KEŞŞÂF TEFSİRİ
Tekvîr Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ
Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Âyetin Tefsiri
tu’l-‘amâmete (sarığı sardım) sözünden alınma olup sarığı sardığın vakit söz konusu olmaktadır; “Güneşin ışığı bütünüyle dürülüp, ufuklardaki yayılması ve dağılması gittiği vakit.” demektir ki güneşin zeval bulup yok olmasından ibarettir; çünkü güneş kalmaya devam ettikçe, ışığı yaygın olup dürülmeye-cektir. Yahut güneşin dürülmesi kaldırılıp örtülmesinden ibarettir; zira elbise kaldırılmak istendiğinde dürülüp katlanır. Tıpkı “Gökyüzünü, yazı tomarını rulo hâline getirircesine düreceğimiz gün...” [Enbiyâ 21/104] âyetindeki gibi. 2) Ta‘anehû fe-cevverahû ve kevverahû (Onu vurup düşürdü ve dürüp attı.) sö-zünden alınma olup bu da birisi bir başkasını atıp bıraktığı vakit söz konusu-dur; “Güneş yörüngesinden sökülüp atıldığında” demektir. Tıpkı yıldızların inkidâr [dökülüp saçılmak]la vasfedildiği gibi.
[2443] Şayet“ kelimesinin merfû‘luğu mübtedâlık sebebiyle mi اyoksa fâ‘illik sebebiyle midir?” dersen şöyle derim; Fâ‘illik sebebiyle olup onu merfû‘ kılan, ْرَت ِّ رَتْ) fiilinin açıkladığı, gizli bir fiildir כُ ِّ ;(כُ
1 çünkü إذا edatı şart anlamı barındırması sebebiyle fiil ister.
2. Âyetin Tefsiri
şöyle demiştir: (Doğan) boşluktaki erkek toy kuşlarını görür görmezhızla (kanatlarını yumarak, üzerlerine) abandı
Rivayete göre güneş ve yıldızlar, bunlara tapanların görmeleri için ce-henneme atılacakmış. Nitekim “Şüphesiz, hem siz hem de Allah’tan başka taptıklarınız cehennem odunusunuz...” [Enbiyâ 21/98] buyrulmuştur.
3. Âyetin Tefsiri
Yahut [dağlar] bulutların yürütülmesine benzer şekilde boşlukta yürütüldü-ğü vakit. Tıpkı “O sarsılmaz zannettiğin dağların [kıyamette] tıpkı bulutlar gibi geçip gittiğini görürsün...” [Neml 27/88] âyetinde olduğu gibi.1 Âyet; ْرَت ِّ ُ כُ ْ رَتِ ا ِّ .nâib-i fâ‘ildir. / çev ا takdirinde olup إذا כُ
4. Âyetin Tefsiri
mesinin çoğulu olduğu gibi. el-‘Uşerâ’, gebeliğinin üzerinden on ay geçmiş olan deve demektir; sonra bu isim, deve doğuruncaya değin senenin tama-mı boyunca onun ismi olarak kalır. Bu deve, sahibinin nezdinde bulunan-ların en değerli ve en üstün olanıdır.
[2447] “Salıverildiğinde;”başıboş, metruk bırakıldığında... Bunun “Sahipleri kendi canlarının derdine düştükleri için o develeri sağılmaktan ve bağlanıp koruma altına alınmaktan salıverdiğinde” anlamına geldiği de söylenmiştir. Şeddesiz olarak ‘utılet şeklinde de okunmuştur.
5. Âyetin Tefsiri
varıncaya dek her şey kısas için bir araya toplanacak.” demiştir. Söylendi-ğine göre, yabani hayvanlar arasında hüküm verilip iş bitirilince toprağa döndürülecekler ve -tavuskuşu misali, şekil itibariyle Âdemoğullarının ho-şuna gidip sevinç barındıracakların dışında- hiçbir hayvan kalmayacakmış. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, bu hayvanların haşredilmesi onların ölmeleri anlamındadır. Sene insanları ve hayvanlarını helâk ettiğinde haşe-rathumu’s-senetu (Sene onları haşretti [bir araya topladı].) denir. Şeddeli olarak huşşirat ([yabani hayvanlar] bir bir toplandığında) şeklinde okunmuştur.
