1
وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Saf saf dizilenlere,
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
- Ali Bulaç
- Saflar halinde dizilenlere andolsun,
- Diyanet İşleri
- Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا
- Diyanet Vakfı
- O haykırıp sürenlere,
- Elmalılı H. Yazır
- O haykırıp da sürenlere.
- Ali Bulaç
- Haykırıp sürükleyenlere,
- Diyanet İşleri
- Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır3
فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
- Diyanet Vakfı
- Ve o zikir okuyanlara,
- Elmalılı H. Yazır
- Ve o yolda zikir okuyanlara.
- Ali Bulaç
- Zikir okuyanlara,
- Diyanet İşleri
- Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır4
إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yemin ederim ki, ilahınız birdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki sizin ilâhınız birdir.
- Ali Bulaç
- Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir.
- Diyanet İşleri
- Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır5
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
- Diyanet Vakfı
- O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
- Ali Bulaç
- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir.
- Diyanet İşleri
- Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır6
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
- Diyanet Vakfı
- Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Tefsirleri karşılaştır7
وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu her inatçı şeytandan koruduk.
- Ali Bulaç
- Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
- Diyanet İşleri
- Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
Tefsirleri karşılaştır8
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
- Ali Bulaç
- Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
- Diyanet İşleri
- Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Tefsirleri karşılaştır9
دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ
- Diyanet Vakfı
- Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
- Ali Bulaç
- Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır.
- Diyanet İşleri
- Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Tefsirleri karşılaştır10
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
- Ali Bulaç
- Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
- Diyanet İşleri
- Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
Tefsirleri karşılaştır11
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
- Ali Bulaç
- Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
- Diyanet İşleri
- Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır12
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
- Ali Bulaç
- Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
- Diyanet İşleri
- Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
Tefsirleri karşılaştır13
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
- Ali Bulaç
- Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
- Diyanet İşleri
- Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
Tefsirleri karşılaştır14
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bir mucize görseler alay ederler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
- Ali Bulaç
- Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
- Diyanet İşleri
- Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
Tefsirleri karşılaştır15
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
- Diyanet Vakfı
- Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
- Ali Bulaç
- "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler.
- Diyanet İşleri
- "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Tefsirleri karşılaştır16
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
- Ali Bulaç
- "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
- Diyanet İşleri
- "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Tefsirleri karşılaştır17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
- Diyanet Vakfı
- "İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Önceki atalarımız da mı?.."
- Ali Bulaç
- "Veya önceki atalarımız da mı?"
- Diyanet İşleri
- "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Tefsirleri karşılaştır18
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
- Elmalılı H. Yazır
- De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
- Ali Bulaç
- De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
- Diyanet İşleri
- De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
Tefsirleri karşılaştır19
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
- Ali Bulaç
- İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
- Diyanet İşleri
- Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
Tefsirleri karşılaştır20
وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- (Durumu gören kafirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
- Ali Bulaç
- Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
- Diyanet İşleri
- Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
Tefsirleri karşılaştır21
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
- Ali Bulaç
- "Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
- Diyanet İşleri
- Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
Tefsirleri karşılaştır22
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Allah, meleklerine emreder:) "Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın".
- Elmalılı H. Yazır
- Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
- Ali Bulaç
- "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın."
- Diyanet İşleri
- İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Tefsirleri karşılaştır23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- "Allah'tan başka. Onlara cehennemin yolunu gösterin".
- Elmalılı H. Yazır
- Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
- Ali Bulaç
- "Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
- Diyanet İşleri
- İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Tefsirleri karşılaştır24
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
- Elmalılı H. Yazır
- Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
- Ali Bulaç
- "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
- Diyanet İşleri
- "Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
Tefsirleri karşılaştır25
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
- Ali Bulaç
- (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
- Diyanet İşleri
- Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
Tefsirleri karşılaştır26
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
- Ali Bulaç
- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
- Diyanet İşleri
- Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
Tefsirleri karşılaştır27
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
- Ali Bulaç
- Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
- Diyanet İşleri
- Birbirlerine dönüp soruşurlar.
Tefsirleri karşılaştır28
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sureti haktan görünürdünüz) derler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
- Ali Bulaç
- "Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler.
