1
صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
- Diyanet Vakfı
- Sad. Öğüt veren Kur'an'a yemin ederim ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Sâd. Bu zikirle dolu Kur'ân'a bak!
- Ali Bulaç
- Sad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun;
- Diyanet İşleri
- Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır2
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍۢ وَشِقَاقٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Küfredenler, (iddia ettiklerinin) aksine, birgurur ve tefrika içindedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
- Ali Bulaç
- Hayır; o inkar edenler (boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler.
- Diyanet İşleri
- Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Tefsirleri karşılaştır3
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍۢ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlardan önce nice nesilleri helak ettik. O zaman feryat ettiler. Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi.
- Ali Bulaç
- Biz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi.
- Diyanet İşleri
- Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
Tefsirleri karşılaştır4
وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌۭ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرٌۭ كَذَّابٌ
- Diyanet Vakfı
- Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kafirler: Bu pek yalancı bir sihirbazdır!
- Elmalılı H. Yazır
- İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: "Bu bir sihirbazdır, yalancıdır" dediler.
- Ali Bulaç
- İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür."
- Diyanet İşleri
- Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır5
أَجَعَلَ ٱلْءَالِهَةَ إِلَٰهًۭا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Tanrıları, tek tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir! dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- "İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!"
- Ali Bulaç
- "İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey."
- Diyanet İşleri
- Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır6
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌۭ يُرَادُ
- Diyanet Vakfı
- Onlardan ileri gelenler: Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur.
- Elmalılı H. Yazır
- İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: "İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad!"
- Ali Bulaç
- Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti.
- Diyanet İşleri
- Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Tefsirleri karşılaştır7
مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْءَاخِرَةِ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَٰقٌ
- Diyanet Vakfı
- Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır.
- Elmalılı H. Yazır
- "Biz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır."
- Ali Bulaç
- "Biz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir."
- Diyanet İşleri
- Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Tefsirleri karşılaştır8
أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
- Diyanet Vakfı
- Kur'an aramızdan Muhammed'e mi indirildi? diyerek kalkıp yürüdüler. Belki, bunlar Kur'an'ım hakkında şüphe içine düştüler. Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.
- Elmalılı H. Yazır
- "Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur'ân'ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar.
- Ali Bulaç
- "Zikir (Kur'an), içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır.
- Diyanet İşleri
- Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Tefsirleri karşılaştır9
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa aziz ve lütufkar olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır!
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa sana o Kur'ân'ı veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?
- Ali Bulaç
- Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?
- Diyanet İşleri
- Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Tefsirleri karşılaştır10
أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَٰبِ
- Diyanet Vakfı
- Yahut göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyleyse (göklerin) yollarında yükselsinler (görelim)!
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise bütün imkanlarını seferber ederek yükselsinler de görelim!
- Ali Bulaç
- Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler.
- Diyanet İşleri
- Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
Tefsirleri karşılaştır11
جُندٌۭ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌۭ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
- Diyanet Vakfı
- Onlar, çeşitli guruplardan oluşmuş bir ordudur; işte şurada bozguna uğratılacaklardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur.
- Ali Bulaç
- Onlar, burada (çeşitli) fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar).
- Diyanet İşleri
- Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
Tefsirleri karşılaştır12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ وَعَادٌۭ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
- Diyanet Vakfı
- Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun da, yalanladılar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı.
- Ali Bulaç
- Onlardan önce Nuh kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.
- Diyanet İşleri
- Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Tefsirleri karşılaştır13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍۢ وَأَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
- Diyanet Vakfı
- Semud, Lut kavmi ve Eyke halkı da (peygamberleri) yalanladılar. İşte bunlar da (peygamberlere karşı) birleşen topluluklardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Semûd kavmi, Lut kavmi ve Eykeliler (Şuayb kavmi) de yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır.
- Ali Bulaç
- Semud, Lut kavmi ile Eyke halkı da. İşte onlar (Allah'a karşı isyanda birleşen ve güç toplayan) fırkalar(dı).
- Diyanet İşleri
- Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Tefsirleri karşılaştır14
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
- Diyanet Vakfı
- Onların her biri gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu yüzden (kendilerine) azabım hak oldu.
- Elmalılı H. Yazır
- Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.
- Ali Bulaç
- Hepsi de elçileri yalanladılar, böylece azapla-sonuçlandırmam (onlara) hak oldu.
