1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
- Diyanet Vakfı
- Kıyamet koptuğu zaman,
- Elmalılı H. Yazır
- Olacak vak'a olduğu zaman
- Ali Bulaç
- Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,
- Diyanet İşleri
- Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Tefsirleri karşılaştır2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
- Diyanet Vakfı
- Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;
- Elmalılı H. Yazır
- Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
- Ali Bulaç
- Onun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur.
- Diyanet İşleri
- Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Tefsirleri karşılaştır3
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
- Diyanet Vakfı
- O, alçaltıcı, yükselticidir.
- Elmalılı H. Yazır
- O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
- Ali Bulaç
- O aşağılatıcı, yücelticidir.
- Diyanet İşleri
- Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Tefsirleri karşılaştır4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Yer şiddetle sarsıldığı,
- Elmalılı H. Yazır
- Yer şiddetle sarsıldığı
- Ali Bulaç
- Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı,
- Diyanet İşleri
- Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Dağlar parçalandığı,
- Elmalılı H. Yazır
- Dağlar serpildikçe serpildiği
- Ali Bulaç
- Ve dağlar darmadağın olup ufalandığı,
- Diyanet İşleri
- Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır6
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
- Diyanet Vakfı
- Dağılıp toz duman haline geldiği,
- Elmalılı H. Yazır
- Dağılıp toz duman haline geldiği
- Ali Bulaç
- Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu,
- Diyanet İşleri
- Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
- Diyanet Vakfı
- Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,
- Elmalılı H. Yazır
- Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
- Ali Bulaç
- Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman;
- Diyanet İşleri
- Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır8
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
- Diyanet Vakfı
- Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
- Elmalılı H. Yazır
- Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
- Ali Bulaç
- İşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene".
- Diyanet İşleri
- İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Tefsirleri karşılaştır9
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
- Diyanet Vakfı
- Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
- Elmalılı H. Yazır
- Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
- Ali Bulaç
- "Ashab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme".
- Diyanet İşleri
- Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Tefsirleri karşılaştır10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
- Ali Bulaç
- Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.
- Diyanet İşleri
- İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
Tefsirleri karşılaştır11
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır,
- Elmalılı H. Yazır
- İşte o yaklaştırılanlar,
- Ali Bulaç
- İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.
- Diyanet İşleri
- Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Tefsirleri karşılaştır12
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Naim cennetlerinde.
- Elmalılı H. Yazır
- Nimet cennetlerindedirler.
- Ali Bulaç
- Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;
- Diyanet İşleri
- Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Tefsirleri karşılaştır13
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Onların) çoğu önceki ümmetlerden,
- Elmalılı H. Yazır
- Çoğu önceki ümmetlerden,
- Ali Bulaç
- Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
- Diyanet İşleri
- Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır14
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Birazı da sonrakilerdendir.
- Elmalılı H. Yazır
- Birazı da sonrakilerden.
- Ali Bulaç
- Birazı da sonrakilerden.
- Diyanet İşleri
- Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır15
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,
- Elmalılı H. Yazır
- (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
- Ali Bulaç
- 'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler.
- Diyanet İşleri
- Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Tefsirleri karşılaştır16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
- Ali Bulaç
- Karşılıklı yaslanmışlardır.
- Diyanet İşleri
- Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Tefsirleri karşılaştır17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;
- Elmalılı H. Yazır
- Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
- Ali Bulaç
- Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;
- Diyanet İşleri
- Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır18
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Main çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
- Elmalılı H. Yazır
- Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
- Ali Bulaç
- Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,
- Diyanet İşleri
- Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
- Ali Bulaç
- Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
- Diyanet İşleri
- Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır20
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Onlara) beğendikleri meyveler,
- Elmalılı H. Yazır
- Beğendikleri meyvalar,
- Ali Bulaç
- Arzulayıp-seçecekleri meyveler,
- Diyanet İşleri
- Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır21
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
- Diyanet Vakfı
- Canlarının çektiği kuş etleri,
- Elmalılı H. Yazır
- Canlarının çektiği kuş etleri,
- Ali Bulaç
- Canlarının çektiği kuş eti.
