Kalem Sûresi

52 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Diyanet Vakfı
Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,
Elmalılı H. Yazır
Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
Ali Bulaç
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
Diyanet İşleri
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
Tefsirleri karşılaştır

2

مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.
Elmalılı H. Yazır
Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
Ali Bulaç
Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
Diyanet İşleri
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
Tefsirleri karşılaştır

3

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükafat vardır.
Elmalılı H. Yazır
Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
Ali Bulaç
Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
Diyanet İşleri
Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.
Tefsirleri karşılaştır

4

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Ve sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
Elmalılı H. Yazır
Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
Ali Bulaç
Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.
Diyanet İşleri
Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.
Tefsirleri karşılaştır

5

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
(Sen de) göreceksin, onlar da görecekler,
Elmalılı H. Yazır
Sen de göreceksin, onlar da görecek.
Ali Bulaç
Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.
Diyanet İşleri
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Tefsirleri karşılaştır

6

بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ

Diyanet Vakfı
Hanginizde delilik olduğunu yakında.
Elmalılı H. Yazır
Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
Ali Bulaç
Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını.'
Diyanet İşleri
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Tefsirleri karşılaştır

7

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

Diyanet Vakfı
Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur
Elmalılı H. Yazır
Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
Ali Bulaç
Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
Diyanet İşleri
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
Tefsirleri karşılaştır

8

فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet Vakfı
O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!
Elmalılı H. Yazır
O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
Ali Bulaç
Şu halde yalanlayanlara itaat etme.
Diyanet İşleri
Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;
Tefsirleri karşılaştır

9

وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
Elmalılı H. Yazır
Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
Ali Bulaç
Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.
Diyanet İşleri
(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.
Tefsirleri karşılaştır

10

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ

Diyanet Vakfı
Şunların hiçbirine itaat etme: yemin edip duran, aşağılık,
Elmalılı H. Yazır
Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
Ali Bulaç
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,
Diyanet İşleri
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır

11

هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
(Herkesi) kötüleğen, söz götürüp getiren,
Elmalılı H. Yazır
Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
Ali Bulaç
Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),
Diyanet İşleri
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır

12

مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

Diyanet Vakfı
Hayra engel olan, mütecaviz ve saldırgan günahkar,
Elmalılı H. Yazır
Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
Ali Bulaç
Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,
Diyanet İşleri
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır

13

عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Diyanet Vakfı
Kaba ve kötülükle damgalı,
Elmalılı H. Yazır
Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
Ali Bulaç
Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;
Diyanet İşleri
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır

14

أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ

Diyanet Vakfı
Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
Elmalılı H. Yazır
Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
Ali Bulaç
Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,
Diyanet İşleri
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
Tefsirleri karşılaştır

15

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.
Elmalılı H. Yazır
Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.
Ali Bulaç
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.
Diyanet İşleri
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.
Tefsirleri karşılaştır

16

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ

Diyanet Vakfı
Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz).
Elmalılı H. Yazır
Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.
Ali Bulaç
Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
Diyanet İşleri
Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.
Tefsirleri karşılaştır

17

إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

Diyanet Vakfı
Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Elmalılı H. Yazır
Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Ali Bulaç
Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
Diyanet İşleri
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

18

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar istisna da etmiyorlardı.
Elmalılı H. Yazır
İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
Ali Bulaç
(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.
Diyanet İşleri
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

19

فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

Diyanet Vakfı
Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir afet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
Elmalılı H. Yazır
Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
Ali Bulaç
Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.
Diyanet İşleri
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
Tefsirleri karşılaştır

20

فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

Diyanet Vakfı
Bahçe kapkara kesildi.
Elmalılı H. Yazır
Bahçe simsiyah kesiliverdi.
Ali Bulaç
Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.
Diyanet İşleri
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
Tefsirleri karşılaştır

21

فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ

Diyanet Vakfı
Sabah olurken birbirlerine seslendiler.
Elmalılı H. Yazır
Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
Ali Bulaç
Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
Diyanet İşleri
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
Tefsirleri karşılaştır

22

أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ

Diyanet Vakfı
"Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin!" diye.
Elmalılı H. Yazır
"Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
Ali Bulaç
"Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın."
Diyanet İşleri
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
Tefsirleri karşılaştır

23

فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ

Diyanet Vakfı
Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.
Elmalılı H. Yazır
Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
Ali Bulaç
Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:
Diyanet İşleri
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

24

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ

Diyanet Vakfı
"Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın"diye.
Elmalılı H. Yazır
"Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
Ali Bulaç
"Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."
Diyanet İşleri
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

25

وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ

Diyanet Vakfı
(Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
Elmalılı H. Yazır
(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
Ali Bulaç
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
Diyanet İşleri
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
Tefsirleri karşılaştır

26

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Diyanet Vakfı
Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
Elmalılı H. Yazır
Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.
Ali Bulaç
Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
Diyanet İşleri
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

