KEŞŞÂF TEFSİRİ

Şems Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

zamanki ışığıdır. Bu yüzden (kuşluk vakti için) duhâ vakti denmiş olup sanki o vaktin görünümü kuşluk güneşiymiş gibidir. Söylendiğine göre gündüzün yükselmesine ُة َ ْ َ bunun fevkine ,ا gündüz uzayıp da ortalanmaya ,اyaklaştığında ise fetha ve Elif-i memdûde ile ُאء .denirmiş ا

Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

onun ışığından alırken (Ay’a)…” ki bu ayın ilk yarısında olur. Âyetin; “Ay bedir hâlini alıp, ziya ve ışık noktasında güneşi izlediğinde” anlamına gel-diği de söylenmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

dığında.”Çünkü güneş tam anlamıyla bu vakitte açılmaktadır.] 2766[ א zamirinin, hiç bahisleri geçmemiş olsa bile, karanlığa veya

dünyaya yahut yeryüzüne ait olduğu da söylenmiştir. Tıpkı Arapların; as-bahat bârideten ([Hava] soğudu!) derken, bununla havanın sabahleyin soğu-duğunu ve yine erselet ([Gök yağmur] gönderdi.) derken, bununla gökyüzünü kastetmeleri gibi.

Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

ğında. [2768] Şayet “(Her üç kasemin ardından gelen) اذَا’nın nasbedilmesi

müşkül bir durumdur; çünkü burada mutlaka şu iki durumdan biri vardır: Ya Vav’ları atıf edatı yapıp, bunlarla hem nasb hem de cer edeceksin ki bu du-rumda (“Dün Zeyd’e, bugün de Amr’a uğradım.” anlamında) merartu emsi bi-Zeydin ve’l-yevme ‘Amrin demende olduğu gibi atıf konusunda iki âmil iki-lemine düşeceksin; yahut Vav’ları kaseme tahsis edeceksin ki bu durumda da Halil [b. Ahmed] (v. 175/791) ve Sîbeveyhi’nin (v. 180/796) kerih addetmekte birleştikleri duruma düşeceksin?” dersen şöyle derim:Bunun cevabı şudur: Kasem Vav’ı ile birlikte fiilin açık açık zikredilmesi bütünüyle hükümsüzdür.

Binaenaleyh, Vav’ın durumu Bâ’nın durumunun tersidir; zira Bâ ile birlikte fiil hem açıkça hem gizlice takdir edilir. Böylece Vav fiilin yerini tutarken, Bâ her ikisinin (hem Vav hem de fiilin) birlikte yerini almaktadır. Atıf (bağ-laç) Vav’ları bu (kasem için olan) Vav’ın yerini tutarlar. Böylece bu Vav’ların hem fiil hem de harf-i cer üzere birlikte âmil olmaları yaraşır. Tıpkı; (“ Zeyd Amr’ı, Bekir de Halit’i dövdü.” anlamında) darabe Zeydun ‘Amran ve Bekrun Hāliden demen gibi ki böylece Vav ile hem ref‘ (edip fâ‘il) hem de nasb (edip mef‘ûl) kılmış olursun; çünkü bu Vav ikisinini (fâ‘il ve mef‘ûlün) âmili olan darabenin yerine geçmektedir.

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

5. Göğe ve onu inşa eden güce,
Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

6. Arz’a ve onu yuvarlağımsı bir şekilde yayan güce,
Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

7. nefse ve onu ‘düzen’leyip de
Bu bölümü tek başına aç →

8–10. Âyetlerin Tefsiri

nefsini arıtıp parlatan felâha erer; onu gömüp karartan da ziyana uğrar- (yemin ederim ki böyle giderse kesinlikle yerle bir edileceksiniz!)

[2769] [Bir yorumda;] א ا ّ א א - و א א א - و א א א âyetlerindeki و ’lar mastar edatı kılınmışsa da bu, א َ َ ْ ... âyetinden dolayı ve (gramatik açıdan) söz tanziminde fesada yol açacağı için yorum değeri taşımamaktadır.1 Yorum değeri taşıyan, bu א ların ism-i mevsûl olmasıdır ki ْ َ yerine א edatının tercih edilişi de sırf “sıfat” belirtme anlamının kastedilmesi sebebiyledir. Buna göre âdeta; “Göğe ve onu inşa eden o azamet ve güç sahibine, nef-se ve onu düzenleyen o hikmeti açık olan hikmet sahibine yemin ederim ki...” denmiş olmaktadır. Arapların sözünde (kadınlara hitaben): Sübhâne sehharakünne le-nâ (Sizi bizim hizmetimize sunan gücü tespih ederiz!) şeklinde yer almaktadır.