6. Âyetin Tefsiri
olup secera’t-tennûra (Tandırı yaktı.) sözünden alınmadır; kişi tandırı odunla doldurduğu vakit söylenir. Buna göre, “Denizler dolup da birbirine taştığı ve nihayet yekpare bir denize dönüştüğünde” demektir. “Cehennemliklere azap edilmek için denizler tutuşup alevlenen ateşlerle doldurulduğunda.” Anlamına geldiği de söylenmiştir. Hasan-ı Basrî’den rivayet edildiğine göre, denizlerin suyu yok olup içlerinde bir damla su kalmayacakmış.
7. Âyetin Tefsiri
“Ruhlar cesetlerle birleştirildiğinde”; “ruhlar defterleriyle ve amelleriyle bu-luşturulduğunda” da denmiştir. Hasan-ı Basrî’den rivayet edildiğine göre bu ifade, “Siz de (huzurumda) üç sınıfa ayrıldığınızda.” [Vâkı‘a 56/7] âyetine benzemekte imiş. Yine, “Müminlerin ruhları hûrilerle, kâfirlerin ruhları da şeytanlarla buluşturulduğunda” anlamına geldiği de söylenmiştir.1 Yani kendisi gibi olanlarla. Müttakiler müttakilerle, fâcirler fâcirlerle… / ed.
8. Âyetin Tefsiri
9. Âyetin Tefsiri
den gelir ki bu da âde-yeûdu (ağırlık verdi - veriyor) şeklindeki kullanımdan dönüşmüştür. Nitekim א دُهُ ُ َ Bu ikisini [yani gökleri ve yeri] koruyup“) و kollamak O’na ağır gelmez...” [Bakara 2/255]) buyrulmuştur. [Kız çocuğunun gö-mülmesinin bu lafızla ifade edilmesi] bunun [çocuğun üzerine atılan] toprakla ağırlık oluşturulması anlamına gelmesi sebebiyledir. [Cahiliyede] adamın bir kız ço-cuğu doğduğunda, şayet onu yaşatmak isterse ona yünden veya kıldan bir fistan giydirir ve kızcağız sahrada adamın develerini ve koyunlarını güderdi. Şayet onu öldürmek isterse bırakırdı. Nihayet kızcağız altı karış boyunda ve altı yaşında olunca, adam kızın annesine; “Ona güzel kokular sür ve süsle de onu yakınlarına götüreyim.” derdi. -Kızcağız için de önceden çölde bir kuyu kazmış olurdu!- Derken, kızı kuyunun başına ulaştırır ve kıza; “Kuyunun içine bak!” der, sonra onu arkasından itip, kuyu yerle dümdüz oluncaya dek toprağı üzerine verirdi. Yine söylendiğine göre, doğuma yak-laştığında hamile kadın bir çukur kazar, müteakiben doğum sancısını o çukurun başında çekermiş. Nihayet bir kız çocuğu doğurunca onu çukura atar; oğlan doğurursa onu alıkoyarmış.
[2452] Şayet“Onları kız çocuklarını toprağa gömmeye iten şey ney-di?” dersen şöyle derim:Kız çocuklarının yüzünden kendilerine utanç ilişmesinden yahut fakirlikten duyulan endişeydi. Nitekim “Açlık korkusuy-la çocuklarınızı öldürmeyin!” [İsrâ 17/31] buyrulmuştur. [Utanmadan,] bir de “Melekler Allah’ın kızlarıdır.” der ve kız çocuklarını Allah’a reva görürlerdi! Yani [onlara göre] Allah kız çocuklarına daha lâyıktı… Sa‘sa‘a b. Nâciye kız çocuklarının gömülmesine mani olanlardandır. Ferezdak (dedesi olması ha-sebiyle) şu şiirinde onunla övünmektedir:
Bizim soyumuzdan çıkmıştır [kızını] diri diri gömen kadınlara engel olanlar; Gömülecek çocuğu kurtarıp hayatta kalmasını sağlayanlar!
