NESEFÎ / MEDÂRİK TEFSÎRİ

Yûsuf Sûresi — NESEFÎ / MEDÂRİK TEFSÎRİ — Sayfa 2

107. Âyetin Tefsiri

Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?

“Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi gördüler?” (.......) kelimesi hâldir ve ansızın manasınadır.

Bu bölümü tek başına aç →

108. Âyetin Tefsiri

Ey Resûlüm! De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıtefsir, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı ortaklardan tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.”

“Ey Resûlüm! De ki: “İşte bu, benim yolumdur.” İşte benim bu yolum îman ve tevhide, bir tek Allah'a îman etmeye çağıran yoldur. Yol anlamına gelen Sebil ve Tarik kelimeleri hem müzekker ve hemde müennes olarak kullanılan kelimelerdir. Daha sonra yolunu şöyle açıklamıştır:

“Ben Allah'a çağıriyorum, ben -burada'ben'anlamında olan (.......) zamîri, (.......) kavlindeki müstetir zamîri tekit içindir- ve bana uyanlar -anlamındaki, (.......) kavli de bunun üzerine ma'tûf bulunmaktadır, aydınlık bir yol üzerindeyiz.”

Yani mana şöyledir: “Ben Allah'ın yoluna çağıntefsir ve bana uyanlar da ona çağmyor.” Ya da (.......) mübtedadır, (.......) kavli ise mukaddem haberdir. (.......) kavli de, (.......) üzerine atfedilmiştir. Daha işin başından itibâren kendisi ve kendisine uyanların apaçık bir hüccet ve burhan üzere bulunduklarını, hevâ ve heveslerine göre hareket etmediklerini haber vermektedir

“Allah'ı ortaklardan tenzih ederim Ve ben ortak koşanlardan değdim.”

Bu bölümü tek başına aç →

109. Âyetin Tefsiri

Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Kâfirler yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasd olduğunu görsünler! Sakınanlar için âhiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullarınııyor musunuz?

“Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasmı peygamber göndermedik.”

Yani peygamber olarak melekleri değil, erkekleri gönderdik. Çünkü itirazda bulunanlar şöyle diyorlardı: “Eğer Rabbimiz isteseydi mutlaka peygamber olarak bir melek gönderirdi.” (Fussilet, 14) Ya da gönderdikleri arasında peygamber olarak tek bir kadın da yoktur.

(.......) kavli burada görüldüğü gibi kırâat imâmlarından olan Hafs tarafından Nun ile okunmuştur. Âyette şehir halklarına yer verilmiş olması, bu insanların kır ve çöl hayatı yaşayan bedevî toplumlara göre daha bilgili ve daha yumuşak olmaları sebebiyledir. Halbuki çöl hayatı yaşayan bedeviler daha bilgisiz ve daha kabasaba kimselerdir, sert mizaçlıdır.

“Kâfirler yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için âhiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullarınııyor musunuz?” Kırâat imâmlarından İbn Kesîr, Abu Emr, Hamza ve Ali Kisâî, (.......) kavlini “Y” ile (.......) olarak okumuşlardır.

Bu bölümü tek başına aç →

110. Âyetin Tefsiri

Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarddıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Fakat suçlular topluluğundan azâbımız asla geri çevrilmez.

“Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de” Kavminin îman etmelerinden umutlarını kesip de,

“kendilerinin yalana çıkarddıklarını sandıkları sırada” Peygamber, kavimleri tarafından kesin olarak yalanlanacaklarını anladıkları bir anda.. (.......) kavli kırat imâmlarından Kûfe okulu mensupları bunu görüldüğü gibi şeddesiz olarak okumuşlardır.

