ELMALILI - ORİJİNAL
Şuarâ Sûresi — ELMALILI - ORİJİNAL
ŞUARÂ
Şuarâ, Sûresi mekkîdir. Anak Âhirinde (.......) dan nihayete kadar beş âyet Medinede nâzil olmuştur. Vechi tesmiyesi de bu âyetler olduğu zâhirdir.
Âyetleri: - Kûfî, şamî medenî ta'dadında iki yüz yirmi yedi, diğerlerinde iki yüz yirmi altıdır.
Kelimatı: - Bin iki yüz doksan dokuzdur.
Hurufu: - Dört bin beş yüz kırk ikidir.
Fasılası: - (.......) dört âyette Âhiri İsraîl.
Bu sûre, Sûre-i Fürkandaki inzarın misalleriyle best-u tafsılini ve onun gibi Resulullaha tesliyeyi tazammun ediyor şöyle ki, (.......)
1
(.......) Bu Sûrenin ismi, ma'nâsını Allah bilir. (.......) den (.......)
1. Âyetin Tefsiri
(.......) Bu Sûrenin ismi, ma'nâsını Allah bilir. (.......) den (.......)
2. Âyetin Tefsiri
Bunlar sana o mübin kitabın âyetleri
(.......) Bunlar - bu Sürede böyle basît heca harflerinden müellef olarak okunacak âyetler işte (.......) o mübîn kitabın âyetleridir-
MUBİN, «bâne» ma'nâsına «ebâne» den «beyyin» gayet açık, parlak demek olduğundan kitabı mübîn i'cazı zâhir olan parlak kitab demek olur ki, murad Kur’ândır, hakkı beyan eden demek dahi olabilirse de makama enseb olan evvelkidir.
3. Âyetin Tefsiri
Sen âdetâ kendine kıyacaksın mü'min olmıyacaklar diye
4. Âyetin Tefsiri
Dilersek üzerlerine Semadan bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğile kalır
(.......) Semadan bir âyet - îmana ilca edecek cebrî bir âyet, tepeden inme ka'î bir beliyye. Halbuki Peygamber ve kitab göndermekten muradı ilâhi cebr ile değil, rıza ile kemale erdirmektir.
(.......) Boyunları - huzu' boyun eğmek ma'nâsını anlattığından buradaki a'nak, cemaat ma'nâsına unukun cem'i olmak da tecviz edilmiştir.
Ya'ni bütün cemaatleriyle ona boyun eğerler
5. Âyetin Tefsiri
Bununla beraber Rahmandan kendilerine yeni bir zikir gelmiyor ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar
(.......) Rahmandan zikir - va'z-u ihtar yâhud Kur’ân
6. Âyetin Tefsiri
Evet tekzib etmekteler, fakat onlara o istihza ettikleri şeyin müdhiş haberleri gelecek
7. Âyetin Tefsiri
Arza bir bakmadılar da mı? biz onda her hoş çiftten ne kadar bitirmişiz.
(.......)
KERÎM, her şeyin iyisi, a'lâsı, faidelisi.
ZEVC, burada sınıf cins, nev'i.
İNBAT, zâhiren nebatâta münhasır gibi görünürse de hayvanâta ve insana dahi şamildir. Zira hepsinde kuvvei namiye vardır. Maamafih yalnız nebatâtı mülâhaza kâfidir.
Ya'ni o Arzda sınıf sınıf her türlüsünden ne kadar güzel ve faideli nebatât bitirmişiz ve bitirmekteyiz ? Baksalar a. Filvaki' Yer yüzündeki o çeşit çeşit nebatatı güzel bir tasnıf ile gözden geçirmeli de bir bakmalı, o ne kadar hoş. ne kadar mütevvi', ne kadar faideli çiftler? Aynı muhît içinde o türlü elvan, türlü eşkâl, türlü ezhar ve esmar türlü havass ile o kadar muhtelif sınıflar, cinsler, nevi'ler, çeşitler, o güzel çiftler nasıl tertib ve tanzim olunup çıkıyor? Hem ölüp kurulduktan sonra yeniden yeniye kaç kerreler bitirilip bitirilip duruyor. Hiç bu mükemmel san'at bir kör tabiatın kendi kendine tekâmülü olur mu?
8. Âyetin Tefsiri
Şübhesiz ki, bunda mutlak bir âyet var, hemde ekserîsi mü'min olmadı
(.......) Şübhesiz ki, bunda - bu inbatta yâhud biten her zevci kerimde (.......) mutlak bir âyet var - Allah’ın birliğine, rahmetinin genişliğine, kudretinin büyüklüğüne, Âhiretin varlığına delâlet eden, îmanı ıktıza eyliyen bir delil var. (.......) Bununla beraber ekserîsi mü'min olmadı - hattâ nebatât ve hayvanât müteleasyile meşgul olan ve tasniflerini yapanların bile bir çoğu Allah’a îman edecek yerde küfre gittiler
9. Âyetin Tefsiri
Ve şübhesiz ki, rabbın o öyle azîz, öyle rahîm
(.......) ve şübhe yok ki, rabbın o öyle azîz öyle rahîmdir - azîz dilediğini yapar. Binaenaleyh dilediği anda kâfirlerden intikamını alır, te'hır ediyorsa rahîm olduğu için ediyordur. Şübhesiz îman edenleri rahmetiyle bekâm edecektir. Şimdi bunu bervechi âti yedi kıssaile tenvir buyuracaktır.
10. Âyetin Tefsiri
Bir vakıt da rabbın, Mûsaya nidâ buyurdu: git o zalim kavme dedi
11. Âyetin Tefsiri
Fir'avn kavmine, daha sakınmıyacaklar mı?
12. Âyetin Tefsiri
Yarab! dedi: doğrusu ben korkarım ki, beni tekzib ederler
13. Âyetin Tefsiri
ve Göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Harûna da risalet ver
14. Âyetin Tefsiri
Hem onlara üzerinde bir günah var, ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler
(.......) onlara üzerimde bir günah var - Şûrei Kasasta geleceği üzere kazara kıptıyi öldürmüştü. Zenb ta'biri onların zu'muna nazarandır. (.......) onun için hemen beni öldürüvermelerinden korkarım - risaleti eda etmeden evvel katlolunmaktan korkuyor.
15. Âyetin Tefsiri
Hayır, buyurdu: haydi ikiniz bir, âyetlerimizle gidin, her halde biz sizinle beraberiz, dinliyoruzdur
16. Âyetin Tefsiri
Haydin Fir'avne varın da deyin : inan biz, rabbülaleminin resulüyüz
17. Âyetin Tefsiri
Beni İsraili bizimle beraber salıver
18. Âyetin Tefsiri
Â, dedi: seni çocukken bizde büyütmedik mi? hem bizde ömründen senelerce kaldın
19. Âyetin Tefsiri
Hem de o yaptığın fi'li yaptın, o halde sen o nankör kâfirlerdensin
20. Âyetin Tefsiri
O vakıt, dedi: o fi'li yaptım şaşkınlardandım
21. Âyetin Tefsiri
Onun üzerine vaktâki sizden korktum, içinizden kaçtım, derken rabbım bana huküm ihsan buyurdu ve beni mürselinden kıldı
22. Âyetin Tefsiri
O başıma kakdığın bir ni'met de Beni İsraili kul, köle edinmiş olmandır.
23. Âyetin Tefsiri
Fir'avn, rabbülâlemin de nedir? dedi
(.......) rabbül'âlemînin Resülüyüz denildiği için Firavn: hem o rabbül'âlemin nedir? Diyor (.......) ile süal mahiyyetten süaldir. Mahiyyet kelimesi (.......) ya nisbettendir, ya'ni (.......) süaline verilecek cevabdır. Demek ki, Firavn bu süal ile rabbül'âlemînin mahiyyetini sormuş oluyor. Bir şey'in mahiyeti ise emsalile beraber müşterek oldukları hakıkati külliyyedir. Fülânın mahiyyeti nedir ? Denildiği zaman ona şeriklerile beraber ne denilir? Nev'ı veya cinsi nedir? Denilmiş olur. Halbuki Allahü teâlânın şeriki, misli, nazıri muhal olduğundan ona mahiyyet tasavvur olunamaz. Onun için Hazret-i Musâ, cevabda üslûbi hakîm denilen tarzı iltizam edip yalnız rabbül'âlemîn ismini mefhumile tasavvur ettirmek üzere âlemîni tefsir ederek
24. Âyetin Tefsiri
Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer ehli yakîn iseniz dedi
(.......) Semavat ve Arzın ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer iykana ehl iseniz dedi ya'ni iykana ehil değil iseniz anlamazsınız. Fakat eşyayı tahkık etmiş, sebebsiz bir hâdise olamıyacağına bir yakîn edinmiş iseniz bilirsiniz ki, bu üstünüzdeki Semavat ve altınızdaki Arz ile aralarındaki bütün bu mahsûsat, hudûsleri teaddüdleri, teşekkülleri, tefayyürleri ve bütün nızamı tehavvülleri ile bir rabbın tahti huküm ve terbiyesinde bulunduğuna ve bütün mümkinatın fevkında olan o vacibül'vücûdun şeriki olamıyacaığından nefsi mahiyyetile ta'rif olunamayıp ancak asâri zâhiresiyle bilinebileceğinden yakîn hasıl ederdiniz. Bu cevaba karşı Fir'avn
25. Âyetin Tefsiri
Etrafındakilere dinlemezmisiniz? dedi
(.......) etrafındakilere dinlemezmisiniz dedi - bakın bakın ben ne soruyorum o nasıl cevab veriyor demek istiyor ve ihtimal ki, tabiatin rabba ihtiyacını kabul etmiyordu. Onun için Musâ
26. Âyetin Tefsiri
Rabbınızın ve evvelki atalarınızın rabbı dedi
(.......) rabbınız ve evvelki atalarınızın rabbı dedi - tabiat üzerinde mutasarrıf olan bununla beraber hükûmete ihtiyaçları ma'lûm bulunan zevil'ukulün bariz olan delâletini ileri sürdü ki, âlemîn mefhumunun rüknü bulunuyordu. Bunu sizin ve atalarınızın diye hıtab ve izafetle ifade etmesi de daha ziyade müessir ve vazıh olmak içindir. Çünkü sizin rabbınız demekle kendi ihtiyaçlarını göstermiş oluyor. Ve evvelki atalarınız demekle de beşerriyyetin faniliğini anlatarak gururlarını kırmış bulunuyor. Bununla beraber zevil'ukul hayyizinde göstermekle kendilerine bir şeref de izafe eyliyordu. Buna mukabil Fir'avn yine etrafındakilere hıtaben
27. Âyetin Tefsiri
Her halde size gönderilmiş olan resulünüz mutlak mecnun dedi
(.......) her halde size gönderilmiş olan Resulünüz mutlak mecnun dedi - bu suretle Resulünüz demesi belli ki, bir istihza oluyordu. İşte Fir'avnlık taslıyanların hepsi de ilâhilere böyle mecnun derler, alay ederler. Bidayeten yumuşaklıkla hakîmâne idârei kelâm eden Musâ bu ınad ve tecavüze karşı yine evvelki kelâmını tefsir ederek mislile mukabele etti
28. Âyetin Tefsiri
Meşrık ve Mağrıbın ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer siz âkıl iseniz dedi
(.......) o Maşrık ve Mağbirin ve bütün aralarındakilerin rabbı eğer siz âkıl iseniz dedi - ya'ni her gün gürüldüğü üzere güneşi doğurup batıran, o Maşrık ve Magribi ta'yin eden ve değiştiren ve bu suretle ecramı hareket ettirerek bütün kâinatı idare eden. hepsinin üzerinde huküm süren, hepsinin sahib ve maliki o, eğer siz âkıl olsanız bunu anlardınız, o Maşrık ve Mağribin rabbı bizi parlatıp sizi dulundurmağa (batırmağa) kadir ve şerîkten münezzeh olduğunu anlardınız da o nedir diye sormazdınız. Bu def'a da Fir'avn münakaşadan tehdîde geçerek
29. Âyetin Tefsiri
Yemin ederim ki, dedi: eğer benden başka bir ilâh tutarsan seni mutlak ve muhakkak zindandakilerden ederim
(.......) kasem ederim ki, dedi: eğer benden başka bir ilâh ittihaz edersen seni mutlak ve muhakkak o zindandakilerden ederim - zindana atarım yerinde bu ta'biri kullanması o zindandakilerin halindeki fecaati bilhassa hatırlatmak içindir.
30. Âyetin Tefsiri
Ya, dedi: sana ap açık isbat edecek bir şey getirdimse demi?
31. Âyetin Tefsiri
Haydi, dedi: getir onu bakayım sadıklardan isen
32. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine Asasını bırakıverdi, ap açık bir ejderha kesiliverdi
33. Âyetin Tefsiri
Bir de elini çekti çıkardı, o da bakanlara bem beyaz oluverdi
34. Âyetin Tefsiri
Etrafındaki cem'ıyyete bu, dedi: her halde bilgiç bir sihirbaz
35. Âyetin Tefsiri
Sihrile sizi yerinizden çıkarmak istiyor, binaenaleyh ne emredersiniz?
36. Âyetin Tefsiri
Bunu ve kardeşini dediler; eğle, şehirlere de derleyiciler yolla
37. Âyetin Tefsiri
Bütün bilgiç sihirbazları getirsinler
38. Âyetin Tefsiri
Bu suretle ma'lûm bir gün miykat ta'yin olunarak sihirbazlar cemolundu
39. Âyetin Tefsiri
Ve halka siz toplu musunuz denildi
40. Âyetin Tefsiri
Sanırız bizler sihirbazlara tabi' olacağız şayed onlar olursa galibler
41. Âyetin Tefsiri
Derken vaktâ ki, sihirbazlar geldiler Firavne elbette: biz galip gelirsek bize mutlak ecir var ya ? dediler
42. Âyetin Tefsiri
Evet, dedi: hem siz o vakıt muhakkak mukarrebîndensiniz
43. Âyetin Tefsiri
Mûsâ onlara atın dedi: siz ne atacaksanız
44. Âyetin Tefsiri
Hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve Firavnin ızzeti hakkı için elbette biz galibiz, şüphesiz, dediler
45. Âyetin Tefsiri
Mûsâ da Asasını koyuverdi, bir de baktılar ki, o, her ne dolap çeviriyorlarsa yutuyor
46. Âyetin Tefsiri
Derhal sihirbazlar secdeye kapandılar
47. Âyetin Tefsiri
"iman ettik rabbül'âlemîne
48. Âyetin Tefsiri
Musâ ve Hârunun rabbına" dediler
49. Âyetin Tefsiri
Ona, dedi: ben size izin vermeden îman ettiniz, anlaşıldı ki, o size sihri ta'lim eden büyüğünüzmüş, o halde mutlak yakında bileceksiniz, çaresiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazına kestireceğim, hem muhakkak hepinizi çarmıha gerdireceğim"
50. Âyetin Tefsiri
Dediler: zararı yok, her halde biz rabbımıza döneceğiz
51. Âyetin Tefsiri
Her halde biz mü'minlerin evveli olduğumuzdan dolayı rabbımızın bize mağfiret buyuracağını ümid ederiz.
52. Âyetin Tefsiri
Hem Musâya şu vahyi yerdik: kullarımı gece yürüt çünkü ta'kıb edileceksiniz
53. Âyetin Tefsiri
Firavn de şehirlere asker toplayıcılar gönderdi
54. Âyetin Tefsiri
Şunlar şübhe yok ki, bir şirzimei kaliledirler
55. Âyetin Tefsiri
Fakat hakkımızda çok gayz besliyorlar
56. Âyetin Tefsiri
Biz ise uyanık ihtiyatlı bir cem'ıyyet bulunuyoruz. diyordu
57. Âyetin Tefsiri
Bu suretle bunları bostanlardan, pınarlardan
58. Âyetin Tefsiri
Hazinelerden, ve dilrubâ makamlardan çıkardık
59. Âyetin Tefsiri
Ve onları Beni İsraile miras kıldık
60. Âyetin Tefsiri
Derken arkalarına düştüler Güneş doğmuştu
61. Âyetin Tefsiri
Vaktâ ki, iki cem'ıyyet biribirine göründü Musânın eshabı yakalandık dediler
62. Âyetin Tefsiri
Hayır asla, dedi: rabbım muhakkak benimledir, bana yolunu gösterecektir
63. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine Musâya "vur Asan ile denize " diye vahyeyledik, vurunca bir infilak etti her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
64. Âyetin Tefsiri
Ötekileri de buraya yanaştırmıştık
65. Âyetin Tefsiri
Musâyı ve maıyyetindekileri tamamen necata çıkardık
66. Âyetin Tefsiri
Sonra da ötekileri gark ettik
67. Âyetin Tefsiri
Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
68. Âyetin Tefsiri
Ve şübhesiz ki, rabbın o öyle azîz öyle rahîm
69. Âyetin Tefsiri
Onlara İbrahimin kıssasını da oku
70. Âyetin Tefsiri
O bir vakıt babasına ve kavmine: siz neye taparsınız? dedi
71. Âyetin Tefsiri
Bir takım putlara taparız da dediler: onlar sayesinde toplanırız
72. Âyetin Tefsiri
Onlar, dedi: dua ettiğiniz vakıt işidirler mi ?
73. Âyetin Tefsiri
Veya size bir menfeat verir yâhud bir zarar ederler mi
74. Âyetin Tefsiri
Yok dediler: atalarımızı bulduk, böyle yapıyorlardı
75. Âyetin Tefsiri
Şimdi, dedi: gördünüz o sizin taptıklarınızı
76. Âyetin Tefsiri
Siz ve eski atalarınızın
77. Âyetin Tefsiri
Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'âlemîn başka
78. Âyetin Tefsiri
O ki, beni yarattı sonra da bana o hidayet eder
79. Âyetin Tefsiri
Ve o ki, bana o, yedirir, o içirir,
80. Âyetin Tefsiri
Hastalandığım vakıt da bana o şifa verir
81. Âyetin Tefsiri
Ve o ki, beni öldürür, sonra beni yine diriltir
82. Âyetin Tefsiri
Ve o ki, ceza günü ben onun günahımı afivbuyurmasını niyaz ederim
83. Âyetin Tefsiri
Yarab, bana bir huküm ıhsan et ve beni sâlihine ilhak buyur
84. Âyetin Tefsiri
Ve bana sonrakiler içinde bir "lisanı sıdık" tahsıys eyle
(.......) LİSANI SIDK - Dünyada Kıyamete kadar eseri bakı kalacak güzel bir nam, ya'ni bir husni sıyt, dosdoğru bir zikri cemîl, şaşmaz bir yadı hasen, onun için her ümmet, Hazret-i İbrahimi seve gelmiştir. Yahud zürriyyetim içinde benim asıl dinimi yenileyecek, benim gibi sıdk ile tevhide da'vet edecek bir sâdık dil ki, Muhammed sallallahü aleyhi vesellemdir.
85. Âyetin Tefsiri
Ve beni naıym cennetinin varislerinden eyle
86. Âyetin Tefsiri
Babama da mağfiret buyur, çünkü o yanlış gidenlerden idi
87. Âyetin Tefsiri
Ve utandırma beni ba's olunacakları gün
88. Âyetin Tefsiri
O gün ki, ne mal faide verir ne oğulları
89. Âyetin Tefsiri
Ancak Allah’a selim bir kalb ile varan başka
90. Âyetin Tefsiri
Hem müttekiler için cennet yaklaştırılmış
91. Âyetin Tefsiri
Azgınlar için de Cehennem hortlatılmıştır
92. Âyetin Tefsiri
Onlara denilir: Hani nerede o taptıklarınız?
93. Âyetin Tefsiri
Allah’ın gayrıdan. Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı?
94. Âyetin Tefsiri
Ve arkasından hep onlar o Cehennemin içine fırlatılmaktadır
95. Âyetin Tefsiri
Ve bütün o İblis orduları
96. Âyetin Tefsiri
onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler:
97. Âyetin Tefsiri
Tallahi biz doğrusu açık bir dalâl içinde imişiz
98. Âyetin Tefsiri
Çünkü sizi rabbül'âlemîn seviyyesinde tutuyorduk
99. Âyetin Tefsiri
Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı
100. Âyetin Tefsiri
Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var
101. Âyetin Tefsiri
Ne de yakın bir sadîk
102. Âyetin Tefsiri
Bari bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü'minlerden olsa idik
103. Âyetin Tefsiri
Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
(.......) Şübhesiz bunda - şu okunan İbrahim kıssasında (.......) mutlak bir âyet var - ya'ni ıbret ve öğüd alınacak, ders edinilecek büyük bir huccet ve bürhan var.
104. Âyetin Tefsiri
Ve şüphesiz ki, rabbın o öyle azîz öyle rahîm
105. Âyetin Tefsiri
Nuh kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
106. Âyetin Tefsiri
O vakıt ki, kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız ?
(.......) kardeşleri Nuh - ya'ni ayni kavmden olan Nuh.
107. Âyetin Tefsiri
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, bir eminim
108. Âyetin Tefsiri
Gelin Allahdan korkun, bana itaat edin
109. Âyetin Tefsiri
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
110. Âyetin Tefsiri
Gelin Allahdan korkun bana itaat edin
111. Âyetin Tefsiri
A, dediler: hiç biz sana inanır mıyız ? Senin ardına hep o ezrail düşmüş?
112. Âyetin Tefsiri
Benim ne ılmim olabilir? dedi: onlar ne yapıyorlarmış
113. Âyetin Tefsiri
Sizin şuurunuz olsa onların hısabı ancak rabbıma aiddir
114. Âyetin Tefsiri
Hem ben îman edenleri koğmaya me'mur değilim
115. Âyetin Tefsiri
Ben ancak açık, bir nezirim
116. Âyetin Tefsiri
And ederiz ki, dediler; eğer vazgeçmezsen yâ Nuh! Mutlak ve muhakkak recm edilenlerden olacaksın
117. Âyetin Tefsiri
Yâ reb! dedi: anlaşıldı ki, kavmım beni tekzib ettiler
118. Âyetin Tefsiri
Artık benimle onların arasını nasıl ayırd edeceksen et de bana ve beraberimdeki mü'minlere necat ver
119. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o dolu gemide necata çıkardık
120. Âyetin Tefsiri
Sonra da arkasından kalanları garkettik
121. Âyetin Tefsiri
Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var
122. Âyetin Tefsiri
öyle iken ekserîsi mü'min olmadı ve şübhesiz ki, rabbın, o öyle azîz, öyle rahîm
123. Âyetin Tefsiri
Âd, gönderilen Resulleri tekzib etti
124. Âyetin Tefsiri
O vakıt ki, kardeşleri Hûd onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
125. Âyetin Tefsiri
Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş bir Resulüm' emînim
126. Âyetin Tefsiri
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
127. Âyetin Tefsiri
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum. benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
128. Âyetin Tefsiri
Siz her tepeye bir alâmet bina eder eğlenir misiniz?
(.......) her yüksek mevkı; tepe (.......) alâmet, burada büyük saray ve yüksek köşk gibi ifrat bina ma'nâsına (.......) oynuyorsunuz - abes, hakıki veya hukmî bir faidesi olmıyan oyun ve eğlence gibi boş şeyler, ya'ni ciddi bir maksadi meşru' olmaksızın mücerred binasile eğlenmek, iftihar etmek için yapıyorsunuz, yahud oyun yerleri yapıyorsunuz
129. Âyetin Tefsiri
Bir takım masnuat da ediniyorsunuz ki, sanki muhalled kalacaksınız
(.......) Mısnaın cem'ı yahud mas'nuun cem'ı ya'ni san'athaneler yâhud mas'nüat, bundan anlaşılıyor ki, o zaman sanayiın bir ifratı varmış, cem'ıyyetin hakıki menafiı, ma'neviyyatı, ahlâkı gözetilmiyerek maddî mas'nuat ile zulm-ü cebr yapılıyormuş.
130. Âyetin Tefsiri
Hem tuttuğunuz vakıt merhametsiz, cebbarcasına tutuyorsunuz
131. Âyetin Tefsiri
Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin
132. Âyetin Tefsiri
O Allahdan korkun ki, size o bildiğiniz şeylere imdad buyordu
133. Âyetin Tefsiri
En'am, oğullar
134. Âyetin Tefsiri
Cennet gibi bağlar, bahçeler, menba'lar ile size imdad buyurmakta
135. Âyetin Tefsiri
Cidden ben size büyük bir günün azâbından korkuyorum
136. Âyetin Tefsiri
Sen, dediler: ha va'zetmişin ha va'zedenlerden olmamışın bizce müsavidir
137. Âyetin Tefsiri
Bu sırf eskilerin âdeti
138. Âyetin Tefsiri
Biz ta'zib olunmayız
139. Âyetin Tefsiri
Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helâk ediverdik. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
140. Âyetin Tefsiri
Ve şübhesiz ki, rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
141. Âyetin Tefsiri
Semûd gönderilen Resulleri tekzib etti
142. Âyetin Tefsiri
O vakıt ki, kardeşleri Salih onlara demişti: Allahdan korkmaz mısınız?
143. Âyetin Tefsiri
Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
144. Âyetin Tefsiri
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
145. Âyetin Tefsiri
Buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
146. Âyetin Tefsiri
Siz burada emn-ü eman ile bırakılacak mısınız?
147. Âyetin Tefsiri
O Cennetler, pınarlar
148. Âyetin Tefsiri
Lâtıf tal'ı sarkmış hurmalar, ekinler içinde
149. Âyetin Tefsiri
Ki, bir de dağlardan keyfli keyfli evler yontuyorsunuz
150. Âyetin Tefsiri
Gelin Allahdan korkun da bana itaat eyleyin
151. Âyetin Tefsiri
İtaat etmeyin o kimselere ki,
152. Âyetin Tefsiri
yer yüzünü gesada verirler de islâh etmezler
153. Âyetin Tefsiri
Sen dediler: çok büyülenmişlerdensin
154. Âyetin Tefsiri
Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Haydi bir âyet getir eğer sadıklardan isen
(.......) haydi bir âyet getir - ya'ni Peygamber olduğunu alâmet olacak bir mu'cize
155. Âyetin Tefsiri
Ha, dedi: işte bir naka ona bir şirb hakkı' size de ma'lûm bir günün şirb hakkı
(.......) hakkı şirb Fıkıhta içmek, hayvan ve tarla sulamak ve kullanmak için su almak hakkı, yalnız içmek için olan hakkı şefe «dudak hakkı» denilir. Bir harktan böyle nevbetle intifa' etmeğe (.......) ta'bir olunur. Salih aleyhisselâm Naka ile kavmı arasında suyu nevbete koymuştu.
156. Âyetin Tefsiri
Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin ki, o yüzden sizi büyük bir günün azâbı yakalar
157. Âyetin Tefsiri
Derken onu vurdular, fakat nâdim oldular
158. Âyetin Tefsiri
Çünkü kendilerini azâb yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir âyet var öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
159. Âyetin Tefsiri
Ve şüphesiz rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
160. Âyetin Tefsiri
Lût kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
161. Âyetin Tefsiri
O vakıt ki, kadeşleri Lût onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
162. Âyetin Tefsiri
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
163. Âyetin Tefsiri
Gelin Allahdan korkun da bana itaat edin
164. Âyetin Tefsiri
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
165. Âyetin Tefsiri
Âlemîn içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?
166. Âyetin Tefsiri
Bırakıyorsunuz da sizin için yarattığı çiftleri? Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
167. Âyetin Tefsiri
And ederiz ki, dediler vazgeçmezsen ya Lût, mutlak ve muhakkak çıkarılanlardan olacaksın
168. Âyetin Tefsiri
...
....
169. Âyetin Tefsiri
Ben, dedi: doğrusu sizin amelinize buğz edenlerdenim
170. Âyetin Tefsiri
Biz de onu ve ehlini temamen halâs ettik
171. Âyetin Tefsiri
ancak bir acüze kaldı
172. Âyetin Tefsiri
Sonra geridekileri hep tedmir eyledik
173. Âyetin Tefsiri
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, ne fena idi o münzerin yağmuru
(.......) münzerin yağmuru - inzar edilip de dinlemiyenlerin başına yağdırılan taş yağmuru.
174. Âyetin Tefsiri
Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
175. Âyetin Tefsiri
Ve şübhesiz ki, rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
176. Âyetin Tefsiri
Eshabı Eyke gönderilen Resulleri tekzib etti
(.......) ESHABI Eyke, Eykeliler -Leyke kıraetlerine göre - Leykeliler. Eyke yumuşak ağaç bitiren bataklık demek olup Medyene doğru sahili bahrde bir mevkıın ismidir. Burada sakin olan bir taife vardı, Şuayb aleyhisselâm, bunlara da meb'us olmuş idi. Lâkin onlardan değil, ecnebi idi. Onun için «ehuhüm» denilmiyerek sadece Şuayb buyurulmuştur. Leyke (.......) nin nakl ile okunuşu olabilirse de merkezleri olan kasabanın ismi de deniliyor.
Ya'ni Leyke eshabı Hıcrın merkez şehirleri imiş Şu halde Eshabüleyke, Eshabülhıcir demek olur. Bunların ticaret ile meşgul oldukları ve zalim ve hilekâr bulundukları anlaşılıyor.
177. Âyetin Tefsiri
O Vakit ki, Şuayb onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
178. Âyetin Tefsiri
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, emînim
179. Âyetin Tefsiri
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
180. Âyetin Tefsiri
Buna karşı sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
181. Âyetin Tefsiri
Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
182. Âyetin Tefsiri
Ve doğru terazi ile tartın
(.......) KISTAS - Mizan: terazi kantar, çeki gibi vezin mıkyası demektir ki, aslı Rumcadır denilmiş.
183. Âyetin Tefsiri
Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yer yüzünü ihtilâlcılıkla fesada vermeyin
184. Âyetin Tefsiri
O sizi ve sizden evvelki cibileti yaratan hâlıktan korkun
185. Âyetin Tefsiri
Sen, dediler: muhakkak sihirlilerdensin
186. Âyetin Tefsiri
Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin, doğrusu biz seni her halde yalancılardan sanıyoruz
187. Âyetin Tefsiri
Üzerimize Semâdan bir kıt'ayı düşürüver haydi sâdıklardan isen
188. Âyetin Tefsiri
Rabbım a'lemdir, dedi: yaptıklarınıza
189. Âyetin Tefsiri
Hasılı onu tekzib ettiler, kendilerini de o zulle gününün azâbı alıverdi ki, o cidden büyük bir günün azâbı idi
(.......) zulle günü - rivayet olunduğuna göre Allahü teâlâ bunlara yedi gün ve gece şiddetli bir hararet musallat kılmış, nefesleri tıkanıyormuş, evlerinin içlerine sokulmuşlar duramamışlar, sahraya fırlamışlar, bir bulut Güneşe gölge olmuş, bir serinlik bir lezzet duyar gibi olmuşlar, biribirilerine bağrışarak altına toplanmışlar, o zulle, o gölgelik min tarafillâh bir ateş halinde üzerlerine inmiş, hepsini yemiş bitirivermiştir. Bu suretle özürlerine istedikleri gibi Semâdan bir kıt'a düşürülmüş demektir. Bu kıssa burada muhtasaran zikrolunan yedi kıssanın sonuncusudur. Peygamberleri teksib edenlere azâbın nüzulü bir âdeti cariye olduğu bu yedi kıssa ile anlatılarak münkirlere tehdid ve Peygambere tesliye yapıldıktan sonra buyuruluyor ki,
190. Âyetin Tefsiri
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
191. Âyetin Tefsiri
Ve şüphesiz ki, rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
192. Âyetin Tefsiri
Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'âlemînin şübhesiz bir tenkizilidir
(.......) Ve hakıkaten o - zikrolunan âyetleri nâtık bulunan Kur’ân (.......) şübhesiz rabbül'âlemînin bir tenzilidir. - Esasen onun kelâmı, onun sıfatı olup hurufı Arabiyye ile bu elfazı geydirip indirten odur. Onun tarafından indirilmedir. Rabbül'âlemîn ismine izafeti bu tenzil, Hak teâlânın bütün âlemîne şâmil bir terbiyesi ve re'feti ahkâmından bulunduğunu anlatmak (.......) mazmununu andırmak içindir.
193. Âyetin Tefsiri
Onu Ruhı emîn indirdi
(.......) rabbül'âlemînden onu o Ruhı emîn indirdi (yâhud onunla o Ruhı emîn indi) - RUHİ EMÎN, O EMÎN RUH, ya'ni Allahü teâlânın emanetini hâiz olan kemali emniyyetle vahyini Enbiyasına iysal eyliyen ruh. Cibrili Emin aleyhisselâmdır.
194. Âyetin Tefsiri
Senin kalbin üzerine ki, o münzirlerden olasın
(.......) senin kalbin üzerine - ya'ni sâde üzerine indirmedi, kalbine, vicdan ve şuurun menatı olan mevcudiyyetinin künhüne işletti, temamen hafızana verdi ve bütün bundaki ahlâkı ve ma'rifeti sana meleke kıldı. Necmüddini kübrâ tefsirinde der ki, eğer Tevrat da Hazret-i Musâya elvah ile indirilmeyip de böyle kalbine indirilmiş olsa idi gadab zamanında onları elinden bırakıvermezdi ve ılmi ledünn ögrenmek için Hızrı aramağa gitmezdi (.......) Râbbül'âlemîn bunu böyle bütün kalbini kavramak üzere Ruhı emîn ile indirdi ki, temamen emniyyet hasıl edip (.......) o münzirlerden olasın ya'ni inzar ile risaletleri meşhur olan balâdaki Peygamberler gibi Resuli emîn olup inzar edesin
195. Âyetin Tefsiri
Açık parlak bir Arabi lisan ile
(.......) mübîn, ya'ni anlattınığı açık ve güzel bir ifade ile anlatır bir Arabi lisan ile - arabca haddi zatında her ma'nâyı iyi anlatabilen bir lisan olmakla beraber Kur’ân onu en yüksek bir nekahat ve vuzuh ile parlatmıştır.
Binaenaleyh yukarıdaki kıssalarla edilen inzarların ma'nâsını anlamamakta Arabların hiçbir uzrü yoktur.
196. Âyetin Tefsiri
Hem o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da var
(.......) Bununla beraber o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da vardır - ya'ni evvelki kitablarda da bu Kur’ân’ın zikri geçmiştir. Böyle oluduğunu inkâr ediliyorsa
197. Âyetin Tefsiri
Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir âyet (bir delil) değil mi
(.......) Beni İsraîl ulemasının onu bilmesi bile onu inkâr edenlere bir delîl değil midir? - Beni İsraîl ulemasından bir kısmı Tevrat ve İncilde aleyhıssalâtü vesselâmın sıfat ve na'ti zikrolunduğunu söylüyorlardı. Kureyş de gidip onlardan bu haberi öğreniyorlardı
198. Âyetin Tefsiri
Eğer onu Arabca bilmiyenlerin birine indirseydik de
(.......) eğer biz onu Arabca bilmeyenlerin birine indirseydik - böyle bir mu'cize yapsa idik - de
199. Âyetin Tefsiri
o kendilerine kıraet etse idi yine îman etmiyeceklerdi
(.......) onlara onu o, okusa idi - ki, bu surette okunan Kur’ân haddi zatında bir mu'cize olduğu gibi okuyuşda başkaca bir mu'cize olurdu (.......) yine ona inanmazlardı - acemî değil, pek a'lâ Arabca biliyormuş derlerdi.
İşte bu Kur’ân’ın Allahdan inme bir mu'cize olduğuna inanmıyanlar böyle inadcı kâfirlerdir.