- Diyanet İşleri
- Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
Tefsirleri karşılaştır15
وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan korkunç bir ses beklemektedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar da bir tek haykırışa bakıyorlar. Öyle ki onun gecikmesi de yoktur.
- Ali Bulaç
- Bunlar da, (geldiğinde) bir anlık gecikmesi bile olmayan bir tek çığlıktan başkasını gözetlemiyorlar.
- Diyanet İşleri
- Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
Tefsirleri karşılaştır16
وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
- Diyanet Vakfı
- Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir de: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azabdan payımızı acele ver" dediler.
- Ali Bulaç
- (Alaylı alaylı) Dediler ki: "Rabbimiz, hesap gününden önce (azaptan bize vadettiğin) payımızı çabuklaştırıver."
- Diyanet İşleri
- Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
Tefsirleri karşılaştır17
ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti.
- Ali Bulaç
- Sen onların söylediklerine karşı sabret ve Bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelen biriydi.
- Diyanet İşleri
- Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
Tefsirleri karşılaştır18
إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
- Diyanet Vakfı
- Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşamsabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.
- Ali Bulaç
- Doğrusu Biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Tefsirleri karşılaştır19
وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةًۭ ۖ كُلٌّۭ لَّهُۥٓ أَوَّابٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
- Ali Bulaç
- Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (Allah'ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte olanlar idi.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Tefsirleri karşılaştır20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
- Diyanet Vakfı
- Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
- Ali Bulaç
- Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik.
- Diyanet İşleri
- Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
Tefsirleri karşılaştır21
۞ وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
- Diyanet Vakfı
- (Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanmışlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
- Ali Bulaç
- Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı.
- Diyanet İşleri
- Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Tefsirleri karşılaştır22
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍۢ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
- Diyanet Vakfı
- Davud'un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. "Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster" dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.
- Ali Bulaç
- Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet."
- Diyanet İşleri
- Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Tefsirleri karşılaştır23
إِنَّ هَٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌۭ وَتِسْعُونَ نَعْجَةًۭ وَلِىَ نَعْجَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
- Diyanet Vakfı
- (Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni yendi.
- Elmalılı H. Yazır
- Biri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı.
- Ali Bulaç
- "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi."
- Diyanet İşleri
- "Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
Tefsirleri karşılaştır24
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلٌۭ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًۭا وَأَنَابَ ۩
- Diyanet Vakfı
- Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.
- Elmalılı H. Yazır
- Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi.
- Ali Bulaç
- (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (Bize gönülden) yönelip-döndü.
- Diyanet İşleri
- Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
Tefsirleri karşılaştır25
فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.
- Ali Bulaç
- Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.
- Diyanet İşleri
- Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
Tefsirleri karşılaştır26
يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَٰكَ خَلِيفَةًۭ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌۭ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
- Diyanet Vakfı
- Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Heva ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.
- Ali Bulaç
- "Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır."
- Diyanet İşleri
- Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
Tefsirleri karşılaştır27
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَٰطِلًۭا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
- Diyanet Vakfı
- Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Vay o inkar edenlerin ateşteki haline!
- Elmalılı H. Yazır
- Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!
- Ali Bulaç
- Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azaptan) dolayı vay o inkar edenlere.
- Diyanet İşleri
- Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
Tefsirleri karşılaştır28
أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız?
- Ali Bulaç
- Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız?
- Diyanet İşleri
- Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
Tefsirleri karşılaştır29
كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ مُبَٰرَكٌۭ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
- Ali Bulaç
- (Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır.
- Diyanet İşleri
- Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
Tefsirleri karşılaştır30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
- Diyanet Vakfı
- Biz Davud'a Süleyman'ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi.
- Ali Bulaç
- Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.
- Diyanet İşleri
- Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
Tefsirleri karşılaştır31
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلْجِيَادُ
- Diyanet Vakfı
- Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.
- Ali Bulaç
- Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu.
- Diyanet İşleri
- Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
Tefsirleri karşılaştır32
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
- Diyanet Vakfı
- Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi.
- Ali Bulaç
- O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.
- Diyanet İşleri
- Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Tefsirleri karşılaştır33
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
- Diyanet Vakfı
- Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
- Elmalılı H. Yazır
- "Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.
- Ali Bulaç
- "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.
- Diyanet İşleri
- Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Tefsirleri karşılaştır34
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًۭا ثُمَّ أَنَابَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik, sonra o, yine eski haline döndü.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
Tefsirleri karşılaştır35
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًۭا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍۢ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
- Diyanet Vakfı
- Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi.
