Tûr Sûresi

49 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

وَٱلطُّورِ

Diyanet Vakfı
Tur'a, andolsun ki,
Elmalılı H. Yazır
Andolsun Tûr'a,
Ali Bulaç
Tur'a andolsun.
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

2

وَكِتَٰبٍۢ مَّسْطُورٍۢ

Diyanet Vakfı
Satır satır yazılmış Kitab'a,
Elmalılı H. Yazır
Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
Ali Bulaç
Satır (satır) dizili kitaba,
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

3

فِى رَقٍّۢ مَّنشُورٍۢ

Diyanet Vakfı
Yayılmış ince deri üzerine,
Elmalılı H. Yazır
Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
Ali Bulaç
Yayılmış ince deri üzerine;
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

4

وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ

Diyanet Vakfı
Beyt-i Ma'mur'a,
Elmalılı H. Yazır
Ma'mur eve,
Ali Bulaç
Ma'mur eve,
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

5

وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ

Diyanet Vakfı
Yükseltilmiş tavana(göğe),
Elmalılı H. Yazır
Yükseltilmiş tavana,
Ali Bulaç
Yükseltilmiş tavana,
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

6

وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ

Diyanet Vakfı
Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki),
Elmalılı H. Yazır
Kaynatılmış denize, (andolsun ki)
Ali Bulaç
Kabarıp, tutuşan denize,
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

7

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌۭ

Diyanet Vakfı
Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
Elmalılı H. Yazır
Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
Ali Bulaç
Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

8

مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍۢ

Diyanet Vakfı
Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
Elmalılı H. Yazır
Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.
Ali Bulaç
Onu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur.
Diyanet İşleri
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır

9

يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًۭا

Diyanet Vakfı
O gün gök sallanıp çalkalanır.
Elmalılı H. Yazır
O gün gök, bir çalkanış çalkalanır
Ali Bulaç
O gün gök, sarsılıp çalkalanır.
Diyanet İşleri
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır

10

وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًۭا

Diyanet Vakfı
Dağlar yürüdükçe yürür.
Elmalılı H. Yazır
Dağlar da bir yürüyüş yürür.
Ali Bulaç
Ve dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür.
Diyanet İşleri
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır

11

فَوَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
Yalanlayanların vay haline o gün!
Elmalılı H. Yazır
Vay haline o gün yalanlayanların!
Ali Bulaç
İşte o gün, yalanlayanların vay haline,
Diyanet İşleri
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır

12

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍۢ يَلْعَبُونَ

Diyanet Vakfı
Ki onlar daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır.
Elmalılı H. Yazır
Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.
Ali Bulaç
Ki onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır.
Diyanet İşleri
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
Tefsirleri karşılaştır

13

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

Diyanet Vakfı
O gün cehennem ateşine itilip atılırlar:
Elmalılı H. Yazır
O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.
Ali Bulaç
Cehennem ateşine, 'küçültücü bir sürüklenme ile ' sürüklenecekleri gün;
Diyanet İşleri
Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
Tefsirleri karşılaştır

14

هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Diyanet Vakfı
"İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!" denilir.
Elmalılı H. Yazır
(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
Ali Bulaç
(Onlara şöyle denir:) "İşte sizin yalanladığınız ateş budur."
Diyanet İşleri
Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
Tefsirleri karşılaştır

15

أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz?
Elmalılı H. Yazır
"Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?
Ali Bulaç
"Bu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz."
Diyanet İşleri
Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
Tefsirleri karşılaştır

16

ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Diyanet Vakfı
Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız.
Elmalılı H. Yazır
Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
Ali Bulaç
"Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz."
Diyanet İşleri
Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
Tefsirleri karşılaştır

17

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَعِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz (kötülüklerden) korunanlar cennetlerde ve nimet içindedirler.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.
Ali Bulaç
Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler;
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
Tefsirleri karşılaştır

18

فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler, (Zira) Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
Elmalılı H. Yazır
Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
Ali Bulaç
Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur.
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
Tefsirleri karşılaştır

19

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Diyanet Vakfı
Onlara: Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için (denilir).
Elmalılı H. Yazır
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)
Ali Bulaç
"Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için."
Diyanet İşleri
Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
Tefsirleri karşılaştır

20

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ

Diyanet Vakfı
" Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak"Onları, ceylan gözlü hurilerle evlendirmişizdir:
Elmalılı H. Yazır
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.
Ali Bulaç
Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
Diyanet İşleri
Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
Tefsirleri karşılaştır

21

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍۢ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌۭ

Diyanet Vakfı
İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
Elmalılı H. Yazır
İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
Ali Bulaç
İman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.
Diyanet İşleri
İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.
Tefsirleri karşılaştır

22

وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍۢ وَلَحْمٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Diyanet Vakfı
Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
Elmalılı H. Yazır
Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
Ali Bulaç
Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik.
Diyanet İşleri
Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.
Tefsirleri karşılaştır

23

يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًۭا لَّا لَغْوٌۭ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır ne de günaha girme.
Elmalılı H. Yazır
Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.
Ali Bulaç
Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur.
Diyanet İşleri
Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.
Tefsirleri karşılaştır

24

۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌۭ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌۭ مَّكْنُونٌۭ

Diyanet Vakfı
Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.
Elmalılı H. Yazır
Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
Ali Bulaç
Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.'
Diyanet İşleri
Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır

25

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

Diyanet Vakfı
Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar:
Elmalılı H. Yazır
Birbirlerine yönelip soruyorlar.
Ali Bulaç
Kimi kimine dönüp sorarlar;
Diyanet İşleri
Birbirlerine dönüp soruşurlar:
Tefsirleri karşılaştır

26

قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

Diyanet Vakfı
Derler ki: "Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilahi azaptan) korkardık."
Elmalılı H. Yazır
Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".
Ali Bulaç
Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık."
Diyanet İşleri
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
Tefsirleri karşılaştır

27

فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

Diyanet Vakfı
"Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan korudu."
Elmalılı H. Yazır
"Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."
Ali Bulaç
"Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azaptan korudu."
Diyanet İşleri
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
Tefsirleri karşılaştır

28

إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet Vakfı
"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
Elmalılı H. Yazır
"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
Ali Bulaç
"Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisi'dir."
Diyanet İşleri
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
Tefsirleri karşılaştır

29

فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍۢ وَلَا مَجْنُونٍ

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.
Elmalılı H. Yazır
(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.
Ali Bulaç
Şu halde sen, öğüt verip-hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun.
Diyanet İşleri
Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.
Tefsirleri karşılaştır

30

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌۭ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ

Diyanet Vakfı
Yoksa onlar: (O,) bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz mu diyorlar?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?
Ali Bulaç
Yoksa onlar: "Bir şairdir, biz ona zamanın (getireceği) felaketleri gözlüyoruz" mu diyorlar?
Diyanet İşleri
Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."
Tefsirleri karşılaştır

31

قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ

Diyanet Vakfı
De ki: Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
Elmalılı H. Yazır
De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
Ali Bulaç
De ki: "Siz gözetleyedurun; çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim."
Diyanet İşleri
De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."
Tefsirleri karşılaştır

32

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ

Diyanet Vakfı
Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa onlar, azgın bir topluluk mudur?
Elmalılı H. Yazır
Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
Ali Bulaç
Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir?
Diyanet İşleri
Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?
Tefsirleri karşılaştır

33

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ

Diyanet Vakfı
Yahut "Onu kendisi uydurdu!" mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmezler.
Elmalılı H. Yazır
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.
Ali Bulaç
Yoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar.
Diyanet İşleri
Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.
Tefsirleri karşılaştır

34

فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍۢ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

Diyanet Vakfı
Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz getirsinler.
Elmalılı H. Yazır
Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.
Ali Bulaç
Şu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler.
Diyanet İşleri
Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.
Tefsirleri karşılaştır

35

أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ

Diyanet Vakfı
Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?
Ali Bulaç
Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?
Diyanet İşleri
Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?
Tefsirleri karşılaştır

36

أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar.
Elmalılı H. Yazır
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
Ali Bulaç
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.
Diyanet İşleri
Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.
Tefsirleri karşılaştır

37

أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ

Diyanet Vakfı
Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?
Ali Bulaç
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç (herşeyin denetim ve yönetim) sahipleri kendileri midir?
Diyanet İşleri
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?
Tefsirleri karşılaştır

38

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌۭ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ

Diyanet Vakfı
Yoksa onların, üzerine çıkıp gizli sırları dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsinler.
Elmalılı H. Yazır
Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
Ali Bulaç
Yoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yükselip en yüce makamda konuşulanları) dinliyorlar? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
Diyanet İşleri
Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
Tefsirleri karşılaştır

39

أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa kızlar O'nun, oğullar da sizin mi?
Elmalılı H. Yazır
Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?
Ali Bulaç
Yoksa kızlar O'nun da, erkek-çocuklar sizin mi?
Diyanet İşleri
Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?
Tefsirleri karşılaştır

40

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında eziliyorlar mı?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Ali Bulaç
Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altındalar?
Diyanet İşleri
Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Tefsirleri karşılaştır

41

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?
Ali Bulaç
Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, böylece yazıp-duruyorlar?
Diyanet İşleri
Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?
Tefsirleri karşılaştır

42

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًۭا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ

Diyanet Vakfı
Yahut bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, inkar edenlerdir.
Elmalılı H. Yazır
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.
Ali Bulaç
Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) ‘o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.
Diyanet İşleri
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır

43

أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Diyanet Vakfı
Veya onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Elmalılı H. Yazır
Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Ali Bulaç
Yoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir.
Diyanet İşleri
Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.
Tefsirleri karşılaştır

44

وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًۭا يَقُولُوا۟ سَحَابٌۭ مَّرْكُومٌۭ

Diyanet Vakfı
Gökten düşen bir kütle görseler "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
Elmalılı H. Yazır
Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.
Ali Bulaç
Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.
Diyanet İşleri
Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.
Tefsirleri karşılaştır

45

فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ

Diyanet Vakfı
Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.
Elmalılı H. Yazır
Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
Ali Bulaç
Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
Diyanet İşleri
Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.
Tefsirleri karşılaştır

46

يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Diyanet Vakfı
O gün planları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da görmezler.
Elmalılı H. Yazır
O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.
Ali Bulaç
O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler.
Diyanet İşleri
O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.
Tefsirleri karşılaştır

47

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًۭا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap vardır. Fakat çokları bilmezler.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.
Ali Bulaç
Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.
Diyanet İşleri
Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.
Tefsirleri karşılaştır

48

وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

Diyanet Vakfı
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.
Elmalılı H. Yazır
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
Ali Bulaç
Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.
Diyanet İşleri
Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;
Tefsirleri karşılaştır

49

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ

Diyanet Vakfı
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et.
Elmalılı H. Yazır
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et
Ali Bulaç
Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O'nu tesbih et.
Diyanet İşleri
Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır