ELMALILI - ORİJİNAL
Tâhâ Sûresi — ELMALILI - ORİJİNAL
TAAHA
(.......) Sûresi mekkîdir. İbn-i Abbastan ve Cabir İbn-i Zeydden (radıyallahü anhüm) rivayet olunduğuna göre Sûre-i «Meryem» den sonra nâzil olmuştur.
Âyetleri - Kûfi ta'dâdında yüz otuz beş, Hicazî de yüz otuz dört, Basrîde yüz otuz iki, Şamîde yüz kırktır.
Kelimeleri - Bin üç yüz kırk bir.
Harfleri - Beş bin iki yüz kırk ikidir.
Fasılası - (.......) harfleridir. Mim (.......) vav (.......) dadır.
Bu Sûrenin bir ismi de (.......) olduğunu Âlûsî , Sehavînin Cemali kurrasından naklen zikretmiştir.
1
(.......) Allahü a'lem, emsali gibi hurufi hecadır, esmai husnâdan kasem olduğu söylenmiş, ba'zı lûgatlerde ya recül, behey adam! Demek olduğu da rivayet edilmiştir, bir de (.......) den emri hazır, ha, zamir olarak: bas onu, yâhud çiğne onu, diye Resulullaha hıtab olduğu zikredilmiştir. Çünkü Resulullah, teheccüdünde bir ayak üzerinde durmakla iki ayağı da yere basması emrolunmuştur. Zamir, kademe, yâhud Arza raci'dir. Bu vechile ayağını bas, yâhud Arzı çiğne demek de olabilir. Bu ma'nâ mühimdir. Şu kadar ki, buna göre (.......) yazılması lâzım gelirdi.
2
Kur’ân’ı sana bedbaht olasın diye indirmedik
3
Ancak saygısı olana tezkir için
4
Bir tenzil olarak indirdik o yaradandan ki, hem Arzı yarattı hem o yüksek yüksek Gökleri
5
O rahmâni Arş üzerine istivâ buyurdu
(.......) İstivâ mes'elesi için Sûre-i «A'raf» a bak.
6
Bütün Semavâttakiler ve bütün Arzdakiler ve bütün bunların aralarındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun
7
Sen bu sözü ı'lan edeceksen de o hem sirri bilir hem daha gizlisini
(.......) Sirr içinden kendine söylediğin, ahfâ olacak fakat henüz olmamış bulunandır.
Yâhud sirr başkasına gizli söylediğin, ahfâ, nefsinde gizlediğindir. Bir de «ahfâ» fi'li mazı olmak üzere ma'nâ verilmiştir, ya'ni kulların sirrini bilir kendi sirrini ise gizlemiştir.
8
Allah, başka İlâh yok ancak o Hep onundur o en güzel isimler (esmâihusnâ)
(.......) Bir Hadîs-i şerifte doksan
9
Hem geldi mi Musânın kıssası sana?
dokuz sayılmış ve bunu sayan, Cennete girer buyurulmuştur.
10
Bir vakıt o beni ateş gördü de ehline durun, dedi: benim gözüme bir ateş ilişti belki size ondan bir yalın getiririm, yâhud üzerinde bir kılağuz bulurum
11
Vaktâki ona vardı kendine şöyle nidâ olundu
12
Ya Musâ haberin olsun benim, ben rabbım, hemen papuşlarını çıkar çünkü sen mukaddes vadide tuvadasın
13
Ve ben, seni ıhtiyar buyurdum şimdi verilecek vahyi dinle
14
Hakıkaten benim ben Allah, benden başka ilâh yok
15
Onun için bana ıbadet et ve zikrim için namaz kıl
16
Çünkü saat muhakkak gelecek, ben, hemen hemen onu gizliyorum ki, her nefis sa'yiyle cezalansın, binaenaleyh sakın ona inanmayıp da kendi hevasına uyan kimse seni ondan alıkoymasın sonra helâk olursun
17
O yeminindeki de ne ya Musâ?
18
O dedi: asâm, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım, benim onda daha diğer hacetlerim de vardır
19
Buyurdu ki, bırak onu ya Musâ!
20
Bıraktı ne baksın o bir yılan olmuş koşuyor
21
Tut onu, buyurdu: ve korkma biz onu evvelki sîretine iade edeceğiz
22
Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir afetsiz diğer bir âyet olarak
23
ki, sana en büyük âyetlerimizden gösterelim
24
Git Fir'avna zira o pek azdı
25
Dedi: ya rab! benim göğsüme genişlik ver
26
Ve bana işimi kolaylaştır
27
Ve dilimden ukdeyi çöz
28
Sözümü iyi anlasınlar
30
Ve bana ehlimden bir vezir ver o Kardeşim Harunu
31
Onunla sırtımı pekit
32
Ve onu işimde şerik et
33
Ki, seni çok tesbih edelim
34
Ve çok zikreyleyelim
35
Şüphe yok ki, sen bizi görüp duruyorsun
36
Haydi! Buyurdu: irdirildin dileğine ya Musâ
37
Şanım hakkı için biz lûtfeylemiştik sana diğer bir def'a daha
38
O vakıt ki, anana verilen şu ilhamı verdik
39
Onu tabut içine koy da deryayı bırak derya da onu sahile, bıraksın, onu hem bana düşman hem ona düşman biri alsın, ve üzerine benden bir sevgi koydum ki, hem nezaretim altında yetiştirilesin
40
O vakıt hemşiren gidiyor da diyordu: "ona iyi bakacak birini buluvereyim mi size?" Bu suretle seni anana iade ettik ki, gözü aydın olsun da mahzun olmasın, hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık, ve türlü mihnetlerle seni imtihan ettik bu sebeble senelerce Ehli Medyen içinde kaldın, sonra da bir kader üstüne geldin ya Musâ
41
Ben seni kendim için yetiştirdim
42
Git âyetlerimle sen ve biraderin Ve benim zikrimde gevşeklik etmeyin
43
Fir'avna gidin çünkü o pek azdı
44
Varın da ona belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin
45
Rabbenâ dediler, korkarız ki, bize şiddetle saldırır, yâhud tuğyanını artırır
46
Korkmayın buyurdu: çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm
47
Haydin varın da ona deyin ki, haberin olsun biz rabbının Resulleriyiz, artık Benî İsraîli bizimle gönder ve onları ta'zib etme, biz sana rabbından bir âyetle geldik, selâm da doğruya tabi' olanadır
48
İnan ki, bize şöyle vahyolundu: her halde azâb, tekzib edin yüz çevirenedir
49
Hele, dedi: sizin rabbınız kim ya Musâ?
50
Bizim dedi: rabbımız her şey'e hılkatini veren sonra da yolunu gösterendir
51
Dedi: ya öyle ise kurunıûlânın hali ne?
(.......) Fir'avn dedi ki, ya öyle ise kuruni ûlânın hali ne? -
Ya'ni dediğin gibi her şeyin hılkatini verdikten sonra hidayet edip olunu dahi göstermiş ise kururi ûlâ neye o hidayete irmemiş de putlara tapmış? Neye cehalette kalmış? Fir'avn, bu suretle Allah tarafından hidayet ve irşadı ve binaenaleyh nübüvveti inkâr etmek istiyor. Fir'avn kuruni ûlâ demekle kendi zamanına tekaddüm eden karınları kasdetmiş olmakla beraber kendisi de onlardan ayrılmak istemediği cihetle o kuruna dahil olmuş bulunuyor.
Sûre-i «Kasas» ta geleceği üzere Kur’ân lisanında kuruni ûlâ Fir'avnın helâkiyle hıtam bulmuştur.
Bu nükteye mebniy olmalıdır ki, Hazret-i Musâ cevabda Allah onlara da Peygamberler göderdi deyivermeyip de
52
Onun dedi: ılmi rabbımın ındinde bir kitabdadır, rabbım şaşmaz ve unutmaz
(.......) şöyle dedi (.......) ya'ni onların hali bana gâibdir gaybe ılim de ancak rabbımın ındinde bir kitabdadir.
Onların hali ne olduğunu ve ne olacağını ancak o, bilir her halde (.......) rabbım şaşmaz ve unutmaz - o, yol göstermiş, onlar, kabul etmemişlerdir, zira
53
O ki, sizin Arzı bir beşik yaptı ve onda size yollar açtı ve Semadan bir su indirdi de bu sebeble muhtelif nebattan çiftler çıkarmaktayız
(.......) o rabbımdır ki, Bu görülen bir hidayettir. (.......) burada gıyabdan tekellüme iltifat vardır (.......) bâtıla ve fena şeylere uymaktan nehyeden akıl demektir.
54
Hem yiyiniz hem hayvanlarınızı güdünüz, her halde bunda ülinnühâ için çok âyetler var
55
Sizi o Arzdan yarattık, yine sizi ona iade edeceğiz hem de ondan sizi diğer bir def'a daha çıkaracağız
56
Kasem olsun biz, ona âyetlerimizin hepsini gösterdik, öyle iken o yine yalan dedi dayattı
57
Sen, dedi: sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize ya Musâ!
58
O halde bilmiş ol ki, biz de onun gibi bir sihir sana yapacağız, şimdi sen, seninle aramızda bir mîad ta'yin et ki, ne senin ne bizim hulf etmiyeceğimiz denk bir mahall olsun
59
Size mîad, dedi: ziynet günü ve nâsın toplanacağı kuşluk vakti
60
Bunun üzerine Fir'avn tedbire girişti, bütün hîlesini derdi topladı da sonra geldi
61
Musâ onlara veyl sizlere, dedi: Allah’a yalanı iftira etmeyin sonra bir azâb ile kökünüzü keser, filhakıka iftira eden hâib oldu
62
Şöyle ki, aralarında işlerine kavraştılar ve gizli fısıldaştılar
63
Her halde dediler: bunlar iki sihirbaz, sizi yerinizden çıkarmak ve nümunei imtisal olan tariukatınızı gidermek istiyorlar
64
siz de bütün hîlenize ittifak edin, sonra da saf halinde gelin, bu gün üstün gelen, muhakkak felâhı buldu
65
Ya Musâ! Dediler: ya at, yâhud ilk atan biz olalım
66
Haydin siz atın dedi, ne baksın onların ipleri ve sopaları sihirlerinden ona öyle tahyil olunuyor ki, cidden bunlar koşuyorlar
67
Birdenbire Musâ içinde bir nevi' korku duydu
68
Korkma dedik: çünkü sensin üstün sen
69
Ve elindekini bırakıver, o onların yaptıklarını yalar yutar, çünkü onların yaptıkları sırf sihirbaz hîlesidir, sihirbaz ise her nerede olsa felâh bulmaz
70
Binnetice bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, Harun ile Musânın rabbına îman ettik dediler
71
Ya! Dedi: ben size izin vermeden ona îman ettiniz ha? O her halde size sihri öğreten büyüğünüz, o halde ahdim olsun ben ve elbet sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizleri hurma dallarına asacağım, ve her halde bileceksiniz ki, hangimiz azâbca daha şiddetli ve daha bakalı?