- Diyanet İşleri
- Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır22
وَحُورٌ عِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- İri gözlü huriler,
- Elmalılı H. Yazır
- İri gözlü hûriler,
- Ali Bulaç
- Ve iri gözlü huriler,
- Diyanet İşleri
- İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Tefsirleri karşılaştır23
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
- Diyanet Vakfı
- Saklı inciler gibi.
- Elmalılı H. Yazır
- Saklı inciler gibi,
- Ali Bulaç
- Sanki saklı inciler gibi;
- Diyanet İşleri
- İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Tefsirleri karşılaştır24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).
- Elmalılı H. Yazır
- Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
- Ali Bulaç
- Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);
- Diyanet İşleri
- İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Tefsirleri karşılaştır25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
- Diyanet Vakfı
- Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
- Ali Bulaç
- Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma.
- Diyanet İşleri
- Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
Tefsirleri karşılaştır26
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
- Diyanet Vakfı
- Söylenen, yalnızca "selam, selam" dır.
- Elmalılı H. Yazır
- Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
- Ali Bulaç
- Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam."
- Diyanet İşleri
- Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Tefsirleri karşılaştır27
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
- Elmalılı H. Yazır
- Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
- Ali Bulaç
- "Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin."
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır28
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Düzgün kiraz ağacı,
- Elmalılı H. Yazır
- Dalbastı kirazlar,
- Ali Bulaç
- Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır29
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,
- Elmalılı H. Yazır
- Meyva dizili muzlar,
- Ali Bulaç
- Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır30
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Uzamış gölgeler,
- Elmalılı H. Yazır
- Uzamış gölgeler,
- Ali Bulaç
- Yayılıp-uzanmış gölgeler,
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır31
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Çağlayarak akan sular,
- Elmalılı H. Yazır
- Fışkıran sular.
- Ali Bulaç
- Durmaksızın akan su(lar);
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır32
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Sayısız meyveler içindedirler;
- Elmalılı H. Yazır
- Pek çok meyva arasında,
- Ali Bulaç
- Ve (daha) birçok meyveler arasında,
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır33
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Tükenmeyen ve yasaklanmayan.
- Elmalılı H. Yazır
- Tükenmeyen ve yasaklanmayan
- Ali Bulaç
- Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır34
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
- Diyanet Vakfı
- Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
- Ali Bulaç
- Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).
- Diyanet İşleri
- Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır35
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
- Diyanet Vakfı
- Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
- Ali Bulaç
- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.
- Diyanet İşleri
- Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır36
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
- Diyanet Vakfı
- Onları, bakireler kıldık.
- Elmalılı H. Yazır
- Onları bâkireler yaptık.
- Ali Bulaç
- Onları hep bakireler olarak kıldık,
- Diyanet İşleri
- Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır37
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
- Diyanet Vakfı
- Eşlerine düşkün ve yaşıt.
- Elmalılı H. Yazır
- Hep yaşıt sevgililer,
- Ali Bulaç
- Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,
- Diyanet İşleri
- Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır38
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- Bütün bunlar sağdakiler içindir..
- Elmalılı H. Yazır
- Sağın adamları içindir.
- Ali Bulaç
- "Ashab-ı Yemin" olanlar için.
- Diyanet İşleri
- Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır39
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir çoğu öncekilerdendir.
- Ali Bulaç
- (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
- Diyanet İşleri
- Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır40
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Birçoğu da sonrakilerdendir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bir çoğu da sonrakilerdendir.
- Ali Bulaç
- Birçoğu da sonrakilerdendir.
- Diyanet İşleri
- Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır41
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
- Diyanet Vakfı
- Soldakiler; ne yazık o soldakilere!
- Elmalılı H. Yazır
- Solun adamları, nedir o solcular!
- Ali Bulaç
- "Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal."
- Diyanet İşleri
- Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Tefsirleri karşılaştır42
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
- Elmalılı H. Yazır
- İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
- Ali Bulaç
- Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,
- Diyanet İşleri
- İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Tefsirleri karşılaştır43
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar;
- Elmalılı H. Yazır
- Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
- Ali Bulaç
- Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
- Diyanet İşleri
- İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Tefsirleri karşılaştır44
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Serin ve hoş olmayan.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki ne serindir, ne de faydalı.
