1
حمٓ
- Diyanet Vakfı
- Ha. Mim.
- Elmalılı H. Yazır
- Hâ, mîm.
- Ali Bulaç
- Ha, Mim.
- Diyanet İşleri
- Ha, Mim.
Tefsirleri karşılaştır2
وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
- Diyanet Vakfı
- Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,
- Elmalılı H. Yazır
- O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
- Ali Bulaç
- Apaçık Kitab'a andolsun;
- Diyanet İşleri
- Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Tefsirleri karşılaştır3
إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.
- Elmalılı H. Yazır
- O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
- Ali Bulaç
- Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.
- Diyanet İşleri
- Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Tefsirleri karşılaştır4
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
- Diyanet Vakfı
- Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.
- Elmalılı H. Yazır
- O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
- Ali Bulaç
- Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.
- Diyanet İşleri
- Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır5
أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- (Yani)katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.
- Elmalılı H. Yazır
- O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
- Ali Bulaç
- Katımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
- Diyanet İşleri
- Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır6
رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Senin Rabb'inin acıması gereği olarak (gönderdiyimiz elçilere o gece emirlerimizi bir bir açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu o işitendir, bilendir.
- Elmalılı H. Yazır
- O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
- Ali Bulaç
- Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
- Diyanet İşleri
- Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır7
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
- Ali Bulaç
- Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
- Diyanet İşleri
- Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tefsirleri karşılaştır8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
- Diyanet Vakfı
- O'ndan başka ilah yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.
- Ali Bulaç
- O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
- Diyanet İşleri
- O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
Tefsirleri karşılaştır9
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
- Ali Bulaç
- Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.
- Diyanet İşleri
- Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
Tefsirleri karşılaştır10
فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Şimdi sen, göğün, açık bir duman çıkaracağı günü gözetle.
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
- Ali Bulaç
- Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
- Diyanet İşleri
- Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
Tefsirleri karşılaştır11
يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Duman insanları bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır.
- Elmalılı H. Yazır
- Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
- Ali Bulaç
- (Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır.
- Diyanet İşleri
- Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
Tefsirleri karşılaştır12
رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
- Diyanet Vakfı
- (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
- Elmalılı H. Yazır
- O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.
- Ali Bulaç
- "Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."
- Diyanet İşleri
- İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.
Tefsirleri karşılaştır13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.
- Ali Bulaç
- Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
- Diyanet İşleri
- Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır14
ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ
- Diyanet Vakfı
- Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
- Elmalılı H. Yazır
- Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.
- Ali Bulaç
- Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."
- Diyanet İşleri
- Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
Tefsirleri karşılaştır15
إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
- Diyanet Vakfı
- Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.
- Ali Bulaç
- Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
- Diyanet İşleri
- Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
Tefsirleri karşılaştır16
يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.
- Ali Bulaç
- Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız.
- Diyanet İşleri
- Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.
Tefsirleri karşılaştır17
۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi geldi. (Şöyle diyerek)
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
Tefsirleri karşılaştır18
أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
- Diyanet Vakfı
- "Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resulüm"
- Elmalılı H. Yazır
- O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
- Ali Bulaç
- "Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).
- Diyanet İşleri
- "Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Tefsirleri karşılaştır19
وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
- Ali Bulaç
- "Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."
- Diyanet İşleri
- "Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
Tefsirleri karşılaştır20
وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
- Diyanet Vakfı
- Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
- Ali Bulaç
- "Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."
- Diyanet İşleri
- "Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
Tefsirleri karşılaştır21
وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
- Diyanet Vakfı
- Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."
- Ali Bulaç
- "Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın."
- Diyanet İşleri
- "Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
Tefsirleri karşılaştır22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
- Elmalılı H. Yazır
- Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.
- Ali Bulaç
- Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.
- Diyanet İşleri
- Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
Tefsirleri karşılaştır23
فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
- Diyanet Vakfı
- Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.
- Elmalılı H. Yazır
- Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.
- Ali Bulaç
- (Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
- Diyanet İşleri
- Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
Tefsirleri karşılaştır24
وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ
- Diyanet Vakfı
- Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
- Elmalılı H. Yazır
- Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."
- Ali Bulaç
- "Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
- Diyanet İşleri
- "Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
Tefsirleri karşılaştır25
كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeimeler,
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!
- Ali Bulaç
- Onlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi;
- Diyanet İşleri
- Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır26
وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Ekinler, güzel konaklar,
- Elmalılı H. Yazır
- Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,
- Ali Bulaç
- (Nice) Ekinler, güzel konaklar,
- Diyanet İşleri
- Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır27
وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ
- Diyanet Vakfı
- Ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler!
- Elmalılı H. Yazır
- Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!
- Ali Bulaç
- Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,
- Diyanet İşleri
- Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Tefsirleri karşılaştır28
كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.
- Ali Bulaç
- İşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.