72
İhtimali yok dediler: bize gelen bu açık mu'cizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz, artık neye hukmün geçer, ne yapabilirsen yap, senin olsa olsa bu Dünya hayata hukmün geçer
73
Doğrusu biz günahlarımıza ve bizi zorladığın sihre karşı bize mağrifet etsin diye rabbımıza îman ettik, Allah, hem daha hayırlı hem daha bakalıdır
74
Her kim rabbına mücrim olarak varırsa şüphesiz ki, ona Cehennem var onda ne ölür ne dirilir
75
Her kim de ona mü'min olarak salih ameller işlemiş bir halde varırsa işte onlara en yüksek dereceler var
76
Adin Cennetleri altından nehirler akar, onlarda muhalled olarak kalacaklar, ve o işte temizlenen kimsenin mükâfatı
77
Ve filhakıka Musâya şöyle vahyettik: kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmazsın ve perva etmezsin
78
Derken Firavn ordulariyle onları ta'kıb etti, kendilerini de deryadan saran sarıverdi
79
Velhasıl Firavn kavmini dalâlete sürükledi, hidayete götürmedi
80
Ey Benî İsraîl! Sizi düşmanınızdan kurtardık ve size Tûrun sağ tarafına va'd verdik ve üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik
81
Size verdiğimiz rızıkların en hoşlarından yeyin ve hakkında tuğyan etmeyin ki, sonra üzerinize gadabım iner, her kim üzerine de gadabım inerse o uçuruma gider
82
Bununla beraber şübhe yok ki, ben, tevbe eden ve îman edip salih amel yapan, sonra da doğru giden kimse için gaffarım
83
Hem seni acele ile kavminden geçiren, ne ya Musâ?
84
Onlar, dedi, benim izim üzerindeler ve ben sana acele ettim ki, rabbım hoşnud olasın
85
Amma dedi: biz senin ardından kavmini fitneye düşürdük, Sâmirî onları şaşırttı
86
Derhal Musâ kavmine gadabnâk esefnâk olarak döndü, ey kavmım dedi: rabbınız size güzel bir va'd va'detmedi mi? Zaman mı uzadı? Yoksa üzerinize rabbınızdan bir gadab inmesini arzu ettinizde mi bana olan va'dinize hulfettiniz
87
Biz dediler, senin va'dine kendiliğimizden hulfetmedik ve lâkin o kavmin ziynetinden bir takım ağırlıklar yüklenmiş idik, onları ateşe attık, kezalik sâmirî de bıraktı derken
88
onlara bir dana, böğürmesi var bir cesed çıkardı, bunun üzerine dediler ki, işte bu sizin ilâhınız ve Musânın ilâhı fakat unuttu
89
Şu hakıkati görmüyorlar mı idi ki, o onlara bir söz iade edemiyor ve kendilerine ne bir zarar ne de bir menfaat iriştirmeğe malik olamıyordu
90
Kasem olsun ki, önceden Hârun onlara: Ey kavmin siz bununla sırf bir fitneye tutuldunuz ve doğrusu sizin rabbınız ancak Rahmandır, gelin bana tâbi' olun ve emrime itaat edin demişti
91
Biz dediler: bunun başına devam edip durmaktan asla ayrılmayız tâ dönünciye kadar bize Mûsa
92
Ey Hârun, dedi, sana ne mani' oldu da bunların dalâlete düştüklerini gödüğün vakıt
93
benim ardımca gelmedin, emrime ısyan mı ettin
94
Ey anamın oğlu dedi, sakalımı başımı tutma, emîn ol ki, dediğime bakmadın da Benî İsraîl arasına tefrika düşürdün dersin diye korktum
95
Ya ey sâmirî, senin derdin ne?
96
ben dedi, onların görmediklerini gördüm de Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım, ve bana nefsim böyle hoş gösterdi
97
Haydi, dedi, defol, çünkü sana hayatta şöyle demek var, temas yok, hem sana bir vaîd var ki, ona aslâ hulfedilmiyeceksin, o başını bekleyip durduğun ilâhına da bak, her halde biz onu yakacağız da yakacağız, sonra da kül edip onu muhakkak deryaya dökeceğiz
98
sizin ilâhınız ancak o Allahdır ki, ondan başka ilâh yok, o ılmi ile her şey'i kuşatmıştır
99
İşte sana böyle - ya Muhammed - geçmişin mühim haberlerinden kıssa naklediyoruz, şübhe yok ki, sana ledünnümüzden bir zikir verdik
100
Her kim ondan yüz çevirirse şübhesiz o, Kıyamet günü bir vebal yüklenecek
101
Ebediyyen onun altında kalacaklar ki, onlar içir Kıyamet günü o ne fena yüktür
102
O gün ki, sur üfürülecek ve mücrimler o gün göm gök mahşeri toplayacağız
103
"Ondan fazla durmadınız" diye aralarında gizli gizli konuşacaklar
104
Gidişce en beri benzerleri "bir günden fazla durmadınız" deyince ne diyeceklerini biz biliriz
105
Bir de sana dağlardan soruyorlar, binaenaleyh de ki, rabbım onları un ufra edip savuracak da
106
Yerlerini düpedüz bomboş bırakacak
107
Onda ne bir eğrilik ne bir yumruluk göremiyeceksin
108
O gün da'vetçiye ı'vicasız tebe'ıyyet edecekler öyle ki, Rahmanın heybetinden sesler kısılmıştır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsin
109
O gün şefaat faide vermez, ancak Rahmânın izin verdiği ve sözüne razı olduğu kimse müstesnâ
110
O onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir, onlar ise onu ılmen ihata edemezler
111
Ve bütün yüzler o hayyü kayyuma baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen cidden hâib olmuştur
112
Her kim de mü'min olarak salih amellerden işlerse o vakıt o, ne bir zulümden korkar, ne çiğnenmeden
113
