KEŞŞÂF TEFSİRİ

Kıyâmet Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

1. Âyetin Tefsiri

sözlerinde ve şiirlerinde çokça görülen bir durumdur. İmruü’l-Kays (v. 540 civarı) şöyle demiştir (ِכ :( وأ

Baban üzerine yemin olsun ki ey ‘Âmirî’nin kızı,Bu kavim, benim kaçtığımı iddia etmez!

Ğuveyye b. Sülmâ da şöyle demiştir [ א א أ כِ ]:Ümâme beni üzmek için taşınıp gideceğini söyledi.Senin hakkın için söylüyorum ki aldırmıyorum buna.

Bunun faydası, yemini kuvvetlendirmektir. Bazıları da onun sıla olduğu-nu söylemişlerdir ki benzeri َِאب כِ ْ ُ ا ْ َ اَ َ ْ َ ّ َ ِ (“Ehl-i Kitap böylece şunu öğ-rensin ki” [Hadîd 57/29]) âyeti(ndeki ) ile şairin (ٍر ِ ) sözü(ndeki )dır:

Helâk kuyusuna doğru yürüdü, farkına varmadan!

Lâ’nın sözün başına değil de ortasına ilave edilmesi sebebiyle (sıla görü-şüne) itiraz edilmiş; onlar da “Kur’ân’ın tek bir sûre hükmünde olduğunu, bir kısmının diğerine bağlı bulunduğunu” söyleyerek cevap vermişlerdir; ama itiraz edenlerin görüşü doğrudur. Çünkü bu Lâ ziyade olarak sadece sözün ortasında bulunur. Verdikleri cevap ise doğru değildir. İmruü’l-Kays’a baksana nasıl onu kasidesinin başına koymuş? Doğru olan şöyle demektir: Lâ nefy içindir; anlam da şöyledir: “Bir şeye yemin ancak onu yüceltmek için yapılır.” Bu mânâyı sana şu âyet de göstermektedir: “Yoo!.. ‘yıldız’ların iniş yerlerine yemin ederim ki!.. Bir bilseniz, gerçekten büyük bir yemindir bu.” [Vâkı‘a 56/75-76] Nefy harfini başa getirerek âdeta şunu söylemek iste-mektedir: Benim ona yemin ederek onu yüceltmem, yüceltmek değildir; yani o bundan daha fazlasına lâyıktır.

[2167] Şu da söylenmiştir: Lâ, yeminden önceki sözün yanlış olduğunu bildirmek ve ona cevap olmak için gelmiştir. Âdeta, öldükten sonra yeniden dirilişi inkâr ettikleri için onlara; “Hayır! Durum sizin bahsettiğiniz gibi de-ğil!” denilmiş, sonra da “Kıyamet gününe yemin ederim ki” buyrulmuştur.

[2168] Şayet “ِّכ Hayır, senin Rabbine yemin ederim (!Resûlüm)‘ ... ورki iman etmiş olmazlar…’ [Nisâ 4/65]) âyeti ile zikrettiğin beyitlerde, üzerine yemin edilen şeyler olumsuzlanmıştır. Sen kasemden önceki Lâ’nın sonraki olumsuzlamaya bir hazırlık ve onu güçlendirmek için ilave edildiğini söy-lemedin mi? ‘Kıyamet gününe yemin ederim ki’ âyetinden sonra mahzuf olan ve kendisine yemin edilen şeyi de ‘Başıboş bırakılmayacaklar!’ şeklinde olumsuz olarak takdir etmedin mi?” dersen şöyle derim:Sadece olumsuz-lama (nefy) bulunup hiç isbat olmasa bu dediğin söylenebilir; ancak burada sadece nefy yok. Dikkat edersen “Şu (güvenli) şehre yemin ederim ki...” [Beled 90/1] âyeti ‘Biz; insanı gerçekten en güzel biçimde yarattık.’ [Tîn 95/4] âyetiyle karşılanmaktadır. Aynı şekilde “Yoo!.. ‘Yıldız’ların iniş yerlerine yemin ederim ki!..” [Vâkı‘a 56/75] âyeti, “Şüphesiz, bu, değerli bir hitaptır (yani, Kur’ân-ı Kerim’dir” [Vâkı‘a 56/77] âyetiyle karşılanmaktadır.

