Vâkıa Sûresi

96 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

1

إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

Diyanet Vakfı
Kıyamet koptuğu zaman,
Elmalılı H. Yazır
Olacak vak'a olduğu zaman
Ali Bulaç
Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,
Diyanet İşleri
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

2

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Diyanet Vakfı
Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;
Elmalılı H. Yazır
Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
Ali Bulaç
Onun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur.
Diyanet İşleri
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

3

خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ

Diyanet Vakfı
O, alçaltıcı, yükselticidir.
Elmalılı H. Yazır
O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
Ali Bulaç
O aşağılatıcı, yücelticidir.
Diyanet İşleri
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Tefsirleri karşılaştır

4

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا

Diyanet Vakfı
Yer şiddetle sarsıldığı,
Elmalılı H. Yazır
Yer şiddetle sarsıldığı
Ali Bulaç
Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı,
Diyanet İşleri
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır

5

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا

Diyanet Vakfı
Dağlar parçalandığı,
Elmalılı H. Yazır
Dağlar serpildikçe serpildiği
Ali Bulaç
Ve dağlar darmadağın olup ufalandığı,
Diyanet İşleri
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır

6

فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا

Diyanet Vakfı
Dağılıp toz duman haline geldiği,
Elmalılı H. Yazır
Dağılıp toz duman haline geldiği
Ali Bulaç
Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu,
Diyanet İşleri
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır

7

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ

Diyanet Vakfı
Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,
Elmalılı H. Yazır
Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Ali Bulaç
Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman;
Diyanet İşleri
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Tefsirleri karşılaştır

8

فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

Diyanet Vakfı
Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
Elmalılı H. Yazır
Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
Ali Bulaç
İşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene".
Diyanet İşleri
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Tefsirleri karşılaştır

9

وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

Diyanet Vakfı
Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
Elmalılı H. Yazır
Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
Ali Bulaç
"Ashab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme".
Diyanet İşleri
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Tefsirleri karşılaştır

10

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

Diyanet Vakfı
(Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.
Elmalılı H. Yazır
Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
Ali Bulaç
Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.
Diyanet İşleri
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
Tefsirleri karşılaştır

11

أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

Diyanet Vakfı
İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır,
Elmalılı H. Yazır
İşte o yaklaştırılanlar,
Ali Bulaç
İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.
Diyanet İşleri
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Tefsirleri karşılaştır

12

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet Vakfı
Naim cennetlerinde.
Elmalılı H. Yazır
Nimet cennetlerindedirler.
Ali Bulaç
Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;
Diyanet İşleri
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Tefsirleri karşılaştır

13

ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
(Onların) çoğu önceki ümmetlerden,
Elmalılı H. Yazır
Çoğu önceki ümmetlerden,
Ali Bulaç
Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
Diyanet İşleri
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır

14

وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Birazı da sonrakilerdendir.
Elmalılı H. Yazır
Birazı da sonrakilerden.
Ali Bulaç
Birazı da sonrakilerden.
Diyanet İşleri
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır

15

عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,
Elmalılı H. Yazır
(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Ali Bulaç
'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler.
Diyanet İşleri
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Tefsirleri karşılaştır

16

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ

Diyanet Vakfı
Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
Elmalılı H. Yazır
Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
Ali Bulaç
Karşılıklı yaslanmışlardır.
Diyanet İşleri
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Tefsirleri karşılaştır

17

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ

Diyanet Vakfı
Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;
Elmalılı H. Yazır
Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
Ali Bulaç
Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;
Diyanet İşleri
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır

18

بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Main çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Elmalılı H. Yazır
Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Ali Bulaç
Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,
Diyanet İşleri
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır

19

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Diyanet Vakfı
Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Elmalılı H. Yazır
Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Ali Bulaç
Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
Diyanet İşleri
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır

20

وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Diyanet Vakfı
(Onlara) beğendikleri meyveler,
Elmalılı H. Yazır
Beğendikleri meyvalar,
Ali Bulaç
Arzulayıp-seçecekleri meyveler,
Diyanet İşleri
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır

21

وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Diyanet Vakfı
Canlarının çektiği kuş etleri,
Elmalılı H. Yazır
Canlarının çektiği kuş etleri,
Ali Bulaç
Canlarının çektiği kuş eti.
Diyanet İşleri
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Tefsirleri karşılaştır

22

وَحُورٌ عِينٌۭ

Diyanet Vakfı
İri gözlü huriler,
Elmalılı H. Yazır
İri gözlü hûriler,
Ali Bulaç
Ve iri gözlü huriler,
Diyanet İşleri
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Tefsirleri karşılaştır

23

كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

Diyanet Vakfı
Saklı inciler gibi.
Elmalılı H. Yazır
Saklı inciler gibi,
Ali Bulaç
Sanki saklı inciler gibi;
Diyanet İşleri
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Tefsirleri karşılaştır

24

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Diyanet Vakfı
Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).
Elmalılı H. Yazır
Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
Ali Bulaç
Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);
Diyanet İşleri
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Tefsirleri karşılaştır

25

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا

Diyanet Vakfı
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Elmalılı H. Yazır
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Ali Bulaç
Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma.
Diyanet İşleri
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
Tefsirleri karşılaştır

26

إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا

Diyanet Vakfı
Söylenen, yalnızca "selam, selam" dır.
Elmalılı H. Yazır
Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
Ali Bulaç
Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam."
Diyanet İşleri
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Tefsirleri karşılaştır

27

وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ

Diyanet Vakfı
Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
Elmalılı H. Yazır
Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
Ali Bulaç
"Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin."
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

28

فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ

Diyanet Vakfı
Düzgün kiraz ağacı,
Elmalılı H. Yazır
Dalbastı kirazlar,
Ali Bulaç
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

29

وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ

Diyanet Vakfı
Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,
Elmalılı H. Yazır
Meyva dizili muzlar,
Ali Bulaç
Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

30

وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ

Diyanet Vakfı
Uzamış gölgeler,
Elmalılı H. Yazır
Uzamış gölgeler,
Ali Bulaç
Yayılıp-uzanmış gölgeler,
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

31

وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ

Diyanet Vakfı
Çağlayarak akan sular,
Elmalılı H. Yazır
Fışkıran sular.
Ali Bulaç
Durmaksızın akan su(lar);
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

32

وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Sayısız meyveler içindedirler;
Elmalılı H. Yazır
Pek çok meyva arasında,
Ali Bulaç
Ve (daha) birçok meyveler arasında,
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

33

لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ

Diyanet Vakfı
Tükenmeyen ve yasaklanmayan.
Elmalılı H. Yazır
Tükenmeyen ve yasaklanmayan
Ali Bulaç
Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

34

وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ

Diyanet Vakfı
Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.
Elmalılı H. Yazır
Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Ali Bulaç
Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).
Diyanet İşleri
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Tefsirleri karşılaştır

35

إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ

Diyanet Vakfı
Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık.
Elmalılı H. Yazır
Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
Ali Bulaç
Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.
Diyanet İşleri
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

36

فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا

Diyanet Vakfı
Onları, bakireler kıldık.
Elmalılı H. Yazır
Onları bâkireler yaptık.
Ali Bulaç
Onları hep bakireler olarak kıldık,
Diyanet İşleri
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

37

عُرُبًا أَتْرَابًۭا

Diyanet Vakfı
Eşlerine düşkün ve yaşıt.
Elmalılı H. Yazır
Hep yaşıt sevgililer,
Ali Bulaç
Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,
Diyanet İşleri
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

38

لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet Vakfı
Bütün bunlar sağdakiler içindir..
Elmalılı H. Yazır
Sağın adamları içindir.
Ali Bulaç
"Ashab-ı Yemin" olanlar için.
Diyanet İşleri
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Tefsirleri karşılaştır

39

ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.
Elmalılı H. Yazır
Bir çoğu öncekilerdendir.
Ali Bulaç
(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
Diyanet İşleri
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır

40

وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
Birçoğu da sonrakilerdendir.
Elmalılı H. Yazır
Bir çoğu da sonrakilerdendir.
Ali Bulaç
Birçoğu da sonrakilerdendir.
Diyanet İşleri
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Tefsirleri karşılaştır

41

وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Diyanet Vakfı
Soldakiler; ne yazık o soldakilere!
Elmalılı H. Yazır
Solun adamları, nedir o solcular!
Ali Bulaç
"Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal."
Diyanet İşleri
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Tefsirleri karşılaştır

42

فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Elmalılı H. Yazır
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
Ali Bulaç
Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,
Diyanet İşleri
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Tefsirleri karşılaştır

43

وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ

Diyanet Vakfı
Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar;
Elmalılı H. Yazır
Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
Ali Bulaç
Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
Diyanet İşleri
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Tefsirleri karşılaştır

44

لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ

Diyanet Vakfı
Serin ve hoş olmayan.
Elmalılı H. Yazır
Ki ne serindir, ne de faydalı.
Ali Bulaç
Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).
Diyanet İşleri
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Tefsirleri karşılaştır

45

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

Diyanet Vakfı
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.
Elmalılı H. Yazır
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
Ali Bulaç
Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.
Diyanet İşleri
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Tefsirleri karşılaştır

46

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet Vakfı
Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.
Elmalılı H. Yazır
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Ali Bulaç
Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.
Diyanet İşleri
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Tefsirleri karşılaştır