- Diyanet İşleri
- İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
Tefsirleri karşılaştır29
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Ötekiler de:) "Bilakis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
- Elmalılı H. Yazır
- (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
- Ali Bulaç
- (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz."
- Diyanet İşleri
- Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
Tefsirleri karşılaştır30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
- Ali Bulaç
- "Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
- Diyanet İşleri
- "Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
Tefsirleri karşılaştır31
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız."
- Elmalılı H. Yazır
- "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
- Ali Bulaç
- "Böylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
- Diyanet İşleri
- "Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
Tefsirleri karşılaştır32
فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
- Elmalılı H. Yazır
- "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
- Ali Bulaç
- "Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
- Diyanet İşleri
- "Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
Tefsirleri karşılaştır33
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
- Ali Bulaç
- Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.
- Diyanet İşleri
- O gün hepsi azabda birleşirler.
Tefsirleri karşılaştır34
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
- Ali Bulaç
- Doğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
Tefsirleri karşılaştır35
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
- Ali Bulaç
- Çünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.
- Diyanet İşleri
- Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
Tefsirleri karşılaştır36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ
- Diyanet Vakfı
- "Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
- Ali Bulaç
- Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?"
- Diyanet İşleri
- "Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır37
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
- Ali Bulaç
- Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
- Diyanet İşleri
- Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
Tefsirleri karşılaştır38
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız."
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
Tefsirleri karşılaştır39
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
- Ali Bulaç
- Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
- Diyanet İşleri
- Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
Tefsirleri karşılaştır40
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Bu azaptan) Ancak Allah'ın halis kulları istisna edilecek.
- Elmalılı H. Yazır
- Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
- Ali Bulaç
- Ancak muhlis olan kullar başka.
- Diyanet İşleri
- Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
Tefsirleri karşılaştır41
أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte onlar için belli bir rızık vardır.
- Ali Bulaç
- İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
- Diyanet İşleri
- İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır42
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
- Ali Bulaç
- Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
- Diyanet İşleri
- İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır43
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Naim cennetlerinde.
- Elmalılı H. Yazır
- Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
- Ali Bulaç
- Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
- Diyanet İşleri
- İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır44
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
- Ali Bulaç
- Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
- Diyanet İşleri
- İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır45
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ
- Diyanet Vakfı
- Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
- Elmalılı H. Yazır
- İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
- Ali Bulaç
- Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
- Diyanet İşleri
- Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Tefsirleri karşılaştır46
بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Berraktır, içenlere lezzet verir.
- Elmalılı H. Yazır
- İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
- Ali Bulaç
- Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).
- Diyanet İşleri
- Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Tefsirleri karşılaştır47
لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
- Diyanet Vakfı
- O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
- Ali Bulaç
- Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
- Diyanet İşleri
- Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Tefsirleri karşılaştır48
وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
- Ali Bulaç
- Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
- Diyanet İşleri
- Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Tefsirleri karşılaştır49
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
- Ali Bulaç
- Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
- Diyanet İşleri
- Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Tefsirleri karşılaştır50
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken birbirine dönüp sorarlar:
- Ali Bulaç
- Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
- Diyanet İşleri
- Birbirlerine dönüp sorarlar:
Tefsirleri karşılaştır51
قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
- Elmalılı H. Yazır
- İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
- Ali Bulaç
- Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."
- Diyanet İşleri
- İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Tefsirleri karşılaştır52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
- Elmalılı H. Yazır
- Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
- Ali Bulaç
- "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
- Diyanet İşleri
- İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Tefsirleri karşılaştır53
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
- Diyanet Vakfı
- Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
- Elmalılı H. Yazır
- "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
- Ali Bulaç
- "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
- Diyanet İşleri
- İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Tefsirleri karşılaştır54
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- (O zat, dünyada geçmiş olan hadiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teala orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vakıf mısınız? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Siz onu tanır mısınız?" der.
- Ali Bulaç
- (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
- Diyanet İşleri
- Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
Tefsirleri karşılaştır55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- ( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
- Ali Bulaç
- Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
- Diyanet İşleri
- Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
Tefsirleri karşılaştır56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
- Diyanet Vakfı
- "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helak edecektin.