[2169] ( أ ifadesi) Lâm başlangıç, أ da mahzuf bir mübtedânın haberi olmak üzere le-uksimu şeklinde de okunmuştur. Bu durumda anla-mı “Ben yemin ederim ki” şeklinde olur. Bazıları İmam Mushaf ’ta Elif ’siz yazılmış olmasının bu kıraati desteklediğini söylemişlerdir.

Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

[2170] “Kınayıp duran nefse yemin ederim ki.” O gün yani kıyamet günü diğer nefisleri takvâ hususundaki eksiklikleri sebebiyle kınayan tak-vâ sahibi nefse yemin ederim ki. Veya iyilik yapmak için gayret etmesine rağmen hâlâ kendisini kınayan nefse yemin ederim ki. Hasan-ı Basrî’nin: “Mümini daima nefsini kınarken görürsün; kâfir ise sağa sola bakmadan devamlı ileri gider; kendisini hiç azarlamaz.” dediği nakledilir. Şöyle de de-nilmiştir: Nefs-i Levvâme; iyi biriyse iyiliğini daha fazla artırmadığı, kötü biriyse de kusurlu davrandığı için o gün kendini ayıplayan nefistir. Onun Hz . Âdem’in nefsi olduğu da söylenmiştir. Hâla, cennetten çıkmasına se-bep olan fiili sebebiyle kendisini kınamaktadır.

[2171] Kasemin cevabı ise “İnsan zannediyor mu ki; kemiklerini bir araya getirmeyeceğiz?”[3]âyetinin delâlet ettiği üzere “Öldükten sonra mutlaka diriltileceksiniz!” sözü olur.

Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

araya getirilmeyeceğini) şeklinde de okumuştur. Âyetin anlamı şöyledir: Dağı-lıp çürüdükten, toz hâline gelip toprağa karıştıktan ve rüzgâr savurup yeryü-zünün en uzak bölgelerine uçurduktan sonra onu toplar; bir araya getiririız.

[2173] Rivayete göre Ahnes b. Şerîk’in (v. 15/636?) damadı Adiy b. Ebî Rebî‘a -ki Peygamber (s.a.) bu ikisi hakkında “Allah’ım, benim yerime kötü komşuların hakkından gel!” buyururmuş- Allah Resûlü’ne: “Ey Muham-med! Bana kıyamet gününden bahset, ne zaman ve nasıl olacak?” demişti. Peygamber (s.a.) de ona anlatmıştı. O, “Bugün onu gözlerimle görsem yine seni tasdik etmem ve ona inanmam. Allah kemikleri bir araya mı getirecek yani!?” demişti. İşte bunun üzerine şu nâzil oldu:

Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

bir araya getirmektir. Sanki şöyle denilmiş olur: “Evet, onları toplayacağız.” אدر (Kādir olarak) kelimesi َ َ ْ َ (toplamaya) kelimesindeki zamirin [Biz]

hâlidir. Demek istiyor ki; hepsini toplamaya ve ilk bileşimine döndürmeye gücümüz yettiği hâlde kemikleri parmak uçlarına varıncaya kadar bir araya toplarız. َ א َ “parmakları” demektir ki parmağın uç kısımları, yaratılışı en son tamamlanan yerleridir. Veya “Nerede kaldı büyük kemikler, parmakla-rını bile yeniden düzenlemeye gücümüz yeter, küçüklüğüne ve inceliğine rağmen parmak kemiklerini bile önceden olduğu gibi herhangi bir noksan ve uyumsuzluk olmadan birbirine bağlarız.” demektir.

