1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
- Diyanet Vakfı
- Ey bürünüp sarınan (Resulüm)!
- Elmalılı H. Yazır
- Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)!
- Ali Bulaç
- Ey bürünüp örtünen,
- Diyanet İşleri
- Ey örtüye bürünen!
Tefsirleri karşılaştır2
قُمْ فَأَنذِرْ
- Diyanet Vakfı
- Kalk, ve (insanları) uyar.
- Elmalılı H. Yazır
- Kalk artık uyar.
- Ali Bulaç
- Kalk (ve) bundan böyle uyar.
- Diyanet İşleri
- Kalk da uyar.
Tefsirleri karşılaştır3
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
- Diyanet Vakfı
- Sadece Rabbini büyük tanı.
- Elmalılı H. Yazır
- Sadece Rabbini yücelt.
- Ali Bulaç
- Rabbini tekbir et (yücelt)
- Diyanet İşleri
- Rabbini yücelt.
Tefsirleri karşılaştır4
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
- Diyanet Vakfı
- Elbiseni tertemiz tut.
- Elmalılı H. Yazır
- Elbiseni temizle.
- Ali Bulaç
- Elbiseni temizle.
- Diyanet İşleri
- Giydiklerini temiz tut.
Tefsirleri karşılaştır5
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ
- Diyanet Vakfı
- Kötü şeyleri terket.
- Elmalılı H. Yazır
- Pislikten sakın.
- Ali Bulaç
- Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
- Diyanet İşleri
- Kötü şeyleri terke devam et.
Tefsirleri karşılaştır6
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
- Diyanet Vakfı
- Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
- Elmalılı H. Yazır
- Yaptığını çok görerek başa kakma.
- Ali Bulaç
- Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.
- Diyanet İşleri
- Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
Tefsirleri karşılaştır7
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ
- Diyanet Vakfı
- Rabbinin rızasına ermek için sabret.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbin için sabret.
- Ali Bulaç
- Rabbin için sabret.
- Diyanet İşleri
- Rabbin için sabret.
Tefsirleri karşılaştır8
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
- Diyanet Vakfı
- O Sur'a üfürüldüğü zaman var ya,
- Elmalılı H. Yazır
- O sûra üflendiği zaman,
- Ali Bulaç
- Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman,
- Diyanet İşleri
- Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
Tefsirleri karşılaştır9
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍۢ يَوْمٌ عَسِيرٌ
- Diyanet Vakfı
- İşte o gün zorlu bir gündür.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte o gün pek zorlu bir gündür.
- Ali Bulaç
- İşte o gün, zorlu bir gündür;
- Diyanet İşleri
- Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
Tefsirleri karşılaştır10
عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Kafirler için (hiç de) kolay değildir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kâfirler için hiç kolay değildir.
- Ali Bulaç
- Kafirler içinse hiç kolay değildir.
- Diyanet İşleri
- Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
Tefsirleri karşılaştır11
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًۭا
- Diyanet Vakfı
- Tek olarak yarattığım, kimseyi bana bırak,
- Elmalılı H. Yazır
- Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
- Ali Bulaç
- Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak;
- Diyanet İşleri
- Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
Tefsirleri karşılaştır12
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًۭا مَّمْدُودًۭا
- Diyanet Vakfı
- Kendisine geniş servet verdim,
- Elmalılı H. Yazır
- Hem ona bol servet verdim.
- Ali Bulaç
- Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal’ (servet) verdim.
- Diyanet İşleri
- Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
Tefsirleri karşılaştır13
وَبَنِينَ شُهُودًۭا
- Diyanet Vakfı
- Göz önünde duran oğullar (verdim),
- Elmalılı H. Yazır
- Hem göz önünde oğullar verdim.
- Ali Bulaç
- Göz önünde-hazır çocuklar (verdim).
- Diyanet İşleri
- Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
Tefsirleri karşılaştır14
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًۭا
- Diyanet Vakfı
- Kendisine bir döşeyiş döşedim.
- Elmalılı H. Yazır
- Hem ona büyük imkânlar sağladım.
- Ali Bulaç
- Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.
- Diyanet İşleri
- Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
Tefsirleri karşılaştır15
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
- Diyanet Vakfı
- Üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.
- Ali Bulaç
- Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).
- Diyanet İşleri
- Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar;
Tefsirleri karşılaştır16
كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِءَايَٰتِنَا عَنِيدًۭا
- Diyanet Vakfı
- Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim ayetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
- Ali Bulaç
- Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır."
- Diyanet İşleri
- Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır.
Tefsirleri karşılaştır17
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
- Diyanet Vakfı
- Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!
- Elmalılı H. Yazır
- Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
- Ali Bulaç
- Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim.
- Diyanet İşleri
- Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Tefsirleri karşılaştır18
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
- Diyanet Vakfı
- Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.
- Ali Bulaç
- Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti.
