ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ
Tâhâ Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 2
126. Âyetin Tefsiri
"Her kim de benîm zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bîr geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederîz. O: «Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!» der. Allah: «Böyledir, âyetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun» der."
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Müsedded Müsned'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Azâbu'l- Kabr'de Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: "...Ona dar bir geçim vardır..." (.....), âyeti konusunda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bundan kasıt kabir azabıdır" buyurmuştur. Abdurrezzâk'ın lafzı: "Kaburgaları darmadağın olacak şekilde kabri daraltılır" şeklindedir. İbn Ebî Hâtim'in lafzı ise: "Bundan kasıt kabrin sıkıştırmasıdır" şeklindedir.
Beyhaki, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: "Burada dar geçimden (.....) kasıt, kişiye kabirde etini koparıp yiyen doksan dokuz ejderhanın musallat edilmesidir."
Bezzâr ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Hureyre'den bildirir: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyeti konusunda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Burada Yüce Allah'ın zikrettiği dar geçim (.....), kişiye kabirde kıyamet gününe kadar etini koparıp yiyen doksan dokuz yılanın musallat edilmesidir.
İbn Ebî Şeybe, Bezzâr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî başka bir kanalla Ebû Hureyre'den bildirir: "...Ona dar bir geçim vardır..." (.....), âyeti konusunda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bundan kasıt kabir azabıdır" buyurmuştur.
İbn Ebi'd-Dünya Zikru'l-Mevt'de, Hakîm et-Tirmizî, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, İbn Merdûye ve Beyhaki, Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Mümin kişi kabrinde yemyeşil bir bahçede gibidir. Kabri yetmiş arşın genişletilir ve ayın ondördü gibi aydınlık olur" buyurdu ve: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyetinin ne hakkında nazil olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Ashâb: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediklerinde Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kafirin kabirdeki azabı hakkında nazil oldu. Kafire kabrinde doksan dokuz ejdarda musallat edilir. Bu ejdarhalar nedir bilir misiniz? Bunlar her biri yedi başlı olan yılanlardır. Tekrar haşredilene kadar onu ısırır, sokar, üfürür ve parçalarlar. "
İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve Beyhakî Azâbu'l-Kabr'de İbn Mes'ûd'dan bildirir: Size bir şey anlattığım zaman mutlaka onu Allah'ın Kitabıyla da doğrularım. Mümin kabrine konulduktan sonra sorgu için oturtulur ve: "Rabbin kim? Dinin ne? Peygamberin kim?" diye sorulur. Yüce Allah da onu sapasağlam tutacağı için: "Rabbim Allah'tır, dinim İslam'dır, peygamberim de Muhammed'dir" cevabını verir. Sonrasında kabri genişletilip içinde rahat ettirilir. Yüce Allah bu yönde: "Allah sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında, hem de âhirette sapasağlam tutar..." buyurmuştur. Kafir kişi de kabrine konulduktan sonra sorgu için oturtulur ve: "Rabbin kim? Dinin ne? peygamberin kim?" diye sorulur. Kafir: "Bilmiyorum" karşılığını verir. Bunun üzerine kabri daraltılır ve içinde azaba maruz kalır. Bu yönde de Yüce Allah: "Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır..." buyurmuştur.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Sıkıntılı bir hayat" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyetini açıklarken: "Cehennem ateşinde sıkıntılı bir yaşam vardır" demiştir.
Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) âyetinin anlamı nedir?" diye sorunca, İbn Abbâs: "ed-Dank, her yönden zor olan anlamındadır" karşılığını verdi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Şairin:
"Atlılar bize zorlu bir geçitte yetişti
Her iki taraf tehlikeli ve önü çetin bir yerdi" dediğini işitmez misin?"
Hennâd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, Taberânî ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt kabir azabıdır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe ve Beyhaki, Ebû Saîd'den aynısını zikreder.
Abd b. Humeyd ve Beyhaki, Ebû Sâlih ile Rabî'den aynısını zikreder.
