KURTUBÎ TEFSÎRİ
Sebe’ Sûresi — KURTUBÎ TEFSÎRİ — Sayfa 2
51. Âyetin Tefsiri
Onları korkuya kapıldıklarında bir görsen! Artık kurtuluş olmayacak ve yakın yerde yakalanmış olacaklar.
"Onları korkuya kapıldıklarında bir görsen! Artık kurtuluş olmayacak"
âyetinde yüce Allah, kâfirlerin hakkı tanımak zorunda kalacakları bir zamandaki hallerini sözkonusu etmektedir. Âyet: Sen dünya hayatında ölümün geldiği yahut ta yüce Allah'ın kendilerine göndereceği başka bir azâbın inişi esnasında korkuya kapıldıklarını bir görsen, demektir. Bu anlamdaki bir açıklama İbn Abbâs'tan rivâyet edilmiştir. el-Hasen dedi ki: Bu onların kabirlerde Sayha (kıyâmet çığlığı)'dan ötürü duyacakları korku ve dehşettir. Yine ondan nakledilen bir rivâyete göre buradaki korkudan kasıt, kabirlerinden çıkacakları vakit duyacakları bir korkudur. Katade de böyle açıklamıştır.
İbn Muğaffel ise şöyle demektedir: Bu korku Kıyâmet gününde yüce Allah'ın vereceği cezayı gözleriyle görecekleri vakit ortaya çıkacaktır.
es-Süddî de şöyle demektedir: Bu meleklerin kılıçları ile boyunları vurulduğu esnada Bedir günü duydukları korkudur. Bu halde iken ne kaçabildiler, ne de tevbeye geri dönebildiler.
Saîd b. Cübeyr de dedi ki: Bundan kasıt, el-Beyda denilen bir yerde yerin dibine geçirilecek olan ordudur. Onlardan geriye sadece bir adam kalacak, o da insanlara arkadaşlarının karşı karşıya kaldıkları durumu haber verecek ve korkuya kapılacaklar. İşte onların korkuları bu olacaktır.
"Artık kurtuluş olmayacak." İbn Abbâs, kurtulmaları sözkonusu olmayacaktır diye; Mücahid ise bir yere kaçış mümkün olmayacak, diye açıklamıştır.
"Ve yakın yerde yakalanmış olacaklar." Kabirlerden yakalanmış olacaklar demektir. Nerede bulunurlarsa, oradan yakalanacaklar, diye de açıklanmıştır. Onlar yüce Allah'a göre yakındır. Hiçbir şekilde O'na gizli kalmazlar ve O'nun elinden kurtulamazlar.
İbn Abbâs da şöyle demektedir: Bu âyet-i kerîme ahir zamanda Ka'be'yi tahrib etmek üzere yola çıkacak olan seksenbin kişilik ordu hakkında nazil olmuştur. Onlar el-Beyda'ya girmekle birlikte, yerin dibine geçirileceklerdir. İşte "yakın yerde yakalanmak"dan kasıt budur.
Derim ki: Bu anlamda Huzeyfe'den gelmiş merfu bir haber vardır. Biz bu haberi "et-Tezkire" adlı eserimizde zikretmiş bulunuyoruz. Huzeyfe dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu -deyip doğudakiler ile batıdakiler arasında ortaya çıkacak bir fitneyi sözkonusu etti ve şöyle devam etti-: "Onlar bu hallerinde bulunuyor iken es-Süfyanî kuru olan vadiden bu işin alevlendiği bir sırada çıkıp gelecek ve Dımaşk'ta konaklayacak. Birisi doğuya, diğeri Medine'ye olmak üzere iki ordu gönderecek. Doğuya giden ordu doğu tarafına doğru yol alacak ve nihayet o lanetli şehir Babil ile o kötü yerde -Bağdat şehrini kastetmektedir- konaklayacaklar. Üçbin kişiden daha fazlasını öldürecekler. Bin kadından fazla kadının ırzına geçecekler ve orada el-Abbas'ın soyundan ileri gelen üçyüz kişiyi öldürecekler. Sonra Şam'a doğru çıkacaklar, Kufe'den bir hidayet bayrağı çıkacak ve Kufe'den iki günlük mesafede bu orduya yetişecek ve onları öldürecekler. Haber verebilecek bir kimse dahi onlardan kurtulamayacak. O ordunun elinde bulunan esir kadın ve çocukları ve ganimetleri kurtaracaklar. Göndereceği ikinci ordu ise Medine'ye varacak. Üç gün, üç gece Medine'yi talan edecekler. Sonra da Mekke'ye doğru yola çıkacaklar. Nihayet el-Beyda'da bulunacakları bir sırada yüce Allah, üzerlerine Cibril (aleyhisselâm)'ı gönderecek. Ey Cibril! Git ve onları imha et, diyecek. Cibril de oraya ayağı ile bir defa vuracak, yüce Allah onları yerin dibine geçirecek. İşte yüce Allah'ın:
"Onları korkuya kapıldıklarında bir görsen! Artık kurtuluş olmayacak ve yakın bir yerde yakalanmış olacaklar" âyeti bunu anlatmaktadır. Onlardan geriye sadece biri onların müjdecileri, diğeri ise korkutucuları olan Cüheyneli iki kişi kalacak. İşte bundan dolayı kesin haber Cüheynelilerdedir denilmiştir Burada zikredilenlerin çeşitli kısımlarıyla kaydedildiği bazı rivâyetler için bkz. Hakim. Müstedrek, IV, 565; Ebû Amr ed-Dânî, es-Sünenü'l-Varide fi'l-Fiten, IV, 937, V, 1021, 1022, 109, 1091, 1093; Nuaym b. Hammâd el-Mervezî. el-Fiten, I, 220-224. II, 690-691.
"Yakın yerde yakalanmış olacaklar" âyeti, ruhları bulundukları yerde kabzedilecek, ölümden kaçma imkanını bulamayacaklardır de diye açıklanmıştır. Bu açıklama da: Bu korku ruhun alınacağı esnada sözkonusu olur, diyenlerin görüşüne uygundur. Bununla birlikte bunun, karşılık vermek, çağrıya uymak anlamındaki korku ile ilgili olma imkanı da vardır. Çünkü: "Adam başına gelen bir korku dolayısıyla kendisinden yardım isteyen imdat dileyenin istediğine koştu" demektir. Peygamber Efendimiz'in ensara hitaben söylemiş olduğu: "Sizler tamah edilen şeyler sözkonusu olursa, sizden az bulunur, dehşetli hallerde yardıma çağrı esnasında da çok kişi bulunur" şeklindeki Abdurrahman b. Ali b. Muhammed Ebû'l-Farac, Safvetu's-Safve, I, 205. rivâyette de bu anlamdadır.
Bu âyetle, yerin dibine geçirilmek yahut ta Bedir gününde olduğu gibi dünyada iken öldürülmenin kastedildiğini söyleyenler, şu açıklamayı da yaparlar: Bunlar âhiretten önce dünya hayatında azâb ile yakalanmış oldular.
Bu korku, kıyâmet gününde gerçekleşecektir, diyenler de şöyle derler: Bunlar yerin dibinden, yerin üstüne çıkartılmışlardır. (Onun için korkmuşlardır).
"Yakın yerde yakalanmış olacaklar" âyetin cehenneme yakın bir yerden alınıp oraya atılacaklardır, diye de açıklanmıştır.
52. Âyetin Tefsiri
"Ona îman ettik" diyecekler, ama onlar için uzak bir yerden ona el atmaları ne mümkün!
"Ona" Kur'ân'a inandık. Mücahid'e göre Allah'a, el-Hasen'e göre öldükten sonra dirilişe, Katade'ye göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a
"îman ettik, diyecekler."
"Ama onlar için uzak bir yerden ona el atmaları ne mümkün!" âyeti ile ilgili olarak İbn Abbâs ve ed-Dahhak şöyle demiştir:
"El atmak"dan kasıt, geri dönmektir. Yani îman etmek için dünyaya geri dönmeyi isteyeceklerdir, fakat böyle bir isteğin yerine getirilmesine imkan bulunmayacaktır. Şairin şu beyitinde de bu anlamda kullanılmıştır:
"Meyye'nin bana tekrar dönmesini temenni etti,
Ama onun dönüşüne imkan yok."
es-Süddî, kasıt tevbedir demiştir. Yani bu tevbe imkanı onlardan uzaklaşmış iken böyle bir istekte bulunacaklardır. Çünkü tevbe ancak dünya hayatında kabul olunur.