- Diyanet İşleri
- Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti;
Tefsirleri karşılaştır19
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
- Diyanet Vakfı
- Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!
- Elmalılı H. Yazır
- Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.
- Ali Bulaç
- Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
- Diyanet İşleri
- Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti!
Tefsirleri karşılaştır20
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse!
- Elmalılı H. Yazır
- Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.
- Ali Bulaç
- Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?
- Diyanet İşleri
- Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti!
Tefsirleri karşılaştır21
ثُمَّ نَظَرَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra baktı.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra baktı.
- Ali Bulaç
- Sonra bir baktı.
- Diyanet İşleri
- Sonra baktı;
Tefsirleri karşılaştır22
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra kaşını çattı, surat astı.
- Ali Bulaç
- Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
- Diyanet İşleri
- Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı;
Tefsirleri karşılaştır23
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
- Diyanet Vakfı
- En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.
- Ali Bulaç
- Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar).
- Diyanet İşleri
- Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.
Tefsirleri karşılaştır24
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ يُؤْثَرُ
- Diyanet Vakfı
- "Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir."
- Elmalılı H. Yazır
- "Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir."
- Ali Bulaç
- Böylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi.
- Diyanet İşleri
- "Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
Tefsirleri karşılaştır25
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
- Diyanet Vakfı
- Bu, insan sözünden başka bir şey değil."
- Elmalılı H. Yazır
- "Bu, sadece bir insan sözüdür."
- Ali Bulaç
- "Bu, bir beşer sözünden başkası değildir."
- Diyanet İşleri
- "Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
Tefsirleri karşılaştır26
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
- Diyanet Vakfı
- Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.
- Elmalılı H. Yazır
- Ben onu Sekar'a (cehenneme) sokacağım.
- Ali Bulaç
- Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım.
- Diyanet İşleri
- İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım.
Tefsirleri karşılaştır27
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
- Diyanet Vakfı
- Sen biliyor musun sekar nedir?
- Elmalılı H. Yazır
- Bilir misin sen, nedir o sekar?
- Ali Bulaç
- Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?
- Diyanet İşleri
- Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin?
Tefsirleri karşılaştır28
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
- Diyanet Vakfı
- Hem (bütün bedeni helak eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.
- Elmalılı H. Yazır
- Ne geriye bir şey kor, ne bırakır.
- Ali Bulaç
- Ne alıkoyar, ne bırakır.
- Diyanet İşleri
- O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer.
Tefsirleri karşılaştır29
لَوَّاحَةٌۭ لِّلْبَشَرِ
- Diyanet Vakfı
- İnsanın derisini kavurur.
- Elmalılı H. Yazır
- Durmadan derileri kavurur.
- Ali Bulaç
- Beşere delicesine susamıştır.
- Diyanet İşleri
- İnsanın derisini kavurur;
Tefsirleri karşılaştır30
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
- Diyanet Vakfı
- Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Üzerinde ondokuz (melek) vardır.
- Ali Bulaç
- Onun üzerinde ondokuz vardır.
- Diyanet İşleri
- Orada ondokuz bekçi vardır.
Tefsirleri karşılaştır31
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةًۭ ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةًۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًۭا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
- Diyanet Vakfı
- Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkarcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını atrttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: "Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?" desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
- Ali Bulaç
- Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
- Diyanet İşleri
- Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.
Tefsirleri karşılaştır32
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
- Diyanet Vakfı
- Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, andolsun aya,
- Ali Bulaç
- Hayır; Ay'a andolsun,
- Diyanet İşleri
- Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
Tefsirleri karşılaştır33
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
- Diyanet Vakfı
- Dönüp gitmekte olan geceye,
- Elmalılı H. Yazır
- Döndüğü an o geceye,
- Ali Bulaç
- Dönüp gittiği zaman geceye,
- Diyanet İşleri
- Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
Tefsirleri karşılaştır34
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
- Diyanet Vakfı
- Ağarmakta olan sabaha andolsun ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Ve açtığı sıra o sabaha.
- Ali Bulaç
- Ağardığı zaman sabaha,
- Diyanet İşleri
- Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
Tefsirleri karşılaştır35
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
- Diyanet Vakfı
- O (cehennem), büyük musibetlerden biridir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir.
- Ali Bulaç
- Gerçekten o, büyük (musibet)lerden biridir.
- Diyanet İşleri
- Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
Tefsirleri karşılaştır36
نَذِيرًۭا لِّلْبَشَرِ
- Diyanet Vakfı
- İnsanlık için, uyarıcıdır.
- Elmalılı H. Yazır
- Uyarmak için insanları..
- Ali Bulaç
- Beşer (insan) için bir uyarıdır.
- Diyanet İşleri
- Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
Tefsirleri karşılaştır37
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
- Diyanet Vakfı
- Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için (uyarıcıdır).
