Sâffât Sûresi

182 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا

Diyanet Vakfı
Saf saf dizilenlere,
Elmalılı H. Yazır
Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
Ali Bulaç
Saflar halinde dizilenlere andolsun,
Diyanet İşleri
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır

2

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا

Diyanet Vakfı
O haykırıp sürenlere,
Elmalılı H. Yazır
O haykırıp da sürenlere.
Ali Bulaç
Haykırıp sürükleyenlere,
Diyanet İşleri
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır

3

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

Diyanet Vakfı
Ve o zikir okuyanlara,
Elmalılı H. Yazır
Ve o yolda zikir okuyanlara.
Ali Bulaç
Zikir okuyanlara,
Diyanet İşleri
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır

4

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ

Diyanet Vakfı
Yemin ederim ki, ilahınız birdir.
Elmalılı H. Yazır
Ki sizin ilâhınız birdir.
Ali Bulaç
Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir.
Diyanet İşleri
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır

5

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

Diyanet Vakfı
O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
Elmalılı H. Yazır
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
Ali Bulaç
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir.
Diyanet İşleri
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır

6

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

Diyanet Vakfı
Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
Ali Bulaç
Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık.
Diyanet İşleri
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Tefsirleri karşılaştır

7

وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ

Diyanet Vakfı
Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
Elmalılı H. Yazır
Onu her inatçı şeytandan koruduk.
Ali Bulaç
Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
Diyanet İşleri
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
Tefsirleri karşılaştır

8

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ

Diyanet Vakfı
Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Elmalılı H. Yazır
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
Ali Bulaç
Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
Diyanet İşleri
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Tefsirleri karşılaştır

9

دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ

Diyanet Vakfı
Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Elmalılı H. Yazır
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
Ali Bulaç
Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır.
Diyanet İşleri
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Tefsirleri karşılaştır

10

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ

Diyanet Vakfı
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
Elmalılı H. Yazır
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
Ali Bulaç
Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
Diyanet İşleri
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
Tefsirleri karşılaştır

11

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ

Diyanet Vakfı
Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Elmalılı H. Yazır
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
Ali Bulaç
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
Diyanet İşleri
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

12

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Diyanet Vakfı
Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
Elmalılı H. Yazır
Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
Ali Bulaç
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Diyanet İşleri
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
Tefsirleri karşılaştır

13

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

Diyanet Vakfı
Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
Elmalılı H. Yazır
Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
Ali Bulaç
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Diyanet İşleri
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
Tefsirleri karşılaştır

14

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ

Diyanet Vakfı
Bir mucize görseler alay ederler.
Elmalılı H. Yazır
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
Ali Bulaç
Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
Diyanet İşleri
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
Tefsirleri karşılaştır

15

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ

Diyanet Vakfı
Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
Elmalılı H. Yazır
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
Ali Bulaç
"Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler.
Diyanet İşleri
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Tefsirleri karşılaştır

16

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Diyanet Vakfı
"Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?"
Elmalılı H. Yazır
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
Ali Bulaç
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Diyanet İşleri
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Tefsirleri karşılaştır

17

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

Diyanet Vakfı
"İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?"
Elmalılı H. Yazır
"Önceki atalarımız da mı?.."
Ali Bulaç
"Veya önceki atalarımız da mı?"
Diyanet İşleri
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
Tefsirleri karşılaştır

18

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

Diyanet Vakfı
De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
Elmalılı H. Yazır
De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
Ali Bulaç
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Diyanet İşleri
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
Tefsirleri karşılaştır

19

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

Diyanet Vakfı
O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
Ali Bulaç
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
Diyanet İşleri
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
Tefsirleri karşılaştır

20

وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

Diyanet Vakfı
(Durumu gören kafirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
Elmalılı H. Yazır
"Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
Ali Bulaç
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
Diyanet İşleri
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
Tefsirleri karşılaştır

