1
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَٰشِيَةِ
- Diyanet Vakfı
- (Resulüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?
- Elmalılı H. Yazır
- O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet'in haberi sana geldi mi?
- Ali Bulaç
- (Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?
- Diyanet İşleri
- Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?
Tefsirleri karşılaştır2
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ
- Diyanet Vakfı
- O gün bir takım yüzler zelildir,
- Elmalılı H. Yazır
- Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür.
- Ali Bulaç
- O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.'
- Diyanet İşleri
- O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür.
Tefsirleri karşılaştır3
عَامِلَةٌۭ نَّاصِبَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur,
- Elmalılı H. Yazır
- Çalışmış, yorulmuştur.
- Ali Bulaç
- Çalışmış, boşuna yorulmuştur.
- Diyanet İşleri
- Zor işler altında bitkin düşmüştür.
Tefsirleri karşılaştır4
تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةًۭ
- Diyanet Vakfı
- Kızgın ateşe girer.
- Elmalılı H. Yazır
- Kızışmış bir ateşe girer.
- Ali Bulaç
- Kızgın bir ateşe yollanırlar.
- Diyanet İşleri
- Yakıcı ateşe yaslanırlar.
Tefsirleri karşılaştır5
تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlara kaynar su pınarından içirilir.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir.
- Ali Bulaç
- Kaynar bir kaynaktan içirilirler.
- Diyanet İşleri
- Kızgın bir kaynaktan içirilirler.
Tefsirleri karşılaştır6
لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.
- Ali Bulaç
- Onlar için (zehirli olan) dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
- Diyanet İşleri
- Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.
Tefsirleri karşılaştır7
لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍۢ
- Diyanet Vakfı
- O ise ne besler ne de açlığı giderir.
- Elmalılı H. Yazır
- O da ne besler, ne de açlığı giderir.
- Ali Bulaç
- Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.
- Diyanet İşleri
- Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.
Tefsirleri karşılaştır8
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاعِمَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar,
- Elmalılı H. Yazır
- Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur.
- Ali Bulaç
- O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler.
- Diyanet İşleri
- İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır.
Tefsirleri karşılaştır9
لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır,
- Elmalılı H. Yazır
- Yaptığından hoşnuttur.
- Ali Bulaç
- Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.
- Diyanet İşleri
- Yaptıklarından hoşnuddurlar.
Tefsirleri karşılaştır10
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Yüce bir cennettedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Yüksek bir cennettedir.
- Ali Bulaç
- Yüksek bir cennettedir.
- Diyanet İşleri
- Yüksek bir cennettedirler.
Tefsirleri karşılaştır11
لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةًۭ
- Diyanet Vakfı
- Orada boş bir söz işitmezler.
- Elmalılı H. Yazır
- Orada boş bir söz işitmez.
- Ali Bulaç
- Orda anlamsız bir söz işitmez.
- Diyanet İşleri
- Orada boş söz işitmezler.
Tefsirleri karşılaştır12
فِيهَا عَيْنٌۭ جَارِيَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,
- Elmalılı H. Yazır
- Orada akan bir kaynak,
- Ali Bulaç
- Orda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır.
- Diyanet İşleri
- Orada akan kaynak vardır.
Tefsirleri karşılaştır13
فِيهَا سُرُرٌۭ مَّرْفُوعَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Yükseltilmiş tahtlar,
- Elmalılı H. Yazır
- Yükseltilmiş divanlar,
- Ali Bulaç
- Orda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır;
- Diyanet İşleri
- Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır.
Tefsirleri karşılaştır14
وَأَكْوَابٌۭ مَّوْضُوعَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Konulmuş kadehler,
- Elmalılı H. Yazır
- Konulmuş kadehler,
- Ali Bulaç
- Konulmuş (içecek dolu) kaplar,
- Diyanet İşleri
- Yerleştirilmiş kaseler,
Tefsirleri karşılaştır15
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Sıra sıra dizilmiş yastıklar,
- Elmalılı H. Yazır
- Dizilmiş koltuklar, yastıklar,
- Ali Bulaç
- Dizi dizi yastıklar,
- Diyanet İşleri
- Sıra sıra yastıklar,
Tefsirleri karşılaştır16
وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ
- Diyanet Vakfı
- Serilmiş halılar vardır.
- Elmalılı H. Yazır
- Serilmiş halılar vardır.
- Ali Bulaç
- Ve serilmiş yaygılar.
- Diyanet İşleri
- Serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.
Tefsirleri karşılaştır17
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ
- Diyanet Vakfı
- (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bakmazlar mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?
- Ali Bulaç
- Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?
- Diyanet İşleri
- Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Tefsirleri karşılaştır18
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ
- Diyanet Vakfı
- Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiş?
- Elmalılı H. Yazır
- Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?
- Ali Bulaç
- Göğe, nasıl yükseltildi?
- Diyanet İşleri
- Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Tefsirleri karşılaştır19
وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ
- Diyanet Vakfı
- Dağların nasıl dikildiğine, bakmazlar mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş?
- Ali Bulaç
- Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu?
- Diyanet İşleri
- Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Tefsirleri karşılaştır20
وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ
- Diyanet Vakfı
- Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
- Elmalılı H. Yazır
- Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?
- Ali Bulaç
- Yere; nasıl yayılıp-döşendi?
- Diyanet İşleri
- Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Tefsirleri karşılaştır21
فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌۭ
- Diyanet Vakfı
- O halde (Resulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin.
- Elmalılı H. Yazır
- Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.
- Ali Bulaç
- Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.
- Diyanet İşleri
- Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.
Tefsirleri karşılaştır22
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ
- Diyanet Vakfı
- Onların üzerinde bir zorba değilsin.
- Elmalılı H. Yazır
- Onların üzerinde bir zorba değilsin.
- Ali Bulaç
- Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin.
- Diyanet İşleri
- Sen, onlara zor kullanacak değilsin.
Tefsirleri karşılaştır23
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ
- Diyanet Vakfı
- Ancak yüz çevirir inkar ederse,
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak kim yüz çevirir ve kâfir olursa,
- Ali Bulaç
- Ancak kim yüz çevirir ve inkar ederse
- Diyanet İşleri
- Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
Tefsirleri karşılaştır24
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ
- Diyanet Vakfı
- İşte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah ona en büyük azap ile azap edecek.
- Ali Bulaç
- Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.
- Diyanet İşleri
- Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
Tefsirleri karşılaştır25
إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.
- Elmalılı H. Yazır
- Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz onların dönüşleri Bizedir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu onların dönüşü Bize'dir.
Tefsirleri karşılaştır26
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم
- Diyanet Vakfı
- Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra da bize hesap verecekler.
- Ali Bulaç
- Sonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir.
- Diyanet İşleri
- Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir.
Tefsirleri karşılaştır