyâ, Muhtâre'de ve Ebû Zabyân vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Kitap ehlinden bir grup, «Mü'minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler» dedi" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahudiler günün başında müminlerle beraber oturur ve onlarla konuşurlardı. Günün sonunda da namaz vakti geldiği zaman inkâr ederek müminleri geri terk ederlerdi."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Mü'minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bunu Yahudiler söylüyordu. Onlar sabah namazını Hazret-i Peygamber Muhammed'le (sallallahü aleyhi ve sellem) beraber kılıyor, günün sonunda da inkâr ediyorlardı. Bunu Peygambere tabi olduktan sonra tekrar inkâr edip Peygamberin dininin boş olduğunu göstermek için yapıyorlardı."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde ve Rabî: (.....) âyeti için:

“Günün başlangıcı mânâsındadır" dediler.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde:

“Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın..." âyetini açıklarken:

“Bu, Yahudilerin birbirine söylediği şeydi" dedi.

İbn Cerîr, Rabî'den bunun aynısını bildirir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın..." âyetini açıklarken:

“Sadece Yahudilere tabi olanlara tabi olun, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Mâlik'ten bildiriyor:

Yahudilerin rahipleri kendi dininden olanlara şöyle derdi:

“Günün başında Muhammed'e ve ashabına gidip:

“Biz sizin dininizdeniz" deyin. Günün sonunda da:

“Biz sizin dininizi inkâr ediyoruz. Şimdi eski dinimiz üzereyiz. Biz âlimlerimize sorduk ve sizin yanlış şeyler üzere olduğunuzu söylediler" deyin. Belki Müslümanlar sizin dininize dönerler ve Muhammed'i inkâr ederler. "Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın..." derlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“...De ki:

“Şüphesiz hidayet, Allah'ın hidayetidir..." âyetini indirdi."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...ve başkasına da verildiğine ... inanmayın derler ..." âyetini açıklarken söyle dedi:

“Yahudiler bunu peygamberliğin başkasına verilmesinden dolayı olan hasetlerinden ve din konusunda başkalarının kendilerine tabi olmalarını istemelerinden dolayı demişlerdir."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik ve Saîd b. Cübeyr:

“...ve başkasına da verildiğine... inanmayın derler ..." âyetini açıklarken:

“Burada Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmeti kastedilmektedir" dediler.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildiriyor: Yüce Allah, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle vahyetti:

“De ki:

“Şüphesiz hidayet, Allah'ın hidayetidir. Ayrıca başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın." Yani: Ey Muhammed ümmeti! Yahudiler "Yüce Allah bize birçok ikramlarda bulundu. Bize bıldırcını ve kudret helvasını indirdi" diyorlar. Halbuki benim size verdiğim onlara verdiğimden daha üstündür. Siz:

“Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir" deyiniz.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“De ki:

“Şüphesiz hidayet, Allah'ın hidayetidir. Ayrıca başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın. Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir" âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Yüce Allah sizin kitabınız gibi bir kitap indirince ve Peygamberiniz gibi bir peygamber gönderince bunu kıskandınız."

İbn Cerîr, Rabî'den bunun aynısını bildirir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“De ki:

“Şüphesiz hidayet, Allah'ın hidayetidir. Ayrıca başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın. Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu sizin içinde bulunduğunuz durumdur. Onların bir kısmı bir kısmına şöyle diyordu:

“Allah'ın Kitâbı'nda size verdiği ilimlerden Müslümanları haberdar etmeyin. Rabbinizin katında Müslümanlar bunları size karşı delil olarak getirip sizinle çekişirler. "O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir" âyetini açıklarken de:

“İslam, Allah'ın elindedir. Dilediğini İslam'a ve Kur'ân'a yöneltir" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“O, rahmetini dilediğine has kılar" âyetini açıklarken:

“Yüce Allah peygamberliği dilediğine verir, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“O, rahmetini dilediğine has kılar" âyetini açıklarken:

“Rahmeti, İslam'dır ve dilediğini İslam'a yöneltir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“...Allah, büyük lütuf sahibidir" âyetini açıklarken:

“Yani bol lütuf sahibidir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

70. Âyetin Tefsiri

Ey ehli kitap (Hristiyan ve Yahûdî’ler!) İncîl ve Tevrât’ta Peygamberin vasfını görüp bilirken niçin Kur’ân’ı ve Peygamberi inkâr ediyorsunuz?

Bu bölümü tek başına aç →

71. Âyetin Tefsiri

Ey kitaplılar (Hristiyanlar ve Yahûdiler) Niçin hakkı bâtıl ile karıştırıp örtüyor ve (Muhammed aleyhisselâm'ın hak peygamber olduğunu bildiğiniz hâlde) gerçeği gizliyorsunuz?

Bu bölümü tek başına aç →

72. Âyetin Tefsiri

yahutîlerden bir topluluk diğerlerine şöyle dedi:

“ Mü'minlere indirilen Kur’ân’a, gündüzün evvelinde inanın ve sonunda inkâr edin (ki mü'minler şüpheye düşer de) olur ki, dinlerinden dönerler.

Bu bölümü tek başına aç →

73. Âyetin Tefsiri

Ve kendi dininize bağlı olanlardan başkasına inanmayın: (Ey Resûlüm onlara) de ki, doğru yol Allah’ın yoludur, İslâm dinidir; -ve size verilen kitabın benzeri, hiç kimseye verilmediğine, yahut mü'minlerin Rabbiniz huzurunda size üstün geleceklerine îman etmeyin.” De ki: Şüphesiz fazilet ve ihsan Allah’ın elindedir. Onu dilediği kimseye verir ve Allah rahmeti bol olandır, her şeyi hakkıyla bilendir.

Bu bölümü tek başına aç →

74. Âyetin Tefsiri

Allah dilediği kimseye rahmetiyle imtiyaz verir (Peygamberlik veya İslâm dinini bahşeder). Allah, çok büyük ihsan sahibidir.

Bu bölümü tek başına aç →

75. Âyetin Tefsiri

"Kitap ehlinden öylesi vardır kî, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, «Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur» demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime:

“Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder..." âyetini açıklarken:

“Burada Hıristiyanlar kastedilmektedir" dedi. "...Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez" âyeti hakkında ise:

“Bu da takip edip te isteyeceğin Yahudilerden olandır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahudilerin, Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabına borcu olurdu. Yahudiler:

“Müslümanların malını almamızda ve onlara olan borcumuzu ödememede bize bir vebal yoktur" derlerdi. Onlar ehli Kitap'tır ve her müslümana hakkını ödemekle emrolundular."