- Ali Bulaç
- Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).
- Diyanet İşleri
- İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Tefsirleri karşılaştır45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
- Diyanet Vakfı
- Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
- Ali Bulaç
- Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.
- Diyanet İşleri
- Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Tefsirleri karşılaştır46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.
- Elmalılı H. Yazır
- Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
- Ali Bulaç
- Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.
- Diyanet İşleri
- Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Tefsirleri karşılaştır47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?
- Elmalılı H. Yazır
- Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
- Ali Bulaç
- Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
- Diyanet İşleri
- Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
Tefsirleri karşılaştır48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Önceki atalarımız da mı?
- Elmalılı H. Yazır
- "Önceki atalarımızda mı?"
- Ali Bulaç
- "Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?"
- Diyanet İşleri
- "Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
Tefsirleri karşılaştır49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,
- Elmalılı H. Yazır
- De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
- Ali Bulaç
- De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Tefsirleri karşılaştır50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
- Elmalılı H. Yazır
- "Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
- Ali Bulaç
- "Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
- Diyanet İşleri
- De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Tefsirleri karşılaştır51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
- Ali Bulaç
- Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,
- Diyanet İşleri
- Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
Tefsirleri karşılaştır52
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Tefsirleri karşılaştır53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
- Diyanet Vakfı
- Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
- Ali Bulaç
- Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.
- Diyanet İşleri
- Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
Tefsirleri karşılaştır54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
- Ali Bulaç
- Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.
- Diyanet İşleri
- Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
Tefsirleri karşılaştır55
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
- Ali Bulaç
- Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz.
- Diyanet İşleri
- Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
Tefsirleri karşılaştır56
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
- Diyanet Vakfı
- İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!
- Elmalılı H. Yazır
- İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
- Ali Bulaç
- İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
- Diyanet İşleri
- İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
Tefsirleri karşılaştır57
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
- Ali Bulaç
- Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?
- Diyanet İşleri
- Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?
- Elmalılı H. Yazır
- Attığınız meniyi gördünüz mü?
- Ali Bulaç
- Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Tefsirleri karşılaştır59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
- Elmalılı H. Yazır
- Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
- Ali Bulaç
- Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Tefsirleri karşılaştır60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.
- Elmalılı H. Yazır
- Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
- Ali Bulaç
- Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir;
- Diyanet İşleri
- Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir alemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).
- Elmalılı H. Yazır
- Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
- Ali Bulaç
- (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.
- Diyanet İşleri
- Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
- Ali Bulaç
- Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.
- Elmalılı H. Yazır
- Ektiğinizi gördünüz mü?
- Ali Bulaç
- Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Tefsirleri karşılaştır64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
- Elmalılı H. Yazır
- Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
- Ali Bulaç
- Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Tefsirleri karşılaştır65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
- Diyanet Vakfı
- Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.
- Elmalılı H. Yazır
- Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
- Ali Bulaç
- Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.
- Diyanet İşleri
- Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Tefsirleri karşılaştır66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- "Doğrusu borç altına girdik.
- Elmalılı H. Yazır
- "Doğrusu borç altına girdik."
- Ali Bulaç
- (Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık."
- Diyanet İşleri
- Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Tefsirleri karşılaştır67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
- Diyanet Vakfı
- Daha doğrusu, biz yoksul kaldık" (derdiniz).
- Elmalılı H. Yazır
- "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
- Ali Bulaç
- "Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."
- Diyanet İşleri
- Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Tefsirleri karşılaştır68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?
- Elmalılı H. Yazır
- İçtiğiniz suya baktınız mı?
- Ali Bulaç
- Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Tefsirleri karşılaştır69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
- Diyanet Vakfı
- Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
- Elmalılı H. Yazır
- Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
- Ali Bulaç
- Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Tefsirleri karşılaştır70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
- Elmalılı H. Yazır
- Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
- Ali Bulaç
- Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?
