ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ
Meryem Sûresi — ED-DURRU'L-MENSÛR TEFSÎRİ — Sayfa 2
57. Âyetin Tefsiri
"Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebî idi. Onu yüce bir makama yükselttik."
Hâkim, Semure'den bildirir: Hazret-i İdris beyaz tenli, uzun boylu, göbekli, geniş omuzlu, beden kılı az ve saçları yoğun biriydi. Bir gözü diğerinden daha büyüktü. Göğsünde beyaz bir leke vardı, ancak vücudu lekeli değildi. Yüce Allah yeryüzü insanlarının zulümlerini ve emirlerine karşı isyanlarını görünce Hazret-i İdris'i altıncı kat semaya yükseltti. "Onu yüce bir makama yükselttik" âyetinde bahsedilen de budur.
İbn Ebî Hâtim, Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan bildirir: "Hazret-i İdris, Hazret-i Nuh'tan daha öncedir. Yüce Allah onu kavmine göndermiş ve: "Lâ ilâhe illallah" dedikten sonra istedikleri şeyi yapabileceklerini söylemiştir. Ancak onlar buna da yanaşmayınca Yüce Allah onları helak etti."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Onu yüce bir makama yükselttik" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Hazret-i İdris terziydi. İğnesini her saplayışında da mutlaka "Sübhânallah!" derdi. Akşamı bulduğunda yeryüzünde ondan daha iyi amelde bulunan başka biri daha olmazdı. Bir defasında meleklerden biri Yüce Allah'a: "Rabbim! Bana izin ver de İdris'in yanına ineyim" diyerek bu yönde izin istedi. Yüce Allah izin verince melek Hazret-i İdris'in yanına indi. Ona selam verip: "Sana hizmet etmek için geldim" dedi. Hazret-i İdris: "Sen bir melek, ben ise bir insanken bana nasıl hizmet edeceksin?" karşılığını verdi ve: "Ölüm meleğiyle bir yakınlığın var mı?" diye sordu. Melek: "O da melek kardeşlerimden biridir" dedi. Hazret-i İdris: "Ölüm anında bana faydası dokunabilir mi?" diye sorunca, melek: "Ecelini öne alma veya erteleme konusunda elinden bir şey gelmez. Ama senin için onunla konuşayım da ölüm anında sana şefkatli davransın" karşılığını verdi ve: "Sırtıma bin" dedi. Sırtına binince melek onu (dördüncü kat) semaya yükseltti. Hazret-i İdris'i sırtında taşıyan melek ölüm meleği ile karşılaştı. "Senden bir isteğim var" deyince, ölüm meleği: "İsteğini biliyorum. İdris hakkında benimle konuşacaksın. Ancak onun ismi hayat sahifesinden silindi. Bir göz kırpması kadarlık da bir ömrü kaldı" karşılığını verdi. Hazret-i İdris bu şekilde meleğin sırtında, kanatları arasında vefat etti.
İbn Ebî Şeybe Musannef’te ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Ka'b'a, Hazret-i İdrîs'in yüce bir makama yükseltilmesi hadisesini sorduğumda şöyle dedi: "Hazret-i İdrîs çok takvalı bir kuldu. İlahi huzura kendisinden çıkan ameller, kendi zamanında hiç kimseden çıkmazdı. Amellerini huzura çıkaran melek bu durumu çok beğendi ve kendisinin yanına inmek için Rabbinden: "Rabbim! İzin ver de şu kulunu ziyaret edeyim" diyerek izin istedi. İzin verilince de indi. Ona: "Ey İdrîs! Müjde! Senden, huzura öyle salih ameller çıkarılıyor ki yeryüzü ahalisi içinde ameli bu şekilde çıkarılan hiç kimse yoktur" dedi. Hazret-i İdrîs ona: "Nereden biliyorsun?" diye sorunca, melek: "Ben bir meleğim!" karşılığını verdi. Hazret-i İdrîs: "Melek olabilirsin, ama bunu nerden biliyorsun?" diye sorunca, melek: "Çünkü senin amellerinin çıktığı kapıda ben duruyorum" dedi.
Hazret-i İdrîs, meleğe: "Ölüm meleği için bana aracı olsan da daha fazla şükür ve ibadette bulunmam için ecelimi geciktirse" deyince, melek: "Yüce Allah, eceli gelen bir nefsi geciktirmez" karşılığını verdi. Hazret-i İdrîs: "Biliyorum ama benim için bu daha güzeldir" deyince melek onu kanatları üzerine alıp semaya çıkardı. Ölüm meleğine varıp: "Ey ölüm meleği! Bu takvalı bir kuldur ve peygamberdir. Kendisinden buraya çıkan ameller, yeryüzü ahalisi içinde başka hiç kimseden çıkmamaktadır ve bu durumunu da çok beğendim. Rabbimden izin isteyip kendisini ziyaret ettim. Bu durumunu kendisine müjdelediğimde, daha fazla şükür ve ibadette bulunmak için ecelinin geciktirilmesi yönünde senin yanında aracı olmamı istedi" dedi. Ölüm meleği: "Bu kim?" diye sorunca, melek: "İdrîs" dedi. Bunun üzerine ölüm meleği kendisinde bulunan kitabı inceledi. Hazret-i İdris'in ismiyle karşılaşınca: "Vallahi İdrîs'in ecelinden bir şey kalmamış" dedi ve oradan ismini sildi. Hazret-i İdrîs oracıkta öldü.
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Onu yüce bir makama yükselttik" âyetini açıklarken: "Altıncı kat semaya yükseltildi ve orada öldü" demiştir.
Tirmizî, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Katâde: "Onu yüce bir makama yükselttik" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Enes'in bize bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "İsra gecesi göğe çıkartıldığımda dördüncü kat semada İdris'i gördüm" buyurdu.
İbn Merdûye, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: "Onu yüce bir makama yükselttik" âyetindeki makam konusunda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Dördüncü kat semadır" buyurdu.
Abd b. Humeyd, Mücâhid ile Rabî'den aynısını zikreder.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken: "Hazret-i İdris ölmedi, o da Hazret-i İsa gibi göğe yükseltildi" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in hasen bir senedle bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "Hazret-i İdris, İlyâs denilen kişidir" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in Ğufra'nın azatlısı Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: İdris takvalı tertemiz bir peygamberdi. Zamanını ikiye ayırmıştı. Haftanın üç gününde insanlara hayrı iyiliği öğretir, kalan dört günde de yeryüzünde seyahat eder, Allah'a ibadet etmenin gayreti içine girerdi. Sadece kendisinden semaya çıkan hayırlı şeyler tüm insanlardan çıkan ameller kadar olurdu. Ölüm meleği de Allah için kendisini sevdi ve seyahata çıkmak üzereyken yanına gelip: «Ey Allah'ın Peygamberi! Sana yoldaş olmam için bana müsaade etmeni istiyorum» dedi. İdris, onu tanımadığı için: «Bana yoldaş olmaya gücün yetmez» karşılığını verince, ölüm meleği: «Yapabilirim! Yüce Allah'ın bu yönde beni güçlü kılacağını umuyorum» dedi. Aynı günde de İdris'le birlikte yola çıktı. Gün bitmek üzereyken bir koyun çobanıyla karşılaştılar. Ölüm meleği, İdris'e: « Ey Allah'ın Peygamberi! Akşamı nerede edeceğimizi bilmiyoruz. Akşam yemeği için bu sürüden bir oğlak alsan olmaz mı?» deyince, İdris: «Bir daha bana böylesi bir teklifte bulunma! Bize ait olmayan bir şeyi almamı mı istiyorsun? Akşamı nerede edersek Yüce Allah orada bize rızkımızı verecektir!» karşılığını verdi.
Akşam olduğunda Yüce Allah daha önce kendisine hep gönderdiği rızkı yine gönderdi. Ölüm meleğine: «Yaklaş da ye!» deyince, melek: «Hayır! Sana peygamberliği bahşedene yemin olsun ki iştahım yok» karşılığını verdi. İdris yemeği yedikten sonra her ikisi de namaza kalktılar. İdris bir zaman sonra namazdan dolayı yoruldu, bitkin düştü ve uykusu geldi. Ölüm meleği ise ne yoruldu, ne bitkin düştü ve ne de uykusu geldi. İdris onun bu durumuna şaşırıp kendi kendine: «İnsanlar içinde ibadete benden daha fazla gücü yeten biri yok diye düşünürdüm. Ama bu adam bu konuda benden daha güçlüymüş» dedi. Meleğin bu şekilde ibadetini görünce de kendi ibadetini değersiz görmeye başladı.
Sabah olduğunda tekrar yola düştüler. Akşam yaklaştığında bir üzüm hahçesiyle karşılaştılar. Ölüm meleği, İdris'e: «Akşamı nerede edeceğimizi bilmiyoruz. Bu üzümlerden birkaç salkım alsak olmaz mı?» deyince, İdris: «Böylesi bir teklifi bana bir daha yapma demedim mi? Akşamı nerede bulursak Yüce Allah ikimize de rızkımızı gönderecektir» karşılığını verdi. Akşam olduğunda Yüce Allah daha önce kendisine hep gönderdiği rızkı yine gönderdi. İdris yemeye başladı ve ölüm meleğine: «Gel sen de ye!» dedi. Melek: «Hayır! Sana peygamberliği bahşedene yemin olsun ki iştahım yok» karşılığını verdi. İdris onun bu haline şaşırdı. Yemek sonrası namaza kalktılar. Bir zaman sonra İdris yine yorulup uzandı. Ölüm meleği ise ne yoruldu, ne bitkin düştü ne de uykusu geldi. İdris bunu görünce ona: «Canım elinde olana yemin olsun ki sen Ur insan değilsin!» dedi. Melek: «Evet! İnsan değilim» karşılığını verince, İdris: «O zaman sen kimsin?» diye sordu. Melek: «Ben ölüm meleğiyim» dedi. İdris: «Bana yönelik bir emir mi aldın?» diye sorunca, melek: «Şayet öyle bir emir almış olsaydım seni bu zamana kadar bekletmezdim. Ben Allah için seni sevdim ve bundan dolayı sana yoldaş oldum» karşılığını verdi. İdris: «Ey ölüm meleği! Gecesi gündüzüyle üç gündür benimle berabersin. Bu süre içinde de mahlükattan hiç kimsenin ruhunu almadın» deyince, melek: «Hayır, aldım! Sana peygamberliği bahşedene yemin olsun ki beni gördüğün ilk andan itibaren yeryüzünün doğusu ve batısında ruhunu almam emredilen her bir nefsin ruhunu alıyordum. Tüm dünya benim yanımda kişinin önünde duran ve elini uzatıp istediğini alan yemek sofrası gibidir» karşılığını verdi.
İdris: «Ey ölüm meleği! Beni kendisi için sevdiğin şey aşkına senden bir şey isteyeceğim ve bu isteğimi yerine getir» deyince, melek: «Ey Allah'ın Peygamberi! Dile benden ne dilersen» karşılığını verdi. İdris: «Bana ölümü tattırmanı, ölümün tadına varmak için ruhumla cesedimi birbirinden ayırmanı, daha sonra da ruhumu bana geri vermeni istiyorum» deyince, melek: «Rabbimden bu konuda izin almadan bunu yapamam» karşılığını verdi. İdris: «O zaman Rabbinden izin al» dedi. Ölüm meleği Rabbinin katına çıktı ve bu konuda izin istedi. Rabbi ona izin verince, ölüm meleği İdris'in ruhu ile cesedini birbirinden ayırdı. İdris ölü bir şekilde yere yığılınca Yüce Allah ruhunu ona geri verdi. Ölüm meleği de İdris'in yüzünü silmeye ve: «Ey Allah'ın Peygamberi! Yoldaşlığımdan dolayı başına böylesi bir şeyin gelmesini istemezdim» demeye başladı. İdris kendine gelince melek ona: «Ey Allah'ın Peygamberi! Nasıl buldun?» diye sordu. İdris: «Ey ölüm meleği! Bu konuda bana bir şeyler anlatılmış bir şeyler duymuştum, ancak anlatılandan ve işittiğimden daha büyük bir şeymiş» karşılığını verdi.
Sonrasında: «Ey ölüm meleği! Senden bir isteğim daha var» dedi. Ölüm meleği: «Nedir?» diye sorunca, İdris: «Bana Cehennemi göster, az da olsa nasıl bir şey olduğunu görmek istiyorum» dedi. Ölüm meleği: «Cehennem ateşini görüp de ne yapacaksın? Onu ne görmeni, ne de ahalisinden biri olmanı isterim» karşılığını verdi. İdris: «Hayır, görmek isterim ki ondan daha fazla korkup daha fazla uzak durayım» deyince, ölüm meleği Cehennem kapılarından birine gitti ve bekçilerine seslendi. Bekçiler: «Kim o?» diye sorunca, melek: «Ben ölüm meleğiyim» dedi. Bekçiler onun geldiğini görünce korkudan titremeye başladılar ve: «Bize yönelik bir emir mi aldın?» diye sordular. Melek: «Şayet bu yönde bir emir alsaydım sizleri bir an bekletmezdim. Allah'ın Peygamberi İdris kendisine Cehennemden bir parça göstermenizi istiyor» dedi. Bunun üzerine Cehennem bekçileri Cehennemden iğne deliği kadar bir delik açtılar. Bu delikten gelen sıcaklık, alev ve esintiyle İdris kendinden geçip yere yığıldı. Ölüm meleği bekçilere: «Kapatın!» deyince deliği geri kapattılar. Ölüm meleği, İdris'in yüzünü silmeye ve: «Ey Allah'ın Peygamberi! Yoldaşlığımdan dolayı başına böylesi bir şeyin gelmesini istemezdim» demeye başladı. İdris kendine gelince melek ona: «Ey Allah'ın Peygamberi! Nasıl buldun?» diye sordu. İdris: «Ey ölüm meleği! Bu konuda bana bir şeyler anlatılmış bir şeyler duymuştum, ancak anlatılandan ve işittiğimden daha büyük bir şeymiş» karşılığını verdi.