İbn Ebî Hâtim, Mâlik b. Dinâr'dan bildiriyor: Dinâr (altın para) diye adlandırılmasının sebebi, din ve nar (ateş) olmasıdır. Onu kim hakkıyla alırsa onun için din olur. Kim de onu haksız bir şekilde alırsa onun için ateş olur.

Hatîb, Târih'te, Ali b. Ebî Tâlib'terı bildiriyor: Kendisine dirhemin niçin dirhem, dinarın da niçin dinar diye adlandırıldığı sorulunca şöyle dedi:

“Dirhem "Dârü'l-Hem" yani keder ve üzüntü evidir ki, adını buradan almıştır. Dinâr ise ilk olarak Mecusilerin (ateşe tapanların) basmış olduğu para birimidir ve adını oradan almıştır."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Tepesine dikilip durmadıkça..." âyetini açıklarken:

“Israrla istemedikçe mânâsındadır" edi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Tepesine dikilip durmadıkça..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Tepesinde dikildiğin müddetçe borcunu kabul eder. Onu bırakıp da sonradan yanına gelip alacağını istediğinde hakkını inkar ederek nankörlük eder."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde:

“...Bu da onların, «Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur» demelerinden dolayıdır..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Yahudiler: «Araplardan aldığımız mallardan dolayı bize bir vebal yoktur» dediler.

İbn Cerîr, Süddî'den bildiriyor: Yahudiye:

“Ne oluyor ki emanetini ödemiyorsun?" denildiğinde:

“Arapların mallarını almamızda bizim için bir sakınca yoktur. Allah bize bunu helal kılmıştır" derdi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor:

“Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, «Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur» demelerinden dolayıdır..." âyeti indiği zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah'ın düşmanları yalan söylediler. Cahiliye döneminden ne varsa ayaklarımın altındadır. Ancak emanet bunun dışındadır. Çünkü onun sahibi iyi de olsa, facir de olsa ödenmelidir."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Sa'sa'a'dan bildiriyor. İbn Abbâs'a:

“Savaşta zimmîlerin mallarından tavuk ve koyun alıyoruz" deyince, İbn Abbâs:

“(Siz bu konuda) Ne diyorsunuz?" dedi. Sa'sa'a:

“Bunda bize bir vebal yoktur, diyoruz" dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs:

“Bu Ehli Kitâb'ın:

“Ümmîlerin mallarını almamızda bizim için bir sakınca yoktur" demeleri gibidir. Halbuki onlar cizyeyi ödüyorsa gönül rızaları olmadan mallarını almanız helal değildir" karşılığını verdi.

İbn Cüreyc, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc bu âyet hakkında şöyle dedi: Cahiliye zamanında Müslümanlardan bazı kişiler Yahudilerle alışveriş yapmışlardı. Bu kişiler Müslüman oldukları zaman onlardan alacaklarını isteyince:

“Sizin bizde bir emanetiniz ve bir alacağınız yoktur. Çünkü siz bulunduğunuz dininizi terk ettiniz" dediler ve bunu Tevrat'ta bu şekilde bulduklarını söylediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“.. .Onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler" âyetini indirdi.

Bu bölümü tek başına aç →

76. Âyetin Tefsiri

Hayır, öyle inandıkları gibi değil, kim ahdini ve emânetini yerine getirir, Allah’dan korkarsa, şüphe yok ki, Allah takva sahiplerini sever.

İbn Cerîr, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa..." âyetini açıklarken:

“Şirkten sakınırsa mânâsındadır" dedi. "...Şüphesiz Allah da sakınanları sever"' âyeti hakkında ise:

“Şirkten sakınanlar kastedilmektedir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

77. Âyetin Tefsiri

"Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır."

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin, Şuab'da, İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir müslümanın malını almak için yalan yere yemin ederse Allah'ın gazabına uğramış bir şekilde huzura çıkar." Eş'as b. Kays:

“Bu benim hakkımda söylenmiştir. Benimle Yahudi birinin arasında bir arazi meselesi vardı. Adam hakkımı inkâr edince onu Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna çıkardım. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana:

“Delilin var mıdır?" diye sorunca:

“Hayır, yoktur" dedim. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Yahudiye:

“Yemin et" deyince:

“Ey Allah'ın Resûlü! Eğer yemin ederse benim malım gider (malımı alır)" dedim. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd, Buhârî, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Abdullah b. Ebî Evfe'den bildiriyor: Adamın biri malını pazara çıkardı ve Müslüman birini düşürüpte ona satabilmek için yemin ederek malına verilmeyen bir fiyatın verildiğini söyledi. Bunun üzerine:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır" âyetini indi.

Ahmed, Abd b. Humeyd, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî, Beyhakî, Şuab'da ve İbn Asâkir, Adiy b. Amîr'den bildiriyor: İmriü'l-Kays'ın, Hadramevt'Ii bir adamla bir husumeti vardı. Bunlar davalaşmak için Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) çıktılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hadramevt'liye:

“Delilini göster veya hasmın yemin etsin" deyince:

“Ey Allah'ın Resûlü! Eğer yemin ederse malımı alıp gider" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kim bir müslüman kardeşinin malını almak için yalan yere yemin ederse Allah'ın gazabına uğramış bir şekilde huzura çıkar" buyurdu. İmriü'l-Kays:

“Ey Allah'ın Resûlü! Hakkı olduğu halde hakkından vazgeçene ne vardır?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Cennet vardır" cevabını verdi. İmriü'l-Kays:

“Onu (araziyi ona) bıraktığıma dair seni şahit tutuyorum" dedi. Bunun üzerine:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır" âyeti indi.

İbn Cerîr, İbn Cüreyc'ten bildiriyor: Eş'as b. Kays ve adamın biri, elinde olan bir tarlası için Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında davalaştılar. Onu Cahiliye zamanında almıştı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Delilini göster" deyince, adam:

“Eş'as'a karşı bana şahitlik edecek biri yoktur" karşılığını verdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“O zaman Eş'as yemin edecek" buyurdu. Eş'as:

“Yemin ederiz" deyince:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır" âyeti indi.

Eş'as yemin etmekten çekindi ve:

“Allah'ı ve sizi şahit tutuyorum. Hasmım doğru söylüyor" dedi. Elinde olan araziye kendi arazisinden de katarak adama arazisini fazlasıyla iade etti.

İbn Cerîr, Şa'bî'den bildiriyor: Bir kişi, günün başında malını pazara çıkardı. Günün sonu gelince yani pazar biteceği zaman bir kişi geldi ve malın fiyatını sordu. Adam yemin ederek sabah vakti şu kadar verildi de vermedim, akşam olmasaydı bu fiyata vermezdim" dedi ve malını sattı. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya..." âyetini indirdi.

