Duhân Sûresi

59 âyet · 17 tefsir eserinde okunabilir.

Tefsir eserleri

Âyetler ve mealler

2

وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ

Diyanet Vakfı
Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,
Elmalılı H. Yazır
O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
Ali Bulaç
Apaçık Kitab'a andolsun;
Diyanet İşleri
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Tefsirleri karşılaştır

3

إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

Diyanet Vakfı
Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.
Elmalılı H. Yazır
O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
Ali Bulaç
Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.
Diyanet İşleri
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Tefsirleri karşılaştır

4

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ

Diyanet Vakfı
Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.
Elmalılı H. Yazır
O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Ali Bulaç
Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.
Diyanet İşleri
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır

5

أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ

Diyanet Vakfı
(Yani)katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.
Elmalılı H. Yazır
O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Ali Bulaç
Katımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
Diyanet İşleri
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır

6

رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

Diyanet Vakfı
Senin Rabb'inin acıması gereği olarak (gönderdiyimiz elçilere o gece emirlerimizi bir bir açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu o işitendir, bilendir.
Elmalılı H. Yazır
O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Ali Bulaç
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
Diyanet İşleri
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır

7

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Diyanet Vakfı
Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Elmalılı H. Yazır
Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
Ali Bulaç
Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Diyanet İşleri
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır

8

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet Vakfı
O'ndan başka ilah yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Elmalılı H. Yazır
Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.
Ali Bulaç
O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
Diyanet İşleri
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır

9

بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ

Diyanet Vakfı
Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Elmalılı H. Yazır
Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
Ali Bulaç
Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.
Diyanet İşleri
Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
Tefsirleri karşılaştır

10

فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Şimdi sen, göğün, açık bir duman çıkaracağı günü gözetle.
Elmalılı H. Yazır
Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
Ali Bulaç
Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
Diyanet İşleri
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
Tefsirleri karşılaştır

11

يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ

Diyanet Vakfı
Duman insanları bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır.
Elmalılı H. Yazır
Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
Ali Bulaç
(Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır.
Diyanet İşleri
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
Tefsirleri karşılaştır

12

رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ

Diyanet Vakfı
(İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
Elmalılı H. Yazır
O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.
Ali Bulaç
"Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."
Diyanet İşleri
İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.
Tefsirleri karşılaştır

13

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ

Diyanet Vakfı
Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
Elmalılı H. Yazır
Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.
Ali Bulaç
Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Diyanet İşleri
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

14

ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ

Diyanet Vakfı
Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
Elmalılı H. Yazır
Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.
Ali Bulaç
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."
Diyanet İşleri
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır

15

إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ

Diyanet Vakfı
Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Elmalılı H. Yazır
Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.
Ali Bulaç
Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
Diyanet İşleri
Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
Tefsirleri karşılaştır

16

يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

Diyanet Vakfı
Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
Elmalılı H. Yazır
Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.
Ali Bulaç
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız.
Diyanet İşleri
Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.
Tefsirleri karşılaştır

17

۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ

Diyanet Vakfı
Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi geldi. (Şöyle diyerek)
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.
Ali Bulaç
Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
Diyanet İşleri
And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
Tefsirleri karşılaştır

18

أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ

Diyanet Vakfı
"Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resulüm"
Elmalılı H. Yazır
O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Ali Bulaç
"Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).
Diyanet İşleri
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Tefsirleri karşılaştır

19

وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Elmalılı H. Yazır
Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Ali Bulaç
"Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."
Diyanet İşleri
"Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
Tefsirleri karşılaştır

20

وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ

Diyanet Vakfı
Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Ali Bulaç
"Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."
Diyanet İşleri
"Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
Tefsirleri karşılaştır

21

وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ

Diyanet Vakfı
Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
Elmalılı H. Yazır
Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."
Ali Bulaç
"Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın."
Diyanet İşleri
"Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
Tefsirleri karşılaştır

22

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ

Diyanet Vakfı
Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
Elmalılı H. Yazır
Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.
Ali Bulaç
Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.
Diyanet İşleri
Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
Tefsirleri karşılaştır

23

فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Diyanet Vakfı
Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.
Elmalılı H. Yazır
Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.
Ali Bulaç
(Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
Diyanet İşleri
Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
Tefsirleri karşılaştır

24

وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ

Diyanet Vakfı
Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Elmalılı H. Yazır
Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."
Ali Bulaç
"Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
Diyanet İşleri
"Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
Tefsirleri karşılaştır

25

كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeimeler,
Elmalılı H. Yazır
Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!
Ali Bulaç
Onlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi;
Diyanet İşleri
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır

26

وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ

Diyanet Vakfı
Ekinler, güzel konaklar,
Elmalılı H. Yazır
Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,
Ali Bulaç
(Nice) Ekinler, güzel konaklar,
Diyanet İşleri
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır

27

وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ

Diyanet Vakfı
Ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler!
Elmalılı H. Yazır
Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!
Ali Bulaç
Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,
Diyanet İşleri
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır

28

كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ

Diyanet Vakfı
İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
Elmalılı H. Yazır
İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.
Ali Bulaç
İşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.
Diyanet İşleri
Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır

29

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ

Diyanet Vakfı
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Elmalılı H. Yazır
Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Ali Bulaç
Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
Diyanet İşleri
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
Tefsirleri karşılaştır

