1
وَٱلطُّورِ
- Diyanet Vakfı
- Tur'a, andolsun ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun Tûr'a,
- Ali Bulaç
- Tur'a andolsun.
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır2
وَكِتَٰبٍۢ مَّسْطُورٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Satır satır yazılmış Kitab'a,
- Elmalılı H. Yazır
- Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
- Ali Bulaç
- Satır (satır) dizili kitaba,
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır3
فِى رَقٍّۢ مَّنشُورٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Yayılmış ince deri üzerine,
- Elmalılı H. Yazır
- Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
- Ali Bulaç
- Yayılmış ince deri üzerine;
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır4
وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ
- Diyanet Vakfı
- Beyt-i Ma'mur'a,
- Elmalılı H. Yazır
- Ma'mur eve,
- Ali Bulaç
- Ma'mur eve,
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır5
وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ
- Diyanet Vakfı
- Yükseltilmiş tavana(göğe),
- Elmalılı H. Yazır
- Yükseltilmiş tavana,
- Ali Bulaç
- Yükseltilmiş tavana,
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır6
وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ
- Diyanet Vakfı
- Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki),
- Elmalılı H. Yazır
- Kaynatılmış denize, (andolsun ki)
- Ali Bulaç
- Kabarıp, tutuşan denize,
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır7
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır8
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.
- Ali Bulaç
- Onu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur.
- Diyanet İşleri
- Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır9
يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًۭا
- Diyanet Vakfı
- O gün gök sallanıp çalkalanır.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün gök, bir çalkanış çalkalanır
- Ali Bulaç
- O gün gök, sarsılıp çalkalanır.
- Diyanet İşleri
- Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır10
وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًۭا
- Diyanet Vakfı
- Dağlar yürüdükçe yürür.
- Elmalılı H. Yazır
- Dağlar da bir yürüyüş yürür.
- Ali Bulaç
- Ve dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür.
- Diyanet İşleri
- Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır11
فَوَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yalanlayanların vay haline o gün!
- Elmalılı H. Yazır
- Vay haline o gün yalanlayanların!
- Ali Bulaç
- İşte o gün, yalanlayanların vay haline,
- Diyanet İşleri
- Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır12
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍۢ يَلْعَبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ki onlar daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.
- Ali Bulaç
- Ki onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır.
- Diyanet İşleri
- Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır13
يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
- Diyanet Vakfı
- O gün cehennem ateşine itilip atılırlar:
- Elmalılı H. Yazır
- O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.
- Ali Bulaç
- Cehennem ateşine, 'küçültücü bir sürüklenme ile ' sürüklenecekleri gün;
- Diyanet İşleri
- Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
Tefsirleri karşılaştır14
هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
- Diyanet Vakfı
- "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!" denilir.
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
- Ali Bulaç
- (Onlara şöyle denir:) "İşte sizin yalanladığınız ateş budur."
- Diyanet İşleri
- Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
Tefsirleri karşılaştır15
أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?
- Ali Bulaç
- "Bu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz."
- Diyanet İşleri
- Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
Tefsirleri karşılaştır16
ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
- Ali Bulaç
- "Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz."
- Diyanet İşleri
- Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
Tefsirleri karşılaştır17
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَعِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz (kötülüklerden) korunanlar cennetlerde ve nimet içindedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler;
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
Tefsirleri karşılaştır18
فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler, (Zira) Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
- Elmalılı H. Yazır
- Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
- Ali Bulaç
- Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur.
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
Tefsirleri karşılaştır19
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara: Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için (denilir).
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)
- Ali Bulaç
- "Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için."
- Diyanet İşleri
- Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
Tefsirleri karşılaştır20
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- " Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak"Onları, ceylan gözlü hurilerle evlendirmişizdir:
- Elmalılı H. Yazır
- Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.
- Ali Bulaç
- Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
- Diyanet İşleri
- Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
Tefsirleri karşılaştır21
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍۢ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
- Elmalılı H. Yazır
- İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
- Ali Bulaç
- İman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.
- Diyanet İşleri
- İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.
Tefsirleri karşılaştır22
وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍۢ وَلَحْمٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
- Ali Bulaç
- Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik.
- Diyanet İşleri
- Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.
Tefsirleri karşılaştır23
يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًۭا لَّا لَغْوٌۭ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır ne de günaha girme.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.
- Ali Bulaç
- Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur.
- Diyanet İşleri
- Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.
Tefsirleri karşılaştır24
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌۭ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌۭ مَّكْنُونٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
- Ali Bulaç
- Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.'
- Diyanet İşleri
- Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır25
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar:
- Elmalılı H. Yazır
- Birbirlerine yönelip soruyorlar.