İbn Cerîr, Mücâhid'den bunun aynısını rivayet etti.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime şöyle dedi:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya..." âyeti, Ebû Râfi, Kinâne b. Ebî Hukayk, Ka'b b. el-Eşref ve Huyey b. Ahtab hakkında inmiştir.

İbn Ebî Şeybe, İbn Avn vasıtasıyla bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî), Muhammed ve Hasan(-ı Basrî):

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kişinin diğer bir kişinin malını yalan yeminle almasıdır."

Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî, Vâil b. Hucr'dan bildiriyor: Hadramevt'ten bir adamla Kinde'den bir adam (davalaşmak için) Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiler. Hadramevt'ten olan adam:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bu adam babamın malını benden aldı" deyince, Kinde'li adam:

“Bu benim elimde olan ektiğim arazidir. Onun bu arazide bir hakkı yoktur" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Hadramevt'liye:

“Bu konuda bir delilin var mıdır? diye sorunca, Hadramevt'li:

“Hayır yoktur" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“O zaman hasmın (malın kendisinin olduğuna dair) sana yemin eder" dedi. Hadramevt'ii:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bu kişi facir biridir ve edeceği yeminin yanında bir değeri yoktur. O hiçbir kötülükten de sakınmaz" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ondan (yeminden) başka alacağın bir şey yoktur" dedi. Kinde'li yemin etmek için dönüp gelirken, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer malı almak için haksız yere yemin ederse Yüce Allah kendisinden yüz çevirmiş bir şekilde huzura çıkar" buyurdu.

Ebû Dâvud ve İbn Mâce, Eş'as b. Kays'tan bildiriyor: Kinde'li bir adamla Hadramevt'ii bir adam Yemen'de olan bir arazi için Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) davalaşmaya geldiler. Hadramevt'ii:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bunun babası benim malımı gaspetmişti. Şimdi de malım bunun elinde bulunmaktadır" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bir delilin var mıdır?" diye sorunca:

“Hayır yoktur, ancak babasının bu malı gaspettiğini bilmediğine dair ona yemin ettirin" dedi. Kinde'li yemin etmeye hazırlanınca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer kişi yalan yeminle bir mal elde ederse Allah'ın huzuruna cüzzamlı bir şekilde çıkar" buyurdu. Bunun üzerine Kinde'li:

“Arazi onundur" dedi.

Ahmed, Bezzâr, Ebû Ya'la ve Taberânî hasen isnâdla Ebû Mûsa'dan bildiriyor: Bir arazi için iki kişi Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında davalaştılar. Bunlardan biri Hadramevt'ten idi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) birinin yemin etmesini isteyince, diğeri feryad ederek:

“O zaman bu kişi malımı alıp gider" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer o yalan yeminle bu malı alacak olursa, kıyamet gününde, Allah'ın kendisine rahmet bakışıyla bakmayacağı ve temize çıkarmayacağı kişilerden olur. Onun için elem dolu bir azap vardır" dedi. Bunun üzerine diğer kişi yemin etmekten çekinerek araziyi iade etti.

Müsned'de Ahmed b. Menî', Hâkim ve Sünen'de Beyhakî, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor: O:

“Biz ğamûs yeminini kefâreti olmayan günahlardan sayardık" dedi. Oradakiler. "Ğamûs yemini nedir?" diye sorunca:

“Birinin malını haksız olarak almak için yapılan yalan yemindir" karşılığını verdi.

İbn Hibbân, Taberânî ve Hâkim, Hâris b. el-Bersâ'dan bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) haçta, iki cemre (Şeytan) arasında iki veya üç defa şöyle buyurduğunu işittim:

“Kim bir Müslüman kardeşinin malını yalan yeminle haksız yere alırsa cehennemde oturacağı yeri seçsin. Bunu burada bulunanlar bulunmayanlara böylece haber versin."

Bezzâr'ın, Abdurrahman b. Avf'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yalan yemin, (er veya geç) kişinin (elde ettiği) malını götürür."

Beyhakî'nin, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah'a isyanda cezası acele verileceklerin içinde zulümden önce gelen yoktur. Allah'a itaatte mükâfatı acele verileceklerin içinde ise sila-ı rahimden önce gelen yoktur. Yalan yemin, memleketi herşeyi bitmiş bir harabeye çevirir. "

Hâris b. Ebî Usâme ve Hâkim, Ka'b b. Mâlik'ten bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim:

“Müslüman kardeşinin malını yalan yeminle alan kişinin kalbinde siyah bir nokta oluşur ve onu kıyamet gününe kadar hiçbir şey değiştirmez."

Taberânî ve Hâkim, Câbir b. Atîk'ten bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kim bir müslümanın malını yalan yeminle alırsa Allah ona Cenneti haram kılar ve Cehennem ona vacip olur" buyurdu. Oradakiler:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bu basit bir şey olsa bile öyle midir?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

"Bu bir misvak olsa bile aynıdır" karşılığını verdi.

Mâlik, İbn Sa'd, Ahmed, Müslim, Nesâî ve İbn Mâce'nin Ebû Umâme İyâs b. Sa'Iebe el-Hârisî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir müslümanın malını yalan yeminle alırsa, Allah ona Cehennemi vacip kılıp Cenneti haram kılar." Ashâb:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bu basit bir şey olsa bile öyle midir?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) üç defa:

“Bu erâk (misvak) ağacından bir çubuk olsa bile aynıdır" karşılığını verdi.

İbn Mâce'nin sahîh bir isnâdla Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bu minberin yanında yaş bir misvak için olsa bile yalan yere yemin eden erkek veya kadın bir kula cehennem gerekli olur. "

İbn Mâce ve İbn Hibbân'ın, Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bu minberin yanında yaş bir misvak için olsa bile yalan yere yemin eden kişi cehennemde oturacağı yeri seçsin." Ebû Ubeyd ve el-Hattâbî:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında yemin minberin yanında yapılırdı" dediler.

Abdurrezzâk'ın, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yalan yemin malı sattırır ve kârı yok eder."

Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Ebû Suveyd, Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle işittiğini söyledi:

“Yalan yere yemin, rahimleri kısırlaştırır, sayıyı azaltır ve memleketi herşeyi bitmiş bir harabeye çevirir."

Buhârî, Müslim ve Beyhakî'nin, el-Esmâ ve's-Sıfât'ta, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi vardır ki Yüce Allah kıyamet gününde onları konuşturmayacak, onlara rahmet bakışıyla bakmayacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Biri yalan yere yemin ederek müslümanın malını haksız olarak alandır. Biri ikindi vaktinden sonra malına verilen değerden daha fazla verildiğini yalan yeminle söyleyendir. Diğeri de ihtiyacından fazla olan suyunu başkasından men edendir. Yüce Allah kıyamet gününde: «Senin kullanmadığın şeyi başkasından men ettiğin gibi ben de seni bugün ihsanımdan mahrum bırakacağım» buyurur."

