Tefhimu'l-Kur'an - Mevdudi
Mutaffifîn Sûresi — Tefhimu'l-Kur'an - Mevdudi
1. Âyetin Tefsiri
1- Eksik ölçüp tartanların vay haline,(1)
Bu bölümü tek başına aç →2. Âyetin Tefsiri
2- Ki onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar.
Bu bölümü tek başına aç →3. Âyetin Tefsiri
3- Kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler.(2)
Bu bölümü tek başına aç →4. Âyetin Tefsiri
4- Yoksa onlar, diriltileceklerini sanmıyor mu?
Bu bölümü tek başına aç →5. Âyetin Tefsiri
5- Büyük bir günde.(3)
AÇIKLAMA
1. Ayette geçen mutaffifin ifadesi, tatfif'ten türemiştir. Arapçada tafif, küçük ve hakir görülen şeyler için kullanılır, tatfif ise, tartıda belli etmeden hile yapmak anlamına gelir.
2. Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde, alışverişte hile yapmak şiddetli bir şekilde kınanmıştır. "Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz." (En'am-152) , "Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha iyidir ve sonu da daha güzeldir." (İsrâ-35) ve "Tartıda taşkınlık edip dengeyi bozmayın. Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın." (Rahman-8-9) . Hz. Şuayb'ın (a.s) kavmine işte bu sebepten dolayı azap inmiştir. Çünkü o kavim, Hz. Şuayb'ın (a.s) kendilerine ısrarla yaptığı ikazlara rağmen, bu kötülükten vazgeçmemişti.
3. Kıyamet gününe, büyük bir gün denmektedir. Çünkü insanlar ve cinler Allah'ın adaleti önüne çıkacaklar ve o gün ceza ve mükâfat verilmesi hakkında, kendileriyle ilgili önemli bir karar alınacaktır.
Bu bölümü tek başına aç →AÇIKLAMA
1. Ayette geçen mutaffifin ifadesi, tatfif'ten türemiştir. Arapçada tafif, küçük ve hakir görülen şeyler için kullanılır, tatfif ise, tartıda belli etmeden hile yapmak anlamına gelir.
2. Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde, alışverişte hile yapmak şiddetli bir şekilde kınanmıştır. "Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz." (En'am-152) , "Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha iyidir ve sonu da daha güzeldir." (İsrâ-35) ve "Tartıda taşkınlık edip dengeyi bozmayın. Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın." (Rahman-8-9) . Hz. Şuayb'ın (a.s) kavmine işte bu sebepten dolayı azap inmiştir. Çünkü o kavim, Hz. Şuayb'ın (a.s) kendilerine ısrarla yaptığı ikazlara rağmen, bu kötülükten vazgeçmemişti.
3. Kıyamet gününe, büyük bir gün denmektedir. Çünkü insanlar ve cinler Allah'ın adaleti önüne çıkacaklar ve o gün ceza ve mükâfat verilmesi hakkında, kendileriyle ilgili önemli bir karar alınacaktır.
6. Âyetin Tefsiri
6- İnsanların, alemlerin Rabbi için kalacağı günde.
Bu bölümü tek başına aç →7. Âyetin Tefsiri
7- Hayır,(4) facir olanların kitabı şüphesiz "Siccin"(5) dedir.
Bu bölümü tek başına aç →8. Âyetin Tefsiri
8- "Siccin"in ne olduğunu sana öğreten nedir?
Bu bölümü tek başına aç →9. Âyetin Tefsiri
9- Yazılı bir kitaptır.
Bu bölümü tek başına aç →10. Âyetin Tefsiri
10- O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Bu bölümü tek başına aç →11. Âyetin Tefsiri
11- Ki onlar, din gününü yalanlamaktadırlar.
Bu bölümü tek başına aç →12. Âyetin Tefsiri
12- Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan,' günahkâr olandan başkası yalanlamaz.
Bu bölümü tek başına aç →13. Âyetin Tefsiri
13- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman:(6) "Geçmişlerin masallarıdır" dedi.