[2453] “Peki, gömülen kız çocuğuna öldürülmesine yol açan günahın sorulmasının anlamı ne? Asıl, onu gömene kızını öldürmesinin gerek-çesi sorulmalı değil miydi?” dersen şöyle derim:Kız çocuğuna soru so-rulması ve onun da cevap vermesi, çocuğun katilini susturma amaçlıdır ki bu susturmanın benzeri Allah Teâlâ’nın Hz. Îsâ’ya yönelik “(Mahşer günü) Allah yine şöyle der: Ey Meryem oğlu Îsâ! Sen insanlara: ‘Beni ve anamı Allah’tan başka iki tanrı edinin’ dedin mi?! Der ki: Hâşa!..
Benim; hakkım olmayan bir sözü söylemem olacak şey değildir.” [Mâide 5/116] sözüdür. Bununla birlikte, [ ْ َ ِ ُ fiili] seelet (Diri diri gömülen kız ço-cuğu sorduğunda) şeklinde de okunmuştur; yani “Kendi adına savunma yapıp, Allah’a -yahut katiline- sorduğunda” demektir.
] 2454[ ْ َ ِ ُ (öldürüldüğü) şeklinde ifade edilmesi, sadece sözün kız ço-cuğuyla ilgili bir haber verme olmasına dayanmaktadır; âyette kız çocuğu-nun, kendisine sorulduğunda muhatap kılındığı söz hikâye edilseydi kutilti (“Hangi günahtan dolayı öldürüldün?”) denilecekti. Yahut kız çocuğunun kendisi sorduğundaki sözü hikâye edilseydi, bu sefer kutiltu (Hangi gü-nahtan dolayı öldürüldüm ben!?) denilecekti. Nitekim İbn Abbas hikâye (başkasının sözünü onun ağzından nakletme) üslûbuyla kutiltu okumuştur. Şeddeli olarak kuttilet (teker teker öldürüldüğü) şeklinde de okunmuştur.
[2455] Âyette müşriklerin [ölen] küçük çocuklarının azap görmeyeceğine ve azaba ancak günah sebebiyle müstehak olunacağına açık bir delil vardır. Diri diri gömülen kız çocuğunun günahsızlığını belirterek kâfiri paylayan Al-lah’ın, bu paylamanın ardından, aynı çocuğa, [ona azap etti diye] payladığı ada-mın ettiği azabın, yanında solda sıfır kalacağı1 sert, ebedî bir azapla azap etmesi ne kadar çirkindir! Üstelik [Allah Teâlâ (c.c.)] zerre kadar zulmetmezken!.. İbn Abbas’a bu konu sorulduğunda bu âyeti delil getirdiği rivayet edilir.
10. Âyetin Tefsiri
ِ ُ ve şeddeli olarak nuşşirat (bir bir dağıtıldığın-da) şeklinde okunmuştur. [ ُ ُ ile] amel defterlerini kastetmektedir. İnsanın اamel defteri ölümünde dürülüp kapatılır, sonra hesaba çekileceği vakit açı-lır. Katâde’den rivayet edilmiştir: “Ey Âdemoğlu! Amel defterin ameline göre dürülüp kapatılır, sonra kıyamet günü açılacaktır. Şu hâlde bir kimse amel defterine ne doldurduğuna dikkat etsin!” Rivayete göre Ömer (r.a.) bu âye-ti okuduğunda “Ey Âdemoğlu; iş sana sevk edilmektedir!” dermiş. Rivayete göre; Peygamber (s.a.)“İnsanlar (kıyamet günü) çıplak ve yalın ayak vaziyet-te haşredileceklerdir.” deyince, Ümmü Seleme (r.a.) “Kadınların durumu ne olacak peki?” diye sormuş, Hz. Peygamber de “Ey Ümmü Seleme! insanların (o gün) yoğun meşguliyeti olacak!” buyurmuş. Ümmü Seleme “Ne meşguli-yetleri olacak ki?” diye sorunca, Hz. Peygamber “Zerre mikdarınca, hardal ta-nesi kadar ağırlıkları bile barındıran amel defterlerinin ortaya saçılması!” diye cevap vermiştir [Bkz. Buhārî, “Enbiyâ, 8, 48; “Rikāk”, 45; Müslim, “Cennet”, 56, 59].