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, İbn Cerîr ve Hâkim'in bildirdiğine göre İmrân b. Husayn şöyle derdi:

“Kim Müslüman bir kardeşinin malını almak için yalan yemin ederse cehennemde oturacağı yeri seçsin." Bir kişi ona:

“Bunu Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) mı işittin?" diye sorunca:

“Siz bunu bulacaksınız" dedi ve:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır" âyetini okudu.

Buhârî ve Müslim, İbn Ebî Muleyke'den bildiriyor: İki kadın bir evde boncuk işliyordu. Biri çıkıp gidince eline iğnesi battı. Bunun üzerine bunu diğer kadının yaptığını söyledi. Davalaşmak için İbn Abbâs'a gittiler. İbn Abbâs, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Eğer insanlara dava ettikleri her şey verilecek olsaydı çoğu kişi kavmin malını da kanını da alır giderdi" buyurduğunu söyledi ve:

“Ona Allah'ı hatırlatıp:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır" âyetini okuyun" dedi. Bunun üzerine kadına Allah hatırlatılıp bu âyet okunduğunda kadın itirafta bulundu.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb: Yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır" dedi ve:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya..."' âyetini okudu.

İbn Cerîr, İbn Mes'ûd'dan bildiriyor:

“Biz Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber iken başkasına zarar verecek sabr (yalan) yeminini bağışlanmayan günahlardan görürdük."

İbn Ebî Hâtim, İbrâhîm en-Nehaî'den bildiriyor:

“Kim Kur'ân'ı insanlardan bir şeyler alabilmek için okursa, kıyamet gününde Allah, onun yüzünü omuzları arasında kılar. Bu sebepledir ki Yüce Allah:

“Şüphesiz, Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya..."buyurmaktadır".

İbn Ebî Şeybe, Musannef’te, Zâdân'dan bildiriyor:

“Kim Kur'ân'ı (insanlardan bir şeyler alıp) yemek için okursa, kıyamet gününde yüzü etsiz olarak sadece kemikle haşrolunur."

Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi vardır ki Yüce Allah kıyamet gününde onları konuşturmayacak, onlara rahmet bakışıyla bakmayacak ve onları günahlarından temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Bunlar izarını yerde sürüyenler, yalan yeminle mallarını satıp bitirenler ve verdikleriyle başa kokanlardır. "

Abdurrezzâk, Ahmed, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin, el-Esmâ ve's-Sıfât'ta, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi vardır ki Yüce Allah kıyamet gününde onları konuşturmayacak, onlara rahmet nazarıyla bakmayacak ve onları günahlarından temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Bunlar ihtiyacından fazla olan sudan yolcuyu men eden, ikindi vaktinden sonra malına (verilen değerden daha fazla verildiğine dair) yemin edip müşteriyi aldatarak satış yapan ve halifeye biat ettikten sonra, halife istediğini verirse ahdine vefa gösteren, vermezse ahdini bozan kişidir. "

Beyhakî'nin, Şuabu'l-İmân'da, Selmân'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi vardır ki Yüce Allah kıyamet gününde onları konuşturmayacak ve onları günahlarından temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Bunlar zina eden ihtiyar, kibirli fakir ve Yüce Allah'ın verdiği şeyleri mutlaka yeminle satan veya alandır."

Taberânî ve Hâkim'in, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah bana ayakları yerde boynu Arş'ın altında olan bir horoz hakkında konuşmama izin verdi. Bu horoz: «Rabbimiz! Seni bütün eksikliklerden tenzih ederim. Sen ne kadar yücesin» der. Ona cevaben: «Yalan yere yemin eden kişi bunu böyle bilmez» denilir."

Bu bölümü tek başına aç →

78. Âyetin Tefsiri

"Onlardan bir takımı, Kitâb'da olmadığı halde Kitâb'dan zannedesiniz dîye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: «Allah katındandır» derler, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Onlardan bir takımı, Kitâb'da olmadığı halde Kitâb'dan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bunlar Allah'ın kitabını okudukları zaman kendi yanlarından bir şeyler ekleyerek Allah'ın indirmemiş olduğu şeyleri de okuyan Yahudi'lerdir."

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Kitâb'dan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler..." âyetini açıklarken:

“(Yahudiler) Kitâb'ı tahrif ediyorlardı" dedi.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Vehb b. Münebbih'ten bildiriyor: Tevrat ve İncîl, Yüce Allah'ın indirmiş olduğu gibi bir harfleri bile değiştirilmeksizin getirilmiştir. Ancak onlar tahrif ve te'vil ederek, onlara kendi yanlarından bir şeyler katarak yazıp:

“Bu, Allah katındandır" diyorlardı. Ama o, Allah katından değildir. Allah'ın kitapları korunmuştur ve değiştirilmezler.

Bu bölümü tek başına aç →

79. Âyetin Tefsiri

"Allah'ın kendisine Kitab'ı, hükmi, peygamberliği verdiği insanoğluna: «Allah'ı bırakıp bana kulluk edin» demek yaraşmaz, fakat: «Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun» demek yaraşır."

İbn İshâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin, Delâil'de İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Ebû Râfi' el-Kurazî şöyle dedi: Necrân ahalisinden olan Yahudilerin ve Hıristiyanların hahamları Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında toplandıkları zaman Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onları İslam'a davet etmişti. Onlar:

“Ey Muhammed! Hıristiyanların İsa b. Meryem'e taptıkları gibi sana tapmamızı mı istiyorsun?" diye sorunca, Necrân ahalisinden kendisine Rîsu denilen bir kişi de:

“Ey Muhammed! Sen bunu mu istiyorsun?" diye sordu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah'tan başkasına kulluk etmemizden ve ondan başkasına kulluk edilmesini emretmemizden Allah'a sığınırım. Allah beni bunun için göndermedi ve bana bunu emretmedi" dedi. Yüce Allah bu söyleyişlerin ardından:

“Allah'ın kendisine Kitab'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: «Allah'ı bırakıp bana kulluk edin» demek yaraşmaz, fakat: «Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun» demek yaraşır. Onun size, «Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin» diye emretmesi de düşünülemez. Siz Müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?'" âyetlerini indirdi.'