Bu bölümü tek başına aç →14. Âyetin Tefsiri
14- Asla, hayır; onların kazanmakta oldukları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur.(7)
Bu bölümü tek başına aç →15. Âyetin Tefsiri
15- Hayır; gerçekten onlar, Rablerinden perdelenerek-yoksun tutulmuşlardır.(8)
Bu bölümü tek başına aç →16. Âyetin Tefsiri
16- Sonra onlar, kuşkusuz cehenneme yollanacaklardır.
Bu bölümü tek başına aç →17. Âyetin Tefsiri
17- Sonra onlara: "İşte sizin yalanlamakta olduğunuz budur" denir.
Bu bölümü tek başına aç →18. Âyetin Tefsiri
18- Hayır;(9) ebrar olanların kitabı, "İlliyîn" dedir.
Bu bölümü tek başına aç →19. Âyetin Tefsiri
19- "İlliyîn"in ne olduğunu sana öğreten nedir?
Bu bölümü tek başına aç →20. Âyetin Tefsiri
20- Yazılı bir kitaptır.
Bu bölümü tek başına aç →21. Âyetin Tefsiri
21- Ona yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlar şahid olurlar.
Bu bölümü tek başına aç →22. Âyetin Tefsiri
22- Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler.
Bu bölümü tek başına aç →23. Âyetin Tefsiri
23- Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler.
Bu bölümü tek başına aç →24. Âyetin Tefsiri
24- Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yüzlerinde tanıyıverirsin.
Bu bölümü tek başına aç →25. Âyetin Tefsiri
25- Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir.
AÇIKLAMA
4. Yani onların, hiçbir hesap vermeden kurtulacakları ve Allah'ın huzuruna hesap vermek üzere çıkmayacakları şeklindeki zanları yanlıştır.
5. Ayetin aslında siccin kelimesi geçmektedir. Siccin, sicn'den türemiştir. Sicn hapishane anlamına gelmektedir. Sonraki ayetlerden siccin ile ceza ve azabı hakketmiş olanların hesap defterlerinin kastedildiği anlaşılmaktadır.
6. Bu ayetler ceza ve mükâfat gününü haber vermektedirler.
7. Yani ceza ve mükâfaat gününü inkâr etmektedirler ve onların bu konuda hiçbir makûl ideali bulunmamaktadır. Ancak günah işlemekten kalpleri öylesine paslanmıştır ki, gâyet makûl ve açık delillere rağmen bile, ceza ve mükâfaat gününü inkar etmektedirler. Rasulullah (s.a) kalbin paslanmasını şöyle izah etmektedir: "Bir kul günah işlediğinde, kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Eğer o kul tevbe ederse, bu siyah leke kaybolur. Şayet tevbe etmez ve günah işlemeye devam ederse, bu leke onun tüm kalbini sarar." (Müsned-i Ahmet, Tirmizi, İbn Mace, Neseî, İbn Cerir, Hakim, İbn Ebi Hatim, İbn Hibban)
8. Yani onlar Allah'ın cemâlini görmekten mahrum kalacaklar ve bu şeref sadece salih kullara nasip olacaktır. İzah için bkz. Kıyame. an: 17.
9. Yani onların yaptıklarına karşılık ceza ve mükâfat görmeyecekleri şeklindeki düşünceleri yanlıştır.
Bu bölümü tek başına aç →AÇIKLAMA
4. Yani onların, hiçbir hesap vermeden kurtulacakları ve Allah'ın huzuruna hesap vermek üzere çıkmayacakları şeklindeki zanları yanlıştır.
5. Ayetin aslında siccin kelimesi geçmektedir. Siccin, sicn'den türemiştir. Sicn hapishane anlamına gelmektedir. Sonraki ayetlerden siccin ile ceza ve azabı hakketmiş olanların hesap defterlerinin kastedildiği anlaşılmaktadır.
6. Bu ayetler ceza ve mükâfat gününü haber vermektedirler.
7. Yani ceza ve mükâfaat gününü inkâr etmektedirler ve onların bu konuda hiçbir makûl ideali bulunmamaktadır. Ancak günah işlemekten kalpleri öylesine paslanmıştır ki, gâyet makûl ve açık delillere rağmen bile, ceza ve mükâfaat gününü inkar etmektedirler. Rasulullah (s.a) kalbin paslanmasını şöyle izah etmektedir: "Bir kul günah işlediğinde, kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Eğer o kul tevbe ederse, bu siyah leke kaybolur. Şayet tevbe etmez ve günah işlemeye devam ederse, bu leke onun tüm kalbini sarar." (Müsned-i Ahmet, Tirmizi, İbn Mace, Neseî, İbn Cerir, Hakim, İbn Ebi Hatim, İbn Hibban)
8. Yani onlar Allah'ın cemâlini görmekten mahrum kalacaklar ve bu şeref sadece salih kullara nasip olacaktır. İzah için bkz. Kıyame. an: 17.
9. Yani onların yaptıklarına karşılık ceza ve mükâfat görmeyecekleri şeklindeki düşünceleri yanlıştır.
26. Âyetin Tefsiri
26- Ki onun misktir.(10) Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar.
Bu bölümü tek başına aç →27. Âyetin Tefsiri
27- Onun karışımı "tesnim"dendir.(11)
Bu bölümü tek başına aç →28. Âyetin Tefsiri
28- Bir kaynak ki, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlar ondan içer.
Bu bölümü tek başına aç →29. Âyetin Tefsiri
29- Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,' kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi.
Bu bölümü tek başına aç →30. Âyetin Tefsiri
30- Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi.
Bu bölümü tek başına aç →31. Âyetin Tefsiri
31- Kendi yakınlarına döndükleri zaman da 'sevinç ve neşeyle' dönerlerdi.(12)
Bu bölümü tek başına aç →32. Âyetin Tefsiri
32- Onları gördükleri zaman ise: "Bunlar kuşkusuz şaşkın-sapıklardır"(13) derlerdi.
Bu bölümü tek başına aç →33. Âyetin Tefsiri
33- Oysa kendileri onların üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi.(14)
Bu bölümü tek başına aç →34. Âyetin Tefsiri
34- Artık bugün de, iman edenler, kâfir olanlara gülmektedirler;
Bu bölümü tek başına aç →35. Âyetin Tefsiri
35- Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle.
Bu bölümü tek başına aç →36. Âyetin Tefsiri
36- Nasıl, kâfir olanlar, işlemekte olduklarının 'feci karşılığını gördüler mi'?(15)
AÇIKLAMA
10. Burada "hıtamühü misk" ifadesi geçmektedir. Bu ifade cennette verilecek olan şarapların kabı (mektup zarfı anlamında) toprak ya da mum yerine misk ile mühürleneceği anlamına gelmektedir. Yani kabın içindeki şaraplar, nehirden akan şaraplardan bile daha kaliteli olacaktır. Bu şarapları cennetteki hizmetçiler özel kaplarda misk ile mühürlenmiş bir şekilde getireceklerdir. Diğer bir anlamının da şöyle olması mümkündür. Bu şaraplar insanın boğazından geçerken misk kokusu hissedilecektir. Bu özellik dünyadaki şarapların tam tersidir. Çünkü daha şarabın kapağı açılırken etrafa pis bir koku yayılır ve içildikten sonra da pis bir koku hissedilir. Hatta insanın boğazından geçtikten sonra, şarabın koku ve tesiri zihne sirayet ederek, içenin yüzünden belli olur. Yani kişinin yüzünü buruşturur.
11. Tesnîm, yükseklik anlamına gelir. Bir çeşmeye tesnîm denilmesinin nedeni de, suyun yüksekten gelerek akmasıdır.
12. Yani, artık evlerine dönerlerken, bugün müslümanlarla nasıl alay ettik, küçük düşürerek onlarla nasıl eğlendik, diye düşünürlerdi.
13. Yani bunlar (Müslümanlar) , sadece Hz. Muhammed'in (s.a) ahiretten, cennet ve cehennem'den söz etmesinden korkarak aptallaştılar ve dünyanın bunca zevkinden vazgeçtiler. Tehditleri ve musibetleri göze aldılar. Tüm bunları sadece bir ümit için yaptılar. Dünyanın nimetlerinden vazgeçerek, uzak bir ümit için çile çekiyorlar. Güya cehennem diye bir yer varmış da, onlar oradaki azaptan korkuyorlarmış!..
