İbn Kesîr'i Tefsiri
Tekvîr Sûresi — İbn Kesîr'i Tefsiri
(Mekke'de nazil olmuştur.)
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
14. Âyetin Tefsiri
«Güneş durulduğu zaman.» Işığı giderildiği vakit. Dürülme anlamına gelen kelimesi sarılan ve dürülen sarık için kullanılır. Yani güneşin ışığı içine dürülerek kapanır örtülür. Yeryüzüne dağılıp yayılması giderilir... «Yıldızlar döküldüğü zaman» düşüştüğü vakit. «Dağlar yürütüldüğü zaman». Yeryüzünden giderilip uzaklaştırıldığı vakit. Veya bulutun yürütülmesi gibi yürütülüp götürüldüğü vakit. «Gebe develer salıverildiği zaman.» Gebe deve anlamına gelen kelimesi, kelimesinin çoğuludur ve bu, on aylık gebe develer için kullanılır. Sonra bir yıl geçip doğuruncaya kadar yine bu adı alır. Gebe develer salıverildiği, ihmâl edilip sahipleri onlarla uğraşmaz olduğu vakit. Çünkü onlar kendi başlarının dertlerine düşmüşlerdir. Araplar, deve bu şekilde gebeliğinin onuncu ayına geldiğince, —değerli olduğu için— onü İçerde tutar salıvermezlerdi. Bunun dışındaki hayvanları salarlardı.
Daremî Müsned'inin baş taraflarında der ki: Adamın birisi Hz. Peygambere geldi ve: Ey Allah'ın Rasûlü, biz câhiliyet ehli, puta tapan kişilerdik. Çocuklarımızı öldürürdük. Benim bir kızım olmuştu. Çonu-şacak yaşa gelmişti, kendisini çağırdığımda sesini duyunca sevinç dolardım. Bir gün onu çağırdım ve peşime taktım, birlikte yürüdük. Sonunda çok uzak olmayan bir akrabamın kuyusunun başına geldik. Elimle tutup onu kuyuya attım. Ondan hatırladığım son söz: Babacığım, babacığım, çığlığı idi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) ağladı. Ve iki gözünün yaşlannı eliyle sildi. Rasûlullah'ın yanında oturanlardan bir kişi; ey Allah'ın Rasûlü, ona üzüldün mü? dedi. Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Bırak o kendisini meşgul eden şeyi soruyor. Sonra adama; tekrar anlat, dedi, adam anlattı. Rasûlullah (s.a.) ağladı, Öyle ki iki gözünden akan yaşlan sakalından siliyordu. Sonra ona dedi ki: Doğrusu Allah Teâlâ, câhiliyet ehlinin yaptıklarını kaldırmıştır. Sen yeniden amel et.
Araplar kız çocuklarını gömme konusunda çeşitli usûller bulmuşlardı. Kimilerinin kızı altı yaşma basınca annesine; onu güzelleştir ve süsle ki götürüp sahiplerine teslim edeyim, derlerdi. Çölde onun için bir kuyu kazar ve kız çocuğunu onun yanına götürür, ona göğe bak der, arkasından itip kuyuya atar üzerine toprak serperlerdi. Nihayet kuyu toprağın seviyesine gelinceye kadar üstünü doldururlardı.
Bazılarının da karısının doğumu yaklaştığında, bir kuyu kazar ve kuyunun başında beklerdi. Kadın kız çocuğu doğurursa onu kuyuya atardı. Erkek çocuğu doğurursa bırakırdı. Sa'saa İbn Naciye İbn Ikâl —ki Ferezdak'ın dedesidir— câhiliyet devrinde kız çocuklarının gömülmesini ve öldürülmesini yasaklamıştı. Bin tane kız çocuğunu ölümden kurtardığı söylenmiştir. Bundan daha azım da kurtardığı söylenir. Nitekim Ferezdak bundan dolayı şu mısra'larıyla ovunurdu:
«Kız çocuklarının diri diri gömülmesini önleyen de bizdendir
Oydu öldürülen çocuğu diri bırakıp ölümden kurtaran.»
(...)
Ebu Ubeyde rivayet eder ki; bu Sa'saa Temim oğullarından bir hey'-etle birlikte Rasûlullah'ın yanına gelmişti. Câhiliyet döneminde o, kız çocuklarının diri diri gömülmesini yasaklamıştı. Gücü yettiği sürece onun kabilesinden hiç bir kimsenin kız çocuğunu öldürmesine izin vermemişti. İslâm geldiğinde bazı rivayetlere göre dört yüz, bazı rivayetlere göre de üç yüz kız çocuğunun diri diri gömülmesini önlemişti. İslâm gelince peygambere dedi ki: Anam babam sana kurbân olsun, bana tavsiyede bulun. Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Ben, sana anneni, babanı, kız kardeşini, erkek kardeşini ve yakınlarını korumanı tavsiye ederim. O; daha fazlasını, deyince Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: İki çenenle iki bacağının arasını koru. Sonra Rasûlullah (s.a.) ona dedi ki: Bana senin yaptığın bazı şeyler ulaştı. O dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü,. insanların doğru olmayan bir yöne doğru akın akın gittiklerini gördüm. Doğrunun nerede olduğunu da bilmiyordum. Bildiğim yalnızca onların doğru yolda olmadıkları idi. Onların kız çocuklarını diri diri gömdüklerini görüyordum. Rablarının kendilerine bunu emretmediğini anladım ve onları İou davranışlarında serbest bırakmadım. Gücüm yettiğince onlara engel oldum.