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Cüreyc'ten bildiriyor: Yahudilerden bazı kişiler kitaplarının tahrif edilmesinden dolayı Rablerinden başka kişilere kulluk ediyorlardı. Yüce Allah bu konuda:

“Allah'ın kendisine Kitâb'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: «Allah'ı bırakıp bana kulluk edin» demek yaraşmaz..." buyurmaktadır. Yani "'Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deyip insanlara Allah'ın indirdiğinden başkasını emretmek yaraşmaz.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) şöyle dedi: Bana şöyle nakledildi: Adamın biri:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bizim birbirimize selam verdiğimiz gibi sana selam veriyoruz. Sana secde edebilir miyiz?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hayır, ancak Peygamberinize karşı saygılı olunuz ve hakkı sahipleri için biliniz. Çünkü hiç kimseye Allah'tan başkasına secde etmek yaraşmaz" buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Allah'ın kendisine Kitab'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: «Allah'ı bırakıp bana kulluk edin» demek yaraşmaz, fakat: «Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun» demek yaraşır. Onun size, «Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin» diye emretmesi de düşünülemez. Siz Müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?" âyetlerini indirdi.

İbn Ebî Hâtim'in, Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelimesi hakkında:

“Burada fakihler ve öğretmenler kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim'in, İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelimesini açıklarken:

“Burada halim, âlim ve hikmet sahipleri kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in, Dahhâk vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelimesi hakkında:

“Burada âlim ve fakih kişiler kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelimesini açıklarken:

“Burada halim ve fakih kişiler kastedilmektedir" dedi.

Beyhakî'nin, Şuab'da bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr (.....) âyetini açıklarken:

“Burada halim ve fakih kişiler kastedilmektedir" dedi.

İbnu'l-Münzir, İbn Mes'ûd'un (.....) kelimesini açıklarken:

“Burada hikmet sahipleri ve âlimler kastedilmektedir" dedidiğini bildirir.

İbn Cerîr, Mücâhid'den bildiriyor: (.....) kelimesini açıklarken:

“Bunlar rahiplerden üstün olan fakihler ve âlimlerdir" dedi.

İbn Cerîr, Saîd b. Cübeyr'in (.....) kelimesini açıklarken:

“Burada hikmet sahipleri ile takva sahipleri kastedilmektedir" dediğini bildirir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: (.....) kelimesi için:

“İnsanları terbiye ve idare eden onları sürekli gözetenlerdir" dedi. Sonra:

“Rabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara günah söz söylemeyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi?..." âyetini okuyup:

“Burada idareciler, gözeticiler, rahipler ve âlimler kastedilmektedir" dedi.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk:

“...Kitab'ı öğrettiğinize, okuduğunuza göre «Rabb'e kul olun» demek yaraşır" âyetini açıklarken:

“Kur'ân'ı öğrenen her kişinin fakih olması gerekir" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti (.....) şeklinde okurdu.

Abd b. Humeyd, Saîd b. Cübeyr'in bu âyeti (.....) şeklinde şeddeli olarak okuduğunu ve (te) harfini ötre ile (lam) harfini ise esre ile okuduğunu bildirir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'in bu âyeti (.....) şeklinde muhaffef (şeddesiz) olarak (te) harfini de nasb ederek okumuştur. İbn Uyeyne:

“Onlar (Kur'ân'ı) öğrenmeden öğretmediler" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Ebû Bekr'den bildiriyor: Âsim bu âyeti (.....) şeklinde (te) harfini ötre ile (lam) harfini de esre ile okurdu,

"...öğrettiğiniz kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince..."O âyetindeki kitaptan kasıt Kur'ân, öğrettiğiniz şeylerden kasıt ise fıkıhtır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan bildiriyor: Hür veya köle, erkek veya kadın hiç kimse Kur'ân'da bulunanları öğrenmeye var gücüyle gayret etmezse mazur sayılmaz. Zira Yüce Allah:

“...öğrettiğiniz kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince Rabbe halis kullar olun" buyurmaktadır. Yani fakih ve âlim olun, demektir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Rezîn:

“...ve okuduğunuz şeyler gereğince..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Burada fıkıh müzakeresi kastedilmektedir. Ashâb fıkıh konusunu bizim aramızda müzakere ettiğimiz gibi onlar da aralarında müzakere ederlerdi.

Bu bölümü tek başına aç →

80. Âyetin Tefsiri

Ve Meleklerle peygamberleri tanrılar edinmenizi de size asla emretmez. Artık siz müslüman olduktan sonra, size küfrü emreder mi?

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc:

“Onun size, «Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin» diye emretmesi de düşünülemez..." âyetini açıklarken:

“Burada, Peygamberin öyle bir şey emretmesi düşünülemez, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

81. Âyetin Tefsiri

"Allah peygamberlerden ahfd almıştı: «And olsun ki size kitap ve hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?» demişti. «İkrar ettik» demişlerdi de: «Şahid olun, ben de sizinle beraber şahidlerdenim» demişti."

Abd b. Humeyd, Firyâbî, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Allah peygamberlerden ahid almıştı: And olsun ki size kitap ve hikmet verdim..." âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Burada katiplerinin hatası vardır. Halbuki bu âyet İbn Mes'ûd'un kıraatında (.....) şeklindedir.'"

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Rabî bu âyeti (.....) şeklinde okudu ve:

“Bu âyeti Ubey b. Ka'b da bu şekilde okumaktaydı" dedi. Sonra:

“...Sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz..." âyetini görmüyor musun? Bu da Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) iman edip ona yardım edeceksiniz, mânâsındadır" dedi. Yani kendilerinden ahid alınan Ehli Kitâb'dır.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den bildiriyor: İbn Abbâs'a:

“Abdullah'ın öğrencileri (.....) şeklinde okuyorlar. Biz ise (.....) şeklinde okuyoruz" dediğimde, İbn Abbâs:

“Yüce Allah peygamberlerden ümmetlerine karşı ahid almıştır" dedi.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Tâvus bu âyeti açıklarken:

“Yüce Allah peygamberlerin birbirlerine iman etmeleri konusunda kendilerinden ahid almıştır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in başka bir kanalla bildirdiğine göre Tâvus bu âyeti açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah, peygambelerin tümünden kendilerinden sonra gelecek Peygambere iman edip yardım etmeleri hususunda ahid almıştır."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib şöyle dedi: Yüce Allah, Âdem (aleyhisselam) ve ondan sonra ne kadar peygamber gönderdiyse mutlaka her birinden:

“Eğer sen hayatta iken Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderirsem kendisine iman edip ona yardım edeceksin" diye ahid almıştır. Aynı şekilde her peygamberin de kendi kavminden:

“Kendileri hayatta iken Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderilirse ona iman edip yardım edeceklerine dair söz alacaksınız" diye ahid almasını istemiştir. Sonra:

“Allah peygamberlerden ahid almıştı: «And olsun ki size kitap ve hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?» demişti. «İkrar ettik» demişlerdi de: «Şahid olun. Ben de sizinle beraber şahidlerdenim» demişti"' âyetini okudu.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'nin bu âyet hakkında şöyle dediğini bildirir:

“Bu Yüce Allah'ın, peygamberlerden birbirlerine iman ederek Allah'ın kitabını ve emirlerini tebliğ etmeleri konusunda almış olduğu ahiddir. Peygamberler de Allah'ın Kitab'ını ve emirlerini kavimlerine tebliğ ettiler. Yine onlardan -peygamberlerin tebliğ ettikleri arasında- Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) İman edip onu tasdik ederek ona yardım etmeleri hususunda da ahid almıştır.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî bu âyet hakkında şöyle demiştir:

“Yüce Allah, Nûh'tan (aleyhisselam) sonra göndermiş olduğu her peygamberden kendisi hayatta iken Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderilirse ona iman edip yardım edeceklerine dair ahid almıştır. Aynı şekilde her peygamber de kendi kavminden kendileri hayatta iken Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderilirse ona iman edip yardım edeceklerine dair ahid almıştır.