- Elmalılı H. Yazır
- Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
- Diyanet İşleri
- Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
Tefsirleri karşılaştır57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
- Ali Bulaç
- "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.
- Diyanet İşleri
- "Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
Tefsirleri karşılaştır58
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
- Diyanet Vakfı
- Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
- Elmalılı H. Yazır
- "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
- Ali Bulaç
- "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"
- Diyanet İşleri
- "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
Tefsirleri karşılaştır59
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha?!"
- Elmalılı H. Yazır
- "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
- Ali Bulaç
- "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"
- Diyanet İşleri
- "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
Tefsirleri karşılaştır60
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bu büyük kurtuluştur.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
- Diyanet İşleri
- İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
Tefsirleri karşılaştır61
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
- Ali Bulaç
- Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
- Diyanet İşleri
- Çalışanlar bunun için çalışsın.
Tefsirleri karşılaştır62
أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
- Elmalılı H. Yazır
- Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
- Ali Bulaç
- Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
- Diyanet İşleri
- Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
Tefsirleri karşılaştır63
إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
- Ali Bulaç
- Doğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
- Diyanet İşleri
- Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
Tefsirleri karşılaştır64
إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
- Elmalılı H. Yazır
- O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar.
- Diyanet İşleri
- O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Tefsirleri karşılaştır65
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
- Diyanet Vakfı
- Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
- Ali Bulaç
- Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
- Diyanet İşleri
- Tomurcukları şeytan başı gibidir.
Tefsirleri karşılaştır66
فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
- Ali Bulaç
- Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.
- Diyanet İşleri
- İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
Tefsirleri karşılaştır67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
- Ali Bulaç
- Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
- Diyanet İşleri
- Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
Tefsirleri karşılaştır68
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
- Ali Bulaç
- Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
Tefsirleri karşılaştır69
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
- Diyanet Vakfı
- Kuşkusuz onlar atalarını dalalette buldular.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
- Ali Bulaç
- Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
- Diyanet İşleri
- Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Tefsirleri karşılaştır70
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
- Ali Bulaç
- Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı.
- Diyanet İşleri
- Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır71
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalalete düştü.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
- Ali Bulaç
- Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
- Diyanet İşleri
- Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
Tefsirleri karşılaştır72
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
Tefsirleri karşılaştır73
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Uyarılanların akıbetinin ne olduğuna bir bak!
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
- Ali Bulaç
- Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
- Diyanet İşleri
- Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Tefsirleri karşılaştır74
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
- Diyanet Vakfı
- Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
- Ali Bulaç
- Ancak muhlis olan kullar başka.
- Diyanet İşleri
- Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
Tefsirleri karşılaştır75
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
Tefsirleri karşılaştır76
وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Kendisini ve ailesini büyük felaketten kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- Ali Bulaç
- Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
- Diyanet İşleri
- Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır77
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
- Ali Bulaç
- Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.
- Diyanet İşleri
- Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
Tefsirleri karşılaştır78
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
- Elmalılı H. Yazır
- Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
- Ali Bulaç
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır79
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bütün alemlerden Nuh'a selam olsun!
- Elmalılı H. Yazır
- Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
- Ali Bulaç
- Alemler içinde selam olsun Nuh’a.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır80
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- İşte biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- Ali Bulaç
- Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Diyanet İşleri
- İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır81
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır82
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra diğerlerini suda boğduk.
- Ali Bulaç
- Sonra diğerlerini suda boğduk.
- Diyanet İşleri
- Sonra, diğerlerini suda boğduk.
Tefsirleri karşılaştır83
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
- Ali Bulaç
- Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
- Diyanet İşleri
- İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
Tefsirleri karşılaştır84
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü Rabbine kalb-i selim ile geldi.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
- Ali Bulaç
- Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
- Diyanet İşleri
- Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
Tefsirleri karşılaştır85
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
- Elmalılı H. Yazır
- O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
- Ali Bulaç
- Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
- Diyanet İşleri
- İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
Tefsirleri karşılaştır86
أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Allah'tan başka bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
- Ali Bulaç
- “Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
- Diyanet İşleri
- "Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
Tefsirleri karşılaştır87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- "O halde alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
- Elmalılı H. Yazır
- "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
- Ali Bulaç
- “Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
- Diyanet İşleri
- "Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
Tefsirleri karşılaştır88
فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
- Ali Bulaç
- Sonra yıldızlara bir göz attı.