21

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Diyanet Vakfı
İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
Elmalılı H. Yazır
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
Ali Bulaç
"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
Diyanet İşleri
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
Tefsirleri karşılaştır

22

۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

Diyanet Vakfı
(Allah, meleklerine emreder:) "Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın".
Elmalılı H. Yazır
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Ali Bulaç
"Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın."
Diyanet İşleri
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Tefsirleri karşılaştır

23

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
"Allah'tan başka. Onlara cehennemin yolunu gösterin".
Elmalılı H. Yazır
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Ali Bulaç
"Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
Diyanet İşleri
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
Tefsirleri karşılaştır

24

وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

Diyanet Vakfı
"Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
Elmalılı H. Yazır
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
Ali Bulaç
"Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
Diyanet İşleri
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
Tefsirleri karşılaştır

25

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Diyanet Vakfı
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Elmalılı H. Yazır
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
Ali Bulaç
(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
Diyanet İşleri
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
Tefsirleri karşılaştır

26

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Diyanet Vakfı
Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
Elmalılı H. Yazır
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Ali Bulaç
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Diyanet İşleri
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
Tefsirleri karşılaştır

27

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

Diyanet Vakfı
(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Elmalılı H. Yazır
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
Ali Bulaç
Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
Diyanet İşleri
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
Tefsirleri karşılaştır

28

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet Vakfı
(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sureti haktan görünürdünüz) derler.
Elmalılı H. Yazır
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
Ali Bulaç
"Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler.
Diyanet İşleri
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
Tefsirleri karşılaştır

29

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
(Ötekiler de:) "Bilakis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
Elmalılı H. Yazır
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
Ali Bulaç
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz."
Diyanet İşleri
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
Tefsirleri karşılaştır

30

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ

Diyanet Vakfı
"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
Elmalılı H. Yazır
"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
Ali Bulaç
"Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
Diyanet İşleri
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
Tefsirleri karşılaştır

31

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

Diyanet Vakfı
"Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız."
Elmalılı H. Yazır
"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
Ali Bulaç
"Böylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
Diyanet İşleri
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
Tefsirleri karşılaştır

32

فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

Diyanet Vakfı
"Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
Elmalılı H. Yazır
"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
Ali Bulaç
"Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
Diyanet İşleri
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
Tefsirleri karşılaştır

33

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
Elmalılı H. Yazır
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
Ali Bulaç
Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.
Diyanet İşleri
O gün hepsi azabda birleşirler.
Tefsirleri karşılaştır

34

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet Vakfı
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Elmalılı H. Yazır
İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
Ali Bulaç
Doğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız.
Diyanet İşleri
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
Tefsirleri karşılaştır

35

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

Diyanet Vakfı
Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
Ali Bulaç
Çünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.
Diyanet İşleri
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
Tefsirleri karşılaştır

36

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ

Diyanet Vakfı
"Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.
Elmalılı H. Yazır
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
Ali Bulaç
Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?"
Diyanet İşleri
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

37

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet Vakfı
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Elmalılı H. Yazır
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
Ali Bulaç
Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
Diyanet İşleri
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
Tefsirleri karşılaştır

38

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

Diyanet Vakfı
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Elmalılı H. Yazır
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
Ali Bulaç
Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız."
Diyanet İşleri
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
Tefsirleri karşılaştır

39

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Diyanet Vakfı
Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
Elmalılı H. Yazır
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
Ali Bulaç
Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Diyanet İşleri
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
Tefsirleri karşılaştır

40

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet Vakfı
(Bu azaptan) Ancak Allah'ın halis kulları istisna edilecek.
Elmalılı H. Yazır
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
Ali Bulaç
Ancak muhlis olan kullar başka.
Diyanet İşleri
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
Tefsirleri karşılaştır

41

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ

Diyanet Vakfı
Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
Elmalılı H. Yazır
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Ali Bulaç
İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
Diyanet İşleri
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır

42

فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Diyanet Vakfı
(Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
Elmalılı H. Yazır
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Ali Bulaç
Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
Diyanet İşleri
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır

43

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet Vakfı
Naim cennetlerinde.
Elmalılı H. Yazır
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Ali Bulaç
Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
Diyanet İşleri
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır

44

عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

Diyanet Vakfı
Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Elmalılı H. Yazır
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
Ali Bulaç
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
Diyanet İşleri
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Tefsirleri karşılaştır

45

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ

Diyanet Vakfı
Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Elmalılı H. Yazır
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Ali Bulaç
Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
Diyanet İşleri
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Tefsirleri karşılaştır

46

بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ

Diyanet Vakfı
Berraktır, içenlere lezzet verir.
Elmalılı H. Yazır
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Ali Bulaç
Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).
Diyanet İşleri
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Tefsirleri karşılaştır

47

لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

Diyanet Vakfı
O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
Elmalılı H. Yazır
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
Ali Bulaç
Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
Diyanet İşleri
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Tefsirleri karşılaştır

48

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ

Diyanet Vakfı
Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
Elmalılı H. Yazır
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
Ali Bulaç
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
Diyanet İşleri
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Tefsirleri karşılaştır

49

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ

Diyanet Vakfı
Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Elmalılı H. Yazır
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
Ali Bulaç
Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
Diyanet İşleri
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Tefsirleri karşılaştır

50

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

Diyanet Vakfı
İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
Elmalılı H. Yazır
Derken birbirine dönüp sorarlar:
Ali Bulaç
Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
Diyanet İşleri
Birbirlerine dönüp sorarlar:
Tefsirleri karşılaştır

51

قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ

Diyanet Vakfı
İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
Elmalılı H. Yazır
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
Ali Bulaç
Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."
Diyanet İşleri
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Tefsirleri karşılaştır

52

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

Diyanet Vakfı
Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
Elmalılı H. Yazır
Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
Ali Bulaç
"Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
Diyanet İşleri
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Tefsirleri karşılaştır

53

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

Diyanet Vakfı
Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
Elmalılı H. Yazır
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
Ali Bulaç
"Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
Diyanet İşleri
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
Tefsirleri karşılaştır

54

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Diyanet Vakfı
(O zat, dünyada geçmiş olan hadiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teala orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vakıf mısınız? dedi.
Elmalılı H. Yazır
"Siz onu tanır mısınız?" der.
Ali Bulaç
(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
Diyanet İşleri
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
Tefsirleri karşılaştır

55

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
Elmalılı H. Yazır
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
Ali Bulaç
Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
Diyanet İşleri
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
Tefsirleri karşılaştır

56

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Diyanet Vakfı
"Yemin ederim ki, sen az daha beni de helak edecektin.
Elmalılı H. Yazır
Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
Ali Bulaç
Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
Diyanet İşleri
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
Tefsirleri karşılaştır

57

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

Diyanet Vakfı
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.
Elmalılı H. Yazır
"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
Ali Bulaç
"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.
Diyanet İşleri
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
Tefsirleri karşılaştır

58

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

Diyanet Vakfı
Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
Elmalılı H. Yazır
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Ali Bulaç
"Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"
Diyanet İşleri
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
Tefsirleri karşılaştır

59

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Diyanet Vakfı
Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha?!"
Elmalılı H. Yazır
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Ali Bulaç
"Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"
Diyanet İşleri
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
Tefsirleri karşılaştır

60

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
Elmalılı H. Yazır
İşte bu büyük kurtuluştur.
Ali Bulaç
Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
Diyanet İşleri
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
Tefsirleri karşılaştır

61

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

Diyanet Vakfı
Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
Elmalılı H. Yazır
Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
Ali Bulaç
Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
Diyanet İşleri
Çalışanlar bunun için çalışsın.
Tefsirleri karşılaştır

