Zâriyât Sûresi

60 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا

Diyanet Vakfı
Tozdurup savuranlara,
Elmalılı H. Yazır
O tozdurup savuranlara,
Ali Bulaç
Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,
Diyanet İşleri
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır

2

فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا

Diyanet Vakfı
Yükünü yüklenenlere,
Elmalılı H. Yazır
Derken bir ağırlık taşıyanlara,
Ali Bulaç
Derken, ağır yük taşıyan (bulut)lara.
Diyanet İşleri
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır

3

فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا

Diyanet Vakfı
Kolayca süzülenlere,
Elmalılı H. Yazır
Derken bir kolaylıkla akanlara,
Ali Bulaç
Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
Diyanet İşleri
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır

4

فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا

Diyanet Vakfı
İşleri ayıranlara andolsun ki,
Elmalılı H. Yazır
Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,
Ali Bulaç
Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun.
Diyanet İşleri
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır

5

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ

Diyanet Vakfı
Size vadedilen, kesinlikle doğrudur.
Elmalılı H. Yazır
O size vaad edilen elbette doğrudur.
Ali Bulaç
Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
Diyanet İşleri
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır

6

وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ

Diyanet Vakfı
Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
Elmalılı H. Yazır
Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.
Ali Bulaç
Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.
Diyanet İşleri
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır

7

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ

Diyanet Vakfı
İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,
Elmalılı H. Yazır
Yollara sahip göğe andolsun ki,
Ali Bulaç
'Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun;
Diyanet İşleri
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
Tefsirleri karşılaştır

8

إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ

Diyanet Vakfı
Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.
Elmalılı H. Yazır
Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.
Ali Bulaç
Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.
Diyanet İşleri
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
Tefsirleri karşılaştır

9

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

Diyanet Vakfı
Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
Elmalılı H. Yazır
Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
Ali Bulaç
Ondan çevrilen çevrilir,
Diyanet İşleri
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
Tefsirleri karşılaştır

10

قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ

Diyanet Vakfı
Kahrolsun o koyu yalancılar!
Elmalılı H. Yazır
Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
Ali Bulaç
Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler';
Diyanet İşleri
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
Tefsirleri karşılaştır

11

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
Elmalılı H. Yazır
Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
Ali Bulaç
Ki onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler.
Diyanet İşleri
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
Tefsirleri karşılaştır

12

يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ

Diyanet Vakfı
Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
Elmalılı H. Yazır
Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.
Ali Bulaç
"Hesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar.
Diyanet İşleri
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
Tefsirleri karşılaştır

13

يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ

Diyanet Vakfı
O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
Elmalılı H. Yazır
O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
Ali Bulaç
O gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler:
Diyanet İşleri
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
Tefsirleri karşılaştır

14

ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

Diyanet Vakfı
Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
Elmalılı H. Yazır
Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
Ali Bulaç
"Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir."
Diyanet İşleri
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
Tefsirleri karşılaştır

15

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
Ali Bulaç
Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
Diyanet İşleri
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
Tefsirleri karşılaştır

16

ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

Diyanet Vakfı
Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
Ali Bulaç
Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı.
Diyanet İşleri
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
Tefsirleri karşılaştır

17

كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

Diyanet Vakfı
Geceleri pek az uyurlardı.
Elmalılı H. Yazır
Onlar geceleyin pek az uyurlardı.
Ali Bulaç
Gece-boyunca da pek az uyurlardı.
Diyanet İşleri
Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
Tefsirleri karşılaştır

18

وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Diyanet Vakfı
Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
Elmalılı H. Yazır
Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.
Ali Bulaç
Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
Diyanet İşleri
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

19

وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

Diyanet Vakfı
Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
Elmalılı H. Yazır
Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
Ali Bulaç
Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.
Diyanet İşleri
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

20

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ

Diyanet Vakfı
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.
Elmalılı H. Yazır
Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
Ali Bulaç
Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır.
Diyanet İşleri
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

21

وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
Elmalılı H. Yazır
Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
Ali Bulaç
Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?
Diyanet İşleri
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

22

وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

Diyanet Vakfı
Semada da rızkınız ve size vadedilen başka şeyler vardır.
Elmalılı H. Yazır
Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.
Ali Bulaç
Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.
Diyanet İşleri
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
Tefsirleri karşılaştır

23

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ

Diyanet Vakfı
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
Elmalılı H. Yazır
Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
Ali Bulaç
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
Diyanet İşleri
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
Tefsirleri karşılaştır

24

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ

Diyanet Vakfı
İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
Elmalılı H. Yazır
Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
Ali Bulaç
Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
Diyanet İşleri
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
Tefsirleri karşılaştır

25

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
Elmalılı H. Yazır
Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
Ali Bulaç
Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
Diyanet İşleri
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
Tefsirleri karşılaştır

26

فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
Elmalılı H. Yazır
İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
Ali Bulaç
Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
Diyanet İşleri
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır

27

فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Diyanet Vakfı
Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
Elmalılı H. Yazır
Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.
Ali Bulaç
Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi.
Diyanet İşleri
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır

28

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
Elmalılı H. Yazır
Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
Ali Bulaç
(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.
Diyanet İşleri
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
Tefsirleri karşılaştır

29

فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
Elmalılı H. Yazır
Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
Ali Bulaç
Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
Diyanet İşleri
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