- Diyanet İşleri
- İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır89
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Ben hastayım, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
- Ali Bulaç
- “Ben, doğrusu hastayım” dedi.
- Diyanet İşleri
- İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır90
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ona arkalarını dönüp gittiler.
- Elmalılı H. Yazır
- O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
- Ali Bulaç
- Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
- Diyanet İşleri
- Onu bırakıp gittiler.
Tefsirleri karşılaştır91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
- Ali Bulaç
- Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.
- Diyanet İşleri
- O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır92
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
- Ali Bulaç
- “Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
- Diyanet İşleri
- O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır93
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
- Elmalılı H. Yazır
- Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
- Ali Bulaç
- Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
- Diyanet İşleri
- Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
Tefsirleri karşılaştır94
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
- Diyanet Vakfı
- (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
- Ali Bulaç
- Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
Tefsirleri karşılaştır95
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
- Diyanet Vakfı
- İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
- Elmalılı H. Yazır
- İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
- Ali Bulaç
- Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
- Diyanet İşleri
- İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Tefsirleri karşılaştır96
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
- Ali Bulaç
- “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
- Diyanet İşleri
- İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Tefsirleri karşılaştır97
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
- Ali Bulaç
- Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
- Diyanet İşleri
- Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
Tefsirleri karşılaştır98
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
- Ali Bulaç
- Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
- Diyanet İşleri
- Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
Tefsirleri karşılaştır99
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
- Diyanet Vakfı
- (Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
- Elmalılı H. Yazır
- Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
- Ali Bulaç
- (İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
- Diyanet İşleri
- İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır100
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- O: "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
- Ali Bulaç
- “Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
- Diyanet İşleri
- "Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
Tefsirleri karşılaştır101
فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
- Ali Bulaç
- Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
- Diyanet İşleri
- Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
Tefsirleri karşılaştır102
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
- Ali Bulaç
- Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
- Diyanet İşleri
- Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır103
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
- Diyanet Vakfı
- Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
- Elmalılı H. Yazır
- Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
- Ali Bulaç
- Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
- Diyanet İşleri
- Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Tefsirleri karşılaştır104
وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
- Ali Bulaç
- Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik.
- Diyanet İşleri
- Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Tefsirleri karşılaştır105
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
- Elmalılı H. Yazır
- "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
- Ali Bulaç
- “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
- Diyanet İşleri
- Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Tefsirleri karşılaştır106
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
- Diyanet Vakfı
- Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
- Elmalılı H. Yazır
- "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
- Ali Bulaç
- Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
Tefsirleri karşılaştır107
وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
- Ali Bulaç
- Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
- Diyanet İşleri
- Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Tefsirleri karşılaştır108
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:
- Elmalılı H. Yazır
- Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
- Ali Bulaç
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır109
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
- Diyanet Vakfı
- İbrahim'e selam! dedik.
- Elmalılı H. Yazır
- Selam olsun İbrahim'e...
- Ali Bulaç
- İbrahim’e selam olsun.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır110
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- Ali Bulaç
- Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Diyanet İşleri
- İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır111
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır112
وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Salihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.
- Elmalılı H. Yazır
- Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
- Ali Bulaç
- Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik.
- Diyanet İşleri
- Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
Tefsirleri karşılaştır113
وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lakin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
- Ali Bulaç
- Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.
- Diyanet İşleri
- Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
Tefsirleri karşılaştır114
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
Tefsirleri karşılaştır115
وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- Ali Bulaç
- Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
- Diyanet İşleri
- İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır116
وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
- Ali Bulaç
- Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.
- Diyanet İşleri
- Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır117
وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
- Ali Bulaç
- Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik.