İbn Cerîr, Hasan(-ı Basrî)'nin bu âyet hakkında:

“Yüce Allah, peygamberlerden önce gelenlerin sonra gelenlere Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) geleceğini tebliğ etmeleri ve ihtilafa düşmemeleri konusunda kendilerinden ahid almıştır" dediğini bildirir.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyet hakkında şöyle demiştir:

“Yüce Allah Ehl-i Kitâb'dan ve peygamberlerden Muhammed geldiği zaman onu tasdik ederek ikrar etmeleri konusunda ahid almıştır."

Ahmed, Abdullah b. Sâbit'ten bildiriyor: Hazret-i Ömer, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:

“Ey Allah'ın Resûlü! Ben Kureyza'dan bir kardeşimin yanına uğradım. O bana Tevrat'tan çok kapsamlı âyetler yazdı. Onları sana göstereyim mi?" dedi. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzü değişince de, Ömer:

“Biz Rab olarak Allah'a, din olarak İslam'a, peygamber olarak da Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) razı olduk" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) rahatladı ve:

“Muhammed'in nefsi elinde olana yemin olsun ki, eğer Mûsa (aleyhisselam) aranızda olsaydı ve siz ona tabi olsaydınız dalalete düşmüş olurdunuz. Ümmetlerden benim payım siz, peygamberlerden de sizin payınız benim" buyurdu.

Ebû Ya'la'nın, Câbir'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ehl-i Kitab'a hiçbir şey sormayın. Çünkü onlar kendileri dalalete düşmüş iken sizi hidayete erdiremezler. Aksi takdirde ya batıl olan bir şeye inanacak veya hak olan bir şeyi yalanlayacaksınız. Vallahi! Musa (aleyhisselam) aranızda bulunacak olsaydı ona bana tabi olmasından başka bir şey helal olmazdı."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr (.....) şeklinde (.....) yi şeddeli olarak okumuştur.

Abd b. Humeyd, Âsım'ın (.....) şeklinde muhaffef, (.....) kelimesini de bir (te) ile (.....) şeklinde okuduğunu bildirir.

İbn Ebî Hâtim'in, Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelimesiyle açıklarken:

“Burada ahid kastedilmektedir" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

82. Âyetin Tefsiri

Artık bu ikrardan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar dinden çıkmış fâsıklardır.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib:

“Şahid olun, ben de sizinle şahidlerdenim" âyetini açıklarken:

“Yüce Allah'ın, peygamberlere, ümmetleriniz hakkında şahit olun. Ben de hem siz, hem ümmetleriniz için şahitlerden olacağım âyeti mânâsındadır. "Bunun ardından yüz çeviren var ya, işte onlar fasık olanlardır" âyeti hakkında ise:

“Ey Muhammed! Bu ahidden sonra hangi ümmetten olursa olsun senden yüz çevirenler küfürle isyan edenlerdir, mânâsındadır" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

83. Âyetin Tefsiri

"Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur. O na döneceklerdir."

Taberânî'nin zayıf bir isnâdla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) :

“Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur" âyetini açıklarken şöyle buyurdu: (.....) âyetinden kasıt: «Meleklerdir. "Yerde kim varsa'dan kasıt ise İslam fıtratı üzerine doğan herkestir, (.....) kelimesinden kasıt ise:

“Diğer ümmetlerden, Müslümanların esir alıp ta zincirlerle bağlayarak Cennete götürmek istediği tutsaklardır ki onlar bunu istemiyor,"

Deylemî'nin, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur..." âyetini açıklarken şöyle buyurdu:

“Melekler Allah'a gökyüzünde itaat ettiler. Ensâr ve Abdulkays'lılar ise Allah'a yeryüzünde itaat ettiler."

İbn Cerîr'in, Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur...'" âyetini açıklarken:

“Bu, Yüce Allah'ın (insanlardan) ahid aldığı zamandır" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, Ali (b. Ebî Talha) vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah: «Bana ibadetlerde ister istemez teslim olmuşlardır» buyurmaktadır. "Yerde ve göklerdeki kimseler de ... ister istemez Allah'a secde ederler"' âyeti da bu şekildedir."

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in, İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Oysa göklerde ... kim varsa O'na teslim olmuştur..." âyetini açıklarken:

“Bu âyet, diğer kısmından ayrı bir âyettir. İster istemez teslim olmuştur kısmıyla da yerdekiler kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in, Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“O'na teslim olmuştur..." âyetini açıklarken:

“Burada anlamak ve bilmek kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken şöyle dedi:

“Yüce Allah:

“And olsun ki onlara: «Gökleri ve yeri yaratan kimdir?» diye sorsan, «Allah'tır» derler..." buyurmaktadır. Bu da onların teslim olma şekilleridir."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye bu âyeti açıklarken şöyle dedi:

“Her insan kendi nefsine: «Allah Rabbimdir ve ben onun kuluyum» diye ikrar da bulunmuştur. İbadetinde Allah'a ortak koşan kişi istemeden teslim olan kişidir. Kulluğunu sadece Allah'a eden kişi de isteyerek teslim olan kişidir."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyeti açıklarken:

“Bazı kavimler İslam'a zorlanırken bazı kavimler isteyerek müslüman oldular" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Matar el-Varrâk bu âyeti açıklarken şöyle dedi:

“Melekler, Ensâr, Süleym oğulları ve Abdulkays'lılar isteyerek Allah'a teslim olanlardır. Bunların dışındaki herkes ise istemeyerek teslim olanlardır."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken şöyle dedi:

“Mümin kişi isteyerek müslüman oldu ve bu kendisine fayda sağlayarak müslümanlığı kabul edildi. Kâfir ise Allah'ın azabını görünce müslüman oldu. Bu da kendisine hiç bir fayda sağlamadı ve müslümanlığı kabul edilmedi. Çünkü Yüce Allah:

“Ama, bizim şiddetli azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi" buyurmaktadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyeti açıklarken:

“Gökyüzünde melekler, yeryüzünde ise Abdulkays'lılar isteyerek Allah'a teslim olanlardır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şa'bî:

“Oysa göklerde kim varsa ... O'na teslim olmuştur..." âyetini açıklarken:

“Burada Allah'a bağlanmaları kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Sinân:

“Oysa göklerde ve yerde kim varsa O'na teslim olmuştur..." âyetini açıklarken: Burada marifet kastedilmektedir. Hiç kimse yoktur ki ondan Allah'ı sorduğunda onu bilmesin" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime: (.....) kelimesini açıklarken:

“Burada Arap müşriklerden ve esirlerden istemeyerek müslümanlığa girenler kastedilmektedir" dedi.