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Âyette zikredilen dar geçim Cehennemdir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Yüce Allah burada: "Kullarımdan herhangi birine az veya çok bir mal verdiğimde bu malı bana karşı takvalı olmada kullanmadığı zaman bu maldan ona bir hayır gelmez. Dar geçim de budur" demek istemiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetini:
"Sıkıntılı bir yaşam" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime: "...Ona dar bir geçim vardır..."âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah kuluna hayatında bolluk verir. Ardından geçimini haram yoldan kazanmaya yöneltir. Buna karşılık Cehennem ateşinde ona sıkıntılar hazırlar."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mâlik b. Dînar: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah kendisini rızkını haram yoldan kazanmaya sevkeder. Bu şekilde ölene kadar haram yer durur. Bundan dolayı da Cehennemde onu azaba maruz bırakır."
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt kötü amel ile pis, haram olan rızıktır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Ona dar bir geçim vardır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Cehennemde onun için yiyecek olarak diken, zakkum, içecek olarak da yanan insanlardan akan irin ve kan vardır. Bu yönde ne kabirde, ne de dünyada onun için böylesi bir yaşam olmaz. Zikredilen dar geçim ve yaşam âhirette olacaktır."
Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid: "...Ona dar bir geçim vardır..."âyetini açıklarken: "Bundan kasıt kabrinin daraltılmasıdır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildirir: Yüce Allah: "Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz" buyurur. Burada kör olmaktan kasıt, delil getirmekten aciz olmaktır. O: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!" deyip dünyada iken gördüğünü ve neden kör olarak haşredildiğini sorunca, Yüce Allah: "Âyetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" karşılığını verir ve onu Cehennemde unutur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Sâlih: "...Onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz" âyetini açıklarken: "Delil getirmekten aciz bir şekilde haşrederiz" demiştir.
Hennâd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime: "...Onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz" âyetini açıklarken: "Cehennem dışında gözleri hiçbir şeyi görmez olur. Cehennem ateşinden başka bir şeyi göremez" demiştir.
Hennâd'ın bildirdiğine göre Mücâhid: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin?" âyetini açıklarken: "Neden durumum için delil getiremiyorum" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Âyetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" âyetini açıklarken: "Sen nasıl dünyada iken âyetlerimizi bırakıp onlarla amel etmediysen şimdi de sana hiçbir iyilik yapılmayacak ve öylece terk edileceksin" demiştir.
Hennâd'ın bildirdiğine göre İkrime: "...Bugün de öylece unutulursun" âyetini açıklarken: "Cehennem ateşinde unutulursun" demiştir.
127–128. Âyetlerin Tefsiri
Bkz. Ayet:129
129. Âyetin Tefsiri
"Haddi aşan ve Rabbi'nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz âhiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır. Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır. Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân: "Haddi aşan ve Rabbi'nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız..." âyetini açıklarken: "Haddi aşmaktan kasıt şirktir" demiştir.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Doğru yola sevketmedi mi?" âyetini açıklarken: "Bunları onlara açıklamadık mı?" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi?" âyetini açıklarken: "Âd, Semûd ve daha önce yaşamış diğer milletleri nasıl helak ettiğimizi onlara açıklamadık mı, anlamındadır" demiştir. "Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı" âyetini açıklarken de: "Burada konuşmada takdim ve tehir söz konusudur. Şayet daha önceden Yüce Allah'ın vermiş olduğu bir söz ve takdir etmiş olduğu bir vade olmasaydı anında cezalarını görürlerdi" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Eğer öylesi bir söz ve vade olmasaydı onların cezasını hemen verirdi. Ancak bu söz ve vadeden dolayı onları Bedir savaşına kadar bekletmiştir. Cezalarını görme de budur. Burada takdim tehir söz konusudur."
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken: "Tayin edilen süreden kasıt, Yüce Allah'ın daha önce vermiş olduğu sözdür" demiştir.
Ebû Nasr es-Siczî'nin bildirdiğine göre Mücâhid: "Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı" âyetini açıklarken: "Tayin edilen süre dünya hayatıdır" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Hemen azaba uğrarlardı" âyetini açıklarken: "Bu azaptan kasıt ölümdür" demiştir.
130. Âyetin Tefsiri
"Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece saatlerinde ve gündüzün uçlarında tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin."
Abdurrezzâk, Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt farz namazlardır" demiştir.
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece saatlerinde ve gündüzün uçlarında tesbih et..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Güneşin doğmasından önceki tesbih sabah namazıdır. Güneşin batmasından önceki tesbih, ikindi namazıdır. Gece saatlerindeki tesbih, akşam ile yatsı namazlarıdır. Gündüzün uçlarındaki tesbih de öğle namazıdır."