[2175] Mânanın şöyle olduğu da söylenmiştir: Evet, biz ellerinin ve ayaklarının parmaklarını düzeltmeye -yani deve ve merkep toynağı gibi aynı seviyede ve araları ayrılmayacak şekilde yekpare kılmaya- gücümüz yettiği hâlde onları bir araya toplarız. O zaman, o tırnaklarla eklemleri ve uçları olan ve birbirinden ayrı duran parmaklarıyla yaptığı çeşitli işleri ya-pamaz, ellerini açamaz, kapatamaz ve istediği ihtiyaçları gerçekleştiremez.

[2176] ( אدر ) kādirûne şeklinde [merfû‘] da okunmuştur, yani biz kādirizdir.

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

istiyor;] 2177[ ifadesi, ُ َ -ifadesine atfedil (insan zannediyor mu ki) أ

miştir; dolayısıyla (i) onun gibi istifhâm olması da [câizdir]; (ii) hakkında soru sorulan bir husustan bir başka hususa geçilen (ıdrâb) olumlu bir cümle olması da [caizdir]; (iii) hakkında soru sorulan bir husustan mûceb1 bir cüm-leye geçiliyor (ıdrâb) olması da caizdir.2

1 Yani işin öyle olduğunu belirten, olumlu, sabit; soru şeklinde veya olumsuz değil. / ed.2 Bu üç şık şöyle terceme edilebilir: (i) “İnsanoğlu, kemiklerini bir araya getirmeyeceğizi mi zannediyor?

(…) Yoksa günahkârca yaşamak mı istiyor [bu] insanoğlu?!” (ii) Metindeki meal buna göre yapılmıştır. (iii) “İnsanoğlu, kemiklerini bir araya getirmeyeceğizi mi zannediyor? (…) Evet, günahkârca yaşamak istiyor [bu] insanoğlu?!” / ed.

] 2178[ א َ أ ُ ْ َ yani önündeki vakitlerde, gelecek zamanda günahlarına devam etmek istiyor; onlardan vazgeçemiyor! Sa‘îd b. Cübeyr’in (v. 94/713)“Günahı öne alıyor, tevbeyi geciktiriyor; ‘İleride tevbe ederim; ileride tevbe ederim!’ diyor; ama nihayetinde ölüm en kötü hâlinde ve en çirkin amelleri işlerken kendisine geliyor.” dediği nakledilmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

6. “Ne zamanmış o kıyamet günü?!” diye soruyor... (Söyleyeyim:)
Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

7. Göz şimşek şimşek çaktığında,
Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

8. Ay tutulduğunda,
Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

9. Güneş ve Ay dürüldüğünde...
Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

10. İşte o gün, der insan: “Kaçacak yer nerede?”
Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

11. Hayır! Hiçbir sığınak yoktur.
Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

kopmasını uzak gören inatçı bir kimse edâsıyla “soruyor.” “Diyorlar ki; ne zaman gerçekleşecekmiş bu tehdit?!” [ Yûnus 10/48] âyeti de bunun gibidir.

] 2180[ ُ َ َ ْ قَ ا ِ َ yanigöz dehşetten şaşkına döndüğünde... Aslen, kişi yıl-dırıma bakıp gözleri dehşete düştüğünde söylenen berika’r-raculu ifadesin-den alınmıştır. el-Berîktan beraka şeklinde de okunmuştur; yani çok fazla dikmesi sebebiyle gözleri parladığında... Ebu’s-Simâl “açıldı, yarıldı” anla-mında َ َ َ okumuştur. Belaka’l-bâbu (kapı açıldı) demek olup (“onu açtım” anlamında) eblaktuhû da, belaktuhû da denilebilir.

