CELÂLEYN TEFSÎRİ

Şuarâ Sûresi — CELÂLEYN TEFSÎRİ

26 -ŞUARÂ' SÛRESİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle

1

Tâ, Sîn, Mîm. Bu harflerden muradın ne olduğunu en iyi Allahü teâlâ bilir.

2

Bunlar bu âyetler açıklayıcı Hakkı, batıldan ayırıp ortaya koyan kitabın, Kur’ân’ın âyetleridir.

Âyet-i kerîme’de geçen : “Ayâtü “ile ” el-Kitâbi “ arasındaki izafet, “min“ mânâsındadır.

3

Onlar Mekkeliler îman etmeyecekler diye sen Ey Resûlüm Muhammed, adetâ kendine kıyacaksın üzüntünden kendini katledeceksin. Buradaki “ Lealle ” lâfzi “ işfak “ (acımak) içindir. Yani, “ Bu üzüntüyü hafifletmek suretiyle kendine acı. “

4

Biz dilersek, onların üzerine gökten âyet indiririz de, ona boyunları eğile kalır ve o zaman hemen îman ederler.

Âyet-i kerîme’de geçen “ zallet” lâfzı, muzari mânâsında olup cümle, “ Tezallü tedûmü “ Takdirindedir. Ayrıca “ A'nak” kelimesi, haddi zatında sahiplerinin sıfatı olan“ hûd'u “ (teslim olmak) ile sıfatlanınca, onun sıfatı da akıl sahiplerine mahsus olan siga ile cemilendi.

5

Kendilerine Rahmân'dan yeni bir zikir: Kur’ân (âyeti) gelmeye dursun. İlle ondan yüz çevirirler.

Âyet-i kerîme’de geçen “ muhdesin” lâfzı, sıfat-ı kâşifedir.

6

Evet Kur’ân’ı yalanladılar. Ama onlara yakında o alay ettikleri şeyin haberleri, sonuçlan gelecektir.

7

Onlar yeryüzüne bakmadılar mı? Nazar etmediler mi? Biz orada her iyi çiftten, güzel çeşitten nice bitkiler yetiştirmişiz.

Âyet-i kerîme’de geçen “ kem” lâfzı, haberiyye olup” kesiren“ mânâsındadır.

8

Şüphesiz bunda bir âyet: Allahü teâlâ'nın kudretinin kemalini gösteren alâmet vardır. Ama Allah'ın ezelî ilminde onların çoğu îman edecek değildirler.

Sibeveyh, âyet-i kerîme’de geçen “ kane ” lâfzının zâide olduğunu söylemiştir.

9

Muhakkak senin Rabbin yegâne güçlü kâfirlerden intikam alan izzet sâhibi ve mü'minlere çok mehametlidir.

10

Ey Resûlüm Muhammed! Kavmine bahset; Hani, Mûsa ateşi ve ağacı gördüğü gece, Rabbin Mûsa'ya “O zâlimler topluluğuna peygamber olarak gidiver.

Âyet-i kerîme’de geçen ”en“ masdariye olup“Bi-en> “ Takdirindedir.

11

Kendisiyle birlikte Fir’avun'un kavmine..... Onlar ki, Allah'a küfretmekle kendi kendilerine, köleler gibi çalıştırmakla da İsrâîl oğullarına zulmetmişlerdir. Allah'tan O'na itâat etmek suretiyle hâlâ korkup, O'nu tevhidde bulunmayacaklar mı? diye nida etmişti.

Âyet-i kerîme’de geçen ”ela” lâfzındaki hemze, isfifham-ı inkâri mânâsındadır.

12

Mûsa şöyle dedi: “ ey Rabbim! Doğrusu korkarım, beni tekzip ederler.

13

Benim de onların beni tekzip etmelerinden göğsüm daralır. Dilim ondaki pelteklik sebebiyle risaleti eda ederken açılmaz. Onun için kardeşim Harun’a da benimle birlikte peygamberlik ver!

14

Hem onların kendilerinden bir Kıpti'yi öldürdüğüm için bana isnat ettikleri bir suçları var. Ondan dolayı korkarım, bu suç sebebiyle beni öldürürler. “

15

Allahü teâlâ buyurdu ki: “ hayır! Yani seni öldüremezler, ikiniz de, sen ve kardeşin -şu hâlde burada muhatab, gaibe tağlib edilmiştir- hemen mu'cizelerimizle gidin! Muhakkak biz, sizinle beraberiz. Sizin söyleyeceklerinizi de, size söylenecekleri de işitiyoruz. “ Burada Hazret-i Mûsa ile Hazret-i Harun (aleyhisselâm) cemâat yerine konularak hitaba mazhar olmuşlardır.

16

HaydiFir’avun'a gidin de, deyin ki: “Biz her birimiz âlemlerin Rabbinin sana gönderdiği resûlüyüz!

17

İsrâîl oğullarını bizimle beraber Şam'a göndereceksin“

Âyet-i kerîme’de geçen ”en” lâfzıüzerinden“ Ba “ harf-i cerri hazfedilmiş olup“Bi-en”Takdirindedir

18

Hazret-i Mûsa ile Hazret-i Harun, Fir’avun'a varıp aldıkları bu emr-i ilâhiyi ona ilettiler. “ fir’avun Hazret-i Mûsa'ya: “Biz seni yeni doğmuş, sütten kesildikten sonra yeni doğmuş sayılabilecek kadar küçük bir çocuk iken aramızda, evlerimizde büyütmedik mi? Sen ömründen hayli seneler, otuz sene bizim aramızda kalmadın mı? (Bu zaman zarfında) Mûsa (aleyhisselâm), Fir’avun'un giydiklerinden giyer, onun bineklerine biner ve onun oğlu diye anılırdı.

19

O yaptığın işi de yaptın -Kastedilen iş, Kıpti'yi öldürmesidir- o hâlde sen nankörlerdensin, seni yetiştirmek ve zor işlerde çalıştırmamak suretiyle sana olan nimetimi inkâr edenlerdensin“ dedi.

20

Mûsa, “O işi yaptım, ama ben o vakit bu esnada, Allah'ın bundan sonra bana lütfettiği ilim ve risalet nimetlerinden cahil olanlardan idim.

21

Senden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Nihayet Rabbim bana hüküm, ilim ihsan buyurdu ve beni peygamberlerden yaptı.

22

O nimet diye başıma kaktığın şey de İsrâîl oğullarını kendine köle etmendir. Yani onları köle edindin, beni köle edinmedin. Bununla senin üzerine bir nimet söz konusu olamaz. Çünkü sen onları köle edinmekle onlara haksızlık etmişsin. “ Bazı âlimler, cümlenin başına, istifham-ı inkârı takdir etmektedirler (Bu durumda mânâ, “ Bu bir nimet midir? ” şeklinde değişir.)

Âyette geçen “ Temünnüha” lâfzı, “ Tümünnübiha”Takdirindedir. “ enabbedte “ cümlesi de ” Tilke “ den atf-ı beyandır.

23

Fir’avun Mûsa'ya “senin resûlü olduğunu söylediğin o Âlemlerin Rabbi de nedir? Yani nasıl bir şeydir O? ” dedi. Mahlûkat için Allahü teâlâ'nın hakikatini bilme konusunda bir yol olmayıp, O'nu ancak sıfatlarıyla tanıyabileceklerinden, Mûsa (aleyhisselâm) da Fir’avun'a, O’nun bazı sıfatlarını anlatarak cevap verdi:

24

“ göklerin, yerin ve aralarında bulunan her şeyin Rabbidir. Yani bütün bunların yaratıcısıdır. Eğer Allahü teâlâ'nın bunların yaratıcısı olduğunu yakinen anlarsanız bir tek O'na îman ediniz “ dedi.

25

Fir’avun kavminin elit takımından etrafındakilere “suale uymayan cevabını duyuyor musunuz? ” dedi

26

Mûsa “O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir. “ dedi. Bu ifade her ne kadar daha önceki ifadenin mefhumuna dahilse de, Fir’avun'u fazlasıyla öfkelendirmektedir. İşte bundan dolayıdır ki, Fir’avun:

27

“ herhalde bu size gönderilen peygamberiniz, iyice deli olmali “ dedi.

28

Mûsa “O doğu ile batının ve aralarındaki her şeyin Rabbidir. Eğer O’nun böyle olduğunu akledebiliyorsanız, bir tek O'na îman ediniz “ dedi.

29

Fir’avun, Mûsa'ya, “yemin olsun! Eğer benden başka bir ilâh tanırsan, seni mutlaka zindanlıklardan ederim“ dedi.

Fir’avun'un zindanı çok ağır idi. Bir kişiyi yer altına hapsederdi. Ve o kişi orada ne kimseyi görebilir, ne de duyabilirdi.

30

Mûsa ona “sana açıklayıcı bir şey, risaletimi belgeleyen apaçık bir delil getirsem de mi? Yani yine de bunu yapar mısın? ” dedi.

31

Fir’avun Mûsa'ya, “ eğer bu konuda doğru söyleyenlerden isen, hemen getir onu!“ dedi.

32

Bunun üzerine Mûsa asasını bıraktı. Birde ne görsün! Asa açıkça bir ejderha koca bir yılan oluverdi!

33

Bir de elini çekti, onu koynundan çıkarıverdi o da bakanlar için önceki esmerlik halinin tersine bembeyaz ışık yayan bir nesne kesiliverdi.

34

Fir’avun etrafındaki cemâate, “ Bu hakikaten bilgiç bir sihirbazmış, sihir ilminde pek mâhirmiş!

35

Sizi büyüsü ile yerinizden çıkarmak istiyor. Şimdi ne emredersiniz? ” dedi.

36

Onlar, “Onu ve kardeşini tut, ikisinin kararını beklet! Şehirlere de haşrediciler, toplayıcılar gönder de,

37

Sana sihir ilminde Mûsa'dan daha önde olan bütün bilgiç sihirbazları getirsinler. “ dediler.

38

Böylece belli bir günün tayin edilen vaktinde - ki, o da bayram gününün kuşluk vakti idi- bütün sihirbazlar bir araya toplandı.

39

Halka da, “siz de toplanacak mısınız?

40

Eğer gâlip gelirlerse, umarız biz de sihirbazlara tâbi oluruz “ denildi. Buradaki istifham, toplanmaya teşvik içindir, kendi adamları gâlip gelmesi halinde onlara tâbi olmayı ümit etmeleri ise, kendi dinlerine devam etsinler de Hazret-i Mûsa'ya tâbi olmasınlar, diye idi.

41

Sihirbazlar gelince, Fir’avun'a, “ eğer biz üstün gelirsek, bize muhakkak bir mükâfat var değil mi? ” dediler.

Âyet-i kerîme’de geçen ”einne ” lâfzı, İki hemzenin tahkiki, ikincisinin teshîli, tahkik ve teshil durumlarında aralarına Elifin dâhil edilmesi ile okunmuştur.

42

Fir’avun, “ evet! Hem o vakit gâlip gelmeniz halinde siz muhakkak gözdelerden olacaksınız!“ dedi.

43

Sihirbazlar Hazret-i Mûsa'ya “ya sen (aleyhisselâmanı) at! Yahut bizler atıverelim“ dedikten sonra Mûsa onlara, “Atın ortaya ne atacaksanız!“ dedi. Şu hâlde buradaki emir, öncelikle onların atmalarına — Böylece hakkı ortaya çıkarmaya yol bulmak gayesi ile— izin vermek içindir.

44

Onlar da hemen iplerini, sopalarını ortaya attılar ve “ fir’avun'un ululuğu hakkı için bizler, hakikaten bizler galipleriz “ dediler.

45

Bunun üzerine Mûsa asasını bırakıverdi. Bir de ne görsünler! O bütün uydurduklarını, halkın gözünü boyayıp çevirdiklerini ve böylece iplerini ve asalarını koşan yılanlar olarak gösterdiklerini yutuyor!