14. Böylesine veciz bir ifadeyle müslümanlar ile alay eden kimselere ders verici bir uyarıda bulunulmuştur. Yani Müslümanların inandıkları hususların yanlış olduğunu farzetsek bile, bunun size ne zararı olabilir? Müslümanlar kendi inançlarına göre hareket etmekte ve özel ahlâkî bir tavır ortaya koymaktadırlar. Sizler onların üzerinde bekçi değilsiniz ki! Onlar sizlere karışmıyorlar fakat sizler onlara eziyet veriyor, alay ediyorsunuz. Müslümanlar sizlere karışmadıkları halde, sizler Müslümanlara karışıyorsunuz.
15. Bu çok latif ve ince bir ifadedir. Çünkü kâfirler müslümanlara eziyet ederek sevaba girdiklerini zannediyorlardı. Ahiret gününde mü'minler cennette keyif ve refah içindeyken, kâfirler kendilerini ateşin içinde yanar bulacaklar ve mü'minler için için sevinerek, 'bekledikleri sevabı gerçekten bulmuşlar" diyeceklerdir.
MUTAFFİFİN SURESİNİN SONU
Bu bölümü tek başına aç →AÇIKLAMA
10. Burada "hıtamühü misk" ifadesi geçmektedir. Bu ifade cennette verilecek olan şarapların kabı (mektup zarfı anlamında) toprak ya da mum yerine misk ile mühürleneceği anlamına gelmektedir. Yani kabın içindeki şaraplar, nehirden akan şaraplardan bile daha kaliteli olacaktır. Bu şarapları cennetteki hizmetçiler özel kaplarda misk ile mühürlenmiş bir şekilde getireceklerdir. Diğer bir anlamının da şöyle olması mümkündür. Bu şaraplar insanın boğazından geçerken misk kokusu hissedilecektir. Bu özellik dünyadaki şarapların tam tersidir. Çünkü daha şarabın kapağı açılırken etrafa pis bir koku yayılır ve içildikten sonra da pis bir koku hissedilir. Hatta insanın boğazından geçtikten sonra, şarabın koku ve tesiri zihne sirayet ederek, içenin yüzünden belli olur. Yani kişinin yüzünü buruşturur.
11. Tesnîm, yükseklik anlamına gelir. Bir çeşmeye tesnîm denilmesinin nedeni de, suyun yüksekten gelerek akmasıdır.
12. Yani, artık evlerine dönerlerken, bugün müslümanlarla nasıl alay ettik, küçük düşürerek onlarla nasıl eğlendik, diye düşünürlerdi.
13. Yani bunlar (Müslümanlar) , sadece Hz. Muhammed'in (s.a) ahiretten, cennet ve cehennem'den söz etmesinden korkarak aptallaştılar ve dünyanın bunca zevkinden vazgeçtiler. Tehditleri ve musibetleri göze aldılar. Tüm bunları sadece bir ümit için yaptılar. Dünyanın nimetlerinden vazgeçerek, uzak bir ümit için çile çekiyorlar. Güya cehennem diye bir yer varmış da, onlar oradaki azaptan korkuyorlarmış!..
14. Böylesine veciz bir ifadeyle müslümanlar ile alay eden kimselere ders verici bir uyarıda bulunulmuştur. Yani Müslümanların inandıkları hususların yanlış olduğunu farzetsek bile, bunun size ne zararı olabilir? Müslümanlar kendi inançlarına göre hareket etmekte ve özel ahlâkî bir tavır ortaya koymaktadırlar. Sizler onların üzerinde bekçi değilsiniz ki! Onlar sizlere karışmıyorlar fakat sizler onlara eziyet veriyor, alay ediyorsunuz. Müslümanlar sizlere karışmadıkları halde, sizler Müslümanlara karışıyorsunuz.
15. Bu çok latif ve ince bir ifadedir. Çünkü kâfirler müslümanlara eziyet ederek sevaba girdiklerini zannediyorlardı. Ahiret gününde mü'minler cennette keyif ve refah içindeyken, kâfirler kendilerini ateşin içinde yanar bulacaklar ve mü'minler için için sevinerek, 'bekledikleri sevabı gerçekten bulmuşlar" diyeceklerdir.
MUTAFFİFİN SURESİNİN SONU