1
هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌۭ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًۭٔا مَّذْكُورًا
- Diyanet Vakfı
- İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
- Diyanet İşleri
- İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir?
Tefsirleri karşılaştır2
إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍۢ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
- Diyanet Vakfı
- Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
- Diyanet İşleri
- Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır.
Tefsirleri karşılaştır3
إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًۭا وَإِمَّا كَفُورًا
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.
- Ali Bulaç
- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.
Tefsirleri karşılaştır4
إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًۭا وَسَعِيرًا
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu biz, kafirler için zincirler; demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
- Ali Bulaç
- Doğrusu Biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık.
Tefsirleri karşılaştır5
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍۢ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
- Diyanet Vakfı
- İyiler ise, kafur katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir kadehten içerler.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler.
Tefsirleri karşılaştır6
عَيْنًۭا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.
- Ali Bulaç
- Allah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.
- Diyanet İşleri
- Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.
Tefsirleri karşılaştır7
يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًۭا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًۭا
- Diyanet Vakfı
- O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.
- Elmalılı H. Yazır
- O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.
- Ali Bulaç
- Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.
- Diyanet İşleri
- Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.
Tefsirleri karşılaştır8
وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًۭا وَيَتِيمًۭا وَأَسِيرًا
- Diyanet Vakfı
- Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.
- Ali Bulaç
- Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
- Diyanet İşleri
- Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.
Tefsirleri karşılaştır9
إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءًۭ وَلَا شُكُورًا
- Diyanet Vakfı
- "Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."
- Ali Bulaç
- "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür."
- Diyanet İşleri
- "Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.
Tefsirleri karşılaştır10
إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًۭا قَمْطَرِيرًۭا
- Diyanet Vakfı
- "Biz, çetin ve belalı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız" (derler).
- Elmalılı H. Yazır
- "Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.
- Ali Bulaç
- "Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimiz'den korkuyoruz."
- Diyanet İşleri
- "Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.
Tefsirleri karşılaştır11
فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةًۭ وَسُرُورًۭا
- Diyanet Vakfı
- İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.
- Ali Bulaç
- Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
- Diyanet İşleri
- Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.
Tefsirleri karşılaştır12
وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةًۭ وَحَرِيرًۭا
- Diyanet Vakfı
- Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.
- Elmalılı H. Yazır
- Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.
- Ali Bulaç
- Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.
- Diyanet İşleri
- Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir.
Tefsirleri karşılaştır13
مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًۭا وَلَا زَمْهَرِيرًۭا
- Diyanet Vakfı
- Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.
- Ali Bulaç
- Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.
- Diyanet İşleri
- Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler.
Tefsirleri karşılaştır14
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur.
- Elmalılı H. Yazır
- Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.
- Ali Bulaç
- (Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.
- Diyanet İşleri
- Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.
Tefsirleri karşılaştır15
وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍۢ مِّن فِضَّةٍۢ وَأَكْوَابٍۢ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠
- Diyanet Vakfı
- Yanlarında gümüşten kaplar ve billur kupalar dolaştırılır.
- Elmalılı H. Yazır
- Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.
- Ali Bulaç
- Çevrelerinde gümüşten billur kablar, kupalar dolaştırılır.
- Diyanet İşleri
- Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır.
Tefsirleri karşılaştır16
قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍۢ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًۭا
- Diyanet Vakfı
- Gümüşten öyle kadehler ki onları istedikleri ölçüde tayin ve takdir etmişlerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.
- Ali Bulaç
- Gümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tespit etmişlerdir.
- Diyanet İşleri
- Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.
Tefsirleri karşılaştır17
وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًۭا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا
- Diyanet Vakfı
- Onlara orada bir kaseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.
- Ali Bulaç
- Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir.
- Diyanet İşleri
- Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler.
Tefsirleri karşılaştır18
عَيْنًۭا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebil denir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.
- Ali Bulaç
- Bir pınar ki orada "selsebil" olarak adlandırılır.
- Diyanet İşleri
- O pınara "Selsebil" denir.
Tefsirleri karşılaştır19
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًۭا مَّنثُورًۭا
- Diyanet Vakfı
- O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.
- Elmalılı H. Yazır
- Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.
- Ali Bulaç
- Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.
- Diyanet İşleri
- Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.
Tefsirleri karşılaştır20
وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًۭا وَمُلْكًۭا كَبِيرًا
- Diyanet Vakfı
- Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.
- Ali Bulaç
- Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.
- Diyanet İşleri
- Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.
Tefsirleri karşılaştır21
عَٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌۭ وَإِسْتَبْرَقٌۭ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍۢ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًۭا طَهُورًا
- Diyanet Vakfı
- Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir.
- Elmalılı H. Yazır
- Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.
- Ali Bulaç
- Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir.
- Diyanet İşleri
- Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.
Tefsirleri karşılaştır22
إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءًۭ وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا
- Diyanet Vakfı
- (Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükafattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur.
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer (meşkur: makbul) görülmüştür.
- Diyanet İşleri
- "İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir.
Tefsirleri karşılaştır23
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًۭا
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Kur'an'ı sana biz, evet biz indirdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Kur'ân'ı sana kısım kısım biz indirdik biz.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, Kur'an'ı senin üzerine 'safhalar halinde bir indirme tarzıyla (tenzil)’ indiren Biziz, Biz.
- Diyanet İşleri
- Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz.
Tefsirleri karşılaştır24
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًۭا
- Diyanet Vakfı
- Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabret; onlardan hiçbir günahkara, yahut hiçbir nanköre boyun eğme.
- Elmalılı H. Yazır
- O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.
- Ali Bulaç
- Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat etme.
- Diyanet İşleri
- Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma.
Tefsirleri karşılaştır25
وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةًۭ وَأَصِيلًۭا
- Diyanet Vakfı
- Sabah akşam Rabbinin ismini yadet.
- Elmalılı H. Yazır
- Sabahakşam Rabbinin ismini an.
- Ali Bulaç
- Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret.
- Diyanet İşleri
- Rabbinin adını sabah akşam an.
Tefsirleri karşılaştır26
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًۭا طَوِيلًا
- Diyanet Vakfı
- Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.
- Elmalılı H. Yazır
- Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).
- Ali Bulaç
- Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et.
- Diyanet İşleri
- Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır27
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًۭا ثَقِيلًۭا
- Diyanet Vakfı
- Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar.
Tefsirleri karşılaştır28
نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا
- Diyanet Vakfı
- Onları biz yarattık; onların yaratılışını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde (kendilerini yok eder) yerlerine benzerlerıni getiririz.
- Elmalılı H. Yazır
- Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.
- Ali Bulaç
- Onları Biz yarattık ve bağlarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz.
- Diyanet İşleri
- Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz.
Tefsirleri karşılaştır29
إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌۭ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًۭا
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Aırtık dileyen Rabbine bir yol tutar.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir.
- Diyanet İşleri
- Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar.
Tefsirleri karşılaştır30
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا
- Diyanet Vakfı
- Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
- Ali Bulaç
- Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
- Diyanet İşleri
- Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir.
Tefsirleri karşılaştır31
يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا
- Diyanet Vakfı
- O, dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise, acıklı bir azap hazırlamıştır.
- Ali Bulaç
- Dilediğini Kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar için acı bir azap hazırlamıştır.
- Diyanet İşleri
- Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır.
Tefsirleri karşılaştır