- Diyanet İşleri
- Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
Tefsirleri karşılaştır118
وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
- Diyanet Vakfı
- Her ikisini de doğru yola ilettik.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendilerini doğru yola çıkardık.
- Ali Bulaç
- Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
- Diyanet İşleri
- Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
Tefsirleri karşılaştır119
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
- Ali Bulaç
- Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır120
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Musa ve Harun'a selam olsun.
- Elmalılı H. Yazır
- Selam olsun, Musa ile Harun'a.
- Ali Bulaç
- Musa’ya ve Harun’a selam olsun.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır121
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır122
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar.
- Diyanet İşleri
- İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır123
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
Tefsirleri karşılaştır124
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
- Ali Bulaç
- Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
- Diyanet İşleri
- Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır125
أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
- Ali Bulaç
- “Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
- Diyanet İşleri
- Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır126
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"
- Elmalılı H. Yazır
- Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
- Ali Bulaç
- “Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
- Diyanet İşleri
- Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
- Ali Bulaç
- Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Tefsirleri karşılaştır128
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
- Ali Bulaç
- Ancak, muhlis olan kullar başka.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Tefsirleri karşılaştır129
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
- Elmalılı H. Yazır
- Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
- Ali Bulaç
- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır130
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
- Diyanet Vakfı
- "İlyas'a selam!" dedik.
- Elmalılı H. Yazır
- Selam olsun İlyâsîn'e.
- Ali Bulaç
- İlyas’a selam olsun.
- Diyanet İşleri
- Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır131
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükafatlandırırız.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır132
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.
- Diyanet İşleri
- O, inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır133
وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Lut da elbette peygamberlerdendi.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
Tefsirleri karşılaştır134
إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Hani biz Lut'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
- Ali Bulaç
- Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
- Diyanet İşleri
- Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır135
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
- Ali Bulaç
- Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
- Diyanet İşleri
- Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır136
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra diğerlerini yok ettik.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra diğerlerini helak etmiştik.
- Ali Bulaç
- Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
- Diyanet İşleri
- Sonra diğerlerini yok etmiştik.
Tefsirleri karşılaştır137
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin
- Elmalılı H. Yazır
- Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
- Ali Bulaç
- Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.
- Diyanet İşleri
- Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır138
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve geceleyin. Hala akıllanmayacak mısınız?
- Elmalılı H. Yazır
- Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
- Ali Bulaç
- Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?
- Diyanet İşleri
- Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır139
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
Tefsirleri karşılaştır140
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
- Diyanet Vakfı
- Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
- Ali Bulaç
- Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
- Diyanet İşleri
- Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Tefsirleri karşılaştır141
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
- Diyanet Vakfı
- Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
- Elmalılı H. Yazır
- (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
- Ali Bulaç
- Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
- Diyanet İşleri
- Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
Tefsirleri karşılaştır142
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
- Ali Bulaç
- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
- Diyanet İşleri
- Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
Tefsirleri karşılaştır143
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
- Ali Bulaç
- Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
- Diyanet İşleri
- Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Tefsirleri karşılaştır144
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
- Diyanet Vakfı
- Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
- Ali Bulaç
- Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
- Diyanet İşleri
- Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Tefsirleri karşılaştır145
۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
- Ali Bulaç
- Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
- Diyanet İşleri
- Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
Tefsirleri karşılaştır146
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
- Ali Bulaç
- Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
- Diyanet İşleri
- Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
Tefsirleri karşılaştır147
وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
- Ali Bulaç
- Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
- Diyanet İşleri
- Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır148
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
- Elmalılı H. Yazır
- O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
- Ali Bulaç
- Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
- Diyanet İşleri
- Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Tefsirleri karşılaştır149
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
- Ali Bulaç
- Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
- Diyanet İşleri
- Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
Tefsirleri karşılaştır150
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
- Ali Bulaç
- Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
- Diyanet İşleri
- Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
Tefsirleri karşılaştır151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
- Diyanet Vakfı
- Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
- Elmalılı H. Yazır
- Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
- Ali Bulaç
- Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
- Diyanet İşleri
- Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Tefsirleri karşılaştır152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
- Ali Bulaç
- “Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.