- Ali Bulaç
- "Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin."
- Diyanet İşleri
- Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır36
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.
- Ali Bulaç
- Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Tefsirleri karşılaştır37
وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍۢ وَغَوَّاصٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
- Elmalılı H. Yazır
- Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
- Ali Bulaç
- Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Tefsirleri karşılaştır38
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
- Diyanet Vakfı
- Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik.)
- Elmalılı H. Yazır
- Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik).
- Ali Bulaç
- Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini.
- Diyanet İşleri
- Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Tefsirleri karşılaştır39
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
- Diyanet Vakfı
- "İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister (elinde) tut; hesapsızdır" dedik.
- Elmalılı H. Yazır
- "İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.
- Ali Bulaç
- "İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut."
- Diyanet İşleri
- "İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
Tefsirleri karşılaştır40
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu onun, bizim katımızda büyük bir değeri ve güzel bir yeri vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
Tefsirleri karşılaştır41
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَٰنُ بِنُصْبٍۢ وَعَذَابٍ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Kulumuz Eyyub'u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu."
- Ali Bulaç
- Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti.
- Diyanet İşleri
- Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
Tefsirleri karşılaştır42
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌۭ وَشَرَابٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su (dedik).
- Elmalılı H. Yazır
- (Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
- Ali Bulaç
- "Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik.).
- Diyanet İşleri
- "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
Tefsirleri karşılaştır43
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةًۭ مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
- Diyanet Vakfı
- Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
- Ali Bulaç
- Katımız'dan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık.
- Diyanet İşleri
- Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
Tefsirleri karşılaştır44
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًۭا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَٰهُ صَابِرًۭا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyub'u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi.
- Elmalılı H. Yazır
- (Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir.
- Ali Bulaç
- "Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma." Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.
- Diyanet İşleri
- "Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
Tefsirleri karşılaştır45
وَٱذْكُرْ عِبَٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَٰرِ
- Diyanet Vakfı
- (Ey Muhammed!), Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak ve Ya'kub'u da an.
- Elmalılı H. Yazır
- Kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Onlar eller ve gözler sahipleri idiler.
- Ali Bulaç
- Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla.
- Diyanet İşleri
- Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
Tefsirleri karşılaştır46
إِنَّآ أَخْلَصْنَٰهُم بِخَالِصَةٍۢ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
- Diyanet Vakfı
- Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır.
- Ali Bulaç
- Gerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık.
- Diyanet İşleri
- Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
Tefsirleri karşılaştır47
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu onlar bizim katımızda seçkin iyi kimselerdendir.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdendir.
- Ali Bulaç
- Ve gerçekten onlar, Bizim Katımız'da seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
Tefsirleri karşılaştır48
وَٱذْكُرْ إِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّۭ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
- Diyanet Vakfı
- İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir.
- Elmalılı H. Yazır
- İsmail'i, Elyasa'yı, Zü'lKifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.
- Ali Bulaç
- İsmail'i, Elyesa'ı ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır.
- Diyanet İşleri
- İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır49
هَٰذَا ذِكْرٌۭ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ
- Diyanet Vakfı
- İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır.
- Ali Bulaç
- Bu, bir zikirdir. Şüphesiz muttakiler için, elbette varılacak güzel bir yer vardır.
- Diyanet İşleri
- İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
Tefsirleri karşılaştır50
جَنَّٰتِ عَدْنٍۢ مُّفَتَّحَةًۭ لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
- Diyanet Vakfı
- Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Bütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
- Ali Bulaç
- Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır.
- Diyanet İşleri
- Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
Tefsirleri karşılaştır51
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ وَشَرَابٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve içecekler isterler.
- Elmalılı H. Yazır
- İçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir.
- Ali Bulaç
- İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler.
- Diyanet İşleri
- Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
Tefsirleri karşılaştır52
۞ وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
- Diyanet Vakfı
- Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt güzeller vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Yanlarında da bakışları yalnız kocalarına dönük hep aynı yaşta dilberler vardır.
- Ali Bulaç
- Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır.
- Diyanet İşleri
- Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
Tefsirleri karşılaştır53
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
- Diyanet Vakfı
- İşte, hesap günü için size vadolunan şeyler bunlardır.
- Elmalılı H. Yazır
- O hesap günü için size vaad edilen işte budur.
- Ali Bulaç
- İşte hesap günü size va'dedilen budur.
