1
وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا
- Diyanet Vakfı
- Tozdurup savuranlara,
- Elmalılı H. Yazır
- O tozdurup savuranlara,
- Ali Bulaç
- Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,
- Diyanet İşleri
- Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır2
فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا
- Diyanet Vakfı
- Yükünü yüklenenlere,
- Elmalılı H. Yazır
- Derken bir ağırlık taşıyanlara,
- Ali Bulaç
- Derken, ağır yük taşıyan (bulut)lara.
- Diyanet İşleri
- Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır3
فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا
- Diyanet Vakfı
- Kolayca süzülenlere,
- Elmalılı H. Yazır
- Derken bir kolaylıkla akanlara,
- Ali Bulaç
- Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
- Diyanet İşleri
- Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır4
فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
- Diyanet Vakfı
- İşleri ayıranlara andolsun ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,
- Ali Bulaç
- Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun.
- Diyanet İşleri
- Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır5
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Size vadedilen, kesinlikle doğrudur.
- Elmalılı H. Yazır
- O size vaad edilen elbette doğrudur.
- Ali Bulaç
- Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
- Diyanet İşleri
- Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.
- Diyanet İşleri
- Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
- Diyanet Vakfı
- İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Yollara sahip göğe andolsun ki,
- Ali Bulaç
- 'Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun;
- Diyanet İşleri
- İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
Tefsirleri karşılaştır8
إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.
- Elmalılı H. Yazır
- Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.
- Ali Bulaç
- Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.
- Diyanet İşleri
- İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
Tefsirleri karşılaştır9
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
- Diyanet Vakfı
- Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
- Elmalılı H. Yazır
- Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
- Ali Bulaç
- Ondan çevrilen çevrilir,
- Diyanet İşleri
- Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
Tefsirleri karşılaştır10
قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kahrolsun o koyu yalancılar!
- Elmalılı H. Yazır
- Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
- Ali Bulaç
- Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler';
- Diyanet İşleri
- Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
Tefsirleri karşılaştır11
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
- Ali Bulaç
- Ki onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler.
- Diyanet İşleri
- Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
Tefsirleri karşılaştır12
يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.
- Ali Bulaç
- "Hesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar.
- Diyanet İşleri
- İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
Tefsirleri karşılaştır13
يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
- Diyanet Vakfı
- O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
- Ali Bulaç
- O gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler:
- Diyanet İşleri
- O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
Tefsirleri karşılaştır14
ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
- Ali Bulaç
- "Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir."
- Diyanet İşleri
- Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
Tefsirleri karşılaştır15
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
Tefsirleri karşılaştır16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
- Ali Bulaç
- Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
Tefsirleri karşılaştır17
كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Geceleri pek az uyurlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar geceleyin pek az uyurlardı.
- Ali Bulaç
- Gece-boyunca da pek az uyurlardı.
- Diyanet İşleri
- Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
Tefsirleri karşılaştır18
وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.
- Ali Bulaç
- Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
- Diyanet İşleri
- Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
Tefsirleri karşılaştır19
وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
- Diyanet Vakfı
- Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
- Ali Bulaç
- Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.
- Diyanet İşleri
- Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
Tefsirleri karşılaştır20
وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
- Ali Bulaç
- Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır.
- Diyanet İşleri
- Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır21
وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
- Ali Bulaç
- Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?
- Diyanet İşleri
- Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır22
وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Semada da rızkınız ve size vadedilen başka şeyler vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.
- Ali Bulaç
- Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.
- Diyanet İşleri
- Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
Tefsirleri karşılaştır23
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
- Ali Bulaç
- İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
- Diyanet İşleri
- Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
Tefsirleri karşılaştır24
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
- Ali Bulaç
- Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
- Diyanet İşleri
- İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
Tefsirleri karşılaştır25
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
- Ali Bulaç
- Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
- Diyanet İşleri
- Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
Tefsirleri karşılaştır26
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
- Ali Bulaç
- Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
- Diyanet İşleri
- Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır27
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.
- Ali Bulaç
- Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi.
- Diyanet İşleri
- Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır28
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
- Ali Bulaç
- (Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.