30

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
Ali Bulaç
Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık.
Diyanet İşleri
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır

31

مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ

Diyanet Vakfı
Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
Elmalılı H. Yazır
Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
Ali Bulaç
Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
Diyanet İşleri
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır

32

وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet Vakfı
Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) alemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
Elmalılı H. Yazır
Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
Ali Bulaç
Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
Diyanet İşleri
And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
Tefsirleri karşılaştır

33

وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ

Diyanet Vakfı
Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
Elmalılı H. Yazır
Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
Ali Bulaç
Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Diyanet İşleri
Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
Tefsirleri karşılaştır

34

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

Diyanet Vakfı
Onlar (müşrikler) diyorlar ki:
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:
Ali Bulaç
Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
Diyanet İşleri
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Tefsirleri karşılaştır

35

إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ

Diyanet Vakfı
"İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
Elmalılı H. Yazır
"Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
Ali Bulaç
"(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."
Diyanet İşleri
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Tefsirleri karşılaştır

36

فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Diyanet Vakfı
" Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin."
Elmalılı H. Yazır
Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
Ali Bulaç
"Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
Diyanet İşleri
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Tefsirleri karşılaştır

37

أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ

Diyanet Vakfı
Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.
Elmalılı H. Yazır
Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
Ali Bulaç
Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı.
Diyanet İşleri
Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
Tefsirleri karşılaştır

38

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ

Diyanet Vakfı
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Elmalılı H. Yazır
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Ali Bulaç
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık.
Diyanet İşleri
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
Tefsirleri karşılaştır

39

مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Diyanet Vakfı
Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Elmalılı H. Yazır
Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Ali Bulaç
Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Diyanet İşleri
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
Tefsirleri karşılaştır

40

إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz (hakkı batıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
Ali Bulaç
Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
Diyanet İşleri
Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
Tefsirleri karşılaştır

41

يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Diyanet Vakfı
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
Elmalılı H. Yazır
O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
Ali Bulaç
O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
Diyanet İşleri
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
Tefsirleri karşılaştır

42

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet Vakfı
Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
Elmalılı H. Yazır
Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
Ali Bulaç
Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
Diyanet İşleri
Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır

43

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

Diyanet Vakfı
Şüphesiz zakkum ağacı,
Elmalılı H. Yazır
Gerçekten zakkum ağacı,
Ali Bulaç
Doğrusu, o zakkum ağacı;
Diyanet İşleri
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır

44

طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ

Diyanet Vakfı
Günahkarların yemeğidir.
Elmalılı H. Yazır
Günahkârların yemeğidir.
Ali Bulaç
Günahkar olanın yemeğidir.
Diyanet İşleri
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır

45

كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ

Diyanet Vakfı
O, karınlarda maden eriyiği kaynar.
Elmalılı H. Yazır
O pota gibi karınlarda kaynar.
Ali Bulaç
Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;
Diyanet İşleri
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır

46

كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ

Diyanet Vakfı
Sıcak suyun kaynaması gibi.
Elmalılı H. Yazır
O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.
Ali Bulaç
Kaynar-suyun kaynaması gibi.
Diyanet İşleri
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır

47

خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
(Allah zebanilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!
Elmalılı H. Yazır
Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
Ali Bulaç
"Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."
Diyanet İşleri
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır

48

ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ

Diyanet Vakfı
Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!
Elmalılı H. Yazır
"Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
Ali Bulaç
"Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"
Diyanet İşleri
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır

49

ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ

Diyanet Vakfı
(Ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin!
Elmalılı H. Yazır
Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
Ali Bulaç
"(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun."
Diyanet İşleri
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır

50

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ

Diyanet Vakfı
İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Elmalılı H. Yazır
İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."
Ali Bulaç
"Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir."
Diyanet İşleri
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır

51

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ

Diyanet Vakfı
Müttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar.
Elmalılı H. Yazır
Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
Ali Bulaç
Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır

52

فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ

Diyanet Vakfı
Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Elmalılı H. Yazır
Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Ali Bulaç
Cennetlerde ve pınarlarda,
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır

53

يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

Diyanet Vakfı
İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
Elmalılı H. Yazır
Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
Ali Bulaç
Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
Diyanet İşleri
İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
Tefsirleri karşılaştır

54

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ

Diyanet Vakfı
İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.
Elmalılı H. Yazır
İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
Ali Bulaç
İşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Diyanet İşleri
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
Tefsirleri karşılaştır

55

يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

Diyanet Vakfı
Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
Elmalılı H. Yazır
Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
Ali Bulaç
Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
Diyanet İşleri
Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
Tefsirleri karşılaştır

56

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet Vakfı
İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır).
Elmalılı H. Yazır
Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Ali Bulaç
Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
Diyanet İşleri
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
Tefsirleri karşılaştır

57

فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

Diyanet Vakfı
(Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.
Elmalılı H. Yazır
(Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
Ali Bulaç
Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
Diyanet İşleri
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
Tefsirleri karşılaştır

58

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

Diyanet Vakfı
Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
Elmalılı H. Yazır
Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
Ali Bulaç
Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
Diyanet İşleri
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Tefsirleri karşılaştır

59

فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ

Diyanet Vakfı
(Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Elmalılı H. Yazır
Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.
Ali Bulaç
Öyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar.
Diyanet İşleri
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Tefsirleri karşılaştır