NESEFÎ / MEDÂRİK TEFSÎRİ

Hûd Sûresi — NESEFÎ / MEDÂRİK TEFSÎRİ — Sayfa 2

111. Âyetin Tefsiri

Şüphesiz Rabbin işlediklerinin karşılığını kendilerine tam olarak verecektir. Şüphesiz Rabbin, gizli olsun, aşikar olsun onların bütün yaptıklarından haberdardır.

“Şüphesiz Rabbin işlediklerinin karşılığını kendilerine tam olarak verecektir.” Burada geçen (.......) kelimesindeki tenvîn, muzâfun ileyh yerine gelmiştir.

Yani bu, (.......) demektir.

Yani bu konuda ihtilafa düşenlerin tamamı, demektir. (.......) edatı şeddelidir, ancak, (.......) ise şeddesizdir yani muhaffeftir yani, (.......) tarzındadır. Bunu da bu şekilde okuyanlar Basra okulu mensupları ile Ali Kisâîdir. Burada geçen (.......) edatmdaki, (.......) harfi, mezîdedir. Getiriliş sebebi ise; bu sayede, (.......) edatının lamı olan,

(.......) kavlindeki lam harfiyle (.......) kavlinde bulunan lam harfinin arasını ayırmaktır, yani fasl içindir. Bu da mahzûf bir kasemin cevâbıdır. (.......) kavlindeki lam harfi kasem yani yemin için getirilmiştir. “Şüphesiz onların hepsinin, Allah'a yemin olsun ki, senin Rabbin amellerini tam olarak verecektir.”

Yani imanlarıyla alâkalı olsun, inkârlarıyla ilgili olsun, ister iyilikleri olsun, isterse kötülükleri olsun bütün bunlara ilişkilin olarak amellerinin karşılığını verecektir.

Kırâat imâmlarından Ebû Bekir ise birinci okuyuşun aksine olarak, (.......) edatını şeddesiz şekilde “İn” olarak, (.......) kavlini de şeddeli olarak okumuştur. Ebû Bekir (.......) edatını nefiy edatı olarak kabul etmiştir.

Ancak İbn Kesîr ve Nâfi ise her ikisini de şeddesiz olarak, (.......) ve (.......) şeklinde okumuşlardır. Bu kırâat imâmları ise, muhaffef yani şeddesiz olan, “İn” edatına şeddeli yani sakile olan, (.......) edatının görevini yüklemişlerdir. Bunu da asli durumu dikkate alarak yapmışlardır ki bu da teşkildir yani şeddeli, olma halidir. Çünkü (.......) fiile benzeyen harflerdendir. Fiil ise hem haziften önce ve hem sonra amel eder.

Meselâ, (.......) ve (.......) gibi. Nitekim fiile benzeyen harf de böyledir. Bu kırâat imâmları dışındakiler ise her ikisini de şeddeli okumuşlardır, bu ise zorlukli bir okuyuş tarzıdır. Bu konuda söylenen en güzel şey, bu kelimenin (.......) kökünden alınmasıdır.

Yani bu ifade: (.......) demektir ki, onu dürüp bir araya topladım, manası sına gelir. Sonra bu kelime üzerinde vakfetti, durdu ve kelime, (.......) oldu. Sonra da vasıl yani geçiş hâlini de vakf hâli gibi değerlendirdi. Ayrıca kendisinde tenis yani müenneslik elifi bulunan mastarlar gibi de değerlendinlerek, tıpkı, (.......) gibi olması da câizdir. Zühri ise bunu, (.......) olarak okumuş yani, (.......) kelimesini tenvinli olarak okumuştur. Tıpkı, (Fecr,19) (.......) âyeti gibi. Bu da bizim zikrettiğimiz şeyi teyid etmektedir. Mana şöyledir: “Şüphesiz hepsi hemen toplanacaklardır.”

Tıpkı Rabbimizin şu kavli gibi: (.......) (Hicr, 30) “el-İycaz” adlı eserin müellifi diyor ki: (.......) kelimesinde zarf anlamı vardır. Cümleye giriş sebebi, cümlede ihtisar olsun, söz fazla uzamasın içindir.

Sanki burada şöyle denilir gibidir: (.......) Kisâî diyor ki, (.......) edatının şeddeli olması hakkında benim bir bilgim yoktur.

“Şüphesiz Rabbin, gizli olsun, aşikar olsun onların bütün yaptıklarından haberdardır.”