[2181] “Ay tutulduğunda”, ışığı gittiğinde veya kendisi yok olduğunda. Meçhul sîga ile husife şeklinde de okunmuştur. Allah onları batıdan doğ-durduğu için; “Güneş ve Ay bir araya getirildiğinde…”Veya ‘ışıklarının giderilmesi’ hususunda bir araya getirildiklerinde. Veya cehennemde sanki boğazlanmış iki öküz gibi iki yuvarlak siyah cisim hâlinde bir araya geti-rildiklerinde. Veya bir araya getirilip denize atıldıkları ve deniz Allah’ın en büyük ateşi hâline geldiğinde…

] 2182[ ّ َ َ -kelimesi; Mim fethalı okunursa “kaçmak” anlamında mas اdar, kesre (el-mefirr) okunursa “kaçış yeri” anlamında ism-i mekân olur. (Bu vezinde) merci‘ gibi masdar olması da mümkündür. Her ikisiyle de (fethalı - kesreli) okunmuştur.

] 2183[ -kelimesi, kaçmanın söz konusu olmayacağını bildir (!Hayır) כmektedir. َوَزَر “sığınak yok” anlamındadır. Kendisine sığınıp tehlikelerden kurtulduğun dağ vb. her şey senin için vezerdir.

[2184] “O gün” kulların karargâhı, tamamen “senin Rabbindir;”yani O’ndan başkasında karar kılamaz, yönelemezler. Veya kulların işleri O’nun hükmüne bakar; başkası o hususta hüküm veremez; tıpkı “Kimin, bugün hükümdarlık?”[Gāfir 40/16] âyetindeki gibi. Veya karar kılacakları cennet veya cehennemi belirlemek senin Rabbine âittir; yani bu konu tamamen O’nun iradesine bağlıdır; dilediğini cennete, dilediğini cehenneme koyar.

Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

14. Aslında, insan da kendisinin şahididir ya;
Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

yani yapmadığı “her şey…” Veya malından takdim edip tasaddukta bu-lunduğu veya geride bıraktığı. Veya hayır ve şer olarak yaptığı amellerle ardında bıraktığı ve kendisinden sonra amel edilen iyi veya kötü âdetler (kendisine bir bir haber verilir). Mücâhid’in (v. 103/721) “ilk ve son ame-li” dediği nakledilir; tıpkı “…Yaptıklarını kendilerine bir bir haber verir; çünkü kendileri unutmuş olsa da Allah, onu bir bir kaydetmişti!..” [Mücâdile 58/6] âyetindeki gibi.

] 2186[ ةٌ َِ َ aşikâr kanıt demektir; yani mecâzen kanıt bisāret (görüş) ile

nitelenmiştir. Tıpkı “Mucizelerimiz kendilerine böyle apaçık bir şekilde ge-lince…” [Neml 27/13] âyetinde mucizeler gösterici (ة َ

ِْ ُ ) olarak isimlendiril-

diği gibi. Veya ٌة َِ َ “gören göz” demektir. Mâna şöyledir: Kendisi bildirmese

bile amelleri kendisine bir bir haber verilir! Zira onda haber vermenin yerini tutacak tabii bir özellik vardır; çünkü kendi yaptığı amellere bizzat şahittir; organları yaptıklarını anlatacaktır: “Kendi dillerinin, el ve ayaklarının, yap-tıklarına şahitlik edeceği gün, onlar için muazzam bir azap vardır!” [Nûr 24/24]

[2187] “Mazeretlerini atsa da ortaya...”Kendisini mâzur gösterecek, sa-vunacak bütün mazeretlerini dile getirse bile… Dahhâk’ın (v. 105/723) “Örtülerini indirse bile.” dediği nakledilmiştir; אذ َ َ örtüler demek olup tekili mi‘zârdır. Bu doğruysa; mazeret, suçluyu cezalandırmayı engellediği gibi, örtü de örtüleni görmeyi engellediği içindir. Şayet “Ma‘ziret kelime-sinin çoğulu me‘âzîr değil de kıyâsen me‘âzir şeklinde yapılmalı değil mi?” dersen şöyle derim:“Me‘âzîr, ma‘ziretin çoğulu değil, çoğul ismidir. Tıpkı münker - menâkîr gibi.

Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

16. Onu alel‘acele söyleyeceğim diye dilini kıpırdatma!
Bu bölümü tek başına aç →

18. Âyetin Tefsiri

18. O hâlde, onun okunuşunu izle Biz onu okuduğumuzda.
Bu bölümü tek başına aç →

19. Âyetin Tefsiri

] 2188[ (onu)’daki zamir Kur’ân’a aittir. Vahiy başlayınca Peygamber (s.a.), Cebrâil’in bitirmesini bekleyemez, hemen ezberlemek ve ondan hiç-bir şeyi kaçırmamak için onunla birlikte okumaya başlardı. İşte, Cebrâil vahyi bitirinceye kadar kalbini ve kulağını vererek onu iyice dinlemesi, son-ra iyice öğreninceye kadar müzakere yapması emredildi. Anlam şöyledir: “Cibril (a.s.) okuduğu müddetçe, bir şey kaçırmadan alel‘acele almak için vahyi okumak üzere dilini kıpırdatma!” Acele etmesini neden yasakladığı-nı da şöyle açıklamaktadır: “Çünkü onun” senin zihninde (sadr) “derlenip toplanması”ve dilinle okutulması “Bize düşer yalnızca. O hâlde onun oku-nuşunu izle Biz onu okuduğumuzda.”Onun takipçisi ol; Cibrîl’le yarışır gibi birlikte okuma! Emin ol ki vahiy sana ezberletilmeden bırakılmayacak; onu sana ezberletmeyi garanti ediyoruz. -Allah Teâlâ, Cibril’in okuyuşunu kendi okuyuşu kabul etmektedir; [ ءا ْ ُ ’deki] kur’ân da kıraat (ezbere oku-mak) anlamındadır.- “Sonra” eğer onun anlamlarından bir şey sana prob-lemli gelirse “bize düşer onu açıklamak da.” Anlaşıldığına göre Peygamber (s.a.), bazı ilme hırslı kimselerde olduğu gibi hem ezberlemekte, hem de anlamını sormakta acele ediyordu. Tıpkı “Kur’ân’ın sana vahyedilişi ta-mamlanmadan acele etme!” [TâHâ 20/114] âyetindeki gibi.

Bu bölümü tek başına aç →

20. Âyetin Tefsiri

20. Hayır!.. Aslında, siz ‘peşin’den hoşlanıyorsunuz;
Bu bölümü tek başına aç →

21. Âyetin Tefsiri

] 2189[ kelimesi, Peygamber’e (s.a.) bir daha acele etmeyi (!Hayır) כyasaklamakta, bu yaptığının yanlış olduğunu bildirerek, sabırlı ve sakin olmaya teşvik etmektedir. Peşinden “Hayır!.. Aslında, siz aceleden hoşla-nıyorsunuz” âyeti getirilerek, bu konuda mübalağa edilmiştir. Âdeta şöyle buyrulmaktadır: “Hayır!.. Aslında siz -ey Âdemoğulları- ‘acele’den yaratıl-dığınız; yani acelecilik tabiatınıza yerleştirildiği için her işte acele ediyorsu-nuz! Bu sebeple de âcil ve peşin olanı seviyor; “Âhireti ise bırakıyorsunuz!..” ن) ِ ُ ve رُون َ َ fiilleri) Yâile de okunmuştur1 ki daha etkilidir. Şayet“Onu okumak için dilini kıpırdatma.’ [16] diye başlayan âyet grubunun Kıyâmet konusuyla nasıl bir bağlantısı var?” dersen şöyle derim:Bağlantı şu yön-dendir: Bu âyetler, dünyayı sevip âhireti terketmeleri sebebiyle insanları azarlamaya bir geçiştir.21 “Aslında bunlar, ‘peşin’den hoşlanıyorlar; âhireti ise bırakıyorlar!..” / ed.2 Yani acelecilik vahyi alma konusunda bile yanlış ise peşin olan dünya menfaatini elde etmekte acele edip

âhireti terketmek çok daha büyük bir yanlıştır! / çev.