- Elmalılı H. Yazır
- İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri..
- Ali Bulaç
- Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için.
- Diyanet İşleri
- Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
Tefsirleri karşılaştır38
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
- Diyanet Vakfı
- Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir;
- Elmalılı H. Yazır
- Her nefis kendi kazancına bağlıdır.
- Ali Bulaç
- Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir.
- Diyanet İşleri
- Herkes kazancına bağlı bir rehindir;
Tefsirleri karşılaştır39
إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- Ancak sağdakiler başka.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç.
- Ali Bulaç
- Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç.
- Diyanet İşleri
- Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
Tefsirleri karşılaştır40
فِى جَنَّٰتٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar cennetler içinde sorarlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar cennettedirler, sorup dururlar.
- Ali Bulaç
- Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar.
- Diyanet İşleri
- Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
Tefsirleri karşılaştır41
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Günahkarların durumunu:
- Elmalılı H. Yazır
- Suçluların durumunu.
- Ali Bulaç
- Suçlu-günahkarları;
- Diyanet İşleri
- Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
Tefsirleri karşılaştır42
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
- Diyanet Vakfı
- "Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?" diye
- Elmalılı H. Yazır
- "Nedir sizi Sekar'a sokan?" diye.
- Ali Bulaç
- "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?"
- Diyanet İşleri
- Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
Tefsirleri karşılaştır43
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,
- Elmalılı H. Yazır
- Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."
- Ali Bulaç
- Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler.
- Diyanet İşleri
- Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik."
Tefsirleri karşılaştır44
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksulu doyurmuyorduk,
- Elmalılı H. Yazır
- "Yoksula da yedirmezdik."
- Ali Bulaç
- "Yoksula yedirmezdik."
- Diyanet İşleri
- "Düşkün kimseyi doyurmuyorduk."
Tefsirleri karşılaştır45
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Batıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,
- Elmalılı H. Yazır
- "Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."
- Ali Bulaç
- "(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik."
- Diyanet İşleri
- "Batıla dalanlarla biz de dalardık."
Tefsirleri karşılaştır46
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- Ceza gününü de yalan sayıyorduk,
- Elmalılı H. Yazır
- "Ceza gününü yalanlardık."
- Ali Bulaç
- "Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk."
- Diyanet İşleri
- "Ceza gününü yalanlardık."
Tefsirleri karşılaştır47
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
- Diyanet Vakfı
- Sonunda bize ölüm geldi çattı.
- Elmalılı H. Yazır
- "Nihayet bize ölüm gelip çattı."
- Ali Bulaç
- "Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı."
- Diyanet İşleri
- "Ölüm bize o haldeyken geldi."
Tefsirleri karşılaştır48
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
- Elmalılı H. Yazır
- Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.
- Ali Bulaç
- Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
- Diyanet İşleri
- Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
Tefsirleri karşılaştır49
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
- Diyanet Vakfı
- Böyle iken onlara ne oluyor ki, öğütten yüz çeviriyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var?
- Ali Bulaç
- Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?
- Diyanet İşleri
- Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?
Tefsirleri karşılaştır50
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌۭ مُّسْتَنفِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Kaçan yaban eşekleri gibi,
- Elmalılı H. Yazır
- Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.
- Ali Bulaç
- Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;
- Diyanet İşleri
- Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
Tefsirleri karşılaştır51
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
- Diyanet Vakfı
- Âdeta arslandan ürkmüş.
- Elmalılı H. Yazır
- Arslandan kaçmaktalar.
- Ali Bulaç
- Arslandan korkup-kaçmışlar.
- Diyanet İşleri
- Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
Tefsirleri karşılaştır52
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًۭا مُّنَشَّرَةًۭ
- Diyanet Vakfı
- Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler (ilahi vahiy) verilmesini istiyor.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.
- Ali Bulaç
- Hayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister.
- Diyanet İşleri
- Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.
Tefsirleri karşılaştır53
كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْءَاخِرَةَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Yok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar.
- Ali Bulaç
- Hayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar.
- Diyanet İşleri
- Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar.
Tefsirleri karşılaştır54
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır!
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, hayır, O kur'ân kuşkusuz bir öğüttür.
- Ali Bulaç
- Gerçek (şu ki), o (Kur'an,) elbette bir öğüttür.
- Diyanet İşleri
- Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür.
Tefsirleri karşılaştır55
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.
- Elmalılı H. Yazır
- Dileyen onu düşünür.
- Ali Bulaç
- Artık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür.
- Diyanet İşleri
- Dileyen kimse öğüt alır.
Tefsirleri karşılaştır56
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
- Diyanet Vakfı
- Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya layık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O'dur.
- Elmalılı H. Yazır
- Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da.
- Ali Bulaç
- Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur.
- Diyanet İşleri
- Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir.
Tefsirleri karşılaştır