200. Âyetin Tefsiri
Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.
(.......) Biz onu mücrimlerin kalblerine böyle sokmuşuzdur. - Ma'nâsını anlarlar, fesahat-ü belâgatinin güzelliğini tanırlar, gerek nazmı ve gerek ma'nâsindaki gayb haberleri i'tibariyle i'cazını ve tanzıyr edilemediğini bilirler ve evvelki kitablarda zikri bulunduğunu da duyarlar, fakat
201. Âyetin Tefsiri
Îman etmezler ana tâ o elim azâbı görecekleri deme kadar
(.......) ona îman etmezler- mücrim oldukları için inanmak işlerine gelmez, o inzarlar hoşlarına gitmez (.......) ta ki, o elîm azâbı görsünler - ya'ni azâbı görecekleri lâhzaya kadar inanmazlar, görmek için inanmazlar
202. Âyetin Tefsiri
Ki, geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken
203. Âyetin Tefsiri
Desinler ki, acaba bize bir müsaade edilir mi?
204. Âyetin Tefsiri
Ya şimdi azâbımızı iviyorlar mı?
(.......) şimdi azâbımızı isti'cal mi ediyorlar? -
Ya'ni azâb gelince (.......) diyeceklerken şimdi (.......) diye iviyorlar mı ?
205. Âyetin Tefsiri
Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek
206. Âyetin Tefsiri
Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa
207. Âyetin Tefsiri
O yaşatıldıkları zevkın kendilerine hiç faidesi olmıyacaktır
208. Âyetin Tefsiri
Maamafih biz hangi memleketi helâk ettikse muhakkak onu inzar edenler olmuştur
209. Âyetin Tefsiri
İhtar edilmiştir, ve biz zulmetmiş değilizdir
210. Âyetin Tefsiri
Ve bunu Şeytanlar indirmedi
(.......) Bunu Şeytanlar alıp indirmedi - bir takım kâfirler nübüvveti, bir kehanet gibi farz ederek Kur’ân’ı kâhinlere edilen Cinn ve Şeytan telkinatı kabilinden göstermek istemişlerdi. Bununla onlar reddediliyor.
Ya'ni bunda hiç şeytanet eseri yoktur. Rabbül'âlemînden onu o emîn Ruh indirdi, Şeytanlar değil
211. Âyetin Tefsiri
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?
(.......) o hem onlara yaraşmaz - Şeytana yakışır bir şey değildir, şeytane zıddır (.......) hem de güçleri yetmez - isteseler de yapamazlar
212. Âyetin Tefsiri
Onlar işitmekten sureti kat'ıyyede azledilmişlerdir
(.......) çünkü onlar işitmekten sureti kat'ıyyede ma'zuldürler - melei a'lâyı dinlemekten memnu'durlar. (.......) (vessaffat, kul uhiye bak)
213. Âyetin Tefsiri
Binaenaleyh sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki, o ta'zib edileceklerden olmıyasın
(.......) Binaenaleyh sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki, azâb edileceklerden olmıyasın - ya'ni mâdam ki, hakikat böyledir, sen o inzar eden Peygamberlerden olasın diye bu Kur’ân sana Allah tarafından Ruhı emîn ile indirilmiş ve Şeytanlar işitmekten men'olunmuştur. O halde sen de Allahdan başkasına ne duâ et ne da'vet. Peygambere bu hıtabın böyle şirkten nehiy suretinde iyrad buyurulması tevhide da'vette ıhlâsı artırmak için bir tehyic ve diğer mükellefini tahzirde üsve olmak için bir inceliktir.
214. Âyetin Tefsiri
Hem en yakın hısımlarını inzar et
(.......) Hem en yakın hısımlarını inzar et - ya'ni evvelâ içlerinde yaşadığın kendi hısımlarının en yakınlarından inzara başla.
Rivayet olunduğu üzere bu âyet nâzil olduğu zaman aleyhıssalatü vesselâm Safaya çıktı, oymak oymak bütün akribasını çağırdı, hep yanına toplandılar «ben size: şu dağın arkasında düşman süvarisi va desem bana inanırmısınız ? » buyurdu, evet dediler, «o halde ben size habci geldim, ileride şiddetli bir azâb var» buyurdu.
215. Âyetin Tefsiri
Ve sana ittiba' eden mü'minlere kanadını indir
(.......) Kanad indirmek, tevazu' ile merhamet ve şefekat ma'nâsına istiaredir. (.......) Mü'minlerden sana ittiba edenlere ki, gerek akribandan olsun gerek olmasın
216. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine sana ısyan ederlerse ben sizin amellerinizden beriim de
(.......) yok sana ası olurlar, ya'ni biat etmezlerse (.......) ben sizin amellerinizinden biriim mes'uliyyetini kabul etmem. de
217. Âyetin Tefsiri
Ve o, azîz rahime mütevekkil ol
(.......) ve o azîzi rahîme, ya'ni düşmanlarını kahre ve dostlarına yardıma kadir olan Allah zülcelâle mütevekkil ol, o onların şerrinden seni muhafaza eder.
218. Âyetin Tefsiri
O ki, görüyor kıyam ettiğin vakıt seni
(.......) o rahim ki, görür sen kıyam ederken - ya'ni namaza bahusus teheccüde veya emir bil'ma'rufa ve ı'lâi kelimetullaha kalkarken - seni
219. Âyetin Tefsiri
Ve secdekârlar içinde dolaşmanı
(.......) ve secde edenler içinde tekallübünü - namaz kılanlara imam olarak harekâtını veya mü'minleri teftiş için içlerinde dolaştığını, yâhud ı'lâi kelimetullahda mü'minler arasında besaıynı, yâhud da vazifei risaleti iyfa için Enbiya miyanındaki hıdematını Bir de «dünyaya gelinceye kadar mü'minden mü'mine atalarının sulbündeki intikalâtını» diye bir ma'nâ verilmiş ise de bu intikal mazıyde olup âyetin siyakı ise hal ve istikbalde zâhir olduğundan bu ma'nânın burada istibatı baid görünür
220. Âyetin Tefsiri
Çünkü o öyle semi öyle alîmdir
(.......) her halde o, öyle semi' öyle alîmdir. - Bütün söylediklerinizi işitir, niyyetlerinizi bilir, ona göre ecrini verir. Binaenaleyh her vechile tevekkül-ü ı'timada, duâ ve ıbadeta lâyıktır.
221. Âyetin Tefsiri
Haber vereyim mi size Şeytanlar kimin üzerine inerler?
(.......) Şeytanlar kimin üzerine iner size haber vereyim mi? -Yukarıda Kur’ân’ın Şeytan ilkaatı olamıyacağı anlatılmıştı, şimdi de Şeytanların kimler üzerine inecekleri anlatılarak Hazret-i Peygamberin şahsıyyeti Muhammediyyelerine Şeytanların yanaşamıyacağı antalıyor. Bakınız Şeytanlar kimin - üzerine inerler.
222. Âyetin Tefsiri
Vebal yüklenici her bir sahtekâr üzerine inerler
(.......) her bir effâki esim üzerine inerler - nerede bir effâk: çok yalancı: yalan uydurucu: iftiracı sahtekâr. Esim günahtan korkmaz, vebal yüklenici şirrir kimse varsa onlara inerler. Şeytan inmek için evvelâ böyle günahtan vebalden çekinmez, sahteci şirrir, nüfusi habise arar. Bu suretle gayei ittisal aralarındaki münasebet ve alâkaya göre olur. Bu ise ahlâkı Muhammedinin temamen hılâfınadır.
Saniyen
223. Âyetin Tefsiri
Onlar kulak verirler ve ekseri yalan söylerler
(.......) ki, onlara kulak verirler - ya'ni vebalden korkmaz sahtekârlar o Şeytanların ilkaatına kulak verir, dinlimek için hazırlanırlar (.......) ekserîsi yalancıdırlar - ya'ni söylediklerinin ekserîsini yalan söylerler, şeytanlar onlara bir vehm-ü zann ilka eyler, onlar da kendi tehayyülâtlarına göre uydurur uydurur söylerler, onun için kâhin sözlerinin ba'zısı rast gelse bile ekserîsi yalan çıkar. Muhammed aleyhisselâmın ahvali ve akvali ise böyle değildir. O bir çok mugayyebattan haber vermiş ve hepsi doğru çıkmıştır. Hiç yalanı işitilmemiş ve görülmemiştir. Bütün şiarı sıdıktır.
Kur’ân’ın ı'cazı hem ma'nâ ve hem lâfız cihetiyle olduğundan dolayı münkirler ma'nâdaki ledünniyyatı Şeytan ve kehanete isnad etmek istedikleri gibi nazımdaki güzelliği de şiir kabilinden göstermek istedikleri için her ikisini de reddetmek üzere buyuruluyor ki,
224. Âyetin Tefsiri
Şairler, bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer
(.......) Şâirler ise (.......) onları çapkınlar ve sapkınlar ta'kıb ederler - hakk-u hakıkat peşinde değil, mücerred hevâ ve hevesleri peşinde giden, hep zevk ve eğlence arayan şaşkınlar ve azgınlar onların ardına düşerler
225. Âyetin Tefsiri
Görmez misin bunlar her vâdide hayran olurlar
(.......) görmez misin onlar her vâdide heyeman ile hayran-ü sergerdan dolaşırlar- şiirde esas huküm değil, sade nefsin hissiyyatını, zevkını veya istikrahını gıcıklayacak duygulardır. Onun için şâirler eğri doğru, iyi ve kötü her mevzua dalar her vâdide otlar ve ifadede ne kadar hayret ve garama dalarsa o kadar müessir olacağından her telden çalmak için iyi ve kötü her vâdide mestâne dolaşırlar
226. Âyetin Tefsiri
Ancak îman edip iyi ameller işliyenler ve Allah’ı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesna
(.......) hem de onlar yapmıyacakları şeyleri söylerler - kavilleri fillerini tutmaz, ve işte bu iki hasletlerinden dolayı da arkalarına çapkınlar ve sapkınlar düşerler. Bu suretle bunlar da Muhammed ve Muhammedilere benzemezler, Şeytânidirler.
227. Âyetin Tefsiri
yarın bilecek o zulmedenler hangi ınkılâba münkalib olacaklar
(.......) Ancak îman edip salih ameller işliyenler - kavilleri fiillerine uygun olarak salâh istiyenler (.......) ve Allah’ı çok zikredenler - şiirlerinin ekserîsi tevhid ve tahmid-ü temcid ile Allah’ı zikir ve masnuatından kudretini tezekkür ve ı'lân ile taatine dair olanlar (.......) ve kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesnâ-şayed heciv söylerlerse kendilerine, ya'ni mü'minlere edilen zulmün öcünü almak, söylenen hecvi reddeylemek için söylerler. İşte böyle mü'min, salih, zâkir ve mü'minlere edilen zulüm ve haksızlığın öcünü alan hak müfaiı Abdullah İbn-i Revaha ve Hassan İbn-i Sâbit ve Kâ'b İbn-i Malik ve Kâ'b İbn-i Zeheyr gibi büliman şairleri o mezmun ahvalden müstesnadırlar, bunlar sâdıktırlar bunlara tabi' olanlar gavün değildirler. (.......) o zulm edenler ise yarın bilecekler hangi bir inkılâba yuvarlanıyorlar - yâhud hangi inkılâb meydanında yuvarlanacaklar . Bu cümlenin zalimlere ne kadar şiddetli bir tehdid ifade ettiği aşikârdır.
Ya'ni bu gün müslimanlara zulm eden o zalimler bu günkü yaptıklarını öldükleri zaman anlıyacaklar. Ayni zamanda bu cümle, dini islâmın Âlemde zalimlere karşı yapacağı hak ve adalet inkilâbının ehemmiyyetini ıhtar etmektedir ki, istikbale teallük eden bu haberi gaybın ehemmiyyeti derkârdır. Onun için mazıyden bunu izah edecek bir misal, gelen süredeki harıkalarla izah olunarak istikbâl tebşiyr olunacaktır.