158. Âyetin Tefsiri
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi yahut Rabbinin gelmesini mi veyahut Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün hiç kimseye, eğer daha önce îman etmemiş veyahut îmanında bir hayır kazanmamışsa, îmanı fayda vermez. De ki: Bekleyin, çünkü biz de bekliyoruz.
"Bekliyorlar mı?” yani Mekke halkı beklemiyorlar. Onlar bunu beklemiyorlardı, ancak bekler gibi başlarına geleceği için bekleyenlere benzetildiler.
"Ancak meleklerin gelmesini” ölüm yahut azâp meleklerinin gelmesini. Hamze ile Kisâî burada ve Nahl'de ye ile "ye'tiyehüm” okumuşlardır.
"
Yahut Rabbinin gelmesini” yani azâp emrinin yahut bütün âyetlerinin yani kıyâmet, azâp ve tüm helâk gibi bütün âyetlerinin gelmesini "yahut bazı âyetlerinin gelmesini” yani kıyâmet alametlerini demektir. Huzeyfe ile Bera bin Azib radıyallahü anhuma'dan şöyle dedikleri rivâyet edilmiştir: Biz kıyâmetten bahs ediyorduk, birden Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem yanımıza çıkageldi:
"Ne konuşuyorsunuz?” dedi. Biz de kıyâmeti müzakere ediyoruz, dedik. O da şöyle buyurdu: Ondan önce on alâmet görmedikçe kıyâmet kopmaz: Duman, dabbetülarz, doğuda yere batma, batıda yere batma, Arabistan yarımadasında yere batma, deccal, güneşin doğudan doğması, Ye'cûc ve Me'cûc, Îsa'nın inişi ve Aden'den çıkacak bir ateş.
"Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün hiç kimseye îmanı fayda vermez” Meselâ can çekişen gibi durum gözünün önüne geldiği, îman da ispatlanmış olduğu zaman. Te ile "tenfeu” da okunmuştur, çünkü îman müennes zamire muzâf olmuştur. Lemtekün "daha önce îman etmemişse” bu da nefsen'in sıfatıdır.
"Veyahut îmanında bir hayır kazanmamışsa” bu da amenet'e atıftır,
Mana da şöyledir: O zaman önce îman etmeyen yahut önce îman etmiş de îmanında hayır kazanmamışsa, demektir. Bu da amelsiz îmana itibar etmeyenin delilidir. İtibar edenin de o hükmü o güne hâs kılma ve terdidi (ev edatını) yararlanmanın iki şarttan birine bağlama hakkı vardır, şu manaya ki, eğer bir nefis o ikisini de yapmamışsa îmanından yararlanamaz. Yine o kimsenin lemtekün üzerine atfetme hakkı da vardır, yani kişinin o anda yaptığı amel ona fayda vermez ister ki, îmanında bir hayır kazanmış olsun.
"De ki: Bekleyin, biz de beklemekteyiz” bu da onlar için tehdittir, yani bu üçten birinin gelmesini bekleyin; çünkü biz de onu beklemekteyiz. O zaman kurtuluş bizim, ziyan da sizin olacaktır.
159. Âyetin Tefsiri
Şüphesiz dinlerini parça parça edenler ve fırkalara ayrılanlardan sen hiçbir şeyde değilsin. Ancak onların işi Allah'a kalmıştır. Sonra onlara neler yaptıklarını haber verir.
"Şüphesiz dinlerini parça parça edenler” onu ayırıp da bir kısmına îman edip bir kısmını inkâr edenler yahut onda ayrılığa düşenler demektir. Aleyhisselat vesselam Efendimiz şöyle buyurmuştur: Yahûdîler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar, hepsi Haviye cehennemindedir, ancak biri hariç. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar, hepsi Haviye cehennemindedir, ancak biri hariç. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, hepsi Haviye cehennemindedir, ancak biri hariç. Hamze ile Kisâî burada ve Rum sûresinde "fâraku” okumuşlardır. (Fırkalara ayrıldılar) her fırka bir imamın ardına düştü "sen onlardan hiçbir şeyde değilsin” yani onların ayrılıklarından yahut azaplarından sorulmazsın yahut onlardan berisin.
Şöyle de denilmiştir: Bu onlara saldırmayı yasak etmiştir, kılıç ayetiyle mensuhtur.
"Ancak onların işi Allah'a kalmıştır” cezalarını o verir.
"Sonra onlara neler yaptıklarını haber verir” azaplarını demektir.
160. Âyetin Tefsiri
Kim iyilikle gelirse, ona onun on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse, ancak misli ile cezalanır. Onlar haksızlığa uğramazlar.
(Kim iyilikle gelirse ona on katı vardır) yani Allah'tan lütuf olarak onun on katı vardır. Ya'kûb tenvinle "aşren” ve sıfat olarak da ref ile "emsuluha” okumuştur. Bu da katların en azıdır. Yetmiş, yedi yüz ve hesapsız olarak kat vaatle gelmiştir. Bunun içindir ki, ondan maksat çokluktur, sayı değildir, denilmiştir.
"Kim de kötülükle gelirse ancak misli ile cezalanır” adaletin hükmü gereği.
"Onlar haksızlığa uğratılmazlar” sevabın eksilmesi ve azabın artması ile.
