58. Âyetin Tefsiri
"Celâlim hakkı için, bu Kur'ân'da insanlar için, her çeşit misaller irad etmişizdir. Andolsun ki habibim onlara, mutlaka bir ayet getirsen, inkâr eden o, kimseler mutlaka: "Siz, tezvircilerden başkası değilsiniz..." diyeceklerdir.".
Cenâb-ı Hakk'ın bu ifâdeyi, mazeretlerin kabul edilmeyeceğine, gerekli miktarın çok çöle üstünde olan inzârın yapıldığına, peygamberde herhangi bir kusur bulunmadığına bir işarettir. Binâenaleyh, onlar artık bundan sonra yeni bir şey isterlerse, bu irad olur. Kendisine tek bir delili yalanlamak, kabul etmemek basit ve kolay gelen kimseye, pekçok delili yalanlamak zor olmaz. Bundan da ötesi, istidlalde bulunan kimsenin, yeni, dosdoğru apaçık hiçbir şüpheye mahal vermeyecek bir delili zikrettikten sonra, başka bir delile geçmesi caiz değildir. Bu demektir ki, karşı taraf inatlaşmaya geçmiştir. Çünkü istidlalde bulunan kimse, ya karşı tarafın sorusunun kendi aleyhine olduğunu itiraf edecektir, yahutta etmeyecektir. Eğer itiraf ederse, bu onun için bir son olur ve bu İş, ya delilin kendisini ya da istidlalde bulunanı zedeler, yaralar. Bu da, ya delilin fasit olmasıyla, yahutta istidlalde bulunan kimsenin, delâletini ve istidlalin vechini ve yönünü bilmeyişiyle olur ki, bu iki şeyi bir âlimin kabullenmesi caiz olmazken, böyle bir şey, peygamberden nasıl sudur eder? Yok eğer kabul etmezse, istidlalde bulunanın, (Peygamberin) başka bir delile geçişi, karşı tarafın inatçı olmadığı zannını verir. Böylece de, karşı tarafın ikinci delil hususunda inada kalkışması daha fazla olur. Çünkü karşı taraf, "O, (istidlalde bulunan peygamber), başka bir delil getirme yoluna gittiğine göre, birinci husustaki inadı işe yaradı...” diyebilecektir.
İmdi şayet, "Peygamberler, pekçok çeşit deliller zikretmişlerdir" denilirse, biz deriz ki: Onlar, o delilleri peşpeşe sıralamış, ama daha sonra da ayrı ayrı izah emişlerdir. Bu tıpkı bir kimsenin, "Bunun delili; pekçok bakımdandır. Birincisi şu, kincisi şu, üçüncüsü şu...ilh" demesi gibidir. Bu gibi şeylerde, kişiye düşen, inadçının inadına aldırmamasıdır. Çünkü aldırış etmesi, onun inadının artmasına ve vaktini zayi etmesine sebeb olur. Bir de, istidlalde bulunan, va'dettiği delillerin tamamını getirme imkanını da bulamaz. Getiremeyince de, derecesi düşer, otoritesi sarsılır. O halde, bu demektir ki, her makamın kendine uygun bir sözü vardır. İşte bu hususa, "Onlara, ne zaman bir ayet getirsen, inkâr eden o kimseler mutlaka, "Siz, te'zvircilerden başkası değilsiniz" diyeceklerdir" ifadesiyle işaret edilmiştir. (......) ifadesinde, kitabın müfret getirilmesinde; ifadesinde de çoğul getirilişinde şöyle bir incelik bulunmaktadır: Cenâb-ı Hak sanki, "Ey habibim, Sen, bütün peygamberlerin getirdiği hertürlü mucizeyi ve getirilmesi mümkün olan şeyi getirsen, onlar yine de, "Ey risâlet iddiasında limanlar, sizin hepiniz yalancı ve müzevvirsiniz..." diyeceklerdir" demek istemiştir.
Bilmeyenlerin Kalbi Mühürlenir
59. Âyetin Tefsiri
Âyetin tefsiri için bak:60
60. Âyetin Tefsiri
İşte bilmezlerin kalplerine Allah böyle mühür basar, Sen (Habibim) şimdi sabret. Şüphe yok ki Allah'ın vaadi haktır, (buna) kat'î inan (İnanç) beslememekte olanlar (zinhar [sakın] seni (sabırsızlıkla hafifliğe götürmesin (ler).
Daha sonra Cenâb-ı Hak, "işte, bilmezlerin kalbine Allah, böyle mühür basar" (Rum, 59) ifadesiyle, bütün bunların, Kendisinin onların kalplerini mühürlemesiyle olduğunu beyan buyurmuştur. Buna göre şayet, hiçbir şey bilmeyen kimseye, kalbinin mühürlendiğini haber vermenin ne faydası var?" denilirse, biz deriz ki, bu, "Şu anda hiçbir şey bilmeyen kimse, şayet bilmemişse, bilsin ki bu, daha önce Allah'ın onun kalbini mühürlemesinden dolayıdır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Sen şimdi sabret. Şüphe yok ki Allah'ın va'di haktır" (Rum.60), yani "Senin doğruğulun ortaya çıkacaktır" beyanı ile Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kalbini takviye ve teselli etmiştir. Cenâb-ı Hakk'ın, "Kati iman beslememekte olanlar, sakın seni (sabırsızlıkla) hafifliğe götürmesinler" (Rum, 60) ifadesi, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, insanları imana davet etmesinin gerekli ve şart olduğuna bir işarettir. Çünkü, eğer o susmuş olsaydı, o zaman kâfirler, "O, fikri tutarsız ve sebatı olmayan bir kimsedir" diyeceklerdi. Doğruyu en iyi bilen Allah'dır, dönüş O'nadır, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a; selât-ü selam da, peygamberlerin seyyidine, âline, ashabına ve hepsine olsun.