[2770] Şayet“ neden nekire kılınmış?” dersen şöyle derim:Bunun iki açıklaması vardır: 1) Allah Teâlâ’nın nefisler içerisinden özel bir nefsi kastetmiş olmasıdır ki o da Hz . Âdem’in nefsidir. Böylece âdeta; “Nefisler-den birine yemin ederim ki...” buyrulmaktadır. 2) Bütün nefisleri kastetmiş olmasıdır ki nefsin nekire kılınması, ٌ ... (“[İşte o zaman] ne getirdiğini bilir kişi [yani herkes].” [Tekvîr 81/14]) âyetinde konu edilen tarz üzere çokluk ifade etmek içindir.

1 Bu א ’ların mastar anlamı taşıması hâlinde ilgili âyetler; “Göğe ve inşasına; yere ve yayılışına; nefse ve düzenlenişine yemin ederim” şeklinde tercüme edilecektir ki, bu durumda א ... “günahkârlığını da takvasını da ona ilham eden güce...” âyetinde َ َ ْ fiilinin zamirinin Allah Teâlâ’ya ait olması ve fiilin takip أedatı olan Fâ ile sevkedilmesi, öncesiyle uyuşmayacağı için nazımda kargaşaya yol açacaktır. / çev.

[2771] (Nefse) günahkârlık ve takvanın ilham edilmesinin anlamı; bu ikisinin ona bildirilmesi ve akılla idrakinin sağlanması; birinin güzel, diğe-rinin ise çirkin olduğu ve “Gerçekten felâha ermiştir, nefsini arıtıp parlatan; ziyana uğramıştır şüphesiz, onu gömüp karartan...” âyetlerinin delâletiyle, nefis sahibinin bu ikisinden dilediğini seçme imkânının tanınmış olmasıdır ki böylece Allah nefis sahibini, nefsin arındırılması ve günaha gömülüp karartılması fiilinin fâ‘ili ve üstlenicisi kılmaktadır.

[2772] Tezkiye nefsi takvayla nemalandırma ve yüceltme, tedsiye (nefsi günaha beleme) ise nefsi günah işleyerek nakıs hâle getirip, belirsizleştirmek demektir. َد fiilinin aslı dessesedir. Nitekim َ َ َ (kuş dalışa geçti; yere doğru süzüldü) fiili için de (aynı mânaya gelecek şekilde) َ َ denir.1 İbn Abbas’a bu (nefsini arıtan veya günahla karartanın durumu) sorulduğunda: “Gerçek şu ki arınan felâha erer.’ [A‘lâ 87/14] ve ‘Bir zulüm yükü taşıyanlar gerçekten kaybetmiştir!’ [TāHâ 20/111] âyetlerini okur musun?” demiş.

] 2773[ fiillerindeki zamirin (gömüp kararttı) د ve (arıtıp parlattı) زכAllah’a ait olduğunu söyleyen ve ْ َ ’e râci א zamirinin müennes kılınışını ([ ’in] müennes) nefis anlamı taşımasına bağlayanın görüşüne gelince bu, Yüce Allah’ın berî ve münezzeh olduğu bir kader türünü O’na yamamaya çalışan ve gecelerini son derece çirkin bir şeyi Allah’a nispet etme hilekârlığı içerisinde ihya eden kadercilerin çarpıtmalarındandır!2

[2774] Şayet“Kasemin cevabı nerede peki?” dersen şöyle derim:Ce-vap hazfedilmiş olup; “Allah onları -yani Mekkelileri- Peygamber’i (s.a.) ya-lanlamaları yüzünden hâk ile yeksan edecek! Tıpkı Hz. Sâlih’i yalanlamaları yüzünden Semûd’u yerle bir ettiği gibi...” şeklinde takdir edilir. “Gerçekten felâha ermiştir, nefsini arıtıp parlatan” âyetine gelince bu, “günahkârlığını da takvasını da ona ilham eden güce ki;” âyetine tâbi, istitrâd kabilinden bir söz olup kesinlikle kasemin cevabı değildir.

Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

11. (Meselâ) Semûd, azdığı için yalanlamıştı!..
Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

12. Hani en şaki/bedbaht olanları harekete geçmişti de…
Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

ve onun su hakkına dikkat (edelim)!” demişti...1 Sülâsî kökünün orta ve son harfi aynı cinsten olan (mudā‘af) fiillerin son harfi, çokça kullanım sebe-

biyle, telâffuzda kolaylık olsun diye ى’ya çevrilir. Nitekim “imla etti” anlamındaki َ ْ fiilinin aslı da أَ َ ْ .dir. / çev’أ

2 Yani “gerçekten felâha ermiştir, nefsini arıtıp parlatan; ziyana uğramıştır şüphesiz, onu gömüp karartan.” buyrulduğu hâlde, arıtma ve karartma fiilleri Yüce Allah’a isnat edilerek âyet tahrif edilmekte; müfessi-rin İbn Abbas’tan naklettiği türden âyetlere ters düşülmektedir. / ed.