30

قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ

Diyanet Vakfı
Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
Elmalılı H. Yazır
Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
Ali Bulaç
Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir."
Diyanet İşleri
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

31

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

Diyanet Vakfı
(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
Elmalılı H. Yazır
İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
Ali Bulaç
(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?"
Diyanet İşleri
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

32

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ

Diyanet Vakfı
"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
Elmalılı H. Yazır
Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.
Ali Bulaç
"Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler.
Diyanet İşleri
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

33

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ

Diyanet Vakfı
"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
Elmalılı H. Yazır
Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.
Ali Bulaç
"Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için."
Diyanet İşleri
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

34

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

Diyanet Vakfı
(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
Elmalılı H. Yazır
O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.
Ali Bulaç
"(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir."
Diyanet İşleri
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

35

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
Elmalılı H. Yazır
Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
Ali Bulaç
Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık.
Diyanet İşleri
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
Tefsirleri karşılaştır

36

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

Diyanet Vakfı
Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
Elmalılı H. Yazır
Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.
Ali Bulaç
Ne var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık.
Diyanet İşleri
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
Tefsirleri karşılaştır

37

وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

Diyanet Vakfı
Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
Elmalılı H. Yazır
Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.
Ali Bulaç
Ve orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık.
Diyanet İşleri
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

38

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
Elmalılı H. Yazır
Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.
Ali Bulaç
Musa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik;
Diyanet İşleri
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır

39

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ

Diyanet Vakfı
Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
Elmalılı H. Yazır
Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.
Ali Bulaç
Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.
Diyanet İşleri
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

40

فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
Elmalılı H. Yazır
Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.
Ali Bulaç
Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.'
Diyanet İşleri
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
Tefsirleri karşılaştır

41

وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

Diyanet Vakfı
Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.
Elmalılı H. Yazır
Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.
Ali Bulaç
Ad (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik.
Diyanet İşleri
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır

42

مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

Diyanet Vakfı
Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
Elmalılı H. Yazır
O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.
Ali Bulaç
Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu.
Diyanet İşleri
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır

43

وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Semud kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.
Elmalılı H. Yazır
Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
Ali Bulaç
Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti.
Diyanet İşleri
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
Tefsirleri karşılaştır

44

فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

Diyanet Vakfı
Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
Elmalılı H. Yazır
Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
Ali Bulaç
Ancak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı.
Diyanet İşleri
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
Tefsirleri karşılaştır

45

فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

Diyanet Vakfı
Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
Elmalılı H. Yazır
Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.
Ali Bulaç
Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.
Diyanet İşleri
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
Tefsirleri karşılaştır

46

وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ

Diyanet Vakfı
Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.
Elmalılı H. Yazır
Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
Ali Bulaç
Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
Diyanet İşleri
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
Tefsirleri karşılaştır

47

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Diyanet Vakfı
Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
Elmalılı H. Yazır
Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
Ali Bulaç
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.
Diyanet İşleri
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
Tefsirleri karşılaştır

48

وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ

Diyanet Vakfı
Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
Elmalılı H. Yazır
Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
Ali Bulaç
Yeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz).
Diyanet İşleri
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
Tefsirleri karşılaştır

49

وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Diyanet Vakfı
Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
Elmalılı H. Yazır
Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.
Ali Bulaç
Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.
Diyanet İşleri
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

50

فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

Diyanet Vakfı
O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
Elmalılı H. Yazır
Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
Ali Bulaç
Öyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.
Diyanet İşleri
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
Tefsirleri karşılaştır

51

وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

Diyanet Vakfı
Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
Elmalılı H. Yazır
Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
Ali Bulaç
Allah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum.
Diyanet İşleri
"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
Tefsirleri karşılaştır

52

كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Diyanet Vakfı
İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
Elmalılı H. Yazır
Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
Ali Bulaç
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir.
Diyanet İşleri
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

53

أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ

Diyanet Vakfı
Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
Elmalılı H. Yazır
Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
Ali Bulaç
Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler.
Diyanet İşleri
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
Tefsirleri karşılaştır

54

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ

Diyanet Vakfı
Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.
Elmalılı H. Yazır
Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
Ali Bulaç
Öyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin.
Diyanet İşleri
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
Tefsirleri karşılaştır

55

وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
Elmalılı H. Yazır
Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
Ali Bulaç
Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar.
Diyanet İşleri
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
Tefsirleri karşılaştır

56

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Diyanet Vakfı
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Elmalılı H. Yazır
Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
Ali Bulaç
Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
Diyanet İşleri
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
Tefsirleri karşılaştır

57

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

Diyanet Vakfı
Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
Elmalılı H. Yazır
Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
Ali Bulaç
Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum.
Diyanet İşleri
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
Tefsirleri karşılaştır

58

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.
Ali Bulaç
Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır.
Diyanet İşleri
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
Tefsirleri karşılaştır

59

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

Diyanet Vakfı
Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
Elmalılı H. Yazır
Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
Ali Bulaç
Artık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler.
Diyanet İşleri
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
Tefsirleri karşılaştır

60

فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

Diyanet Vakfı
Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!
Elmalılı H. Yazır
Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
Ali Bulaç
Kendilerine va'dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere.
Diyanet İşleri
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!
Tefsirleri karşılaştır