1 Mot-a-mot “çocukcağızın, Allah’ın [azap ettiği için] payladığı adamın kendisine ettiği azabı unutacağı derecede sert, ebedî bir…” / ed.
[2457] Âyette “Amel defterleri sahiplerinin önüne serildiğinde” yani “ayrı ayrı taksim edildiğinde” anlamının kastedilmesi de caizdir. Mersed b. Vedâ‘a’dan rivayet edildiğine göre, kıyamet günü defterler Arş’ın altından sağa sola uçuşup duracakmış. Nihayet mümin kişinin defteri yüksek bir cennette eline konulurken, kâfir kişinin defteri de iliklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde eline konulacakmış. Yani bu o defterde yazılı imiş. Bunlar amel defterleri değil, başka defterlerdir.
11. Âyetin Tefsiri
bir şeyin örtüsünün soyulduğu gibi açılıp giderildiğinde... [ ْ َ ِ [ifadesini כُİbn Mes‘ûd ْ َ ِ ُ şeklinde okumuş olup ك ve ق harflerinin birbirinin yerini aldığı çoktur. Meselâ lebektu’s-serîde (tiridi karıştırdım) dendiği gibi lebak-tu’s-serîde de denir. Yine, (kâfur) hem ر ُ ر hem de כَא ُ א َ diye söylenir.
12. Âyetin Tefsiri
Anlamda mübalağa gözetmek için şeddeli olarak ْت َِّ ُ şeklinde de okun-
muştur.1 [2460] Cehennem ateşini Allah Teâlâ’nın gazabının ve âdemoğullarının
hatalarının kızdırdığı da söylenmiştir.
13. Âyetin Tefsiri
yaklaştırılmıştır; uzakta değildir artık...” [Kâf 50/31] âyetindeki gibi. Denil-miştir ki (kıyamet sahneleriyle ilgili) bu on iki hasletin altısı2 dünyaya, di-ğer altısı3 da âhirete dairdir.
14. Âyetin Tefsiri
beden âmildir. Şayet“Tek bir nefis değil; ‘Herkes, yaptığı bütün hayırları ve işlediği bütün kötülükleri önünde hazır bulacağı gün bunlarla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını isteyecek.’ [Âl-i İmrân 3/30] âyetinde an-latıldığı gibi, her nefis [ ٍ -ne getirdiğini bilecekken, ‘herhangi bir ne [כ fis’ ( ٌ ) demenin anlamı nedir?” dersen şöyle derim:Bu, Arapların, tersi söylenen bir ifadede abartı kastettikleri ‘ters konuşma’ örneklerindendir.1 Müfessirin şeddesiz okuyuşu tercih ettiği anlaşılmaktadır. / ed.2 Yani güneşin dürülmesinden denizlerin kaynatılmasına kadarki olaylar. / çev.3 Kişilerin eşleştirilmesinden cennetin yaklaştırılmasına kadarki olaylar. / çev.
“Nankörce inkâr edenler, zaman gelecek; ‘Keşke Müslüman olsaydık!’ diyecekler.” [Hicr 15/2] âyeti bunun örneklerinden olup (‘muhtemelen’ an-lamındaki rubbe) burada “(Bilsen) ne kadar!...” ile aynı anlamdadır. Şairin şöyle demesi ise bundan daha etkilidir:
Şecaatte bana benzeyen birini ‘parmaklarının ucu sapsarı olmuş (ölmüş)’ hâlde bıraktığım (çok) olmuştur.
Bir müfreze komutanına, “Yanında kaç atlı var?” diye sorarsın da sana, “Herhâlde yanımda bir atlı vardır.” veya “Yanımda tek atlı göremezsin!” der. Oysa yanında kırk küsur atlı vardır. Bu sözüyle, atlılarını mütemadiyen ço-ğalttığını kastetmektedir; ama asıl kastettiği; -görünüşte- çoğalmadan uzak olduğu ve bırakın çoğalmayı, yanındaki ‘çoğu’ bile az gören kimselerden olduğudur; bu yüzden ‘az görme’ye delâlet eden bir ifade kullanmaktadır. Böylece, ifadeden, doğru ve kesin olarak çokluk mânası anlaşılır.
