1
لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ
- Diyanet Vakfı
- Kıyamet gününe yemin ederim.
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
- Ali Bulaç
- Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim.
- Diyanet İşleri
- Kıyamet gününe yemin ederim.
Tefsirleri karşılaştır2
وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ
- Diyanet Vakfı
- Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).
- Elmalılı H. Yazır
- Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
- Ali Bulaç
- Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.
- Diyanet İşleri
- Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.
Tefsirleri karşılaştır3
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?
- Elmalılı H. Yazır
- İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?
- Ali Bulaç
- İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?
- Diyanet İşleri
- İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?
Tefsirleri karşılaştır4
بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
- Elmalılı H. Yazır
- Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
- Ali Bulaç
- Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.
- Diyanet İşleri
- Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.
Tefsirleri karşılaştır5
بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
- Ali Bulaç
- Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.'
- Diyanet İşleri
- Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
Tefsirleri karşılaştır6
يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَٰمَةِ
- Diyanet Vakfı
- "Kıyamet günü ne zamanmış?" diye sorar.
- Elmalılı H. Yazır
- O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.
- Ali Bulaç
- "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.
- Diyanet İşleri
- Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
Tefsirleri karşılaştır7
فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ
- Diyanet Vakfı
- İşte, göz kamaştığı,
- Elmalılı H. Yazır
- Ne zaman ki o göz şimşek çakar,
- Ali Bulaç
- Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,'
- Diyanet İşleri
- Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Tefsirleri karşılaştır8
وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ
- Diyanet Vakfı
- Ay tutulduğu,
- Elmalılı H. Yazır
- Ay tutulur,
- Ali Bulaç
- Ay karardığı,
- Diyanet İşleri
- Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Tefsirleri karşılaştır9
وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ
- Diyanet Vakfı
- Güneşle ay biraraya getirildiği zaman!
- Elmalılı H. Yazır
- Güneş ve ay toplanır,
- Ali Bulaç
- Güneş ve ay birleştirildiği zaman;
- Diyanet İşleri
- Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Tefsirleri karşılaştır10
يَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ
- Diyanet Vakfı
- O gün insan, "Kaçacak yer neresi!" diyecektir.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.
- Ali Bulaç
- İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der.
- Diyanet İşleri
- Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Tefsirleri karşılaştır11
كَلَّا لَا وَزَرَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, hayır, yok bir siper.
- Ali Bulaç
- Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok.
- Diyanet İşleri
- Hayır; hayır; bir sığınak yoktur.
Tefsirleri karşılaştır12
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ
- Diyanet Vakfı
- O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
- Ali Bulaç
- O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin katıdır.
- Diyanet İşleri
- O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.
Tefsirleri karşılaştır13
يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
- Diyanet Vakfı
- O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
- Ali Bulaç
- İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.
- Diyanet İşleri
- O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.
Tefsirleri karşılaştır14
بَلِ ٱلْإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Artık insan, kendi kendinin şahididir.
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu insan kendi nefsini görür,
- Ali Bulaç
- Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.
- Diyanet İşleri
- Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
Tefsirleri karşılaştır15
وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- İsterse özürlerini sayıp döksün.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir takım özürler ortaya atsa da.
- Ali Bulaç
- Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.
- Diyanet İşleri
- Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
Tefsirleri karşılaştır16
لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
- Elmalılı H. Yazır
- Onu hemen okumak için dilini depretme.
- Ali Bulaç
- Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma.
- Diyanet İşleri
- Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle.
Tefsirleri karşılaştır17
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.
Tefsirleri karşılaştır18
فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.
- Elmalılı H. Yazır
- O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.
- Ali Bulaç
- Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.
- Diyanet İşleri
- Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle.
Tefsirleri karşılaştır19
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ
- Diyanet Vakfı
- Sonra şüphen olmasınki, onu açıklamak da bize aittir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra onu açıklamak da bize aittir.
- Ali Bulaç
- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.
- Diyanet İşleri
- Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.
Tefsirleri karşılaştır20
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ
- Diyanet Vakfı
- Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyorsunuz da,
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da
- Ali Bulaç
- Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.
- Diyanet İşleri
- Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz.
Tefsirleri karşılaştır21
وَتَذَرُونَ ٱلْءَاخِرَةَ
- Diyanet Vakfı
- Ahireti bırakıyorsunuz.