Sonrasında İdris: «Ey ölüm meleği! Geriye senden sadece bir isteğim kaldı» dedi. Melek: «Nedir?» diye sorunca, İdris: «Az da olsa bana Cennetten bir parça göstermeni istiyorum» karşılığını verdi. Ölüm meleği: «İnşaallah Cennettekilerin en iyilerinden biri olacaksın ve inşallah orası senin meskenin ve dönüş yerin olacak» deyince, İdris: «Ey ölüm meleği! Onu görmek istiyorum! Belki onu daha fazla arzu etmeme, istememe ve onun için daha çok çalışmama vesile olur» diye ısrar etti. Bunun üzerine melek Cennet kapılarından birine gitti ve bekçilerine seslendi. Bekçiler: «Kim o?» diye sorunca, melek: «Ben ölüm meleğiyim» dedi. Bekçiler onun geldiğini görünce korkudan titremeye başladılar ve: «Bize yönelik bir emir mi aldın?» diye sordular. Melek: «Şayet bu yönde bir emir alsaydım sizleri bir an bekletmezdim. Allah'ın Peygamberi İdris kendisine Cennetten bir parça göstermenizi istiyor. Kapıyı açın» dedi. Bekçiler kapıyı açınca Cennetin serinliği, güzelliği ve kokusu İdris'in aklım başından aldı. «Ey ölüm meleği! Cennete girip meyvelerinden yemeyi, içeceklerinden içmeyi istiyorum. Belki onu daha fazla arzu etmeme, istememe ve onun için daha çok çalışmama vesile olur» dedi. Ölüm meleği ona: «Gir!» deyince, İdris içeriye girip meyvelerinden yedi, içeceklerinden içti. Sonrasında ölüm meleği ona: «Ey Allah'ın Peygamberi! Geri çık! İstediğini elde ettin. Nasılsa Yüce Allah kıyamet gününde diğer peygamberlerle birlikte seni içeriye alacak» dedi.
Ancak İdris Cennetteki bir ağacın gövdesine sarıldı ve: «Buradan çıkmam! İstersen de bu konuda seninle tartışırım!» dedi. Yüce Allah da ölüm meleğine: «Tartışmayı kabul et» diye vahyedince melek, İdris'e: «Ey Allah'ın Peygamberi! Benimle nasıl tartışacaksın?» diye sordu. İdris şöyle dedi: «Yüce Allah: "Her canlı ölümü tadacaktır..."'» buyurmuştur. Ben de Yüce Allah'ın mahlükatına takdir ettiği ölümü bir defa tattım. Yine: «Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür»buyurmuştur. Ben de Cehenneme uğradım. Yüce Allah, mahlükatına Cehenneme bir defa uğramayı yazmışken ben iki defa mı uğrayacağım? Yine Cennet ahalisine: «...Oradan çıkarılmayacaklardır» buyurmuştur. Yüce Allah'ın beni soktuğu bir yerden mi çıkarılacağım?"
Bunun üzerine Yüce Allah, ölüm meleğine: «Kulum İdris tartışmada seni yendi! İzzetim ve celalime yemin olsun ki onu yaratmadan önce öldüğü bu ölümden başka bir ölümü tatmayacağını takdir edip yazmıştım. Cehenneme bu uğramasından başka bir daha uğrayacak değildir. Aynı şekilde Cennete girmiş olduğu anda gireceğini ve oradan çıkarılmayacağını yazmıştım. Ey ölüm meleği! Onu bırak! Çok güçlü kanıtlar getirerek tartışmada seni yendi!» buyurdu.
İdris bu şekilde Cennette kalmaya karar verince, Yüce Allah da herkesten önce onun Cennete girmesini takdir edince diğer melekler hayretler içinde kaldılar ve: «Rabbimiz! Bizleri İdris'ten şu kadar bin yıl önce yarattın. Bir an bile de sana karşı gelmedik. İdris'i ise az bir zaman önce yarattın. Nasıl olur da onu bizden önce Cennete soktun» dediler. Yüce Allah onlara cevaben şöyle vahyetti: «Ey meleklerim! Ben sizleri bana ibadet etmeniz, tesbih edip zikretmeniz için yarattım. Sizler için lezzeti de bunlarda kıldım. Bunlardan başka yiyecek ve içeceklerde sizler için herhangi bir lezzet kılmış değilim. Bu yönde sizlere gereken güç ve imkanı da verdim. Süsü, şehveti, lezzeti, isyanı ve günahları ise yeryüzündekiler için yarattım. İdris benim için tüm bunlardan uzak durdu. İsteklerimi kendi isteklerine, rıza ve sevgimi kendi rıza ve sevgisine tercih etti. İçinizden İdris'in girdiği yere girmek isteyen varsa da yeryüzüne insin ve onun gibi bana ibadet etsin, onun amelleri gibi amelde bulunsun. Şayet İdris gibi amel ederse onun da İdris'in girdiği yere sokarım. Ancak istediğim şeylerden başka bir şey yapar, yolumdan başka bir yola girerse o zaman onu zalimlerin girdiği yere sokarım.» Bunun üzerine melekler: «Rabbimiz! Senden ne mükâfat, ne de ceza istiyoruz. Bize bahşettiğin konuma ve yere razıyız» dediler.
Ancak meleklerden Harut, Marut ve başka biri daha öne çıkıp bu teklife razı oldular. Yüce Allah bu üçüne de şöyle vahyetti: «Madem öyle bir karar aldınız, o zaman sizi uyarayım ki belki sakınır, faydalanırsınız. Bilin ki benim yanımda en büyük günahlar dört tanedir. Şayet bu dört tane günah dışında bir şey yaparsanız onları bağışlarım. Ancak bunları yapmanız halinde sizleri bağışlamam.» Bu üç melek: «Bunlar nedir?» diye sorduklarında, Yüce Allah: «Puta tapmak, haksız yere cana kıymak, içki içmek ve size haram olan biriyle ilişkiye girmektir» buyurdu.
Bu şartlar üzerine üç melek yeryüzüne indi. Yeryüzünde de İdris'in yaptığı gibi haftanın dört günü seyahat ediyor, kalan üç günde de insanlara hayrı öğretiyorlar, onları Allah'a ibadet ve itaat etmeye davet ediyorlardı. Ancak Yüce Allah onları kadınların en güzellerinden biri olan Zühre ile sınadı. Onu gördüklerinde fitneye kapıldılar. Yüce Allah da zaten bunu önceden takdir edip bildirmiş ve pişman olacaklarını ifade etmişti. Yüce Allah'ın bu yöndeki uyarılarını unuttular ve Zühre ile birlikte olmak istediler. Zühre: «Sizinle birlikte olurum. Ancak benim bir kocam var, onu öldürmeden bu istediğiniz şeyi yapamam. Onu öldürmeniz halinde sizin olurum» karşılığını verdi. Buna karşılık biri diğerine: «Haksız yere cana kıymamamız ve bize haram olan biriyle ilişkiye girmemiz emredildi. Fakat şimdilik her ikisini yapalım sonra hepsi için tövbe ederiz» dedi. Üçüncü kişi fitneye düşeceklerini anlayınca Yüce Allah onu korumak için semayı araladı. O da semadan içeriye girince fitneye düşmekten kurtuldu. Harut'la Marut ise Yüce Allah'ın kendilerine takdir ettiği gibi yeryüzünde kaldılar.
Harut'la Marut, Zühre'nin kocasına saldırıp öldürdüler. Zühre ile birlikte olmak isteyince, bu defa: «Benim taptığım bir putum var. Ona karşı gelmek istemem. İsterseniz siz de ona bir defa secde edin» dedi. İçine düştükleri fitne ile bunu da yapmak istediler. Biri diğerine: «Puta tapmamamız emredildi» deyince, diğeri: «Haksız yere cana kıymamamız ve zina etmememiz de emredilmişti. Ancak bunu da yapalım sonra hepsine bir tövbe ederiz» karşılığını verdi. Sonrasında o puta secde ettiler. Bir daha onunla birlikte olmak için hazırlanınca Zühre: «Sizden bir isteğim daha var» dedi. «Nedir?» diye sorduklarında: «Bende bir içecek var. O olmadan hiçbir şeyden zevk almıyorum» dedi. «Bu içecek nedir?» diye sorduklarında: «İçki» dedi. İçine düştükleri fitne ile bunu da yapmak istediler. Biri diğerine: «İçki içmememiz emredildi» deyince, diğeri: «Haksız yere cana kıymamamız ve zina etmememiz de emredilmişti. Ancak bunu da yapalım sonra hepsine bir tövbe ederiz» karşılığını verdi. Sonrasında içkiyi içtiler. Zühre ile beraber olmaya hazırlanınca «Sizden bir isteğim daha olacak» dedi. «Nedir?» diye sorduklarında: «Semaya çıkmak için kullandığınız sözleri bana da öğretin» dedi. Bu sözleri ona öğrettiler. Zühre bu sözleri söyleyince semaya doğru yükseldi. Ulaşınca da yıldıza dönüştü.
Harut'la Marut bu şekilde sınandıktan sonra semaya çıkmak istediler. Ancak semanın kapıları yüzlerine kapandı. Kendilerine de: «Semaya günah işleyenler giremez!» denildi. Semaya bu şekilde girişleri engellenince, sınanıp fitneye düştüklerini de görünce pişmanlık içinde Yüce Allah'a yalvarıp yakarmaya başladılar. Yüce Allah onlara şöyle vahyetti: «Size sunulan teklifi kabul etmenizden dolayı öfkemi ve cezamı hakettiniz! Oysa meleklerimin arasında bana itaat ve ibadet ediyordunuz. Ancak isyan ettiniz, emirlerimi de yerine getirmediğiniz için bunlar başınıza geldi. Artık ya dünya azabını, ya da âhiret azabını seçin!» Dünya azabının ne kadar uzun sürse de bir gün biteceğini, âhiret azabının ise sonunun olmadığını bildikleri için dünya azabını seçtiler. Şimdi onlar Babil'de birbirlerine bağlı bir şekilde ayaklarından aşağıya asılmışlardır ve kıyamete kadar öyle kalacaklardır."
İbn Ebî Hâtim, Dâvud b. Ebî Hind'den o da bazı arkadaşlarından bildirir: Ölüm meleği Hazret-i İdris'in dostu di. Bir gün Hazret-i İdris ona: "Ey ölüm meleği!" diye seslenince, melek: "Buyur!" karşılığını verdi. Hazret-i İdris: "Beni öldür de ölümün nasıl bir şey olduğunu göreyim" deyince, melek: "Sübhânallah ey İdris! Gökyüzü ve yeryüzü ahalisi ölümden kaçarken sen nasıl olduğunu göstermemi mi istiyorsun?" karşılığını verdi. Hazret-i İdris: "Nasıl bir şey olduğunu görmek istiyorum" deyip bu konuda ısrar edince, melek: "Ey İdris! Ben de senin gibi emir kuluyum ve bu konuda elimden bir şey gelmez" dedi. Daha sonra ölüm meleği semaya çıktı ve: "Rabbim! Kulun, ölümün nasıl bir şey olduğunu kendisine göstermemi istiyor" dedi. Yüce Allah ona: "Onu öldür!" buyurdu. Ölüm meleği, Hazret-i İdris'e bir daha: "Ey İdris! Tüm mahlukat ölümden kaçıyor" deyince, Hazret-i İdris: "Bana ölümü göster" karşılığını verdi. Hazret-i İdris bu şekilde öldürülünce ölüm meleği ruhunu ona geri veremeden öylece kaldı. Sonra: "Rabbim! İdris'in içinde bulunduğu durumu görüyorsun" deyince, Yüce Allah ona ruhunu geri döndürdü.