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“İster köle, ister hayvan, ister çocuk olsun eğer ahlâkı kötüyse onun kulağına:

“«Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar?» âyetini okuyun (ki bu sayede bu huyları gitsin)" buyurmuştur.

İbn Sünnî, Amelu'l-Yevm ve'l-Leyle'de , Yûnus b. Ubeyd'den bildiriyor: Kişi zor (huysuz) bir bineğin üzerinde olur da:

“Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur, O'na döneceklerdir" âyetini okursa o binek Yüce Allah'ın izniyle uysallaşır.

Bu bölümü tek başına aç →

84. Âyetin Tefsiri

(Ey Resûlüm), de ki:

“ Biz Allah’a îman getirdik; bize indirilen Kur’ân-ı Kerim de; İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya'kûb’a ve oğullarına indirilenlere de; Mûsâ’ya, Îsa’ya ve peygamberlere Rablarından verilenlere de... Peygamberlerden hiç biri arasında (hak peygamber olduklarında) fark gözetmeyiz. Biz Allah’a boyun eğen müslimleriz.”

Bu bölümü tek başına aç →

85. Âyetin Tefsiri

"Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O âhirette de kaybedenlerdendir."

Ahmed ve Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde ameller Allah'ın huzuruna geldiği zaman namaz gelip: «Ey Rabbiml Ben namazım» der. Yüce Allah: «Sen hayır üzeresin» buyurur. Sadaka gelip: «Ey Rabbiml Ben sadakayım» der. Yüce Allah: «Sen hayır üzeresin» buyurur. Sonra oruç gelip: «Ey Rabbiml Ben orucum» der. Yüce Allah: «Sen hayır üzeresin» buyurur. Sonrada bütün ameller gelir. Yüce Allah hepisine de: «Sen hayır üzeresin» buyurur. Sonra İslam gelip: «Ey Rabbiml Sen selamsın, ben de İslam'ım» der.

Yüce Allah: «Sen hayır üzeresin, bugün seninle alıp seninle vereceğim» buyurur. Zira Yüce Allah Kitab'ında: «Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O âhirette de kaybedenlerdendir» buyurmaktadır."

Bu bölümü tek başına aç →

86. Âyetin Tefsiri

"İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez."

Nesâî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Hâkim ve Sünen'de Beyhakî, İkrime vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildiriyor: Ensâr'dan bir kişi müslüman olduktan sonra mürted oldu ve müşriklere katıldı. Sonra pişman olunca kavmine:

Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem): «Tövbem kabul olur mu?» sorun" diye bir haber gönderdi. Bunun üzerine:

“İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez. İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır. Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez. Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" âyetleri inince, kavmi ona haber gönderdi ve bu kişi tekrar müslüman oldu.

Abdurrezzâk, Müsned'de, Müsedded, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ma'rifetu's-Sahâbe'de el-Bâverdî, Mücâhid'den bildiriyor: Haris b. Süveyd Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında müslüman olduktan sonra tekrar kafir olarak kavmine geri döndü. Bunun üzerine Yüce Allah:

“İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez. İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır. Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez. Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" âyetlerini indirdi. Adamın biri gidip bu âyetleri kendisine okuyunca, Hâris:

“Vallahi! Seni doğru olarak bilirim. Resûlullah ta (sallallahü aleyhi ve sellem) senden daha doğrudur. Yüce Allah ise üçümüzden de daha doğrudur" dedi. Sonra geri dönüp müslüman oldu ve müslümanlığı güzel bir şekilde yaşadı.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“İnandıktan ve peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Bu âyet Hâris b. Süveyd el-Ensârî hakkında indi. O iman ettikten sonra küfredince Yüce Allah bu âyeti indirdi. Sonra da:

“Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" âyeti inince tekrar tövbe etti.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in başka bir kanalla bildirdiğine göre Mücâhid:

“"İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez" âyetini açıklarken:

“Bu âyet Amr b. Avf oğullarından bir adam hakkında inmiştir. O iman ettikten sonra küfre girdi ve Şam'a geldi" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in, İbn Cüreyc vasıtasıyla bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken:

“Bu kişi Amr b. Avf oğullarından biri olup iman ettikten sonra küfre girmiştir" dedi. İbn Cüreyc der ki: Abdullah b. Kesîr bana Mücâhid'den haber verdi: O, Rumların yanına gitti ve Hıristiyan oldu. Sonra kavmine:

Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorun, benim tövbem kabul olur mu?" diye bir mektup yazdı. Bunun üzerine:

“Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" âyeti inince tövbe etti ve tekrar müslümanların arasına geri döndü.

İbn Cüreyc, İkrime'den şöyle bildirir: Bu âyet İslam'dan çıkıp Kureyş'e katılan Ebû Âmir er-Râhib, Hâris b. Süveyd, İbn Sâmit, Vahvah b. Eslet ve on iki kişi hakında inmiştir. Sonra bunlar ailelerine:

“Bizim tövbemiz kabul edilir mi?" diye mektup yazdılar. Bunun üzerine:

“Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" âyeti indi.

İbn İshâk ve İbnu'l-Münzir, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Hâris b. Süveyd, Uhud savaşında Mucezzer b. Ziyâd'ı ve Dubay'a oğullarından Kays b. Ziyâd'ı öldürdü. Bu durum üzerine Mekke'den Kureyş'e gitti. Sonra kardeşi Culâsi'ye bir mektup yazarak kavmine geri dönmek istediğini söyledi. Bunun üzerine Yüce Allah onun hakkında:

“İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez. İşte bunların cezası, Allah'ın meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır. Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez. Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" âyetlerini indirdi.