62

أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

Diyanet Vakfı
Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
Elmalılı H. Yazır
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
Ali Bulaç
Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
Diyanet İşleri
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
Tefsirleri karşılaştır

63

إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ

Diyanet Vakfı
Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
Ali Bulaç
Doğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
Diyanet İşleri
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
Tefsirleri karşılaştır

64

إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Elmalılı H. Yazır
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
Ali Bulaç
Şüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar.
Diyanet İşleri
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Tefsirleri karşılaştır

65

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

Diyanet Vakfı
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Elmalılı H. Yazır
Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Ali Bulaç
Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
Diyanet İşleri
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
Tefsirleri karşılaştır

66

فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Diyanet Vakfı
(Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
Elmalılı H. Yazır
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
Ali Bulaç
Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.
Diyanet İşleri
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
Tefsirleri karşılaştır

67

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
Elmalılı H. Yazır
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
Ali Bulaç
Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
Diyanet İşleri
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
Tefsirleri karşılaştır

68

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
Elmalılı H. Yazır
Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
Ali Bulaç
Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
Diyanet İşleri
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
Tefsirleri karşılaştır

69

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

Diyanet Vakfı
Kuşkusuz onlar atalarını dalalette buldular.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
Ali Bulaç
Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Diyanet İşleri
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Tefsirleri karşılaştır

70

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

Diyanet Vakfı
Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
Elmalılı H. Yazır
Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
Ali Bulaç
Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı.
Diyanet İşleri
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

71

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalalete düştü.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
Ali Bulaç
Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Diyanet İşleri
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
Tefsirleri karşılaştır

72

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Diyanet Vakfı
Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
Ali Bulaç
Andolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Diyanet İşleri
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
Tefsirleri karşılaştır

73

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

Diyanet Vakfı
Uyarılanların akıbetinin ne olduğuna bir bak!
Elmalılı H. Yazır
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
Ali Bulaç
Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
Diyanet İşleri
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Tefsirleri karşılaştır

74

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet Vakfı
Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Elmalılı H. Yazır
Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
Ali Bulaç
Ancak muhlis olan kullar başka.
Diyanet İşleri
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
Tefsirleri karşılaştır

75

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

Diyanet Vakfı
Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
Ali Bulaç
Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
Diyanet İşleri
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
Tefsirleri karşılaştır

76

وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet Vakfı
Kendisini ve ailesini büyük felaketten kurtardık.
Elmalılı H. Yazır
Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ali Bulaç
Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Diyanet İşleri
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır

77

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

Diyanet Vakfı
Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
Elmalılı H. Yazır
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
Ali Bulaç
Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.
Diyanet İşleri
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
Tefsirleri karşılaştır

78

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
Elmalılı H. Yazır
Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
Ali Bulaç
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

79

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
Bütün alemlerden Nuh'a selam olsun!
Elmalılı H. Yazır
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
Ali Bulaç
Alemler içinde selam olsun Nuh’a.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

80

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet Vakfı
İşte biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı H. Yazır
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Ali Bulaç
Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Diyanet İşleri
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır

81

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Ali Bulaç
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.
Diyanet İşleri
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır

82

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Diyanet Vakfı
Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Elmalılı H. Yazır
Sonra diğerlerini suda boğduk.
Ali Bulaç
Sonra diğerlerini suda boğduk.
Diyanet İşleri
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
Tefsirleri karşılaştır

83

۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
Ali Bulaç
Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
Diyanet İşleri
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
Tefsirleri karşılaştır

84

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ

Diyanet Vakfı
Çünkü Rabbine kalb-i selim ile geldi.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
Ali Bulaç
Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
Diyanet İşleri
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
Tefsirleri karşılaştır

85

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

Diyanet Vakfı
Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
Elmalılı H. Yazır
O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
Ali Bulaç
Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Diyanet İşleri
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
Tefsirleri karşılaştır