Bu bölümü tek başına aç →

112. Âyetin Tefsiri

O hâlde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü o, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.

“Ey Peygamber! Öyleyse şirkten tevbe ederek seninle beraber îman edenlerle birlikte emrolun duğun gibi dosdoğru ol!” Ey Resûlüm Muhammed öylene istikamette ol ve bir dürüstlük sergile ki, tıpkı sana emrettiğim gibi olsun ve o emrettiğim dürüstlükten asla dönmemek üzer dosdoğru ol.

(.......) kavli, (.......) kelimesinde saklı bir kelime üzerine ma'tûf bulunmaktadır. Ayrıca munfasıl bir zamîrle'tekit olunmadığından bunun yerine geçen bir fâsılm yani ayncmın olması da câizdir.

Yani Sen istikamette ol ve küfürden tevbe ederek samimi bir şekilde Allah'a dönenler de istikamette olsunlar.

“Aşırı da gitmeyin.” Allah'ın koymuş olduğu sınırları da çiğnemeyin. “Çünkü yapıp ettiklerimizi çok iyi görendir ve buna göre de yaptıklarınızın karşılığını verecektir.” O hâlde Allah'ın emirlerine bağlı kalarak ve yasaklarından uzaklaşarak azâbından sakının. Rivâyete göre Resûlüllahne (sallallahü aleyhi ve sellem) inen âyetler arasında ona ağır gelen bu âyet kadan bir başka âyet olmamıştır. Bunun içindir ki Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır: “Hûd sûresi benim belimi kırdı/beni ihtiyarlattı.” Tirmizî-,3297

Bu bölümü tek başına aç →

113. Âyetin Tefsiri

Asla zâlimlerden yana tavır sergilemeyin sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da yardım göremezsiniz.)

“Asla zalimlerden yana tavır sergilemeyin.” Onlara meyletmeyin. Nesefî diyor ki: Bu hitap kafirlerin peşinden giden, onlarını sempatizanları durumunda olanlaradır.

Yani, “Zulüm ve haksızlıklarında, halkı ezmede kâfir önder ve liderlere meyletmeyin, onlardan yana tavır sergilemeyin. Sizi davet ettikleri, çağırdıkları şeylerde onlara itâat etmeyin” demektir.

“Sonra ateş size dokunur.” Onlara meyletmek demek, onların küfürlerine nza göstermek, onları hoşgörü ile kabullenmek demektir. Nitekim Katâde şöyle diyor: “Müşriklere katılmayın, onlarla beraber olmayın, birlikte hareket etmeyin.”

Muvaffakuddin el-Mavsıli el-Bağdadi ise, imâm arkasında namazını kılmakta iken, imâmın bu âyeti okuması üzerine düşüp bayılmış. Aydınca, kendisine bayılma nedeni sorulunca şu cevabı vermiştir: “İmâmın okuduğu bu âyet zalimlerden yana tavır koyanların cehennemi boyla yacaklarını anlatıyor, peki ya bir de kişi zâlim ise, acaba onun gideceği ve boylayacağı yer ve cezâ nasıl olacak? diye düşündüğümden dolayı bayılıp düşmüşüm.”

Hasen-ı Basrî'de şöyle diyor: “Bu âyette görüldüğü gibi yüce Allah, dini (.......) arasında yani iki ret arasında yer aldığını zikretmiştir. Bunlardan biri, (.......) yani “Aşırı gitmeyin” ile (.......) yani “meyletmeyin, ...yana tavır sergilemeyin” ifadeleri arasında anlatıp izah etmiştir.”

İmâm Süfyan Sevri de demiştir ki: “Cehennem içinde öyle bir vadi var ki, buraya yalnızca kralların yanında yer alan, onların zulümlerine destek veren bilgin ziyaretCinler girecektir, onlara burada kalacaklardır.”

Nitekim İmâm Evzai de diyor ki: “Allah, bir devlet adamını, valisini gidip ziyaret eden bir alime buğzettiği kadar hiçbir kimseye asla buğzetmez.”

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ise şöyle buyurmaktadır:

“Kim, bir zalimin uzun ömür yaşaması için duada bulunursa, Allah kendi toprağında ona karşı isyan edilmesini diler.” Beyhaki bu hadisi Şuabul Îman kitabında rivâyet etmiştir

Süfyan Sevri'ye, çölde susuzluktan ölmek üzere olan bir zalime, su verilip verilemeyeceği hakkında bir soru yöneltildiğinde, o, hayır, verilemez, demiş. Yine kendisine, yahu adam ölmek üzeredir! diye tekrar sorul duğunda, onun söylediği söz; “Bırakın onu ölürse ölsün” olmuştur.