Yani mana şöyledir: “Kendilerine peygamber gönderilen toplum, peygamberleri tarafından yanıltıldıklarını, yanlışa yönlendirildiklerini sandıkları bir anda” yahut da; “Kendilerine peygamberler gönderilen toplumlar, peygamberleri tarafından yalanlarla oyalandırıldıklarını, kendilerine Allah'tan yardım geleceği vadinde bulundukları hâlde böyle bir yardımın gelmediğini ve yalan yere söz verdiklerini ve verdikleri sözü doğrulatmadıklarını sandıkları bir sırada”

“Onlara yardımımız gelir” Peygamberlerle mü’minlere onların hiç de hesaba katınadıkları yerlerden ansızın geliverir, “Ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir.”

Bu, (.......) kelimesi bir tek nun, cim harfinin de şeddesi ve “Y” harfini de fethasıyladır. Bu, kırâat imâmlarından İbn Âmir ile Âsım tarafından bu şekilde mazi meçhul kipiyle okunmuştur. Burada fâil yani özne yerine geçen kelime ise; (.......) edatıdır. Diğer kırâat imâmları bunu; iki nun ile okumuşlardır. Bu okuyuşta ikinci nun sakin ve cim şeddesiz ve esreli Y harfi de sakin olarak okunmuştur..

“Fakat suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.”

Bu bölümü tek başına aç →

111. Âyetin Tefsiri

Andolsun onların geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. Bu Kur'ân uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan bir kitaptır; îman eden toplum için bir hidâyet ve bir rahmettir.

“Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır.” Çünkü Yûsuf'u sevgi deryasından kuyu dibine, hasırdan şerire yani koltuğa, tahta taşımıştır. Nihayet sabrın sonu selâmet ve keramet olmuştur. Tuzak kurmanın, hileci olmanın sonu da pişmanlık ve vehamet olmuştur.

“Bu Kur'ân uydurulabilecek bir söz değildir.”

“Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden her şeyi açıklayan bir kitaptır;” Dinde ihtiyaç duyuları her şeyi açıklayan tek kitaptır. Çünkü bu, Sünnetin, İcmaın ve Kıyas’ın dayanağı ve temeli olan tek kaynaktır.

“Îman eden toplum için bir hidâyet ve bir rahmettir.”

(.......) kavlinden sonra ibârenin mensûb oluşu, (.......) nakıs fiilinin haberi üzerine atfedilmiş olması sebebiyledir.

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) den şöyle rivâyet olunmuştur: “Kölelerinize Yûsuf sûresini öğretin. Herhangi bir kul bu sûreyi okur, ailesi bireylerine ve elinin altında bulunanlara, sorumluluğunda olan kimselere de öğretirse, Allah, ölüm sıkıntısını onlara kolaylaştırır. Hiçbir Müslümanı haset etmemem gücünü Allah ona verir. “Bak. Zemahşeri; Keşşaf, 2/511

Şeyh Ebû Mansûr Mâturîdî (r.h) Hazret-i Yûsuf (aleyhisselâm) kıssasıyla alâkalı olarak şöyle diyor: “Yûsuf (aleyhisselâm) ve kardeşleri ile alâkalı kıssa, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Kureyş'in kendisine ezalarına karşı sabretmesi konusunda bir sabır örneğidir. Sanki burada şöyle denilmektedir:

“Hazret-i Yûsuf ve kardeşleri din ve- inanç bakımından aynı esaslara inanmalarına rağmen, kardeşlerinin Hazret-i Yûsuf (aleyhisselâm) a karşı giriştikleri tuzak, hileler ve ona yaptıkları kötülüklere karşı o hep sabretmiştir. Sen ise kavminle aynı inancı paylaşmadığına göre onların sana karşı yaptıklarına, ezalarına sabretmen sana daha da bir yakışır.”

Vehb b. Münebbih şöyle diyor: “Yüce bir kitap indirmemiş olsun ki mutlaka onda tıpkı Kur'ân-ı Azim'de olduğu gibi Yûsuf kıssasını anlatan tam bir sûre de indirmiştir.” Allah en iyisini bilendir.

Bu bölümü tek başına aç →