- Diyanet İşleri
- İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
Tefsirleri karşılaştır54
إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
Tefsirleri karşılaştır55
هَٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır.
- Ali Bulaç
- Bu (böyle işte); gerçekten azgınlar için de muhakkak varılacak kötü bir yer vardır.
- Diyanet İşleri
- Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
Tefsirleri karşılaştır56
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
- Diyanet Vakfı
- Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
- Elmalılı H. Yazır
- Cehennem! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir.
- Ali Bulaç
- Cehennem; onlar oraya girerler; ne kötü bir yataktır o.
- Diyanet İşleri
- Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
Tefsirleri karşılaştır57
هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌۭ وَغَسَّاقٌۭ
- Diyanet Vakfı
- İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar
- Elmalılı H. Yazır
- İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir.
- Ali Bulaç
- İşte bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin.
- Diyanet İşleri
- İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
Tefsirleri karşılaştır58
وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
- Diyanet Vakfı
- Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve o şekilden çifter çifter tadacakları diğer acılar da vardır.
- Ali Bulaç
- Ve onun şeklinden başka, çift çift (olan daha beter azaplar) vardır.
- Diyanet İşleri
- Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
Tefsirleri karşılaştır59
هَٰذَا فَوْجٌۭ مُّقْتَحِمٌۭ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
- Diyanet Vakfı
- (İnkarcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur (denildiğin de, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin (derler) Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte şunlar da sizin peşinize düşenlerdir. Onlara merhaba yok. Çünkü onlar cehenneme salınıyorlar.
- Ali Bulaç
- (Müşrik olan hakim güçlere:) "İşte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir." (denilir).
- Diyanet İşleri
- (İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
Tefsirleri karşılaştır60
قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
- Diyanet Vakfı
- (Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler.
- Elmalılı H. Yazır
- (Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak!"
- Ali Bulaç
- (Onlara uyanlar) Derler ki: "Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz bizim önümüze sürdünüz. Ne kötü bir durak."
- Diyanet İşleri
- (Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
Tefsirleri karşılaştır61
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًۭا ضِعْفًۭا فِى ٱلنَّارِ
- Diyanet Vakfı
- Yine onlar: Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını iki kat artır! derler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ey Rabbimiz! Bize bunu takdim edenin ateşteki azabını kat kat artır" derler.
- Ali Bulaç
- Derler ki: "Rabbimiz, kim bunu bizim önümüze sürdüyse, ateşteki azabını kat kat arttır."
- Diyanet İşleri
- "Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
Tefsirleri karşılaştır62
وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًۭا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
- Diyanet Vakfı
- (İnkarcılar) derler ki: Kendilerini dünyada iken kötülerden saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?
- Elmalılı H. Yazır
- Bir de derler ki: "Kötülerden saydığımız birtakım adamları (fakir müminleri) niye göremiyoruz?"
- Ali Bulaç
- Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz."
- Diyanet İşleri
- Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
Tefsirleri karşılaştır63
أَتَّخَذْنَٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَٰرُ
- Diyanet Vakfı
- Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa (buradalar da) onları gözden mi kaçırdık?
- Elmalılı H. Yazır
- "Onları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı?"
- Ali Bulaç
- Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?"
- Diyanet İşleri
- "Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
Tefsirleri karşılaştır64
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّۭ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
- Diyanet Vakfı
- İşte bu, cehennem ehlinin tartışması, şüphesiz bir gerçektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır.
- Ali Bulaç
- Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.
- Diyanet İşleri
- İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
Tefsirleri karşılaştır65
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌۭ ۖ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhar olan Allah'tan başka bir tanrı yoktur.
- Elmalılı H. Yazır
- De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur."
- Ali Bulaç
- De ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan başka bir İlah yoktur."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
Tefsirleri karşılaştır66
رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّٰرُ
- Diyanet Vakfı
- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi (olan Allah) üstündür, çok bağışlayıcıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- "O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."
- Ali Bulaç
- "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır."
- Diyanet İşleri
- "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
Tefsirleri karşılaştır67
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
- Diyanet Vakfı
- De ki: "Bu büyük bir haberdir."
- Elmalılı H. Yazır
- De ki: "Bu, bir büyük haberdir."
- Ali Bulaç
- De ki: "Bu (Kur'an), büyük bir haberdir."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Tefsirleri karşılaştır68
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
- Ali Bulaç
- Sizler ise, ondan yüz çeviriyorsunuz.