Bu bölümü tek başına aç →

22. Âyetin Tefsiri

22. Birtakım yüzler parlaktır o gün;
Bu bölümü tek başına aç →

23. Âyetin Tefsiri

ِ א da nadratü’n-ne‘îm (ni-metin parlaklığı) ifadesinden gelmiştir.

[2191] “Rablerine bakmaktadır;” yani başka bir şeye değil, sadece Rab-lerine bakarlar. Mef‘ûlün öne alınmasıyla böyle tahsis anlamı elde edilir. Şu âyetlere dikkat et; bak takdim ilgili fiilleri nasıl özellikle O’na ait kılıyor:

* “Sadece senin Rabbindir o gün, nihai karargâh.” [Kıyâme 75/12], * “Yalnız Rabbinedir gidiş, işte o gün!...” [Kıyâme 75/30], * “Bakınız; yalnızca Allah’a döner çünkü bütün işler” [Şûrâ 42/53], * “Yalnızca Allah’adır çünkü nihaî dönüş...” [Âl-i İmrân 3/28], * “Ama sonunda tamamen O’na döndürüleceksiniz...” [Bakara 2/245], * “Ben sadece O’na güvenip dayanmaktayım, sadece O’na yöneliyo-rum.” [ Hûd 11/88].

[2192] Peki, burada mef‘ûlün öne alınması, nasıl ihtisasa1 delâlet etmiş? Malumdur ki onlar, mahşerde ihataya sığmayacak, sayıya gelmeyecek kadar çok eşyaya bakıyor olacaklar; çünkü orada bütün mahlûkat bir araya geli-yor. Müminler o gün her tarafa bakabilirler; çünkü onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır; güvendedirler. Demek ki; müminlerin sadece Allah’a bakıyor olması -tabii, O ‘bakılabilen’ bir şey ise- imkânsızdır. O za-man, ‘bakma’ fiilini ihtisasla birlikte sahih düşecek bir mânaya hamletmek gerekir. İşte, bununla birlikte sahih düşecek mâna, insanların “Ben falana, bana ne yapacak diye bakıyorum.” sözüne benzemesidir; bu sözle bekleme-yi ve ümidi kastedersin. Şairin şu sözü de bu kabildendir:

Bir kral olarak sana baktığımdaDeniz senden aşağıda kalır, çünkü beni nimete garkettin sen!

İnsanların Mekke’de öğle vakti kapılarını kapatıp kaylûle yaptıkları yer-lere sığındıkları vakitte Servli bir dilenci kadının; “Allah’a ve size bakmakta şu iki gözcağızım!” dediğini bizzat işittim; dolayısıyla, mâna şöyledir: Onlar nimet ve ikramı sadece Rablerinden beklerler; tıpkı dünyada sadece O’n-dan korktukları ve O’na ümit bağladıkları gibi.

Bu bölümü tek başına aç →

24. Âyetin Tefsiri

24. Birtakım yüzler ise asıktır o gün;
Bu bölümü tek başına aç →

25. Âyetin Tefsiri

1 Yani nazar eyleminin başka herhangi bir şeye değil, sadece Allah’a yönelik olduğuna. / ed.

] 2193[ ةٌ ِ א suratı çok asık, çok kederli demektir. Bâsil ise bundan da şiddetlidir; ancak bu daha çok, ‘somurtması fazla olan kahraman’ için kul-lanılır.

[2194] Yüzü parlak olanlar, kendilerine her türlü hayrın yapılmasını bekledikleri gibi bunlar da kendilerine öyle bir şey yapılmasını beklerler ki o, şiddet ve kötülük bakımından tam bir belkırandır, yani insanın bel kemiğini kıran bir felâket!..