[2463] İbn Mes‘ûd’dan gelen bir rivayete göre, bir kārî onun yanında bu sûreyi okuyunca, “(İşte o zaman) ne getirdiğini bilir herkes...”âyetine geldiğinde, İbn Mes‘ûd, “Vah arkamın / neslimin kesikliğine (sahipsizliği-me)!” demiş.
15–16. Âyetlerin Tefsiri
[2464] el-Hunnes yıldız, burcun sonunda gözüktüğünde başladığı yere tekrar dönen yıldızlar demektir. el-Cevârî seyreden, el-künnes de kaybolan yıldızlardır. Bu, kenese’l-vahşiyyu (Yabani hayvan inine girdi.) sözünden alın-madır. Bu yıldızların (Güneş ve Ay’ın dışında kalan) Merih (Mars), Zu-hal (Satürn), Utarit (Merkür), Zühre (Venüs) ve Müşteri (Jüpiter) olduğu söylenmiştir. Bunlar Güneş ve Ay’la birlikte yürürler ve güneşin ışığında gizlenecek şekilde tekrar (yörüngenin başına) dönerler. Buna göre; ‘kaybol-maları’ tekrar dönmeleri, ‘gözükmemeleri’ ise güneşin ışığı altında gizlen-meleri demektir. Bunların bütün yıldızlar olduğu da söylenmiştir; çünkü gündüzün sinip, gözden kaybolmakta; gece ise inlerindeki vahşi hayvanlar misali ortaya çıkmakta, yani yerlerinde doğmaktadırlar.
17. Âyetin Tefsiri
de “Gece çekip gitti.” demektir. Accâc (v. 716) şöyle demiştir:Nihayet o çöl sabahı nefeslenipAydınlanınca ve gecesi açılıp gidince...
’nin “Gece kararmaya yüz tuttu.” anlamına geldiği de söylenmiştir.
18. Âyetin Tefsiri
bah yönelip geldiği vakit, beraberinde bir rahatlık ve hoş bir esinti de gelir. İşte sabah için bu mecazi anlamda bir nefes kılınmış; teneffese’s-subhu denmiştir.
19. Âyetin Tefsiri
20. Âyetin Tefsiri
21. Âyetin Tefsiri
aleyhisselâmın “sözüdür.”“Kuvvetli” ifadesi “‘Kuvveleri son derece sağlam olan ( Cebrâil)’ öğretmiştir ona; deha sahibi...” [Necm 53/5-6] âyetlerindeki gibidir. Mekânın durumu mekân tutanın durumuna göre anlam kazandı-ğı için, Cebrâil’in konumunun ve değerinin azametine delâlet etsin diye; “Arş Sahibi’nin katında” buyrulmuştur. “Orada” tabiri, bahsi geçen mekâ-na, yani “Arş Sahibi’nin katına”işaret etmekte olup bu da Cebrâil’in Al-lah’ın nezdinde bulunduğunu ve mukarreb meleklerin saygı gördüğünü, meleklerin onun emriyle iş tutup onun görüşüne başvurduklarını ortaya koymaktadır. [“Orada” anlamındaki َ ] Cebrâil’in güvenilirliğine tazim ve bu güvenilirliğin onun sayılan sıfatlarının en üstünü olduğunu açıklamak için (“ayrıca / üstelik” anlamında) sümme şeklinde de okunmuştur.
22. Âyetin Tefsiri
lundukları gibi “cinli de değildir.”Bu ifadeler, ikisinin arasında irtibat ku-rulup, iki bahis konusu arasında ölçümleme yaptığında ve “Gerçekten, de-ğerli bir elçinin sözüdür bu; kuvvetli, Arş Sahibi’nin katında itibarlı, orada sözü dinlenen, güvenilir (bir elçinin)...” âyetleriyle “Arkadaşınız da cinli değildir.” âyetini kıyasladığında bu [karşılaştırma], Cebrâil’in (a.s.) yücelik ve üstünlük itibariyle meleklerin fevkinde olduğuna ve konumunun, insan-ların en üstünü olan Muhammed’in (s.a.) konumundan farklı (daha üst konumda) olduğuna delil olarak sana yeter.