- Diyanet İşleri
- Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
- Diyanet Vakfı
- Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,
- Elmalılı H. Yazır
- Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
- Ali Bulaç
- Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Tefsirleri karşılaştır72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
- Diyanet Vakfı
- Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
- Elmalılı H. Yazır
- Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
- Ali Bulaç
- Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?
- Diyanet İşleri
- Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Tefsirleri karşılaştır73
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
- Ali Bulaç
- Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.
- Diyanet İşleri
- Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
Tefsirleri karşılaştır74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.
- Elmalılı H. Yazır
- Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
- Ali Bulaç
- Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
- Diyanet İşleri
- Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
- Diyanet Vakfı
- Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
- Elmalılı H. Yazır
- Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
- Ali Bulaç
- Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.
- Diyanet İşleri
- Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Tefsirleri karşılaştır76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
- Diyanet Vakfı
- Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
- Elmalılı H. Yazır
- Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
- Diyanet İşleri
- Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Tefsirleri karşılaştır77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır,
- Elmalılı H. Yazır
- O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
- Ali Bulaç
- Elbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır78
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Korunmuş bir kitaptır.
- Elmalılı H. Yazır
- Korunmuş bir kitaptadır.
- Ali Bulaç
- Saklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Ona ancak temizlenenler dokunabilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
- Ali Bulaç
- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır80
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- O, alemlerin Rabbinden indirilmiştir.
- Elmalılı H. Yazır
- (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
- Ali Bulaç
- Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır81
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
- Ali Bulaç
- Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Allah'ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?
- Elmalılı H. Yazır
- Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
- Ali Bulaç
- Ve rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz?
- Diyanet İşleri
- Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
- Diyanet Vakfı
- Hele can boğaza dayandığı zaman,
- Elmalılı H. Yazır
- Can boğaza dayandığı zaman
- Ali Bulaç
- Hele can boğaza gelip dayandığında,
- Diyanet İşleri
- Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Tefsirleri karşılaştır84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
- Diyanet Vakfı
- O vakit siz bakar durursunuz.
- Elmalılı H. Yazır
- Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
- Ali Bulaç
- Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz,
- Diyanet İşleri
- Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Tefsirleri karşılaştır85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
- Diyanet Vakfı
- (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
- Ali Bulaç
- Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.
- Diyanet İşleri
- Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Tefsirleri karşılaştır86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
- Diyanet Vakfı
- Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
- Ali Bulaç
- İşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz,
- Diyanet İşleri
- Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Tefsirleri karşılaştır87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!
- Elmalılı H. Yazır
- Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
- Ali Bulaç
- Eğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize.
- Diyanet İşleri
- Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Tefsirleri karşılaştır88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
- Ali Bulaç
- Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,
- Diyanet İşleri
- Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Tefsirleri karşılaştır89
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
- Ali Bulaç
- Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).
- Diyanet İşleri
- Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Tefsirleri karşılaştır90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- Eğer o sağdakilerden ise,
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer O, sağın adamlarından ise,
- Ali Bulaç
- Ve eğer "Ashab-ı Yemin"den ise,
- Diyanet İşleri
- Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
Tefsirleri karşılaştır91
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
- Diyanet Vakfı
- "Ey sağdaki! Sana selam olsun!"
- Elmalılı H. Yazır
- "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
- Ali Bulaç
- Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana.
- Diyanet İşleri
- "Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
Tefsirleri karşılaştır92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
- Diyanet Vakfı
- Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
- Elmalılı H. Yazır
- Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
- Ali Bulaç
- Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise,
- Diyanet İşleri
- Eğer, sapık yalancılardan ise,
Tefsirleri karşılaştır93
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
- Elmalılı H. Yazır
- İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
- Ali Bulaç
- Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.
- Diyanet İşleri
- Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
Tefsirleri karşılaştır94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ve cehenneme atılma vardır.
- Ali Bulaç
- Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da.
- Diyanet İşleri
- Cehenneme sokulur.
Tefsirleri karşılaştır95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kesin gerçek budur işte.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin).
- Diyanet İşleri
- Doğrusu kesin gerçek budur.
Tefsirleri karşılaştır96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.
- Elmalılı H. Yazır
- Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.
- Ali Bulaç
- Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
- Diyanet İşleri
- Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır