İRŞÂD, EBU'S-SUÛD TEFSÎRİ

En‘âm Sûresi — İRŞÂD, EBU'S-SUÛD TEFSÎRİ — Sayfa 2

Ehl-i Kitab iki taifenin her birinden bir fırkanın istisna edilmesi, ancak dinlerinin neshinden önceki eski asırlar içindir. Dinlerini neshından sonra ise, eski dinlerine bağlı kalanların hepsi cehennemdedir; fakat cehenneme girme sebepleri değişiktir.

B- "Çünkü onların işi ancak Allah'a aittir."

Onların ilklerinin ve sonlarının işlerini ancak Allahü teâlâ, hikmetinin gereğine uygun olarak dilediği gibi yönetir ve düzenler. Dilerse dünyada onları yaptıklarından dolayı yakalar ve onlara karşı savaşı emreder.

Diğer bir görüşe göre ise, burada parçalananlardan maksat, bu ümmetten bid'at ehli ve bâtıl fikir sahipleridir. Ancak Peygamber'in bunları da muahazeye memur olması, bu görüşü reddeder.

Buna cevap olarak:

- Onlarla senin hiçbir işin yoktur;

- sen onlardan ve görüşlerinden uzaksın;

- onlar da senden uzaktır."

demek ve bu şekilde bir yorum yapmak da yukarıdaki illet ve sebep cümlesi (çünkü onların işi ancak Allah'a kalmıştır) karşısında doğru değildir.

C— "Sonra Allah, yaptıklarını onlara haber verecektir."

Burada, göstermek yerine haber vermek ifâdesinin kullanılması, onların, irtikâp ettikleri cürümlerin cahili olduklarına ve kötü akıbetlerini bilmediklerine dikkat çekmek içindir.

Allahü teâlâ, kıyamet gününde şahitler huzurunda, onların dünyada iken yaptıkları kötülükleri, o işlerinden dolayı hak ettikleri cezayı kendilerine gösterecek ve öğretecektir.

160

"Kim Allah'ın huzuruna iyilik (el-hasene) ile gelirse, işte ona getirdiğinin on misli vardır; kim de kötülük (e's-seyyie) ile gelirse, sadece onun misliyle cezalandırılır. Zaten onlar haksızlığa uğratılmazlar."

A- "Kim Allah'ın huzuruna iyilik (el-hasene) ile gelirse, işte ona getirdiğinin on misli vardır; kim de kötülük (e's-seyyie) ile gelirse, sadece onun misliyle cezalandırılır."

Burada amel sahiblerine verilecek karşılıkların miktarları ve önce ihsan ehlinin mükâfatları açıklanıyor.

Tabiî âlimlerinden Ata, İbn Abbâs!tan rivâyetle diyorlar ki:

"Bu, kim bir iyilik yaparsa, ona on sevap yazılır, demektir."

Mü'minlerden kim kıyamet gününde güzel amellerle gelirse- çünkü iman olmadan iyiliğin bu karşılığı olmaz- Allah'tan bir lütuf olarak ona on katı sevap verilir. Bu mükâfat va'dınin asgarisidir; bire karşı yetmiş veya yedi yüz veyahut hesapsız sevap va'dleri de vardır. İşte bundan dolayıdır ki, on sayısından muradın çokluk olduğu, yoksa bununla sevabın takyidi ve tahdidi olmadığı söylenir.

B- "Zaten onlar haksızlığa uğratılmazlar."

Onların sevabı eksiltilmez ve cezaları da arttırılmaz.

161

"(Resûlüm) de ki:

"- Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru yola, en doğru dine, hakka yöneltmiş İbrâhîm'in dinine iletmiş (hidayet etmiş)tir. O müşriklerden değildi."

A- "(Resûlüm) de ki:

"- Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru yola, en doğru dine, hakka yönelmiş İbrâhîm'in dinine iletmiştir."

Burada Allahü teâlâ, Resûlüllah'a

- kendisinin üzerinde olduğu,

- kâfirlerin de, üzerinde olduklarını iddia ettikleri, ancak gerçekte ondan tamamen ayrıldıkları hak dini kendilerine tebliğ etmesini buyuruyor. Şöyle ki:

" Resûlüm, dinlerini parça parça edip bir takım fırkalara ayrılanlara de ki:

- Şüphesiz Rabbim, beni, mazhar kıldığı vahiy ile, kâinatta âfakta (hariçte) ve enfüste (dahilde) yarattığı delillerle dosdoğru bir yola, en doğru dine ve hakka yönelen İbrâhîmdinine hidayet etti."

B- "O, müşriklerden değildi."

Bu kelâm, İbrâhîm'in dinlerinde itikad ve amel olarak çeşitli fırkalara ayrılanların hallerinden ve işlerinden tamamen münezzeh olduğunu açıklar.

İbrâhîm ne asıl ne de fer' olarak, dine ilişkin hiçbir şeyde onlarla beraber değildir.

İbrâhîm'indi, müşriklerden olmadığının sarahatle belirtilmesi,

- Mekke müşrikleri ile,

- "Uzeyr, Allah'ın oğludur" demek suretiyle Allah'a ortak koşan Yahudilerin,

- "Mesîh, Allah'ın oğludur" demek suretiyle Allah'a ortak koşan Hıristiyanların,

İbrâhîm'in dininde oldukları şeklindeki iddialarını red içindir.

162

"(Resûlüm) de ki:

"- Şüphesiz benim namazım hac, kurban, ibadetlerim, hayâtım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir."

Resûlüm, sen onlara de ki:

- Şüphesiz benim namazım,

- diğer bütün ibadetlerim,

-

Diğer bir görüşe göre ise, benim kurbanım, âlemlerin Rabbi Allah içindir. Burada tıpkı,

"O halde namaz kıl ve kurban kes." âyetinde olduğu olduğu gibi namaz ile kurban bir arada zikredilmiştir.

Başka bir görüşe göre,

- namazım ve baccım,

- hayâtımda üzerinde olduğum iman ve taatlerim,

- ölümüm sırasında üzerinde olacağım imanım ve taatlerim,

- vasiyet gibi ölüm sonrasına ilişkin hayırlarım, âlemlerin Rabbi Allah içindir.

163

"O'nun şeriki (ortağı) yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."

İman ve amellerimde ben, Allahü teâlâ'ya başkasını ortak koşmam; ben ancak bu ihlâsla emrolundum ve ben bu ümmette Müslümanların ilkiyim.

Bu âyet, İbrâhîm'ini,

- emrolunduğu şeyleri sür'ade yerine getirdiğini,

- ona emredilenlerin, kendine özgü şeyler olmadığını,

- bütün o ümmetin bunlarla memur olduğunu,

- ve onlardan Müslümanlığı benimseyenlerin, kendisine uyduklarını belirtmiş olur.

164

"(Resûlüm) de ki:

"- Allah, her şeyin Rabbi iken O'ndan başka Rab mi arayacağım? Herkesin kazandığı ancak kendine aittir ve hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenecek değildir. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O, uyuşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir."

A- "(Resûlüm), de ki:

"- Allah, her şeyin Rabbi iken O'ndan başka Rab mi arayacağım?"

Allahü teâlâ, benim Rabbim olduğu gibi, Kendisinden başka her şeyin (mâ sivanın) de Rabbidir. Böyle olduğu halde ben, O'ndan başka bir Rab mı arayacağım? Mâbudiyette Allahü teâlâ'ya ortak tasavvur olunamaz.

B- "Herkesin kazandığı ancak kendine aittir."

Kâfirler, Müslümanlara diyorlardı ki:

"- Siz bizim yolumuza tâbi olun, biz de sizin hatalarınızı yüklenelim!" Onların bu sözleri,

- ya "Sizin işlediğiniz hatalar, sizin üzerinize değil, bizim üzerimize yazılsın";

- ya da "Sizin üzerinize yazılmış olan hataları, kıyamet günü biz yüklenelim" demektir.

İşte bu kelâm, birinci manasına göre anılan sözlerin reddıdir. Yani her nefsin işlediği günah ancak kendine aittir ve birinden sâdır olan kötü bir fiilin başkasının boynunda kalması mümkün değildir.

C- "Ve hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenecek değildir."

Bu kelam da, kâfirlerin anılan sözlerinin, ikinci manaya göre reddidir. Yani kıyamet günü hiçbir taşıyıcı nefis, başka bir nefsin yükünü taşımaz.

Ç- "Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir."

Mükâfat va'di ile ceza vaidinin tekidi ve ağırlaştırılması için burada hitap şekli değiştirilip insanların hepsine tevcih edilmiştir.

En sonunda kıyamet günü sizin dönüşünüz, bütün işlerinizin Mâliki olan Rabbinizedir. İşte Rabbiniz, o gün, dürüstlük ile azgınlığı ve hak ile bâtılı birbirinden ayırmak suretiyle, daha önce uyuşmazlığa düştüğünüz şeyi size haber verecektir.

165

"Sizi yeryüzünde halifeler kılan, size verdiği nimetler hususunda sizi denemek için kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan da ancak O'dur. Şüphesiz senin Rabbin cezası süratli olandır. Şüphesiz O, bağışlaması bol (Ğafûr)dur, çok merhamet eden (Rahim)dir."

A- Sizi yeryüzünde halifeler kılan, size verdiği nimetler hususunda sizi denemek için kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan da ancak O'dur."

Sizi, eski ümmetlere ya da birbirinize halef kılan, ya da sizi yeryüzünde Allahü teâlâ'nın halifesi kılan; verdiği mal ve mevki, şeref ve zenginlik gibi nimetler bakımından sizi denemek, sizdeki şükrü veya isyanı görmek için kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan da O'dur.

B- "Şüphesiz senin Rab bin, cezası süratli olandır."

Burada hitabın yalnız Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) tevcihi, Rab kelimesinin, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yerini tutan zamire izafesi, Allahü teâlâ'nın, Resûlüllah hakkında ziyadesiyle lütufkâr olduğunu belirtmek içindir.

Allahü teâlâ, verdiği nimetlerin hukukunu gözetmeyen ve onların şükrünü edâ etmeyen kimseler hakkında cezası çabuk olandır. Çünkü her gelecek, yakın sayılır.

Yahut Allahü teâlâ, azab irade buyurduğunda son derece süratli gönderir. Çünkü O, unsurları ve aletleri kullanmaktan münezzehtir.

C- "Şüphesiz O, bağışlaması bol (Gafur)dur, çok merhamet eden (Rahim) dir."

Allahü teâlâ, bahşettiği nimetlerin hukukunu gereği gibi gözetenler hakkında çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

Rivâyete göre Resûlüllah şöyle buyurmuştur:

"En'âm suresi bana toptan indirilmiştir; nazil olurken yetmiş bin melek, yüksek sesle tesbih ve tahmid okuyarak onu uğurlamıştır. İmdi her kim, En'âm suresini okursa, o yetmiş bin melek, En'âm suresinin her âyetinden sonra bir gün, bir gece müddetle ona rahmet ve mağfiret dilerler."

Allahü teâlâ bütün bilenlerden daha iyi bilir.