KEŞŞÂF TEFSİRİ

Târık Sûresi — KEŞŞÂF TEFSİRİ

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Âyetin Tefsiri

1. Gökyüzüne ve ‘gece ortaya çıkan’a yemin ederim ki…
Bu bölümü tek başına aç →

2. Âyetin Tefsiri

2. -Nereden bileceksin ki nedir ‘gece ortaya çıkan’?
Bu bölümü tek başına aç →

3. Âyetin Tefsiri

3. (Karanlığı) delip geçen yıldız...-
Bu bölümü tek başına aç →

4. Âyetin Tefsiri

karanlığı delip içine nüfuz etmektedir. Tıpkı (parlak yıldıza) karanlığı der’ -yani bertaraf- etmesi sebebiyle durrîun (inci gibi) denmesi gibi. Bu yıldızın tārık (gece ortaya çıkan) sıfatını alması gece ortaya çıkması sebebiyledir. Nitekim geceleyin gelene de tārık denir. Yahut cin cinsini1 dövdüğü -yani vurduğu- için bu sıfatı almıştır. Tārık ile kastedilen yıldızlar veya (şeytanla-rın) taşlandığı yakıcı ışıklar türüdür.

[2601] Şayet“Bir kelimenin bir diğeriyle tercüme edilmesi dışında“Nereden bileceksin ki nedir ‘gece ortaya çıkan’? âyetinin “(Karanlığı) de-lip geçen yıldız...” âyetine benzerliği söz konusu değilken, bunun altında yatan espriyi bana açıklar mısın?” dersen şöyle derim:Cenab-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes, sahip olduğu kudretin şaşırtıcılığının ve hikmetin inceliğinin bilinmesi sebebiyle tazim amaçlı olarak karanlığı delen yıldıza yemin etme-sini ve buna dikkat çekmesini istemiş ve bu sebeple, bu yıldızla onun dışın-dakiler arasında ortaklık arz eden bir sıfat getirmiştir ki o da tārık ifadesidir. Daha sonra, “Nereden bileceksin ki nedir ‘gece ortaya çıkan?’” buyurup, ardından bunu “(Karanlığı) delip geçen yıldız...” diye açıklamıştır. Bütün bunlar o yıldızın durumunun yüceliğini göstermek içindir. Tıpkı “Yoo!.. ‘Yıldız’ların iniş yerlerine yemin ederim ki!.. Bir bilseniz, gerçekten büyük bir yemindir bu.” [Vâkı‘a 56/75-76] buyurduğu gibi.

[2602] Rivayete göre, Ebû Tâlib Peygamber’in (s.a.) yanında bulunu-yorken bir yıldız kaymış ve [gökyüzü] su ve ışıkla dolmuştu. Ebû Tâlib çok telaşlanmış ve “Bu da neyin nesi!?” diye sormuştu. Peygamber (s.a.) de “Bu şeytanların vurulduğu bir yıldızdır; Allah’ın âyetlerinden bir âyettir!” de-yince, Ebû Tâlib taaccüp etmiş ve nihayet bu âyet inmiştir.

1 Mele-i Âlâ’yı dinleyerek gayba dair bilgiler (ç)almak isteyen cin ve şeytanlar. / ed.

[2603] Şayet“Yeminin cevabı nedir?” dersen şöyle derim:א َ ٍ إنْ כ ٌ א א (Herkesin başında mutlaka bir bekçi var.) âyetidir; çünkü ْان şu iki şeyin dışında kalmaz: Ya -א َ ’yı İllâ anlamında- şeddeli okuyana göre olum-suzluk edatıdır ya da א َ sıla olarak şeddesiz (le-mâ) okuyana göre innenin şeddesizi olan ْان’dir; hangisi olursa olsun, yemini karşılayabilecek türdendir.

] 2604[ א (bekçi); kişiyi gözetleyen, kontrol altında tutan demektir ki o da Allah’tır. Tıpkı “Allah her şey üzerinde gözcü bulunuyor!” [Ahzâb 33/52] ve “Allah her şeyi koruyup hakkını vermektedir.” [Nisâ 4/85] âyetlerindeki gibi. א ’ın herkesin amelini kayıt altına alan ve kazandıkları hayır ve şerri zapta geçiren melek olduğu da söylenmiştir. Peygamber’den (s.a.) rivayet edilmiştir ki mümine yüz altmış melek görevlendirilmiştir; bunlar (kötü-lükleri ve belâları) sineğin bal çanağından uzaklaştırılması gibi o mümin-den bertaraf ederler. Eğer kul göz açıp kapayacak kadar kendi nefsinin eline bırakılsaydı, muhakkak şeytanlar onu kapıverirlerdi!

Bu bölümü tek başına aç →

5. Âyetin Tefsiri

5. O hâlde, ‘ne’den yaratıldığına baksın, insan.
Bu bölümü tek başına aç →

6. Âyetin Tefsiri

sıl açıklanabilir?” dersen şöyle derim:Bu bağlantının esprisi şudur: Allah Teâlâ herkesin başında bir bekçi bulunduğuna yer verince, hemen ardından insana kendi durumunun başlangıcına ve ilk yaratılışına bakması tavsiye-sini getirmiştir. Tâ ki bu sayede, onu ilk yaratanın onu tekrar yaratmaya ve yaptıklarının karşılığını vermeye kādir olduğunu bilsin de yaratılışın tekrar-lanacağı ve amellerin karşılık bulacağı bir gün için amel işlesin ve [amellerinin yazıcısı ve] koruyucusuna, âkıbeti itibariyle kendisini sevindirecek ameller-den başkasını yazdırtmasın.

[2606] “Neden yaratıldı[ğına]” ifadesi soru cümlesi olup cevabı “Yaratıldı, fışkıran bir sudan” âyetidir. Defk kendisinde itilmenin mevcut olduğu bir “dökme”dir. دا (ism-i fâ‘ili), defekanın mastarı olan defke nispeti olan [atımlı] anlamına gelmekte olup lâbin (sütlü) ve (hurmalı) kelimelerine benzer. Veya isnad-ı mecazidir (yani atılma işini suyun kendisi yapıyormuş gibi mecazi bir kullanım söz konusudur); zira “atmak” gerçekte o suyun sahibine aittir.

[2607] Âyette (“bir sudan” denmiş olup) “iki sudan” denmemiş olması, yaratılmaya başlanması esnasında her iki suyun rahimde karışıp birleşmesi [ve tek bir su hâlini alması] sebebiyledir.

Bu bölümü tek başına aç →

7. Âyetin Tefsiri

] 2608[ ِ ِ ا َ ِ وَا ْ ِ ا ْ َ ِْ ifadesi “adamın beli ile kadının göğsü arasın-

dan” demek olup terâib gerdanlık bölgesi olan göğüs kemikleridir. İki fetha ile es-salebi ve iki ötre ile es-sulubi şeklinde de okunmuş olup bu kelimenin sulbun, salebunsulubun, sālibun olmak üzere dört söylenişi vardır. Nitekim Accâc (v. 97/716) şöyle demiştir:

Tabaklanmış deriden yapılmış yular misali (ince) böğürlü,Yumuşak kemikli; halhallı ayakları iri (bir kadın)

[2609] Kemik ve sinirin adam; et ve kanınsa kadın tarafından geldiği de söylenmiştir.

Bu bölümü tek başına aç →

8. Âyetin Tefsiri

8. Şüphesiz, onu döndürmeye de kādirdir O,
Bu bölümü tek başına aç →

9. Âyetin Tefsiri

9. bütün sırların yoklanacağı (yani ortaya çıktığı) gün...
Bu bölümü tek başına aç →

10. Âyetin Tefsiri

] 2610[ אدِرٌ َ (Kādirdir.) “O” zamiri, َ ِ ُ (yaratıldı) fiilinin delâletiyle Ya-ratıcı’ya ait olup anlam şöyledir: İnsanı ilk kez bir nutfeden yaratan Allah “onu döndürmeye” -yani özel olarak tekrar diriltmeye- “de kādirdir;” kud-reti apaçıktır; bu ona karışık gelmez ve ondan âciz kalmaz. [ٌאدِر َ ’un nekire oluşu,] tıpkı [Küseyyir’in (v. 105/723)] demesi gibidir.1

Ben (ondan da) fakirim!] 2611[ مَ ْ َ ([Sırların] yoklanacağı gün) zarf cümlesi, ر (‘o’nu

döndürmeye)ifadesiyle nasbolunmuştur. ر’deki zamiri “su”ya ait kılıp, onu çıktığı yere -yani belkemiğine, göğüs kemiklerine veya zeker deliğine- ya-hut ilk durumuna döndürme diye tefsir eden kimse ise zarf tümlecini gizli bir fiil [hatırla] ile nasbetmiş olur.

[2612] “Sırlar”kalplerde bulunan inanç, niyet vb. şeylerin yanı sıra giz-lenen fiiller demektir. Sırların yoklanması ise içyüzünün araştırılıp ortaya çıkarılması ve sırların temizinin pisinden seçilmesidir. Rivayete göre Ha-san-ı Basrî, birini şu şiiri okurken işitince;

Kalbin en ücra derinliklerinde sevgili için, gizli bir aşk yatıyor olacak sırların yoklanacağı gün

Ve’s-semâi ve’t-tārık’tan2 da ne gafilmiş!” demiştir.[2613] “Onun” yani insanın, sayesinde savunma yapacağı “ne” içsel bir

engelleyici “gücü vardır ne de” kendisini müdafaa edecek bir savunmacı “yardımcısı.”1 Yani Allah Teâlâ’nın kemâl-i kudretine delâlet eder. Şiirin tamamı için bkz. YâSîn 36/61’in tefsiri. / çev.2 Yani hesap gününün dehşetinden dolayı, kimsenin kimse ile ilgilenemeyeceği yakıcı gerçeğinden. / ed.

