1
طسٓمٓ
- Diyanet Vakfı
- Ta. Sin. Mim.
- Elmalılı H. Yazır
- Tâ, Sîn, Mîm.
- Ali Bulaç
- Ta, Sin, Mim.
- Diyanet İşleri
- Ta, Sin, Mim.
Tefsirleri karşılaştır2
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
- Diyanet Vakfı
- Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.
- Ali Bulaç
- Bunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir.
- Diyanet İşleri
- Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
Tefsirleri karşılaştır3
لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
- Elmalılı H. Yazır
- (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!
- Ali Bulaç
- Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
- Diyanet İşleri
- İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
Tefsirleri karşılaştır4
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.
- Ali Bulaç
- Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
- Diyanet İşleri
- Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Tefsirleri karşılaştır5
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
- Diyanet Vakfı
- Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.
- Ali Bulaç
- Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
- Diyanet İşleri
- Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
Tefsirleri karşılaştır6
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
- Diyanet Vakfı
- Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
- Diyanet İşleri
- Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
Tefsirleri karşılaştır7
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.
- Ali Bulaç
- Yeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
- Diyanet İşleri
- Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.
Tefsirleri karşılaştır8
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişane vardır; ama çoğu iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.
Tefsirleri karşılaştır9
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.
- Diyanet İşleri
- Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır10
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hala (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.
- Ali Bulaç
- Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;"
- Diyanet İşleri
- Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
Tefsirleri karşılaştır11
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hala (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- "Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"
- Ali Bulaç
- Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı?"
- Diyanet İşleri
- Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
Tefsirleri karşılaştır12
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
- Diyanet Vakfı
- Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.
- Elmalılı H. Yazır
- (Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
- Diyanet İşleri
- Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
Tefsirleri karşılaştır13
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."
- Ali Bulaç
- "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."
- Diyanet İşleri
- Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
Tefsirleri karşılaştır14
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
- Diyanet Vakfı
- Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.
- Elmalılı H. Yazır
- "Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."
- Ali Bulaç
- "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."
- Diyanet İşleri
- Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
Tefsirleri karşılaştır15
قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.
- Elmalılı H. Yazır
- (Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."
- Ali Bulaç
- (Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
Tefsirleri karşılaştır16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;
- Elmalılı H. Yazır
- "Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
- Ali Bulaç
- "Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz,"
- Diyanet İşleri
- Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
Tefsirleri karşılaştır17
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
- Diyanet Vakfı
- İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
- Elmalılı H. Yazır
- İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."
- Ali Bulaç
- "İsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
Tefsirleri karşılaştır18
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?
- Elmalılı H. Yazır
- "Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
- Ali Bulaç
- (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
- Diyanet İşleri
- Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!
- Elmalılı H. Yazır
- "Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"
- Ali Bulaç
- "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin."
- Diyanet İşleri
- Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır20
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
- Diyanet Vakfı
- Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım
- Elmalılı H. Yazır
- Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."
- Ali Bulaç
- (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."
- Diyanet İşleri
- Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
Tefsirleri karşılaştır21
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
- Elmalılı H. Yazır
- "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."
- Ali Bulaç
- "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."
- Diyanet İşleri
- Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
Tefsirleri karşılaştır22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
- Diyanet Vakfı
- O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.
- Elmalılı H. Yazır
- "O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "
- Ali Bulaç
- "Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır."
- Diyanet İşleri
- Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
Tefsirleri karşılaştır23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"
- Ali Bulaç
- Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"
- Diyanet İşleri
- Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır24
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."
- Diyanet İşleri
- Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
- Ali Bulaç
- Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"
- Diyanet İşleri
- Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."
- Ali Bulaç
- (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."
- Diyanet İşleri
- "O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır27
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- (Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
- Ali Bulaç
- (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."
- Diyanet İşleri
- Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır28
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."
- Ali Bulaç
- "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa).
- Diyanet İşleri
- Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
- Diyanet Vakfı
- Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.
- Ali Bulaç
- (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."