Âyet-i kerîme’de geçen ”e-âmentüm” lâfzı, iki hemzenin tahkiki ve ikincisinin Elife ibdali ile okunmuştur

46

Sihirbazlar hemen secdeye kapandılar.

47

Âyetin tefsiri için bak:48

48

“Biz âlemlerin Rabbine, Mûsa ile Harun'un Rabbine îman ettik“ dediler. Çünkü onlar pek ala biliyorlardı ki, asadan müşahede ettikleri şey, sihirle başarılabilecek bir iş değildir.

49

Fir’avun, “Ben, kendim size izin vermeden ona, Mûsa'ya îman mı ettiniz? Şüphe yok ki, size sihir öğreten ustanız o imiş, sihrin bir bölümünü size öğretmiş, kalanıyla da size gâlip gelmiş. Ama yakında benden size gelecek olanı bileceksiniz. Yemin olsun ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama her birinin sağ eli ile sol ayağını kestireceğim ve hepinizi mutlaka astıracağım!“ dedi.

Âyet-i kerîme’de geçen ”en” lâfzıüzerinden“ Bâ “ harf-i cerri mahzûf olup“ Bİ-en”Takdirindedir.

50

Sihirbazlar: “zarar ı yok, bunun bize bir zarar ı olmaz. Çünkü biz keyfiyeti nasıl olursa olsun, öldükten sonra âhirette Rabbimize döneceğiz.

51

Biz zamanımızda îman edenlerin ilki olduğumuzdan, Rabbimizin günahlarımızı bağışlayacağını tama ederiz umarız “ dediler.

52

Mûsa'ya aralarında -kendilerini Allah'ın âyetleri ile hakka çağırarak- geçirdiği, ancak tüm çabaların yalnızca daha çok kibirlenip haddi aşmalarına yol açtığı yılların ardından” kullarımı İsrâîl oğullarını gece vakti denize doğru yürüt! Çünkü takip edileceksiniz. Fir’avun ordularıyla birlikte sizleri takip edecek ve sizin arkanızdan onlar da denize dalıverecekler. Ne var ki, ben, sizleri (denizi yarıp) kurtaracağım. Onları ise denizde boğacağım“ diye vahyettik.

Âyet-i kerîme’de geçen ”en-Esri ” lâfzı, bir kırâatte, Nun'un kesresi ve ”esrı “kelimesinin hemzesinin vasledilmesi ile okunmuştur. Bu durumda ”esra “ da ayrı bir lügat olan“sera “ fiilinden gelmekte olup “sir bihim leylen“ mânâsındadır.

53

Fir’avun da İsrâîl oğullarının geceleyin yola çıktıklarını haber alınca şehirlere -Bir görüşe göre Fir’avun'a bağlı bin şehir, on iki bin de köy vardı- haşrediciler, asker toplayıcılar gönderdi. Bir yandan da şöyle diyordu:

54

Bunlar, gerçekten sayıları az bir cemâattır taifedir. Rivayete göre İsrâîloğulları'nın tamamı, 670 000 kişi idi. Fir’avun'un ordusunun ise sadece öncül birliği 700. 000 kişiden oluşuyordu. Dolayısıyla Fir’avun, kendi ordusunun çokluğuna nazaran İsrâîl oğullarını azımsamıştır.

55

Fakat onlar, bizi kızdırıyorlar. Bizi kızdıracak davranışlarda bulunuyorlar.

56

Biz ise ihtiyatlı teyakkuz halinde bir cemâatiz. “

Âyet-i kerîme’de geçen “ hezirûne ” lâfzı, bir kıratta “ hâzirûne “-hazırlıklı bir cemâatiz “manasında - şeklinde gelmiştir.

57

Allahü teâlâ buyuruyor ki, Böylece onları Fir’avun ve adamlarını Mûsa ve kavmine yetişmek gayesi ile Mısır'dan (ve bulundukları) bahçelerden, Nil'in iki yakasında bulunan bostanlardan pınarlardan, Nil nehrinden evlerde akan akar sulardan,

58

Hazinelerden, altın ve gümüş gibi görünen mallarından - Allahü teâlâ'nın hakkı bu mallardan eda edilmediği için“ hazine “ diye adlandırılmışlardır— ve şerefli makamlardan Emir ve vezirlere âit, bunları etbaı tarafından çevrelenen güzel bir meclisten çıkardık.

59

İşte böyle! Yani bizim çıkarışımız bu anlattığımız gibi oldu. Ve onlara, Fir’avun'u ve kavmini boğduktan sonra İsrâîl oğullarını mirasçı yaptık.

60

Derken gün doğumunda, güneşin doğma vaktinde arkalarına düştüler. Onlara yetiştiler.

61

Ne zamanki iki topluluk birbirini gördü, iki topluluktan her biri diğerini gördü. Mûsa'nın adamları, “Biz muhakkak yakalanıyoruz, Fir’avun'un topluluğu bize yetişiyor. Onlara karşı koyacak bir takatimiz da yok“ dediler.

62

Mûsa “ Asla! Yani kesinlikle bize yetişemeyeceklerdir. Rabbim yardımıyla benimle beraberdir. Bana kurtuluş yolunu gösterecektir“ dedi.

63

Bunun üzerine Mûsa'ya: “Asan ile denize vur!“ diye vahyettik. Hazret-i Mûsa denize vurunca deniz yarıla kaldı on iki parça halinde yarılıverdi. Her parçası koca bir dağ gibi oldu. Bu on iki parçanın arasında, binitlinin ne eğerinin ne de tingiltisinin ıslanmadan geçebildikleri bir takım yollar oluştu.

64

Ötekileri Fir’avun ve kavmini de buraya yanaştırdık, yaklaştırdık. Nihayet onların girmiş oldukları yollara bunlar da girdiler.

65

Mûsa'yı ve beraberindekilerin hepsini bahsedilen şekilde denizden çıkarmak suretiyle kurtardık.

66

Sonra ötekilerini Fir’avun'u ve kavmini - bunların denize girme işlemi, İsrâîl oğullarının da çıkma işlemi tamam olunca- denizi üzerlerine kapamak suretiyle boğduk.

67

Elbette bunda Fir’avun'u ve kavmini boğmamızda bir âyet vardır. Onlardan sonra gelenler için bir ibret vardır. Böyle iken, çoğu Allah'a imana gelmedi. Fir’avun'un hanımı Hazret-i Asiye, Fir’avun ailesinin mü'mini Hizkil ve Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm)'ın nâşını gösteren Meyrem binti Namusa'dan başka kimse îman etmedi.

68

Hiç şüphesiz senin Rabbin güçlüdür. Bundan dolayıdır ki, kâfirlerden, onları boğmak suretiyle intikam aldı. Mü'minlere karşı da çok merhametlidir. Bundan dolayıdır ki, onları boğulmaktan kurtardı.

69

Sen onlara Mekke kâfirlerine İbrâhîm'in haberini de oku!

70

Hani babasına ve kavmine “siz neye taparsınız “ demişti.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İz “ lâfzı, “Nebe'e “ den bedeldir.

71

Onlar“ Bir takım putlara taparız ve onlara tapıp dururuz bütün gün onlara tapmaya devam ederiz. “ dediler. İftihar amacıyla bu cümleyi de cevaplarına ilave etmişlerdir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ na’büdü“ fiilini (hazfedebileceğine dair karine bulunmasına rağmen) “fe-nezallü“ fiilini üzerine atfetmek için sarahaten zikretmişlerdir.

72

İbrâhîm, “ dua ettiğiniz vakit onlar sizi işitirler mi?

73

Yahut şayet onlara taparsanız size faydaları veya tapmaz iseniz size zarar ları olur mu? ” dedi.

74

“ hayır! Ancak biz babalarımızı böyle bizim yaptığımız gibi yaparlarken bulduk“ dediler.

75

Âyetin tefsiri için bak:76

76

İbrâhîm şöyle dedi: “Şimdi gördünüz mü? O sizin ve önceki atalarınızın taptıklarını?

77

Hep onlar benim düşmanımdır. Ben onlara tapmam. Yalnız, lakin âlemlerin Rabbi öyle değil, zira ben O'na kulluk ederim.

78

O ki, beni yaratmıştır. Beni dine O iletir.

79

O ki, beni O doyurur, O sular.

80

Hastalandığım vakit bana O şifa verir.

81

O ki, beni öldürecek, sonra diriltecektir.

82

Ve O ki, din günü ceza günü günahımı bağışlayacağını tama ediyorum umuyorum.

83

Ey Rabbim! Bana bir hüküm ilim ver ve beni sâlih kullarına peygamberlere kat!

84

Benden sonra Kıyâmet gününe kadar gelecek olan sonrakiler için de benim için doğruluk dili güzel övgü halk eyle.

85

Beni Naim cennetinin mirasçılarındanNaim cennetleri kendilerine bahşedilenlerden eyle!

86

Babamı da ona kendisini bağışlamana vesile olacak tevbeyi nasib etmen suretiyle bağışla! Çünkü o dalâlette olanlardan idi. -İbrâhîm (aleyhisselâm) bu duayı, babasının Allah'a düşman olduğunu bilmeden önce yapmıştı- Tevbe sûresinde zikredildiği gibi.

87

Onların insanların diriltilecekleri gün beni rezil rüsva etme!“ Allahü teâlâ o gün hakkında şöyle buyuruyor:

88

O gün ki, ne mal kimseye fayda verir, ne de oğullar!.....

89

Ancak, lakin Allah'a şirkten ve nifaktan temiz bir kalple varan başka! Bu da mü'minin kalbidir. Zira mü'mine malı ve oğullan fayda verecektir.

90

Cennet takva sahipleri için yaklaştırılmıştır. Ve onlar cenneti göreceklerdir.

91

Cehennem ise azgınlar için, kâfirler için tebriz edilmiştir, açık seçik gösterilmiştir.

92

Âyetin tefsiri için bak:93

93

Ve onlara “ Allah'ı bırakıp O'ndan başka taptıklarınız — ki, onlar da putlardır— nerede? Azâbı sizden uzaklaştırmak suretiyle size yardım ediyorlar mı? - Yahut onu kendilerinden defedip kendilerini kurtarabiliyorlar mı? ” Elbette ki, Hayır! denilecektir.

94

Âyetin tefsiri için bak:95

95

Artık onlar, o azgınlar ve İblisin orduları, etbaı ve hem cinlerden, hem de insanlardan O'na itâat edenler yüzüstü hep birden cehenneme yuvarlanırlar, atılırlar.

96

Onlar o azgınlar orada tapındıklarıyla birlikte birbiri ile çekişirlerken şöyle derler:

97

Vallahi biz, açık bir sapıklık içindeydik.

Âyet-i kerîme’de geçen “ in“ şeddeli “ İnne “ den muhaffef olup, ismi mahzûftur. Takdiri “ İnhü“ dur.

98

Çünkü sizi ibâdette âlemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk.

99

Bizi hak yoldan ancak mücrimler şeytanlar yahut kendilerine uyduğumuz öncekiler saptırdı.

100

Âyetin tefsiri için bak:101

101

Artık bizim için mü'minlerin olduğu gibi, ne meleklerden, peygamberlerden ve mü'minlerden oluşan şefaatçiler, ne de işimize eğilecek yakın bir dost yoktur.

102

Bari bizim için dünyaya bir kere dönüş olsa da mü'minlerden olsak!“

Burada”lev “ Temenni için olup “Neküne “onun cevabıdır.

103

Şüphesiz bu zikredilen Hazret-i İbrâhîm ve kavminin kıssasında bir ibret vardır. Öyleyken çoğu îmana gelmediler.

104

Ve şüphesiz ki, Rabbin güçlüdür, merhametli ancak O'dur.

105

Nûh’un kavmi Nûh'u yalanlamakla (esasında) peygamberleri yalanladı, çünkü bütün peygamberler ” tevhid“ düsturunu getirmede müşterektirler. Veya Nûh (aleyhisselâm) uzunca bir süre kavmi içinde bulunduğundan kendisi sanki bir kaç peygamber gibi oldu.