“Sizi Allah'tan başka dostlarınız yoktur.” Burası, (.......) kavlinden hâldir.

Yani “siz durum üzere olduğunuz hâlde bu takdirde cehennem ateşini boylayacaksınız ve Allah'tan başka da sizi o azaptan menetmeye, kurtarmaya gücü yetecek olan da yoktur” demektir.

“Sonra da size yardım edilmez.” Sizi o azaptan kurtaracak Ondan başkası da yoktur. Çünkü sizin azap görmenize hüküm veren bizzat Odur. Burada geçen, (.......) edatının manası, olmayacak demektir.

Yani Allah'tan yardım beklemeniz uzak bir ihtimaldir, olacak bir şey değildir, demektir.

Bu bölümü tek başına aç →

114. Âyetin Tefsiri

Gündüzün iki tarafında ve gecenin de erken saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyi işler kötü işleri giderir. İşte bu hüküm, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

“Gündüzün iki tarafında ve gecenin de erken saatlerinde namaz kd.” Burada geçen, (.......) kelimesi, (.......) kelimesinin çoğuludur. Bu ise gün bitimi vakti, akşama yakın saatler demektir. Kelime, (.......) kökünden türemedir ve yaklaştırmak, yakın olmak gibi manalara gelir. (.......) demek, sabah namazı demektir. (.......) ise öğle ve ikindi namazları demektir. Çünkü zevalden sonrasına Aşiy denir. (.......) de akşam ve yatsı namazları manasınadır. (.......) kavli, zarf olarak mensûb kılınmıştır. Çünkü her ikisi de vakte muzaf olmuşlardır.

Meselâ; (.......) gibi ki, “Gün boyu yanında kaldım” veya “bütün gün yamnda kaldım” demektir. Ya da, (.......) gibi ki hepsi bu manaları itibariyle yani vakte muzaf olmaları hasebiyle zarf olarak mensûbturlar.

Yani bütün bunların mensûb olmaları, muzaf olan kelimeyi muzâfun ileyh hükmünün verilmesindendir.

“Çünkü iyi işler kötü işleri giderir.”

Yani beş vakit namaz günahları siler götürü, yok eder. Nitekim bir hadislerinde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz beş vakit namaz, aralarında işlenen günahları yok eder, siler.” Muhammed Bin Nasr rivâyet etmiştir. Nitekim Kenzul Ummal kitabında da (18957) rakamıyla şu lafızla geçmektedir: “Şüphesiz beş namaz günahları giderir, yok eder.” Hakîm de bunu Müstedrek, 1/119'da şu lafızla rivâyet etmiştir: “Farz kılman namaz, aralarında işlenen büyük günahlara kefarettir, onları siler götürür.” )

Yahut da taatler günahları giderir, anlamındadır. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kötülüğün ardından hemen iyilik yap, kötülüğü silip yok etsin.” Ahmed İbn Hanbel, Müsned; 5/153. Tirmizî;1987

Yahut iyiliklerden kasıt; Sübhanellah, el-Hamdulillah, La ilahe illallah ve Allahu Ekber demektir. “İşte bu hüküm,” Bu işaret ismi, (.......) kelimesine ve sonrasına yahut da Kur'ân'a işaret etmektedir. “Öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.”

Nasihat almak isteyenlere bir öğüttür.

Bu âyet bir hurma satıcısı olan Ensar'dan Amr İbn Gaziyye hakkında nâzil olmuştur. Hurma satın almaya gelen bir kadına evde/içerde bunun daha kalitelisi var diyerek, kadını içeri alır ve kadını öper. Sonra da bu davranışı yüzünden pişmanlık duyar ve ağlayarak Resûlüllahne gelip durumunu anlatır. İşte bu âyet bunun üzerine nâzil olur. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine şöyle der:

“Sen bizimle birlikte ikindi namazını kildin mı?” Adam da: “Evet” der. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “İşte o namaz senin günahın için bir kefarettir.” Buyurur. Resûlüllah'a: “Bu durum sadece bu adama âit özel bir bağışlama mıdır?” diye sorulması üzerine,” Bütün Müslümanların geneli içindir” buyurur. Tirmizî, 3113

Bu bölümü tek başına aç →

115. Âyetin Tefsiri

Ey Resûlüm! Sabret! Çünkü Allah ihsan sâhibi kimselerin ecrini asla zayi etmez.