161. Âyetin Tefsiri
De ki: Şüphesiz beni Rabbim doğru bir yola, hakka yönelen İbrâhîm'in dimdik ayakta duran dinine hidâyet etti. O, müşriklerden değildi.
"De ki: Şüphesiz beni Rabbim doğru bir yola hidâyet etti” vahiy ile koyduğu delillere irşat etmekle.
"Dinen” "Sırât"ın mahallinden bedeldir, çünkü mana: Hedani sıratan demektir,
"sizi doğru bir yola hidâyet eder” (Feth: 20) âyeti gibi.
Ya da melfuzun delâlet ettiği gizli bir fiilin mef'ûlüdür.
"Kıyemen (kayyimen)” karneden fey'il veznindedir, sadeden seyyid gibi. Bu da vezin bakımından müstakimden daha mübalağalıdır, müstakim de siyga bakımından ondan daha mübalağalıdır. İbn Âmir, Âsım, Hamze ve Kisâî mastarı sıfat yaparak kıyemen okumuşlardır, kıyası "kıvamen"dir, ivaz gibi; fiilinin ilanından dolayı kıyam gibi i'lal edilmiştir.
"Millete ibrahime” bu da dinen'in atıf beyanıdır.
"Hanifen” de İbrâhîm'den hâl’dir. (O, müşriklerden değildi) bu da ona atıftır.
162. Âyetin Tefsiri
De ki: Şüphesiz namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.
"De ki: Şüphesiz namazım, ibâdetlerim” bütün ibâdetlerim yahut kurbanım veyahut haccım "Ve mahyaye ve memati” hayatım ve ölümüm, hayatımda üzerinde bulunduğum ve üzerinde öldüğüm îman ve tâat yahut hayatın taatları ve ölüme bağlı hayırlar, Meselâ vasiyet, arkadan köle azat etme gibi yahut bizzat hayat ve memat. Nâfi' ye'nin sükûnu ile "mahyay” okumuştur, vaslı vakf yerine koymuştur.
"Âlemlerin Rabbi Allah içindir.
163. Âyetin Tefsiri
Onun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.
"Onun ortağı yoktur” ona hâstır, bunlarda başkasını ona ortak koşmam.
"Ben bununla” bu söz ve ihlâsla "emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim". Çünkü her peygamberin Müslümanlığı ümmetinin Müslümanlığından öncedir.
164. Âyetin Tefsiri
De ki: Allah'tan başka Rabb mi arayacağım. O ki, her şeyin rabbidir. Her nefis ancak kendi aleyhine kazanır. Bir günahkâr bir başkasının günahını taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; ihtilâf ettiğiniz şeyleri size haber verir.
"De ki: Allah'tan başka Rabb mi arayacağım?” Onu ibâdetime ortak edeyim. Bu da aleyhisselâm Efendimizi ilâhlarına ibâdete davetlerine cevaptır. (O ki, her şeyin Rabbidir) illet yerinde hâl’dir, onu red ve ona delildir yani ondan başka her şey benim gibi Rabbin kuludur, Rabb olamaz.
"Her nefis ancak kendi aleyhine kazanır” sizin bu hâliniz bana ondan başka Rabb aramada bir fayda vermez.
"Bir günahkâr bir başkasının günahını taşımaz". Bu da "yolumuza tâbi ol; günahlarını taşıyalım” (Ankebut: 12) sözlerinin cevabıdır.
"Sonra dönüşünüz Rabbinizedir” kıyâmet gününde "ihtilâf ettiğiniz şeyleri size haber verecektir” doğruyu eğriden seçecek ve haklı ile haksızı ayıracaktır.
165. Âyetin Tefsiri
O ki, sizi yeryüzünde hâlifeler kıldı ve kiminizi kiminizin üstüne derecelerle yükseltti ki,rdiklerinde sizi denesin. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Şüphesiz o, elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
"O ki, sizi yeryüzünde hâlifeler kıldı” birbirinizin yerine geçersiniz yahut yeryüzünde Allah'ın hâlifeleri kıldı, onda tasarruf edersiniz. Bu durumda hitap geneldir yahut geçmiş ümmetlerin hâlifeleri kıldı, bu durumda hitap mü'minleredir.
"Ve kiminizi kiminizin üstüne derecelerle yükseltti” şeref ve zenginlikte "ki,rdiği şeyde sizi denesin” mevki ve malda "Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir” zira gelecek olan yakındır ya da o isterse çabuk yapar.
"Şüphesiz o, elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir". Onu azapla niteledi, onu nefsine izafe etmedi, zâtını bağışlamakla niteledi, ona ise rahmet sıfatını verdi ve mübalağa kalıbını ve te'kit lâm'ını kullandı. Bunu da kendisinin doğrudan bağışlayıcı ve dolaylı olarak azâp edici olduğunu ve rahmetinin çok ve mübalağalı, azabının az ve o hususta müsamahalı olduğunu vurguladı. Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: En'âm sûresi bana bir seferde indirildi. Onu yetmiş bin melek uğurluyordu. Tesbih ve tahmid ile seslerini yükseltiyorlardı. Binâenaleyh kim En'âm sûresini okursa o yetmiş bin melek ona gündüz ve gece En'âm sûresinin âyetleri sayısınca rahmet okurlar.