Taberânî, İbn Merdûye ve İbn Asâkir, Cerîr'den bildirir: "...Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et..." âyeti konusunda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Güneşin doğmasından önceki tesbih, sabah namazıdır. Güneşin batmasından önceki tesbih, ikindi namazıdır. "
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et..." âyetini açıklarken: "Bu durum beş vakit namazın farz kılınmasından önceydi" demiştir.
Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbn Huzeyme, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân ve İbn Merdûye, Cerîr'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Rabbinizi şu Ay'ı gördüğünüz gibi görecek ve görme konusunda herhangi bir zorluk çekmeyeceksiniz. Onun için güneş doğmadan önceki namaz ile güneş batmadan önceki namazı elinizden geldiği kadar kaçırmayın ve kılmaya çalışın" buyurdu ve: "...Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et..." âyetini okudu.
İbn Ebî Şeybe, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî, Umâra b. Ruveyba'dan bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Güneş doğmadan önceki namaz ile güneş batmadan önceki namazı kılan kişi, Cehennem ateşine girmez" buyurduğunu işittim.
Hâkim, Fadâle b. Vehb el-Leysî'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bana: "İki serinlik namazını kılmaktan geri durma" buyurdu. "İki serinlik namazı da ne?" dediğimde: "Güneşin doğuşundan ve batışından önce kılınan (sabah ve ikindi) namazlardır" buyurdu.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime: "...Gece saatlerinde ve gündüzün uçlarında tesbih et..." âyetini açıklarken: "Güneşin doğusundan sonra (öğle) ile güneşin batışından sonra (akşam) kılınan namazlardır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Rabbinin rızasına eresin" âyetini açıklarken: "Bunun sevabını alasın ve Yüce Allah sana daha fazlasını versin" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Abdirrahman bu âyeti: "(Razı edilesin)" lafzıyla (.....) harfini ötre ile okumuştur.
131. Âyetin Tefsiri
"Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır."
İbn Ebî Şeybe, İbn Râhuyeh, Bezzâr, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Harâitî Mekârimu'l-Ahlâk'da ve Ebû Nuaym el- Ma'rife'de Ebû Râfi'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir misafir ağırlamıştı. Ancak kendisine ikram edecek bir şeyi olmadığından, Recep ayının başında ödenmek üzere borca veya ödünç olarak un almak için beni bir Yahudi'ye gönderdi. Yahudi: "Rehin olmadan vermem!" dedi. Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip durumu bildirdiğimde: "Vallahi ben gökte emin olduğum gibi yerde de emin biriyim. Şayet borca satmış olsa veya ödünç olarak verseydi kesinlikle ödemesini ona yapardım. Rehin olarak demirden zırhımı götürüp ver" buyurdu. Ancak henüz yanından çıkmamıştım ki Allah Resûlü'nü dünya nimetlerinden yana teselli eder gibi: "Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır" âyeti nazil oldu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân: "Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme..." âyetini açıklarken: "Bu âyet Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) bir teselli mahiyetindedir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, Ebû Saîd'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sizin için en çok kurtuğum şey, Yüce Allah'ın dünya süsünün kapılarını sizlere açmasıdır" buyurdu. Ashâb: "Yâ Resûlallah! Dûna süsleri dediğin şey nedir?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yeryüzünün nimetleri, bereketleridir" karşılığını verdi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini: "Dünya hayatının süsü, güzelliği" şeklinde açıklamıştır, (.....) âyetini: "Kendilerini sınamak için" şeklinde açıklamıştır. (.....) âyetini açıklarken de: "Rabbinin vereceği rızık, onlara verilen dünya süsü ve güzelliklerinden hem daha hayırlı, hem de daha kalıcıdır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır" âyetini açıklarken: "Bu rızık, Cennette verilecek olan rızıktır" demiştir.
el-Murhibî Fadlu'l-îlm'de, Hatîb, Deylemî ve İbn Asâkir'in Ziyâd es- Sudâî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "İlim öğrenme peşinde olan kişinin rızkına Allah kefildir" buyurmuştur.