Ve işte onu böyle Arabî bir Kur’ân olarak indirdik ve bunda vaîydden türlü şekilde tekrar yaptık, ki, belki korunur takvâ yolunu tutarlar, yahud da o, onlara bir zikr ihdas eyler
114
Demek ki, Allah o hak şehinşah yüksek, çok yüksek, maamafih sana vahyi tamam edilmeden evvel Kur’ân’ı acele etme ve de ki, (.......) "rabbım artır beni ılimce"
115
Filhakıka bundan evvel Âdem’e ahid verdik de unuttu ve biz onda bir azim bulmadık
116
Ve düşün o vaktı ki, Melâikeye "Âdem için secde edin" dedik, hemen secde ettiler, ancak İblîs dayattı
117
Bunun üzerine biz de ya Âdem dedik: haberin olsun bu sana ve zevcene düşmandır, sakın sizi Cennetten çıkarmasın ki, sonra bedbaht olursun
118
Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman oradadır
119
Ve sen orada susamazsın ve Güneşte yanmazsın
120
Derken Şeytan ona vesvese verdi: ey Âdem! sana kılâğuzluk edeyim mi Huld ağacına ve çürümez mülke? Dedi
121
Bunun üzerine ikisi de ondan yediler, derhal kendilerine kötü yerleri açılıverdi ve üzerlerine Cennet yaprağından yamamağa başladılar ve Âdem rabbına asîy oldu da şaşkın düştü
122
Sonra rabbı onu ıstıfa etti de tevbesini kabul buyurdu ve yol gösterdi
123
Buyurdu ki, inimiz ikiniz de oradan hepiniz, ba'zınız ba'zınıza düşman olarak, sonra ne zaman size benden bir hidayetçi gelir de her kim hidayetçime uyarsa işte o dalâlete düşmez ve bedbaht olmaz
124
Her kim de zikrimden yüz çevirirse ona dar bir maışet vardır ve onu Kıyamet günü kör olarak haşrederiz
125
Rabbım beni niçin kör olarak haşrettin, halbuki ben gözlü idim der
126
Buyurur ki, öyle, sana âyetlerimiz geldi de onları unuttun, bugün de böyle bırakılacaksın
127
Ve işte rabbının âyâtına îman etmeyip israf edeni biz böyle cezalandıracağız ve elbette o Âhıret azâbı daha şiddetli ve daha bakalıdır
128
Daha onları şu irşad etmedi mi? Ki, kendilerinden evvel nice kurûn helâk etmişiz, onların meskenlerinde yürüyüp duruyorlar, her halde bunda ıbret alacak aklı olanlar için çok âyetler var
Ya Muhammed :
129
Rabbından bir kelime sebketmiş olmasa idi her halde azâb lizam olurdu fakat müsemmâ bir ecel var
(.......) LİZÂM. ÂD ve semuda olduğu gibi hemen Dünyada yapışan âzâb,
130
O halde dediklerine sabret de rabbına hamdile tesbih eyle: Güneş doğmadan evvel: gece saatlerinde de tesbih et gündüzün etrafın da ki, rızaya irebilesin
(.......) Burada da namaz vakıtları tamamile gösterilmiştir,
131
Ve sakın öyle şey'e gözlerini uzatma ki, biz onun hakkında kâfirleri fitneye düşürmek için onunla bir kaç çiftini Dünya hayatın cici bicisinden zevkıyab etmişizdir, halbuki rabbının rızkı hem daha hayırlı, hem daha bakalıdır
132
Hem ehline de namaz ile emret hem de kendin ona sabrile devam eyle, biz senden bir rızk istemiyoruz. Biz seni merzuk ederiz ve âkıbet takvânındır
133
Birde rabbından bir âyet getirse ya! Dediler, yâ kendilerine evvelki kitablardakinin beyyinesi gelmedimi ki,?
Evvelki kitablardakinin beyyinesi - Tevrat ve İncil ve sair semavî kitabların mündericatını daha açık daha parlak bir surette beyan ve isbat eden ve bu suretle onlar hakkında dahi bir bürhan olarak nübüvveti Muhammediyyenin açık bir mu'cizesi bulunan Kur’ân gelmedi mi?
134
Eğer biz onları bundan evvel âzâb ile ihlâk etmiş olsa idik derlerdi ki, o rabbımız! Ne olurdu bize bir Resul gönderseydin de biz zelil ve rüsvay olmadan evvel âyetlerine ittiba etseydik
135
De ki, hep beklemekte, bekleyin bakalım çünkü yakında bileceksiniz: doğru yol sahibleri kimler? ve doğru giden kim?
1. Âyetin Tefsiri
(.......) Allahü a'lem, emsali gibi hurufi hecadır, esmai husnâdan kasem olduğu söylenmiş, ba'zı lûgatlerde ya recül, behey adam! Demek olduğu da rivayet edilmiştir, bir de (.......) den emri hazır, ha, zamir olarak: bas onu, yâhud çiğne onu, diye Resulullaha hıtab olduğu zikredilmiştir. Çünkü Resulullah, teheccüdünde bir ayak üzerinde durmakla iki ayağı da yere basması emrolunmuştur. Zamir, kademe, yâhud Arza raci'dir. Bu vechile ayağını bas, yâhud Arzı çiğne demek de olabilir. Bu ma'nâ mühimdir. Şu kadar ki, buna göre (.......) yazılması lâzım gelirdi.
2. Âyetin Tefsiri
Kur’ân’ı sana bedbaht olasın diye indirmedik
3. Âyetin Tefsiri
Ancak saygısı olana tezkir için
4. Âyetin Tefsiri
Bir tenzil olarak indirdik o yaradandan ki, hem Arzı yarattı hem o yüksek yüksek Gökleri
5. Âyetin Tefsiri
O rahmâni Arş üzerine istivâ buyurdu
(.......) İstivâ mes'elesi için Sûre-i «A'raf» a bak.
6. Âyetin Tefsiri
Bütün Semavâttakiler ve bütün Arzdakiler ve bütün bunların aralarındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun
7. Âyetin Tefsiri
Sen bu sözü ı'lan edeceksen de o hem sirri bilir hem daha gizlisini
(.......) Sirr içinden kendine söylediğin, ahfâ olacak fakat henüz olmamış bulunandır.