- Ali Bulaç
- Kimi kimine dönüp sorarlar;
- Diyanet İşleri
- Birbirlerine dönüp soruşurlar:
Tefsirleri karşılaştır26
قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Derler ki: "Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilahi azaptan) korkardık."
- Elmalılı H. Yazır
- Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık."
- Diyanet İşleri
- "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
Tefsirleri karşılaştır27
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ
- Diyanet Vakfı
- "Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan korudu."
- Elmalılı H. Yazır
- "Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."
- Ali Bulaç
- "Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azaptan korudu."
- Diyanet İşleri
- "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
Tefsirleri karşılaştır28
إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
- Elmalılı H. Yazır
- "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
- Ali Bulaç
- "Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisi'dir."
- Diyanet İşleri
- "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
Tefsirleri karşılaştır29
فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍۢ وَلَا مَجْنُونٍ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.
- Elmalılı H. Yazır
- (Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.
- Ali Bulaç
- Şu halde sen, öğüt verip-hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun.
- Diyanet İşleri
- Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.
Tefsirleri karşılaştır30
أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌۭ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa onlar: (O,) bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz mu diyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?
- Ali Bulaç
- Yoksa onlar: "Bir şairdir, biz ona zamanın (getireceği) felaketleri gözlüyoruz" mu diyorlar?
- Diyanet İşleri
- Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."
Tefsirleri karşılaştır31
قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ
- Diyanet Vakfı
- De ki: Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
- Elmalılı H. Yazır
- De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
- Ali Bulaç
- De ki: "Siz gözetleyedurun; çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."
Tefsirleri karşılaştır32
أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa onlar, azgın bir topluluk mudur?
- Elmalılı H. Yazır
- Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
- Ali Bulaç
- Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir?
- Diyanet İşleri
- Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?
Tefsirleri karşılaştır33
أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yahut "Onu kendisi uydurdu!" mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.
- Ali Bulaç
- Yoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar.
- Diyanet İşleri
- Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.
Tefsirleri karşılaştır34
فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍۢ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz getirsinler.
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.
- Ali Bulaç
- Şu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler.
- Diyanet İşleri
- Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.
Tefsirleri karşılaştır35
أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?
- Ali Bulaç
- Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?
- Diyanet İşleri
- Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?
Tefsirleri karşılaştır36
أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
- Ali Bulaç
- Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.
- Diyanet İşleri
- Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.
Tefsirleri karşılaştır37
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?
- Ali Bulaç
- Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç (herşeyin denetim ve yönetim) sahipleri kendileri midir?
- Diyanet İşleri
- Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?
Tefsirleri karşılaştır38
أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌۭ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa onların, üzerine çıkıp gizli sırları dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsinler.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
- Ali Bulaç
- Yoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yükselip en yüce makamda konuşulanları) dinliyorlar? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
- Diyanet İşleri
- Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
Tefsirleri karşılaştır39
أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa kızlar O'nun, oğullar da sizin mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?
- Ali Bulaç
- Yoksa kızlar O'nun da, erkek-çocuklar sizin mi?
- Diyanet İşleri
- Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?
Tefsirleri karşılaştır40
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında eziliyorlar mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
- Ali Bulaç
- Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altındalar?
- Diyanet İşleri
- Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Tefsirleri karşılaştır41
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?
- Ali Bulaç
- Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, böylece yazıp-duruyorlar?
- Diyanet İşleri
- Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?
Tefsirleri karşılaştır42
أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًۭا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yahut bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, inkar edenlerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.
- Ali Bulaç
- Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) ‘o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.
- Diyanet İşleri
- Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır43
أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
- Diyanet Vakfı
- Veya onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
- Ali Bulaç
- Yoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir.
- Diyanet İşleri
- Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.
Tefsirleri karşılaştır44
وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًۭا يَقُولُوا۟ سَحَابٌۭ مَّرْكُومٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Gökten düşen bir kütle görseler "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
- Elmalılı H. Yazır
- Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.
- Ali Bulaç
- Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.
- Diyanet İşleri
- Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.
Tefsirleri karşılaştır45
فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.
- Elmalılı H. Yazır
- Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
- Ali Bulaç
- Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
- Diyanet İşleri
- Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.
Tefsirleri karşılaştır46
يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- O gün planları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da görmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.
- Ali Bulaç
- O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler.
- Diyanet İşleri
- O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.
Tefsirleri karşılaştır47
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًۭا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap vardır. Fakat çokları bilmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.
- Diyanet İşleri
- Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.
Tefsirleri karşılaştır48
وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
- Diyanet Vakfı
- Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
- Ali Bulaç
- Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.
- Diyanet İşleri
- Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;
Tefsirleri karşılaştır49
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ
- Diyanet Vakfı
- Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et.
- Elmalılı H. Yazır
- Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et
- Ali Bulaç
- Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O'nu tesbih et.
- Diyanet İşleri
- Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır