1
وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına
- Elmalılı H. Yazır
- Güneş'e ve onun parıltısına,
- Ali Bulaç
- Güneş'e ve onun parıltısına andolsun,
- Diyanet İşleri
- Güneşe ve onun ışığına,
Tefsirleri karşılaştır2
وَٱلْقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Güneşi takip ettiğinde Ay'a,
- Elmalılı H. Yazır
- Güneş'in ardından gelen Ay'a,
- Ali Bulaç
- Onu izlediği zaman Ay'a,
- Diyanet İşleri
- Ardından gelmekte olan aya,
Tefsirleri karşılaştır3
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Onu açığa çıkarttığında gündüze,
- Elmalılı H. Yazır
- Güneş'i açıp ortaya çıkaran gündüze,
- Ali Bulaç
- Onu (Güneş) parıldattığı zaman gündüze,
- Diyanet İşleri
- Onu ortaya koyan gündüze,
Tefsirleri karşılaştır4
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Onu örttüğünde geceye,
- Elmalılı H. Yazır
- Onu örten geceye,
- Ali Bulaç
- Onu sarıp-örttüğü zaman geceye,
- Diyanet İşleri
- Onu bürüyen geceye,
Tefsirleri karşılaştır5
وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Gökyüzüne ve onu bina edene,
- Elmalılı H. Yazır
- Göğe ve onu bina edene,
- Ali Bulaç
- Göğe ve onu bina edene,
- Diyanet İşleri
- Göğe ve onu yapana,
Tefsirleri karşılaştır6
وَٱلْأَرْضِ وَمَا طَحَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Yere ve onu yapıp döşeyene,
- Elmalılı H. Yazır
- Yere ve onu döşeyene,
- Ali Bulaç
- Yere ve onu yayıp döşeyene,
- Diyanet İşleri
- Yere ve onu yayana,
Tefsirleri karşılaştır7
وَنَفْسٍۢ وَمَا سَوَّىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene,
- Elmalılı H. Yazır
- Nefse ve onu biçimlendirene,
- Ali Bulaç
- Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',
- Diyanet İşleri
- Kişiye ve onu şekillendirene,
Tefsirleri karşılaştır8
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
- Ali Bulaç
- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
- Diyanet İşleri
- Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki:
Tefsirleri karşılaştır9
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir,
- Elmalılı H. Yazır
- Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
- Ali Bulaç
- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
- Diyanet İşleri
- Kendini arıtan saadete ermiştir.
Tefsirleri karşılaştır10
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.
- Ali Bulaç
- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
- Diyanet İşleri
- Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.
Tefsirleri karşılaştır11
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ
- Diyanet Vakfı
- Semud kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Semud, azgınlığıyla Hakk'ı yalanladı,
- Ali Bulaç
- Semud (halkı) azgınlığı dolayısıyla yalanladı;
- Diyanet İşleri
- Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır12
إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında,
- Elmalılı H. Yazır
- En azgınları ileri atılınca,
- Ali Bulaç
- En 'zorlu bedbahtları' ayaklandığında,
- Diyanet İşleri
- Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı.
Tefsirleri karşılaştır13
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Allah'ın Resulü onlara: "Allah'ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!" dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah'ın Rasulü (Salih peygamber) onlara: "Allah'ın devesini ve onun su nöbetini gözetin." demişti.
- Ali Bulaç
- Allah'ın elçisi onlara dedi ki: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-sırasına dikkat edin."
- Diyanet İşleri
- Allah'ın peygamberi onlara, Allah'ın devesini göstermiş ve: "Allah'ın bu devesine ve onun su hakkına dokunmayın" demişti.
Tefsirleri karşılaştır14
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا
- Diyanet Vakfı
- Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felaket gönderdi de hepsini helak etti.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.
- Ali Bulaç
- Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler. Rableri de günahları dolayısıyla 'onları yerle bir etti, kırıp geçirdi'; orasını da dümdüz etti.
- Diyanet İşleri
- Onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onların üzerine katmerli azap indirdi; yerle bir etti onları.
Tefsirleri karşılaştır15
وَلَا يَخَافُ عُقْبَٰهَا
- Diyanet Vakfı
- (Allah, bu şekilde azap etmenin) akıbetinden korkacak değil ya!
- Elmalılı H. Yazır
- Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya.
- Ali Bulaç
- (Allah, asla) Bunun sonucundan korkmaz.
- Diyanet İşleri
- Bu işin sonundan O'nun korkusu yoktur.
Tefsirleri karşılaştır