- Elmalılı H. Yazır
- Ahireti bırakıyorsunuz.
- Ali Bulaç
- Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz.
- Diyanet İşleri
- Ahireti bırakırsınız.
Tefsirleri karşılaştır22
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاضِرَةٌ
- Diyanet Vakfı
- Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
- Ali Bulaç
- O gün yüzler ışıl ışıl parlar.
- Diyanet İşleri
- O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
Tefsirleri karşılaştır23
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir).
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbine bakar.
- Ali Bulaç
- Rablerine bakıp-durur.
- Diyanet İşleri
- O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
Tefsirleri karşılaştır24
وَوُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;
- Elmalılı H. Yazır
- Yüzler de var ki o gün asıktır.
- Ali Bulaç
- O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir.
- Diyanet İşleri
- O gün bir takım yüzler de asıktır.
Tefsirleri karşılaştır25
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını sezeceklerdir.
- Elmalılı H. Yazır
- Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.
- Ali Bulaç
- Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.
- Diyanet İşleri
- Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.
Tefsirleri karşılaştır26
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ
- Diyanet Vakfı
- Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
- Ali Bulaç
- Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman,
- Diyanet İşleri
- Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
Tefsirleri karşılaştır27
وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍۢ
- Diyanet Vakfı
- "Tedavi edebilecek kimdir?" denir.
- Elmalılı H. Yazır
- "Tedavi edebilecek kimdir?" denilir.
- Ali Bulaç
- "Son müdahaleyi yapacak kim" denir.
- Diyanet İşleri
- Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
Tefsirleri karşılaştır28
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
- Diyanet Vakfı
- (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.
- Ali Bulaç
- Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.
- Diyanet İşleri
- Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır.
Tefsirleri karşılaştır29
وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
- Diyanet Vakfı
- Ve bacak bacağa dolaşır.
- Elmalılı H. Yazır
- Bacak bacağa dolaşır..
- Ali Bulaç
- (Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;
- Diyanet İşleri
- Bacaklar birbirine dolaşır.
Tefsirleri karşılaştır30
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ
- Diyanet Vakfı
- İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
- Ali Bulaç
- O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.
- Diyanet İşleri
- O gün sevk Rabbin huzurunadır.
Tefsirleri karşılaştır31
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.
- Ali Bulaç
- Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.
- Diyanet İşleri
- O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Tefsirleri karşılaştır32
وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat yalanladı ve döndü.
- Ali Bulaç
- Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
- Diyanet İşleri
- O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Tefsirleri karşılaştır33
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
- Ali Bulaç
- Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.
- Diyanet İşleri
- O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Tefsirleri karşılaştır34
أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Layıktır (o azap) sana, layık!
- Elmalılı H. Yazır
- Gerektir o bela sana, gerek.
- Ali Bulaç
- Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.
- Diyanet İşleri
- Sana yazıklar olsun, yazıklar!
Tefsirleri karşılaştır35
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Evet, layıktır sana (o azap) layık!
- Elmalılı H. Yazır
- Evet, gerektir o bela sana gerek.
- Ali Bulaç
- Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.
- Diyanet İşleri
- Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!
Tefsirleri karşılaştır36
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
- Diyanet Vakfı
- İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!
- Elmalılı H. Yazır
- İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
- Ali Bulaç
- İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?
- Diyanet İşleri
- İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?
Tefsirleri karşılaştır37
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةًۭ مِّن مَّنِىٍّۢ يُمْنَىٰ
- Diyanet Vakfı
- O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi?
- Elmalılı H. Yazır
- O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?
- Ali Bulaç
- Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?
- Diyanet İşleri
- O, katılan bir meni damlası değil miydi?
Tefsirleri karşılaştır38
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
- Diyanet Vakfı
- Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.
- Ali Bulaç
- Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.'
- Diyanet İşleri
- Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.
Tefsirleri karşılaştır39
فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ
- Diyanet Vakfı
- Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
- Ali Bulaç
- Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı.
- Diyanet İşleri
- Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı.
Tefsirleri karşılaştır40
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْۦِىَ ٱلْمَوْتَىٰ
- Diyanet Vakfı
- Peki (bunları yapan) Allah'ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
- Ali Bulaç
- (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?
- Diyanet İşleri
- Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.
Tefsirleri karşılaştır