27

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Diyanet Vakfı
Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
Elmalılı H. Yazır
"Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
Ali Bulaç
"Hayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
Diyanet İşleri
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

28

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

Diyanet Vakfı
İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size "Rabbinizi tesbih etsenize" dememiş miydim?
Elmalılı H. Yazır
İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
Ali Bulaç
(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"
Diyanet İşleri
Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
Tefsirleri karşılaştır

29

قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Diyanet Vakfı
Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
Elmalılı H. Yazır
"Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
Ali Bulaç
Dediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
Diyanet İşleri
"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
Tefsirleri karşılaştır

30

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ

Diyanet Vakfı
Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
Elmalılı H. Yazır
Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
Ali Bulaç
Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
Diyanet İşleri
Birbirlerini yermeye başladılar.
Tefsirleri karşılaştır

31

قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

Diyanet Vakfı
(Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
Elmalılı H. Yazır
Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
Ali Bulaç
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
Diyanet İşleri
Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."
Tefsirleri karşılaştır

32

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًۭا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

Diyanet Vakfı
Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
Elmalılı H. Yazır
Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
Ali Bulaç
"Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e rağbet eden kimseleriz."
Diyanet İşleri
"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."
Tefsirleri karşılaştır

33

كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
Elmalılı H. Yazır
İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
Ali Bulaç
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.
Diyanet İşleri
İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!
Tefsirleri karşılaştır

34

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet Vakfı
Şu da muhakkak ki, takva sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.
Elmalılı H. Yazır
Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.
Ali Bulaç
Doğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.
Tefsirleri karşılaştır

35

أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet Vakfı
Öyle ya, (Allah'a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkarlar gibi tutar mıyız hiç?
Elmalılı H. Yazır
Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?
Ali Bulaç
Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?
Diyanet İşleri
Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?
Tefsirleri karşılaştır

36

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Diyanet Vakfı
Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
Elmalılı H. Yazır
Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Ali Bulaç
Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Diyanet İşleri
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır

37

أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌۭ فِيهِ تَدْرُسُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa size ait bir kitap var da, (bu batıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?
Ali Bulaç
Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?
Diyanet İşleri
Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?
Tefsirleri karşılaştır

38

إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Diyanet Vakfı
Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?
Elmalılı H. Yazır
O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?
Ali Bulaç
İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.
Diyanet İşleri
Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

39

أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
Ali Bulaç
Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.
Diyanet İşleri
Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?
Tefsirleri karşılaştır

40

سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Diyanet Vakfı
Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?
Elmalılı H. Yazır
Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
Ali Bulaç
Onlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?
Diyanet İşleri
Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"
Tefsirleri karşılaştır

41

أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

Diyanet Vakfı
Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!
Elmalılı H. Yazır
Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.
Ali Bulaç
Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler.
Diyanet İşleri
Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.
Tefsirleri karşılaştır

42

يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍۢ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Diyanet Vakfı
O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.
Elmalılı H. Yazır
O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.
Ali Bulaç
Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
Diyanet İşleri
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır

43

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ

Diyanet Vakfı
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Elmalılı H. Yazır
Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
Ali Bulaç
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Diyanet İşleri
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır

44

فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
Elmalılı H. Yazır
Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
Ali Bulaç
Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Diyanet İşleri
Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
Tefsirleri karşılaştır

45

وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

Diyanet Vakfı
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır!
Elmalılı H. Yazır
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
Ali Bulaç
Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.
Diyanet İşleri
Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.
Tefsirleri karşılaştır

46

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ

Diyanet Vakfı
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Ali Bulaç
Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?
Diyanet İşleri
Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.
Tefsirleri karşılaştır

47

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Diyanet Vakfı
Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
Elmalılı H. Yazır
Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Ali Bulaç
Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?
Diyanet İşleri
Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?
Tefsirleri karşılaştır

48

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌۭ

Diyanet Vakfı
Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.
Elmalılı H. Yazır
Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
Ali Bulaç
Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.
Diyanet İşleri
Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
Tefsirleri karşılaştır

49

لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌۭ

Diyanet Vakfı
Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
Elmalılı H. Yazır
Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
Ali Bulaç
Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
Diyanet İşleri
Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.
Tefsirleri karşılaştır

50

فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Diyanet Vakfı
Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu salihlerden kıldı.
Elmalılı H. Yazır
Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
Ali Bulaç
Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.
Diyanet İşleri
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

51

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌۭ

Diyanet Vakfı
O inkar edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hala da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.
Elmalılı H. Yazır
O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.
Ali Bulaç
O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar.
Diyanet İşleri
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
Tefsirleri karşılaştır

52

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
Oysa o (Kur'an), alemler için ancak bir öğüttür.
Elmalılı H. Yazır
Halbuki o âlemler için bir öğüttür.
Ali Bulaç
Oysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.
Diyanet İşleri
Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
Tefsirleri karşılaştır