86

أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

Diyanet Vakfı
"Allah'tan başka bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"
Elmalılı H. Yazır
"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
Ali Bulaç
“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Diyanet İşleri
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
Tefsirleri karşılaştır

87

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
"O halde alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
Elmalılı H. Yazır
"Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
Ali Bulaç
“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Diyanet İşleri
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
Tefsirleri karşılaştır

88

فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ

Diyanet Vakfı
Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
Elmalılı H. Yazır
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
Ali Bulaç
Sonra yıldızlara bir göz attı.
Diyanet İşleri
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

89

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Ben hastayım, dedi.
Elmalılı H. Yazır
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
Ali Bulaç
“Ben, doğrusu hastayım” dedi.
Diyanet İşleri
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

90

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Diyanet Vakfı
Ona arkalarını dönüp gittiler.
Elmalılı H. Yazır
O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
Ali Bulaç
Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
Diyanet İşleri
Onu bırakıp gittiler.
Tefsirleri karşılaştır

91

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Diyanet Vakfı
Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
Elmalılı H. Yazır
Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
Ali Bulaç
Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.
Diyanet İşleri
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

92

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

Diyanet Vakfı
Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
Elmalılı H. Yazır
(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
Ali Bulaç
“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Diyanet İşleri
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

93

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

Diyanet Vakfı
Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
Elmalılı H. Yazır
Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Ali Bulaç
Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Diyanet İşleri
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
Tefsirleri karşılaştır

94

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Diyanet Vakfı
(Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
Elmalılı H. Yazır
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
Ali Bulaç
Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
Diyanet İşleri
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
Tefsirleri karşılaştır

95

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Diyanet Vakfı
İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
Elmalılı H. Yazır
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
Ali Bulaç
Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Diyanet İşleri
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Tefsirleri karşılaştır

96

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Diyanet Vakfı
Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
Elmalılı H. Yazır
"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
Ali Bulaç
“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Diyanet İşleri
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
Tefsirleri karşılaştır

97

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
Elmalılı H. Yazır
Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
Ali Bulaç
Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Diyanet İşleri
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

98

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

Diyanet Vakfı
Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
Elmalılı H. Yazır
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
Ali Bulaç
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
Diyanet İşleri
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
Tefsirleri karşılaştır

99

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Diyanet Vakfı
(Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
Elmalılı H. Yazır
Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
Ali Bulaç
(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Diyanet İşleri
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

100

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Diyanet Vakfı
O: "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
Elmalılı H. Yazır
"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
Ali Bulaç
“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Diyanet İşleri
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
Tefsirleri karşılaştır

101

فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
Elmalılı H. Yazır
Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Ali Bulaç
Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
Diyanet İşleri
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
Tefsirleri karşılaştır

102

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

Diyanet Vakfı
Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
Elmalılı H. Yazır
Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
Ali Bulaç
Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Diyanet İşleri
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

103

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

Diyanet Vakfı
Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
Elmalılı H. Yazır
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
Ali Bulaç
Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
Diyanet İşleri
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Tefsirleri karşılaştır

104

وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

Diyanet Vakfı
Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.
Elmalılı H. Yazır
Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
Ali Bulaç
Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik.
Diyanet İşleri
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Tefsirleri karşılaştır

105

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet Vakfı
Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı H. Yazır
"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
Ali Bulaç
“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Diyanet İşleri
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
Tefsirleri karşılaştır

106

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

Diyanet Vakfı
Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
Elmalılı H. Yazır
"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Ali Bulaç
Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
Diyanet İşleri
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
Tefsirleri karşılaştır

107

وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
Elmalılı H. Yazır
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Ali Bulaç
Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
Diyanet İşleri
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Tefsirleri karşılaştır

108

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:
Elmalılı H. Yazır
Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
Ali Bulaç
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

109

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

Diyanet Vakfı
İbrahim'e selam! dedik.
Elmalılı H. Yazır
Selam olsun İbrahim'e...
Ali Bulaç
İbrahim’e selam olsun.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