Yâhud sirr başkasına gizli söylediğin, ahfâ, nefsinde gizlediğindir. Bir de «ahfâ» fi'li mazı olmak üzere ma'nâ verilmiştir, ya'ni kulların sirrini bilir kendi sirrini ise gizlemiştir.
8. Âyetin Tefsiri
Allah, başka İlâh yok ancak o Hep onundur o en güzel isimler (esmâihusnâ)
(.......) Bir Hadîs-i şerifte doksan
9. Âyetin Tefsiri
Hem geldi mi Musânın kıssası sana?
dokuz sayılmış ve bunu sayan, Cennete girer buyurulmuştur.
10. Âyetin Tefsiri
Bir vakıt o beni ateş gördü de ehline durun, dedi: benim gözüme bir ateş ilişti belki size ondan bir yalın getiririm, yâhud üzerinde bir kılağuz bulurum
11. Âyetin Tefsiri
Vaktâki ona vardı kendine şöyle nidâ olundu
12. Âyetin Tefsiri
Ya Musâ haberin olsun benim, ben rabbım, hemen papuşlarını çıkar çünkü sen mukaddes vadide tuvadasın
13. Âyetin Tefsiri
Ve ben, seni ıhtiyar buyurdum şimdi verilecek vahyi dinle
14. Âyetin Tefsiri
Hakıkaten benim ben Allah, benden başka ilâh yok
15. Âyetin Tefsiri
Onun için bana ıbadet et ve zikrim için namaz kıl
16. Âyetin Tefsiri
Çünkü saat muhakkak gelecek, ben, hemen hemen onu gizliyorum ki, her nefis sa'yiyle cezalansın, binaenaleyh sakın ona inanmayıp da kendi hevasına uyan kimse seni ondan alıkoymasın sonra helâk olursun
17. Âyetin Tefsiri
O yeminindeki de ne ya Musâ?
18. Âyetin Tefsiri
O dedi: asâm, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım, benim onda daha diğer hacetlerim de vardır
19. Âyetin Tefsiri
Buyurdu ki, bırak onu ya Musâ!
20. Âyetin Tefsiri
Bıraktı ne baksın o bir yılan olmuş koşuyor
21. Âyetin Tefsiri
Tut onu, buyurdu: ve korkma biz onu evvelki sîretine iade edeceğiz
22. Âyetin Tefsiri
Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir afetsiz diğer bir âyet olarak
23. Âyetin Tefsiri
ki, sana en büyük âyetlerimizden gösterelim
24. Âyetin Tefsiri
Git Fir'avna zira o pek azdı
25. Âyetin Tefsiri
Dedi: ya rab! benim göğsüme genişlik ver
26. Âyetin Tefsiri
Ve bana işimi kolaylaştır
27. Âyetin Tefsiri
Ve dilimden ukdeyi çöz
28. Âyetin Tefsiri
Sözümü iyi anlasınlar
29. Âyetin Tefsiri
...
....
30. Âyetin Tefsiri
Ve bana ehlimden bir vezir ver o Kardeşim Harunu
31. Âyetin Tefsiri
Onunla sırtımı pekit
32. Âyetin Tefsiri
Ve onu işimde şerik et
33. Âyetin Tefsiri
Ki, seni çok tesbih edelim
34. Âyetin Tefsiri
Ve çok zikreyleyelim
35. Âyetin Tefsiri
Şüphe yok ki, sen bizi görüp duruyorsun
36. Âyetin Tefsiri
Haydi! Buyurdu: irdirildin dileğine ya Musâ
37. Âyetin Tefsiri
Şanım hakkı için biz lûtfeylemiştik sana diğer bir def'a daha
38. Âyetin Tefsiri
O vakıt ki, anana verilen şu ilhamı verdik
39. Âyetin Tefsiri
Onu tabut içine koy da deryayı bırak derya da onu sahile, bıraksın, onu hem bana düşman hem ona düşman biri alsın, ve üzerine benden bir sevgi koydum ki, hem nezaretim altında yetiştirilesin
40. Âyetin Tefsiri
O vakıt hemşiren gidiyor da diyordu: "ona iyi bakacak birini buluvereyim mi size?" Bu suretle seni anana iade ettik ki, gözü aydın olsun da mahzun olmasın, hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık, ve türlü mihnetlerle seni imtihan ettik bu sebeble senelerce Ehli Medyen içinde kaldın, sonra da bir kader üstüne geldin ya Musâ
41. Âyetin Tefsiri
Ben seni kendim için yetiştirdim
42. Âyetin Tefsiri
Git âyetlerimle sen ve biraderin Ve benim zikrimde gevşeklik etmeyin
43. Âyetin Tefsiri
Fir'avna gidin çünkü o pek azdı
44. Âyetin Tefsiri
Varın da ona belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin
45. Âyetin Tefsiri
Rabbenâ dediler, korkarız ki, bize şiddetle saldırır, yâhud tuğyanını artırır
46. Âyetin Tefsiri
Korkmayın buyurdu: çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm
47. Âyetin Tefsiri
Haydin varın da ona deyin ki, haberin olsun biz rabbının Resulleriyiz, artık Benî İsraîli bizimle gönder ve onları ta'zib etme, biz sana rabbından bir âyetle geldik, selâm da doğruya tabi' olanadır
48. Âyetin Tefsiri
İnan ki, bize şöyle vahyolundu: her halde azâb, tekzib edin yüz çevirenedir
49. Âyetin Tefsiri
Hele, dedi: sizin rabbınız kim ya Musâ?
50. Âyetin Tefsiri
Bizim dedi: rabbımız her şey'e hılkatini veren sonra da yolunu gösterendir
51. Âyetin Tefsiri
Dedi: ya öyle ise kurunıûlânın hali ne?
