1
لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun bu beldeye,
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun bu beldeye
- Ali Bulaç
- Hayır; bu şehre yemin ederim,
- Diyanet İşleri
- Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.
Tefsirleri karşılaştır2
وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ
- Diyanet Vakfı
- Ki sen bu beldedesin,
- Elmalılı H. Yazır
- Ki sen bu beldede oturmaktasın.
- Ali Bulaç
- Ki sen, bu şehirde oturmakta iken,
- Diyanet İşleri
- Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.
Tefsirleri karşılaştır3
وَوَالِدٍۢ وَمَا وَلَدَ
- Diyanet Vakfı
- Ve andolsun babaya ve ondan meydana gelen çocuğa,
- Elmalılı H. Yazır
- Ve and olsun baba ve çocuğuna.
- Ali Bulaç
- Babaya ve doğan-çocuğa da.
- Diyanet İşleri
- Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki;
Tefsirleri karşılaştır4
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِى كَبَدٍ
- Diyanet Vakfı
- Biz, insanı ( yüzyüze geleceği nice ) zorluklar içinde yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz insanı bir zorluk içinde yarattık.
- Diyanet İşleri
- İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık.
Tefsirleri karşılaştır5
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌۭ
- Diyanet Vakfı
- İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
- Elmalılı H. Yazır
- İnsan, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
- Ali Bulaç
- O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
- Diyanet İşleri
- İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
Tefsirleri karşılaştır6
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًۭا لُّبَدًا
- Diyanet Vakfı
- " Pek çok mal harcadım " diyor.
- Elmalılı H. Yazır
- Ben, yığın yığın mal yok ettim diyor.
- Ali Bulaç
- O: "Yığınla mal tüketip-yok ettim" diyor.
- Diyanet İşleri
- "Yığın yığın mal tüketmişimdir" diyor.
Tefsirleri karşılaştır7
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ
- Diyanet Vakfı
- Kimse onu görmedi mi sanıyor?
- Elmalılı H. Yazır
- Kendisini bir gören olmadı mı sanıyor?
- Ali Bulaç
- Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?
- Diyanet İşleri
- O, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?
Tefsirleri karşılaştır8
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ
- Diyanet Vakfı
- Biz ona iki göz vermedik mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Biz ona iki göz vermedik mi?
- Ali Bulaç
- Biz ona iki göz vermedik mi?
- Diyanet İşleri
- Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır9
وَلِسَانًۭا وَشَفَتَيْنِ
- Diyanet Vakfı
- Bir dil ve iki dudak,
- Elmalılı H. Yazır
- Bir dil ve iki dudak?
- Ali Bulaç
- Bir dil ve iki dudak?
- Diyanet İşleri
- Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?
Tefsirleri karşılaştır10
وَهَدَيْنَٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ
- Diyanet Vakfı
- Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Ona iki yolu gösterdik.
- Ali Bulaç
- Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.
- Diyanet İşleri
- Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?
Tefsirleri karşılaştır11
فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.
- Ali Bulaç
- Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.
- Diyanet İşleri
- Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi.
Tefsirleri karşılaştır12
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ
- Diyanet Vakfı
- O sarp yokuş nedir bilir misin?
- Elmalılı H. Yazır
- Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?
- Ali Bulaç
- Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?
- Diyanet İşleri
- O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin?
Tefsirleri karşılaştır13
فَكُّ رَقَبَةٍ
- Diyanet Vakfı
- Köle azat etmek,
- Elmalılı H. Yazır
- Köle azat etmek,
- Ali Bulaç
- Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;
- Diyanet İşleri
- O geçit, bir köle ve esir azadetmek,
Tefsirleri karşılaştır14
أَوْ إِطْعَٰمٌۭ فِى يَوْمٍۢ ذِى مَسْغَبَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Veya açlık gününde yemek yedirmektir,
- Elmalılı H. Yazır
- Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
- Ali Bulaç
- Ya da açlık gününde doyurmaktır,
- Diyanet İşleri
- Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.
Tefsirleri karşılaştır15
يَتِيمًۭا ذَا مَقْرَبَةٍ
- Diyanet Vakfı
- Yakınlığı olan bir yetime.
- Elmalılı H. Yazır
- Yakınlığı olan bir yetime,
- Ali Bulaç
- Yakın olan bir yetimi,
- Diyanet İşleri
- Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.
Tefsirleri karşılaştır16
أَوْ مِسْكِينًۭا ذَا مَتْرَبَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
- Elmalılı H. Yazır
- Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
- Ali Bulaç
- Veya sürünen bir yoksulu.
- Diyanet İşleri
- Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.
Tefsirleri karşılaştır17
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ
- Diyanet Vakfı
- Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
- Ali Bulaç
- Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
- Diyanet İşleri
- Sonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır.
Tefsirleri karşılaştır18
أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
- Diyanet Vakfı
- İşte bunlar sağdakilerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.
- Ali Bulaç
- İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).
- Diyanet İşleri
- İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır19
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
- Diyanet Vakfı
- Ayetlerimizi inkar edenler ise işte onlar soldakilerdir,
- Elmalılı H. Yazır
- Âyetlerimizi tanımayanlar ise, onlardır işte amel defterleri sollarından verilenler.
- Ali Bulaç
- Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme).
- Diyanet İşleri
- Ayetlerimizi inkar edenler, işte onlar amel defterleri sollarından verilenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır20
عَلَيْهِمْ نَارٌۭ مُّؤْصَدَةٌۢ
- Diyanet Vakfı
- Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.
- Ali Bulaç
- "Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir.
- Diyanet İşleri
- Onlar her yönden ateşle kapatılacaklardır.
Tefsirleri karşılaştır