İbn Ebî Şeybe, Ümmü Hâni'nin azatlısı Ebû Sâlih'ten bildiriyor: Hâris b. Süveyd, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) biat ettikten sonra Mekke ahalisinin yanına gitti. Sonra Uhud savaşında bulundu ve Müslümanlara karşı savaştı. Yaptıklarına pişman olup Mekke'ye geri döndü. Kardeşi Cülâs b. Suveyd'e:

“Ey kardeşim! Bu yapmış olduklarımdan dolayı pişman olmuş durumdayım. Ben Allah'a tövbe edip tekrar İslam'a dönmek istiyorum. Bu durumu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sor, eğer tövbemin kabul edileceğini anlarsan bana bunu yaz ve bildir" diye bir mektup yazdı. Kardeşi bu durumu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirince Yüce Allah:

“İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez" âyetini indirdi. Bu kişinin kavminden olup ta karşıtı olanlar:

“Müslümanken, inkar ettikten sonra mı tekrar İslam'a dönecek!" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah:

“İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tövbeleri kabul edilmeyecektir, işte sapıklar onlardır"" âyetini indirdi.

Ebû Nuaym'ın, Ma'rife'de, Süddî es-Sağîr vasıtasıyla Kelbî'den, o Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs'tan bildiriyor: Hâris b. Süveyd b. es-Sâmit on kişilik bir grupla beraber (İslam'dan çıkıp) Mekke'ye gittiler. Hâris b. Süveyd bu yaptığına pişman olarak geri döndü. Medine'nin yakınlarına geldiğinde kardeşi Culâs'e:

“Bu yaptığıma pişman olmuş durumdayım. Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sor, benim tövbem kabul edilir mi?" diye haber gönderdi. Culâs, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gidip durumu haber verince, Yüce Allah:

“Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder" âyetini indirdi. Bunun üzerine Culâs kardeşine:

“Yüce Allah senin tövbeni kabul etti" diye haber gönderdi. O da Medine'ye gelip Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) özür diledi ve Allah'a tövbe etti. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de onun özrünü kabul etti.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“inandıktan ... sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir?" âyetini açıklarken:

“Bunlar Ehl-i Kitâb'dır. Onlar Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hak olduğunu bilip kabul ettikten sonra onu inkar ettiler" dedi.

Mehâmilî, Emâli'de, Amr b. Şuayb'dan, o babasından, o da dedesinden bildiriyor: Abdullah b. Maz'ûrı'un Kıbtî bir kölesi vardı. Bu köle müslüman olmuş ve müslümanlığı güzel bir şekilde yaşamıştı. Abdullah ta bunun müslümanlığını çok beğenmişti. Ukbe bir gün çıkıp gitti ve bu köleyi azığını beline bağlamış ve saçlarını önden kesmiş bir şekilde gördü. Ona:

“Ey filan! Neyin var?" diye sorunca:

“Bir şeyim yok" dedi ve Hıristiyan ailesinin yanına gidip Hıristiyan oldu. Bunun üzerine Abdullah onu alarak Amr b. el-Âs'ın yanına götürdü. O da bu durumu Ömer'e yazılı olarak bildirdi. Ömer de cevaben:

“inandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez'" âyetini yazdıktan sonra:

“Ona müslüman olmasını teklif et, kabul ederse onu serbest bırak, kabul etmezse öldür" diye yazdı. Amr b. el-Âs ona müslüman olmasını söyledi. O da kabul etmeyince onu öldürdü.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyet hakkında şöyle dedi:

“Bunlar Yahudilerden ve Hıristiyanlardan olan Ehl-i Kitâb'dır. Bunlar kitaplarında Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderileceğini görmüşler onu ikrar edip hak olduğuna şahitlik etmişlerdir. Ancak peygamber kendi kavimlerinden gönderilmeyince Arapları hased ettiler. Peygamberin gönderileceğini ikrar ettikten sonra kendi kavimlerinden gönderilmeyince Arapları hasedlerinden dolayı onu inkâr edip küfrettiler.

Bu bölümü tek başına aç →

87. Âyetin Tefsiri

İşte dinden çıkanlar (var ya), onların cezası şu: Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti gerçekten üzerlerindedir.

Bu bölümü tek başına aç →

88. Âyetin Tefsiri

Onlar ebedî olarak bu lânet ve azabın içindedirler. Kendilerinden ne azap hafifletilir, ne de onlara merhamet gözü ile bakılır.

Bu bölümü tek başına aç →

89. Âyetin Tefsiri

Ancak onun arkasından tevbe edip hallerini düzeltenler başka. Çünkü Allah, hakikaten günahları bağışlayan, çok merhamet edendir.

Bu bölümü tek başına aç →

90. Âyetin Tefsiri

"İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tövbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır."

Bezzâr, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Bir topluluk müslüman olduktan sonra mürted oldu. Sonra bir daha müslüman olduktan sonra bir daha mürted oldular. Bunun üzerine Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) (tövbelerinin kabul edilip edilmeyeceğini) sormaları için kavimlerine haber gönderdiler. Kavimleri bu durumu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirdiklerinde:

“İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tövbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır" âyeti indi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyet açıklarken:

“Yahudilerin ve Hıristiyanların ölüm anındaki tövbeleri kabul edilmez" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken:

“Bunlar İncîl'i ve İsa'yı (aleyhisselam) inkâr eden Yahudilerdir. Sonra Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Kur'ân'ı inkâr ederek küfürlerinde aşırı gitmişlerdir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye bu âyeti açıklarken şöyle demiştir:

“Bu âyet iman ettikten sonra inkâr eden, inkârda aşırı gidip günah işleyen Yahudiler ve Hıristiyanlar hakkında inmiştir. Sonra bunlar bu küfürleri zamanında işlemiş oldukları günahlarından dolayı tövbe etmek için geldiler. Onlar hidayet üzere olsalardı tövbeleri kabul edilirdi. Ancak onlar sapıklık üzeredirler."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye:

“...Onların tövbeleri kabul edilmeyecektir..." âyetini açıklarken:

“Onlar günahlarından dolayı tövbe etmiş, ancak asıl küfürlerinden tövbe etmemişlerdir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...İnkarda aşırı gidenler..." âyetini açıklarken:

“Bunlar küfürleri üzerinde devam edenlerdir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“...İnkarda aşırı gidenler var ya, onların tövbeleri kabul edilmeyecektir..." âyetini açıklarken:

“Burada küfürleri üzere iken ölenler kastedilmektedir. Bunlardan biri ölüm anında tövbe edecek olursa tövbesi kabul edilmez" dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

91. Âyetin Tefsiri

"Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azab onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir" âyetini açıklarken:

“Burada her kâfir kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin, el-Esmâ ue's-Sıfât'ta, Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kâfir kıyamet gününde huzura getirildiği zaman kendisine: «Eğer yeryüzü doluşunca altının olsaydı onu fidye olarak verir miydin?» denilir. O: «Evet verirdim» karşılığını verir. Bunun üzerine ona: «Senden daha kolayı istenmişti denilir.» Yüce Allah'ın: «Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azab onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur» âyeti de bu anlamdadır."

Bu bölümü tek başına aç →