23. Âyetin Tefsiri
güneşin en yüksek doğuş noktasında “görmüştür.”
24. Âyetin Tefsiri
[2470] “Ve işte” Cebrail’i görme, kendisine vahiy gelmesi vb. hususlar-la ilgili olarak gaipten haber verdiği şeylere dair maznûn1 değildir o, yani Muhammed. Bu ( ), “töhmet” anlamındaki zunnetten gelmektedir. Ke-lime şeklinde de okunmuş olup bu da cimrilik anlamındaki danndan gelmektedir; yani o, bir kısmını yanında tutup tebliğ etmeyerek yahut ken-disinden öğretilmesi istendiğinde öğretmeyerek vahiy konusunda cimrilik yapmaz. Kelime, İbn Mes‘ûd’un mushafında ظ, Übeyy b. Kâ‘b’ın musha-fında ise ض ile kayıtlıdır. Peygamber (s.a.)her ikisiyle de okumuştur.
] 2471[ harfleri arasındaki farkı sağlam ve güzel bir şekilde ortaya ظ ve ضkoymak gerekir ve bu ikisinin mahreçlerini bilmek, okuyucu için olmazsa olmazlardandır. Arap olmayanların çoğu bu iki harfi birbirinden ayıramaz, ayırsalar bile bu doğru bir ayırım da olmayabilir. Oysa ikisi arasında uzak bir ayrım vardır; zira Dāt’ın mahreci dil kenarının köküyle bunu takip eden, dilin sağ veya sol tarafındaki azı dişleridir. Ömer (r.a.) sağlam ve kurallı bir kimseydi, her iki eliyle de iş görürdü (ihmalkâr değildi). O, Dāt’ı dilinin iki kenarından çıkarırdı. Bu harf iki çene arasından çıkan, açık mahreçli (şecrî) harflerden olup Cîm ve Şîn harflerine kardeştir. Zā’nın mahreci ise dil ucu ve üst ön dişlerin köküdür. Bu harf keskin mahreçli (zevlakî) harflerden biri olup peltek Zel’e ve Peltek Se’ye kardeştir. Bu iki harf aynı olsaydı, bu kelimede iki kıraat olmaz; ilim ve kıraat dağlarından ikisi2 arasında fark bulunmaz; mâna, iştikak ve terkip farklılığı oluşmazdı.
[2472] “Peki,namaz kılan, bu iki harften birini diğerinin yerine koy-sa..?” dersen şöyle derim:O kişi peltek Zel’i Cîm’in, peltek Se’yi de Şın’ın yerine koyan gibi olur; çünkü Dāt ile Zā arasındaki farklılık bunlara kardeş olan harflerin arasındaki farklılık gibidir (yani namazı bâtıl olur)!
25. Âyetin Tefsiri
hırsızlığı yapmaya çalışan bir [cin]in “sözü” ve onların kâhin dostlarına ilet-tikleri fısıldamalar “değildir.”3
26. Âyetin Tefsiri
sunda maznûn/ sanık değildir.” şeklinde olurken, Dād ile okunduğunda (“vahyi sizden kıskanma-makta/esirgememektedir) anlamına gelmektedir. / ed.
2 Ashab-ı Kiram’ın Hz. Ali ile birlikte, Kur’ân kıraatini ve dinî ilimleri en iyi bilen iki ‘dağ’ı; İbn Mes‘ûd ile Übeyy b. Kâ‘b’ın ظ’lı ve ض’lı kıraatleri arasında… / ed.
3 ِ ;kelimesi genelde, “Allah’ın rahmetinden kovulmuş lânetli” şeklinde anlaşılmakta ise de müfessirin رَ“gökten bilgi çalmaya çalışırken semavî şihaplarla vurulan, engellenip kovulan” şeklindeki tefsiri bağla-ma daha uygundur. / ed.