- Diyanet İşleri
- Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Tefsirleri karşılaştır153
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
- Elmalılı H. Yazır
- (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
- Ali Bulaç
- (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
- Diyanet İşleri
- Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
Tefsirleri karşılaştır154
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
- Ali Bulaç
- Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Hiç düşünmüyor musunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Hiç düşünmüyor musunuz?
- Ali Bulaç
- Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Hiç düşünmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır156
أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
- Ali Bulaç
- Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
- Diyanet İşleri
- Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
Tefsirleri karşılaştır157
فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
- Elmalılı H. Yazır
- O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
- Ali Bulaç
- Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.
- Diyanet İşleri
- Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
Tefsirleri karşılaştır158
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
- Ali Bulaç
- Onlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
- Diyanet İşleri
- Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Tefsirleri karşılaştır159
سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
- Diyanet Vakfı
- Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
- Ali Bulaç
- Onların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir.
- Diyanet İşleri
- Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Tefsirleri karşılaştır160
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
- Diyanet Vakfı
- Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
- Ali Bulaç
- Ancak muhlis olan kullar başka.
- Diyanet İşleri
- Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
Tefsirleri karşılaştır161
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sizler ve taptığınız şeyler!
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
- Ali Bulaç
- Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
- Diyanet İşleri
- Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Tefsirleri karşılaştır162
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
- Ali Bulaç
- O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
- Diyanet İşleri
- Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Tefsirleri karşılaştır163
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Cehenneme girecek kimseden başkasını.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
- Ali Bulaç
- Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
- Diyanet İşleri
- Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Tefsirleri karşılaştır164
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ
- Diyanet Vakfı
- "(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır."
- Elmalılı H. Yazır
- (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
- Ali Bulaç
- (Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
- Diyanet İşleri
- Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Tefsirleri karşılaştır165
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
- Diyanet Vakfı
- " Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz."
- Elmalılı H. Yazır
- (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
- Ali Bulaç
- “Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
- Diyanet İşleri
- Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Tefsirleri karşılaştır166
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."
- Elmalılı H. Yazır
- (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
- Ali Bulaç
- “Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
- Diyanet İşleri
- Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Tefsirleri karşılaştır167
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Putperestler şöyle diyorlardı".
- Elmalılı H. Yazır
- (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
- Ali Bulaç
- Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
- Diyanet İşleri
- Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır168
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",
- Elmalılı H. Yazır
- (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
- Ali Bulaç
- ”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
- Diyanet İşleri
- Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!".
- Elmalılı H. Yazır
- (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
- Ali Bulaç
- “Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
- Diyanet İşleri
- Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır170
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte şimdi onu inkar ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
- Ali Bulaç
- Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır171
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
- Ali Bulaç
- Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
Tefsirleri karşılaştır172
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
- Ali Bulaç
- Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
- Diyanet İşleri
- Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
- Ali Bulaç
- Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
- Diyanet İşleri
- Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır174
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
- Elmalılı H. Yazır
- Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- Ali Bulaç
- Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- Diyanet İşleri
- Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Tefsirleri karşılaştır175
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onların halini gör, onlar da görecekler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
- Ali Bulaç
- Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
- Diyanet İşleri
- Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Azabımızı acele mi istiyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
- Ali Bulaç
- Şimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
- Diyanet İşleri
- Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Tefsirleri karşılaştır177
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
- Ali Bulaç
- Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur.
- Diyanet İşleri
- O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Tefsirleri karşılaştır178
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
- Elmalılı H. Yazır
- Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- Ali Bulaç
- Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- Diyanet İşleri
- Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Tefsirleri karşılaştır179
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
- Ali Bulaç
- Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
- Diyanet İşleri
- İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır180
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
- Diyanet Vakfı
- Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
- Elmalılı H. Yazır
- Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
- Ali Bulaç
- Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir.
- Diyanet İşleri
- Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Tefsirleri karşılaştır181
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
- Elmalılı H. Yazır
- Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
- Ali Bulaç
- Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
- Diyanet İşleri
- Ve selam, peygamberleredir.
Tefsirleri karşılaştır182
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
- Elmalılı H. Yazır
- Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
- Ali Bulaç
- Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
- Diyanet İşleri
- Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.
Tefsirleri karşılaştır