- Diyanet İşleri
- Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.
Tefsirleri karşılaştır30
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
- Ali Bulaç
- (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
- Diyanet İşleri
- Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır31
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.
- Ali Bulaç
- (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."
- Diyanet İşleri
- Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır32
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine Musa asasını atıverdi; bir de ne görsünler, asa apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
Tefsirleri karşılaştır33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
- Elmalılı H. Yazır
- Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.
- Ali Bulaç
- Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.
- Diyanet İşleri
- Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
Tefsirleri karşılaştır34
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"
- Ali Bulaç
- (Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."
- Diyanet İşleri
- Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır35
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- "Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"
- Ali Bulaç
- "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?"
- Diyanet İşleri
- Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır36
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;
- Elmalılı H. Yazır
- Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder,"
- Diyanet İşleri
- "Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
Tefsirleri karşılaştır37
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
- Ali Bulaç
- "Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler."
- Diyanet İşleri
- "Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
Tefsirleri karşılaştır38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
- Ali Bulaç
- Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi.
- Diyanet İşleri
- Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
Tefsirleri karşılaştır39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
- Elmalılı H. Yazır
- Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.
- Ali Bulaç
- Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi."
- Diyanet İşleri
- İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
Tefsirleri karşılaştır40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
- Ali Bulaç
- "Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."
- Diyanet İşleri
- "Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.
Tefsirleri karşılaştır41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.
- Ali Bulaç
- Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.
- Diyanet İşleri
- Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.
Tefsirleri karşılaştır42
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
- Ali Bulaç
- "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."
- Diyanet İşleri
- Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
Tefsirleri karşılaştır43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
- Ali Bulaç
- Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."
- Diyanet İşleri
- Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır44
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
- Ali Bulaç
- Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.
- Diyanet İşleri
- Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.
Tefsirleri karşılaştır45
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra Musa asasını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
- Elmalılı H. Yazır
- Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!
- Ali Bulaç
- Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.
Tefsirleri karşılaştır46
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
- Elmalılı H. Yazır
- Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
- Ali Bulaç
- Anında büyücüler secdeye kapandılar.
- Diyanet İşleri
- Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır47
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- "İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
- Ali Bulaç
- (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.
- Diyanet İşleri
- Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik".
- Elmalılı H. Yazır
- "Musa ve Harun'un Rabbine!"
- Ali Bulaç
- "Musa'nın ve Harun'un Rabbine."
- Diyanet İşleri
- Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır49
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
- Ali Bulaç
- (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım."
- Diyanet İşleri
- Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır50
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
- Ali Bulaç
- "Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz."
- Diyanet İşleri
- İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
Tefsirleri karşılaştır51
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız."
- Elmalılı H. Yazır
- "Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"
- Ali Bulaç
- "Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
- Diyanet İşleri
- İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
Tefsirleri karşılaştır52
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
- Ali Bulaç
- Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.
- Diyanet İşleri
- Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.
Tefsirleri karşılaştır53
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
- Diyanet İşleri
- Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Tefsirleri karşılaştır54
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."
- Elmalılı H. Yazır
- "Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
- Ali Bulaç
- "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;"
- Diyanet İşleri
- Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Tefsirleri karşılaştır55
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
- Diyanet Vakfı
- "(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir."
- Elmalılı H. Yazır
- "(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
- Ali Bulaç
- "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler."
- Diyanet İşleri
- Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Tefsirleri karşılaştır56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu).
- Elmalılı H. Yazır
- "Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
- Ali Bulaç
- 'Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).
- Diyanet İşleri
- Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Tefsirleri karşılaştır57
فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
- Ali Bulaç
- Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;
- Diyanet İşleri
- Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Tefsirleri karşılaştır58
وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.
- Elmalılı H. Yazır
- Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
- Ali Bulaç
- Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.
- Diyanet İşleri
- Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Tefsirleri karşılaştır59
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
- Diyanet Vakfı
- Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
- Ali Bulaç
- İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.