Hazret-i İdris bir süre bu şekilde yaşadıktan sonra yine bir gün: "Ey ölüm meleği! Beni Cennete sok da içine bakayım!" dedi. Melek: "Ey İdris! Ben de senin gibi emir kuluyum. Bu konuda elimden bir şey gelmez" karşılığını verdi. Hazret-i İdris bu konuda ısrar edince, melek, Yüce Allah'a şöyle dedi: "Rabbim! Kulun İdris Cenneti görmek istiyor ve kendisini içeriye sokmam için ısrarlarda bulundu. Ancak kendisine emir kulu olduğumu ve bu konuda bir şey yapamayacağımı söyledim." Yüce Allah: "Onu Cennete sok" buyurdu. Melek kendi kendine: "Yüce Allah, İdris hakkında benim bilmediğimi biliyor" dedi ve onu alıp Cennete soktu. Cennette bir süre kaldıktan sonra ölüm meleği ona: "Haydi artık çıkalım" dedi. Hazret-i İdris şu karşılığı verdi: "Hayır, çıkmam. Yüce Allah insanların ilk ölümden başka bir ölümü görmeyeceklerini bildirdi. Yine: "...Oradan çıkarılmayacaklardır" buyurmuştur. Bundan dolayı buradan çıkmayacağım!" Ölüm meleği: "Rabbim! Kulun İdris'in ne dediğini duyuyor musun!" deyince, Yüce Allah: "Kulum doğru söyledi ve o senden daha iyi biliyor. Onun için onu içerde bırakıp çık" karşılığını verdi. Yüce Allah da bu konuda: "Onu yüce bir makama yükselttik" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebî idi. Onu yüce bir makama yükselttik."âyetini açıklarken şöyle demiştir: Hazret-i İdris, Yüce Allah'ın yeryüzüne gönderdiği ilk nebî idi. Kendisinden semaya yükselen amel diğer tüm insanlardan yükselen amelin yarısı kadar çıkardı. Meleklerden biri de onu çok sevmişti. Yüce Allah'tan, yanına inmesi izin isteyince, Allah ona bu yönde izin verdi. Melek, Allah katındaki değerini Hazret-i İdris'e anlatınca: "Ey melek! O zaman ömründen geriye ne kadar kaldığını bana söyle! Belki Allah'a daha çok amelde bulunurum" dedi. Melek: "Ey İdris! Bunu ancak Allah bilir" karşılığını verdi. Hazret-i İdris: "Yüce Allah'ın hükümranlığını görmek ve ona daha fazla amelde bulunmak için beni semaya çıkarabilir misin?" diye sorunca, melek: "Hayır! Yapamam ancak aracı olurum" dedi. Melek buna aracı olup Yüce Allah'tan izin isteyince onu kanatları altında semaya çıkartması emredildi. Bunun üzerine melek onu kanatlarının altında taşıyıp semaya çıkardı. Altıncı kat semaya vardıklarında Yüce Allah'ın katından inmekte olan ölüm meleğiyle karşılaştılar. Melek: "Ey ölüm meleği! Nereye gidiyorsun?" diye sorunca, ölüm meleği: "İdris'in ruhunu almaya gidiyorum" dedi. Melek: "Ruhunu nerede alman emredildi?" diye sorunca, ölüm meleği: "Altıncı kat semada almam emredildi" dedi. Onu taşıyan melek Hazret-i İdris'e bakınca ayaklarının titrediğini ve vefat ettiğini gördü. Bunun üzerine onu altıncı kat semada bıraktı.
58. Âyetin Tefsiri
"İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Âdem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrâhîm ve İsrail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman ın âyetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Âdem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrâhîm ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Zikredilen peygamberlerin isimlendirilmesi bu şekilde olmuştur. Âdem'in soyundan olanlar İdris ile Nuh'tur. Nuh ile birlikte taşınanlardan kasıt İbrâhîm'dir. İbrâhîm'in neslinden olanlar İsmail, İshak ve Yakub'tur. İsrail'in neslinden olanlar da Musa, Harun, Zekeriya, Yahya ve İsa'dır."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini: "İhlaslı kıldığımız" şeklinde açıklamıştır.
Abd b. Humeyd, Kays b. Sa'd'dan bildirir: İbn Abbâs cemaatle sohbet edip eski kıssaları anlatan Ubeyd b. Umeyr'in yanına gelip başında durdu. Umeyr: "Kitap'ta İbrâhîm'e dair anlattıklarımızı da an. O, dosdoğru bir peygamberdi" âyetinden başlayarak, "Kitap'ta İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözüne sadıktı... Kitap'ta İdris'i de an... İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Âdem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrâhîm ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler..." âyetlerini okuyunca, İbn Abbâs ona: "Yüce Allah'ın bu kullarını hatırlat ve Allah'ın övdüğü kişileri sen de güzel bir şekilde öv" dedi.
İbn Ebid'd-Dünya el-Bükâ'da, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî Şuabu'l- îman'da bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb, Meryem Sûresi'ni okuduktan sonra secde etti. Daha sonra: "Secdeyi yaptık da ağlama nerede kaldı?" dedi.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) eşi Safiyye, secde âyetini okuduktan sonra secde eden kişilerle karşılaşınca onlara: "Secdenizi ve duanızı ettiniz, peki ağlamanız nerede?" diye seslendi.
59. Âyetin Tefsiri
"Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi..." âyetini açıklarken: "Bunlar Yahudi ile Hıristiyanlardır" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bunlar bu ümmetten çıkan bir nesildir. Hayvanlar gibi yollarda birbirlerinin üzerine aşarlar. Ne yerdeki insanlardan utanır ne semadaki Allah'tan korkarlar."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Kıyamet kopmaya yakın bu ümmetin salih insanları gider. Geriye kalanlar sokaklarda birbirlerinin üzerine aşıp zina ederler."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî: "...Namazı heba eden..." âyetini açıklarken: "Namazı bırakırlar, anlamındadır" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Namazı heba etmeleri onu bırakmaları değildir. Zira kişi bırakmadığı bir şeyi de heba etmiş olabilir. Burada heba etmeden kasıt namazlarını vaktinde kılmamalarıdır."
Saîd b. Mansûr'un bildirdiğine göre İbrahim: "...Namazı heba eden..."âyetini açıklarken: "Namazları vaktinde kılmazlar" demiştir.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Kâsım b. Muhaymire: "...Namazı heba eden..." âyetini açıklarken: "Namazı vaktinde kılmayıp geciktirirler. Zira namazı bırakmaları halinde kafir olurlar" demiştir.
İbn Ebî Hâtim ve Hatîb el-Muttefik ve'l-Müfterik'de bildirdiğine göre Ömer b. Abdilazîz: "...Namazı heba eden..." âyetini açıklarken: "Namazı heba etmeleri, onu bırakmaları değil onu vaktinde kılmamalarıdır." demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ka'b: "Vallahi Tevrat'ta münafıkların özelliklerini şöyle bulmaktayım: Bunlar içki içerler, şehvetlerinin peşine düşerler. Zar (kumar) oynarlar, yatsı namazı vakitlerinde uyumayı tercih ederler. Sabah namazlarını çokça kaçırırlar. Namazları sık sık terk edip Cuma namazlarına katılmazlar" dedi ve: "Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi..." âyetini okudu.
İbn Ebî Hâtim, Ebu'l-Eş'as'tan bildirir: "Kalpleri dünya şehvetlerine bağlı olanların akılları ile aramda perde vardır."
Beyhakî Şuabu'l-îman'da Abdullah b. Âmir b. Rabîa'dan bildirir: Bir adamla birlikte aynı yerde yıkanıyorduk. Ömer b. el-Hattâb yıkanırken birbirimize baktığımızı görünce şöyle dedi: "Yüce Allah'ın, haklarında: "Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir" buyurduğu kimselerden olmanızdan korkarım."
Ahmed, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi..." âyetini okuduktan sonra şöyle buyurduğunu işittim: "Benden altmış yıl sonra namazı heba eden ve şehvetlerinin peşinde giden bir nesil gelecektir. Bunlar bu azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir. Bunların da ardından Kur'ân'ı okuyan, ancak okudukları gırtlaklarından aşağı inmeyen bir nesil gelecektir. Kur'ân'ı da mümin, münafık ve günahkâr olmak üzere üç kişi okur. "
Ahmed ve Hâkim, Ukbe b. Âmir'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ümmetimden kitap ehli ile süt ehli helak olacaklardır" buyurduğunu işittim. "Yâ Resûlallah! Kitap ehlinden kastettiğin kimlerdir?" diye sorduğumda:
"Kur'ân'ı, müminlerle tartışmak için öğrenen kimselerdir" buyurdu. "Peki, süt ehli dediğin kimlerdir?" diye sorduğumda ise: "Şehvetlerinin peşinden gidip namazlarını heba edenlerdir" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Hâkim'in bildirdiğine göre Hazret-i Âişe sadakasını sadakayı dağıtacak olanlara verir ve şöyle derdi: Bunu Berberî olan erkek veya kadına vermeyin. Zira Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) onlar hakkında şöyle buyurduğunu işittim: "Bunlar Yüce Allah'ın, haklarında: «Onların ardından namazı heba eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir» buyurduğu kimselerdir."
İbn Merdûye, İbn Ömer'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ümmetimden öfkeyle birini öldüren, yönetici olduğu zaman rüşvet yiyen, namazlarını heba eden, şehvetlerinin peşinden giden ve muhaliflerine galip gelen kişiler olacaktır" buyurdu. "Yâ Resûlallah! Bunlar mümin mi?" diye sorulunca da: "İman ettiklerini söylerler" karşılığını verdi.
60–62. Âyetlerin Tefsiri
Bkz. Ayet:63
63. Âyetin Tefsiri
"Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir. Ancak tövbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O nun vaadi yerini bulacaktır. Orada boş söz işitmezler, sadece "selam" işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar. Kullarımızdan, takva sahibi kimselere vereceğimiz Cennet İşte budur."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Orada hüsrana uğrayacaklardır" şeklinde açıklamıştır.
Firyâbî, Saîd b. Mansûr, Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî el-Ba's'da değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Cay, Cehennemde irinle dolu olan bir nehir (veya vadi)dir. Çok derin olup pis bir tadı vardır. Şehvetlerinin peşinde koşanlar onun içine atılırlar.'"
İbnu'l-Münzir ve Beyhakî el-Ba's'de bildirdiğine göre Berâ b. Âzib bu âyeti açıklarken: "Ğay, Cehennemde derin ve pis kokulu bir vadidir" demiştir.
İbn Cerîr, Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Ba's'da Ebû Umâme'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "On gebe deve (veya at) ağırlığındaki bir kaya Cehennemin kenarından aşağıya atılacak olsa yetmiş yıl boyunca iner de dibine ulaşmaz. Sonrasında Gay ile Esâm'a ulaşır" buyurdu. Ona: "Ğay ve Esâm nedir?" diye sorduğumda da şöyle buyurdu: "Bunlar Cehennemin dibinde bulunan iki nehirdir. Cehennemliklerin kan ve irinleri buraya akar. Bu ikisini Yüce Allah: «...Bunlar da Ğay'yı boylayacaklardır» âyeti ile «...Bunları yapan Esâm'la karşılaşır» âyetinde zikretmiştir."
İbn Merdûye, Nehşel'den, o Dahhâk'tan, o da İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Gay, Cehennemde bir vadidir" buyurmuştur.
Buhârî'nin Târih'de bildirdiğine göre Hazret-i Âişe: (.....) ifadesini açıklarken: "Cehennemde bir vadidir" demiştir.
İbnu'l-Münzir, Şufey b. Mâti'den bildirir: "Cehennemde, Ğay isminde bir vadi vardır. Bu vadi kan ile irin şeklinde akar ve kendisi için yaratılmışların yeridir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...İşte bunlar Ğay'yı boylayacaklardır. Ancak tövbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Namazlarını heba edip şehvetlerine uyanlar bunun karşılığında kötü bir duruma düşeceklerdir. Ancak günahından dolayı tövbe eden, Rabbine iman eden ve kendi ile Allah arasında salih amellerde bulunanlar bunun dışındadır."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Orada boş söz işitmezler..." âyetini açıklarken: "Batıl söz işitmezler" demiştir.
Abd b. Humeyd, Hennâd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Orada boş söz işitmezler..." âyetini açıklarken: "Orada birbirlerine dil uzatmazlar" demiştir. "...Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar" âyetini açıklarken de: "Cennette sabah ve akşam diye bir şey yoktur. Dünyada iken alışmış oldukları ve canlarının çektiği zamanlarda rızıkları yanlarına getirilir" demiştir.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar" âyetini açıklarken: "Ahirette rızıkları, dünyada iken yanlarına geldiği zaman aralıkları ile gelir" demiştir.
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Velîd b. Müslim'den bildirir: Züheyr b. Muhammed'e: "...Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar" âyetinin açıklamasını sorduğumda şöyle dedi: "Cennette ne gece ne güneş ne de ay vardır. Cennettekiler daimi olan bir nurun içindedirler. Ancak yine de gece ile gündüz gibi zaman aralıkları vardır. Gece zamanını perdelerin inmesi ve kapıların kapanmasından anlarlar. Gündüz zamanını da perdelerin kaldırılıp kapıların açılmasıyla anlarlar."
Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'de Abân vasıtasıyla Hasan ve Ebû Kılâbe'den bildirir: Adamın biri: "Yâ Resûlallah! Cennette gece olacak mı?" deyince, Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Böylesi bir soruyu sormana sebep olan nedir?" diye sordu. Adam: "Yüce Allah'ın Kur'ân'da: "...Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar" buyurduğunu işittim. Sabah ve akşam dendiğine göre gece vardır diye düşündüm" karşılığını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Orada gece yoktur. Daimi bir aydınlık ve nur vardır. Sabah akşamların, akşamların üzerine gelir. Hediye ve rızıkları Yüce Allah tarafından dünyada iken kıldıkları namaz vakitlerine göre yanlarına gelir. Melekler de onlara esenlik dilerler."
