1
نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
- Ali Bulaç
- Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
- Diyanet İşleri
- Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
Tefsirleri karşılaştır2
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
- Ali Bulaç
- Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
- Diyanet İşleri
- Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
Tefsirleri karşılaştır3
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükafat vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
- Ali Bulaç
- Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.
Tefsirleri karşılaştır4
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ve sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
- Elmalılı H. Yazır
- Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
- Ali Bulaç
- Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.
Tefsirleri karşılaştır5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Sen de) göreceksin, onlar da görecekler,
- Elmalılı H. Yazır
- Sen de göreceksin, onlar da görecek.
- Ali Bulaç
- Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.
- Diyanet İşleri
- Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Tefsirleri karşılaştır6
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
- Diyanet Vakfı
- Hanginizde delilik olduğunu yakında.
- Elmalılı H. Yazır
- Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
- Ali Bulaç
- Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını.'
- Diyanet İşleri
- Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Tefsirleri karşılaştır7
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
- Diyanet Vakfı
- Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur
- Elmalılı H. Yazır
- Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
- Ali Bulaç
- Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
Tefsirleri karşılaştır8
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!
- Elmalılı H. Yazır
- O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
- Ali Bulaç
- Şu halde yalanlayanlara itaat etme.
- Diyanet İşleri
- Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;
Tefsirleri karşılaştır9
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
- Ali Bulaç
- Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.
- Diyanet İşleri
- (Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.
Tefsirleri karşılaştır10
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ
- Diyanet Vakfı
- Şunların hiçbirine itaat etme: yemin edip duran, aşağılık,
- Elmalılı H. Yazır
- Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
- Ali Bulaç
- Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,
- Diyanet İşleri
- Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır11
هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- (Herkesi) kötüleğen, söz götürüp getiren,
- Elmalılı H. Yazır
- Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
- Ali Bulaç
- Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),
- Diyanet İşleri
- Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır12
مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Hayra engel olan, mütecaviz ve saldırgan günahkar,
- Elmalılı H. Yazır
- Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
- Ali Bulaç
- Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,
- Diyanet İşleri
- Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır13
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Kaba ve kötülükle damgalı,
- Elmalılı H. Yazır
- Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
- Ali Bulaç
- Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;
- Diyanet İşleri
- Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır14
أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
- Elmalılı H. Yazır
- Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
- Ali Bulaç
- Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,
- Diyanet İşleri
- Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır15
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.
- Elmalılı H. Yazır
- Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.
- Ali Bulaç
- Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.
- Diyanet İşleri
- Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.
Tefsirleri karşılaştır16
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
- Diyanet Vakfı
- Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz).
- Elmalılı H. Yazır
- Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.
- Ali Bulaç
- Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
- Diyanet İşleri
- Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.
Tefsirleri karşılaştır17
إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
- Diyanet İşleri
- Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar istisna da etmiyorlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
- Ali Bulaç
- (Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.
- Diyanet İşleri
- Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir afet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
- Ali Bulaç
- Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.
- Diyanet İşleri
- Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
Tefsirleri karşılaştır20
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Bahçe kapkara kesildi.
- Elmalılı H. Yazır
- Bahçe simsiyah kesiliverdi.
- Ali Bulaç
- Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.
- Diyanet İşleri
- Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
Tefsirleri karşılaştır21
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Sabah olurken birbirlerine seslendiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
- Ali Bulaç
- Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
- Diyanet İşleri
- Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
Tefsirleri karşılaştır22
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- "Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin!" diye.
- Elmalılı H. Yazır
- "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
- Ali Bulaç
- "Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın."
- Diyanet İşleri
- Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
Tefsirleri karşılaştır23
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
- Diyanet Vakfı
- Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
- Ali Bulaç
- Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:
- Diyanet İşleri
- "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır24
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın"diye.
- Elmalılı H. Yazır
- "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
- Ali Bulaç
- "Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."
- Diyanet İşleri
- "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır25
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
- Elmalılı H. Yazır
- (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
- Ali Bulaç
- (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
- Diyanet İşleri
- Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
Tefsirleri karşılaştır26
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.