- Diyanet İşleri
- De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Tefsirleri karşılaştır69
مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar orada tartışırken benim mele-i a'la hakkında hiçbir bilgim yoktu.
- Elmalılı H. Yazır
- "Münakaşa ederlerken, benim melekler yüksek topluluğuna ait ne bilgim olabilirdi?"
- Ali Bulaç
- "Mele-i Ala (yüce topluluk) tartışıp dururken, benim hiçbir bilgim yoktur."
- Diyanet İşleri
- "Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
Tefsirleri karşılaştır70
إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌ
- Diyanet Vakfı
- Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ancak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor."
- Ali Bulaç
- "Bana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum vahyolunmaktadır."
- Diyanet İşleri
- "Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Tefsirleri karşılaştır71
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن طِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.
- Elmalılı H. Yazır
- Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım."
- Ali Bulaç
- Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti.
- Diyanet İşleri
- Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Tefsirleri karşılaştır72
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!
- Elmalılı H. Yazır
- "Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın."
- Ali Bulaç
- "Onu bir biçime sokup, ona Ruhum'dan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın."
- Diyanet İşleri
- Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Tefsirleri karşılaştır73
فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bütün melekler toptan secde ettiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
- Ali Bulaç
- Meleklerin hepsi topluca secde etti;
- Diyanet İşleri
- Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Tefsirleri karşılaştır74
إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.
- Elmalılı H. Yazır
- Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
- Ali Bulaç
- Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.
- Diyanet İşleri
- Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Tefsirleri karşılaştır75
قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
- Diyanet Vakfı
- Allah! Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah: "Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?" dedi.
- Ali Bulaç
- (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"
- Diyanet İşleri
- Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır76
قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌۭ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍۢ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- İblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
- Diyanet İşleri
- İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır77
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Allah: Çık oradan (cennetten)! Sen artık kovulmuş birisin.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah: "Hemen çık oradan, artık sen kovuldun."
- Ali Bulaç
- (Allah) Dedi ki: "Öyleyse ordan (cennetten) çık, artık sen kovulmuş bulunmaktasın."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır78
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- VE ceza gününe kadar lanetim senin üzerindedir! buyurdu.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ve elbette lanetim ceza gününe kadar senin üzerindedir." buyurdu.
- Ali Bulaç
- "Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar Benim lanetim senin üzerinedir."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Tefsirleri karşılaştır79
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
- Diyanet Vakfı
- İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- İblis: "Ya Rab! O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver." dedi.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı."
- Diyanet İşleri
- "Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
Tefsirleri karşılaştır80
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Allah: "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin."
- Elmalılı H. Yazır
- Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "O halde, süre tanınanlardansın."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır81
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
- Diyanet Vakfı
- "O bilinen güne kadar" buyurdu.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
- Ali Bulaç
- "Bilinen vaktin gününe kadar."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Tefsirleri karşılaştır82
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini mutlaka azdıracağım."
- Elmalılı H. Yazır
- İblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım."
- Ali Bulaç
- Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım."
- Diyanet İşleri
- İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır83
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Ancak onlardan ihlaslı kulların hariç" dedi.
- Elmalılı H. Yazır
- "Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi.
- Ali Bulaç
- "Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç."
- Diyanet İşleri
- İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır84
قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
- Diyanet Vakfı
- Allah buyurdu ki, "O doğru ben hep doğruyu söylerim."
- Elmalılı H. Yazır
- Allah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim."
- Ali Bulaç
- (Allah) "İşte bu haktır ve Ben hakkı söylerim" dedi.
- Diyanet İşleri
- Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır85
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım!."
- Elmalılı H. Yazır
- "Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım."
- Ali Bulaç
- "Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım."
- Diyanet İşleri
- Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Tefsirleri karşılaştır86
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍۢ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Muhammed! De ki: "Ben o Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum."
- Ali Bulaç
- (Ey Peygamber) De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
Tefsirleri karşılaştır87
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bu Kur'an, ancak alemler için bir öğüttür.
- Elmalılı H. Yazır
- "O Kur'ân, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür. "
- Ali Bulaç
- "O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dir."
- Diyanet İşleri
- "Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
Tefsirleri karşılaştır88
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ
- Diyanet Vakfı
- Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- "Herhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz."
- Ali Bulaç
- "Gerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz."
- Diyanet İşleri
- "Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."
Tefsirleri karşılaştır