İbnu'l-Münzir, Yahya b. Ebî Kesîr'den bildirir: Âyetin nazil olduğu zamanlarda Araplar günde sadece bir öğün yemek yerlerdi. İki öğün yemek yiyen kişi "varlıklı" diye isimlendirilirdi. Yüce Allah da kullarını katındaklere teşvik etmek için: "...Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Cennetten her bir sabah -ki Cennette zaman hep sabahtır- Yüce Allah'ın dostları bir huriyle gerdeğe girerler. Hurilerden yaratılış olarak en aşağı derece olanlar bile za'firandan yaratılmıştır."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim: "...Vereceğimiz Cennet işte budur" âyetini: (.....) lafzıyla okurdu.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Şevzeb: "Kullarımızdan, takva sahibi kimselere vereceğimiz Cennet işte budur" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Dünyadaki her bir kişinin Cennette bir evi ve hanımı olur. Kıyamet gününde ise Yüce Allah mümin kullarına kafirlerin evlerinden şu şu kadar verir. Âyetteki "Kullarımızdan" ifadesinden kasıt da budur."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dâvud b. Ebî Hind: "Kullarımızdan, takva sahibi kimselere vereceğimiz Cennet işte budur"' âyetini açıklarken: "Takva sahiplerinden kasıt, muvahhid olanlardır" demiştir.
64. Âyetin Tefsiri
"Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir."
Ahmed, Buhârî, Abd b. Humeyd, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Hâkim ve Beyhakî Delâil'de İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Cebrâil'e: "Bizi neden daha fazla ziyaret etmiyorsun?" diye sorunca: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz..." âyeti nazil oldu. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim rivayeti: "Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) sorusunun cevabı bu oldu" ziyadesiyle zikretmişlerdir.
İbn Merdûye, Enes'ten bildirir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah'ın en çok sevdiği ile en çok öfke duyduğu bölgeler hangileridir?" diye sorulunca: "Cebrâil'e sormadan bilemem" karşılığını verdi. Cebrâil de yanına geldiği zaman aradan bayağı bir zaman geçmişti. Ona: "O kadar geç geldin ki Rabbimin bana kızdığım düşünmeye başladım" deyince, Cebrâil: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz..." karşılığını verdi.
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim, İkrime'den bildirir: Cebrâil kırk gün boyunca Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) uğramadı. Geldiğinde ona: "O kadar uzun bir süre geçti ki seni özledim" deyince, Cebrâil: "Ben seni daha fazla özlemiştim, ama emir kuluyum" karşılığını verdi. Bunun üzerine Yüce Allah, Cebrâil'e vahyederek: "Ona "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz..." de" buyurdu.
İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildirir: Cebrâil'in uzun bir süre inmemesi üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çok üzüldü ve ağırına gitti. Durumu Hazret-i Hatice'ye aktarınca, Hazret-iHatice: "Belki Rabbin seni terk etmiştir veya sana darılmıştır" dedi. Bunun üzerine: "Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da" âyeti nazil oldu. Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Cebrâil! O kadar uzun bir süre yanıma gelmedin ki kötü zanda bulunmaya başladım" deyince, Cebrâil: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz..." karşılığını verdi.
İbn Cerîr, Mücâhid'den bildirir: Cebrâil on iki gün boyunca Hazret-i Peygamber 'e (sallallahü aleyhi ve sellem) uğramadı. En son geldiğinde ona: "Gelmen o kadar uzun sürdü ki müşrikler her türlü şeyi düşünmeye başladılar" deyince de bu âyet nazil oldu.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildirir: Cebrâil, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelmekte gecikti. Daha sonra geldiğinde Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: "Bana gelmene engel olan nedir?" diye sordu. Cebrâil: "Tırnaklarınızı kesmez, parmaklarınızın arasındaki kiri temizlemez, bıyıklarınızı kısaltmaz ve misvak kullanmazken yanınıza nasıl gelelim?" karşılığını verdi ve: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz..." âyetini okudu.
İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Cebrâil uzun bir zaman Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelmeyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) bundan dolayı sıkılıp üzüldü. Daha sonra Cebrâil yanına geldi ve: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir..." dedi. Burada önde olandan kasıt âhiret, arkada olandan kasıt da dünyadır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime: "...Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir..." âyetini açıklarken: "Önde olandan kasıt dünya, arkada olandan kasıt ise âhirettir" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Önde olandan kasıt âhiret, arkada olandan kasıt ise dünyadır. Bunlar arasında olan şeyden kasıt da dünya ile âhiret arasındaki şeylerdir."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Bunlar arasında olan her şey..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt, Sûr'a iki üfürüş arasıdır" demiştir.
Hennâd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye: "...Bunlar arasında olan her şey..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt, Sûr'a iki üfürüş arasıdır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Senin Rabbin unutkan değildir" âyetini açıklarken: "Ey Muhammed! Rabbin seni unutacak değildir, anlamındadır" demiştir.
Bezzâr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, İbn Merdûye, Beyhakî Sünen'de ve Hâkim'in Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah'ın Kitâb'ında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında hüküm belirtmediği şeyler de sizler için bir bağıştır. Yüce Allah'ın bu bağışını kabul et, zira Yüce Allah herhangi bir şeyi unutacak değildir" buyurdu ve: "...Senin Rabbin unutkan değildir" âyetini okudu.
İbn Merdûye, Câbir vasıtasıyla aynısını zikreder.
Hâkim, Selmân'dan bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) yağ, peynir yeme ile kürk giymenin hükmü sorulunca: "Yüce Allah'ın Kitâb'ında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında hüküm belirtmediği şeyleri de size bırakmıştır" buyurdu.
65. Âyetin Tefsiri
"O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?"
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Rabbine benzer veya eş olan bir şeyi bilir misin?" şeklinde açıklamıştır.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?" âyetini açıklarken: "Allah'tan başka Rahmân olarak isimlendirilen yoktur" demiştir.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken: "Ey Muhammed! İlahının hiç çocuğu var mı, anlamındadır" demiştir.
Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) âyetinin ne anlama geldiğini bana söyle" deyince, İbn Abbâs: "Semiy'den kasıt çocuktur" karşılığını verdi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Şairin:
"Sen çocukları çoğaltmaya bak
Zira mal dediğin gelip gider" dediğini işitmedin mi?"
66. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:67
67. Âyetin Tefsiri
"İnsan, «Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?» der. İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?"
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "insan, "öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?" âyetini açıklarken: "Bunu diyen Âs b. Vâil'di" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim: "...Çıkarılacak mıyım?"âyetini: (.....) lafzıyla, 'Elif' harfini raf' ile okumuştur. "...Düşünmez mi?" âyetini da: lafzıyla, 'Yâ' harfini üstün, 'Kef' harfini de ötre ile okumuştur.
68–69. Âyetlerin Tefsiri
Bkz. Ayet:70
70. Âyetin Tefsiri
"Rabbine and olsun kî Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız. Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip ayıracağız. Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Oturtarak" şeklinde açıklamıştır, (.....) ifadesini ise: "İsyankâr" olarak açıklamıştır.
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini ise: "İsyankâr" olarak açıklamıştır.
Hâkim, İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyetlerdeki ifadesi ile (.....) ifadesini nasıl okuduğunu bilmiyorum. Ama her ikisi de ötrelidir.
Abdullah b. Ahmed Zühd'e zevâid olarak ve Beyhakî'nin el-Ba's'da Abdullah b. Bâbâh'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
"Cehennemin yanında diz çökmüş bir şekilde toplanmış olduğunuzu görür gibiyim" buyurmuştur.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyetleri, (.....) 'Ayn' harfini ötre ile, (.....) 'Cim' harfini ötre ile, (.....) 'Sad' harfini ötre ile okumuştur.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) ifadesini: "Ayakta durdurarak" şeklinde açıklamıştır.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: (.....) âyetini: "Sonra, başlarız..." şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip ayıracağız" âyetini açıklarken: "Her bir din topluluğunun kötülükte liderini ve ileri gelenlerini çekip çıkarırız" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime: "...Rahman'a karşı en isyankâr olanları..." âyetini açıklarken: "Dünyada iken Rahman'a karşı isyankâr olanları" demiştir.
Hennâd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebu'l-Ahvas: "Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip ayıracağız" âyetini açıklarken: "Suçları en büyükten başlamak üzere sırasıyla suçları en küçüğe doğru isyankar olanlar çekilip çıkarılırlar" demiştir.
İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin el-Ba's'da bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "İnsanlar önceki sonraki diye bakılmadan diriltilirler. Diriltme işi bittikten sonra tüm insanlar bir yerde toplanır ve suçu en büyük olandan başlamak üzere isyankâr olanlar çekilip çıkarılırlar" dedi ve: "Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız. Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip ayıracağız"' âyetlerini okudu.
Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid: "Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip ayıracağız" âyetini açıklarken: "Her ümmetten Yüce Allah'a karşı küfründe şiddetli olanları çekip ayıracağız" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz" âyetini açıklarken: "Cehennemde ebedi olarak kalmaya kimlerin daha fazla layık olduğunu biliriz" demiştir.
Hâris b. Ebî Usâme ve hasen bir senedle İbn Cerîr, ibn Abbâs'tan bildirir: Kıyamet günü dünya, deri parçası gibi açılıp ayrılır ve şu şu kadar daha genişletilir. Ardından insanından cinine kadar tüm mahlukat bir yerde toplanır. Böylesi bir günde dünya seması olan birinci kat sema yarılır ve içinde bulunan herkes yeryüzüne saçılıp dağılır. Sadece dünya semasında bulunanlar yeryüzünde bulunan tüm insan ve cinlerin iki katı çıkarlar. Dünya semasındakiler bu şekilde yeryüzüne saçılınca yeryüzündekiler onları görüp büyük bir korkuya kapılırlar ve onlara: "Rabbimiz içinizde mi?" diye sorarlar. Dünya semasından düşenler de onların bu sorularından korkarlar ve: "Rabbimizi tenzih ederiz! İçimizde değil, ama gelecek!" derler.
Daha sonra ikinci kat sema yarılır ve içinde bulunan herkes yeryüzüne saçılıp dağılır. Sadece ikinci kat semada bulunanlar, dünya semasında bulunanlar ile insanı ve cini ile yeryüzünde bulunanların iki katı çıkarlar. İkinci kat semada bulunanlar bu şekilde yeryüzüne saçılınca yeryüzündekiler onları görüp büyük bir korkuya kapılırlar ve onlara: "Rabbimiz içinizde mi?" diye sorarlar. İkinci kat semadan düşenler de onların bu sorularından korkarlar ve: "Rabbimizi tenzih ederiz! İçimizde değil ama gelecek!" derler. Daha sonra diğer semalar da sırasıyla yarılıp içindekiler yeryüzüne dağılıp saçılırlar. Her bir kat sema da altındaki tüm semaların ve yeryüzü ahalisinin iki katı kadardırlar. Her bir kat semada bulunanlar bu şekilde yeryüzüne saçılınca yeryüzü ahalisi onlardan korkup aynı soruyu sorarlar. Onlar da diğer kat semalarda bulunanların verdiği cevabı verirler.
Sonunda yedinci kat sema da yarılır ki yedinci kat sema diğer altı kat semada bulunanlar ile yeryüzünde bulunanların tümünün iki katı kadar çıkarlar. Yüce Allah da içlerinde bulunur. Tüm mahlûkat diz çökmüş bir şekilde dururken bir münadi: "Bu gün kimlerin kerem sahibi olduğunu göreceksiniz! Her halleri için Allah'a hamdetmiş olanlar kalksın!" diye seslenir. Her halleri için Allah'a hamdetmiş olanlar kalkıp Cennete doğru giderler. Sonra bir daha: "Bu gün kimlerin kerem sahibi olduğunu göreceksiniz! Korku ve ümit içinde geceleri Rablerine dua edenler ve uyku yüzü görmeyenler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak edenler nerede?" diye seslenir. Bunlar da kalkıp Cennete doğru giderler. Sonra bir daha: "Bu gün kimlerin kerem sahibi olduğunu göreceksiniz! Ticaretleri ve alışverişleri kendilerini Allah'ın zikrinden, namazdan ve zekattan alıkoymayan, kalplerin ve bakışların dönüştürüleceği günden korkanlar nerede?" diye seslenir. Bunlar da kalkıp Cennete doğru giderler.
Bu üç grup ayrılıp Cennete girdikten sonra Cehennemden, gören gözleri ve konuşan dili olan bir ateş alevi çıkıp geriye kalan mahlukatın üzerinde durur. "Sizden üç tür insandan sorumlu tutuldum. Biri de inatçı zorbadır!" dedikten sonra inatçı zorbaları safların arasından bir kuşun susam tanesini gagasıyla alması gibi seçip alır ve götürüp Cehennemin içine koyar. Sonra bir daha çıkıp: "İçinizde Allah'a ve Resûlüne eziyet edenlerden sorumlu tutuldum!" dedikten sonra bunları safların arasından bir kuşun susam tanesini gagasıyla alması gibi seçip alır ve götürüp Cehennemin içine koyar. Üçüncü defa çıkıp: "İçinizde resim yapanlardan sorumlu tutuldum!" dedikten sonra bunları da safların arasından bir kuşun susam tanesini gagasıyla alması gibi seçip alır ve götürüp Cehennemin içine koyar. Üç grup Cennete üç grup da Cehenneme bu şekilde seçilip alındıktan sonra amel defterleri açılıp hesap için mizan kurulur. Daha sonra geriye kalanlar hesap için çağırılır.
71. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:72
72. Âyetin Tefsiri
"Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız."
Ahmed, Abd b. Humeyd, Hakîm et-Tirmizî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Ba's'da Ebû Sümeyye'den bildirir: Bu âyette geçen "Vurûd" lafzının anlamı üzerinde ihtilafa düştük. Bazılarımız: "Cehenneme mümin olan girmez" derken, bazıları da: "Bütün herkes Cehenneme girer, ancak daha sonra Yüce Allah içlerinden takva sahibi olanları oradan kurtarır" diyordu. Câbir b. Abdillah ile karşılaştığımda bu durumu ona anlattım. Câbir parmağını kulağına götürdü ve şöyle dedi: "Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Ne kadar iyi ve kötü insan varsa hepsi Cehenneme girecektir. Ancak ateş, mümin için İbrahim'e olduğu gibi serinlik ve esenlik olacaktır. Öyle ki serinlikten dolayı Cehennemden sesler yükselir. Daha sonra Yüce Allah takva sahibi olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş hâlde bırakır» buyurduğunu duymadıysam şu kulaklarım sağır olsun!"
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî el-Ba's'da Mücâhid'den bildirir: Nâfi' b. el- Ezrak bu âyetteki "Vurûd" lafzının anlamı konusunda İbn Abbâs'la tartıştı. İbn Abbâs: "Vurûd girmek anlamındadır" deyince, Nâfi': "Hayır! Bu anlamda değildir" karşılığını verdi. Bunun üzerine İbn Abbâs: "Siz ve Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz" âyetini okudu ve: "Buradaki 'Vurûd' girmek midir değil midir?" dedi. Sonra: "Firavun» kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!" âyetini okudu ve şöyle dedi: "Buradaki 'Vurûd' girmek midir değil midir? Bize gelince ise ben de, sen de oraya gireceğiz. Sen oradan geri çıkacak mıyız, çıkamayacak mıyız ona bak."
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: İyi veya kötü herkes oraya uğrayacaktır. "Yüce Allah'ın: "Firavun, kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!" buyurduğunu işitmez misin? Bu yönde yine: "Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreriz" buyurmuştur.
Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'a: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyeti sorulunca: "İçinizden oraya girmeyecek olan yoktur, anlamındadır" demiştir.
Beyhakî'nin el-Ba's'da bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti açıklarken: "Cehenneme girmeyen hiç kimse kalmaz" demiştir.
Hennâd ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini açıklarken: "Uğramaktan kasıt Sırat'tan geçmektir" demiştir.
Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, Beyhakî el-Ba's'da, İbnu'l-Enbârî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur...'" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bu konuda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bütün insanlar Cehenneme uğrar. Ancak daha sonra amellerine göre oradan çıkarılacaklardır. Oradan ilk çıkanlar şimşek hızında çıkarlar. Sonrakiler rüzgar, sonrakiler atın koşması, sonrakiler bineğine binmiş kişi, sonrakiler kişinin koşması, sonrakiler de kişinin yürüyüşü hızında çıkarlar. "
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd şöyle demiştir: "Bütün insanlar Sırat'tan geçeceklerdir. Âyette bahsedilen uğramadan kasıt, Cehennemdeki ateşin çevresinde dikilmeleridir. Daha sonra herkes ameline göre Sırat'tan geçecektir. Buna göre kimisi şimşek hızında, kimisi rüzgar hızında, kimisi kuş hızında, kimisi iyi cins olan at hızında, kimisi iyi cins deve hızında, kimisi kişinin koşması hızında geçer. En sonunda geçecek olan kişinin de ayak parmaklarının ucunda bir nur olur ve Sırat'tan o nurun ışığında geçer."
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..."âyetini açıklarken şöyle demiştir: Cehennem üzerinde Sırat kılıçtan daha keskindir. İlk tabakada olanlar şimşek gibi, ikinci tabakada olanlar rüzgar gibi, üçüncü tabakada olanlar en iyi atlar hızında, dördüncü tabakada olanlar da en iyi develer ve hayvanlar hızında üzerinden geçerler. Daha sonra da artık herkes kendi tabakası ve konumuna göre üzerinden geçer. İnsanlar bu şekilde geçerlerken de melekler: "Rabbim! Selametle geçir! Selamete erdir!" derler.
İbn Ebî Şeybe ve Hâkim'in Muğîre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde müminlerin Sırat üzerindeki sloganı: «Allahım! Selamete erdir! Sağ salim geçir!» şeklindedir."
İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetinde kastedilen herkesin içinden geçip gideceğidir."
Hennâd Zühd'de ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime bu âyeti açıklarken: "Cehennemin üzerindeki Sırat'tan geçeceklerdir" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Hennâd, Abd b. Humeyd, Hakîm et-Tirmizî ve İbnu'l-Enbârî Mesâhif de Hâlid b. Ma'dân'dan bildirir: Cennet ahalisi Cennete girdiği zaman: "Rabbimiz! Bizlere Cehenneme uğrayacağımızı söylememiş miydin?" diye sorarlar. Yüce Allah da: "Evet, söylemiştim. Ancak Cehennem sönükken siz üzerinden geçtiniz" karşılığını verir.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Enbârî ve Beyhakî'nin el-Ba's'da bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini açıklarken: "Uğramaktan kasıt, içine girmeden üzerinden geçip gitmektir" demiştir.
Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini açıklarken: "Uğramaktan kasıt, üzerinden geçip gitmektir" demiştir.
İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Ebû Nadra: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: İnsanlar, donmuş yağ gibi olan Sırat'tan Cehenneme doğru sürülürler. Sırat bir tarafa eğilince Yüce Allah, Cehenneme: "Kendi dostlarını al, benim dostlarımı da bana bırak" buyurur. Sonrasında Cehennemlikler aşağı doğru batarken müminler kurtulur. "...Doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl görecekler ki?"buyruğunda ifade edilen de budur.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim, Ebu'l-Avvâm'dan bildirir: Ka'b: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetindeki uğramanın (vurûd) ne anlama geldiğini biliyor musunuz?" diye sorunca, oradakiler: "Cehenneme uğramayı onun içine girme olarak düşünüyoruz" karşılığını verdiler. Bunun üzerine Ka'b şöyle dedi: "Hayır, öyle değil. Cehenneme uğramak şöyle olur: Cehennem donmuş yağın yüzü gibi olur. İyisi ve kötüsüyle tüm mahlukat onun üzerinde durduğu zaman bir münadi Cehenneme: "Kendi dostlarını alıp benim dostlarımı bana bırak" diye seslenir. Bunun üzerine Cehennem kendi dostlarını batırır ki Cehennem kendi dostlarını bir babanın kendi çocuğunu tanımasından daha iyi bir şekilde tanıyıp bilir. Müminler ise sadece giysileri az bir nemlenmiş bir şekilde kurtulurlar. Cehennem zebanilerinden her birinin iki omuz arası da bir yıllık yolculuk mesafesi kadardır. Elinde demirden iki dişli bir direk olur. Onu bir sallayışta dokuz yüz bin kişiyi Cehennem ateşine döker."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Müslümanların uğraması, onun üzerindeki köprüden geçip gitmesidir. Müşriklerin uğraması ise içine girmeleridir. Melekler de bu köprünün her iki tarafında dururlar ve: "Allahım! Selamete erdir! Sağ salim geçir!" diye dua ederler.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ubeyd b. Umeyr: "Cehennemin yanından geçmek ona uğramaktır" demiştir.
İbnu'l-Enbârî Mesâhifde Merzûk b. Ebî Selâme'den bildirir: Nâfi' b. el- Ezrak, ibn Abbâs'a: "Âyette bahsi geçen Vurûd'un anlamı nedir?" diye sorunca, İbn Ab'âs: "İçine girmedir" karşılığını verdi. Nâfi': "Hayır, Vurûd'un anlamı içine girmek değil, kenarında durmaktır" deyince de İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Vay sana! Yüce Allah'ın: "Yine de onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri hiç de doğru değildi. Firavun, kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!" âyetini işitmedin mi? Sence Firavun onları Cehennemin kenarında mı durdurmuştur? Oysa Yüce Allah, Firavun hakkında: "...Kıyametin kopacağı günde de, «Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun" denilecektir» buyurmuştur."
Taberânî ve İbn Merdûye'nin Ebû Eyyûb'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde ilk olarak karı kocanın davaları görülür. Bu davada ne erkeğin, ne de kadının dilleri konuşur. Elleri ve ayakları birbirlerinin aleyhinde tanıklık ederler. Kadının elleri ve ayakları kocasından gizli olarak yaptığı şeyleri dile getirirken, erkeğin de elleri ve ayakları eşine karşı yaptığı haksızlıkları dile getirirler. Daha sonra kişinin köleleri, malları, hizmetçileri getirilir ve aynı şekilde davaları görülür. Daha sonra da çarşı esnafı hesaba çekilir. Bu hesaplaşmada kişiden ceza olarak ne para, ne de mal alınır. Bunun yerine kişinin iyiliklerinden alınıp hakkı olan diğerine verilir veya birinin kötülüklerinden alınıp kendisine haksızlık eden birine yüklenir. Sonrasında zorba olanlar demirden sopalarla getirilip âlemlerin Rabbi olan Allah'ın huzurunda durdurulurlar. Yüce Allah da: «Onları Cehennem ateşine doğru sürün!» buyurur. Artık Cehenneme girerler mi yoksa «Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur...» âyetinde ifade edildiği gibi oraya sadece uğrarlar mı, bilmiyorum."
İbn Sa'd, İbn Abbâs'tan bildirir: Ömer b. el-Hattâb sûikastte saldırıya uğrayıp yaralandığı zaman: "Vallahi yeryüzünde ne varsa benim olsaydı kıyamet günündeki o korkudan kurtulmak için hepsini feda ederdim" deyince, kendisine şu karşılığı verdim: "Vallahi bu korkuyu Yüce Allah'ın: «Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur...» âyetinde belirttiği kadarıyla görmeni umuyorum."
Hakîm et-Tirmizî, Taberânî, İbn Merdûye, Beyhakî Şuab'da ve Hatîb'in Ya'lâ b. Münye'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde Cehennem, mümine: «Geçip git ey mümini Zira nurun benim alevimi söndürdü» diyecektir."
İbn Sa'd, Ahmed, Hennâd, Müslim, İbn Mâce, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbnu'l-Enbârî, Taberânî ve İbn Merdûye, Ümmü Mübeşşir'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bedir savaşı ile Hudeybiye'de bulunanlardan hiç kimse Cehenneme girmez" buyurunca, Hafsa: "Ama Yüce Allah: «Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur...» buyurmuyor mu?" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: "Ama sonrasında: «Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız»buyurduğunu işitmez misin?" karşılığını verdi.
Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "(Buluğa ermemiş) üç çocuğu ölen bir müslümanın Cehenneme uğramas,ı ancak Yüce Allah'ın ettiği yeminin gerçekleşmesi içindir" buyurmuştur. Sonrasında ravi Süfyân: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini okudu.
Taberânî'nin Abdurrahman b. Beşîr el-Ensârî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Buluğa ermemiş üç çocuğu ölen bir Müslüman Cehenneme sadece oradan geçerken uğrar" buyurmuştur. Oradan geçerken uğramaktan kasıt, Sırat üzerinden geçmektir.
Ahmed, Buhârî Târih'de, Ebû Ya'lâ, Taberânî ve İbn Merdûye'nin Muâz b. Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda yöneticinin görevlendirmesi ile değil de gönüllü olarak Müslümanların ardını koruyan kimse, Yüce Allah'ın ettiği yeminin gerçekleşmesi dışında gözüyle Cehennem ateşini görmez. Çünkü Yüce Allah: «Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur.. .» buyurur. "
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbnu'l-Enbârî ve Beyhakî'nin el-Ba's'da bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti: "Onlardan yani kafirlerden Cehenneme uğramayacak yoktur" anlamına gelecek şekilde (.....) lafzıyla okumuş ve: "Mümin olan biri oraya uğramaz" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime bu âyeti: "Onlardan Cehenneme uğramayacak yoktur" anlamına gelecek şekilde (.....) lafzıyla okumuş ve: "Onlardan kasıt zalimlerdir. Bu âyeti bu şekilde okurduk" demiştir.
İbnu'l-Mübârek, Ahmed Zühd'de ve İbn Asâkir, Bekr b. Abdillah el- Müzenî'den bildirir: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyeti nazil olduğu zaman Abdullah b. Revâha evine gitti ve ağlamaya başladı. Karısı gelip onu böyle görünce o da ağlamaya başladı. Hizmetçisi gelip onu böyle görünce o da ağlamaya başladı. Sonra diğer ev ahalisi gelip onu ağlar görünce onlar da ağlamaya başladılar. Ağlamaktan gözyaşları tükenince Abdullah onlara: "Ey ev ahalisi! Neden ağlıyorsunuz?" diye sordu. Onlar: "Bilmiyoruz! Seni ağlarken görünce biz de ağlamaya başladık" karşılığını verince Abdullah şöyle dedi: "Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir âyet indi ve bu âyette Rabbim Cehenneme gireceğimi bildirdi. Ancak oradan geri çıkıp çıkmayacağımı bildirmedi. İşte bundan dolayı ağlıyordum."