110

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet Vakfı
Biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı H. Yazır
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Ali Bulaç
Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Diyanet İşleri
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır

111

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Ali Bulaç
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır.
Diyanet İşleri
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır

112

وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Diyanet Vakfı
Salihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.
Elmalılı H. Yazır
Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
Ali Bulaç
Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik.
Diyanet İşleri
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
Tefsirleri karşılaştır

113

وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ

Diyanet Vakfı
Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lakin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
Elmalılı H. Yazır
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
Ali Bulaç
Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.
Diyanet İşleri
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
Tefsirleri karşılaştır

114

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
Ali Bulaç
Andolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk.
Diyanet İşleri
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
Tefsirleri karşılaştır

115

وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet Vakfı
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Elmalılı H. Yazır
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ali Bulaç
Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Diyanet İşleri
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır

116

وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

Diyanet Vakfı
Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
Elmalılı H. Yazır
Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
Ali Bulaç
Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.
Diyanet İşleri
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

117

وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

Diyanet Vakfı
Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Elmalılı H. Yazır
Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Ali Bulaç
Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik.
Diyanet İşleri
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
Tefsirleri karşılaştır

118

وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

Diyanet Vakfı
Her ikisini de doğru yola ilettik.
Elmalılı H. Yazır
Kendilerini doğru yola çıkardık.
Ali Bulaç
Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
Diyanet İşleri
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
Tefsirleri karşılaştır

119

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
Elmalılı H. Yazır
Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
Ali Bulaç
Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

120

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Diyanet Vakfı
Musa ve Harun'a selam olsun.
Elmalılı H. Yazır
Selam olsun, Musa ile Harun'a.
Ali Bulaç
Musa’ya ve Harun’a selam olsun.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

121

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet Vakfı
Doğrusu biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
Elmalılı H. Yazır
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Ali Bulaç
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Diyanet İşleri
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır

122

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
Ali Bulaç
Şüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar.
Diyanet İşleri
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır

123

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet Vakfı
İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
Ali Bulaç
Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
Diyanet İşleri
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
Tefsirleri karşılaştır

124

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet Vakfı
(İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Elmalılı H. Yazır
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Ali Bulaç
Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Diyanet İşleri
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır

125

أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ

Diyanet Vakfı
Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
Elmalılı H. Yazır
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Ali Bulaç
“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Diyanet İşleri
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır

126

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
"Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"
Elmalılı H. Yazır
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Ali Bulaç
“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Diyanet İşleri
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
Tefsirleri karşılaştır

127

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Diyanet Vakfı
Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
Elmalılı H. Yazır
Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
Ali Bulaç
Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
Diyanet İşleri
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Tefsirleri karşılaştır

128

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet Vakfı
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Elmalılı H. Yazır
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Ali Bulaç
Ancak, muhlis olan kullar başka.
Diyanet İşleri
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Tefsirleri karşılaştır

129

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
Elmalılı H. Yazır
Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
Ali Bulaç
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

130

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

Diyanet Vakfı
"İlyas'a selam!" dedik.
Elmalılı H. Yazır
Selam olsun İlyâsîn'e.
Ali Bulaç
İlyas’a selam olsun.
Diyanet İşleri
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

131

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı H. Yazır
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Ali Bulaç
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Diyanet İşleri
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
Tefsirleri karşılaştır

132

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet Vakfı
Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Ali Bulaç
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.
Diyanet İşleri
O, inanmış kullarımızdandı.
Tefsirleri karşılaştır

133

وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet Vakfı
Lut da elbette peygamberlerdendi.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
Ali Bulaç
Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Diyanet İşleri
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
Tefsirleri karşılaştır

134

إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Diyanet Vakfı
Hani biz Lut'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
Elmalılı H. Yazır
Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
Ali Bulaç
Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Diyanet İşleri
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır

135

إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

Diyanet Vakfı
Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
Elmalılı H. Yazır
Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
Ali Bulaç
Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
Diyanet İşleri
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Tefsirleri karşılaştır

136

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

Diyanet Vakfı
Sonra diğerlerini yok ettik.
Elmalılı H. Yazır
Sonra diğerlerini helak etmiştik.
Ali Bulaç
Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Diyanet İşleri
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
Tefsirleri karşılaştır

137

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

Diyanet Vakfı
(Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin
Elmalılı H. Yazır
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Ali Bulaç
Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.
Diyanet İşleri
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

138

وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Diyanet Vakfı
Ve geceleyin. Hala akıllanmayacak mısınız?
Elmalılı H. Yazır
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Ali Bulaç
Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?
Diyanet İşleri
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

139

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet Vakfı
Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
Ali Bulaç
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Diyanet İşleri
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
Tefsirleri karşılaştır

140

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Diyanet Vakfı
Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
Elmalılı H. Yazır
Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
Ali Bulaç
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Diyanet İşleri
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Tefsirleri karşılaştır

141

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

Diyanet Vakfı
Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
Elmalılı H. Yazır
(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
Ali Bulaç
Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
Diyanet İşleri
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
Tefsirleri karşılaştır

142

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Elmalılı H. Yazır
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
Ali Bulaç
Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
Diyanet İşleri
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
Tefsirleri karşılaştır

143

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

Diyanet Vakfı
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
Elmalılı H. Yazır
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Ali Bulaç
Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
Diyanet İşleri
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Tefsirleri karşılaştır

144

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Diyanet Vakfı
Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Elmalılı H. Yazır
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Ali Bulaç
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
Diyanet İşleri
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Tefsirleri karşılaştır

145

۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
Elmalılı H. Yazır
Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
Ali Bulaç
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
Diyanet İşleri
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
Tefsirleri karşılaştır

146

وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
Elmalılı H. Yazır
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Ali Bulaç
Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
Diyanet İşleri
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
Tefsirleri karşılaştır

147

وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Diyanet Vakfı
Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Elmalılı H. Yazır
Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
Ali Bulaç
Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
Diyanet İşleri
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Tefsirleri karşılaştır

148

فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
Elmalılı H. Yazır
O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
Ali Bulaç
Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Diyanet İşleri
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Tefsirleri karşılaştır

149

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

Diyanet Vakfı
Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
Elmalılı H. Yazır
Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
Ali Bulaç
Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
Diyanet İşleri
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
Tefsirleri karşılaştır

150

أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
Ali Bulaç
Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
Diyanet İşleri
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
Tefsirleri karşılaştır

151

أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

Diyanet Vakfı
Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
Elmalılı H. Yazır
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Ali Bulaç
Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
Diyanet İşleri
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Tefsirleri karşılaştır

152

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

Diyanet Vakfı
"Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Elmalılı H. Yazır
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Ali Bulaç
“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.
Diyanet İşleri
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Tefsirleri karşılaştır

153

أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

Diyanet Vakfı
Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
Elmalılı H. Yazır
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
Ali Bulaç
(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
Diyanet İşleri
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
Tefsirleri karşılaştır

154

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Diyanet Vakfı
Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
Elmalılı H. Yazır
Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
Ali Bulaç
Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Diyanet İşleri
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır

155

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Diyanet Vakfı
Hiç düşünmüyor musunuz?
Elmalılı H. Yazır
Hiç düşünmüyor musunuz?
Ali Bulaç
Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz?
Diyanet İşleri
Hiç düşünmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

156

أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ

Diyanet Vakfı
Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
Ali Bulaç
Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
Diyanet İşleri
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
Tefsirleri karşılaştır

157

فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Diyanet Vakfı
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
Elmalılı H. Yazır
O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
Ali Bulaç
Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.
Diyanet İşleri
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
Tefsirleri karşılaştır