- Ali Bulaç
- Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
- Diyanet İşleri
- Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
- Elmalılı H. Yazır
- "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
- Ali Bulaç
- "Hayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
- Diyanet İşleri
- Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır28
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
- Diyanet Vakfı
- İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size "Rabbinizi tesbih etsenize" dememiş miydim?
- Elmalılı H. Yazır
- İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
- Ali Bulaç
- (İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"
- Diyanet İşleri
- Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır29
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
- Ali Bulaç
- Dediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
- Diyanet İşleri
- "Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır30
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
- Elmalılı H. Yazır
- Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
- Ali Bulaç
- Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
- Diyanet İşleri
- Birbirlerini yermeye başladılar.
Tefsirleri karşılaştır31
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
- Elmalılı H. Yazır
- Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
- Ali Bulaç
- "Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
- Diyanet İşleri
- Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."
Tefsirleri karşılaştır32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًۭا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
- Elmalılı H. Yazır
- Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
- Ali Bulaç
- "Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e rağbet eden kimseleriz."
- Diyanet İşleri
- "Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."
Tefsirleri karşılaştır33
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
- Elmalılı H. Yazır
- İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
- Ali Bulaç
- İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.
- Diyanet İşleri
- İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!
Tefsirleri karşılaştır34
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Şu da muhakkak ki, takva sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.
- Ali Bulaç
- Doğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.
Tefsirleri karşılaştır35
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Öyle ya, (Allah'a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkarlar gibi tutar mıyız hiç?
- Elmalılı H. Yazır
- Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?
- Ali Bulaç
- Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?
- Diyanet İşleri
- Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?
Tefsirleri karşılaştır36
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
- Ali Bulaç
- Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır37
أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌۭ فِيهِ تَدْرُسُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa size ait bir kitap var da, (bu batıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?
- Ali Bulaç
- Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?
- Diyanet İşleri
- Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?
Tefsirleri karşılaştır38
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?
- Elmalılı H. Yazır
- O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?
- Ali Bulaç
- İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.
- Diyanet İşleri
- Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.
Tefsirleri karşılaştır39
أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
- Ali Bulaç
- Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.
- Diyanet İşleri
- Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?
Tefsirleri karşılaştır40
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
- Diyanet Vakfı
- Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?
- Elmalılı H. Yazır
- Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
- Ali Bulaç
- Onlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?
- Diyanet İşleri
- Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"
Tefsirleri karşılaştır41
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.
- Ali Bulaç
- Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler.
- Diyanet İşleri
- Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.
Tefsirleri karşılaştır42
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍۢ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
- Diyanet Vakfı
- O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.
- Ali Bulaç
- Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
- Diyanet İşleri
- O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır43
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
- Elmalılı H. Yazır
- Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
- Ali Bulaç
- Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
- Diyanet İşleri
- O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır44
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
- Elmalılı H. Yazır
- Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
- Ali Bulaç
- Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
- Diyanet İşleri
- Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
Tefsirleri karşılaştır45
وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
- Diyanet Vakfı
- Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır!
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
- Ali Bulaç
- Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.
- Diyanet İşleri
- Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.
Tefsirleri karşılaştır46
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
- Ali Bulaç
- Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?
- Diyanet İşleri
- Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.
Tefsirleri karşılaştır47
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
- Elmalılı H. Yazır
- Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
- Ali Bulaç
- Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?
- Diyanet İşleri
- Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?
Tefsirleri karşılaştır48
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
- Ali Bulaç
- Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.
- Diyanet İşleri
- Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
Tefsirleri karşılaştır49
لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
- Elmalılı H. Yazır
- Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
- Ali Bulaç
- Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
- Diyanet İşleri
- Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.
Tefsirleri karşılaştır50
فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu salihlerden kıldı.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
- Ali Bulaç
- Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.
- Diyanet İşleri
- Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌۭ
- Diyanet Vakfı
- O inkar edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hala da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.
- Elmalılı H. Yazır
- O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.
- Ali Bulaç
- O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar.
- Diyanet İşleri
- Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Oysa o (Kur'an), alemler için ancak bir öğüttür.
- Elmalılı H. Yazır
- Halbuki o âlemler için bir öğüttür.
- Ali Bulaç
- Oysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.
- Diyanet İşleri
- Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
Tefsirleri karşılaştır