Ebû Nuaym Hilye'de Urve b. ez-Zübeyr'den bildirir: İbn Revâha, Mûte'ye doğru gitmek üzere Şam'dan çıkarken, vedalaşmak için Müslümanlar yanına geldi. İbn Revâha ağlayarak şöyle dedi: "Vallahi ne dünyayı sevdiğimden, ne de sizleri özleyeceğimden ağlıyorum. Ama Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür" âyetini okuduğunu işittim. Benim de ateşe gireceğimi öğrendim, ama ateşe girdikten sonra nasıl çıkacağımı bilemiyorum, onun için ağlıyorum."
İbnu'l-Mübârek, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Hennâd, İbnu's- Seriy Zühd'de, Abd b. Humeyd, Hâkim ve Beyhakî el-Ba's'da Kays b. Ebî Hâzım'dan bildirir: Abdullah b. Revâha ağlayınca karısı ona: "Neden ağlıyorsun?" diye sordu. Abdullah: "Cehenneme gireceğim bildirildi, ancak oradan geri çıkacağım bildirilmedi" karşılığını verdi.
İbn Ebî Şeybe, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı birbirleriyle karşılaştıkları zaman biri diğerine: "Cehenneme gireceğin sana bildirildi mi?" diye sorardı. Karşıdaki: "Evet, bildirildi" karşılığını verince: "Peki, oradan çıkacağın bildirildi mi?" diye sorardı. Karşıdaki: "Hayır, bildirilmedi" karşılığını verince, bu kez: "O zaman gülmek neden?" derdi.
İbnu'l-Mübârek ve Hennâd'ın bildirdiğine göre Ebû Meysere yatağına girince: "Keşke annem beni doğurmasaydı" dedi. Karısı: "Ama Yüce Allah sana ihsanlarda bulunup İslam'la müşerref kıldı" deyince, Ebû Meysere: "Öyle ama Yüce Allah Cehenneme gireceğimizi bildirdi, ancak oradan çıkacağımızı bildirmedi" karşılığını verdi.
İbnu'l-Mübârek, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Adamın biri kardeşine: "Cehenneme gireceğin sana bildirildi mi?" diye sordu. Kardeşi: "Evet, bildirildi" dedi. "Peki, oradan çıkacağın bildirildi mi?" diye sorunca, kardeşi "Hayır, bildirilmedi" karşılığını verdi. Bunun üzerine adam: "O zaman gülmek neden?" dedi. Bu söz üzerine adamın kardeşinin ölene kadar bir daha güldüğü hiç görülmedi.
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Yüksek ateş, her bir müminin Cehennem ateşinden olan payıdır" dedi ve: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur..." âyetini okudu.
İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildirir: "Dünyada maruz kalınan yüksek ateş her bir müminin âhiretteki vurûd'dan (Cehenneme uğramadan) olan payıdır."
Beyhakî'nin Şuabu'l-îman' da bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken: "Müslümanlardan sıtmaya yakalanan kişi, Cehenneme uğramış sayılır" demiştir.
İbn Cerîr, Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte hastalanıp ateşi çıkmış bir adamı ziyarete gittik. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) adama şöyle buyurdu: "Yüce Allah: «Bu ateş benim ateşimdir. Ahirette Cehennem ateşinden payı olsun diye onu mümin kuluma musallat ederim» buyurur. "
Hatîb Tâli't-Talhîs'de bildirdiğine göre İkrime: "Sizden Cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür" âyetini açıklarken: "Uğramaktan kasıt içine girmektir. Kesinleşmiş hükümden kasıt da yerine getirilmesi gereken bir yemin olduğudur" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Kesinleşmiş bir hükümdür" âyetini açıklarken: "Yüce Allah'ın takdiridir" demiştir.
İbnu'l-Enbârî el-Vakfu ve'l-İbtidâ'da ve Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: " Bana (.....) ifadesinin anlamını söyle" deyince, İbn Abbâs: "Hatmen ifadesinden kasıt gerekliliktir" karşılığını verdi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Umeyye b. Ebi's-Salt'ın:
"Kulların günah işlerler ama sen Rab sın
Öldürmek de cezayı gerekli kılma da elindedir" dediğini işitmedin mi?
İbnu'l-Enbârî, Ebû Selâme'den bildirir: İbn Abbâs, "Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız..." âyetini: (.....) lafzıyla, (.....) harfini ötreli olarak okumuştur.
İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız..," âyetini: (.....) lafzıyla, (.....) harfini fethalı okumuştur.
İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre İbn Ebî Leylâ, "Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız..." âyetini: (.....) lafzıyla okur ve: "Bir önceki âyette geçen Vurûd ifadesi, girmek anlamındadır" derdi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, Meryem Sûresi'nin 72. âyetini: (.....) lafzıyla okur ve: "Zalimleri orada (Cehennemde) temelli olarak bırakırız" şeklinde açıklardı.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini: "Zalimleri orada diz üstü çökmüş halde bırakırız" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: (.....) ifadesi kötü bir oturuştur. Kişi de ancak büyük bir sıkıntı anında bu şekilde oturabilir."
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) ifadesini: "Diz üzerine çökmek" şeklinde açıklamıştır.
73. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:74
74. Âyetin Tefsiri
"Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: «Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?» derler. Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler."
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir, derler" âyetini açıklarken: "Bunu Kureyşliler, kendileri ve Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı için söylüyorlardı" demiştir.
Firyâbî, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Meskeni daha iyi, meclisi daha güzel" şeklinde açıklamıştır. (.....) âyetini da: "Malca ve görünüşçe daha üstün" şeklinde açıklamıştır.
Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: "Bana Yüce Allah'ın: (.....) âyetinin ne anlama geldiğini söyle" deyince, İbn Abbâs: "en-Nâdî, yaslanarak oturulan meclislerdir" karşılığını verdi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Şairin:
İki günümüz var ki biri konaklama ve meclislerde oturmadır
Diğeri ise dügman üzerine gün boyu yol almadır " dediğini işitmedin mi?"
Nâfi': "Bana: (.....) âyetinin ne anlama geldiğini söyle" deyince, İbn Abbâs: "Esâs mal, eşya anlamındadır. Reyy ise içecek anlamındadır" karşılığını verdi. Nâfi': "Araplar öylesi ifadeleri bilir mi ki?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Şairin:
Sabah vurdukları yüke bakılınca
Sanki güzel içeceklerden de eşyalardan da kaçmışlardı" dediğini işitmedin mi?"
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini: "Meclis ve makamları daha iyi" şeklinde açıklamıştır. (.....) âyetini da: "Malca ve görünüşçe daha üstün" şeklinde açıklamıştır.
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde:(.....) âyetini: "Mesken ve mesclisleri daha iyi" şeklinde açıklamıştır. (.....) âyetini da: "Malca daha çok, görünüşçe daha güzel" şeklinde açıklamıştır.
75. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:76
76. Âyetin Tefsiri
"De ki: «Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin!» Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir."
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin..." âyetini açıklarken: "Yüce Allah ona isyankarlığı ve azgınlığı içinde bıraksın, anlamındadır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Habîb b. Ebî Sâbit'ten bildirir: Ubey'yin kıraatinde bu âyet: (=De ki: "Kim sapıklık içinde ise Allah onun sapıklığını arttırır...) şeklindedir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî': "Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır..." âyetini açıklarken: "Allah onların ihlasını arttırır, anlamındadır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b, Cübeyr: "...Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Karşılık olarak müşriklere verilecek karşılıktan daha iyidir. Sonuç olarak da müşrikler Cehenneme gideceği için yararlı işler yapanların akıbeti daha iyi olacaktır."
77–78. Âyetlerin Tefsiri
Bkz. Ayet:79
79. Âyetin Tefsiri
"Âyetlerimizi inkar eden ve «Bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü? Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış? Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız."
Saîd b. Mansûr, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Bezzâr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî Delâil'de Habbâb b. el-Eret'den bildirir: Demircilik yapıyordum ve Âs b. Vâil'den bir alacağım vardı. Yanına gidip bunu istediğimde bana: "Vallahi Muhammed'i inkar etmedikçe alacağını sana vermem" karşılığını verdi. Ben: "Vallahi sen ölüp tekrar dirilsen de ben Muhammed'i inkar etmem!" dediğimde: "Ben ölüp tekrar dilrildiğim zaman malım ve çocuklarım olacak. O zaman alacağını sana veririm" karşılığını verdi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Âyetlerimizi inkar eden ve «bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü? Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış? Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız ve o yalnız başına bize gelecektir" âyetlerini indirdi.
Taberânî, Habbâb'dan bildirir: Âs b. Vâil'e bir iş yapmıştım. Ücretimi almak için yanına gittiğimde: "Sizler öldükten sonra geri mallarınıza ve çocuklarınıza kavuşacağınızı söylüyorsunuz. Ben de öldükten sonra mallarıma ve çocuklarımıza kavuşacağım. O zaman yanıma geldiğinde ücretini veririm" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Âyetlerimizi inkar eden ve «Bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü? Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış?" âyetini indirdi.
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından bazıları bir alacakları için Âs b. Vâil'e geldiler. Âs: "Cennette altın, gümüş, ipek ve her türlü meyvenin bulunduğunu söylemiyor musunuz?" deyince, ashâb: "Evet, söylüyoruz" karşılığını verdiler. Âs: "O zaman âhirette gelin de borcumu ödeyeyim. Vallahi o zaman bana da mal, çocuk ve sizin kitabınız gibi de bir kitap verilecek" deyince Yüce Allah: "Âyetlerimizi inkar eden ve «Bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü? Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış? Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız ve o yalnız başına bize gelecektir" âyetlerini indirdi.
Saîd b. Mansûr, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından bir adamın müşriklerinden bir adamdan alacağı vardı. Adamın yanına gelip de borcunu isteyince, müşrik: "Sen o adamla (Muhammed'le) birlikte değil misin?" diye sordu. Sahabi: "Evet" karşılığını verdi. Müşrik: "Ahirette Cennet, Cehennem, mal ve çocuk olacağını söylemiyor mu?" deyince, sahabi: "Evet, söylüyor" karşılığını verdi. Müşrik: "O zaman alacağını da orada sana veririm" deyince, Yüce Allah: "Âyetlerimizi inkar eden ve «Bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü? Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış? Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız ve o yalnız başına bize gelecektir" âyetlerini indirdi.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış?" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah ona gaybı mı göstermiş? Yoksa yaptığı salih bir amel karşılığında bu yönde bir söz mü almış, anlamındadır."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış?" âyetini açıklarken: "Lâ ilâhe illlah demiş de bunun mu karşılığını bekliyor" demiştir.
80. Âyetin Tefsiri
"Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız ve o yalnız başına bize gelecektir."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız..." âyetini açıklarken: "Söylediği şeylerden kasıt malları ve çocuklarıdır" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız..." âyetini açıklarken: "Söylediği şeylerden kasıt malları ve çocuklarıdır. Söyleyen kişi de Âs b. Vâil'di" demiştir.
Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Onun söyledikleri şeye biz mirasçı olacağız..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Söylediği şeylerden kasıt sahip olduğu şeylerdir ki bunlar da: "...Bana elbette mal ve çocuk verilecektir..." buyruğunda dile getirilmiştir. İbn Mes'ûd'un kıraatinde ise bu âyet: "(=Onun sahip olduğu şeylere biz mirasçı olacağız ve yalnız başına bize gelecektir)" lafzıyla okumuş ve: "Bize geldiğinde ne malı, ne de çocuğu olacaktır" demiştir.
81. Âyetin Tefsiri
Mekke müşrikleri, tuttular Allah’dan başka putları ilâhlar edindiler ki, kendilerini azaptan kurtarsınlar ve yardımcıları olsunlar.
82. Âyetin Tefsiri
"Hayır! Onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar."
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Nehîk bu âyeti: (.....) lafzıyla, 'Kef' harfini ötre ile okumuş ve: "Taptıkları bütün putlar onların bu ibadetlerini tanımayacaklardır" şeklinde açıklamıştır.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Taptıkları putlar, onlara hasım olacaklardır" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Taptıkları putlar kıyamet gününde kendileri için yapılan tapınmayı inkar edecek ve kendilerine tapan kişilerle Cehennemde hasım olup onlarla çekişeceklerdir."
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken: "Taptıkları, onların pişman olmalarına sebep olacaklardır" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, İkrime'den aynısını zikreder.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken: "Cehennemde birbirlerine arkadaş olurlar. Birbirlerine lanet eder, birbirlerinden berî olduklarını dile getirirler" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) âyetini:
"Birbirlerine düşman olurlar" şeklinde açıklamıştır.
İbnu'l-Enbâri el-Vakfu ve'l-îbtidâ'da bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) buyruğundaki: (.....) ifadesinin anlamı ne?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Yük olmak anlamındadır. Bu kelimeye yönelik de Hamza b. Abdilmuttalib:
83. Âyetin Tefsiri
Bkz. Ayet:84
84. Âyetin Tefsiri
"Eğer onlara yük olursanız biz de size yükleniriz "Kafirlerin özerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun? Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için teker teker sayıyoruz."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?" âyetini açıklarken: "Onlara günah ve azgınlığa tahrik eden şeytanlar göndeririz" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?" âyetini açıklarken: "Müşrikleri, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbına karşı kışkırtan" demiştir.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini: "Onları kışkırtıp tahrik eden" şeklinde açıklamıştır.