(.......) Fir'avn dedi ki, ya öyle ise kuruni ûlânın hali ne? -
Ya'ni dediğin gibi her şeyin hılkatini verdikten sonra hidayet edip olunu dahi göstermiş ise kururi ûlâ neye o hidayete irmemiş de putlara tapmış? Neye cehalette kalmış? Fir'avn, bu suretle Allah tarafından hidayet ve irşadı ve binaenaleyh nübüvveti inkâr etmek istiyor. Fir'avn kuruni ûlâ demekle kendi zamanına tekaddüm eden karınları kasdetmiş olmakla beraber kendisi de onlardan ayrılmak istemediği cihetle o kuruna dahil olmuş bulunuyor.
Sûre-i «Kasas» ta geleceği üzere Kur’ân lisanında kuruni ûlâ Fir'avnın helâkiyle hıtam bulmuştur.
Bu nükteye mebniy olmalıdır ki, Hazret-i Musâ cevabda Allah onlara da Peygamberler göderdi deyivermeyip de
52. Âyetin Tefsiri
Onun dedi: ılmi rabbımın ındinde bir kitabdadır, rabbım şaşmaz ve unutmaz
(.......) şöyle dedi (.......) ya'ni onların hali bana gâibdir gaybe ılim de ancak rabbımın ındinde bir kitabdadir.
Onların hali ne olduğunu ve ne olacağını ancak o, bilir her halde (.......) rabbım şaşmaz ve unutmaz - o, yol göstermiş, onlar, kabul etmemişlerdir, zira
53. Âyetin Tefsiri
O ki, sizin Arzı bir beşik yaptı ve onda size yollar açtı ve Semadan bir su indirdi de bu sebeble muhtelif nebattan çiftler çıkarmaktayız
(.......) o rabbımdır ki, Bu görülen bir hidayettir. (.......) burada gıyabdan tekellüme iltifat vardır (.......) bâtıla ve fena şeylere uymaktan nehyeden akıl demektir.
54. Âyetin Tefsiri
Hem yiyiniz hem hayvanlarınızı güdünüz, her halde bunda ülinnühâ için çok âyetler var
55. Âyetin Tefsiri
Sizi o Arzdan yarattık, yine sizi ona iade edeceğiz hem de ondan sizi diğer bir def'a daha çıkaracağız
56. Âyetin Tefsiri
Kasem olsun biz, ona âyetlerimizin hepsini gösterdik, öyle iken o yine yalan dedi dayattı
57. Âyetin Tefsiri
Sen, dedi: sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize ya Musâ!
58. Âyetin Tefsiri
O halde bilmiş ol ki, biz de onun gibi bir sihir sana yapacağız, şimdi sen, seninle aramızda bir mîad ta'yin et ki, ne senin ne bizim hulf etmiyeceğimiz denk bir mahall olsun
59. Âyetin Tefsiri
Size mîad, dedi: ziynet günü ve nâsın toplanacağı kuşluk vakti
60. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine Fir'avn tedbire girişti, bütün hîlesini derdi topladı da sonra geldi
61. Âyetin Tefsiri
Musâ onlara veyl sizlere, dedi: Allah’a yalanı iftira etmeyin sonra bir azâb ile kökünüzü keser, filhakıka iftira eden hâib oldu
62. Âyetin Tefsiri
Şöyle ki, aralarında işlerine kavraştılar ve gizli fısıldaştılar
63. Âyetin Tefsiri
Her halde dediler: bunlar iki sihirbaz, sizi yerinizden çıkarmak ve nümunei imtisal olan tariukatınızı gidermek istiyorlar
64. Âyetin Tefsiri
siz de bütün hîlenize ittifak edin, sonra da saf halinde gelin, bu gün üstün gelen, muhakkak felâhı buldu
65. Âyetin Tefsiri
Ya Musâ! Dediler: ya at, yâhud ilk atan biz olalım
66. Âyetin Tefsiri
Haydin siz atın dedi, ne baksın onların ipleri ve sopaları sihirlerinden ona öyle tahyil olunuyor ki, cidden bunlar koşuyorlar
67. Âyetin Tefsiri
Birdenbire Musâ içinde bir nevi' korku duydu
68. Âyetin Tefsiri
Korkma dedik: çünkü sensin üstün sen
69. Âyetin Tefsiri
Ve elindekini bırakıver, o onların yaptıklarını yalar yutar, çünkü onların yaptıkları sırf sihirbaz hîlesidir, sihirbaz ise her nerede olsa felâh bulmaz
70. Âyetin Tefsiri
Binnetice bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, Harun ile Musânın rabbına îman ettik dediler
71. Âyetin Tefsiri
Ya! Dedi: ben size izin vermeden ona îman ettiniz ha? O her halde size sihri öğreten büyüğünüz, o halde ahdim olsun ben ve elbet sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizleri hurma dallarına asacağım, ve her halde bileceksiniz ki, hangimiz azâbca daha şiddetli ve daha bakalı?
72. Âyetin Tefsiri
İhtimali yok dediler: bize gelen bu açık mu'cizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz, artık neye hukmün geçer, ne yapabilirsen yap, senin olsa olsa bu Dünya hayata hukmün geçer
73. Âyetin Tefsiri
Doğrusu biz günahlarımıza ve bizi zorladığın sihre karşı bize mağrifet etsin diye rabbımıza îman ettik, Allah, hem daha hayırlı hem daha bakalıdır
74. Âyetin Tefsiri
Her kim rabbına mücrim olarak varırsa şüphesiz ki, ona Cehennem var onda ne ölür ne dirilir
75. Âyetin Tefsiri
Her kim de ona mü'min olarak salih ameller işlemiş bir halde varırsa işte onlara en yüksek dereceler var
76. Âyetin Tefsiri
Adin Cennetleri altından nehirler akar, onlarda muhalled olarak kalacaklar, ve o işte temizlenen kimsenin mükâfatı
77. Âyetin Tefsiri
Ve filhakıka Musâya şöyle vahyettik: kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmazsın ve perva etmezsin
78. Âyetin Tefsiri
Derken Firavn ordulariyle onları ta'kıb etti, kendilerini de deryadan saran sarıverdi
79. Âyetin Tefsiri
Velhasıl Firavn kavmini dalâlete sürükledi, hidayete götürmedi
80. Âyetin Tefsiri
Ey Benî İsraîl! Sizi düşmanınızdan kurtardık ve size Tûrun sağ tarafına va'd verdik ve üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik
81. Âyetin Tefsiri
Size verdiğimiz rızıkların en hoşlarından yeyin ve hakkında tuğyan etmeyin ki, sonra üzerinize gadabım iner, her kim üzerine de gadabım inerse o uçuruma gider
82. Âyetin Tefsiri
Bununla beraber şübhe yok ki, ben, tevbe eden ve îman edip salih amel yapan, sonra da doğru giden kimse için gaffarım
83. Âyetin Tefsiri
Hem seni acele ile kavminden geçiren, ne ya Musâ?
84. Âyetin Tefsiri
Onlar, dedi, benim izim üzerindeler ve ben sana acele ettim ki, rabbım hoşnud olasın
85. Âyetin Tefsiri
Amma dedi: biz senin ardından kavmini fitneye düşürdük, Sâmirî onları şaşırttı
86. Âyetin Tefsiri
Derhal Musâ kavmine gadabnâk esefnâk olarak döndü, ey kavmım dedi: rabbınız size güzel bir va'd va'detmedi mi? Zaman mı uzadı? Yoksa üzerinize rabbınızdan bir gadab inmesini arzu ettinizde mi bana olan va'dinize hulfettiniz
87. Âyetin Tefsiri
Biz dediler, senin va'dine kendiliğimizden hulfetmedik ve lâkin o kavmin ziynetinden bir takım ağırlıklar yüklenmiş idik, onları ateşe attık, kezalik sâmirî de bıraktı derken
88. Âyetin Tefsiri
onlara bir dana, böğürmesi var bir cesed çıkardı, bunun üzerine dediler ki, işte bu sizin ilâhınız ve Musânın ilâhı fakat unuttu
89. Âyetin Tefsiri
Şu hakıkati görmüyorlar mı idi ki, o onlara bir söz iade edemiyor ve kendilerine ne bir zarar ne de bir menfaat iriştirmeğe malik olamıyordu
90. Âyetin Tefsiri
Kasem olsun ki, önceden Hârun onlara: Ey kavmin siz bununla sırf bir fitneye tutuldunuz ve doğrusu sizin rabbınız ancak Rahmandır, gelin bana tâbi' olun ve emrime itaat edin demişti
91. Âyetin Tefsiri
Biz dediler: bunun başına devam edip durmaktan asla ayrılmayız tâ dönünciye kadar bize Mûsa
92. Âyetin Tefsiri
Ey Hârun, dedi, sana ne mani' oldu da bunların dalâlete düştüklerini gödüğün vakıt
93. Âyetin Tefsiri
benim ardımca gelmedin, emrime ısyan mı ettin
94. Âyetin Tefsiri
Ey anamın oğlu dedi, sakalımı başımı tutma, emîn ol ki, dediğime bakmadın da Benî İsraîl arasına tefrika düşürdün dersin diye korktum
95. Âyetin Tefsiri
Ya ey sâmirî, senin derdin ne?
96. Âyetin Tefsiri
ben dedi, onların görmediklerini gördüm de Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım, ve bana nefsim böyle hoş gösterdi
97. Âyetin Tefsiri
Haydi, dedi, defol, çünkü sana hayatta şöyle demek var, temas yok, hem sana bir vaîd var ki, ona aslâ hulfedilmiyeceksin, o başını bekleyip durduğun ilâhına da bak, her halde biz onu yakacağız da yakacağız, sonra da kül edip onu muhakkak deryaya dökeceğiz
98. Âyetin Tefsiri
sizin ilâhınız ancak o Allahdır ki, ondan başka ilâh yok, o ılmi ile her şey'i kuşatmıştır
99. Âyetin Tefsiri
İşte sana böyle - ya Muhammed - geçmişin mühim haberlerinden kıssa naklediyoruz, şübhe yok ki, sana ledünnümüzden bir zikir verdik
100. Âyetin Tefsiri
Her kim ondan yüz çevirirse şübhesiz o, Kıyamet günü bir vebal yüklenecek
101. Âyetin Tefsiri
Ebediyyen onun altında kalacaklar ki, onlar içir Kıyamet günü o ne fena yüktür
102. Âyetin Tefsiri
O gün ki, sur üfürülecek ve mücrimler o gün göm gök mahşeri toplayacağız
103. Âyetin Tefsiri
"Ondan fazla durmadınız" diye aralarında gizli gizli konuşacaklar
104. Âyetin Tefsiri
Gidişce en beri benzerleri "bir günden fazla durmadınız" deyince ne diyeceklerini biz biliriz
105. Âyetin Tefsiri
Bir de sana dağlardan soruyorlar, binaenaleyh de ki, rabbım onları un ufra edip savuracak da
106. Âyetin Tefsiri
Yerlerini düpedüz bomboş bırakacak