Ukaylî ve el-Murhîbî'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "İlim peşinde yola düşen kişiye melekler gölge eder, yaşamı bereketli olur, rızkından hiçbir şey eksilmez ve bu rızkı kendisine bereketli kılınır. "
132. Âyetin Tefsiri
"Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz. Güzel sonuç takvâ iledir."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "Ehline namaz kılmalarını emret..." âyetini açıklarken: "Kavmine namaz kılmalarını söyle, anlamındadır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân es-Sevrî: "...Biz senden rızık istemiyoruz..." âyetini açıklarken: "Biz senin rızık peşinde koşmanı istemiyoruz, anlamındadır" demiştir.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Urve, dünya peşinde olanların içine girip de onların sahip oldukları dünyalıkları görünce, eve döndüğünde: "Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz. Güzel sonuç takvâ iledir" âyetlerini okur ve: "Allah'ın rahmeti üzerinize olsun. Namaza! Namaz kılın!" derdi.
İbn Merdûye, İbn Asâkir ve İbnu'n-Neccâr, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir:
"Ehline namaz kılmalarını emret..." âyeti nazil olduktan sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sekiz ay boyunca sabah namazına kaldırmak üzere Hazret-iAli'nin kapısına kadar gider ve: "Allah'ın rahmeti üzerinize olsun! Namaza! «...Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor»" diye seslenirdi.
İbn Merdûye, Ebu'l-Hamrâ'dan bildirir: "Ehline namaz kılmalarını emret..." âyeti nazil olduktan sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hz Ali'nin kapısına kadar gider ve: "Allah'ın rahmeti üzerinize olsun! Namaza! «...Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor»" diye seslenirdi.
Ahmed Zühd'de, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Sâbit'ten bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ailesinin başına kötü bir durum geldiği zaman: "Ey ev halkım! Namaz kılın! Namaz kılın!" buyururdu. Peygamberler de başlarına bir iş geldiği zaman namaza sığınırlardı.
Abdurrezzâk Musannef’te ve Abd b. Humeyd, Ma'mer vasıtasıyla Kureyşli bir adamdan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), ailesi rızık konusunda bir sıkıntı yaşadıkları zaman onlara namazı emreder ve: "Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz. Güzel sonuç takvâ iledir" âyetini okurdu.
Ebû Ubeyd, Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir, Taberânî M. el-Evsat'ta, Ebû Nuaym Hilye'de ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da sahih bir senedle Abdullah b. Selâm'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), ailesi bir sıkıntıya veya darlığa düştüğü zaman onlara namazı emreder ve: "Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz. Güzel sonuç takva iledir'" âyetini okurdu.
Mâlik ve Beyhaki, Eslem'den bildirir: Ömer b. el-Hattâb gece namazına kalkar ve dilediği kadar kılardı. Gece sonuna geldiği zaman: "Namaza! Namaza!" diyerek ailesini de namaza kaldırır ve: "Ehline namaz kılmalarını emret..." âyetini okurdu.
İbn Ebî Şeybe, Hişâm b. Urve'den bildirir: Babam bizlere şöyle dedi: "Biriniz başkasının elinde dünya süsü ve güzelliğinden bir şey gördüğü zaman ailesine gelip onlara namazı emretsin ve kendisi de namaz kılarak durumuna sabretsin. Zira Yüce Allah, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz. Güzel sonuç takvâ iledir" buyurmuştur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Güzel sonuç takvâ iledir" âyetini açıklarken: "Bu da Cennettir" demiştir.
133–134. Âyetlerin Tefsiri
Bkz. Ayet:135
135. Âyetin Tefsiri
"İnanmayanlar, «Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil getirse yal» dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili onlara gelmedi mi? Eğer biz onları o Kur'an'dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, «Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezîl olmadan önce âyetlerine uysaydık» derlerdi. De ki: "Herkes gözlemektedir, sîz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz."
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Önceki kitaplarda olanların apaçık delili onlara gelmedi mi?" âyetini açıklarken: "Önceki kitaplardan kasıt Tevrat ile İncil'dir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atiyye: "Herhangi bir peygamberin olmadığı bir dönemde (fetret döneminde) helak olan kişi veya aklı gitmiş kişi veya henüz ergen olmamış kişi: "Rabbim! Bana ne bir kitap, ne de bir elçi geldi!" der" dedikten sonra: "Eğer biz onları o Kur'an'dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, «Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık» derlerdi" âyetini okudu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Şüphesiz düz yolun sahipleri..." âyetini açıklarken: "Doğru ve adil olan yolun sahipleri, anlamındadır" demiştir.