Bu bölümü tek başına aç →

26. Âyetin Tefsiri

26. Hayır!.. (Can) köprücük kemiğine dayandığında;
Bu bölümü tek başına aç →

27. Âyetin Tefsiri

27. “Yok mu bir ‘okuyup üfleyecek’ (hekim)!” diye arandığında,
Bu bölümü tek başına aç →

28. Âyetin Tefsiri

28. Bunun (dünyadan) ayrılış olduğunu anladığında,
Bu bölümü tek başına aç →

29. Âyetin Tefsiri

29. Bacak bacağa dolandığında,
Bu bölümü tek başına aç →

30. Âyetin Tefsiri

içindir. Sanki “Vazgeçin bundan! Önünüzde bulunan ve gelip çattığında dünyadan kopup, ebediyyen kalacağınız âhirete intikal edeceğiniz ölüme karşı uyanık olun!” denilmektedir.

[2196] (“Dayandığında” anlamındaki) َ َ َ fiilinde zamir, zikri geçmese de nefse (cana) râcidir; çünkü sözün gelişi buna delâlet etmektedir. Tıpkı Hâtem’in dediği gibi:

Ey su gibi duru olan hatun! Zenginliğin ne faydası olur yiğide?Bir gün can boğaza gelip hırıldadığında; göğsü daraldığında!

Yine Araplar, “yağmur geldi” anlamını murat ederek “gönderdi” derler; gökyüzünden1 bahsettiklerini neredeyse hiç duymazsın.

] 2197[ ِ ا -boyun deliğini sağdan ve soldan sa ;(köprücük kemikleri) اran kemiklerdir. Onlara âhiret merhalelerinin ilkinin -yani ruh köprücük kemiklerine dayanıp da çıkıp gitmesi yaklaştığında gerçekleşecek olan ölü-mün- zorluğunu hatırlatmaktadır. Ruhun sahibi, can vereceği zaman yanı-na gelenler birbirlerine, “yok mu okuyup üfleyecek” derler; yani onu içinde bulunduğu durumdan hanginiz kurtaracak? Bunun ölüm meleğine ait bir söz olduğu da söylenmiştir; yani “Onun ruhunu hanginiz yükseltecek?2 Rah-met melekleri mi yoksa azap melekleri mi?” 1 Yani “[yağmuru] gönderme” fiilinin fâ‘ili olan gökten… / ed.2 Bu durumda, ٍرَاق kelimesi “okuyup üfleme” anlamındaki rukyeden değil, “yüksel[t]me” anlamındaki

rukıyyden gelmiş olur. / ed.

[2198] Ölümü yaklaşmış kişi “bunun” yani bu başına gelen şeyin, sev-gili dünyadan “ayrılış olduğunu anladığında;” bir bacağı diğerine “dolan-dığında…” Yani ölüm gerginliğiyle bacakları birbirine eğildiğinde. Katâde (v. 117/735); “Yani ayakları ölüp, kendisini taşıyamadığında… Oysa daha önce onlar üzerinde her tarafı dolaşırdı.” demiştir. (Bacak anlamındaki) אق ’ın şiddette misal olması dikkate alınarak, “dünyadan ayrılmanın acısıy-la âhirete yönelmenin acısı birbirine karıştığında…” anlamı da verilmiştir. Sa‘îd b. el-Müseyyeb (v. 94/713), “Bu iki אق ölünün kefene sarıldığı vakit-teki bacaklarıdır.” demiştir.

] 2199[ אق َ َ yani yalnız Rabbine ve O’nun hükmünedir gidiş ;(sevk) ا[işte o gün!..]