] 2775[ א ا terkibindeki Bâ’nın örneği, ketebtu bi’l-kalem (kalem-le [yani onun sebebiyle/sayesinde] yazdım) ifadesindeki Bâ’dır. ى َ ْ ,kelimesi اtuğyân mastarından alınmadır. Araplar (sonu) Yâ’lı olan fa‘lâ kalıbındaki kelimelerle ilgili olarak, isimde Yâ’yı Vav’a çevirerek, sıfatta ise bu çevirmeyi terkederek isimle sıfatı birbirinden ayırmışlar ve -sözgelimi- imraetun hazyâ ve sadyâ (utangaç ve susuz kadın) demişlerdir. Yani “ Semûd, yalanlama işini tuğyanları sebebiyle yapmıştır!” Tıpkı senin; zalemenî bi-cur’etihî ‘alâ’llā-hi (Allah’a karşı cüretkârlığı sebebiyle bana zulmetti!) demen gibi. Âyetin; “ Semûd, tehdit edildiği; kendisi azılı azabını yalanlamıştı!” anlamına geldi-ği de söylenmiştir ki bunun örneği; “Ama Semûd haddini aşmış (o müthiş) sarsıntıyla helâk edildi” [Hâkka 69/5] âyetidir. Hasan-ı Basrî Tâ’nın zammesiyle bi-tuğvâhâ okumuş olup mastarlarda husnâ ve ruc‘â kalıbı gibidir.

[2776] [“Hani” anlamındaki] ْاذ (zarf tümleci olduğu için) כ (yalanlamış-tı) fiiliyle yahut ى ile nasbedilmiştir. “En şaki/bedbaht olanları”Kıdâr b. Sâlif ’tir. Bunun birkaç kişi olması da caizdir; çünkü ism-i tafdîlin [ [أmüfret kılınması, izāfetli getirdiğin vakit ism-i tafdîl vezni olan ef‘aluda tekille çoğulu, müzekkerle müennesi bir tutman içindir. (Çoğul sîgayla) eş-kav da denilebilirdi. Tıpkı (“onların en erdemlisi” anlamında efdaluhum demek yerine, çoğul sîgayla) efâdıluhum (en erdemlileri) diyebileceğin gibi. Nitekim (onlara)’dakizamir ‘en şaki olanlar’a râci olabilir. Bedbahtlığın ism-i tafdîl formunda getirilişi, deveyi hunharca kesme işini üstlenen ve bu işi gerçekleştiren kişinin bedbahtlığının daha açık ve mübalağalı olması sebebiyledir.

] 2777[ ِ َ ا َ َא (Allah’ın devesine aman dikkat!) ifadesinin mansūb kılın-ması, “Onu hunharca kesmeyi bırakın!” veya “Onu hunharca kesmekten sakının!” cümlesinin gizlenmesiyle tahzîr (sakındırma) tarzı üzere gerçek-leşmiştir. Tıpkı senin; el-esede el-esede! ([Amanın, aslan… aslan!) ve es-sabiyye es-sabiyye! (Aman dikkat! Çocuk! Çocuk!) demen gibidir. “Ve aman onun su hakkına dikkat!”Binaenaleyh, o deveyi su hakkından geri edip de onu sırf kendinize tahsis etmeyin!

Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

[2778] “Ama onu” bunu yaptıkları takdirde azabın ineceğine dair kendi-lerini sakındırdığı şey hakkında “yalanlamışlardı… Rableri de günahlarıyla”günahları sebebiyle “onları kırıp geçirdi”; azabı üzerlerine katmanlaştırdı. Bu (“demdeme” tabiri) Arapların, deveyi yağ kapladığı vakit kullandıkları nâkatun medmûmetun (yağ katmanlı deve) sözlerinin tekrarlı (aliterasyon) ya-pılanmasından alıntıdır. “Günahları yüzünden”ifadesinde günahın akıbe-tine dair büyük bir uyarı vardır. O hâlde bütün günahkârkarın ibret alıp sakınması gerekir.

] 2779[ א ا cümlesinin zamiri (“katmerli azap” demek olan) demdeme-ye aittir; yani Allah o katmerli azabı onların arasında öyle bir eşitledi ki o azaptan ne küçükleri kurtulabildi ne de büyükleri!.. “Demdeme ederken de korkmuyordu!..” Yani [düşmanın] bir kısmını hayatta bırakan bütün ceza-landırıcı kralların korktuğu gibi, ettiği katmerli azabın sonucundan ve bu azabın kendisini izleyeceğinden (korkmuyordu)!

] 2780[ א א ’daki zamirin “ Semûd”a ait olması da caizdir ki, buna göre mâna; “Allah Semûd’u yerle bir etti veya helâk konusunda eşitledi; helâkle-rinin sonucundan da korkmuyordu!” şeklindedir. Medinelilerin ve Şamlıla-rın mushaflarında ُאف َ َ َ şeklinde kayıtlıdır. Peygamber’in (s.a.) kıraatinde ise ْ َ َ ْ َ .şeklindedir (ve korkmamıştır da) وَ

[2781] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Şems sûresini okursa, sanki güneşin ve ayın üzerine doğup battığı her şeyi tasadduk etmiş gibidir.

Bu bölümü tek başına aç →