47

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Diyanet Vakfı
Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?
Elmalılı H. Yazır
Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
Ali Bulaç
Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Diyanet İşleri
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
Tefsirleri karşılaştır

48

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

Diyanet Vakfı
Önceki atalarımız da mı?
Elmalılı H. Yazır
"Önceki atalarımızda mı?"
Ali Bulaç
"Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?"
Diyanet İşleri
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
Tefsirleri karşılaştır

49

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ

Diyanet Vakfı
De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,
Elmalılı H. Yazır
De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
Ali Bulaç
De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de."
Diyanet İşleri
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Tefsirleri karşılaştır

50

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

Diyanet Vakfı
Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
Elmalılı H. Yazır
"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
Ali Bulaç
"Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
Diyanet İşleri
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Tefsirleri karşılaştır

51

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

Diyanet Vakfı
Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!
Elmalılı H. Yazır
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
Ali Bulaç
Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,
Diyanet İşleri
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
Tefsirleri karşılaştır

52

لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ

Diyanet Vakfı
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Elmalılı H. Yazır
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Ali Bulaç
Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.
Diyanet İşleri
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Tefsirleri karşılaştır

53

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Diyanet Vakfı
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
Elmalılı H. Yazır
Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
Ali Bulaç
Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.
Diyanet İşleri
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
Tefsirleri karşılaştır

54

فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

Diyanet Vakfı
Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
Elmalılı H. Yazır
Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
Ali Bulaç
Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.
Diyanet İşleri
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
Tefsirleri karşılaştır

55

فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

Diyanet Vakfı
Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
Elmalılı H. Yazır
Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
Ali Bulaç
Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz.
Diyanet İşleri
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
Tefsirleri karşılaştır

56

هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

Diyanet Vakfı
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!
Elmalılı H. Yazır
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
Ali Bulaç
İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
Diyanet İşleri
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
Tefsirleri karşılaştır

57

نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

Diyanet Vakfı
Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?
Elmalılı H. Yazır
Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
Ali Bulaç
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?
Diyanet İşleri
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

58

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

Diyanet Vakfı
Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?
Elmalılı H. Yazır
Attığınız meniyi gördünüz mü?
Ali Bulaç
Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?
Diyanet İşleri
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Tefsirleri karşılaştır

59

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ

Diyanet Vakfı
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı H. Yazır
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
Ali Bulaç
Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?
Diyanet İşleri
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Tefsirleri karşılaştır

60

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Diyanet Vakfı
Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.
Elmalılı H. Yazır
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
Ali Bulaç
Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir;
Diyanet İşleri
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır

61

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir alemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).
Elmalılı H. Yazır
Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
Ali Bulaç
(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.
Diyanet İşleri
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Tefsirleri karşılaştır

62

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

Diyanet Vakfı
Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Elmalılı H. Yazır
Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Ali Bulaç
Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?
Diyanet İşleri
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

63

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

Diyanet Vakfı
Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.
Elmalılı H. Yazır
Ektiğinizi gördünüz mü?
Ali Bulaç
Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?
Diyanet İşleri
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Tefsirleri karşılaştır

64

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Diyanet Vakfı
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Elmalılı H. Yazır
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Ali Bulaç
Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
Diyanet İşleri
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Tefsirleri karşılaştır

65

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

Diyanet Vakfı
Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.
Elmalılı H. Yazır
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
Ali Bulaç
Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.
Diyanet İşleri
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Tefsirleri karşılaştır

66

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

Diyanet Vakfı
"Doğrusu borç altına girdik.
Elmalılı H. Yazır
"Doğrusu borç altına girdik."
Ali Bulaç
(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık."
Diyanet İşleri
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Tefsirleri karşılaştır

67

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Diyanet Vakfı
Daha doğrusu, biz yoksul kaldık" (derdiniz).
Elmalılı H. Yazır
"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
Ali Bulaç
"Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."
Diyanet İşleri
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Tefsirleri karşılaştır

68

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

Diyanet Vakfı
Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?
Elmalılı H. Yazır
İçtiğiniz suya baktınız mı?
Ali Bulaç
Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?
Diyanet İşleri
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Tefsirleri karşılaştır

69

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

Diyanet Vakfı
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Elmalılı H. Yazır
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Ali Bulaç
Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz?
Diyanet İşleri
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Tefsirleri karşılaştır

70

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

Diyanet Vakfı
Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Elmalılı H. Yazır
Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
Ali Bulaç
Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?
Diyanet İşleri
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
Tefsirleri karşılaştır

71

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

Diyanet Vakfı
Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,
Elmalılı H. Yazır
Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
Ali Bulaç
Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?
Diyanet İşleri
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Tefsirleri karşılaştır

72

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

Diyanet Vakfı
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı H. Yazır
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
Ali Bulaç
Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?
Diyanet İşleri
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Tefsirleri karşılaştır

73

نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ

Diyanet Vakfı
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.
Elmalılı H. Yazır
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Ali Bulaç
Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.
Diyanet İşleri
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
Tefsirleri karşılaştır

74

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet Vakfı
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.
Elmalılı H. Yazır
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
Ali Bulaç
Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Diyanet İşleri
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır

75

۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Diyanet Vakfı
Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
Elmalılı H. Yazır
Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
Ali Bulaç
Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.
Diyanet İşleri
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Tefsirleri karşılaştır

76

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

Diyanet Vakfı
Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
Elmalılı H. Yazır
Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
Ali Bulaç
Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
Diyanet İşleri
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Tefsirleri karşılaştır

77

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır,
Elmalılı H. Yazır
O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
Ali Bulaç
Elbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir.
Diyanet İşleri
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır

78

فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Korunmuş bir kitaptır.
Elmalılı H. Yazır
Korunmuş bir kitaptadır.
Ali Bulaç
Saklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır.
Diyanet İşleri
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır

79

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

Diyanet Vakfı
Ona ancak temizlenenler dokunabilir.
Elmalılı H. Yazır
Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
Ali Bulaç
Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
Diyanet İşleri
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır

80

تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
O, alemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Elmalılı H. Yazır
(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Ali Bulaç
Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Diyanet İşleri
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Tefsirleri karşılaştır

81

أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

Diyanet Vakfı
Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Elmalılı H. Yazır
Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Ali Bulaç
Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz?
Diyanet İşleri
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır

82

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

Diyanet Vakfı
Allah'ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?
Elmalılı H. Yazır
Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Ali Bulaç
Ve rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz?
Diyanet İşleri
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
Tefsirleri karşılaştır

83

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

Diyanet Vakfı
Hele can boğaza dayandığı zaman,
Elmalılı H. Yazır
Can boğaza dayandığı zaman
Ali Bulaç
Hele can boğaza gelip dayandığında,
Diyanet İşleri
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Tefsirleri karşılaştır

84

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ

Diyanet Vakfı
O vakit siz bakar durursunuz.
Elmalılı H. Yazır
Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
Ali Bulaç
Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz,
Diyanet İşleri
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Tefsirleri karşılaştır

85

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

Diyanet Vakfı
(O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
Elmalılı H. Yazır
Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Ali Bulaç
Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.
Diyanet İşleri
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Tefsirleri karşılaştır

86

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

Diyanet Vakfı
Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,
Elmalılı H. Yazır
Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
Ali Bulaç
İşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz,
Diyanet İşleri
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Tefsirleri karşılaştır

87

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Diyanet Vakfı
Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!
Elmalılı H. Yazır
Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
Ali Bulaç
Eğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize.
Diyanet İşleri
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Tefsirleri karşılaştır

88

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Diyanet Vakfı
Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,
Elmalılı H. Yazır
Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
Ali Bulaç
Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,
Diyanet İşleri
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Tefsirleri karşılaştır

89

فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.
Elmalılı H. Yazır
Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
Ali Bulaç
Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).
Diyanet İşleri
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Tefsirleri karşılaştır

90

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet Vakfı
Eğer o sağdakilerden ise,
Elmalılı H. Yazır
Eğer O, sağın adamlarından ise,
Ali Bulaç
Ve eğer "Ashab-ı Yemin"den ise,
Diyanet İşleri
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
Tefsirleri karşılaştır

91

فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet Vakfı
"Ey sağdaki! Sana selam olsun!"
Elmalılı H. Yazır
"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
Ali Bulaç
Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana.
Diyanet İşleri
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
Tefsirleri karşılaştır

92

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Diyanet Vakfı
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
Elmalılı H. Yazır
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Ali Bulaç
Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise,
Diyanet İşleri
Eğer, sapık yalancılardan ise,
Tefsirleri karşılaştır

93

فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
Elmalılı H. Yazır
İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
Ali Bulaç
Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.
Diyanet İşleri
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
Tefsirleri karşılaştır

94

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

Diyanet Vakfı
Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.
Elmalılı H. Yazır
Ve cehenneme atılma vardır.
Ali Bulaç
Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da.
Diyanet İşleri
Cehenneme sokulur.
Tefsirleri karşılaştır

95

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.
Elmalılı H. Yazır
Kesin gerçek budur işte.
Ali Bulaç
Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin).
Diyanet İşleri
Doğrusu kesin gerçek budur.
Tefsirleri karşılaştır

96

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet Vakfı
Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.
Elmalılı H. Yazır
Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.
Ali Bulaç
Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Diyanet İşleri
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Tefsirleri karşılaştır