Denilir ki: Emevî hükümdarlarından Süleyman İbn Abdülmelik'in huzurunda bir gün şâir Cerîr ile Ferezdâk toplanmışlar. Ve birbirlerine karşı övünmeye başlamışlar. Ferezdâk demiş ki: Ben, ölüleri dirilten adamın oğluyum. Süleyman ona, sen ölüleri dirilten adamın oğlu musun? demiş, de o; dedem kız çocuklarının Öldürülmesine engel olarak onları sağ bırakırdı, demiş. Nitekim Allah Teâlâ da: «Kim de onu diri bırakırsa sanki bütün insanları diriltmiş gibidir.» (Mâide, 32) buyurmuştur. Benim dedem doksan iki kız çocuğunun diri diri gömülmesini Önleyip onları sağ bırakmıştır. Bunun üzerine Süleyman gülmüş ve; doğrusu sen sihrinde derin bilgi sahibisin, der iş. Murtazâ Emâlî'sinde bunu nakleder. (Kâlî, Emâli, II, 190) Kısacası kız çocuğunu diri diri gömmek câhiliyet devrinin en çirkin ve kötü alışkanlıklarından birisiydi ve bu da katılığın, donukluğun ve kötülüğün zirvesini gösteriyordu.
İmâm der ki: Şu katılaşıp taşlaşmış yüreğe bakın ki; günahsız, suçsuz kız çocuklarını fakirlik korkusuyla diri diri öldürmektedir. İslâm araplann kalbine girince; bu katı kalblere nasıl rahmet ve şefkati doldurmuştur? Bu kötü alışkanlığı ortadan kaldırmakla İslâm'ın bütün insanlığa ne büyük bir nimet olduğu görülmektedir.
(...)
Nakledilir ki; Amr İbn Âs, Muâviye'nin huzuruna girdiğinde kızı yanında bulunuyormuş. Ey Muâviye, bu kadın da kim? deyince o: Bu gönül meyvesi, göz çiçeği, burun kokusudur, demiş. Amr İbn Âs demiş ki: At onu yanından. O; niçin? deyince; çünkü düşman doğururlar, uzakları yakınlaştırirlar, kin bırakırlar, buğz yayarlar. Muâviye demiş ki: Ey Amr, böyle deme. Allah'a andolsun ki; onlar gibi hiç bir şey hastalara iyi bakamaz, ölüleri ağırlayamaz, zamana karşı yardımcı olamaz ve hüzün ordularını yok edemez. Sen, öyle dayıları görürsün ki; yeğenleri onlara faydalar vermiştir, öyle babalar da görürsün ki; nesillerini çocukları yüceltmiştir. Bunun üzerine Amr İbn Âs demiş ki: Ey Mûa-viye, senin yanına girdiğimde yeryüzünde kadınlardan daha çok hiç bir şeyden nefret etmezdim. Ama şimdi senin yanından çıkarken, onlardan daha çok hiç bir şeyi sevmiyorum.
Kız çocuğunun doğumunu tebrik için bir yazıda şöyle denilir: Hoş geldin, safa getirdin, kadınların eşsizi, çocukların anası, hısımların çekicisi, tertemiz çocukların sahibi, boylu boslu kızların müjdecisi ve ard arda gelen nesillerin habercisi.
«Eğer kadınlar bizim gördüğümüz gibi olsaydı,
Elbette üstün gelirlerdi erkeklere.
Güneş adının dişi olması ayıp değildir,
Erkek olmak da hilâl için övünç değildir.»
Allah Teâlâ sana onun doğduğu yerde bereketi Öğretir, onun bulunduğu yerde mutluluğu belirtir. Enerjini yenile, dinlenme zırhım kuşan. Dünya dişidir; erkekler ona hizmet ederler ve ona tapınırlar. Toprak dişidir; karada yaşayan canlılar ondan yaratılmışlardır. Soy onunla çoğalır. Gök dişidir; yıldızlar onunla süslenmiş ve delici yıldızlar onunla parlamıştır. Ruh dişidir, bedenlerin ayakta durmasının sebebi ve canlılığın can gücüdür. Hayat dişidir; eğer hayat olmasaydı bedenlere tasarruf edemez; insanlar bilinmezdi. Cennet dişidir ve bu muttakîlere vaadedilen yerdir. Peygamberler oradan nimete erdirilirler. Ne mutlu sana, ne mutlu sana verilene. Allah sana verdiğinin şükrünü müyesser kılsın.
29. Âyetin Tefsiri
«Andolsun sinenlere.» Geri dönenlere. Siz, yıldızı burcun sonunda iken görürsünüz, tekrar başına döndüğünü hatırlarsınız. «Akıp akıp yuvalarına girenlere.» Kaybolup gidenlere. Yaban hayvanı inine girdiğinde bu ta'bîr kullanılır. Denildi ki: Bu yıldızlar Behrâm, Zuhal, Utâ-rid, Zühre ve Müşteri adını alan beş inci yıldızlarıdır ki güneş ve ayla beraber yürürler, nihayet güneşin ışığı altında gizlenip kaybolurlar, sonra geri çıkarlar. Sinmeleri dönmeleridir, yuvalarına girmeleri de güneşin ışığı altında saklanıp gizlenmeleridir. Bütün yıldızlardır da denilmiştir.