Âyet-i kerîme’de geçen “ kavmü “ lâfzının müennes oluşu mânâsına itibarla, müzekker oluşu da lâfzına itibarladır.

106

O vakit nesebce kardeşleri Nûh onlara, “siz Allah'dan korkmaz mısınız? “

107

Gerçekten ben size gönderilmiş kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ üzerine emin bir peygamberim.

108

Artık Allah'dan korkun ve size emrettiğim konuda -ki, o da, Allah'ı birleyip O'na itâat etmenizdir— bana itâat edin.

109

Buna karşı, bunun tebliğine karşı, ben sizden bir bedel de istemiyorum. Benim ücretim sevabım ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İn” lâfzı, “mâ-inâfiye “ mânâsındadır.

110

O hâlde Allah'dan korkun ve bana itâat edin!“ Tekid gayesi ile cümlesini tekrar etmiştir.

111

Onlar, “Arkana hep en rezil kimseler, dokuyucular ve papuçcular gibi düşük kimseler takılmışken biz sana inanır mıyız, senin sözünü tasdik eder miyiz? ” dediler.

Âyet-i kerîme’de geçen “Vettebeake ” lâfzıbir kırâatte “Ve-etbaüke “ şeklinde okunmuştur. Bu durumda” Tâbiün” kelimesinin çoğulu olup mübtedadır.

112

Nûh, “Benim onların ne yaptıkları hakkında bilgim yoktur.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İlmî” lâfzı, “İlmün lî “ Takdirindedir.

113

Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Eğer sizin şuurunuz olsa, bunu bilmiş olsanız, onları ayıplamazdınız.

Âyet-i kerîme’de geçen “ in“ “ma-inâfiye “ mânâsındadır.

114

Hem ben îman edenleri kovacak değilim.

115

Ben ancak açık bir uyarıcıyım, uyarısı apaçık olan bir kimseyim“ dedi.

116

Onlar, “ ey Nûh! Yemin olsun! Eğer bize söylediklerinden vazgeçmezsen muhakkak taşla yahut kötü sözle recmedilenlerden olacaksın“ dediler.

117

Nûh, “ ey Rabbim! Gerçekten kavmim beni yalanladı.

118

Artık benimle onların arasını sen fetheyle hükmünü ver de, beni ve beraberimdeki mü'minleri kurtar dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki:

119

Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri o, meşhur insanlardan hayvanlardan ve kuşlardan dolmuş geminin içinde kurtardık.

120

Sonra bunun ardından onları kurtarmamızın ardından, kavminden geri kalanları boğduk.

121

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Öyle iken yine çoğu imana gelmediler.

122

Ve şüphesiz Rabbin, O, yegâne kudret sâhibidir, çok merhametlidir.

123

Âd da peygamberleri yalanladı.

124

Hani, kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

125

Gerçekten ben, size gönderilmiş, emin bir peygamberim.

126

Artık Allah'dan korkun da bana itâat edin.

127

Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İn“ “ma-i nâfiye “ mânâsındadır

128

Siz her tepeye, yüksek bir mekânda bir alâmet, yoldan geçen ler için alâmet sayılan bina inşa eder; size uğrayan kimselerle eğlenir ve onlarla dalga geçer misiniz?

Âyet-i kerîme’de geçen “ Ta'besüne “ cümlesi “ Tebnüne “ nin zamirinden hâl düşer.

129

Ve dünyada ebedi kalacak, hiç ölmeyecek mişsiniz gibi, yer altında su hazneleri mi ediniyorsunuz?

130

Hem dövmek için yahut öldürmek için yakaladığınız zaman, zorbalar gibi, hiç acıma duygusu taşımaksızın yakalıyorsunuz.

131

Artık bu hususta Allah'dan korkun ve size emrettiğim konularda bana itâat edin.

132

Size, bildiğiniz şeylerle imdat eden, üzerinize nimetlerini ihsan eden,

133

Size davarlarla, oğullarla,

134

Bağlarla, bahçelerle gözelerle, pınarlarla imdat eden Allah'dan korkun!

135

Doğrusu ben, bana isyan etmeniz halinde dünyada ve âhirette üstünüze gelecek büyük bir günün azâbından korkuyorum. “

136

Onlar şöyle dediler: “sen öğüt versen de, hiç öğüt verenlerden olmasan da bizce değişen bir şey yoktur, bizim nazarımızda hep aynıdır. Yani sen bize vaaz ediyorsun diye gidişatımızı değiştirecek değiliz.

137

Bu bizi korkutmaya çalıştığın şey, eskilerin icatlarından onların uyduruklarından ve yalanlarından başka bir şey değildir.

138

Biz azap olunacaklar da değiliz!

139

Böylece onu azap konusunda yalanladılar. Biz de onları dünyada kasırga ile helâk ettik. Şüphesiz ki, bunda bir ibret vardır. Öyle iken çoğu imana gelmediler.

140

Ve şüphesiz ki, Rabbin yegâne güçlüdür, merhametlidir.

141

Semûd (kavmi de) peygamberleri yalanladı.

142

Hani, kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

143

Gerçekten ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim.

144

Artık Allah'tan korkun da bana itâat edin.

145

Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim, ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İn“ “ma-inâfiye “ mânâsındadır.

146

Siz burada bulunan nimetler içerisinde emin olarak bırakılır mısınız?

147

O, bahçelerin ve pınarların içinde,

148

O, ekinlerin ve turfanda meyvesi hoş, latif ve yumuşak hurma ağaçlarının içinde ha?

149

Bir de dağlardan sevinçli, sevinçli şımarık bir tutumla evler yontuyorsunuz.

Âyet-i kerîme’de geçen “ferihine ” lâfzı bir kırâatta “ fârihine-keyifli olarak, mânâsında- şeklindedir.

150

Artık Allah'dan korkun ve size emrettiğim konularda bana itâat edin.

151

O müsriflerin emrine itâat etmeyin.

152

Onlar ki, yeryüzünü işledikleri masiyetlerle fesada verirler de Allah'a itâat etmek suretiyle düzeltmezler.

153

Kavmi, “sen ancak büyülenmişlerdensin, kendilerine çokça sihir yapılarak akılları etki altına alınanlardansın.

154

Sen aynı zamanda bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Eğer risaletin hakkında doğru söyleyenlerdensen, haydi bir mu'cize getir!“ dediler.

155

Sâlih dedi ki: “İşte bir dişi deve! Ona bir içme sırası, su hakkı size de belli bir gün su hakkı var.

156

Ona bir fenalıkla dokunmayın ki, bu yüzden sizi büyük bir günün azâbı büyük bir azapla yakalar. “

157

Derken o deveyi kestiler. Yani onu, tamamının rızasıyla onlardan birisi kesti. Ama onu kestiklerine pişman oldular.

158

Çünkü tehdit edildikleri o azap kendilerini yakalayıverdi de helâk oldular. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Öyle iken çoğu imana gelmedi.

159

Ve şüphesiz ki, Rabbin, O, yegâne güçlü, yegâne merhametlidir!

160

Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.

161

O vakit, kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

162

Gerçekten ben size gönderilmiş emin bir resûlüm.

163

Artık Allah'dan korkun da bana itâat edin.

164

Buna karşı, ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.

165

Siz âlemlerininsanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?

166

Ve Rabbinizin eşlerinizden sizler için yarattıklarınıonların üreme organlarını bırakıyorsunuz. Doğrusu siz tecavüzkâr, helâli aşıp harama giden bir kavimsiniz. “

167

Onlar, “ ey Lût! Yemin olsun eğer bizi kabullenmeyişinden vazgeçmezsen, muhakkak memleketimizden çıkarılanlardan olacaksın“ dediler.

168

Lût, “ doğrusu ben sizin amelinize buğz edenlerdenim.

169

Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapmakta oldukları kötülükten onun azâbından kurtar!“ dedi.

170

Biz de onu ve ailesini toptan kurtardık.

171

Ancak bir kocakarı, kendi karısı geride kalanlar içindeydi. Biz onu helâk ettik.

172 Sonra geride kalanları hep tedbir ettik, helâk ettik.

173

Onların helâk edilmeleri cümlesinden olarak üzerlerine yağmur, taş yağdırdık. Uyarılanların yağmuru olan onların (bu) yağmuru ne de fena idi!.....

174

Muhakkak ki, bunda bir ibret vardır. Öyle iken, çoğu imana gelmedi.

175

Ve şüphesiz rabbin (evet) O, yegâne güçlüdür, yegâne merhametlidir.

176

Eyke - Eyke, Medyen yakınlarında bir ağaçlığın adıdır - halkı da peygamberleri yalanladı.

Âyet-i kerîme’de geçen ”el Eykeh” lâfzıbir kırâatte hemze hazfedilip harekesinin lâm’a verilmesi ve ha’nın fethası ile okunmuştur.

177

O vakit Şuayb -kendilerinden olmaması dolayısıyla” kardeşleri “ Buyurmadı- onlara şöyle dedi: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

178

Gerçekten ben, size gönderilmiş, emin bir peygamberim.

179

Artık Allah'dan korkun da bana itâat edin.

180

Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.

181

Ölçeği ifa edin, onu tam ölçün ihsar edenlerden, eksiltenlerden olmayın.

182

Ve doğru kıstasla, düzgün terazi ile tartın.

183

Halkın eşyalarını düşürmeyin, onlara haklarından bir şey eksiltmeyin, yeryüzünde insanları öldürmek vs, suretlerle fesatçılık ederek bozgunculuk yapmayın!

Âyet-i kerîme’de geçen “ Ta'sev” lâfzı, “ efsede “ mânâsında olan“ Asiye “-sa'nın kesresi ile- fiilinden gelir. “müfsidi-ne ” lâfzı da âmilinin mânâsını tekid eden hâldir.

185

Onlar, “sen ancak ve ancak büyülenmişlerdensin,

184

Sizi ve sizden önceki nesilleri, halkı yaratan (Allah)'dan korkun“

186

Ve sen, bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Biz seni muhakkak yalancılardan sanıyoruz.

Âyet-i kerîme’de yeralan“İn” lâfzı şeddelı “inne “ den muhaffef olup ismi mahzûftur. Takdiri, “İnhü“ dur.

187

Eğer risaletin konusunda doğru söyleyenlerden isen, üzerimize gökten bir kisf, parça düşürüver “ dediler.

Âyet-i kerîme’de geçen “ kisfen” lâfzı, sin'in sükûnu ile de, fethası ile de okunmuştur.

188

Şuayb, “Rabbim, sizin yaptıklarınızı daha iyi bilir ve bu yaptıklarınıza karşı sizi cezalandıracaktır“ dedi.

189

Hülâsa, onu yalanladılar. Kendilerini de o gölge gününün azâbı yakalayıverdi- Gölge, kendilerine isabet eden aşırı bir sıcaklığın ardından onları gölgeleyen ve (tam gölgeleneceklerini sandıkları bir esnada) üzerlerine ateş yağdırıp yanmalarına sebep olan bir buluttan ibarettir. Gerçekten o, büyük bir günün azâbı idi.

190

Şüphesiz bunda, bir ibret vardır. Öyle iken çoğu imana gelmediler.

191

Ve şüphesiz Rabbin, yegâne güçlüdür, yegâne merhametlidir.

192

Ve muhakkak bu, Kur’ân âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

193

Âyetin tefsiri için bak:194

194

Onu Ruhu'l-Emin, Cibrîl uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine mübin, açık Arapça bir dil ile indirmiştir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ Nezele ” lâfzı, bir kırâatta Za'nın şeddesi ve ”er-Ruhû” lâfzının nasbi ile okunmuştur. Bu durumda fail”lâfze-i celâl“ dır.

195

Açık bir Arab dili ile...

196

Gerçekten O, Muhammed'e indirilen Kur’ân’ın zikri, Tevrat ve İncîl gibi evvelki kavimlerin zuhurunda, kitaplarında da vardır.

Abdullah İbn Selâm ve arkadaşları gibi mü'minlerden olan İsrâîl oğulları alimlerinin bunu bilmesi onlara, Mekke kâfirlerine, bu konuda bir delil olmuyor mu? Zira bunlar da meseleyi haber vermektedirler.