- Diyanet İşleri
- Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
Tefsirleri karşılaştır29
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
- Elmalılı H. Yazır
- Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
- Ali Bulaç
- Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
- Diyanet İşleri
- Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
Tefsirleri karşılaştır30
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır31
مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
- Diyanet Vakfı
- Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
- Elmalılı H. Yazır
- Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
- Ali Bulaç
- Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Tefsirleri karşılaştır32
وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) alemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
- Ali Bulaç
- Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
- Diyanet İşleri
- And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
Tefsirleri karşılaştır33
وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ
- Diyanet Vakfı
- Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
- Ali Bulaç
- Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
- Diyanet İşleri
- Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
Tefsirleri karşılaştır34
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onlar (müşrikler) diyorlar ki:
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:
- Ali Bulaç
- Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
- Diyanet İşleri
- Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Tefsirleri karşılaştır35
إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
- Diyanet Vakfı
- "İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
- Elmalılı H. Yazır
- "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
- Ali Bulaç
- "(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."
- Diyanet İşleri
- Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Tefsirleri karşılaştır36
فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
- Diyanet Vakfı
- " Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin."
- Elmalılı H. Yazır
- Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
- Ali Bulaç
- "Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
- Diyanet İşleri
- Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Tefsirleri karşılaştır37
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
- Diyanet Vakfı
- Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
- Ali Bulaç
- Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı.
- Diyanet İşleri
- Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
Tefsirleri karşılaştır38
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
- Diyanet Vakfı
- Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
- Ali Bulaç
- Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık.
- Diyanet İşleri
- Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
Tefsirleri karşılaştır39
مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
- Diyanet Vakfı
- Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
- Ali Bulaç
- Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
- Diyanet İşleri
- Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
Tefsirleri karşılaştır40
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz (hakkı batıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
- Ali Bulaç
- Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
Tefsirleri karşılaştır41
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
- Elmalılı H. Yazır
- O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
- Ali Bulaç
- O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
- Diyanet İşleri
- O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
Tefsirleri karşılaştır42
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
- Diyanet Vakfı
- Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
- Ali Bulaç
- Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
- Diyanet İşleri
- Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Tefsirleri karşılaştır43
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
- Diyanet Vakfı
- Şüphesiz zakkum ağacı,
- Elmalılı H. Yazır
- Gerçekten zakkum ağacı,
- Ali Bulaç
- Doğrusu, o zakkum ağacı;
- Diyanet İşleri
- Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır44
طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Günahkarların yemeğidir.
- Elmalılı H. Yazır
- Günahkârların yemeğidir.
- Ali Bulaç
- Günahkar olanın yemeğidir.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır45
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ
- Diyanet Vakfı
- O, karınlarda maden eriyiği kaynar.
- Elmalılı H. Yazır
- O pota gibi karınlarda kaynar.
- Ali Bulaç
- Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;
- Diyanet İşleri
- Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır46
كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Sıcak suyun kaynaması gibi.
- Elmalılı H. Yazır
- O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.
- Ali Bulaç
- Kaynar-suyun kaynaması gibi.
- Diyanet İşleri
- Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Tefsirleri karşılaştır47
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- (Allah zebanilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!
- Elmalılı H. Yazır
- Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
- Ali Bulaç
- "Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."
- Diyanet İşleri
- "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır48
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ
- Diyanet Vakfı
- Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!
- Elmalılı H. Yazır
- "Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
- Ali Bulaç
- "Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"
- Diyanet İşleri
- "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır49
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
- Diyanet Vakfı
- (Ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin!
- Elmalılı H. Yazır
- Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
- Ali Bulaç
- "(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun."
- Diyanet İşleri
- "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ
- Diyanet Vakfı
- İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."
- Ali Bulaç
- "Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir."
- Diyanet İşleri
- "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tefsirleri karşılaştır51
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Müttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
- Ali Bulaç
- Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır52
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
- Diyanet Vakfı
- Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
- Ali Bulaç
- Cennetlerde ve pınarlarda,
- Diyanet İşleri
- Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Tefsirleri karşılaştır53
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
- Diyanet Vakfı
- İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
- Ali Bulaç
- Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
- Diyanet İşleri
- İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
Tefsirleri karşılaştır54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ
- Diyanet Vakfı
- İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.
- Elmalılı H. Yazır
- İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
- Ali Bulaç
- İşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
- Diyanet İşleri
- Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
Tefsirleri karşılaştır55
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
- Diyanet Vakfı
- Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
- Ali Bulaç
- Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
- Diyanet İşleri
- Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
Tefsirleri karşılaştır56
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
- Diyanet Vakfı
- İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır).
- Elmalılı H. Yazır
- Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
- Ali Bulaç
- Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
- Diyanet İşleri
- Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
Tefsirleri karşılaştır57
فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
- Diyanet Vakfı
- (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.
- Elmalılı H. Yazır
- (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
- Ali Bulaç
- Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.
- Diyanet İşleri
- Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
Tefsirleri karşılaştır58
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
- Diyanet Vakfı
- Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
- Elmalılı H. Yazır
- Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
- Ali Bulaç
- Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
- Diyanet İşleri
- Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Tefsirleri karşılaştır59
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
- Diyanet Vakfı
- (Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
- Elmalılı H. Yazır
- Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.
- Ali Bulaç
- Öyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar.
- Diyanet İşleri
- Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Tefsirleri karşılaştır