107. Âyetin Tefsiri
Onda ne bir eğrilik ne bir yumruluk göremiyeceksin
108. Âyetin Tefsiri
O gün da'vetçiye ı'vicasız tebe'ıyyet edecekler öyle ki, Rahmanın heybetinden sesler kısılmıştır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsin
109. Âyetin Tefsiri
O gün şefaat faide vermez, ancak Rahmânın izin verdiği ve sözüne razı olduğu kimse müstesnâ
110. Âyetin Tefsiri
O onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir, onlar ise onu ılmen ihata edemezler
111. Âyetin Tefsiri
Ve bütün yüzler o hayyü kayyuma baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen cidden hâib olmuştur
112. Âyetin Tefsiri
Her kim de mü'min olarak salih amellerden işlerse o vakıt o, ne bir zulümden korkar, ne çiğnenmeden
113. Âyetin Tefsiri
Ve işte onu böyle Arabî bir Kur’ân olarak indirdik ve bunda vaîydden türlü şekilde tekrar yaptık, ki, belki korunur takvâ yolunu tutarlar, yahud da o, onlara bir zikr ihdas eyler
114. Âyetin Tefsiri
Demek ki, Allah o hak şehinşah yüksek, çok yüksek, maamafih sana vahyi tamam edilmeden evvel Kur’ân’ı acele etme ve de ki, (.......) "rabbım artır beni ılimce"
115. Âyetin Tefsiri
Filhakıka bundan evvel Âdem’e ahid verdik de unuttu ve biz onda bir azim bulmadık
116. Âyetin Tefsiri
Ve düşün o vaktı ki, Melâikeye "Âdem için secde edin" dedik, hemen secde ettiler, ancak İblîs dayattı
117. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine biz de ya Âdem dedik: haberin olsun bu sana ve zevcene düşmandır, sakın sizi Cennetten çıkarmasın ki, sonra bedbaht olursun
118. Âyetin Tefsiri
Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman oradadır
119. Âyetin Tefsiri
Ve sen orada susamazsın ve Güneşte yanmazsın
120. Âyetin Tefsiri
Derken Şeytan ona vesvese verdi: ey Âdem! sana kılâğuzluk edeyim mi Huld ağacına ve çürümez mülke? Dedi
121. Âyetin Tefsiri
Bunun üzerine ikisi de ondan yediler, derhal kendilerine kötü yerleri açılıverdi ve üzerlerine Cennet yaprağından yamamağa başladılar ve Âdem rabbına asîy oldu da şaşkın düştü
122. Âyetin Tefsiri
Sonra rabbı onu ıstıfa etti de tevbesini kabul buyurdu ve yol gösterdi
123. Âyetin Tefsiri
Buyurdu ki, inimiz ikiniz de oradan hepiniz, ba'zınız ba'zınıza düşman olarak, sonra ne zaman size benden bir hidayetçi gelir de her kim hidayetçime uyarsa işte o dalâlete düşmez ve bedbaht olmaz
124. Âyetin Tefsiri
Her kim de zikrimden yüz çevirirse ona dar bir maışet vardır ve onu Kıyamet günü kör olarak haşrederiz
125. Âyetin Tefsiri
Rabbım beni niçin kör olarak haşrettin, halbuki ben gözlü idim der
126. Âyetin Tefsiri
Buyurur ki, öyle, sana âyetlerimiz geldi de onları unuttun, bugün de böyle bırakılacaksın
127. Âyetin Tefsiri
Ve işte rabbının âyâtına îman etmeyip israf edeni biz böyle cezalandıracağız ve elbette o Âhıret azâbı daha şiddetli ve daha bakalıdır
128. Âyetin Tefsiri
Daha onları şu irşad etmedi mi? Ki, kendilerinden evvel nice kurûn helâk etmişiz, onların meskenlerinde yürüyüp duruyorlar, her halde bunda ıbret alacak aklı olanlar için çok âyetler var
Ya Muhammed :
129. Âyetin Tefsiri
Rabbından bir kelime sebketmiş olmasa idi her halde azâb lizam olurdu fakat müsemmâ bir ecel var
(.......) LİZÂM. ÂD ve semuda olduğu gibi hemen Dünyada yapışan âzâb,
130. Âyetin Tefsiri
O halde dediklerine sabret de rabbına hamdile tesbih eyle: Güneş doğmadan evvel: gece saatlerinde de tesbih et gündüzün etrafın da ki, rızaya irebilesin
(.......) Burada da namaz vakıtları tamamile gösterilmiştir,
131. Âyetin Tefsiri
Ve sakın öyle şey'e gözlerini uzatma ki, biz onun hakkında kâfirleri fitneye düşürmek için onunla bir kaç çiftini Dünya hayatın cici bicisinden zevkıyab etmişizdir, halbuki rabbının rızkı hem daha hayırlı, hem daha bakalıdır
132. Âyetin Tefsiri
Hem ehline de namaz ile emret hem de kendin ona sabrile devam eyle, biz senden bir rızk istemiyoruz. Biz seni merzuk ederiz ve âkıbet takvânındır
133. Âyetin Tefsiri
Birde rabbından bir âyet getirse ya! Dediler, yâ kendilerine evvelki kitablardakinin beyyinesi gelmedimi ki,?
Evvelki kitablardakinin beyyinesi - Tevrat ve İncil ve sair semavî kitabların mündericatını daha açık daha parlak bir surette beyan ve isbat eden ve bu suretle onlar hakkında dahi bir bürhan olarak nübüvveti Muhammediyyenin açık bir mu'cizesi bulunan Kur’ân gelmedi mi?
134. Âyetin Tefsiri
Eğer biz onları bundan evvel âzâb ile ihlâk etmiş olsa idik derlerdi ki, o rabbımız! Ne olurdu bize bir Resul gönderseydin de biz zelil ve rüsvay olmadan evvel âyetlerine ittiba etseydik
135. Âyetin Tefsiri
De ki, hep beklemekte, bekleyin bakalım çünkü yakında bileceksiniz: doğru yol sahibleri kimler? ve doğru giden kim?