- Diyanet İşleri
- Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Tefsirleri karşılaştır60
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
- Ali Bulaç
- Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
- Diyanet İşleri
- Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.
Tefsirleri karşılaştır61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
- Diyanet Vakfı
- İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
- Ali Bulaç
- İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.
- Diyanet İşleri
- İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır62
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
- Diyanet Vakfı
- Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
- Ali Bulaç
- (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."
- Diyanet İşleri
- Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır63
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine Musa'ya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.
Tefsirleri karşılaştır64
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
- Elmalılı H. Yazır
- Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
- Ali Bulaç
- Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
- Diyanet İşleri
- İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
Tefsirleri karşılaştır65
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
- Ali Bulaç
- Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
- Diyanet İşleri
- Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır66
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra ötekilerini suda boğduk.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da ötekileri suda boğduk.
- Ali Bulaç
- Sonra ötekileri suda boğduk.
- Diyanet İşleri
- Öbürlerini suda boğduk.
Tefsirleri karşılaştır67
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
- Diyanet İşleri
- Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır68
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.
Tefsirleri karşılaştır69
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.
- Elmalılı H. Yazır
- (Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
- Ali Bulaç
- Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku:
- Diyanet İşleri
- Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.
Tefsirleri karşılaştır70
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
- Ali Bulaç
- Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
- Diyanet İşleri
- İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır71
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz" diye cevap verdiler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.
- Ali Bulaç
- Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
- Diyanet İşleri
- "Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır72
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
- Diyanet Vakfı
- İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır73
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
- Diyanet Vakfı
- Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
- Elmalılı H. Yazır
- "Veya size fayda veya zararları olur mu?"
- Ali Bulaç
- "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır74
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.
- Elmalılı H. Yazır
- "Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."
- Ali Bulaç
- "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
- Diyanet İşleri
- "Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır75
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
- Diyanet Vakfı
- İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
- Ali Bulaç
- (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır76
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- "İster siz, ister eski atalarınız"
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
- Ali Bulaç
- "Hem siz, hem de eski atalarınız?"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır77
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak alemlerin Rabbi (benim dostumdur);
- Elmalılı H. Yazır
- "Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"
- Ali Bulaç
- "İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır78
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
- Diyanet Vakfı
- Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- "O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"
- Ali Bulaç
- "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır79
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
- Diyanet Vakfı
- Beni yediren, içiren O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- "Beni yediren, içirendir,"
- Ali Bulaç
- "Bana yediren ve içiren O'dur;"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır80
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
- Diyanet Vakfı
- Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- "Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."
- Ali Bulaç
- "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır81
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
- Diyanet Vakfı
- Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- "O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "
- Ali Bulaç
- "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır82
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."
- Ali Bulaç
- "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır83
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."
- Ali Bulaç
- "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Tefsirleri karşılaştır84
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!
- Elmalılı H. Yazır
- "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
- Ali Bulaç
- "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
- Diyanet İşleri
- Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Tefsirleri karşılaştır85
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Beni, Naim cennetinin varislerinden kıl.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
- Ali Bulaç
- "Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,"
- Diyanet İşleri
- Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Tefsirleri karşılaştır86
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
- Diyanet Vakfı
- Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.
- Elmalılı H. Yazır
- "Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
- Ali Bulaç
- "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
- Diyanet İşleri
- Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Tefsirleri karşılaştır87
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.
- Elmalılı H. Yazır
- "(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
- Ali Bulaç
- "Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,"
- Diyanet İşleri
- Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Tefsirleri karşılaştır88
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, ne mal fayda verir ne de evlat.
- Elmalılı H. Yazır
- "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
- Ali Bulaç
- 'Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
- Diyanet İşleri
- Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Tefsirleri karşılaştır89
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ancak Allah'a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).
- Elmalılı H. Yazır
- "Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
- Ali Bulaç
- "Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka."
- Diyanet İşleri
- Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Tefsirleri karşılaştır90
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
- Diyanet Vakfı
- (O gün) cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır.