Bu bölümü tek başına aç →

11. Âyetin Tefsiri

11. (Suyu yeryüzüne) geri getiren gök hakkı için!
Bu bölümü tek başına aç →

12. Âyetin Tefsiri

(Gözetleme yapmak için) kale burcunun yükseklerine tırmanmış bulunuyor. (Öylesine yüksek ki), onun o dağ misali zirvesinde; Buluttan başkası, yağmurdan başkası ve buluttan çıkıp henüz yere ulaşmamış olan yağmurdan başkası barınamaz

şiirinde yağmurun evb diye isimlendirilmesi gibi ki (her ikisi de “dönüp tekrarladı” anlamındaki) race‘a ve âbe fiillerinin mastarlarıyla yapılmış bir isimlendirmedir. Şöyle ki Araplar bulutların suyu (buharı) yeryüzünün denizlerinden yüklenip sonra onu tekrar yeryüzüne döndürdüğünü iddia ederlerdi. Yahut onlar [yağmurun tekrar etmesiyle] hayra yormayı kastedip, dö-nüp dönüp tekrarladığı için rec‘ diye isimlendirmişlerdir. Bu yağmurun, rec‘ ismini, Allah yağmuru vakit vakit döndürüp yağdırdığı için aldığı da söylenmiştir. Nitekim Hansâ (r.a.) (v. 24/645) şöyle demiştir:

[Vedalaşma günü akan gözyaşları görürsün]Geceleri yağdıran karanlık buluttaki yağmur misali...

ع .da yerden yarılıp çıkan bitkilerdir ا

Bu bölümü tek başına aç →

13. Âyetin Tefsiri

] 2615[ ٌ .daki zamir Kur’ân’a aittir’إ ْ َ (ayırma/ayrım) kelimesi “hak ile bâtılı birbirinden ayıran” anlamındadır. Tıpkı Kur’ân’a [ayıran anlamında] furkān dendiği gibi.1

Bu bölümü tek başına aç →

14. Âyetin Tefsiri

şey yoktur. Onun hakkı, Allah’ın vasfettiği şekilde gönüllerde heybetli ve kalplerde azametli olmasıdır. Öyle bir şekilde ki okuyucusu ve dinleyicisi onun sayesinde lâtife ile hemhâl olmaktan ve şakadan zevk almaktan uzak duracak; göklerin azametli, kudretli hâkiminin kendisini muhatap alıp, emir ve yasaklar uyguladığı, cennet vaat edip, cehennemle korkuttuğu dü-şüncesini zihnine yerleştirecektir. Hatta korku ve endişe sarmalına düşmese dahi ona en yaraşan durum ciddi olup şaka etmemesidir. Nitekim; “Ağla-yacağınıza gülüyorsunuz!.. Bir de kafa tutuyorsunuz!” [Necm 53/60-61] ve “Yaygara koparın!”2 [Fussilet 41/26] sözleriyle Allah, müşrikleri kınamaktadır.1 Yani Kur’ân’ın söz konusu özelliği bir ism-i fâ‘il kalıbıyla değil, daha mübalağalı olarak masdar ile ifade

edilmiştir. / ed. 2 Âyetin tamamı şöyledir: “Nankörce inkâr edenler; ‘Şu Kur’ân’ı dinlemeyin! Okunurken yaygara kopa-

Bu bölümü tek başına aç →

15. Âyetin Tefsiri

15. Sağlam tuzaklar kuruyorlar!..
Bu bölümü tek başına aç →

16. Âyetin Tefsiri

] 2617[ yani Mekkeliler, Allah’ın dinini hükümsüz kılma ve hakkın إışığını söndürme hususunda hilebazlıklar yapıyorlar! Ama ben de -onları yavaş yavaş felakete sürükleyerek ve onları cezalandırmak için belirlediğim günü bekleyerek- onlara tuzağımla karşılık veriyorum!..

Bu bölümü tek başına aç →

17. Âyetin Tefsiri

[2618] “Dolayısıyla, mühlet ver sen bu inkârcı nankörlere;” yani helâk olmaları için dua etme; bu konuda acele etme, azıcık bir mühlet tanı; “ken-di hâllerine bırak onları!”

[2619] Allah Teâlâ burada, Peygamber’i fazlasıyla teskin etmek ve gü-zelce sabretmesini sağlamak için [aynı anlamda] iki farklı lafız1 getirmiş ol-maktadır.

[2620] Peygamber’den (s.a.) nakledilmiştir ki: “Her kim Tārık sûresini okursa Allah ona gökteki her bir yıldız adedince onar sevap verir.”

rın, belki bastırırsınız [onu]!..’ demekteler!” / ed.1 Yani م ه ل kökünü bir tef‘îlden, bir if‘âlden getirerek. / ed.

Bu bölümü tek başına aç →