[2474] Bu ifade onlar için bir sapkınlık tespitidir. Tıpkı anayolu terk edip, zor yürüyeceği patika yollara sapan kimseye “Nereye gidiyorsun!” denmesi gibi. Böylece onların hakkı terk edip, bundan bâtıla dönmeleri hususundaki durumları (anayoldan patika yola sapan kimsenin durumuy-la) örneklendirilmiştir.
27. Âyetin Tefsiri
28. Âyetin Tefsiri
“âlemlere”ifadesinden bedel kılınmıştır. Bunun âlemlerden bedel kılınma-sının sebebi, İslâm’a girerek istikamet dileyenlerin, öğütten faydalananların sadece bunlar olmasıdır. Böylece her ne kadar hepsine birden nasihat edil-miş olsa da, onlardan başkasına nasihat edilmemiş gibi olmaktadır.
29. Âyetin Tefsiri
lah’ın tevfik ve keremiyle (dileyebilirsiniz). Yahut “Siz ey istikameti dileme-yenler! Siz onu ancak Allah’ın mecbur kılması ve zorlamasıyla dileyebilir-siniz.”1
[2477] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Kim ize’ş-şemsu kuvvirat sûresini okursa, Allah onu amel defterleri ortaya saçıldığı vakit rüsva ol-maktan korur.”
1 ُ אء ا אءون إ أن א אءون ;cümlesini anlarken, öncelikle و א ifadesinin “fiil-i muzarî nefy-i hâl” olduğuna وdikkat edilmelidir; א kalıbı “yardım etmiyor” demektir. “Yardım etmez” şeklinde genel zamanlı bir anlam kastedebilmek için, denmesi gerekir; yani אءون א ,cümlesi, “dileyemezsiniz” demek değil و“Şu an itibarı ile dilemiyorsunuz!” demektir. İkinci olarak; cümlenin devamındaki َאء َ َ أنْ kalıbının إ Kur’ân’daki kullanımına dikkat edilmelidir. “Ancak, Allah dileyecek olursa başka.” mealindeki bu kalıp, Allah’ın geleceğe dönük edimlerinde daima ‘şu ankinden farklı başka bir şey dileyebileceği’ ihtimalinin bulunduğunu gösterir. Buna göre; bu âyette [ayrıca bkz. Müddessir 74/56; İnsân 76/30’da] Mekke Müş-riklerine hitaben önce; “Bu Kur’ân herkese açık bir öğüttür.” buyrulmakta; “Siz ise dilemiyorsunuz…” den-dikten sonra da şu istisna yapılmaktadır: “Ancak, âlemlerin Rabbi Allah dilerse başka.” Âyette söylenen şudur: Şu an realite o ki hemen hiçbiriniz Kur’ân’dan öğüt almak niyetinde değil! Ama ileride neler ola-cağını hiçbirimiz bilemeyiz; çünkü ‘gelecek’ her tür ihtimale gebedir; âlemlerin -bu arada, insan iradesini etkileyen her tür âmil ve sâikin de- Rabbi bulunan Allah her an başka bir şey dileyebilir ve imana gelebilir-siniz. Gerçekten de bu ifadelerin muhatabı olan hemen bütün müşrikler daha sonra iman etmişlerdir; zira şartlar değişmiştir: İlkin iman edememişlerdi; çünkü müminler genelde zayıftı; güç, itibar vs. tamamen müşriklerin elindeydi. Bu şekilde devam etseydi, yine asla iman etmezlerdi. Ancak ilâhî meşîet müminleri Medine’ye göç ettirerek orada güç ve itibar sahibi kıldı. Güçler karşılıklı olarak birkaç kez sınandı. Bu ara-da, insanların genelinin imana gelmesinin önündeki engeller yani yaklaşık 200 müşrik büyüğü savaşlarda bertaraf edildi; ayrıca İslâm’ın oluşturduğu güvenli, barış dolu huzur ve refah ortamı ve müntesiplerine kattığı değer, sağladığı imkân, güç ve itibar herkes tarafından net bir şekilde görüldü. Ve Mekke’nin ele geçirilmesi ile birlikte müşriklerin yelkenleri suya indi. Mekke’de bir tane bile müşrik kalmadı. / ed.