197

Âyet-i kelimede geçen “yekûn” lâfzı, Yâ'lı ve Ta'lı olarak okunmuştur. Ya’lı okununca “Âyeten” kelimesi Mensûb, Ta’lı okununca da merfû’ okunur.

198

Eğer onu Arap olmayanlardan birine indirseydik. 199

O da onu kendilerine, Mekke kâfirlerine okusaydı, ona tâbi olmayı kendilerine yediremediklerinden yine îman etmeyeceklerdi.

200

Biz, onu tekzibi mücrimlerin, Mekke kâfirlerinin kalblerine peygamberin okumasıyla böylece, Arap olmayanların okumasıyla onu tekzib etmelerini soktuğumuz gibi sokmuşuzdur.

201

Acıklı azâbı görecekleri âna kadar, Kur’ân'a inanmayacaklardır.

202

ki, o azap, kendilerine hiç farkına varmadan ansızın geliversin de,

203

“Acaba îman etmemiz için biraz mühlet verilir mi “ desinler ve buna cevaben kendilerine ” hayır!“ denilsin. Müşrikler “ Ne zaman azaplandırılacağız? ” dediler. Buna cevaben Allahü teâlâ şöyle buyurdu:

204

Şimdi onlar, bizim azâbımıza mı acele ediyorlar?

205

Ne dersin! Desene! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp faydalandırsak,

206

Sonra da tehdit edildikleri şey, azap başlarına gelip çatsa,

207

O faydalandırılmış oldukları şey, azâbın üzerlerinden kaldırılması yahut hafifletilmesi konusunda onlara hangi yararı sağlar?

Yani onlara hiç bir yarar sağlamaz!

Âyet-i kerîme’de geçen “ ma” lâfzı, istifhamiye olup ”eyye şey'in“ mânâsındadır.

208

Ama biz, hangi memleketi helâk ettikse, mutlaka onu uyaranlar halkını uyaran peygamberler olmuştur.

209

Onlara bir nasihat, öğüt olsun diye. Ve biz, kendilerini uyardıktan sonra onları helâk etmemiz halinde zulmediciler değilizdir.

210

Bu âyet-i kerîme, müşriklerin iddialarına reddiye olarak nâzil olmuştur: Onu, Kur’ân’ı şeytanlar indirmedi.

211

Onu indirmeleri onlara düşmez mümkün olmaz. Zaten buna güçleri de yetmez.

212

Onlar, meleklerin sözlerini işitmekten, kendilerini takip eden alevler vasıtasıyla, kesin olarak uzaklaştırılmışlardır.

213

O hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha kulluk etme!

Eğer onların seni davet ettikleri bu işi yaparsan, azap edilenlerden olursun.

214

(Önce) en yakın hısımlarını korkut. Bunlar, Haşim ve Muttalib oğullarıdır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendilerini açıktan korkutmuştur — Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.

215

Sana tâbi olan mü'minlere, muvahhidlere de kanadını indir, yaklaşımını yumuşat.

216

(Buna rağmen) eğer onlar hısımların sana âsi olurlarsa, kendilerine “Ben sizin yaptıklarınızdan, Allah'dan başkasına kulluk etmekten berîyim“ deyiver.

217

Ve o güçlü, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et, bütün işlerini O'na havale et.

Âyet-i kerîme’de geçen “ Tevekkel” lâfzı, vav ve fa ile okunmuştur.

218

O Allah ki, namaza kalktığın vakit seni görüyor.

219

Secde edenler namaz kılanlar içinde namazın rükünleri arasında; kıyam halinde, kuud (oturuş) halinde, rükû halinde ve secde halinde- dolaşmanı da (görüyor.)

220

Çünkü O, hakkıyla işiten, hakkıyla bilen ancak O'dur.

221

Ey Mekke kâfirleri! Şeytanların, kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?

Âyet-i kerîme’de geçen “ Tenezzelü “ lâfzında sığanın aslında bulunan iki Ta'dan biri hazfedilmiştir,

222

Onlar her uydurukçu, çok yalancı günahkârın, Müseyleme ve diğer kâhinler gibi, fâcirlerin üzerine inerler.

223

Onlar şeytanlar, kâhinlere iletmek üzere duyduklarına meleklerden işittiklerine kulak verirler. Ama çoğu, yalan söylerler. Duyduklarına birçok yalan katıverirler. Bu, şeytanların gökyüzüne çıkmaktan men olunmalarından önce idi.

224

Şairlere ise şiirlerinde sapıklar tâbi olur. Söyledikleri şiirleri terennüm ederler ve onu onlardan naklederler. Şu hâlde onlardır yerilmiş olanlar.

225

Görmez misin, bilmez misin ki, onlar söz vadilerinden ve sanatlarından her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar geçip giderler. Ve böylece gerek övmede gerek kötülemede haddi aşarlar.

226

Ve onlar, yapmadıklarıni “yaptık“ diye söylerler. Yani yalan söylerler.

227

Ancak şairlerden îman edip, sâlih ameller işleyenler, Allah'ı çok zikredenler, şiir kendilerini zikirden alıkoymayanlar ve kâfirlerin kendilerini mü'minler içerisinde hicvetmesi sonucu zulmedildikten sonra, kâfirleri hicvetmek suretiyle öç alanlar müstasnadır. Bunlar yerilmişler zümresine dahil değillerdir. Nitekim Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Allah, fena sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğrayanlar başka!“ (Nisa: 148) “O hâlde kim hakkınıza tecavüz ederse, siz de ona aynen sizin hakkınıza tecavüz ettiği gibi mukabelede bulunun“ (Bakara: 194) Gerek şairlerden ve gerekse diğer insanlardan zulmedenler, öldükten sonra hangi münkalaba, dönüş yerine inkılab edeceklerini, döneceklerini yakında bileceklerdir.

1. Âyetin Tefsiri

Tâ, Sîn, Mîm. Bu harflerden muradın ne olduğunu en iyi Allahü teâlâ bilir.

Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

Bunlar bu âyetler açıklayıcı Hakkı, batıldan ayırıp ortaya koyan kitabın, Kur’ân’ın âyetleridir.

Âyet-i kerîme’de geçen : “Ayâtü “ile ” el-Kitâbi “ arasındaki izafet, “min“ mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

Onlar Mekkeliler îman etmeyecekler diye sen Ey Resûlüm Muhammed, adetâ kendine kıyacaksın üzüntünden kendini katledeceksin. Buradaki “ Lealle ” lâfzi “ işfak “ (acımak) içindir. Yani, “ Bu üzüntüyü hafifletmek suretiyle kendine acı. “

Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

Biz dilersek, onların üzerine gökten âyet indiririz de, ona boyunları eğile kalır ve o zaman hemen îman ederler.

Âyet-i kerîme’de geçen “ zallet” lâfzı, muzari mânâsında olup cümle, “ Tezallü tedûmü “ Takdirindedir. Ayrıca “ A'nak” kelimesi, haddi zatında sahiplerinin sıfatı olan“ hûd'u “ (teslim olmak) ile sıfatlanınca, onun sıfatı da akıl sahiplerine mahsus olan siga ile cemilendi.

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

Kendilerine Rahmân'dan yeni bir zikir: Kur’ân (âyeti) gelmeye dursun. İlle ondan yüz çevirirler.

Âyet-i kerîme’de geçen “ muhdesin” lâfzı, sıfat-ı kâşifedir.

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

Evet Kur’ân’ı yalanladılar. Ama onlara yakında o alay ettikleri şeyin haberleri, sonuçlan gelecektir.

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

Onlar yeryüzüne bakmadılar mı? Nazar etmediler mi? Biz orada her iyi çiftten, güzel çeşitten nice bitkiler yetiştirmişiz.

Âyet-i kerîme’de geçen “ kem” lâfzı, haberiyye olup” kesiren“ mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

Şüphesiz bunda bir âyet: Allahü teâlâ'nın kudretinin kemalini gösteren alâmet vardır. Ama Allah'ın ezelî ilminde onların çoğu îman edecek değildirler.

Sibeveyh, âyet-i kerîme’de geçen “ kane ” lâfzının zâide olduğunu söylemiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

Muhakkak senin Rabbin yegâne güçlü kâfirlerden intikam alan izzet sâhibi ve mü'minlere çok mehametlidir.

Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

Ey Resûlüm Muhammed! Kavmine bahset; Hani, Mûsa ateşi ve ağacı gördüğü gece, Rabbin Mûsa'ya “O zâlimler topluluğuna peygamber olarak gidiver.

Âyet-i kerîme’de geçen ”en“ masdariye olup“Bi-en> “ Takdirindedir.

Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

Kendisiyle birlikte Fir’avun'un kavmine..... Onlar ki, Allah'a küfretmekle kendi kendilerine, köleler gibi çalıştırmakla da İsrâîl oğullarına zulmetmişlerdir. Allah'tan O'na itâat etmek suretiyle hâlâ korkup, O'nu tevhidde bulunmayacaklar mı? diye nida etmişti.

Âyet-i kerîme’de geçen ”ela” lâfzındaki hemze, isfifham-ı inkâri mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

Mûsa şöyle dedi: “ ey Rabbim! Doğrusu korkarım, beni tekzip ederler.

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

Benim de onların beni tekzip etmelerinden göğsüm daralır. Dilim ondaki pelteklik sebebiyle risaleti eda ederken açılmaz. Onun için kardeşim Harun’a da benimle birlikte peygamberlik ver!

Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

Hem onların kendilerinden bir Kıpti'yi öldürdüğüm için bana isnat ettikleri bir suçları var. Ondan dolayı korkarım, bu suç sebebiyle beni öldürürler. “

Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

Allahü teâlâ buyurdu ki: “ hayır! Yani seni öldüremezler, ikiniz de, sen ve kardeşin -şu hâlde burada muhatab, gaibe tağlib edilmiştir- hemen mu'cizelerimizle gidin! Muhakkak biz, sizinle beraberiz. Sizin söyleyeceklerinizi de, size söylenecekleri de işitiyoruz. “ Burada Hazret-i Mûsa ile Hazret-i Harun (aleyhisselâm) cemâat yerine konularak hitaba mazhar olmuşlardır.

Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

HaydiFir’avun'a gidin de, deyin ki: “Biz her birimiz âlemlerin Rabbinin sana gönderdiği resûlüyüz!

Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

İsrâîl oğullarını bizimle beraber Şam'a göndereceksin“

Âyet-i kerîme’de geçen ”en” lâfzıüzerinden“ Ba “ harf-i cerri hazfedilmiş olup“Bi-en”Takdirindedir

Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

Hazret-i Mûsa ile Hazret-i Harun, Fir’avun'a varıp aldıkları bu emr-i ilâhiyi ona ilettiler. “ fir’avun Hazret-i Mûsa'ya: “Biz seni yeni doğmuş, sütten kesildikten sonra yeni doğmuş sayılabilecek kadar küçük bir çocuk iken aramızda, evlerimizde büyütmedik mi? Sen ömründen hayli seneler, otuz sene bizim aramızda kalmadın mı? (Bu zaman zarfında) Mûsa (aleyhisselâm), Fir’avun'un giydiklerinden giyer, onun bineklerine biner ve onun oğlu diye anılırdı.

Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

O yaptığın işi de yaptın -Kastedilen iş, Kıpti'yi öldürmesidir- o hâlde sen nankörlerdensin, seni yetiştirmek ve zor işlerde çalıştırmamak suretiyle sana olan nimetimi inkâr edenlerdensin“ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

20. Âyetin Tefsiri

Mûsa, “O işi yaptım, ama ben o vakit bu esnada, Allah'ın bundan sonra bana lütfettiği ilim ve risalet nimetlerinden cahil olanlardan idim.

Bu bölümü tek başına aç →

21. Âyetin Tefsiri

Senden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Nihayet Rabbim bana hüküm, ilim ihsan buyurdu ve beni peygamberlerden yaptı.