“Ey Resûlüm! Sabret!”

Yani emrolunduğun şeyleri yerine getirmede ve yasaklandığın şeylerden de uzak durmada bu emre uymakta sabırlı ol. Çünkü sabır olmadan hiçbir şey sona ermez, tamamlanmış olamaz. Her şey ancak sabır sayesinde olur.

“Çünkü Allah ihsan sâhibi kimselerin ecrini asla zayi etmez.” Yüce Allah, (.......) emrinden itibâren, (.......) emrine kadar bütün emir ve yasakları kapsayacak şekilde ve başkaca iyilikleri içine alacak tarzda bir ifade getirmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

116. Âyetin Tefsiri

Sizden önceki asırlarda yeryüzünde bozgunculuktan, engelleyecek aklı başında kimseler olmalı değil miydi? Ancak onlardan azaptan kurtardığımız pek az kimseler müstesnadır. Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın, peşine düştüler. Zaten günahkar idiler.

“Sizden önceki asırlarda yeryüzünde bozgunculuktan, engelleyecek aklı başında kimseler olmalı değil miydi?”

Burada geçen, (.......) kavli, (.......) demektir.

Yani

“Olmalı değil miydi” anlamındadır. Bu ifade tahsis manası için konulmuş bir ifadedir ve mahsusun bilfiil yani fiile âittir. (.......) kavli, fazilet sâhibi, erdemli kişi, iyilik yapan gibi manalara gelir. Âyette fazilet, erdem ve cömertlik ifadeleri, (.......) kelimesiyle anlatılmıştır. Çünkü kişi, elden çıkaracağı şeyler arasından en değerli ve en iyi olanlarını elinde tutar, vermez. Bu bakımdan bu kelime, cömertlik ve erdemli olma ifadeleri yerinde kullanılan bir darbı mesel hâlini almıştır. Meselâ filân kimse toplumunun bakiyesidir, yani onların arasında en iyi kalan kasisidir, en hayırhlarıdır. Nitekim bu konuda şu darbı mesel de buna bir örnektir: “Zaviyelerde ancak hazineler bulunur, adamlar arasında da ancak ender adam kalır.”

Yine, “yeryüzünde bozgunculuktan, engelleyecek” kavliyle yüce Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ümmetinin hayretlerini gerektirecek bir noktaya dikkat çekiyor. Bu sürede helaklerinden söz ettiği toplumlar çerisinde akıl sâhibi, dindar ye başkalannı küfürden, mâsiyetlerden menedecek kimselerin var olmaları gerekmez miydi... diyerek şaşılacak ve hayret edilecek bu noktaya dikkatlerini çekiyor.

“Ancak onlardan azaptan kurtardığımız pek az kimseler müstesnadır. Ki onlar da görevlerini gereğince yapan mü’min kimselerdir.” Bu münkati istisnadır.

Yani, insanları bozgunculuk yapmaktan nehyedip menedenler olarak kurtardıklarınıız gerçekten az sayıda kimselerdir. Halbuki kalanların hepsi bu görevi, yani menetme görevini terkediyor ve yapmıyorlardı.

Ayrıca, (.......) kavlinde yer alan, (.......) edatı beyan yani açıklama içindir, yoksa tabiz için değildir yani bazısı, bir kısmı manasına gelen bir edat değildir. Çünkü kurtuluş sadece menedenler, kötülüğe engel olmaya çalışanlar içindir. Bunun da delili şu ayettir. YüceAllah şöyle buyurmaktadır: “....Biz de kötülüklerden menedenleri kurtardık, zulmedenleri de işleyegeldikleri kötülükleri yüzünden şiddetli bir azap ile yakalayıp cezâlarıdırdık.” (A'raf, 165)

“Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler.”

Yani kötülüklerden, Allah’ın istemediği şeyleri yapanları bu fillerinden menetmeyi bıraktılar, bunlara karşu görevlerini terkettiler. Bu kavil, muzmer olan bir ifade üzerine atfolunmuştur.

Yani bu şöyledir: “Ancak kötülüklerden menetmeleri sebebiyle kendilerini kurtardıklarınıız ise oldukça azdır. Zalimlik yolunu seçenler ise, şehvetlerinin peşine düşenler ise,” Bu ifade “menettiler” kavli üzerine ma'tûf bulunmaktadır.

(.......)

Yani nerede bir nimet ve dünyalık imkanı varsa, nerede bir refah, servet ve bolluk bulunuyorsa bunun peşine takıldılar, kolayca elde edilen dünyalık sebeplerinin ve iyi bir yaşam geçirme arzularının peşine takıldılar. Bu nedenle Allah'ın yapılmasını istediği ve Emri bil maruf zaten günahkar idiler, denilen şeyleri terkettiler, Allah'ın yasaklayıp da yapılmasını istemediği şeylerin terkedilmesi için de görevlerini yapmadılar, bunu da bıraktılar. Hepsini de arkalanna attılar, hiçbirini umursamadılar.

“Zaten günahkar idiler.” Bu bir itiraz yani parantez cümlesidir. Bununla bu kimselerin mücrim yani suçlu toplum olduklarına hükmediliyor.

Bu bölümü tek başına aç →

117. Âyetin Tefsiri

Halkı ıslahatçı olduğu hâlde Rabbin bir haksızlık ile memleketleri (yıkıp) helâk etmez.

“Halkı ıslahatçı olduğu hâlde Rabbin, bir haksızlık ile memleketleri (yıkıp helâk etmez.)

Bu âyette geçen, (.......) kavlinin başında yer alan, “Lam” harfi tekidi nefiy içindir yani kesin olumsuzluk anlamındadır. (.......) ise failden hâldir.

Yani mana şöyledir: “Halkı dürüst oldukları hâlde Allah, onlara zulmederek o memleketleri helâk edecek değildir.” Yüce Allah burada yüce zâtını zulümden ve haksızlık etmekten tenzih ediyor.

Bir tefsire göre Zulmün Şirk olduğu ifade edilmiştir.

Yani, o toplumlar kendi aralarındaki iş ve muamelelerinde dürüst davrandıkları müddetçe, şirklerine bir başka fesâdı ve yanlışı bulaştırmadıkları sürece yüce Allah, halkının müşrik olması sebebiyle onları helâk edecek değildir.

Bu bölümü tek başına aç →

118. Âyetin Tefsiri

Rabbin dileseydi, bütün insanları bir tek millet yapardı. Fakat onlar ihtilafa düşmeye devam edeceklerdir.

“Ey Resûlüm! Eğer Rabbin dileseydi, bütün insanları bir tek millet yapardı.”

Yani îman etmekte ve Allah'ın emirlerinle itaatte bulunma konusunda kendi istekleriyle ittifak etmelerini sağlardı. Ancak bunu dilemedi. Mu'tezile diyor ki; Bu, zorlama anlamında bir meşiet yani dilemedir. İşte bu durum, imtihanı, iptilayı kaldıran bir durumdur.

“Fakat onlar ihtilafa düşmese devam edeceklerdir.” Küfür ve îman konusunda hep farklı inanışlara sahip olacaklardır.

Yani Allah, onların böyle bir ihtilafa kendi ihtiyarları ve istekleriyle düşeceklerini bilmesi sebebiyle, onların aynlığa düşmelerini istedi.

Bu bölümü tek başına aç →

119. Âyetin Tefsiri

Ancak Rabbinin rahmetine nail olan kimseler müstesnadır. Ashnda Rabbin onları bunun için (rahmet etmek için) yarattı.

Böylece Rabbinin “Andolsun Ben, cehennemi tamamıyla cinler ve insanlarla dolduracağım” sözü gerçekleşmiş oldu.

“Ancak Rabbinin rahmet ettiği müstesnadır.” Ancak Allah'ın kendilerini ihtilaftan koruduğu, hak dinde ittifak edip de herhangi bir ihtilafa düşmeyen kimseler müstesna.

“Onları bunun için (rahmet etmek için) yarattı.”

Yani üzerinde ihtilafa düşecekleri şey üzere yarattı. Bize göre yüce Allah onların, üzerinde ihtilafa düşüp veya ittifak edip de yürüyeceklerim bildiği şey üzerinde yaratmıştır. Yoksa onları bildiği başka şeyler üzerinde yürüyecekleri manasında yaratmamıştır. Nitekim bu durum, “Şerha'l-Te'vilat” adlı eserde de böyle geçmektedir.

(.......) Böylece Rabbinin -meleklere- “Andolsun Ben, cehennemi tamamıyla cinler ve insanlarla dolduracağım” sözü gerçekleşmiş oldu.”

Yani ezeli bilgisinde bunların çoğunluğunun batılı tercih edeceklerini bildiği için...

Bu bölümü tek başına aç →

120. Âyetin Tefsiri

Peygamberlerin haberlerinden, senin gönlünü huzura kavuşturup güçlendirecek her haberi sana anlatıyoruz. Öyle ki, sana hak ve mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma gelmiştir.

“Peygamberlerin haberlerinden, senin gönlünü huzura kavuşturup güçlendirecek her haberi sana anlatıyoruz.”

Burada geçen, (.......) kelimesindeki tenvîn, muzâfun ileyh yerine gelmiştir. Sanki şöyle denilmektedir: “Her bir haberi” Ve bu kelime, (.......) kavliyle mensûbtur. (.......) ise, (.......) kelimesini açıklamak içindir. Bundan sonraki, (.......) kavli de,

(.......) kelimesinden bedeldir.

“Öyle ki ve mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma gelmiştir.” “Gönlünü huzura kavuşturmak, tespit etmek” ifadesi; daha fazla yakin ve kesin bilgi demektir. Çünkü delillerin çok fazla var olmasının insan kalbi ve gönlü üzerinde daha etkin bir rolü bulunmaktadır.

Bu bölümü tek başına aç →

121. Âyetin Tefsiri

Îman etmeyenlere de ki: “Elinizden ne geliyorsa yapın. Biz de gerekeni yapacağız.

“Îman etmeyenlere de ki: “elinizden ne geliyorsa yapın. -

Yani üzerinde bulunduğunuz konumunuzu koruyun, sürdürmekte olduğunuz yönde devam edin.- Biz de gerekeni yapacağız.”

Bu bölümü tek başına aç →

122. Âyetin Tefsiri

Bekleyin! Şüphesiz biz de bekleyeceğiz.

“Bekleyin şüphesiz biz de bekleyeceğiz.”

Yüce Allah’ın Kitabında anlattığı gibi sizin gibilerinin başlarına gelenlerin aynen sizin de başırııza gelmesini bekleyin.

Bu bölümü tek başına aç →

123. Âyetin Tefsiri

Göklerin ve yerin bilinmeyenleri yalnızca Allah'a âittir. Her şey Ona döndürülecektir. Ona kulluk et ve sadece Ona dayanıp güven. Halbuki Rabbin sizin yaptıklarınızdan gâfil değildir.

“Göklerin ve yerin bilinmeyenleri yalnızca Allah'a âittir.”

Yani bu ikisinde neler olup bitiyorsa bunlardan hiçbir şey asla Allah'a gizli ve kapaklı kalmaz, işte sizin de amelleriniz bu manasıyla elbette Allah'a gizli kalmayacaktır.

“Her şey Ona döndürülecektir. O da herkesi kendi ameliyle değerlendirecektir.” İşte bu itibarla onların da senin de sonunda işiniz vanp Ona dayanacaktır. Yaptıklarından dolayı da Allah onlardan intikam alacaktır.

Kırâat imâmlarından Nafı ve Hafs görüldüğü gibi, (.......) kelimeşini aynen buradaki gibi okumuşlardır. “Ona kulluk et ve sadece Ona dayanıp güven.” Çünkü Allah sana yeter ve O senin vekilin ve kefilindir. “Halbuki Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

Kırâat imâmlarından Nâfi, İbn Âmir ve Hafs burada görüldüğü gibi, (.......) kelimesini (.......) harfiyle okumuşlardır.

Yani sen ve onlar, demektir. Burada muhatap göz önünde bulundurularak ona göre muhatap kipi kullanmıştır.

Rivâyete göre Tevrât'ın son âyeti bu âyet olmuştur. Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Kim insanların en güçlüsü olmak istiyorsa, o kimse yüce Allah'a tevekkülde bulunsun, Ona dayanıp güvensin.” Hakîm bunu Müstedrek adlı eserinde, 4/270'te rivâyet etmiş, Deylemî de, “el-Firdevs, 5868'de şu lafızla rivâyet etmiştir: “Kim, Allah'ın kendisin Azîz-güçlü kılmasını istiyorsa, o kimse Allah'a dayanıp güvensin, Ona tevekkül etsin.” Zehebi diyor ki bu hadisin isnadında Hişam Bin Ziyat vardır, bu kimse metruktür. Muhammed Bin Muâviye'yi ise Darektni onu yalanlamıştır. Böylece hadis bâtıl yani asılsız olmuştur.

Bu bölümü tek başına aç →