158

وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Diyanet Vakfı
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Elmalılı H. Yazır
Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
Ali Bulaç
Onlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
Diyanet İşleri
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Tefsirleri karşılaştır

159

سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Diyanet Vakfı
Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
Elmalılı H. Yazır
Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Ali Bulaç
Onların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir.
Diyanet İşleri
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Tefsirleri karşılaştır

160

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet Vakfı
Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
Elmalılı H. Yazır
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
Ali Bulaç
Ancak muhlis olan kullar başka.
Diyanet İşleri
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
Tefsirleri karşılaştır

161

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Diyanet Vakfı
Sizler ve taptığınız şeyler!
Elmalılı H. Yazır
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Ali Bulaç
Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
Diyanet İşleri
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Tefsirleri karşılaştır

162

مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ

Diyanet Vakfı
Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Ali Bulaç
O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
Diyanet İşleri
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Tefsirleri karşılaştır

163

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
Cehenneme girecek kimseden başkasını.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Ali Bulaç
Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
Diyanet İşleri
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Tefsirleri karşılaştır

164

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ

Diyanet Vakfı
"(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır."
Elmalılı H. Yazır
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Ali Bulaç
(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Diyanet İşleri
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Tefsirleri karşılaştır

165

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

Diyanet Vakfı
" Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz."
Elmalılı H. Yazır
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Ali Bulaç
“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Diyanet İşleri
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Tefsirleri karşılaştır

166

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

Diyanet Vakfı
"Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."
Elmalılı H. Yazır
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Ali Bulaç
“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Diyanet İşleri
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
Tefsirleri karşılaştır

167

وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

Diyanet Vakfı
"Putperestler şöyle diyorlardı".
Elmalılı H. Yazır
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Ali Bulaç
Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
Diyanet İşleri
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

168

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
"Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",
Elmalılı H. Yazır
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Ali Bulaç
”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Diyanet İşleri
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

169

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet Vakfı
"Mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!".
Elmalılı H. Yazır
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Ali Bulaç
“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Diyanet İşleri
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

170

فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
İşte şimdi onu inkar ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
Elmalılı H. Yazır
Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
Ali Bulaç
Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir.
Diyanet İşleri
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

171

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet Vakfı
Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Ali Bulaç
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Diyanet İşleri
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
Tefsirleri karşılaştır

172

إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Ali Bulaç
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Diyanet İşleri
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

173

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

Diyanet Vakfı
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Ali Bulaç
Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
Diyanet İşleri
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Tefsirleri karşılaştır

174

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
Elmalılı H. Yazır
Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Bulaç
Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Diyanet İşleri
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Tefsirleri karşılaştır

175

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
Onların halini gör, onlar da görecekler.
Elmalılı H. Yazır
Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
Ali Bulaç
Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Diyanet İşleri
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

176

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Diyanet Vakfı
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Elmalılı H. Yazır
Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Ali Bulaç
Şimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Diyanet İşleri
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Tefsirleri karşılaştır

177

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

Diyanet Vakfı
Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
Elmalılı H. Yazır
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Ali Bulaç
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur.
Diyanet İşleri
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Tefsirleri karşılaştır

178

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
Elmalılı H. Yazır
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Bulaç
Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Diyanet İşleri
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Tefsirleri karşılaştır

179

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
Elmalılı H. Yazır
(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
Ali Bulaç
Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Diyanet İşleri
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Tefsirleri karşılaştır

180

سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Diyanet Vakfı
Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Elmalılı H. Yazır
Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Ali Bulaç
Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir.
Diyanet İşleri
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Tefsirleri karşılaştır

181

وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet Vakfı
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
Elmalılı H. Yazır
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
Ali Bulaç
Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
Diyanet İşleri
Ve selam, peygamberleredir.
Tefsirleri karşılaştır

182

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Elmalılı H. Yazır
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
Ali Bulaç
Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
Diyanet İşleri
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.
Tefsirleri karşılaştır