- Diyanet İşleri
- (Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
Tefsirleri karşılaştır29
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
- Ali Bulaç
- Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
Tefsirleri karşılaştır30
قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir."
- Diyanet İşleri
- Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır31
۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
- Ali Bulaç
- (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır32
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.
- Ali Bulaç
- "Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler.
- Diyanet İşleri
- Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır33
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- "Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
- Elmalılı H. Yazır
- Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.
- Ali Bulaç
- "Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için."
- Diyanet İşleri
- Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
- Elmalılı H. Yazır
- O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.
- Ali Bulaç
- "(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir."
- Diyanet İşleri
- Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır35
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
- Ali Bulaç
- Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
Tefsirleri karşılaştır36
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.
- Ali Bulaç
- Ne var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık.
- Diyanet İşleri
- Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
Tefsirleri karşılaştır37
وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
- Diyanet Vakfı
- Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.
- Ali Bulaç
- Ve orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık.
- Diyanet İşleri
- Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır38
وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.
- Ali Bulaç
- Musa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik;
- Diyanet İşleri
- Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.
- Ali Bulaç
- Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.
- Diyanet İşleri
- Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır40
فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
- Elmalılı H. Yazır
- Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.'
- Diyanet İşleri
- Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
Tefsirleri karşılaştır41
وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
- Diyanet Vakfı
- Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.
- Elmalılı H. Yazır
- Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.
- Ali Bulaç
- Ad (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik.
- Diyanet İşleri
- Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır42
مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
- Elmalılı H. Yazır
- O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.
- Ali Bulaç
- Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu.
- Diyanet İşleri
- Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır43
وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Semud kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
- Ali Bulaç
- Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti.
- Diyanet İşleri
- Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
Tefsirleri karşılaştır44
فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
- Ali Bulaç
- Ancak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı.
- Diyanet İşleri
- Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
Tefsirleri karşılaştır45
فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
- Elmalılı H. Yazır
- Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.
- Ali Bulaç
- Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.
- Diyanet İşleri
- Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
Tefsirleri karşılaştır46
وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
- Ali Bulaç
- Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
- Diyanet İşleri
- Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
Tefsirleri karşılaştır47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
- Ali Bulaç
- Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.
- Diyanet İşleri
- Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
Tefsirleri karşılaştır48
وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
- Elmalılı H. Yazır
- Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
- Ali Bulaç
- Yeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz).
- Diyanet İşleri
- Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
Tefsirleri karşılaştır49
وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.
- Ali Bulaç
- Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.
- Diyanet İşleri
- İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır50
فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
- Ali Bulaç
- Öyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.
- Diyanet İşleri
- De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
Tefsirleri karşılaştır51
وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
- Ali Bulaç
- Allah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.
- Diyanet İşleri
- "Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
Tefsirleri karşılaştır52
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
- Diyanet Vakfı
- İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
- Ali Bulaç
- İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir.
- Diyanet İşleri
- Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır53
أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
- Ali Bulaç
- Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler.
- Diyanet İşleri
- Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
Tefsirleri karşılaştır54
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
- Ali Bulaç
- Öyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin.
- Diyanet İşleri
- Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
Tefsirleri karşılaştır55
وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
- Ali Bulaç
- Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar.
- Diyanet İşleri
- Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
Tefsirleri karşılaştır56
وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
- Diyanet Vakfı
- Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
- Elmalılı H. Yazır
- Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
- Ali Bulaç
- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
- Diyanet İşleri
- Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
Tefsirleri karşılaştır57
مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
- Diyanet Vakfı
- Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
- Elmalılı H. Yazır
- Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
- Ali Bulaç
- Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum.
- Diyanet İşleri
- Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
Tefsirleri karşılaştır58
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
Tefsirleri karşılaştır59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
- Diyanet Vakfı
- Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
- Ali Bulaç
- Artık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler.
- Diyanet İşleri
- Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
Tefsirleri karşılaştır60
فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!
- Elmalılı H. Yazır
- Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
- Ali Bulaç
- Kendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere.
- Diyanet İşleri
- Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!
Tefsirleri karşılaştır