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Onları kışkırtan..." âyetini açıklarken: "Allah'a isyan konusunda onları harekete geçirip teşviklerde bulunan" demiştir.
İbn Ebî Hâtim, İbn Zeyd'den bildirir: "Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?" âyeti, Yüce Allah'ın: "Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz" âyeti gibidir.
İbnu'l-Enbârî el-Vakfu ve'l-İbtidâ'da bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) ifadesinin anlamı ne?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Onları kışkırtıp tahrik eden, anlamındadır. Bu kelimeye yönelik de şair:
Ağır başlı, güvenilir ve söylentilere aldırmaz insanlar onu kışkırtsa da ağzını açıp konuşmaz" demiştir."
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Biz onlar için teker teker sayıyoruz" âyetini açıklarken: "Dünyada iken aldıkları nefesleri bile yılları ve ömürleri gibi teker teker saymaktayız" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Câfer Muhammed b. Ali: "...Biz onlar için teker teker sayıyoruz'" âyetini açıklarken: "Aldıkları nefese varana kadar her şeylerini teker teker saymaktayız" demiştir.
85. Âyetin Tefsiri
"O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahman ın huzuruna toplayacağız."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî el-Ba's'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyetini açıklarken: "Bineklere binmiş vaziyette huzurda toplarız" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre: "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyetini açıklarken: "Develere binmiş vaziyette huzurda toplarız" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Saîd: "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyetini açıklarken: "Zümrüt, yakut ve her türlü renkten süslerle süslenmiş asil develer üzerinde huzurda toplarız" demiştir.
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyetini açıklarken: "Cennete doğru gitmek üzere Rahman'ın huzurunda toplarız" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Rabî': "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyetini açıklarken: "Heyetler halinde konuk olarak Rablerinin huzuruna gelirler. Rableri de onlara ikramlarda bulunur, mükâfatlar verir. En iyi şekilde karşılanırlar ve başkalarına da şefaatçi kılınırlar" demiştir.
Buhârî, Müslim, Nesâî ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "insanlar üç grup olarak haşredilirler. Birinci grup bazı şeylerin arzusu, bazı şeylerin de korkusu içinde haşredilirler. İkincisi, ikisi bir deve üzerinde, üçü bir deve üzerinde, dördü bir deve üzerinde, onu bir deve üzerinde olacak şekilde haşredilirler. Geriye kalanları ise ateşler içinde haşredilirler ki bu ateş, onların dinledikleri yerde yanlarında dinlenir, geceledikleri yerde onlarla geceler. "
İbn Merdûye, Hazret-i Ali'den bildirir: "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyeti hakkında Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Vallahi takva sahipleri ayaklarının üzerinde haşredilmez, sürülerek de götürülmezler. Hiçbir mahlukatın benzerini görmediği, eyerleri altından, dizginleri zebercetten Cennet develeri üzerine binerler ve bu şekilde gidip Cennetin kapısını çalarlar."
İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Ahmed Zühd'e zevâid olarak, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Hâkim ve Beyhakî el-Ba's'da bildirdiğine göre Hazret-iAli: "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyetini okudu ve şöyle dedi: "Vallahi takva sahipleri ayaklarının üzerinde haşredilmez, sürülerek de götürülmezler. Hiçbir mahlukatın benzerini görmediği, eyerleri altından, dizginleri zebercetten Cennet develeri üzerine binerler ve bu şekilde gidip Cennetin kapılarını çalarlar."
İbn Ebi'd-Dünya Sifatu'l-Cenne'de, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye değişik kanallarla Hazret-i Ali'den bildirir: "O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız" âyeti hakkında Allah Resûlü'ne: "Yâ Resûlallah! Âyette vefd (heyet) olarak gelecekleri bildiriliyor. Vefd de binekli olmaz mı?" diye sorduğumda şu karşılığı verdi: "Canım elinde olana yemin olsun ki onlar kabirlerinden çıktıkları zaman eyerleri altından, kanatlı beyaz develerle karşılanırlar. Ayakkabılarının tasması parıldayan bir nur gibidir. Bu develer bir adımda gözün görebildiği en uzak noktaya kadar ulaşırlar ve bu şekilde Cennetin kapısına varırlar. Cennet kapısında altın levhalar üzerinde kırmızı yakuttan bir halka görürler. Cennet kapısının yanında da dibinden iki pınar fışkıran bir ağaç vardır. Bu pınarların birinden içtikleri zaman midelerinde ne kadar pislik varsa temizlenir. Diğer pınardan da yıkanırlar ki artık ne saçları bir daha tozlanır, ne de tenleri bir daha solar. Açılması için de kapının halkasını o altından levha üzerine vururlar. Tokmağın o altın levha üzerinde çıkardığı sesi bir duysaydın ey Ali! Kapı bu şekilde açlınınca Cennetteki her bir huriye müstakbel eşinin geldiği haberi ulaşır. Her bir huri de aceleyle kapıyı açması için hizmetçisini gönderir. Hizmetçi kapıyı açıp da mümin onu görünce secdeye kapanır. Hizmetçi de: «Başını kaldır! Ben senin emrine tahsis edilmiş hizmetçinim!» der. Sonrasında mümin, hizmetçiyi takip eder.
Müminin eşi olacak huri de aceleyle inci ve yakuttan yapılmış olan çardağından çıkar. Eşine sarılır ve: «Sen benim sevdiğimsin! Ben de senin sevdiğinim! Ben ki senden razı olan ve asla gücenmeyecek biriyim. Ben ki sana karşı hep güleryüzlü olacak ve asla surat yapmayacak biriyim! Ben ki senin için hep hayatta kalacak ve ölmeyecek biriyim! Ben ki hep yanında kalacak ve senden asla ayrılmayacak biriyim!» der. Sonrasında mümin, yer ile tavanının arası yüz bin arşın olan, hiç biri bir diğerine benzemeyen kimisi kırmızı kimisi yeşil, kimisi sarı yakut ve inciden yapılmış bir eve girer. Bu evde yetmiş divan, her bir divanın üzerinde yetmiş yatak, her bir yatak üzerinde yetmiş eş ve her bir eşinin üzerinde de yetmiş kat giysi vardır. Eşinin, giysilerinin ardından bile bacaklarının iliği görülebilir. Mümin kişi şu anki günlerinizden bir günlük bir zamanda bütün bu eşleriyle birlikte olur.
Altlarından da suyunun tadı ve rengi bozulmayan, asla bulanmayan ve hep berrak kalan ırmaklar akar. Aynı şekilde tadı asla bozulmayan ve hayvan memesinden de çıkmamış olan sütten ırmaklar akar. Yine ayaklarla ezilmeden elde edilen, içene apayrı bir lezzet veren içeceklerden ırmaklar akar. Yine arıların yapmadığı süzme baldan ırmaklar akar. Tatlı meyveleri canı çektiği zaman ister ayakta, ister oturarak, ister yaslanarak yer. Canı yemek çektiği zaman beyaz bir kuş gelip kanatlarını kaldırır. Mümin kişi de bu kuşun yanlarından dilediği tür yemeği yer. Sonrasında kuş uçup gider. Daha sonra melek içeri girip: «Size selam olsun! İşte dünyada iken yaptıklarınıza karşılık size miras olarak verilen Cennet budur!» der."
İbn Ebî Hâtim, Mesleme b. Câfer el-Becelî vasıtasıyla Muâz el-Basrî'den, o da Hazret-i Ali'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Canım elinde olana yemin olsun ki onlar kabirlerinden çıktıkları zaman eyerleri altından, kanatlı beyaz develerle karşılanırlar. Ayakkabılarının tasması parıldayan bir nur gibidir. Bu develer bir adımda gözün görebildiği en uzak noktaya kadar ulaşırlar. Bu şekilde dibinden iki pınar fışkıran bir ağacın yanına varırlar. Bu pınarların birinden içtikleri zaman midelerinde ne kadar pislik varsa temizlenir. Diğer pınardan da yıkanırlar ki artık ne saçları bir daha tozlanır ne de tenleri bir daha solar. Nimetin parıltıları da yüzlerinden akar. Cennetin kapısına geldiklerinde altın levhalar üzerinde kırmızı yakuttan bir halka görürler. Açılması için kapının halkasını o altından levha üzerine vururlar. Tokmağın o altın levha üzerinde çıkardığı ses Cennetteki her bir huriye müstakbel eşinin geldiği haberini verir. Her bir huri de kapıyı açması için hizmetçisini gönderir. Hizmetçi kapıyı açıp da mümin onu görünce secdeye kapanır. Hizmetçi de: «Başını kaldır! Ben senin emrine tahsis edilmiş hizmetçinim!» der. Sonrasında mümin o hizmetçiyi takip eder.
Müminin eşi olacak huri de aceleyle inci ve yakuttan yapılmış olan çardağından çıkar. Eşine sarılır ve: «Sen benim sevdiğimsin! Ben de senin sevdiğinim! Ben ki senin için hep hayatta kalacak ve ölmeyecek biriyim! Ben ki sana karşı hep güleryüzlü olacak ve asla surat yapmayacak biriyim! Ben ki senden razı olan ve asla gücenmeyecek biriyim. Ben ki hep yanında kalacak ve senden asla ayrılmayacak biriyim!» der. Sonrasında mümin, yer ile tavanının arası yüz bin arşın olan, hiç biri bir diğerine benzemeyen kimisi sarı kimisi kırmızı kimisi yeşil yakut ve inciden yapılmış bir eve girer. Bu evde yetmiş divan, her bir divanın üzerinde yetmiş yatak, her bir yatak üzerinde yetmiş eş ve her bir eşinin üzerinde de yetmiş kat giysi vardır. Eşinin, giysilerinin ardından bile bacaklarının iliği görülebilir. Mümin kişi şu anki günlerinizden bir günlük bir zamanda bütün bu eşleriyle birlikte olur.
Altlarından da değişik ırmaklar akar. «...Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır...» Bu ırmakların suyu durudur, hiç bulanmaz. Sütü hayvanların memesinden çıkmış değildir. Şarapları ayaklarla ezilip çıkarılmış değildir. Balı da arılar tarafından imal edilmiş değildir. Tatlı meyveleri canı çektiği zaman ister ayakta, ister oturarak, ister yaslanarak yer."
Daha sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri yakınlaştırılarak hazırlanmıştır" âyetini okuduktan sonra şöyle devam etti: "Canı yemek çektiği zaman beyaz (veya yeşil) bir kuş gelip kanatlarını kaldırır. Mümin kişi de bu kuşun yanlarından dilediği tür yemeği yer. Sonrasında kuş uçup gider. Daha sonra melek içeri girip: «Size selam olsun! İşte dünyada iken yaptıklarınıza karşılık size verilen Cennet budur!» der?
86. Âyetin Tefsiri
"Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreriz."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin el-Ba's'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Günahkârları susuz bir şekilde Cehennem süreriz" şeklinde açıklamıştır.
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini: "Günahkârları susamış bir şekilde Cehennem ateşine süreriz" şeklinde açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken: "Günahkârları, susuzluktan boyunları parçalanmış bir şekilde Cehenneme süreriz" demiştir.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre: (.....) âyetini: "Günahkârları susuz bir şekilde Cehennem süreriz" şeklinde açıklamıştır.
Hennâd, Hasan(-ı Basrî)'den aynısını zikreder.
87. Âyetin Tefsiri
"Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sifât'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Rahmân'ın katında söz almak, Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmen, güç ve kudretin ancak Allah'ın olduğunu ikrar etmen ve Allah'tan başka kimseden bir şey ummamandır."
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır'" âyetini açıklarken: "O günü müminler birbirlerinin şefaatçisi olacaklardır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mukâtil b. Hayyân: "Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır" âyetini açıklarken: "Buradaki söz'den kasıt iyi amellerde bulunmaktır" demiştir.
İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır" âyetini açıklarken: "Allah'a şirk koşmadan ölen kişi Cennete girer" demiştir.
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir müminin kalbine sevinci sokan kişi beni sevindirmiş olur. Beni sevindiren kişi de Rahmân'ın katında söz almış olur. Rahmân'ın katında söz almış kişiye de Cehennem ateşi dokunmaz, zira Yüce Allah verdiği sözden dönmez. "
İbn Ebî Şeybe, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır" âyetini okudu ve şöyle dedi: "Yüce Allah kıyamet gününde: «Her kimin benim katımda bir sözü varsa kalksın!» buyurur. Bunun üzerine dünyada iken sadece şöyle demiş olanlar kalkar: "Ey gökleri ve yerleri yaratan, görüneni de gaybı da bilen Allahım! Bu dünyada iken ahdim olsun! Şayet beni amelimle baş başa bırakırsan kötülüğe yaklaştırıp hayırdan uzaklaştırmış olursun. Ama ben ancak senin rahmetine güveniyorum. Bunu, karşılığını âhirette vermek üzere katında bir ahid olarak kıl ki sen verdiğin sözden caymazsın."