- Elmalılı H. Yazır
- (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
- Ali Bulaç
- (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
- Diyanet İşleri
- O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
Tefsirleri karşılaştır91
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
- Diyanet Vakfı
- Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
- Ali Bulaç
- Cehennem de azgınlar için sergilenir.
- Diyanet İşleri
- O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
Tefsirleri karşılaştır92
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlara: Allah'tan gayrı taptıklarınız hani nerede? denilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
- Ali Bulaç
- Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir;
- Diyanet İşleri
- Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
Tefsirleri karşılaştır93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu?.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
- Ali Bulaç
- "Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu?
- Diyanet İşleri
- Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
Tefsirleri karşılaştır94
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar ve azgınlar oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
- Ali Bulaç
- Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
- Diyanet İşleri
- Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
Tefsirleri karşılaştır95
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- İblis bütün orduları da.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
- Ali Bulaç
- Ve İblis'in bütün orduları da.
- Diyanet İşleri
- Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
Tefsirleri karşılaştır96
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
- Elmalılı H. Yazır
- Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
- Ali Bulaç
- Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
- Diyanet İşleri
- Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tefsirleri karşılaştır97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
- Diyanet Vakfı
- Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
- Elmalılı H. Yazır
- "Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
- Ali Bulaç
- "Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,"
- Diyanet İşleri
- Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tefsirleri karşılaştır98
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü biz sizi alemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.
- Elmalılı H. Yazır
- "Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
- Ali Bulaç
- "Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.
- Diyanet İşleri
- Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tefsirleri karşılaştır99
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bizi ancak o günahkarlar saptırdı.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
- Ali Bulaç
- "Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı."
- Diyanet İşleri
- Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tefsirleri karşılaştır100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var".
- Elmalılı H. Yazır
- "Bak bizim için ne şefaatçiler var,"
- Ali Bulaç
- "Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"
- Diyanet İşleri
- Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tefsirleri karşılaştır101
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- "Ne de yakın bir dostumuz".
- Elmalılı H. Yazır
- "Ne de yakın bir dost."
- Ali Bulaç
- "Ne de candan-yakın bir dost."
- Diyanet İşleri
- Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tefsirleri karşılaştır102
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!
- Elmalılı H. Yazır
- "Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
- Ali Bulaç
- "Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik."
- Diyanet İşleri
- Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tefsirleri karşılaştır103
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
- Diyanet İşleri
- Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır104
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır105
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
- Elmalılı H. Yazır
- Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
- Ali Bulaç
- Nuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
- Diyanet İşleri
- Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır106
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
- Ali Bulaç
- Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır107
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
- Ali Bulaç
- "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır108
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır109
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
- Ali Bulaç
- "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır110
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin.
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır111
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
- Elmalılı H. Yazır
- "Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?"
- Diyanet İşleri
- "Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.
Tefsirleri karşılaştır112
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur."
- Diyanet İşleri
- Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır113
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
- Elmalılı H. Yazır
- "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
- Ali Bulaç
- "Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.)"
- Diyanet İşleri
- Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
- Elmalılı H. Yazır
- "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
- Ali Bulaç
- "Ve ben mü'min olanları kovacak değilim."
- Diyanet İşleri
- Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır115
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
- Ali Bulaç
- "Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
- Diyanet İşleri
- Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır116
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
- Elmalılı H. Yazır
- Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın."
- Diyanet İşleri
- "Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.
Tefsirleri karşılaştır117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
- Diyanet Vakfı
- Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı."
- Diyanet İşleri
- Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
Tefsirleri karşılaştır118
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
- Elmalılı H. Yazır
- "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
- Ali Bulaç
- "Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."
- Diyanet İşleri
- Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
Tefsirleri karşılaştır119
فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır120
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra da geri kalanları suda boğduk.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
- Ali Bulaç
- Sonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk.
- Diyanet İşleri
- Sonra de geride kalanları suda boğduk.