Bu bölümü tek başına aç →

22. Âyetin Tefsiri

O nimet diye başıma kaktığın şey de İsrâîl oğullarını kendine köle etmendir. Yani onları köle edindin, beni köle edinmedin. Bununla senin üzerine bir nimet söz konusu olamaz. Çünkü sen onları köle edinmekle onlara haksızlık etmişsin. “ Bazı âlimler, cümlenin başına, istifham-ı inkârı takdir etmektedirler (Bu durumda mânâ, “ Bu bir nimet midir? ” şeklinde değişir.)

Âyette geçen “ Temünnüha” lâfzı, “ Tümünnübiha”Takdirindedir. “ enabbedte “ cümlesi de ” Tilke “ den atf-ı beyandır.

Bu bölümü tek başına aç →

23. Âyetin Tefsiri

Fir’avun Mûsa'ya “senin resûlü olduğunu söylediğin o Âlemlerin Rabbi de nedir? Yani nasıl bir şeydir O? ” dedi. Mahlûkat için Allahü teâlâ'nın hakikatini bilme konusunda bir yol olmayıp, O'nu ancak sıfatlarıyla tanıyabileceklerinden, Mûsa (aleyhisselâm) da Fir’avun'a, O’nun bazı sıfatlarını anlatarak cevap verdi:

Bu bölümü tek başına aç →

24. Âyetin Tefsiri

“ göklerin, yerin ve aralarında bulunan her şeyin Rabbidir. Yani bütün bunların yaratıcısıdır. Eğer Allahü teâlâ'nın bunların yaratıcısı olduğunu yakinen anlarsanız bir tek O'na îman ediniz “ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

25. Âyetin Tefsiri

Fir’avun kavminin elit takımından etrafındakilere “suale uymayan cevabını duyuyor musunuz? ” dedi

Bu bölümü tek başına aç →

26. Âyetin Tefsiri

Mûsa “O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir. “ dedi. Bu ifade her ne kadar daha önceki ifadenin mefhumuna dahilse de, Fir’avun'u fazlasıyla öfkelendirmektedir. İşte bundan dolayıdır ki, Fir’avun:

Bu bölümü tek başına aç →

27. Âyetin Tefsiri

“ herhalde bu size gönderilen peygamberiniz, iyice deli olmali “ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

28. Âyetin Tefsiri

Mûsa “O doğu ile batının ve aralarındaki her şeyin Rabbidir. Eğer O’nun böyle olduğunu akledebiliyorsanız, bir tek O'na îman ediniz “ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

29. Âyetin Tefsiri

Fir’avun, Mûsa'ya, “yemin olsun! Eğer benden başka bir ilâh tanırsan, seni mutlaka zindanlıklardan ederim“ dedi.

Fir’avun'un zindanı çok ağır idi. Bir kişiyi yer altına hapsederdi. Ve o kişi orada ne kimseyi görebilir, ne de duyabilirdi.

Bu bölümü tek başına aç →

30. Âyetin Tefsiri

Mûsa ona “sana açıklayıcı bir şey, risaletimi belgeleyen apaçık bir delil getirsem de mi? Yani yine de bunu yapar mısın? ” dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

31. Âyetin Tefsiri

Fir’avun Mûsa'ya, “ eğer bu konuda doğru söyleyenlerden isen, hemen getir onu!“ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

32. Âyetin Tefsiri

Bunun üzerine Mûsa asasını bıraktı. Birde ne görsün! Asa açıkça bir ejderha koca bir yılan oluverdi!

Bu bölümü tek başına aç →

33. Âyetin Tefsiri

Bir de elini çekti, onu koynundan çıkarıverdi o da bakanlar için önceki esmerlik halinin tersine bembeyaz ışık yayan bir nesne kesiliverdi.

Bu bölümü tek başına aç →

34. Âyetin Tefsiri

Fir’avun etrafındaki cemâate, “ Bu hakikaten bilgiç bir sihirbazmış, sihir ilminde pek mâhirmiş!

Bu bölümü tek başına aç →

35. Âyetin Tefsiri

Sizi büyüsü ile yerinizden çıkarmak istiyor. Şimdi ne emredersiniz? ” dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

36. Âyetin Tefsiri

Onlar, “Onu ve kardeşini tut, ikisinin kararını beklet! Şehirlere de haşrediciler, toplayıcılar gönder de,

Bu bölümü tek başına aç →

37. Âyetin Tefsiri

Sana sihir ilminde Mûsa'dan daha önde olan bütün bilgiç sihirbazları getirsinler. “ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

38. Âyetin Tefsiri

Böylece belli bir günün tayin edilen vaktinde - ki, o da bayram gününün kuşluk vakti idi- bütün sihirbazlar bir araya toplandı.

Bu bölümü tek başına aç →

39. Âyetin Tefsiri

Halka da, “siz de toplanacak mısınız?

Bu bölümü tek başına aç →

40. Âyetin Tefsiri

Eğer gâlip gelirlerse, umarız biz de sihirbazlara tâbi oluruz “ denildi. Buradaki istifham, toplanmaya teşvik içindir, kendi adamları gâlip gelmesi halinde onlara tâbi olmayı ümit etmeleri ise, kendi dinlerine devam etsinler de Hazret-i Mûsa'ya tâbi olmasınlar, diye idi.

Bu bölümü tek başına aç →

41. Âyetin Tefsiri

Sihirbazlar gelince, Fir’avun'a, “ eğer biz üstün gelirsek, bize muhakkak bir mükâfat var değil mi? ” dediler.

Âyet-i kerîme’de geçen ”einne ” lâfzı, İki hemzenin tahkiki, ikincisinin teshîli, tahkik ve teshil durumlarında aralarına Elifin dâhil edilmesi ile okunmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

42. Âyetin Tefsiri

Fir’avun, “ evet! Hem o vakit gâlip gelmeniz halinde siz muhakkak gözdelerden olacaksınız!“ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

43. Âyetin Tefsiri

Sihirbazlar Hazret-i Mûsa'ya “ya sen (aleyhisselâmanı) at! Yahut bizler atıverelim“ dedikten sonra Mûsa onlara, “Atın ortaya ne atacaksanız!“ dedi. Şu hâlde buradaki emir, öncelikle onların atmalarına — Böylece hakkı ortaya çıkarmaya yol bulmak gayesi ile— izin vermek içindir.

Bu bölümü tek başına aç →

44. Âyetin Tefsiri

Onlar da hemen iplerini, sopalarını ortaya attılar ve “ fir’avun'un ululuğu hakkı için bizler, hakikaten bizler galipleriz “ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

45. Âyetin Tefsiri

Bunun üzerine Mûsa asasını bırakıverdi. Bir de ne görsünler! O bütün uydurduklarını, halkın gözünü boyayıp çevirdiklerini ve böylece iplerini ve asalarını koşan yılanlar olarak gösterdiklerini yutuyor!

Âyet-i kerîme’de geçen ”e-âmentüm” lâfzı, iki hemzenin tahkiki ve ikincisinin Elife ibdali ile okunmuştur

Bu bölümü tek başına aç →

46. Âyetin Tefsiri

Sihirbazlar hemen secdeye kapandılar.

Bu bölümü tek başına aç →

47. Âyetin Tefsiri

Âyetin tefsiri için bak:48

Bu bölümü tek başına aç →

48. Âyetin Tefsiri

“Biz âlemlerin Rabbine, Mûsa ile Harun'un Rabbine îman ettik“ dediler. Çünkü onlar pek ala biliyorlardı ki, asadan müşahede ettikleri şey, sihirle başarılabilecek bir iş değildir.

Bu bölümü tek başına aç →

49. Âyetin Tefsiri

Fir’avun, “Ben, kendim size izin vermeden ona, Mûsa'ya îman mı ettiniz? Şüphe yok ki, size sihir öğreten ustanız o imiş, sihrin bir bölümünü size öğretmiş, kalanıyla da size gâlip gelmiş. Ama yakında benden size gelecek olanı bileceksiniz. Yemin olsun ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama her birinin sağ eli ile sol ayağını kestireceğim ve hepinizi mutlaka astıracağım!“ dedi.

Âyet-i kerîme’de geçen ”en” lâfzıüzerinden“ Bâ “ harf-i cerri mahzûf olup“ Bİ-en”Takdirindedir.

Bu bölümü tek başına aç →

50. Âyetin Tefsiri

Sihirbazlar: “zarar ı yok, bunun bize bir zarar ı olmaz. Çünkü biz keyfiyeti nasıl olursa olsun, öldükten sonra âhirette Rabbimize döneceğiz.

Bu bölümü tek başına aç →

51. Âyetin Tefsiri

Biz zamanımızda îman edenlerin ilki olduğumuzdan, Rabbimizin günahlarımızı bağışlayacağını tama ederiz umarız “ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

52. Âyetin Tefsiri

Mûsa'ya aralarında -kendilerini Allah'ın âyetleri ile hakka çağırarak- geçirdiği, ancak tüm çabaların yalnızca daha çok kibirlenip haddi aşmalarına yol açtığı yılların ardından” kullarımı İsrâîl oğullarını gece vakti denize doğru yürüt! Çünkü takip edileceksiniz. Fir’avun ordularıyla birlikte sizleri takip edecek ve sizin arkanızdan onlar da denize dalıverecekler. Ne var ki, ben, sizleri (denizi yarıp) kurtaracağım. Onları ise denizde boğacağım“ diye vahyettik.

Âyet-i kerîme’de geçen ”en-Esri ” lâfzı, bir kırâatte, Nun'un kesresi ve ”esrı “kelimesinin hemzesinin vasledilmesi ile okunmuştur. Bu durumda ”esra “ da ayrı bir lügat olan“sera “ fiilinden gelmekte olup “sir bihim leylen“ mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

53. Âyetin Tefsiri

Fir’avun da İsrâîl oğullarının geceleyin yola çıktıklarını haber alınca şehirlere -Bir görüşe göre Fir’avun'a bağlı bin şehir, on iki bin de köy vardı- haşrediciler, asker toplayıcılar gönderdi. Bir yandan da şöyle diyordu:

Bu bölümü tek başına aç →

54. Âyetin Tefsiri

Bunlar, gerçekten sayıları az bir cemâattır taifedir. Rivayete göre İsrâîloğulları'nın tamamı, 670 000 kişi idi. Fir’avun'un ordusunun ise sadece öncül birliği 700. 000 kişiden oluşuyordu. Dolayısıyla Fir’avun, kendi ordusunun çokluğuna nazaran İsrâîl oğullarını azımsamıştır.

Bu bölümü tek başına aç →

55. Âyetin Tefsiri

Fakat onlar, bizi kızdırıyorlar. Bizi kızdıracak davranışlarda bulunuyorlar.

Bu bölümü tek başına aç →

56. Âyetin Tefsiri

Biz ise ihtiyatlı teyakkuz halinde bir cemâatiz. “

Âyet-i kerîme’de geçen “ hezirûne ” lâfzı, bir kıratta “ hâzirûne “-hazırlıklı bir cemâatiz “manasında - şeklinde gelmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

57. Âyetin Tefsiri

Allahü teâlâ buyuruyor ki, Böylece onları Fir’avun ve adamlarını Mûsa ve kavmine yetişmek gayesi ile Mısır'dan (ve bulundukları) bahçelerden, Nil'in iki yakasında bulunan bostanlardan pınarlardan, Nil nehrinden evlerde akan akar sulardan,

Bu bölümü tek başına aç →

58. Âyetin Tefsiri

Hazinelerden, altın ve gümüş gibi görünen mallarından - Allahü teâlâ'nın hakkı bu mallardan eda edilmediği için“ hazine “ diye adlandırılmışlardır— ve şerefli makamlardan Emir ve vezirlere âit, bunları etbaı tarafından çevrelenen güzel bir meclisten çıkardık.

Bu bölümü tek başına aç →

59. Âyetin Tefsiri

İşte böyle! Yani bizim çıkarışımız bu anlattığımız gibi oldu. Ve onlara, Fir’avun'u ve kavmini boğduktan sonra İsrâîl oğullarını mirasçı yaptık.

Bu bölümü tek başına aç →

60. Âyetin Tefsiri

Derken gün doğumunda, güneşin doğma vaktinde arkalarına düştüler. Onlara yetiştiler.

Bu bölümü tek başına aç →

61. Âyetin Tefsiri

Ne zamanki iki topluluk birbirini gördü, iki topluluktan her biri diğerini gördü. Mûsa'nın adamları, “Biz muhakkak yakalanıyoruz, Fir’avun'un topluluğu bize yetişiyor. Onlara karşı koyacak bir takatimiz da yok“ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

62. Âyetin Tefsiri

Mûsa “ Asla! Yani kesinlikle bize yetişemeyeceklerdir. Rabbim yardımıyla benimle beraberdir. Bana kurtuluş yolunu gösterecektir“ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

63. Âyetin Tefsiri

Bunun üzerine Mûsa'ya: “Asan ile denize vur!“ diye vahyettik. Hazret-i Mûsa denize vurunca deniz yarıla kaldı on iki parça halinde yarılıverdi. Her parçası koca bir dağ gibi oldu. Bu on iki parçanın arasında, binitlinin ne eğerinin ne de tingiltisinin ıslanmadan geçebildikleri bir takım yollar oluştu.

Bu bölümü tek başına aç →

64. Âyetin Tefsiri

Ötekileri Fir’avun ve kavmini de buraya yanaştırdık, yaklaştırdık. Nihayet onların girmiş oldukları yollara bunlar da girdiler.

Bu bölümü tek başına aç →

65. Âyetin Tefsiri

Mûsa'yı ve beraberindekilerin hepsini bahsedilen şekilde denizden çıkarmak suretiyle kurtardık.

Bu bölümü tek başına aç →

66. Âyetin Tefsiri

Sonra ötekilerini Fir’avun'u ve kavmini - bunların denize girme işlemi, İsrâîl oğullarının da çıkma işlemi tamam olunca- denizi üzerlerine kapamak suretiyle boğduk.

Bu bölümü tek başına aç →

67. Âyetin Tefsiri

Elbette bunda Fir’avun'u ve kavmini boğmamızda bir âyet vardır. Onlardan sonra gelenler için bir ibret vardır. Böyle iken, çoğu Allah'a imana gelmedi. Fir’avun'un hanımı Hazret-i Asiye, Fir’avun ailesinin mü'mini Hizkil ve Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm)'ın nâşını gösteren Meyrem binti Namusa'dan başka kimse îman etmedi.

Bu bölümü tek başına aç →

68. Âyetin Tefsiri

Hiç şüphesiz senin Rabbin güçlüdür. Bundan dolayıdır ki, kâfirlerden, onları boğmak suretiyle intikam aldı. Mü'minlere karşı da çok merhametlidir. Bundan dolayıdır ki, onları boğulmaktan kurtardı.

Bu bölümü tek başına aç →

69. Âyetin Tefsiri

Sen onlara Mekke kâfirlerine İbrâhîm'in haberini de oku!

Bu bölümü tek başına aç →

70. Âyetin Tefsiri

Hani babasına ve kavmine “siz neye taparsınız “ demişti.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İz “ lâfzı, “Nebe'e “ den bedeldir.

Bu bölümü tek başına aç →

71. Âyetin Tefsiri

Onlar“ Bir takım putlara taparız ve onlara tapıp dururuz bütün gün onlara tapmaya devam ederiz. “ dediler. İftihar amacıyla bu cümleyi de cevaplarına ilave etmişlerdir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ na’büdü“ fiilini (hazfedebileceğine dair karine bulunmasına rağmen) “fe-nezallü“ fiilini üzerine atfetmek için sarahaten zikretmişlerdir.

Bu bölümü tek başına aç →

72. Âyetin Tefsiri

İbrâhîm, “ dua ettiğiniz vakit onlar sizi işitirler mi?

Bu bölümü tek başına aç →

73. Âyetin Tefsiri

Yahut şayet onlara taparsanız size faydaları veya tapmaz iseniz size zarar ları olur mu? ” dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

74. Âyetin Tefsiri

“ hayır! Ancak biz babalarımızı böyle bizim yaptığımız gibi yaparlarken bulduk“ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

75. Âyetin Tefsiri

Âyetin tefsiri için bak:76

Bu bölümü tek başına aç →

76. Âyetin Tefsiri

İbrâhîm şöyle dedi: “Şimdi gördünüz mü? O sizin ve önceki atalarınızın taptıklarını?

Bu bölümü tek başına aç →

77. Âyetin Tefsiri

Hep onlar benim düşmanımdır. Ben onlara tapmam. Yalnız, lakin âlemlerin Rabbi öyle değil, zira ben O'na kulluk ederim.

Bu bölümü tek başına aç →

78. Âyetin Tefsiri

O ki, beni yaratmıştır. Beni dine O iletir.

Bu bölümü tek başına aç →

79. Âyetin Tefsiri

O ki, beni O doyurur, O sular.

Bu bölümü tek başına aç →

80. Âyetin Tefsiri

Hastalandığım vakit bana O şifa verir.

Bu bölümü tek başına aç →

81. Âyetin Tefsiri

O ki, beni öldürecek, sonra diriltecektir.

Bu bölümü tek başına aç →

82. Âyetin Tefsiri

Ve O ki, din günü ceza günü günahımı bağışlayacağını tama ediyorum umuyorum.

Bu bölümü tek başına aç →

83. Âyetin Tefsiri

Ey Rabbim! Bana bir hüküm ilim ver ve beni sâlih kullarına peygamberlere kat!

Bu bölümü tek başına aç →

84. Âyetin Tefsiri

Benden sonra Kıyâmet gününe kadar gelecek olan sonrakiler için de benim için doğruluk dili güzel övgü halk eyle.

Bu bölümü tek başına aç →

85. Âyetin Tefsiri

Beni Naim cennetinin mirasçılarındanNaim cennetleri kendilerine bahşedilenlerden eyle!

Bu bölümü tek başına aç →

86. Âyetin Tefsiri

Babamı da ona kendisini bağışlamana vesile olacak tevbeyi nasib etmen suretiyle bağışla! Çünkü o dalâlette olanlardan idi. -İbrâhîm (aleyhisselâm) bu duayı, babasının Allah'a düşman olduğunu bilmeden önce yapmıştı- Tevbe sûresinde zikredildiği gibi.

Bu bölümü tek başına aç →

87. Âyetin Tefsiri

Onların insanların diriltilecekleri gün beni rezil rüsva etme!“ Allahü teâlâ o gün hakkında şöyle buyuruyor:

Bu bölümü tek başına aç →

88. Âyetin Tefsiri

O gün ki, ne mal kimseye fayda verir, ne de oğullar!.....

Bu bölümü tek başına aç →

89. Âyetin Tefsiri

Ancak, lakin Allah'a şirkten ve nifaktan temiz bir kalple varan başka! Bu da mü'minin kalbidir. Zira mü'mine malı ve oğullan fayda verecektir.

Bu bölümü tek başına aç →

90. Âyetin Tefsiri

Cennet takva sahipleri için yaklaştırılmıştır. Ve onlar cenneti göreceklerdir.

Bu bölümü tek başına aç →

91. Âyetin Tefsiri

Cehennem ise azgınlar için, kâfirler için tebriz edilmiştir, açık seçik gösterilmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

92. Âyetin Tefsiri

Âyetin tefsiri için bak:93

Bu bölümü tek başına aç →

93. Âyetin Tefsiri

Ve onlara “ Allah'ı bırakıp O'ndan başka taptıklarınız — ki, onlar da putlardır— nerede? Azâbı sizden uzaklaştırmak suretiyle size yardım ediyorlar mı? - Yahut onu kendilerinden defedip kendilerini kurtarabiliyorlar mı? ” Elbette ki, Hayır! denilecektir.

Bu bölümü tek başına aç →

94. Âyetin Tefsiri

94

Âyetin tefsiri için bak:95

Bu bölümü tek başına aç →

95. Âyetin Tefsiri

Artık onlar, o azgınlar ve İblisin orduları, etbaı ve hem cinlerden, hem de insanlardan O'na itâat edenler yüzüstü hep birden cehenneme yuvarlanırlar, atılırlar.

Bu bölümü tek başına aç →

96. Âyetin Tefsiri

Onlar o azgınlar orada tapındıklarıyla birlikte birbiri ile çekişirlerken şöyle derler:

Bu bölümü tek başına aç →

97. Âyetin Tefsiri

Vallahi biz, açık bir sapıklık içindeydik.

Âyet-i kerîme’de geçen “ in“ şeddeli “ İnne “ den muhaffef olup, ismi mahzûftur. Takdiri “ İnhü“ dur.

Bu bölümü tek başına aç →

98. Âyetin Tefsiri

Çünkü sizi ibâdette âlemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk.

Bu bölümü tek başına aç →

99. Âyetin Tefsiri

Bizi hak yoldan ancak mücrimler şeytanlar yahut kendilerine uyduğumuz öncekiler saptırdı.

Bu bölümü tek başına aç →

100. Âyetin Tefsiri

Âyetin tefsiri için bak:101

Bu bölümü tek başına aç →

101. Âyetin Tefsiri

Artık bizim için mü'minlerin olduğu gibi, ne meleklerden, peygamberlerden ve mü'minlerden oluşan şefaatçiler, ne de işimize eğilecek yakın bir dost yoktur.

Bu bölümü tek başına aç →

102. Âyetin Tefsiri

Bari bizim için dünyaya bir kere dönüş olsa da mü'minlerden olsak!“

Burada”lev “ Temenni için olup “Neküne “onun cevabıdır.

Bu bölümü tek başına aç →

103. Âyetin Tefsiri

Şüphesiz bu zikredilen Hazret-i İbrâhîm ve kavminin kıssasında bir ibret vardır. Öyleyken çoğu îmana gelmediler.

Bu bölümü tek başına aç →

104. Âyetin Tefsiri

Ve şüphesiz ki, Rabbin güçlüdür, merhametli ancak O'dur.

Bu bölümü tek başına aç →

105. Âyetin Tefsiri

Nûh’un kavmi Nûh'u yalanlamakla (esasında) peygamberleri yalanladı, çünkü bütün peygamberler ” tevhid“ düsturunu getirmede müşterektirler. Veya Nûh (aleyhisselâm) uzunca bir süre kavmi içinde bulunduğundan kendisi sanki bir kaç peygamber gibi oldu.

Âyet-i kerîme’de geçen “ kavmü “ lâfzının müennes oluşu mânâsına itibarla, müzekker oluşu da lâfzına itibarladır.

Bu bölümü tek başına aç →

106. Âyetin Tefsiri

O vakit nesebce kardeşleri Nûh onlara, “siz Allah'dan korkmaz mısınız? “

Bu bölümü tek başına aç →

107. Âyetin Tefsiri

Gerçekten ben size gönderilmiş kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ üzerine emin bir peygamberim.

Bu bölümü tek başına aç →

108. Âyetin Tefsiri

Artık Allah'dan korkun ve size emrettiğim konuda -ki, o da, Allah'ı birleyip O'na itâat etmenizdir— bana itâat edin.

Bu bölümü tek başına aç →

109. Âyetin Tefsiri

Buna karşı, bunun tebliğine karşı, ben sizden bir bedel de istemiyorum. Benim ücretim sevabım ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İn” lâfzı, “mâ-inâfiye “ mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

110. Âyetin Tefsiri

O hâlde Allah'dan korkun ve bana itâat edin!“ Tekid gayesi ile cümlesini tekrar etmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

111. Âyetin Tefsiri

Onlar, “Arkana hep en rezil kimseler, dokuyucular ve papuçcular gibi düşük kimseler takılmışken biz sana inanır mıyız, senin sözünü tasdik eder miyiz? ” dediler.

Âyet-i kerîme’de geçen “Vettebeake ” lâfzıbir kırâatte “Ve-etbaüke “ şeklinde okunmuştur. Bu durumda” Tâbiün” kelimesinin çoğulu olup mübtedadır.

Bu bölümü tek başına aç →

112. Âyetin Tefsiri

Nûh, “Benim onların ne yaptıkları hakkında bilgim yoktur.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İlmî” lâfzı, “İlmün lî “ Takdirindedir.

Bu bölümü tek başına aç →

113. Âyetin Tefsiri

Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Eğer sizin şuurunuz olsa, bunu bilmiş olsanız, onları ayıplamazdınız.

Âyet-i kerîme’de geçen “ in“ “ma-inâfiye “ mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

114. Âyetin Tefsiri

Hem ben îman edenleri kovacak değilim.

Bu bölümü tek başına aç →

115. Âyetin Tefsiri

Ben ancak açık bir uyarıcıyım, uyarısı apaçık olan bir kimseyim“ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

116. Âyetin Tefsiri

Onlar, “ ey Nûh! Yemin olsun! Eğer bize söylediklerinden vazgeçmezsen muhakkak taşla yahut kötü sözle recmedilenlerden olacaksın“ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

117. Âyetin Tefsiri

Nûh, “ ey Rabbim! Gerçekten kavmim beni yalanladı.

Bu bölümü tek başına aç →

118. Âyetin Tefsiri

Artık benimle onların arasını sen fetheyle hükmünü ver de, beni ve beraberimdeki mü'minleri kurtar dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki:

Bu bölümü tek başına aç →

119. Âyetin Tefsiri

Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri o, meşhur insanlardan hayvanlardan ve kuşlardan dolmuş geminin içinde kurtardık.

Bu bölümü tek başına aç →

120. Âyetin Tefsiri

Sonra bunun ardından onları kurtarmamızın ardından, kavminden geri kalanları boğduk.

Bu bölümü tek başına aç →

121. Âyetin Tefsiri

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Öyle iken yine çoğu imana gelmediler.

Bu bölümü tek başına aç →

122. Âyetin Tefsiri

Ve şüphesiz Rabbin, O, yegâne kudret sâhibidir, çok merhametlidir.

Bu bölümü tek başına aç →

123. Âyetin Tefsiri

Âd da peygamberleri yalanladı.

Bu bölümü tek başına aç →

124. Âyetin Tefsiri

Hani, kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

Bu bölümü tek başına aç →

125. Âyetin Tefsiri

Gerçekten ben, size gönderilmiş, emin bir peygamberim.

Bu bölümü tek başına aç →

126. Âyetin Tefsiri

Artık Allah'dan korkun da bana itâat edin.

Bu bölümü tek başına aç →

127. Âyetin Tefsiri

Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İn“ “ma-i nâfiye “ mânâsındadır

Bu bölümü tek başına aç →

128. Âyetin Tefsiri

Siz her tepeye, yüksek bir mekânda bir alâmet, yoldan geçen ler için alâmet sayılan bina inşa eder; size uğrayan kimselerle eğlenir ve onlarla dalga geçer misiniz?

Âyet-i kerîme’de geçen “ Ta'besüne “ cümlesi “ Tebnüne “ nin zamirinden hâl düşer.

Bu bölümü tek başına aç →

129. Âyetin Tefsiri

Ve dünyada ebedi kalacak, hiç ölmeyecek mişsiniz gibi, yer altında su hazneleri mi ediniyorsunuz?

Bu bölümü tek başına aç →

130. Âyetin Tefsiri

Hem dövmek için yahut öldürmek için yakaladığınız zaman, zorbalar gibi, hiç acıma duygusu taşımaksızın yakalıyorsunuz.

Bu bölümü tek başına aç →

131. Âyetin Tefsiri

Artık bu hususta Allah'dan korkun ve size emrettiğim konularda bana itâat edin.

Bu bölümü tek başına aç →

132. Âyetin Tefsiri

Size, bildiğiniz şeylerle imdat eden, üzerinize nimetlerini ihsan eden,

Bu bölümü tek başına aç →

133. Âyetin Tefsiri

Size davarlarla, oğullarla,

Bu bölümü tek başına aç →

134. Âyetin Tefsiri

Bağlarla, bahçelerle gözelerle, pınarlarla imdat eden Allah'dan korkun!

Bu bölümü tek başına aç →

135. Âyetin Tefsiri

Doğrusu ben, bana isyan etmeniz halinde dünyada ve âhirette üstünüze gelecek büyük bir günün azâbından korkuyorum. “

Bu bölümü tek başına aç →

136. Âyetin Tefsiri

Onlar şöyle dediler: “sen öğüt versen de, hiç öğüt verenlerden olmasan da bizce değişen bir şey yoktur, bizim nazarımızda hep aynıdır. Yani sen bize vaaz ediyorsun diye gidişatımızı değiştirecek değiliz.

Bu bölümü tek başına aç →

137. Âyetin Tefsiri

137

Bu bizi korkutmaya çalıştığın şey, eskilerin icatlarından onların uyduruklarından ve yalanlarından başka bir şey değildir.

Bu bölümü tek başına aç →

138. Âyetin Tefsiri

Biz azap olunacaklar da değiliz!

Bu bölümü tek başına aç →

139. Âyetin Tefsiri

Böylece onu azap konusunda yalanladılar. Biz de onları dünyada kasırga ile helâk ettik. Şüphesiz ki, bunda bir ibret vardır. Öyle iken çoğu imana gelmediler.

Bu bölümü tek başına aç →

140. Âyetin Tefsiri

Ve şüphesiz ki, Rabbin yegâne güçlüdür, merhametlidir.

Bu bölümü tek başına aç →

141. Âyetin Tefsiri

Semûd (kavmi de) peygamberleri yalanladı.

Bu bölümü tek başına aç →

142. Âyetin Tefsiri

Hani, kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

Bu bölümü tek başına aç →

143. Âyetin Tefsiri

Gerçekten ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim.

Bu bölümü tek başına aç →

144. Âyetin Tefsiri

Artık Allah'tan korkun da bana itâat edin.

Bu bölümü tek başına aç →

145. Âyetin Tefsiri

Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim, ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ İn“ “ma-inâfiye “ mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

146. Âyetin Tefsiri

Siz burada bulunan nimetler içerisinde emin olarak bırakılır mısınız?

Bu bölümü tek başına aç →

147. Âyetin Tefsiri

O, bahçelerin ve pınarların içinde,

Bu bölümü tek başına aç →

148. Âyetin Tefsiri

O, ekinlerin ve turfanda meyvesi hoş, latif ve yumuşak hurma ağaçlarının içinde ha?

Bu bölümü tek başına aç →

149. Âyetin Tefsiri

Bir de dağlardan sevinçli, sevinçli şımarık bir tutumla evler yontuyorsunuz.

Âyet-i kerîme’de geçen “ferihine ” lâfzı bir kırâatta “ fârihine-keyifli olarak, mânâsında- şeklindedir.

Bu bölümü tek başına aç →

150. Âyetin Tefsiri

Artık Allah'dan korkun ve size emrettiğim konularda bana itâat edin.

Bu bölümü tek başına aç →

151. Âyetin Tefsiri

O müsriflerin emrine itâat etmeyin.

Bu bölümü tek başına aç →

152. Âyetin Tefsiri

Onlar ki, yeryüzünü işledikleri masiyetlerle fesada verirler de Allah'a itâat etmek suretiyle düzeltmezler.

Bu bölümü tek başına aç →

153. Âyetin Tefsiri

Kavmi, “sen ancak büyülenmişlerdensin, kendilerine çokça sihir yapılarak akılları etki altına alınanlardansın.

Bu bölümü tek başına aç →

154. Âyetin Tefsiri

Sen aynı zamanda bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Eğer risaletin hakkında doğru söyleyenlerdensen, haydi bir mu'cize getir!“ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

155. Âyetin Tefsiri

Sâlih dedi ki: “İşte bir dişi deve! Ona bir içme sırası, su hakkı size de belli bir gün su hakkı var.

Bu bölümü tek başına aç →

156. Âyetin Tefsiri

Ona bir fenalıkla dokunmayın ki, bu yüzden sizi büyük bir günün azâbı büyük bir azapla yakalar. “

Bu bölümü tek başına aç →

157. Âyetin Tefsiri

Derken o deveyi kestiler. Yani onu, tamamının rızasıyla onlardan birisi kesti. Ama onu kestiklerine pişman oldular.

Bu bölümü tek başına aç →

158. Âyetin Tefsiri

Çünkü tehdit edildikleri o azap kendilerini yakalayıverdi de helâk oldular. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Öyle iken çoğu imana gelmedi.

Bu bölümü tek başına aç →

159. Âyetin Tefsiri

Ve şüphesiz ki, Rabbin, O, yegâne güçlü, yegâne merhametlidir!

Bu bölümü tek başına aç →

160. Âyetin Tefsiri

Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.

Bu bölümü tek başına aç →

161. Âyetin Tefsiri

O vakit, kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

Bu bölümü tek başına aç →

162. Âyetin Tefsiri

Gerçekten ben size gönderilmiş emin bir resûlüm.

Bu bölümü tek başına aç →

163. Âyetin Tefsiri

Artık Allah'dan korkun da bana itâat edin.

Bu bölümü tek başına aç →

164. Âyetin Tefsiri

Buna karşı, ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Bu bölümü tek başına aç →

165. Âyetin Tefsiri

Siz âlemlerininsanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?

Bu bölümü tek başına aç →

166. Âyetin Tefsiri

Ve Rabbinizin eşlerinizden sizler için yarattıklarınıonların üreme organlarını bırakıyorsunuz. Doğrusu siz tecavüzkâr, helâli aşıp harama giden bir kavimsiniz. “

Bu bölümü tek başına aç →

167. Âyetin Tefsiri

Onlar, “ ey Lût! Yemin olsun eğer bizi kabullenmeyişinden vazgeçmezsen, muhakkak memleketimizden çıkarılanlardan olacaksın“ dediler.

Bu bölümü tek başına aç →

168. Âyetin Tefsiri

Lût, “ doğrusu ben sizin amelinize buğz edenlerdenim.

Bu bölümü tek başına aç →

169. Âyetin Tefsiri

Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapmakta oldukları kötülükten onun azâbından kurtar!“ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

170. Âyetin Tefsiri

Biz de onu ve ailesini toptan kurtardık.

Bu bölümü tek başına aç →

171. Âyetin Tefsiri

Ancak bir kocakarı, kendi karısı geride kalanlar içindeydi. Biz onu helâk ettik.

Bu bölümü tek başına aç →

172. Âyetin Tefsiri

172

Sonra geride kalanları hep tedbir ettik, helâk ettik.

Bu bölümü tek başına aç →

173. Âyetin Tefsiri

Onların helâk edilmeleri cümlesinden olarak üzerlerine yağmur, taş yağdırdık. Uyarılanların yağmuru olan onların (bu) yağmuru ne de fena idi!.....

Bu bölümü tek başına aç →

174. Âyetin Tefsiri

Muhakkak ki, bunda bir ibret vardır. Öyle iken, çoğu imana gelmedi.

Bu bölümü tek başına aç →

175. Âyetin Tefsiri

Ve şüphesiz rabbin (evet) O, yegâne güçlüdür, yegâne merhametlidir.

Bu bölümü tek başına aç →

176. Âyetin Tefsiri

Eyke - Eyke, Medyen yakınlarında bir ağaçlığın adıdır - halkı da peygamberleri yalanladı.

Âyet-i kerîme’de geçen ”el Eykeh” lâfzıbir kırâatte hemze hazfedilip harekesinin lâm’a verilmesi ve ha’nın fethası ile okunmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

177. Âyetin Tefsiri

O vakit Şuayb -kendilerinden olmaması dolayısıyla” kardeşleri “ Buyurmadı- onlara şöyle dedi: “siz Allah'dan korkmaz mısınız?

Bu bölümü tek başına aç →

178. Âyetin Tefsiri

Gerçekten ben, size gönderilmiş, emin bir peygamberim.

Bu bölümü tek başına aç →

179. Âyetin Tefsiri

Artık Allah'dan korkun da bana itâat edin.

Bu bölümü tek başına aç →

180. Âyetin Tefsiri

Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.

Bu bölümü tek başına aç →

181. Âyetin Tefsiri

Ölçeği ifa edin, onu tam ölçün ihsar edenlerden, eksiltenlerden olmayın.

Bu bölümü tek başına aç →

182. Âyetin Tefsiri

Ve doğru kıstasla, düzgün terazi ile tartın.

Bu bölümü tek başına aç →

183. Âyetin Tefsiri

Halkın eşyalarını düşürmeyin, onlara haklarından bir şey eksiltmeyin, yeryüzünde insanları öldürmek vs, suretlerle fesatçılık ederek bozgunculuk yapmayın!

Âyet-i kerîme’de geçen “ Ta'sev” lâfzı, “ efsede “ mânâsında olan“ Asiye “-sa'nın kesresi ile- fiilinden gelir. “müfsidi-ne ” lâfzı da âmilinin mânâsını tekid eden hâldir.

Bu bölümü tek başına aç →

184. Âyetin Tefsiri

Onlar, “sen ancak ve ancak büyülenmişlerdensin,

Bu bölümü tek başına aç →

185. Âyetin Tefsiri

Sizi ve sizden önceki nesilleri, halkı yaratan (Allah)'dan korkun“

Bu bölümü tek başına aç →

186. Âyetin Tefsiri

Ve sen, bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Biz seni muhakkak yalancılardan sanıyoruz.

Âyet-i kerîme’de yeralan“İn” lâfzı şeddelı “inne “ den muhaffef olup ismi mahzûftur. Takdiri, “İnhü“ dur.

Bu bölümü tek başına aç →

187. Âyetin Tefsiri

Eğer risaletin konusunda doğru söyleyenlerden isen, üzerimize gökten bir kisf, parça düşürüver “ dediler.

Âyet-i kerîme’de geçen “ kisfen” lâfzı, sin'in sükûnu ile de, fethası ile de okunmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

188. Âyetin Tefsiri

Şuayb, “Rabbim, sizin yaptıklarınızı daha iyi bilir ve bu yaptıklarınıza karşı sizi cezalandıracaktır“ dedi.

Bu bölümü tek başına aç →

189. Âyetin Tefsiri

Hülâsa, onu yalanladılar. Kendilerini de o gölge gününün azâbı yakalayıverdi- Gölge, kendilerine isabet eden aşırı bir sıcaklığın ardından onları gölgeleyen ve (tam gölgeleneceklerini sandıkları bir esnada) üzerlerine ateş yağdırıp yanmalarına sebep olan bir buluttan ibarettir. Gerçekten o, büyük bir günün azâbı idi.

Bu bölümü tek başına aç →

190. Âyetin Tefsiri

Şüphesiz bunda, bir ibret vardır. Öyle iken çoğu imana gelmediler.

Bu bölümü tek başına aç →

191. Âyetin Tefsiri

Ve şüphesiz Rabbin, yegâne güçlüdür, yegâne merhametlidir.

Bu bölümü tek başına aç →

192. Âyetin Tefsiri

Ve muhakkak bu, Kur’ân âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

193. Âyetin Tefsiri

Âyetin tefsiri için bak:194

Bu bölümü tek başına aç →

194. Âyetin Tefsiri

Onu Ruhu'l-Emin, Cibrîl uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine mübin, açık Arapça bir dil ile indirmiştir.

Âyet-i kerîme’de geçen “ Nezele ” lâfzı, bir kırâatta Za'nın şeddesi ve ”er-Ruhû” lâfzının nasbi ile okunmuştur. Bu durumda fail”lâfze-i celâl“ dır.

Bu bölümü tek başına aç →

195. Âyetin Tefsiri

Açık bir Arab dili ile...

Bu bölümü tek başına aç →

196. Âyetin Tefsiri

Gerçekten O, Muhammed'e indirilen Kur’ân’ın zikri, Tevrat ve İncîl gibi evvelki kavimlerin zuhurunda, kitaplarında da vardır.

Abdullah İbn Selâm ve arkadaşları gibi mü'minlerden olan İsrâîl oğulları alimlerinin bunu bilmesi onlara, Mekke kâfirlerine, bu konuda bir delil olmuyor mu? Zira bunlar da meseleyi haber vermektedirler.

Bu bölümü tek başına aç →

197. Âyetin Tefsiri

Âyet-i kelimede geçen “yekûn” lâfzı, Yâ'lı ve Ta'lı olarak okunmuştur. Ya’lı okununca “Âyeten” kelimesi Mensûb, Ta’lı okununca da merfû’ okunur.

Bu bölümü tek başına aç →

198. Âyetin Tefsiri

Eğer onu Arap olmayanlardan birine indirseydik. 199

O da onu kendilerine, Mekke kâfirlerine okusaydı, ona tâbi olmayı kendilerine yediremediklerinden yine îman etmeyeceklerdi.

Bu bölümü tek başına aç →

199. Âyetin Tefsiri

...

....

Bu bölümü tek başına aç →

200. Âyetin Tefsiri

Biz, onu tekzibi mücrimlerin, Mekke kâfirlerinin kalblerine peygamberin okumasıyla böylece, Arap olmayanların okumasıyla onu tekzib etmelerini soktuğumuz gibi sokmuşuzdur.

Bu bölümü tek başına aç →

201. Âyetin Tefsiri

Acıklı azâbı görecekleri âna kadar, Kur’ân'a inanmayacaklardır.

Bu bölümü tek başına aç →

202. Âyetin Tefsiri

ki, o azap, kendilerine hiç farkına varmadan ansızın geliversin de,

Bu bölümü tek başına aç →

203. Âyetin Tefsiri

“Acaba îman etmemiz için biraz mühlet verilir mi “ desinler ve buna cevaben kendilerine ” hayır!“ denilsin. Müşrikler “ Ne zaman azaplandırılacağız? ” dediler. Buna cevaben Allahü teâlâ şöyle buyurdu:

Bu bölümü tek başına aç →

204. Âyetin Tefsiri

Şimdi onlar, bizim azâbımıza mı acele ediyorlar?

Bu bölümü tek başına aç →

205. Âyetin Tefsiri

Ne dersin! Desene! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp faydalandırsak,

Bu bölümü tek başına aç →

206. Âyetin Tefsiri

Sonra da tehdit edildikleri şey, azap başlarına gelip çatsa,

Bu bölümü tek başına aç →

207. Âyetin Tefsiri

O faydalandırılmış oldukları şey, azâbın üzerlerinden kaldırılması yahut hafifletilmesi konusunda onlara hangi yararı sağlar?

Yani onlara hiç bir yarar sağlamaz!

Âyet-i kerîme’de geçen “ ma” lâfzı, istifhamiye olup ”eyye şey'in“ mânâsındadır.

Bu bölümü tek başına aç →

208. Âyetin Tefsiri

Ama biz, hangi memleketi helâk ettikse, mutlaka onu uyaranlar halkını uyaran peygamberler olmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

209. Âyetin Tefsiri

Onlara bir nasihat, öğüt olsun diye. Ve biz, kendilerini uyardıktan sonra onları helâk etmemiz halinde zulmediciler değilizdir.

Bu bölümü tek başına aç →

210. Âyetin Tefsiri

Bu âyet-i kerîme, müşriklerin iddialarına reddiye olarak nâzil olmuştur: Onu, Kur’ân’ı şeytanlar indirmedi.

Bu bölümü tek başına aç →

211. Âyetin Tefsiri

Onu indirmeleri onlara düşmez mümkün olmaz. Zaten buna güçleri de yetmez.

Bu bölümü tek başına aç →

212. Âyetin Tefsiri

Onlar, meleklerin sözlerini işitmekten, kendilerini takip eden alevler vasıtasıyla, kesin olarak uzaklaştırılmışlardır.

Bu bölümü tek başına aç →

213. Âyetin Tefsiri

O hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha kulluk etme!

Eğer onların seni davet ettikleri bu işi yaparsan, azap edilenlerden olursun.

Bu bölümü tek başına aç →

214. Âyetin Tefsiri

(Önce) en yakın hısımlarını korkut. Bunlar, Haşim ve Muttalib oğullarıdır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendilerini açıktan korkutmuştur — Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.

Bu bölümü tek başına aç →

215. Âyetin Tefsiri

Sana tâbi olan mü'minlere, muvahhidlere de kanadını indir, yaklaşımını yumuşat.

Bu bölümü tek başına aç →

216. Âyetin Tefsiri

(Buna rağmen) eğer onlar hısımların sana âsi olurlarsa, kendilerine “Ben sizin yaptıklarınızdan, Allah'dan başkasına kulluk etmekten berîyim“ deyiver.

Bu bölümü tek başına aç →

217. Âyetin Tefsiri

Ve o güçlü, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et, bütün işlerini O'na havale et.

Âyet-i kerîme’de geçen “ Tevekkel” lâfzı, vav ve fa ile okunmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →

218. Âyetin Tefsiri

O Allah ki, namaza kalktığın vakit seni görüyor.

Bu bölümü tek başına aç →

219. Âyetin Tefsiri

Secde edenler namaz kılanlar içinde namazın rükünleri arasında; kıyam halinde, kuud (oturuş) halinde, rükû halinde ve secde halinde- dolaşmanı da (görüyor.)

Bu bölümü tek başına aç →

220. Âyetin Tefsiri

Çünkü O, hakkıyla işiten, hakkıyla bilen ancak O'dur.

Bu bölümü tek başına aç →

221. Âyetin Tefsiri

221

Ey Mekke kâfirleri! Şeytanların, kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?

Âyet-i kerîme’de geçen “ Tenezzelü “ lâfzında sığanın aslında bulunan iki Ta'dan biri hazfedilmiştir,

Bu bölümü tek başına aç →

222. Âyetin Tefsiri

Onlar her uydurukçu, çok yalancı günahkârın, Müseyleme ve diğer kâhinler gibi, fâcirlerin üzerine inerler.

Bu bölümü tek başına aç →

223. Âyetin Tefsiri

Onlar şeytanlar, kâhinlere iletmek üzere duyduklarına meleklerden işittiklerine kulak verirler. Ama çoğu, yalan söylerler. Duyduklarına birçok yalan katıverirler. Bu, şeytanların gökyüzüne çıkmaktan men olunmalarından önce idi.

Bu bölümü tek başına aç →

224. Âyetin Tefsiri

Şairlere ise şiirlerinde sapıklar tâbi olur. Söyledikleri şiirleri terennüm ederler ve onu onlardan naklederler. Şu hâlde onlardır yerilmiş olanlar.

Bu bölümü tek başına aç →

225. Âyetin Tefsiri

Görmez misin, bilmez misin ki, onlar söz vadilerinden ve sanatlarından her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar geçip giderler. Ve böylece gerek övmede gerek kötülemede haddi aşarlar.

Bu bölümü tek başına aç →

226. Âyetin Tefsiri

Ve onlar, yapmadıklarıni “yaptık“ diye söylerler. Yani yalan söylerler.

Bu bölümü tek başına aç →

227. Âyetin Tefsiri

Ancak şairlerden îman edip, sâlih ameller işleyenler, Allah'ı çok zikredenler, şiir kendilerini zikirden alıkoymayanlar ve kâfirlerin kendilerini mü'minler içerisinde hicvetmesi sonucu zulmedildikten sonra, kâfirleri hicvetmek suretiyle öç alanlar müstasnadır. Bunlar yerilmişler zümresine dahil değillerdir. Nitekim Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Allah, fena sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğrayanlar başka!“ (Nisa: 148) “O hâlde kim hakkınıza tecavüz ederse, siz de ona aynen sizin hakkınıza tecavüz ettiği gibi mukabelede bulunun“ (Bakara: 194) Gerek şairlerden ve gerekse diğer insanlardan zulmedenler, öldükten sonra hangi münkalaba, dönüş yerine inkılab edeceklerini, döneceklerini yakında bileceklerdir.

Bu bölümü tek başına aç →