Taberânî M. el-Evsat'ta Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde beş vakit namazını, abdestlerini güzelce almış, vaktinde kılmış, rükû ve secdelerini güzelce yapmış ve hiçbir şeyini eksik etmeden ifa etmiş bir şekilde gelen kişi, Allah katında azap görmeyeceğine dair bir söz almış olarak huzura çıkar. Bunlardan bir şeyi eksik yaparak huzura gelen kişinin ise Allah katında bir sözü olmaz. Böylesi bir kişiye Yüce Allah dilerse merhamet eder, dilerse de onu cezalandırır. "
Hakîm et-Tirmizî'nin Ebû Bekr es-Sıddîk'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kişi her namazın ardından selam verdikten sonra bazı sözleri söylediği zaman bir melek bu sözleri bir kağıda yazıp mühürler ve kıyamet günü için kaldırır. Yüce Allah bu kişiyi diriltip mezarından çıkardığı zaman bu melek yanında yazdığı bu kağıtla gelir ve: «Söz sahipleri nerede?» diye seslenir. Sonrasında hepsine bu sözlerini tek tek verir. Bu sözler de şunlardır: «Ey gökleri ve yerleri yaratan, görüneni de gaybı da bilen, Rahman ve Rahîm olan Allahım! Beni kendimle baş başa bırakma ki beni kendimle baş başa bıraktığın zaman beni kötülüğe yaklaştırıp iyilikten uzaklaştırmış olursun. Ben sadece senin rahmetine güveniyorum. Rahmetini bana âhirette vermek üzere katında bir ahid olarak kıl ki sen verdiğin sözden caymazsın.»" Tâvus'tan bildirilene göre kendisi (Tâvus) bu sözlerin yazılmasını ve gömülürken kefeninin içine konulmasını söylemiş ve bu isteği yerine getirilmiştir.
88–89. Âyetlerin Tefsiri
Bkz. Ayet:90
90. Âyetin Tefsiri
"Onlar, «Rahman, bîr çocuk edindi» dediler. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!"
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Siz çok çirkin bir şey ortaya attınız" âyetini açıklarken: "Büyük ve ağır bir şey söylediniz" demiştir. "Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!" âyetini açıklarken de şöyle demiştir: "İnsanlar ve cinler haricinde gökler, yerler, dağlar ve bütün mahlukat şirkten çekinip korkar. Yüce Allah'ın azametinden dolayı da şirkten neredeyse yok olup gidecek gibi olur. Nasıl müşrik birinin şirkinden dolayı iyilikleri kabul görmüyorsa aynı şekilde muvahhid olanların günahlarının Yüce Allah tarafından bağışlanmasını umarız."
İbnu'l-Mübârek, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh Azame'de, Taberânî ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Avn vasıtasıyla İbn Mes'ûd'dan bildirir: Bir dağ diğer bir dağa ismiyle: "Ey filan dağ! Bugün Allah'ı anan biri yanından geçti mi?" diye seslenir. Seslendiği dağ eğer: "Evet, geçti" derse buna sevinir." Sonrasında Avn: "Dağlar kötü olan bir şeyi duyacaklar da iyi olan bir şeyi mi duymayacaklar! Tabi ki iyi olan bir şeyi daha iyi duyacaklardır" dedi ve: "Onlar, "Rahmân, bir çocuk edindi" dediler. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!'" âyetlerini okudu.
Ebu'ş-Şeyh Azame'de Muhammed b. el-Münkedir'den bildirir: Bana bildirilene göre sabah olduğu zaman bir dağ diğerine ismiyle: "Ey filan dağ! Bugün Allah'ı anan biri yanından geçti mi?" diye seslenir. Diğer: "Evet, geçti" karşılığını verince, soran dağ: "Allah seni mutlu kılmış. Ancak bugün Allah'ı zikreden biri benim yanımda geçmedi" der.
Hâkim, Ebû Umâme'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "...Neredeyse gökler çatlayacak..." âyetini (.....) lafzıyla ile (.....) harfleriyle; "...Dağlar yıkılıp düşecektir" âyetini da (.....) lafzıyla, (.....) harfiyle okudu.
İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid, Meryem Sûresi'nin 90. âyetini, (.....) lafzıyla okumuş ve: "İnfitâr, yarılıp yırtılma anlamındadır" demiştir.
Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Dahhâk, Meryem Sûresi'nin 90. âyetini, (.....) lafzıyla okumuş ve: "Allah'ın azametinden dolayı dağlar yarılıp çatlayacak gibi olur" şeklinde açıklamıştır.
İbnu'l-Münzir, Hârun'dan bildirir: İbn Mes'ûd'un kıraatinde Meryem Sûresi'nin 90. âyeti, (.....) lafzıyla, (.....) harfiyledir.
91. Âyetin Tefsiri
O Rahmân’a çocuk iddia ettiler diye..
92. Âyetin Tefsiri
Hâlbuki Rahmân’a çocuk edinmek yaraşmaz.
93. Âyetin Tefsiri
Göklerde ve yerde hiç bir kimse yoktur ki, Rahmân’a kul olarak gelici olmasın.
94. Âyetin Tefsiri
Yemin olsun ki, Allah hepsini kuşatmış, sayılarını ve işlerini bilmiştir.
95. Âyetin Tefsiri
Kıyâmet günü de, her biri O’na tek başına (malsız ve evlâtsız, yardımcısız) olarak gelecektir.
96. Âyetin Tefsiri
"İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi Koyacaktır."
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Abdurrahman b. Avf Medine'ye hicret edince Şeybe b. Rabîa, Utbe b. Rabîa ve Umeyye b. Halef gibi Mekke'de kalan arkadaşlarından ayrı kalmasına üzüldü. Bunun üzerine Yüce Allah: "inanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır'" âyetini indirdi.'
İbn Merdûye ve Deylemî, Berâ'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-iAli'ye: "Allahım! Bana katında bir söz kıl. Bana katında bir sevgi kıl. Müminlerin kalbinde de bana karşı bir sevgi kıl, de" buyurunca Yüce Allah: "İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır" âyetini indirdi. Bu âyet Ali hakkında nazil oldu.
Taberânî ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: "İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır" âyeti Ali b. Ebî Talib hakkında nazil oldu. Âyette de Ali'ye karşı müminlerin gönüllerinde bir sevgi kılınacağı bildirildi.
Hakîm et-Tirmizî ve İbn Merdûye, Hazret-i Ali'den bildirir: Allah Resülü'ne: "...Rahmân bir sevgi koyacaktır" âyetindeki sevginin ne olduğunu sorduğumda şu karşılığı verdi: "Bu sevgi kişiye karşı müminlerin, meleklerin ve Allah'a yakın olan kişilerin gönüllerinde olan sevgidir. Ey Ali! Yüce Allah insana bu yönde üç özellik vermiştir. Biri sevgi ve muhabbettir. Diğeri cana yakınlıktır. Bir diğeri de salih kişilerin gönüllerinde kendisine karşı saygıdır. "
Abdurrezzâk, Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, bir sevgi koyacaktır" âyetini açıklarken: "Dünyadayken onlara karşı insanların içinde bir sevgi kılacaktır" demiştir.
Hennâd'ın bildirdiğine göre Dahhâk: "İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, bir sevgi koyacaktır" âyetini açıklarken: "Müminlerin gönüllerinde onlara karşı bir sevgi kılacaktır" demiştir.
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Hennâd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, bir sevgi koyacaktır" âyetini açıklarken: "Rahmân onları sever, onlar da Rahmân'ı severler" demiştir.
Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sifât'da Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah bir kulu sevdiği zaman Cebrail'e: «Ben filan kişiyi sevdim, sen de onu sev» diye seslenir. Cebrail de bunu semada herkese ilan eder. Daha sonra bu sevgi yeryüzüne iner ve yeryüzündeki herkes onu sevmeye başlar. İşte: «İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, bir sevgi koyacaktır» âyetinde kastedilen budur. Yüce Allah bir kula da öfke duyduğu zaman Cebrail'e: «Ben filan kişiye karşı öfkeliyim, sen de ona öfke duy» diye seslenir. Cebrail de bunu semada herkese ilan eder. Daha sonra bu öfke yeryüzüne iner ve yeryüzündeki herkes ona karşı nefret duyar?
İbn Merdûye'nin Sevbân'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kul Yüce Allah'ın rızasını arar da devamlı bu rızanın peşinde koşarsa Yüce Allah, Cebrail'e: «Filan kulum benim rızamın peşinde koşuyor. Bil ki ben de ondan razıyım» buyurur. Cebrail: «Allah'ın rahmeti filanın (onun) üzerine olsun!» der. Aynı şeyi Arş'ı taşıyan melekler, sonra onlardan sonra gelenler söylemeye başlar ki bu şekilde sırayla yedi kat semada bulunan herkes bunu söylemiş olur. Sonrasında o kula karşı olan bu rahmet yeryüzünde bulunanların gönüllerine düşer. İşte: «İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, bir sevgi koyacaktır» âyetinde kastedilen budur. Bir kul da Yüce Allah'ın Öfkesini celbedecek şeyler yapar durur da sonunda Yüce Allah, Cebrail'e: «Filan kulum benim öfkemin peşinde koşuyor. Bil ki ben de ona karşı öfkeliyim» buyurur. Cebrail: «Allah'ın öfkesi filanın (onun) üzerine olsun!» der. Aynı şeyi Arş'ı taşıyan melekler, sonra onlardan sonra gelenler söylemeye başlar ki bu şekilde sırayla yedi kat semada bulunan herkes bunu söylemiş olur. Sonrasında o kula karşı olan bu öfke yeryüzünde bulunanların içlerine düşer."
Abd b. Humeyd, Ka'b'dan bildirir: Tevrat'tan öğrendiğime göre yeryüzünde bulunan birine karşı olan sevgi, mutlaka Yüce Allah tarafından başlatılmış, katından yeryüzündeki insanların gönüllerine indirilmiş olur. Daha sonra Kur'ân'ı okuduğumda bu konuda: "İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, bir sevgi koyacaktır" âyetini buldum.
Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'de zayıf bir senedle İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Yüce Allah (sevgi konusunda) insana üç özellik vermiştir. Biri muhabbettir. Diğeri cana yakınlıktır. Bir diğeri de salih kişilerin gönüllerinde kendisine karşı sevgidir" buyurdu ve: "İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, bir sevgi koyacaktır" âyetini okudu.
Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'da Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan bildirir: Ebu'd-Derdâ, Mesleme b. Muhalled'e şöyle bir mektup yazdı: "Allah'ın selamı üzerine olsun! Bilmelisin ki kul, Yüce Allah'a itaata yönelik amellerde bulunduğu zaman Allah da onu sever. Yüce Allah da bir kulu sevdiği zaman onu kullarına sevdirir. Kul, Yüce Allah'a isyana yönelik amellerde bulunduğu zaman Allah ona karşı öfke duyar. Yüce Allah da bir kula öfke duyduğu zaman kullarını da ondan nefret ettirir."
Hakîm et-Tirmizî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kulun (Allah katında) bir namı vardır. Eğer kul, hayırlı biri ise bu namı yeryüzüne indirilip yayılır. Eğer kötü biri ise de yine bu namı yeryüzüne indirilip yayılır. "
Ahmed ve Hakîm et-Tirmizî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Sevgi Allah'tandır. Nam da semada başlar. Yüce Allah bir kulu sevdiği zaman Cebrail'e: «Filan kişiyi seviyorum» buyurur. Bunun üzerine Cebrail: «Rabbiniz filan kişiyi seviyor, siz de onu sevin» diye seslenir. Sonrasında ona karşı olan bu sevgi yeryüzündeki insanların gönüllerine de iner. Yüce Allah bir kula öfke duyduğu zaman da Cebrail'e: «Filan kişiye karşı öfkeliyim» buyurur. Bunun üzerine Cebrail: «Rabbiniz filan kişiye karşı öfkeli, siz de ona öfke duyun» diye seslenir. Sonrasında ona karşı olan bu öfke yeryüzündeki insanların içlerine de iner. "
97. Âyetin Tefsiri
"Bîz Kur'ân'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve İnatçı mîlletî uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık."
İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Günahkar bir kavmi uyarman için" şeklinde açıklamıştır.
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): (.....) âyetini: "Sağır bir kavim" olarak açıklamıştır.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: (.....) ifadesini: "Hasım" olarak açıklamıştır.
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini: "Bâtılda hasımlar" olarak açıklamıştır.
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...inatçı milleti uyarman için..." âyetini açıklarken: "Bunlardan kasıt Kureyşlilerdir" demiştir.
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) ifadesini: "Doğru yola gelmeyen" olarak açıklamıştır.
98. Âyetin Tefsiri
"Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini hissediyor veya bir ses işitiyor musun?"
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "...Şimdi onlardan hiçbirini hissediyor musun?" âyetini açıklarken: "Onlardan hiçbirini görüyor musun, anlamındadır" demiştir.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) lafzıyla,
"o" harfini ötre ile, harfini esre ile, (.....) harfini de ötre ile okumuştur.
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini: "Onlardan hiçbirini görüyor veya onlardan bir ses işitiyor musun?" şeklinde açıklamıştır.
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) bu âyeti açıklarken: "Ölüp gittiler de onlardan geriye ne bir ses, ne de bir görüntü kaldı" demiştir.
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Ses" olarak açıklamıştır.
Tastî'nin Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a (.....) ifadesinin anlamını sorunca, İbn Abbâs: "Ses" anlamına gelir" dedi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca da İbn Abbâs şöyle dedi: "Evet, bilirler. Şairin:
"Sesini net bir şekilde hissettiler
Usta avcının hafif bir tıkırtı çıkarmasıyla" dediğini işitmedin mi?"