Tefsirleri karşılaştır121
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır122
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır123
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
- Ali Bulaç
- Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı.
- Diyanet İşleri
- Ad milleti de peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır124
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
- Ali Bulaç
- Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır125
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
- Ali Bulaç
- "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır126
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır127
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "
- Ali Bulaç
- "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır128
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ
- Diyanet Vakfı
- Siz her yüksek yere bir alamet dikerek eğleniyor musunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- "Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
- Ali Bulaç
- "Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?"
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- "Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
- Ali Bulaç
- "Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır130
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- "Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
- Ali Bulaç
- "Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır131
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır132
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.
- Elmalılı H. Yazır
- "O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
- Ali Bulaç
- "Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır133
أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ
- Diyanet Vakfı
- "O size verdi: davarlar, oğullar".
- Elmalılı H. Yazır
- "Davarlar, oğullar,"
- Ali Bulaç
- "Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır134
وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
- Diyanet Vakfı
- "Bahçeler çeşmeler." (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
- Elmalılı H. Yazır
- "Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
- Ali Bulaç
- "Bahçeler ve pınarlar da."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır135
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
- Elmalılı H. Yazır
- "Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
- Ali Bulaç
- "Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Tefsirleri karşılaştır136
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da."
- Diyanet İşleri
- "İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
Tefsirleri karşılaştır137
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Bu sırf eskilerin âdetidir."
- Ali Bulaç
- "Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir."
- Diyanet İşleri
- Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
Tefsirleri karşılaştır138
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz azaba uğratılacak da değiliz.
- Elmalılı H. Yazır
- "Biz azaba uğratılacak da değiliz."
- Ali Bulaç
- "Ve biz azap görecek de değiliz."
- Diyanet İşleri
- Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
Tefsirleri karşılaştır139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helak ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
- Ali Bulaç
- Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
- Diyanet İşleri
- Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır140
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır141
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Semud (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
- Ali Bulaç
- Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
- Diyanet İşleri
- Semud milleti de peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır142
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
- Ali Bulaç
- Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti.
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır143
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
- Ali Bulaç
- "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır144
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır145
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
- Ali Bulaç
- "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum;
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır146
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
- Elmalılı H. Yazır
- "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
- Ali Bulaç
- "Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır147
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- "Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Bahçelerin, pınarların içinde,"
- Ali Bulaç
- "Bahçelerin, pınarların içinde,"
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır148
وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
- Ali Bulaç
- "Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır149
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
- Elmalılı H. Yazır
- Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
- Ali Bulaç
- "Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır150
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır151
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
- Diyanet Vakfı
- "O aşırıların emrine uymayın."
- Elmalılı H. Yazır
- "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
- Ali Bulaç
- "Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır152
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
- Elmalılı H. Yazır
- "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
- Ali Bulaç
- "Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır153
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
- Elmalılı H. Yazır
- "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
- Diyanet İşleri
- "Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."
- Ali Bulaç
- "Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim."
- Diyanet İşleri
- "Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
Tefsirleri karşılaştır155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."
- Diyanet İşleri
- Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
Tefsirleri karşılaştır156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
- Ali Bulaç
- "Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.
- Diyanet İşleri
- Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
Tefsirleri karşılaştır157
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
- Ali Bulaç
- "Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
- Diyanet İşleri
- Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Tefsirleri karşılaştır158
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
- Ali Bulaç
- Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır159
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır160
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Lut kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
- Ali Bulaç
- Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
- Diyanet İşleri
- Lut milleti de peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır161
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"
- Ali Bulaç
- Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır162
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
- Ali Bulaç
- "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır163
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır164
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
- Ali Bulaç
- "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır165
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
- Elmalılı H. Yazır
- "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"
- Ali Bulaç
- "Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
- Elmalılı H. Yazır
- "Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"
- Ali Bulaç
- "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz."
- Diyanet İşleri
- Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Tefsirleri karşılaştır167
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar şöyle dediler: Ey Lut! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın."