Bu bölümü tek başına aç →

31. Âyetin Tefsiri

31. Ne tasdik ederdi ne de namaz kılardı;
Bu bölümü tek başına aç →

32. Âyetin Tefsiri

32. Aksine yüz çevirir, yalanlardı;
Bu bölümü tek başına aç →

33. Âyetin Tefsiri

33. Sonra da çalımlı çalımlı adamlarının yanına giderdi...
Bu bölümü tek başına aç →

34. Âyetin Tefsiri

34. Belânı bulursun (inşallah) belânı!
Bu bölümü tek başına aç →

35. Âyetin Tefsiri

] 2200[ َ و قَ ّ yani “ne tasdik ederdi ne de namaz kılardı.” Bu cümlenin fâ‘ili, “İnsan zannediyor mu ki; kemiklerini bir araya getirmeye-ceğiz?” [3] âyetinde zikredilen insandır. Dikkat edilirse “Başıboş bırakılaca-ğını mı zannediyor insanoğlu?!” [36] buyrulmuştur ki bu da “Ne zamanmış o kıyamet günü?!” diye soruyor...” [6] âyetine ma‘tuftur. Yani yeniden di-rilişe iman etmediği için Resûl’ü de Kur’ân’ı da tasdik etmezdi; namaz da kılmazdı.

[2201] [ َ قَ و ّ ifadesiyle] şu anlamın kastedilmesi de mümkündür: “Malını tasadduk etmez; zekâtını vermezdi.”

[2202] Bu âyetin Ebû Cehl hakkında indiği söylenmiştir. ] 2203[ ّ َ َ َ yani “çalımlı çalımlı yürürdü!” Bu kelimenin aslı ُ َ َ َ ’dur,

yani ُد َ َ (uzandı; kuruldu).1 Zira çalımlı çalımlı yürüyen kimse adımları-nı uzatır. Bu kelimenin sırt anlamına gelen َא َ ;dan geldiği de söylenmiştir’اçünkü sırtını eğiyormuş. Bir hadiste şöyle geçer: “Ümmetim çalımlı çalımlı َאء) ْ َ ُ yürümeye başladığında,2 [üstelik] Persler ve Romalılar onlara hizmet (اederken, belâları onlara kendi içlerinden verilecek!” [Tirmizî, “Kitâbü’l-Fiten”, 74] Âyetin anlamı şöyledir: O Peygamber’i (s.a.) yalanladı, ona sırt döndü ve yüz çevirdi. Sonra kavminin yanına gitti, bununla övünerek çalım satıyordu.1 Yani ط’lar aslında د’dır. Sonraki görüşte ise ط’lı bir kökten gelme ihtimali dile getirilmektedir. / ed.2 Yani III. Halife döneminde. / ed.

] 2204[ َכَ َ Yazıklar olsun sana!” demektir; hoşlanmadığı şeylerin“ أوْbaşına gelmesi için bir bedduadır.

Bu bölümü tek başına aç →

36. Âyetin Tefsiri

36. Başıboş bırakılacağını mı zannediyor insanoğlu?!
Bu bölümü tek başına aç →

37. Âyetin Tefsiri

37. Akıtılan bir meninin içindeki bir nutfe değil miydi bu?
Bu bölümü tek başına aç →

38. Âyetin Tefsiri

38. Sonra yapışkan bir madde iken O yaratıp da ‘düzen’lemedi mi?!
Bu bölümü tek başına aç →

39. Âyetin Tefsiri

39. İki eş yaratmıyor mu ondan; erkek ve dişi?!
Bu bölümü tek başına aç →

40. Âyetin Tefsiri

sahib)i?] 2205[ َ َ “takdir etti”, َى ّ َ “düzenledi”, “insandan”, و iki“ ا

sınıf ” demektir.

[2206] Böyle bir yaratışı gerçekleştirebilen biri, tekrar yaratmaya da kā-dir değil midir?! Rivayete göre Peygamber (s.a.) bu âyeti okuyunca; “Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim ki evet, kādirdir!” dermiş. [ Ebû Dâvûd, “Salât”, 152]

[2207] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki; “Her kim Kıyâme sûresi-ni okursa, kıyamet günü ben ve Cibrîl onun kıyamet gününe iman ettiğine şahitlik ederiz.”

Bu bölümü tek başına aç →