Bu lâfzın el atmak, el ile yakalamak anlamında olduğu da söylenmiştir. İbnu's-Sikkit dedi ki: Bir adam, bir diğerinin başından ve sakalından yakaladığı takdirde: "Onu yakaladı, yakalar, yakalamak" denilir. Daha sonra da şu beyiti zikreder:
"O develer havuzdan suyu içiyorlar,
Öyle bir içiş ki, hem bunlar büyük çöllerin ortasını katederler."
Bu beyit ile sözünü ettiği develerin yukarıdan (boyları uzun olduğu için) çok büyük miktarda su içtiklerini böylelikle de başka bir suya ihtiyaçları olmadan uzun mesafeleri, çölleri aştıklarını anlatmak istemektedir.
Yine (İbnu's-Sikkit) şöyle demektedir: Savaş esnasında "münaveşe" tabiri de buradan gelmektedir. Bu ise iki tarafın birbirine yaklaşması halinde sözkonusudur. "Şiddetlice yakalayan adam" demektir. "El atmak, elle yakalamak" demek olup da bu anlamdadır. Recez vezninde şair şöyle demektedir:
"Boyunları iyiden iyiye yakalıyorlardı."
"Ama onlar için uzak bir yerden ona el atmaları ne mümkün!" âyeti ile yüce Allah şunu anlatmaktadır: Onların dünya hayatında iken kâfir olduklarından ötürü, âhirette tekrar imanı ele geçirmeleri mümkün değildir.
"Onlar için... ona el atmaları ne mümkün" âyetini: şeklinde Ebû Amr, el-Kisaî, el-A'meş ve Hamza hemze ile okumuşlardır. en-Nehhâs şöyle demektedir: Ebû Ubeyde böyle bir okuyuşun (doğru olmaktan) uzak olduğunu görmektedir. Çünkü hemzeli okuyuş uzaklık) anlamındadır. O halde: "Uzak bir yerden onlar için uzaklık nasıl olur" gibi bir mana ortaya çıkar.
Ebû Cafer şöyle demektedir: Bu okuyuş caizdir ve güzeldir. Arap dilinde bunun iki türlü açıklaması vardır ve bunlar doğruluktan uzak te'viller de değildir. Bu iki açıklamadan birisi şöyledir: Kelimenin aslı hemzeli olmayıp sonradan "vav" harfi üzerindeki harekenin hafif (gizli) oluşu dolayısıyla hemzeli okunmuş olabilir. Bu Arapçada çokça görülen bir husustur. Büyük toplulukların, büyük topluluklardan naklettiği mushafta da: "Peygamberlerin belirli vakitleri geldiği zaman" (el-Murselat, 77/11) Burada -"belirli vakitleri geldiği" anlamındaki kelime- aslında; şeklindedir. Çünkü bu "vakif'den türetilmiştir. Diğer taraftan: "Ev" kelimesi diye çoğul yapılabilmektedir.
Diğer bir açıklamayı da Ebû İshak zikretmektedir ve şöyledir: Bu durumda kelime ağırca hareket demek olan: den türetilmiş olur. Uzak kalmış olan bir husus hakkında onların hareket edebilmeleri mümkün değil, demektir. "o şeyi uzak bir yerden aldım" denilir. ise ağır olan şey demektir. el-Cevherî şöyle demektedir: Hemzeli olarak; "Gecikmek ve uzaklaşmak" anlamındadır. "Ben bu işi geciktirdim, geciktiriyorum" denilir. "(........): O da gecikti" demektir. Mesela: "Son olarak onu yaptı" denilir. Şair de şöyle demektedir:
"Sonunda bana itaat etseydi diye temenni ettiğim,
Halbuki o işlerden sonra çok işler meydana geldi."
Bir başka şair de şöyle demektedir:
"Uzun bir süre yükseklere ulaşma isteğini bırakıp oturdun,
Ve sonunda payın olanı da elden kaçırdıktan sonra gecikmiş olarak geldin."
el-Ferrâ' da şöyle demektedir: lâfzında hemzeli ve hemzesiz okuyuş anlam itibariyle birbirine yakındır. Tıpkı; "Ben o adama sitem ettim, ederim" fiiline benzemektedir.
"Uzak bir yer"den kasıt âhirettir. Ebû İshak et-Temimî'den, o İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir:
"Onlar için... ne mümkün" yani geri dönüş mümkün olamaz. Çünkü onlar geri döndürülme zamanı olmayan bir sırada böyle bir istekte bulunmuş olacaklardır.
53. Âyetin Tefsiri
Halbuki önceden onu inkâr etmişlerdi. Üstelik uzak bir yerden gayb hakkında rastgele zanlarda bulunuyorlardı.
"Halbuki önceden" yani dünyada iken
"onu" Muhammed'i
"inkâr etmişlerdi. Üstelik uzak bir yerden gayb hakkında rastgele zanlarda bulunuyorlardı."
Araplar hak olmayan bir şeyleri söyleyen herkes için: "O gayb hakkında rastgele zanlarda bulunur" anlamındaki tabirini kullanırlar ve bu taş atıp isabet ettiremeyen kimse için bir misaldir. Yani bunlar zanları ortaya atarak şöyle diyorlar: Ne öldükten sonra diriliş, ne amel defterlerinin verilmesi, ne cennet, ne de cehennem ateşi vardır. Onlar bunu zanlarından hareketle ileri sürüyorlar. Bu açıklamayı Katade yapmıştır.
Bir diğer açıklamaya göre
"Zanlarda bulunuyorlar" ifadesi, Kur'ân hakkında iftirada bulunarak: O sihirdir, şiirdir, öncekilerin efsaneleridir, derler, demektir. Bir açıklamaya göre de, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında o şairdir, sihirbazdır, kahindir, delidir derler.
"Uzak bir yerden" ifadesi de şu demektir: Yani yüce Allah, onlar için Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın doğru söylediğini bilme imkanını uzaklaştırmıştır. Burada uzaktan kasıt, kalpten uzaklıktır, yani onlar kalplerinden uzakça bir yerden... (zanlarda bulunuyorlar.)
Mücahid de: "Onlar uzak bir yerden atılıyorlar" diye meçhul bir fiil olarak okumuştur ki, onlara bununla atış yapılır, demektir. Bir başka açıklamaya göre bunları o kimseleri azdıran ve saptıran kişiler onlara atarlar (telkin ederler.)
54. Âyetin Tefsiri
Daha önceden benzerlerine yapıldığı gibi, onlar ile arzuladıkları şeyler arasına, bir engel konacaktır. Çünkü onlar endişeye düşüren bir şüphe içinde idiler.
"Daha önceden benzerlerine yapıldığı gibi" âyetindeki:
"Benzerler" kelimesi, in çoğuludur. Bu da: "Taraftar, benzer" lâfzının çoğuludur.
"Onlar ile arzuladıkları şeyler arasına bir engel konacaktır" âyeti ile ilgili açıklamalardan birisi şöyledir: Onlar ile azaptan kurtulmaları arasına bir engel konacaktır. Bir başka açıklamaya göre onlar ile dünyada iken ellerinde bulunup da (şu anda) arzuladıkları mal ve yakınları arasına engel konacaktır.
Katade'nin görüşüne göre de anlam şöyledir: Onlar azâbı göreceklerinde yüce Allah'a itaat etmek ve onlara vermiş olduğu emirleri yerine getirmek isteklerinin kabul edilmesini arzu edecekler, fakat bu istekleri ile kendileri arasına engel olunacaktır. Çünkü böyle bir şey dünya hayatında olabilirdi. İşte o vakitte dünya hayatı sona ermiş olacaktır.
"Engel kondu" fiilinin aslı: şeklindedir. Burada "vav"ın harekesi "ha" harfine verildikten sonra "ye" harfine dönüştürüldü, sonra da ağırlığı dolayısıyla harekesi hazfedildi.
"Daha önceden" âyeti, daha önceden geçip gitmiş olan kâfir nesiller demektir.
"Çünkü onlar" rasûllerin durumu, öldükten sonra diriliş, cennet ve cehennem hakkında, bir başka açıklamaya göre din ve tevhid hakkında -ki anlam birdir-
"endişeye düşüren bir şüphe içinde idiler."
"Endişeye düşüren" kendisi sebebiyle şüpheye düşülen şey demektir. Mesela: "Adam şüpheye düştü" demektir. "Şüphe eden" demektir. Bunun şüphe ve itham demek olan: den geldiğini söyleyenler şunu da derler: denilir, nitekim pekiştirici ifade kullanılmak istendiğinde: "Çok hayret edilecek bir şey ve çok güzel bir şiir" demek de buna benzemektedir.
Sebe' Sûre'si burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.