- Diyanet İşleri
- "Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.
Tefsirleri karşılaştır168
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
- Diyanet Vakfı
- Lut: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
- Elmalılı H. Yazır
- Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım."
- Diyanet İşleri
- Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
Tefsirleri karşılaştır169
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
- Elmalılı H. Yazır
- "Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."
- Ali Bulaç
- "Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar."
- Diyanet İşleri
- Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
Tefsirleri karşılaştır170
فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır171
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
- Ali Bulaç
- Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır172
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra diğerlerini helak ettik.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.
- Ali Bulaç
- Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
- Diyanet İşleri
- Diğerlerini yerle bir ettik.
Tefsirleri karşılaştır173
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
- Elmalılı H. Yazır
- Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
- Ali Bulaç
- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü.
- Diyanet İşleri
- Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
Tefsirleri karşılaştır174
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır175
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır176
كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
- Ali Bulaç
- Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
- Diyanet İşleri
- Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır177
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
- Ali Bulaç
- Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır178
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
- Ali Bulaç
- "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır179
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
- Diyanet Vakfı
- Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
- Elmalılı H. Yazır
- "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
- Ali Bulaç
- "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır180
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."
- Ali Bulaç
- "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır181
۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."
- Ali Bulaç
- "Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın."
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır182
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Doğru terazi ile tartın.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ve doğru terazi ile tartın."
- Ali Bulaç
- "Dosdoğru olan terazi ile tartın."
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır183
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
- Elmalılı H. Yazır
- "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
- Ali Bulaç
- "İnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır184
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.
- Elmalılı H. Yazır
- "O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."
- Ali Bulaç
- "Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”.
- Diyanet İşleri
- Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Tefsirleri karşılaştır185
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”.
- Diyanet İşleri
- "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
Tefsirleri karşılaştır186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
- Elmalılı H. Yazır
- "Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."
- Ali Bulaç
- "Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
- Diyanet İşleri
- "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
Tefsirleri karşılaştır187
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
- Elmalılı H. Yazır
- "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."
- Ali Bulaç
- "Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
- Diyanet İşleri
- "Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
Tefsirleri karşılaştır188
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir.
- Diyanet İşleri
- Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Velhasıl onu yalancı saydilar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
- Elmalılı H. Yazır
- Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!
- Ali Bulaç
- Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
- Diyanet İşleri
- Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.
Tefsirleri karşılaştır190
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.
Tefsirleri karşılaştır191
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Muhakkak ki o (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Tefsirleri karşılaştır193
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Onu Ruhu'l-emin (Cebrail) indirdi.
- Elmalılı H. Yazır
- (Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;
- Ali Bulaç
- Onu Ruhu'l-emin indirdi.
- Diyanet İşleri
- Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Tefsirleri karşılaştır194
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
- Elmalılı H. Yazır
- Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
- Ali Bulaç
- Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
- Diyanet İşleri
- Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Tefsirleri karşılaştır195
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Apaçık Arapça bir dille.
- Elmalılı H. Yazır
- Açık parlak bir Arapça lisan ile.
- Ali Bulaç
- Apaçık Arapça bir dille.
- Diyanet İşleri
- Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Tefsirleri karşılaştır196
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
- Ali Bulaç
- Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
- Diyanet İşleri
- O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.
Tefsirleri karşılaştır197
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
- Diyanet Vakfı
- Beni İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
- Elmalılı H. Yazır
- İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
- Ali Bulaç
- İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi?
- Diyanet İşleri
- İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
Tefsirleri karşılaştır198
وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
- Ali Bulaç
- Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.
- Diyanet İşleri
- Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
Tefsirleri karşılaştır199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
- Ali Bulaç
- Böylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.
- Diyanet İşleri
- Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
Tefsirleri karşılaştır200
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onu günahkarların kalplerine böyle soktuk.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
- Ali Bulaç
- Biz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
- Diyanet İşleri
- Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Tefsirleri karşılaştır201
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
- Diyanet Vakfı
- Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
- Ali Bulaç
- Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
- Diyanet İşleri
- Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Tefsirleri karşılaştır202
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
- Ali Bulaç
- Artık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
- Diyanet İşleri
- Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Tefsirleri karşılaştır203
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir.
- Ali Bulaç
- Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"
- Diyanet İşleri
- O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.
Tefsirleri karşılaştır204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
- Elmalılı H. Yazır
- (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
- Ali Bulaç
- Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
- Diyanet İşleri
- Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?
Tefsirleri karşılaştır205
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.
- Elmalılı H. Yazır
- Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
- Ali Bulaç
- Gördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak,
- Diyanet İşleri
- Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Tefsirleri karşılaştır206
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
- Ali Bulaç
- Sonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse,
- Diyanet İşleri
- Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Tefsirleri karşılaştır207
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
- Ali Bulaç
- Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz.
- Diyanet İşleri
- Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Tefsirleri karşılaştır208
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
- Elmalılı H. Yazır
- Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
- Ali Bulaç
- Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.
- Diyanet İşleri
- Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
Tefsirleri karşılaştır209
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Onlar)ihtar edilmiştir ve biz zülmetmiş değilizdir.
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
- Ali Bulaç
- (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz.
- Diyanet İşleri
- Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
Tefsirleri karşılaştır210
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
- Diyanet Vakfı
- O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
- Ali Bulaç
- Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir.
- Diyanet İşleri
- Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.
Tefsirleri karşılaştır211
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
- Ali Bulaç
- Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
- Diyanet İşleri
- Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
Tefsirleri karşılaştır212
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
- Ali Bulaç
- Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
Tefsirleri karşılaştır213
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
- Elmalılı H. Yazır
- O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
- Ali Bulaç
- Allah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
- Diyanet İşleri
- O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.
Tefsirleri karşılaştır214
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Önce) en yakın akrabanı uyar.
- Elmalılı H. Yazır
- (Önce) en yakın hısımlarını uyar.
- Ali Bulaç
- (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.
- Diyanet İşleri
- Önce en yakın hısımlarını uyar.
Tefsirleri karşılaştır215
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
- Ali Bulaç
- Ve mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger.
- Diyanet İşleri
- Sana uyan müminleri kanatların altına al.
Tefsirleri karşılaştır216
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.
- Elmalılı H. Yazır
- Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
- Ali Bulaç
- Eğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım."
- Diyanet İşleri
- Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.
Tefsirleri karşılaştır217
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
- Ali Bulaç
- Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et.
- Diyanet İşleri
- Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Tefsirleri karşılaştır218
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
- Diyanet Vakfı
- O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
- Elmalılı H. Yazır
- O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
- Ali Bulaç
- O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.
- Diyanet İşleri
- Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Tefsirleri karşılaştır219
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
- Elmalılı H. Yazır
- Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
- Ali Bulaç
- Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
- Diyanet İşleri
- Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Tefsirleri karşılaştır220
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
- Ali Bulaç
- Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
- Diyanet İşleri
- Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Tefsirleri karşılaştır221
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
- Diyanet Vakfı
- Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
- Ali Bulaç
- Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
- Diyanet İşleri
- "Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.
Tefsirleri karşılaştır222
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
- Ali Bulaç
- Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
- Diyanet İşleri
- Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.
Tefsirleri karşılaştır223
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
- Ali Bulaç
- Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
- Diyanet İşleri
- Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.
Tefsirleri karşılaştır224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
- Diyanet Vakfı
- Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
- Ali Bulaç
- Şairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar.
- Diyanet İşleri
- O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.
Tefsirleri karşılaştır225
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Baksana onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
- Ali Bulaç
- Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
- Diyanet İşleri
- Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
Tefsirleri karşılaştır226
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
- Ali Bulaç
- Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar.
- Diyanet İşleri
- Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
Tefsirleri karşılaştır227
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
- Ali Bulaç
- Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.
Tefsirleri karşılaştır